,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
MURİS MUVAZAASI TAPU İPTALİ - YARGITAY KARARI / 04-03-2014
MURİS MUVAZAASI • TAPU İPTALİ 
ÖZET: Muris muvazaasına dayalı tapu iptal davalarında, miras bırakanın çekişmeli taşınmazın dışında taşınmazının  bulunup bulunmadığının araştırılması banka kayıtlarının getirilmesi gerekir.

Y. 1. HD E: 2010/3926 K: 2010/7011 T: 15.06.2010

Taraflar arasında görülen davada; Davacı, ortak miras bırakan H’nin 388 ada 3 parsel sayılı taşınmazın çıplak mülkiyetini davalı kızına ve intifa hakkını ise eşi F’ye 24.07.1992 tarihinde ve satış suretiyle temlik ettiğini, ancak yapılan işlemin kendisinden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürüp, tapu iptali ve tescil isteğinde -bulunmuştur.

Davalı, çekişmeli taşınmazın temlikinin rayiç bedeli ödenerek yapılmışgerçek bir satış olduğunu, iddiaların doğru olmadığını belirtip, davanın Reddini Savunmuştur. Mahkemece, muvazaa olgusu sabit görülerek davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, taraflarca süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşmagünü olarak saptanan, 15.06.2010 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz Eden asil S C ve vekili A C Y davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiğİ ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten  sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi,  iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi S T tarafından düzenlenen rapor  okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR

Dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların ortak miras bırakanı HC’nin çekişme konusu 388 ada 3 parsel sayılı taşınmazının 2/3 tam ve 1/3 çıplak 174 mülkiyetini 24.7.1992 tarihinde ve satış suretiyle davalıya temlik ettiği, aynı akitle 1/3 payının intifa hakkını da eşi F’ye devrettiği, bilahare F lehine olan intifa hakkının 10.05.2002 tarihinde terkin edildiği anlaşılmaktadır.

Davacı, miras bırakanın yapmış olduğu temlikin kendisinden mal kaçırma  amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme Kararı’nda açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanun’un 706, Borçlar Kanunu’nun 213 ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru  bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır.

Öte yandan miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoş görü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı?, yoksa mal kaçırma amacının mı?, üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.

Somut olayda; miras bırakanın çekişmeli taşınmaz dışında başkaca  taşınmazları olup olmadığı araştırılmadığı gibi, davalı yanın savunmasında belirttiği banka kayıtları da getirtilip, incelenmemiş olup, mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve soruşturmanın hükme yeterli olduğu söylenemez.

Öte yandan kabul tarzı itibariyle de, HUMK’un 247. maddesi kapsamına girmeyen tanıklara yemin ihtaratı yapıldığı halde, dinlenmelerinden sonra yeminleri eda ettirilmediği gibi, tanık F’ye yemin ihtaratı da yapılmamıştır. Ayrıca, davalı tarafından sunulan3.4.2009 tarihli tutanaktır başlıklı belgede imzası bulunan tanıklardan da bu belge konusunda bilgi alınmamıştır.

Hal böyle olunca, yukarıda belirlenen ilkeler doğrultusunda soruşturma, araştırma ve incelemenin noksansız tamamlanması, miras bırakanın başkaca taşınmazlarının, banka hesaplarının araştırılması, çekişmeli taşınmazın akit tarihindeki gerçek değeri  ile satış bedeli arısında fark olup olmadığının tereddüt uyandırmayacak şekilde tespit edilmesi, taraf tanıklarının usulüne uygun dinlenilmesi, toplanmış ve toplanacak deliller doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturmayla yetinilerek, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Tarafların temyiz itirazların kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HMUK Md428. gereğince BOZULMASINA 15.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 
Bugün Tekil: 344 Bugün Çoğul: 969 Dün Tekil: 698 Toplam Tekil: 1584615 Toplam Çoğul: 3933134
        Dataişlem