,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
TEHİRİ İCRA KARARI ALIP DOSYAYA İBRAZ ETMEYEN BORÇLU KENDİ EYLEMİNDE OLUŞAN ZARARA KATLANMAK ZORUNDADIR. / 21-02-2015
 TEHİRİ İCRA KARARI ALIP DOSYAYA İBRAZ ETMEYEN BORÇLU KENDİ EYLEMİNDE OLUŞAN ZARARA KATLANMAK ZORUNDADIR.

T.C

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

ESAS:2011/11-367

KARAR:2011/439

KARAR TARİHİ:22.6.2011

Tehiri icra talebinde bulunduğu halde Yargıtay`dan tehiri icra kararı alıp, icra dosyasına ibraz etmemesi nedeniyle kusurlu davranarak zararına sebebiyet veren kimsenin, kendi eylemi ile oluşan zararını diğer kimseden isteyemeyeceği, kendi kusurlu eylemi ile oluşan zararına katlanmak zorunda olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.

Ancak, alacaklının icra prosedürü içinde aldığı parayı, icra dosyasına yatırmakla yükümlü olduğu tarihten sonra iade etmesi halinde, geç kaldığı dönem itibariyle kusurlu olduğu ve bu döneme ait zararın alacaklıdan istenebileceği de kabul edilmelidir.

Somut olayda itirazın iptaline dair kararı tehiri icra talepli olarak temyiz eden davacı banka, Yargıtay`dan tehiri icra kararı alıp, icra dosyasına ibraz etmemiştir. Takip dosyası içinde Yargıtay’ca verilmiş bir tehiri icra kararına rastlanılmamıştır.

Tehiri icra kararını almayan veya alıp ta takip dosyasına ibraz etmeyen, kusurlu davranarak zararın oluşmasına sebebiyet veren davacı banka, kendi eylemi ile oluşan zarara katlanmak durumundadır.

Mahkemece, davalının hükmün infazı sırasında tahsil ettiği parayı İİK.`nun 40/2. maddesi uyarınca icranın eski hale iade prosedürü içinde muhtıranın kendisine tebliğ edildiği gün icra dosyasına yatırdığının kabulü ile davanın reddedilmesi usul ve yasaya uygun olup, direnme kararı yerindedir.

Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 14.4.2006 gün ve 2005/135 Esas – 2006/103 sayılı Kararın incelenmesi davacı/banka vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 9.11.2009 gün ve 2008/7414 E. –2009/11618 K. sayılı ilamı;

(…Davacı vekili, müvekkili bankaya ait, keşidecisi ........., cirantası ............. olan 425.000.000.- TL. bedelli çekin, davalı tarafından bankaya ibrazında sahte olduğu anlaşıldığından karşılığının ödenmediğini, bunun üzerine davalının asıl borçlulara başvurmadan müvekkili banka aleyhine takip başlattığını, itiraz üzerine takibin durduğunu, Antalya 6. AHM.’nin 1999/476 E. – 2000/660 K. sayılı itirazın iptali davasında itirazın iptali ve takibin devamına karar verildiğini, bunun üzerine müvekkili bankanın iş bu kararı tehiri icra talepli olarak temyiz ettiğini ancak bu arada icra dosyasına depo edilen 1.500.000.000.- TL.’lik teminat mektubunun 2.2.2001 tarihinde nakde çevrilerek tahsil edildiğini, temyiz edilen kararının Yargıtay’ca bozulduğunu,

Bozmaya uyularak mahkemece davanın reddine karar verildiğini, bu aşamada icranın eski haline iadesi prosedürü içinde davalının çektiği bedelin iadesi için muhtıra çıkartılarak 1.150.000.000.- TL.’nin iadesinin istendiğini ve 15.7.2004 tarihinde bu paranın icradan alındığını, paranın icra dairesinden çekildiği 2.2.2001 tarihinden geri aldıkları 15.7.2004 tarihine kadar geçen 3 yıl 5 ay 13 günlük sürede müvekkili bankanın bu parayı en uygun şekilde değerlendirebilecek iken faiz getirisinden mahrum kaldığını, zararın 12.450.000.000.- TL. olduğunu ileri sürerek, bu meblağın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile tahsilini talep etmiş, ıslahla taleplerini 7.873.44.- YTL.’ye indirmiştir.

Davalı, davaya yanıt vermemiştir.

Mahkemece, iddia savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, itirazın iptaline dair Antalya 6. AHM.’sinden verilen ilk kararın tehiri icra talepli olarak temyiz edildiği, Yargıtay’dan tehiri icra kararı alınıp icra dosyasına ibraz edilmediği, Yargıtay İçtihatlarında da vurgulandığı üzere tehiri icra kararını almayan veya alıp da takip dosyasına ibraz etmeyen kusurlu davranarak zararın oluşmasına sebebiyet veren davalı bankanın kendi eylemi ile olan zarara katlanmak durumunda olduğu, ayrıca İİK.’nun 40/2. maddesi uyarınca, hükmün infazı sırasında tahsil ettiği parayı bozmaya uyularak verilen hükmün kesinleştiği tarihe kadar elinde tutma yetkisine sahip olan davalıya herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Davacı vekili dava dilekçesinde davalının haksız tahsil edip 3,5 yıl elinde tuttuğu 1.150.000.000.- TL.`nin getirisinden müvekkilinin yoksun kaldığını ve müvekkilinin 12.450.000.000.- TL. kazanç kaybı olduğunu ileri sürerek, dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş ise de mahkemece, her ne kadar davacı banka tarafından Yargıtay’dan tehiri icra kararı alınıp icra dosyasına ibraz edilmeyerek, kusurlu davranılarak zararın oluşmasına sebebiyet verildiği ve kendi eylemi ile olan zarara katlanmak durumunda olduğu, ayrıca İİK.’nun 40/2. maddesi uyarınca, hükmün infazı sırasında tahsil ettiği parayı bozmaya uyularak verilen hükmün kesinleştiği tarihe kadar elinde tutma yetkisine sahip olan davalıya herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Ancak, Antalya 6. AHM.’nin 1999/476 E. – 2000/660 K. sayılı itirazın iptali davasında itirazın iptali ve takibin devamına ilişkin kararının Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 20.2.2001 tarih ve 2000/537 E. ve 2001/1382 K. sayılı ilamı bozulması ve mahkemenin bu bozma ilamına uyarak itirazın iptali davasının reddine karar vermesi ve bu kararın Yargıtay incelemesinden geçerek onanması üzerine davalı ..............’ın haksız olduğu, davacı bankanın ise zararının doğduğu anlaşılmıştır. Davalı ............., davacı banka aleyhine yaptığı icra takibi çerçevesinde icra dosyasına depo edilen teminat mektubunu nakde çevirerek tahsil etmiş, hükmün bilahare temyizen bozulması üzerine, davacının talebiyle icra dosyasına İİK.’nun 40/1-II. maddesinde öngörülen icranın eski hale iadesi prosedürü içinde haksız tahsil ettiği parayı iade etmiştir. Davacı bankanın, takip alacaklısı olan davalıya ödediği paradan bir süre yoksun kalmasından doğan zararını davalıdan isteyebileceği hususu nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:

Dava, alacak istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalının haksız tahsil edip üç yıl altı ay elinde tuttuğu 1.150,00.- TL.`nin getirisinden müvekkilinin yoksun kaldığını ve müvekkilinin 12.450,00.- TL. kazanç kaybı olduğunu ileri sürerek, bu miktarın dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.

Davalı, davaya cevap vermemiştir.

Yerel Mahkemece, davanın reddine karar dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine,

Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararını, davacı/banka vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı/alacaklı tarafından davacı/borçlu banka hakkında yapılan icra takibi sırasında paraya çevrilen teminat mektubunun 2004 sayılı İcra İflas Kanunu (İİK.)`nun 40/2. maddesi uyarınca icranın eski hale iade prosedürü içinde davacıya iadesinin sağlanması karşısında davacının söz konusu parayı kullanamaması nedeniyle meydana gelen zarardan, davalının sorumluğunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “Fazla Verilen Paranın Geri Alınması” başlıklı 361. maddesi,

“İcra dairelerince borçludan fazla para tahsil olunarak alacaklıya verildiği yahut yanlışlıkla bir tarafa para tediye olunduğu hesap neticesinde anlaşılırsa verilen para ayrıca hükme hacet kalmaksızın o kimseden geri alınır” şeklinde emredici bir düzenlemeyi içermektedir.

Belirtilmelidir ki; 361. madde hükmü, ilamlı veya ilamsız tüm icra takiplerinde, her ne sebeple olursa olsun, borçludan fazla para tahsil edilen her durumda uygulama yeri ve alanı bulan, özel bir hükümdür (Yargıtay HGK.`nun 24.6.2009 gün ve 2009/17-242 E. – 2009/290 K.sayılı ilamı).

Aynı Kanunun “İcranın İadesi” başlıklı 40/2. maddesi,

“bir ilâm hükmü icra edildikten sonra bölge adliye mahkemesince kaldırılır veya yeniden esas hakkında karar verilir ya da Yargıtayca bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski hâline iade olunur”. hükmünü içermektedir.

Açıktır ki, burada, icra müdürüne kanun tarafından verilmiş, özel bir görev ve daha da önemlisi cebri icra gücünün kullanılması kapsamındaki bir yetki söz konusudur.

İcra Müdürü, dayanağı ve şekli ne olursa olsun, girişilmiş bir icra takibinde, borçludan tahsil edilen paranın, tahsili gerekenden daha fazla olduğunu hesap sonucunda belirlediği durumlarda, cebri icra gücünü kullanarak, fazla tahsilatı borçluya geri verecektir.

Tehir-i icra talebinde bulunulmaması nedeniyle, alacaklının icra takibine devam etmesi ve icra dosyasına yatırılan parayı tahsil etmesi, yasadan kaynaklanan hakkın kullanılması olarak kabul edilmelidir. Tüm bu işlemlerden dolayı alacaklıya kusur izafe edilemeyeceği de açıktır.

Tehiri icra talebinde bulunduğu halde Yargıtay`dan tehiri icra kararı alıp, icra dosyasına ibraz etmemesi nedeniyle kusurlu davranarak zararına sebebiyet veren kimsenin, kendi eylemi ile oluşan zararını diğer kimseden isteyemeyeceği, kendi kusurlu eylemi ile oluşan zararına katlanmak zorunda olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.

Ancak, alacaklının icra prosedürü içinde aldığı parayı, icra dosyasına yatırmakla yükümlü olduğu tarihten sonra iade etmesi halinde, geç kaldığı dönem itibariyle kusurlu olduğu ve bu döneme ait zararın alacaklıdan istenebileceği de kabul edilmelidir.

Şu hale göre, İİK.`nun 40/2. maddesi gereğince paranın icra dosyasına iade edilmesi konusunda icra dairesince gönderilen muhtıradaki son gün itibariyle paranın iade edilmesi gerektiği, bu tarihten sonra iade edilmesi durumunda, geç kalınan dönem için zararın oluştuğunun kabulü gerekir.

Somut olayda itirazın iptaline dair kararı tehiri icra talepli olarak temyiz eden davacı banka, Yargıtay`dan tehiri icra kararı alıp, icra dosyasına ibraz etmemiştir. Takip dosyası içinde Yargıtay’ca verilmiş bir tehiri icra kararına rastlanılmamıştır.

Yukarıda vurgulandığı üzere, tehiri icra kararını almayan veya alıp ta takip dosyasına ibraz etmeyen, kusurlu davranarak zararın oluşmasına sebebiyet veren davacı banka, kendi eylemi ile oluşan zarara katlanmak durumundadır.

Diğer taraftan, İİK.`nun 40/2. madde hükmü gereğince, davalı/alacaklı hükmün infazı sırasında tahsil ettiği parayı bozmaya uyularak verilen hükmün kesinleştiği tarihe ve hatta kendisine çıkartılan muhtırada verilen sürenin sonuna kadar elinde tutma yetkisine sahip olduğundan, bu sürenin sonuna kadar temerrüt durumu da söz konusu olmayacaktır.

Davalının haksız icra takibi yaptığı düşünülse dahi, söz konusu parayı mahkeme kararına dayanarak tahsil ettiğinden yasadan kaynaklanan hakkını kullanmış olması nedeniyle, davalıya herhangi bir kusur izafe etmek de mümkün değildir.

Şu durumda mahkemece, davalının hükmün infazı sırasında tahsil ettiği parayı İİK.`nun 40/2. maddesi uyarınca icranın eski hale iade prosedürü içinde muhtıranın kendisine tebliğ edildiği gün icra dosyasına yatırdığının kabulü ile davanın reddedilmesi usul ve yasaya uygun olup, direnme kararı yerindedir.

Bu nedenle, direnme kararı onanmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının ONANMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.

 
Bugün Tekil: 84 Bugün Çoğul: 265 Dün Tekil: 547 Toplam Tekil: 1640723 Toplam Çoğul: 4058790
        Dataişlem