,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
HUKUKİ AÇIDAN FAİZ / 18-03-2013
 HUKUKİ AÇIDAN FAİZ

1. KAVRAM

      Faiz (en.interest; kar, getiri, nema, ürem)  en basit anlamıyla "paranın fiyatı" demektir.Ekonomi bilimince faizin tanımı "Ödünç olarak verilen paranın kira karşılığı; kapitalizme göre üretim faktörlerinden biri olan sermayeyi belirli bir dönemde kullanmanın bedeli." şeklinde yapılmaktadır.

     Hukuki anlamda faiz, alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni "semere(getiri)" veya "ivaz(karşılık)"dır.

      Ayrıca alacaklının zararını karşılama işlevi olan, edimini taahhüdüne uygun biçimde süresinde; ödeme zamanı gelen borcunu vadesinde ödemeyen borçlunun, bu süreden yararlanmış olma sonucu alacaklı lehine doğan nakdî bir ödentidir. Kaynağı, asıl alacağın kaynağını oluşturan, hukukî işlem, hukukî fiil veya kanundur. Asıl alacağa bağlı olarak doğan fer´i bir haktır. Yani faiz asıl borçtan doğar, onun hukuki geçerliliğine bağlıdır.Asıl borç geçersiz veya ölü doğmuşsa faizi de söz konusu olamaz. Doğumu ve varlığı, kural olarak asıl alacağın doğumuna ve varlığına bağlı olduğundan, asıl alacak ile birlikte sona erer.

    Türk Borçlar Kanun´unun (BK)´nın  113. Maddesine göre asıl alacak tahsil edilirken faiz hakkı saklı tutulmamışsa artık faiz talep edilemez.Ayrıca faize hükmedilebilmesi için "talep" gerekir, hakim resen faize hükmedemez.

   Genel olarak  Faiz;  Kapital(Sermaye) Faizi ve Temerrüt (Gecikme) Faizi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır:

    Kapital(Sermaye) Faizi, belirli bir para tutarını talep hakkına sahip alacaklının  bu paradan belirli bir süre yoksun kalması nedeniyle borcun vadesine dek ödenen karşılığı ifade eder.     Anamal faizine BK. 104/1 gereğince icraya veya mahkemeye başvurulmasından itibaren yeniden faiz yürütülebilir

    Temerrüt(Gecikme) Faizi ise para borcunu vadesinde (ödenmesi gereken  zamanda) ödemeyerek temerrüte(direnim) düşen  borçlunun ödemesi gereken bedeldir. Bu çalışmada adı geçen  faiz olgusundan anlaşılması gereken temerrüt faizidir.Temerrüt faizine yeniden faiz yürütülemez.Türk Ticaret Kanunundaki(TTK)  istisnalar bakidir.

     Buna ek olarak, yasal bir temeli olmamasına  rağmen uygulama ve doktrinde kabul edilmiş bir faiz türü olan "Tazminat Faizi"nden de bahsetmek gerekir. Esas olarak haksız fiil sorumluluğu sonucunda doğar ve bir miktar para alacağı  olarak ifade edilen tazminat ödeme borcuna  zararın gerçekleştiği tarihten itibaren yürütülen bir nevi faizdir.Tazminat faizinin ihtara gerek olmadan doğduğu ve  haksız fiilin ika  anında borçlunun mütemerrit hale geldiği,  bu nedenle bunun temerrüt faizinin haksız fiillerde uygulanan bir türü olduğunu  savunan  fikre  karşılık, borçlunun fiil oluştuğu sırada borcun miktarını bilemeyeceği ve ayrıca bu konuda yasal boşluğun mevcut olması sebebiyle  sermaye faizine benzetilmesi gerektiği de tartışılmaktadır. Uygulamada haksız fiilden doğan tazminat davalarında fiilin ika tarihinden itibaren faiz talep edildiği görülmektedir.

2.BENZER KURUMLAR:

a. Gecikme Zammı:

   Gecikme zammı, bir tür gecikme tazminatıdır ve alacağın vadesinde ödenmemesi halinde uygulanan medeni bir cezadır .Gecikme zammına faiz yürütülebileceğine dair kararlar olduğu gibi aksini ifade eden kararlar da bulunmaktadır.(21. Hukuk Dairesi 2001/4373 E. , 2001/4633 K.,  11.06.2001. )Aslen şu an itibariyle gecikme zammı kamu alacaklarına uygulanan bir nevi temerrüt faizi şeklinde uygulanmaktadır.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Kurulunun 22.11.1991 tarih ve 1990/5, E. 1991/ 4 K. Sayılı tartışmalı  kararında gecikme zammının iflasın açılmasından sonra dahi işleyeceğine hükmedilmiştir.İlgili kararın karşı oylarında gecikme zammının faiz niteliği üzerinde durulmuştur.Yakın tarihli bir kararında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, SSK´nın alacağı olan ve vadesinde ödenmemiş olan prim tutarlarına uygulanan gecikme zammına ayrıca temerrüt faizi uygulanamayacağına hükmetmiştir.

  Öcal´a göre "Bazı Kanunlarda gecikme zammı ile gecikme faizi arasında benzerlik varsa da, gecikme zammı gecikme faizi değildir. Gecikme zammında da bir para borcunun geç ödenmesi bahis konusudur. Bu zam bir hukuki muamele ile kabul edilmişse, cezai şart mahiyetinde olur. Fakat böyle bir kayıt kanun tarafından kabul edilirse cezai şart bahis konusu olamayacağından buna gecikme zammı tabirini kullanıyoruz. Gecikme zammında bir zaman unsuru bulunmadığından faiz karakteri yoktur. Gecikme faizi talebinde bulunabilmek için borçluyu temerrüde düşürmek gerektiği halde, gecikme zammında buna lüzum yoktur".

b. Vade Farkı:

   Vade farkı, yasal düzenlemeler kapsamında tanımlanmış ve kabul edilmiş bir kavram değildir. Son yıllarda ülkenin içinde bulunduğu enflasyonist ortam nedeniyle yargı kararları ile ortaya çıkmış olup, para borcunun ifasındaki gecikmeden zarar gören alacaklıyı koruma amacını taşımaktadır. Bu nedenle de gerek tanımı gerek uygulanması konusunda yargısal uygulamada ve doktrinde görüş ayrılıklarına konu olmaktadır. Uygulamada sözleşmelere ve faturalara "alacağın belli bir zamanda ödenmesi halinde belli bir oranda vade farkı alınacağı" kaydı konulmak suretiyle hayata geçirilmektedir.Vade farkı, veresiye veya taksitle satışlarda ilk satış bedeline yani semen´e belirli oranlarda yapılan ilavedir.Başka bir anlatımla mal ve hizmet satım sözleşmesinde kararlaştırılan veya ticari teamüllere göre vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihindeki mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmak suretiyle semen´in ulaştığı miktarı ifade ettiği kabul edilmiştir.  Vade farkı alacaklının gecikmeden kaynaklanan zararını karşılamayı amaçlar. Ne var ki,temerrüt faizinde olduğu gibi alacaklının uğradığı zararı telâfi eder fonksiyonu ile temerrüt faizine benzerlik göstermekte ise de,vade farkı hem kendine özgü yapısı hem de temerrüt faizi sözleşme ile başka bir usul kararlaştırılmış değilse borçlunun temerrüde düşmesi tarihinden başlayacağı halde;vade farkı vadeden itibaren başlar. O nedenle birbirlerinden ayrı hukuki statüye tabidirler.

    Vade farkını tazminat olarak nitelendirebilmemiz için,borçlunun mütemerrit durumda olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bir başka değişle,alacaklının geç ödeme dolayısıyla tazminat talep edebilmesi için,borçlunun temerrüde düşmüş olması şarttır.(B,K,106) Bu durumda vade farkı geçmiş günler faizi niteliği kazanır. Aslen, vade farkı ,mal veya hizmet bedelinin geç ödenmesi dolayısıyla uğranılan zararın karşılanması anlamında geçmiş günler faizi değil,(temerrüt faizi yasal tazminattır) bir faiz geliridir.

c. Cezai Şart:

     Borçlunun, asıl borcunu hiç veya gereğince yerine getirmediği  halde alacaklıya karşı önceden ifa etmeyi yüklendiği edime cezai şart denir.Yargıtay uygulamalarında cezai şart, "geçerli bir borcun yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesi ya da belli yerde, belli zamanda yerine getirilmemesi durumunda, borçlunun ödemesi gereken ve malca değeri olup,bir hukuki işlemde belli edilen götürü edimdir", şeklinde tanımlamaktadır.Ekinci´ye göre  "Cezai şart öyle bir edimdir ki;onunla borçlu, alacaklıya karşı asıl borcunu tam ve eksiksiz olarak zamanında ve yerinde ifa etmemesi halinde belli bir ifada bulunmayı yükümlenir yada borçlu kararlaştırılan bedeli ödeyerek sözleşmeden dönme hakkı kazanır."

    Cezai şartın talep edilebilmesi için alacaklının zarar gördüğünü ispat etmesi gerekmez.Borca aykırılık davalarında ispat yükü davalıda (borçluda) olduğu için bu kurumun daha çok  alacaklının haklarını korumaya yönelik olduğunu söylemek gerekir.Buna rağmen eğer somut olayda fahiş ve hakkani olmayan bir cezai şart kararlaştırılmışsa BK. 161 gereğince borçlu hakimden cezai şartın indirilmesini isteyebilir.Ticaret kanunundaki konuyla ilgili hükümler saklıdır. Eğer alacaklının borca aykırılıktan doğan ve  cezai şart miktarını aşan bir zararı varsa bunun tahsili için aşkın zararın ayrıca ispatlanması gerekir.

     BK´ na göre (Md.158 vd) 3 çeşit cezai şart vardır: Seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve dönme cezai şartı.Aksi sözleşmede belirtilmemişse, kural olarak kesin vadeli  borçlarda cezai şartın ifaya eklenen cezai şart olduğu kabul edilir.(BK 158/2)Diğer bir deyişle, bu durumda alacaklı hem sözleşmesel  edimi hem de cezai şartı talep edebilir.Diğer borçlarda ceza şartın seçimlik olduğuna dair BK  m. 158/1 de  yasal bir karine kabul edilmiştir.Yine, eğer sözleşmede cezai şartın nevi konusunda açık bir hüküm yoksa borçlu bu cezai şartın "dönme cezai şartı" olduğunu ispat ederek salt  cezai bedelin ifasıyla borçtan kurtulabilir. Cezai şart, asıl alacakla birlikte muaccel olabilen ve bağımsız bir nitelik kazanabilen,asıl alacakla birlikte,temerrüt veya ihtar ve ihbar şartı aranmaksızın istenebilen,ve temerrüt tarihinden itibaren faiz yürütülebilen bir alacak  türüdür.Cezai şart eğer ana borç hiçbir koşul ileri sürülmeden kabul edilmişse artık istenemez, bu anlamda cezai şart feri bir nitelik göstermektedir.Belirtmek gerekir ki, gecikme zammı yasa ile kabul edildiği halde, cezai şart  hukuki işleme dayanır.Para borcunun ödenmemesi veya eksik veya geç ödenmesi halleri için cezai şart yanında ayrıca temerrüt faizi ödenmesi öngörülebilir.Bu nedenle eğer  sözleşmede yer alıyorsa borçludan hem faiz hem de cezai şart talep edilebilir

    Faiz ile cezai şart birbirinden farklı şeylerdir. Zararın faiz ile karşılandığından bahisle cezai şartın istenemeyeceği gerekçesiyle hüküm kurulmasını Yüksek Mahkeme yasaya aykırı bulmaktadır.

d. Munzam Zarar

     BK.nın 105 M. : "Alacaklının düçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir" şeklindedir.

    Buna göre munzam zarar kusura dayanan temerrüdün hukuki bir sonucudur ve  borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı,  alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür.B.K. 105, kaynağı ne olursa olsun, temerrüt faiz yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir.Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, nedensiz zenginleşme, kanun, vekaletsiz işgörme olabilir.

     Munzam zarar alacağı asıl alacaktan bağımsız nitelikte yalnız şarta bağlı  bir edim doğurur.Buradaki ön şart asıl borcun ifasında borçlunun temerrüte düşmüş olmasıdır.Bu bedel, asıl borcun "temerrüt"’e  düşmüş olduğu günden itibaren 10 yıl içinde ayrı bir dava ile talep edilebilir; ayrıca ihtirazi kayıt dermeyan edilmesine veya hakların saklı tutulmasına gerek yoktur.Bu açıdan munzam zarar temerrüt faizinden ayrılmaktadır.

    Munzam zarar enflasyonist bir ekonomiye sahip ülkelerde alacağını zamanında alamayan ve bu nedenle bu gecikme nedeniyle temerrüt faizi uygulandığı halde zararı karşılanmayan kişiler için getirilmiş bir olanaktır.Bu anlamda munzam zararın temerrüt faiziyle benzer bir gayesi olduğu akla gelebilir.Ve fakat, kanun koyucu munzam zarar sorumluğunu kusur ve zarara dayandırmıştır.Diğer bir deyişle, munzam zarar alacaklısının borca aykırılıktan doğan zararını ve borçlunun fiiliyle doğan zarar arasındaki nedensellik bağını  ispat etmesi gerekecektir.

    Fakat,  alıntıladığımız YHGK kararında bahsi geçen işbu ispat külfetinin ülkemiz gibi hiperenflasyonist karakterli ekonomik yapıya sahip bir ülkede ağır olamayacağını, zira davacı munzam zarar alacaklısının  Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMUK) M. 238/2 fıkrası çerçevesinde herkesçe bilinen ekonomik gerçeklerin "maruf ve meşhur" olaylar olması sebebiyle ayrıca ispatlanmasının gerekmeyeceği, bu anlamda artık davalı borçlunun temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu ve kendi fiili ile oluştuğu iddia edilen zarar arasında sebep-sonuç ilişkisi olmadığını kanıtlamadığı taktirde davanın kabul edilmesi gerekeceğini belirterek munzam zarar kurumunun uygulanabilirliğini artırmıştır.Yine de, konuyla ilgili içtihatta  istikrar olmadığı bir gerçektir;  munzam zararla ilgili Yargıtay dairelerinin farklı kararlarının bulunması nedeniyle  bu yargısal ayrıklığın giderilmesi için talep edilen İçtihatta birlik kararının,  konunun her somut olayda farklı değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle çıkmadığının belirtilmesi gerekir 

e. Gecikme Tazminatı

    BK. M. 102/1 de düzenlenmiş olan gecikme tazminatı, alacaklının borcun geç ifa edilmesi sebebiyle uğramış olduğu zararın karşılığı bedeldir.Bu bedel, alacaklının malvarlığının, borcun ifasının vadesinde gerçekleşmemiş olması sebebiyle vadesinde ifa edilmiş olsaydı arz edeceği farklılığa tekabül eder.Buradaki zarar "müspet (olumlu) zarar" dır.

   Gecikme tazminatı da munzam zarar gibi asıl borcun temerrüte düşmüş olası ön şartına bağlı bağımsız bir alacaktır.Bu şart gerçekleşmişse artık gecikme tazminatı süresi içinde ayrıca dava ve talep edilebilir.Asıl alacağın tahsili sırasında ayrıca çekince veya kayıt ileri sürülmese dahi -faizde çekince ileri sürülmezse talep hakkı düşer-  gecikme bedeli ayrıca istenebilir.

    Faize hükmedilebilmesi için borçlunun kusurunun aranmadığını söylemiştik, oysa ki gecikme tazminatında kusur aranır; Yalnız iddianın aksini ispat yükü davalı borçludadır.

    Gecikme tazminatı temerrüt tarihinden sonraki süre için ve ancak asıl borç talep edilebiliyorsa istenilebilir.BK M. 117 deki İfa imkansızlığında veya BK. M. 96 da ki seçimlik haklardan müspet zararın tazmini veya sözleşmenin feshiyle menfi zararın talep edildiği durumlarda gecikme tazminatı istenemez.

    Yasalarımızda bazı yerlerde "temerrüt faizi" yerine "gecikme tazminatı" ibaresinin kullanılmış olduğu görülmektedir.Örneğin Kat Mülkiyeti Yasası(KMK)´nın M.20/2 ´de  aylık % 10 hesabıyla "gecikme tazminatı" şeklindeki ibareden "temerrüt faizi"ni anlamak gerektiği gerek doktrin gerekse de yargısal kararlarda vurgulanmaktadır.

3 . MEVZUATTA FAİZ

 a.Genel

    Hukukumuzda 3095 sayılı ve 4.12.1984 Tarihli Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine dair Kanun(3095 SK) yürürlüğe girene ve diğer yasalardaki faizle ilgili hükümleri ilga edene dek faizle ilgili mevzuatta farklı ve dağınık hükümler bulunmaktaydı.Bunların belli başlı olanları şunlardır: Temerrüt faizi (TTK.407-529-898-962), gecikme faizi (TK.141 Kenar Başlığı), geçmiş günler faizi (BK. 103-104), geçmiş gün faizleri (MK.860), geçen günlerin faizleri (MK.790), kanuni faiz (TTK. 141-166), %10 hesabı ile faiz (TTK.637-638), % 10 faiz (TTK.722), vade gününden itibaren faiz (TTK.1167), gecikme zammı (506 sayılı Yasa Md.80), gecikme zammı (1512 sayılı yasa 120 md.), % 1 gecikme zammı (625 sayılı Yasa 35.md.),aylık % 10 hesabıyla gecikme tazminatı (KMK).Bunlara ilaveten tefeciliği önlemek için 1857 yılında Osmanlı İdaresince çıkarılmış olan  "Murabaha Nizamnamesi"´nde de faizle ilgili hükümler bulunmaktaydı.

    BK. M. 72 ´nin orjinal metnine göre kanuni sermaye faizi yıllık "% 5" , aynı yasanın 103 . Maddesinde ise yıllık temerrüt faizi de "% 5" olarak düzenlenmişti.TTK da ticari işlere uygulanacak faiz oranını belirleyen 9. Maddeye göre sermaye faiz oranı "%5", temerrüt faizi oranı ise "% 10" olarak gösterilmişti.Ancak yine TTK´nın aynı hükmüne göre "Şu kadar ki;faizin işlemeye başladığı tarihte ödeme yerinde benzer muameleler için daha yüksek bir faiz ödenmekte ise bu faiz miktarı esas tutulur. " denmekle faiz oranının şartlı bir şekilde yüksek uygulanabileceği hükme bağlanmıştı.Yine TTK´nın " "Kanuni ve nizami faiz sözlerinin manası ve faize ait tamamlayıcı hükümler" başlıklı 1461. maddesinde faizle ilgili bir düzenlemeye yer verilmişti ve  buna göre öncelikle BK´daki temerrüt faizi oranı % 10´a yükseltilmiş, ayrıca " ödeme yerinde banka iskontosu yüzde ondan ziyade olduğu takdirde temerrüt faizi iskonto miktarına göre de istenebilir." şeklinde bir hükme yer verilmişti.

b. 3095 Sayılı Kanun

    Türk Parasının yüksek enflasyon nedeniyle hızla değer yitirmesi , halihazırdaki mevzuatta düzenlenmiş olan faizle ilgili hükümleri etkisiz bırakmış ve piyasada para alacağı olan kişiyi, ilgili alacağı enflasyon oranından çok daha az oranlarda değerlenebildiği için mağdur etmiştir. Bu nedenle yasa koyucu adi ve ticari işlerde faizi yeniden düzenlemek gereğini duymuş ve 19 Aralık 1984´de 3095 SK´nu yürürlüğe koymuştur.3095 sayılı yasanın 5. Maddesiyle, 22 Mart 1303 tarihli Murabaha Nizamnamesi yürürlükten kaldırılmıştır.Buna göre Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu´nda kanuni faiz temerrüt faizi oranlarını belirleyen hükümler 19.12.1984 tarihinden itibaren ilga edilmiştir.

    aa.Sermaye Faizi (Kanuni  Faiz)

Kanunun,  orijinal metninde 1. Maddesine göre yasal faiz(sermaye faizi) ile ilgili düzenleme şu şekilde idi:

 Madde 1 – Kanuni Faiz:  “ Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu´na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse faiz ödenmesi senelik yüzde otuz oranında yapılır.

Bakanlar Kurulu, ekonomik şartları dikkate alarak bu oranın yüzde seksenine kadar artırma ve eksiltme yapabilir. Bakanlar Kurulu´nun bu konudaki kararı, kararın alınmasını izleyen takvim yılı başından itibaren uygulanır.”

 

  Tarafların sözleşmede ayrıca faiz oranını belirlemeleri ayrık tutulmak üzere, Kanunun bu ilk halinde,  sermaye faizi oranı “% 30 ” olarak belirlenmiş, bu oranın günün şartlarına göre değerlendirilmesi ve değiştirilmesi görev ve yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilmişti.Daha sonra Bakanlar Kurulu 97/9807 Esas ve  20.08.1997 tarihli kararıyla bu oranı “% 50” ye çıkarmıştı.

3095 Sayılı Kanun,  15.12.1999 tarihli ve 4489 SK ile değiştirilmiş, sermaye faizini düzenleyen 1. Maddesi aşağıdaki metne dönüştürülmüştür:

Madde 1 – Kanuni Faiz :  " BK ve TTK na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme, yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur."

Buna göre, sermaye faizi konusunda taraflar diledikleri oranı irade serbestisi içinde belirleyebileceklerdir.Şayet sözleşmede sermaye faizi oranıyla ilgili bir düzenleme yoksa, bu oran Merkez Bankası’nın  önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi (İSKONTO) işlemlerinde uyguladığı REESKONT ORANI üzerinden yapılacaktır.

     Banka iskontosu,"bir bankanın henüz vadesi gelmemiş bir kambiyo senedini asıl bedelinden daha az bir meblağ karşılığında  (uygulamada senedin kırdırılması) satın almasıdır."İskonto oranı" ise , alacağın vadesine dek işleyecek olan süreye göre hesaplanan kredi faizi(iskonto faizi) ile komisyon, vergi ve fon kesintilerinden oluşan indirim tutarının asıl bedele olan oranının ifade etmektedir. Burada adı geçen “reeskont” işlemi ise Merkez Bankası tarafından bankacılık kesiminin geçici likidite ihtiyaçlarının karşılanması için, muteber saydığı en az üç imzayı taşımak ve vadelerine en çok 120 gün kalmış olmak şartıyla ve kendi belirleyeceği esaslar dahilinde bankalar tarafından verilecek ticari senet ve vesikaları satın alması anlamındadır. Bu işlemler için Merkez Bankası tarafından uygulanan faize reeskont oranı denilmektedir.

Yıllara göre kısa vadeli kredi işlemlerinde kullanılan iskonto faiz oranı şu şekildedir:

YÜRÜRLÜK TARİHİ          İSKONTO FAİZ ORANI (%)

01.01.1990                             40     

20.09.1990                             43

23.11.1990                              45    

15.02.1991                              48

27.01.1994                              56  

21.04.1994                              79

12.07.1994                              70  

27.07.1994                              63

01.10.1994                              55   

10.06.1995                              52

01.08.1995                              50   

02.08.1997                              67

30.12.1999                              60 

17.05.2002                              55

14.06.2003                              50  

08.10.2003                              43

15.06.2004                             38

bb. Temerrüt Faizi

   Söz konusu  yasanın temerrüt faiziyle ilgili 2. Maddesinin ilk hali şu şekilde idi :

Madde 2- Temerrüt Faizi : “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1´inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.

Bakanlar Kurulu Kararı ile bu oran 1´inci maddesindeki oran dahilinde artırılabilir veya eksiltilebilir.

Ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki banka iskontosu yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile, ticari işlerde temerrüt faizi, TC Merkez Bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faiz oranına göre istenebilir.

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmış olduğu hallerde, akti faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.”

Kanunun bu ilk haline göre temerrüt faizi ticari olmayan adi işlerde ,aksi başka şekilde kararlaştırılmamışsa,  1. maddeye göre belirlenecek yani ilk haliyle % 30 olarak uygulanacak daha sonraki Bakanlar Kurulu Kararına göre tespit edilen orana göre ayarlanacaktır.

İkinci maddenin 3. fıkrasına göre ise , sözleşmesel temerrüt faizi miktarı belirlenmemiş olsa bile eğer ödeme yerindeki banka iskontosu sermaye faizi oranından fazla ise reeskont faiz oranı uygulanacaktır.Özetle bu hüküm ticari işlerde Merkez Bankası reeskont faizi oranının uygulanabileceğini belirtmektedir.Aksinin kararlaştırılması elbette mümkündür.Yine Maddenin son fıkrasına göre eğer sözleşmede sermaye faizi miktarı kararlaştırılmışsa ve bu oran reeskont faizi oranından yüksekse temerrüt faizi sözleşmedeki sermaye faizi oranına göre hesaplanacaktır.Bu hükümden, akit tarafların hem temerrüt faizi hem de sermaye faizi için belirli bir miktar konusunda anlaştıkları düşünülmekte ve buna kanun yoluyla müdahale edilmemesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.

3095 SK,  15.12.1999 tarihli ve 4489 SK ile değiştirilmiş, temerrüt  faizini düzenleyen 2. Maddesi aşağıdaki metne dönüştürülmüştür:

Madde 2 – Temerrüt Faizi : “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temrrüt faizi ödemeye mecburdur.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.

Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.”

 Bu değişiklikle, ticari olmayan işlerde (adi işlerde)  aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça, temerrüt faizi oranı değişik 1. maddeye göre hesaplanacak olan sermaye faizine göre belirlenecektir.Bu sermaye faizi ise daha önce de sözü geçen Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredi işlemlerinde kullanılan iskonto oranına göre hesaplanacaktır..

Ticari işlerde temerrüt faizi oranı ise , arada sözleşme olmasa dahi, Merkez Bankası’nın öngördüğü AVANS faizi oranından talep edilebilecektir.

Yıllara göre kısa vadeli kredi işlemlerinde kullanılan avans  faiz oranı şu şekildedir:

YÜRÜRLÜK TARİHİ          AVANS FAİZ ORANI (%)

01.01.1990                             45

20.09.1990                             48,25

23.11.1990                             50,75

15.02.1991                             54,50

27.01.1994                             65

21.04.1994                             98

12.07.1994                             85

27.07.1994                             75

01.10.1994                             64

10.06.1995                             60

01.08.1995                             57

02.08.1997                             80

30.12.1999                             70

17.05.2002                             64

14.06.2003                             57

08.10.2003                             48

15.06.2004                             42

  Merkez Bankası tarafından reeskont faizi oranı her yıl ayrıca belirlenmekte ve ilan edilmektedir. Maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesine göre:  “Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.”denmektedir.. Buradan anlaşılması gereken,  yılın ikinci yarısında (30.Haziran- 31 Aralık), 30 Haziran günü için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının uyguladığı reeskont ve avans faiz oranlarının, önceki yılın 31 Aralık gününde uygulanan oranlardan “beş puan veya daha çok farklı” olması halinde bu yeni oranlara göre işlem yapılacak, herhangi bir farklığın olmaması veya farklılığın beş puandan az olması halinde ise yılın ilk yarısındaki oranların uygulanmasına devam edilecektir.

 

  Bu hüküm 2004 yılı için uygulanırsa, 31 Aralık 2003 yılı için belirlenmiş reeskont faiz oranı “% 48” , 30 Haziran 2004 tarihi için ilan edilmiş olan oran ise “%42” dir.Anılan hükme göre 30 Haziran tarihindeki oran önceki orandan 6 puan daha farklı olduğundan 2004 yılının ikinci yarısı olan 30 Haziran-31 Aralık tarihleri arasında “% 42” olanının uygulanması gerekecektir.

c. Bütçe Yasaları

   aa. İlgili Yasa Maddeleri

4833  Sayılı ve 29  Mart 2003 Tarihli 2003 Malî Yılı Bütçe Kanunu’nun “Kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler”  başlıklı 51. Maddesinin “t” bendi aşağıdaki gibidir:

“MADDE 51 - t) İlgili kanununda düzenleme yapılıncaya kadar, 4.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanunun 1 inci maddesindeki kanuni faiz oranı, 1.4.2003 tarihinden itibaren aylık % 2.5 olarak uygulanır. Ay kesirleri tama iblağ edilir.Taksitlendirilen veya herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı uygulanır.”

Bu hükme göre 3095 Sayılı yasadaki sermaye faiziyle ilgili hüküm ilga edilmiş gibi görünmektedir.3095 sayılı kanunun 1. maddesindeki kanuni faiz  oranı daha önce bahsedildiği üzere Merkez Bankası’nca duyurulan iskonto oranıdır.Bu oran ilgili Bütçe yasasının yayımlandığı 31.04.2003 günü itibariyle % 55 ‘ dir.01.01.2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 31.04.2003 neşir tarihli 2003 Yılı Bütçe Yasası ise kanuni faiz oranını yıllık % 30 (2.5 x 12) ile sınırlamıştır.

   5027 Sayılı ve 24  Mart 2003 Tarihli 2004 Malî Yılı Bütçe Kanunu’nun “Kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler”  başlıklı 49. Maddesinin “o” bendi  ise aşağıdaki gibidir:

MADDE 49 - o) İlgili kanununda düzenleme yapılıncaya kadar, 4.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanunun 1 inci maddesindeki kanuni faiz oranı, aylık % 1,25 olarak uygulanır. Ay kesirleri tama iblağ edilir. Taksitlendirilen veya herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı uygulanır.”

Bu kanunun  yürürlük tarihi ise 01.01.2004 dür.Bu yasayla da kanuni faiz oranı yıllık  “% 15” (1.25 x 12) olarak belirlenmiştir.

bb. Görüş :

   Hukuken “Bütçe Yasalarına”  Anayasalar tarafından diğer yasalardan daha farklı bir statü verilmiştir.1982 tarihli Anayasa’mızın 162. Maddesi’ne göre bütçe yasa tasarılarının görüşülmesinde farklı bir usul  kabul edilmiş, Meclis genel kurulunda vekillerin gider artırıcı veya gelir azaltıcı önerilerde bulunmaları yasaklanmış ve 89. maddeyle de Cumhurbaşkanına bütçe kanunlarını tekrar görüşülmek üzere meclise gönderme yetkisi verilmemiştir. Ayrıca, 163. maddede bütçelerde değişiklik yapılabilmesi esasları düzenlenmiş; Bakanlar Kurulu’na KHK  ile bütçede değişiklik yapma yetkisi verilmemiştir.

  Anayasada birbirinden tamamen ayrı ve değişik olarak düzenlenen bu iki yasalaştırma yönteminin doğal sonucu olarak birisinin konusuna giren bir işin, öteki yöntemin uygulanması ile düzenlenmesi, değiştirilmesi veya kaldırılması mümkün değildir. Anayasanın 161. maddesinin getiriliş amacının bütçe yasalarında, bütçe kavramı dışındaki konulara yer vermemek, böylece bütçe yasalarını ilgisiz kurallardan uzak tutmak ve kendi yapısı içerisinde bütünleştirmek olduğu Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında ifade edilmiştir. Bahsi geçen Anayasa Mahkemesi Kararına göre ayrıca “Bir yasa kuralının bütçeden gider yapmayı ya da bütçeye gelir sağlamayı gerektirir nitelikte bulunması, mutlak biçimde “bütçe ile ilgili hükümlerden” sayılmasına yetmez” denmektedir.Gerçekten, bütçe yasaları hükümetlerin ülkenin makro ekonomik yapısıyla ilgili plan ve projelerini içeren bir taslak metin olduğundan bunların diğer yasalardan farklı bir statüde olmaları tabiidir.Aynı hükümet, bütçe yasasında ilke kararlarını ve siyasi hedeflerini somutlaştıracak, aksi halde olası bir başarısızlık anında bunun hesabını seçmen karşısında verecek yine o olacaktır.Bu nedenle bütçe yasaları aslen politik metinlerdir.

 

  Faiz olgusu bir ülkenin ekonomik yapısında önemli bir yer teşkil etmektedir.Yüksek faiz oranları enflasyonu artırıp reel sektörün önünü tıkarken, alçak faiz oranları ise eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmekte, borçluyu alacaklının karşısında üstün konuma koyarak aynı zamanda piyasadaki faaliyetlerin aksamasına neden olmaktadır.İktidarlar her ne kadar serbest piyasa ekonomisinden yana olduklarını söyleseler de, faiz oranı gibi makroekonomik bir unsurun belirlenmesini tamamen serbest piyasaya bırakmak eğiliminde değillerdir.Bu nedenle bütçe yasalarına faizle ilgili hükümlerin konulduğunu görmekteyiz.

   Bize göre, her ne kadar  bütçe  yasalarına anayasal bir farklılık izafe edilmişse de , bu farklılığın uygulanması ve yorumlanmasında yine amir  kurallara uymak  hukuk devleti olmanın gereklerindendir.Anayasa bütçe yasalarına bütçe dışında hüküm koyulmasını yasaklamıştır.Faizle ilgili bir hükmün bütçe ile ilgili olduğunu düşünsek bile ayrıca başka bir yasa kuralıyla düzenlenmiş olan konunun yine bütçe yasasıyla farklı bir şekilde tespit edilmesi kanun koyma tekniğine aykırıdır. Faiz oranları 3095 Sayılı kanunla düzenlenmiş olup ayrıca bütçe yasasıyla değiştirilmesi kanımızca mümkün değildir.Bu konuda ayrı bir kanun çıkarılması veya halihazırdaki yasanın değiştirilmesi daha uygun görülmektedir.

cc. Tartışma:

   Hukukçular arasındaki bir tartışmaya göre Bütçe yasalarıyla 3095 Sayılı Kanuna getirilen değişiklikler salt  kamusal işlemlerle mi ilgilidir yoksa kamuyla ilgili işlemlerin dışındaki özel hukuk işlemlerinde kanuni faiz oranı hala 3095 SK la değiştirildiği gibi iskonto faiz oranı olarak mı uygulanacaktır?

Pratikte mahkeme ve icra dairelerinde,  kanuni faiz oranının  yıllık “% 15” olarak uygulandığı görülmektedir. Konuyla ilgili Yargıtay’ın bir kararına göre :

“Dava konusu alacağa 3095 sayılı yasanın l. maddesinde belirtilen Merkez Bankasının, kısa vadeli işlemlerinde öngördüğü faiz oranlarının uygulanması gerekir. 4833 sayılı 2003 yılı mali bütçe kanunun ve 5027 sayılı 2004 yılı mali bütçe kanunu 49/o maddesindeki faiz oranlan Genel ve Katma Bütçeli dairelerin ilama bağlı borçlan için uygulanabileceğinden, somut olayda, tarafların sıfatları nazara alındığında, sözü edilen bütçe kanunlarındaki, faiz oranlarının, olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. Mahkemece, Merkez Bankasından, 3095 sayılı kanunun l. maddesi doğrultusunda faiz oranlan sorulup karar tarihi itibariyle uygulanması gerekli faiz oranlan tespit edildikten sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, dayanağı gösterilmeden %15 faiz oranı uygulanarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.” .

  Yargıtay’ a göre ilgili maddedeki faiz oranları Genel ve Katma Bütçeli dairelerin ilama bağlı borçlan için uygulanacak oranları göstermektedir. Yargıtay’ın bu görüşüne katılanlara göre de Bütçe Yasasıyla getirilen bu düzenleme kamu borç ve alacakları için getirilmiş bir düzenleme olup maddenin yorumunun da buna göre yapılması ve % 15 lik yıllık faiz oranının kamu işlemlerinde uygulanması, diğer özel hukuk işlemlerinde ise 3095 SK ile yapılmış düzenlemeye bağlı kalınması gerekmektedir.Aksi fikre göre ise sözü geçen Bütçe Yasası hükmünden bu sonuç çıkartılamaz zira ilgili yasa maddesi “çeşitli hükümler” üst başlığı altında yine “Kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler” alt başlığında düzenlenmiş olup bu oranların sadece  kamusal  işlemlerde uygulanacağında dair bir ibare yoktur ve bu hükmün  aksi şekilde yorumlanıp salt kamu borç ve alacaklarına işlemlere uygulanması hukuka uygun değildir.

    Yargıtay’ın görüşü Bütçe Yasalarının karakteristik özelliğinin genişletici yorumundan temel almakta olduğunu düşünüyoruz.Buna ilaveten ilgili madde(ler)nin son fıkrasında kamulaştırma borçları açısından yapılan düzenlemenin  de bu görüştekilerin fikrine yön  verdiği sanılmaktadır.Fikrimizce, öncelikle yukarıdaki görüşlerimiz tekrarla bu şekilde bir düzenlemenin bütçe yasasıyla yapılmış olmaması gereğini belirterek,  ilgili maddenin yalnızca kamusal anlamda uygulanması için zorlayıcı bir neden olduğunu düşünmemekteyiz..Hükmün lafzı açıktır.Eğer Yargıtay’ın görüşü gibi bir düzenleme amaçlanmış olsaydı bunun ayrıca ve açıkça belirtilmiş olması gerekirdi.Keza bahsi geçen madde bütçe yasalarının “çeşitli hükümler” üst başlığı altında düzenlenmiştir. Buna ilaveten “o” ve “t” bentleri dışındaki uygulanmayacak hükümleri gösteren bentlerde kamunun borç ve alacaklarını ilgilendirmeyen hükümlere de yer verildiği görülmektedir.

d. Özel Yasalarda Faiz

    Çeşitli Kanunlarda faizle ilgili özel düzenlemelere yer verilmiştir.Bunlara örnek olarak 4389 Sayılı Bankalar Yasası’nın 20/I. Maddesi, Kat Mülkiyeti Yasası’nın 20/II. Maddesi , 90 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanunun 13. Maddesi, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü HK’un sayılı K.la değişik 51. Maddesi, 506 SK’nun 80/III Maddesi, Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 35 . Maddesi gösterilebilir.

e. Faiz Oranları

 Tüm bu mevzuat hükümleri ve tartışmalar sonucunda faizin hangi tarihler arasında ve hangi oranlarda uygulanacağı konusunda kafaların karıştığı ve uygulamada farklı işlemlerin yapılmakta olduğu bir gerçektir.Aşağıda bahsi geçen mevzuatın incelenmesi sonucunda ulaştığımız tarihlerine göre faiz oranları gösterilmiştir.

Kanuni Faiz (Adi temerrüt Faizi)

01.01.2004´ten itibaren %38 (Yargıtay’a göre %15) (2004 Yılı Bütçe Yasası)
01.04.2003´ten itibaren %30 (2003 Yılı Bütçe Yasası )
17.05.2002´den itibaren %55 (MB Tebliği)
31.12.1999´dan itibaren %60 (MB Tebliği)
01.01.1998´den itibaren %50 (97/9807 Esas ve  20.08.1997 tarihli BKK)
19.12.1984’den itibaren %30 (3095 SK. İlk metin)

Bu bilgiler ışığı altında ;  (AYM İPTAL KARARINDAN SONRA)
01.01.1998 - 31.12.1999 Tarihleri arasında uygulanacak Yasal (Temerrüt)
faiz oranı ................. %50
01.01.2000 - 01.07.2000 Tarihleri arasında uygulanacak Yasal (Temerrüt)
faiz oranı ................. %60
01.07.2002 - 01.07.2003 Tarihleri arasında uygulanacak Yasal (Temerrüt)
faiz oranı ................. %55
01.07.2003 - 01.01.2004 Tarihleri arasında uygulanacak Yasal (Temerrüt)
faiz oranı ................. %50
01.01.2004 - 01.07.2004 Tarihleri arasında uygulanacak Yasal (Temerrüt)
faiz oranı ................. %43
01.07.2004 -31.12.2004 Tarihleri arasında uygulanacak Yasal (Temerrüt) faiz oranı
................. %38
01.01.2005-%32

Temerrüt Faizi (Ticari İşler İçin)

) TİCARİ İŞLERDE TEMERRÜT FAİZİ
(Ticari Temerrüt Faizi )
01.01.2000.................. %70
01.07.2002.................. %64
01.07.2003...................%57
01.01.2004.................. %48
01.07.2004...................%42
01.07.2005.................. %30
01.01.2006.................. %25
01.01.2007.................. %29

4. YARGISAL KARARLARDA FAİZ

  Bu kısımda konunun oldukça detaylı olması sebebiyle yalnızca Yargıtay’ın faizle ilgili belli başlı prensip kararlarının özetlerine yer verilmiştir.

 

- BK.’nun 113.maddesine göre, asıl alacağın ödenmesi sırasında faiz talep hakkı saklı tutulmamışsa daha sonra bu konuda istekte bulunulamayacağı.( 9. HD, T: 20.04.1995- 1995/36 E – 13882 K,)

- Asıl borcun tamamı ödenmeden faiz hakkı saklı tutulmuşsa, bu ihtirazi kaydın tüm ödemeleri kapsadığı düşünülmesi gerektiği. (9HD, 05.12.2000 T. 13027 E.18363 K.)

-Temerrüt  faizine yeniden temerrüt  faizi yürütülemeyeceği(11 HD,T.29.4.1991, 861.E/ 2676.K)

-Alacak davasında faiz talep edilmemiş olması, faiz alacağının ayrı bir dava ile istenmesine engel oluşturmayacağı  (9 HD. 2000/8264 E., 2000/8197 K., 26.10.2000 T.)

-Haksız fiil; tacir tarafından, ticari işletmesiyle ilgili olarak meydana getirilmiş ise; bu eylemden zarar gören tacir olmasa bile, Reeskont/Avans planında temerrüt faizi isteyebileceği (YHGK, , T. 3.4.2002 , 2002/4-174 E. 2002/259 K.)

-Takip isteminde temerrüt tarihi gösterilip, bu tarihten başlayarak gecikme faizi istenirse, temerrüt tarihinden başlayarak faiz hesabı yapılması gerektiği, alacaklı yalnızca faiz istendiğini belirtirse, bu durumda takip tarihinden başlayarak faiz hesaplanacağı, borç senedinde vade günü yoksa, faizin yine takip tarihinden başlayarak hesaplanması gerektiği (YİBK, . T. 11.12.1957, 1957/17 E, 1957/29 K.)

-Tarafların tacir sıfatında olmaları halinde, ticari müesseselerini ilgilendiren fiil ve işleri ticari işlem sayılacağından arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizinin TC . merkez bankası´nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faiz oranına göre istenebileceği (.11 HD, T: 20.02.1995 , 1995/129 E. 1995/ 1427 K.)              

-Davacı, talep ettiği alacağa yasal faiz uygulanmasını istemiş olmasına rağmen mahkemece kademeli olarak reeskont faizine hükmedilmesinin hatalı olduğu,  Sadece sermaye  faizine hükmedilmesi gerektiği , dava tarihinden önceki bir tarihten itibaren temerrüt faizi istenebilmesi için borçlunun temerrüde düşürülmüş olması gerektiği, (15 HD, T. 02.04.1992, 1992/1016 E. 1996/ 1746 K)

-Asıl alacağa,TC .merkez bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizinin uygulanmasında, faiz oranının alacağın muaccel olmasından dava tarihine kadar geçen zaman içerisinde değişip durumu araştırılması  ve değişmiş ise bu oran belirlenerek birikmiş faiz miktarı hesaplanması gerektiği.(11HD, T. 0105.1989, 7238E/2676K)

-Davacının talep ettiği temerrüt faizinin dava dilekçesinde "en yüksek ticari faiz" olarak ifade edilmesi halinde, bunun TC. merkez bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi oranı olduğunun kabulü gerekeceği.(11 HD, T: 20.02.1989, 4141E/965K).

- Manevi tazminat isteklerinde olduğu gibi temerrüt faizinde de kısmi dava açılamayacağı (11 HD, T: 21.10.1987 , 244.E/752.K)   

-Kira farkları için, kararın kesinleşme tarihinden itibaren faiz istenebileceği. ( 12 HD, T: 13.05.1992, 1991/8552 E. 1992/6535 K)

- İlamda faize hükmedilmemiş ve takip talebinde de, asıl alacak yanında faiz talep hakkı saklı tutulmamış ise alacaklı artık yeni bir takip ile faiz talep edemez. (12 HD, T: 11.12.2000, 19142.E/19642.K)

5 . SONUÇ

  “Para her zaman kullanılması mümkün ve temettü getiren bir meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın vücudu muhakkaktır”  Buna göre faiz atıl durumdaki paranın değer kaybetmesini önlemek açısından gereklidir.Özellikle enflasyon oranının yüksek olduğu ülkelerde faiz bir olmazsa olmazdır. Yalnız faiz oranlarının düzenlemesinde hem kamu hem de özel kesim için optimum faydanın sağlanması için gerekli özen gösterilmelidir.

“Türkiye Bankalar Birliği’nin Temerrüt Faizi Uygulamasına İlişkin Görüş ve Değişiklik Önerisi” ne göre :

“Alacaklılar, yüksek enflasyon ve piyasalardaki aşırı dalgalanmanın neden olduğu belirsizlikten korunmak amacıyla temerrüt faizlerini yüksek oranlarda belirlemek durumunda kalmaktadırlar. Bu durum kamuoyunda yanlış anlaşılmakta, alacaklılar aleyhine çok ciddi tartışmalara ve sıkıntılara neden olmaktadır. Uygulamada sorunları en aza indirmek, taraflar arasında çıkar dengesini karşılıklı sağlayabilmek için temerrüt faizi uygulanması halinde de anapara faizine paralel bir uygulama getirilmesi, temerrüt faizinin caydırıcı olması ancak borçlular aleyhine kötüye kullanılmaması için oranın anapara faizinin yüzde 20 fazlasını geçmemesi yönünde ilgili makamlara iletilmek üzere bir önerge hazırlanmıştır. “

  Faiz gibi herkesi ilgilendiren bir konuda yapılacak düzenlemelerin açık,detaylı ve planlanmış olması gerekmektedir.Çalışmada ne yazık ki bu konuda da mevzuat karışıklığı olduğunu, hala konuyla ilgili tartışmaların sürdüğünü gözlemledik. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu hususta bütçe yasaları vasıtasıyla hüküm koymak hukuk tekniği ve hukuk devleti ilkesine aykırıdır.Yasa koyucudan beklenen her konuda olduğu gibi faiz olgusuna da titiz bir şekilde yaklaşması, yasalaşma sürecinde yetkin hukukçu ve ekonomistlerden görüş almasıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Bugün Tekil: 1431 Bugün Çoğul: 2645 Dün Tekil: 1258 Toplam Tekil: 1643328 Toplam Çoğul: 4063877
        Dataişlem