,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
TÜRK HUKUKUNDA CEVAP VE DÜZELTME HAKKI / 18-03-2013
 TÜRK HUKUKUNDA CEVAP VE DÜZELTME HAKKI

Bu proje nitelik ve içerik açısından Adalet Hizmetleri Yüksek Lisans Uzmanlık Projesi olarak yeterli ve başarılı bulunmuştur.

...............................                                                                   .......................................

Proje  Danışmanı                                                                      Proje Komisyonu Üyesi

1. CEVAP VE DÜZELTME HAKKI KAVRAMI

İnsan kişiliği, çağdaş hukuk düzenlerinin önde gelen esaslı unsurlarından birisidir. Ancak çağımızda bilim ve teknik kesintisiz olarak hızla gelişmekte, bu gelişme karşısında kişilik, bilhassa özel yaşam alanı daha bir savunmasız kalmaktadır. Bunun yanında basın hürriyeti ile kişilik hakkı, anayasa kanunlar ile uluslararası bildiri ve sözleşmelerde düzenlenip, koruma altına alınmış iki temel hak ve değer olarak karşımıza çıkar.

Basın, haber verme (olayları açıklama) ve eleştiri yapma (değer yargısında bulunma) haklarını kullanarak kamuoyunu oluşturma ve oluşan kamuoyunu açıklama görevlerini yerine getirirken kişi ve kuruluşlar hakkında gerçek dışı bilgiler vererek olumsuz kanaatlerin oluşmasına ve zarara yol açabilir. İşte bu basın yayınlarından zarar gören kişi ve kuruluşların, bu zararın tazmini ve sorumluların cezalandırılmaları amacı ile başvuracakları hukuk ve ceza davaları yollarının yetersiz kalması ve bu yollardan netice almanın güç ve uzun süre alması sebepleriyle, hukuksal bir kurum olarak cevap ve düzeltme hakkı doğmuş ve çoğu hukuk sitemi tarafından kabul edilmiştir.

Cevap ve düzeltme hakkı iki hakkın kesişiminde bulunmaktadır. Bunlardan biri basın özgürlüğü, diğeri ise kişilik hakkıdır. Esasında cevap ve düzeltme hakkı, basın özgürlüğü ile kişilik hakkı arasındaki dengenin kişilik hakkı aleyhine bozulması durumunda kullanılan ve gerek kısa sürede sonuç alınabilecek şekilde düzenlenmiş olması gerekse hakkı çiğnenen kişilere kendileri hakkında yapılan yayın hakkında, aynı kitle iletişim aracı ile cevap ve düzeltme imkanı tanıdığından kişilik hakkını koruyan diğer hukuk ve ceza davalarına karşı daha etkin ve avantajlı bir konumdadır.

Cevap ve düzeltme hakkının, kişilik hakkına saldırıdan dolayı, ayrıca tazminat ve ceza davalarına engel olmaması, bu hakkın kullanımını teşvik eden önemli bir neden olmaktadır. Güçlü medyaya karşı zayıf durumdaki kişilere verilmiş bir hak olan cevap ve düzeltme hakkının kullanılması neticesinde ise, basının daha sorumlu ve meslek esaslarına daha uygun hareket etmesi sağlanacağından, bundan fayda görecek olan ise, yine basın ve basın özgürlüğünün kendisi olacaktır.

Cevap ve düzeltme hakkı anayasal bir haktır. 1982 Anayasasının 32’nci maddesi, temel haklardan biri olarak cevap ve düzeltme hakkını düzenlemiştir. Bu maddeye göre cevap ve düzeltme hakkı, kişiler hakkında “şeref ve haysiyete dokunulması suretiyle” veya “gerçeğe aykırı”  olarak yayın yapılması durumunda söz konusu olabilecektir. Burada anayasa bu hak ile kişilik hakkını korumayı amaçlamıştır. Bu hak hem kişilik haklarını korumakta hem de gerçeğe aykırı yayın olduğunda kamuoyunun doğru bilgilenmesini ve her halükarda en azından basında çok sesliliği sağlamaktadır.

Doktrinde cevap ve düzeltme hakkı farklı şekillerde tanımlanmıştır. Bir tanıma göre düzeltme ve cevap hakkı kitle haberleşme araçlarıyla yapılan yayınlar sebebiyle resmi makam ve mercilere gerçek kişilere özel ve kamu tüzel kişilerine adli yargılamanın çok ağır işlemesi nedeniyle güvence oluşturan bir kurumdur. Başka bir tanıma göre ise cevap ve düzeltme hakkı, yazılı görüntülü ya da sesli kitle iletişim araçları tarafından bilinçli ya da bilinçsiz olarak yayımlanan yanlış bilgileri içeren haberlerin düzeltilmesi, bunlarla ilgili haberlerin kullanılmasını sağlama hakkıdır.

Başka bir tanıma göre ise, bir mevkutede, yayında haklarında haysiyet ve şerefe dokunan veya menfaati bozan veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı hareketler düşünceler ve sözlerle açık veya kapalı olarak kendilerinden söz edilmiş olan kimselerin yayınlanan yazı hakkında okuyucuların bilgisine sunmayı menfaatleri gereği saydıkları cevap ve düzeltmelerini mevkutenin çıkacak olan en yakın sayısında bastırmak hakkı olarak tanımlanmıştır.

Diğer bir tanıma göre, cevap ve düzeltme hakkı, basın hürriyetinden basın dışı yararlanmayı sağlayan ve ‘doğru haber dolaşımının’ gerçekleşmesi açısından etkinliği kabul edilen bir haktır.

Bir başka yazara göre ise, cevap ve düzeltme hakkı, kitle iletişim araçları ile yapılan yayınlar üzerine hakları haleldar olan kişilerin belli şartlar dahilinde kullandıkları, kişiye aynı kitle iletişim aracıyla cevap veya düzeltmesini yayınlama, içeriğini yayından kaldırma imkanını ücretsiz olarak sağlayan bir haktır.

Başka bir tanıma göre de, cevap ve düzeltme hakkı “Basın-yayın yoluyla kişiler hakkında gerçeğe aykırı yayın yapılması veya kişinin şeref ve haysiyetini ihlâl edilmesi halinde aynı basın-yayın organında aynı şartlarda açıklama yapma ve savunma yapma imkânı veren bir temel haktır.”

En nihayetinde kanımca, cevap ve düzeltme hakkı; basın özgürlüğü (kitle iletişim özgürlüğü) karşısında belirli şartlar altında kişilik hakkını koruyan kendine özgü bir hak, hukuksal bir mekanizmadır.

2. CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ TARİHÇESİ

2.1. DÜNYADA CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ TARİHÇESİ

Cevap ve düzeltme hakkının tarihsel kökeni 1789 Fransız İhtilaline kadar uzanmaktadır. 1789 Fransız İhtilali ile Fransa’ya çok geniş bir özgürlük havası yayılmış ve bu özgürlük sayesinde basın hayatında büyük bir gelişme görülmüştür. İhtilali izleyen yıllarda siyasî fikir mücadelesi ortamı içinde basın özgürlüğü kötüye kullanılmaya başlanmış ve basında çıkan iftira niteliğindeki suçlamalara cevap verilmeme tehlikesi belirmiştir. Bu tehlikeyi sezinleyen milletvekili Duluare, 1799 yılında meclise düzeltme hakkının yasal yolla kişilere tanınması önerisinde bulunmuştur. O tarihte Fransız Meclisi tarafından reddedilen bu öneri, ancak 1822 Fransız Basın Kanununa girmiş ve düzeltme hakkının ilk yasal kaynağını bu kanun oluşturmuştur. 1822 yılında Fransa’da ilk defa kanunlaşan bu hak, Duluare’nin ilk teklifinden farklı olarak, sadece şeref ve haysiyete saldırılarda veya gerçeğe aykırı yayınlarda değil, bir kişiden bahsedilen her türlü yayınlarda tanınmıştır.

Fransa’nın ardından Avrupa’nın çeşitli ülkeleri değişik tarihlerde cevap ve düzeltme hakkını benimseyerek hukuk sistemlerine aldılar. Bu bağlamda Belçika 1831, İsviçre Tessin Kantonu 1834, Schaffhausen Kantanu 1837, Graubünden Kantonu 1837, Waudt Kantanu 1941, Danimarka 1951, Osmanlı İmparatorluğu 1864, Lüksemburg 1869, Norveç 1902 tarihinde ilk defa hukuk sistemlerine bu hakkı aldılar.

Almanya’da 1831 Baden Basın Kanununda yer alan cevap ve düzeltme hakkına ilişkin hükümler, bu alanda diğer Alman Basın Kanunlarına da öncülük etmiştir. Federal anlamda ise, Almanya cevap ve düzeltme hakkını İmparatorluk döneminde 7 Mayıs 1874 tarihinde, Federal Basın Yasası ile tanıdı.

Fransa ve Almanya cevap ve düzeltme hakkını tanırlarken, bu hakkın mutlak olup olmaması ve düşünce, değerlendirme ve görüşlere karşı bu hakkın tanınıp tanınmayacağı konusunda farklı düzenlemelere gitmişlerdir.

Bu anlamda olmak üzere cevap ve düzeltme hakkına ilişkin iki temel sistem oluşmuştur. Fransız sisteminde, cevap ve düzeltme hakkı maddi olaylarla sınırlı olmayıp, düşünce ve değerlendirmelere karşı da bu hakkı kullanmak mümkündür. Fransa’dan başka bu sistem, Belçika, İtalya, Lüksemburg ve Güney Amerika Ülkelerinde uygulanmaktadır. Alman sisteminde cevap ve düzeltme hakkı maddi olaylarla sınırlıdır. Yani bu sistemde bir maddi olaya karşı yine başka bir maddi olayla cevap verme olanağı vardır. Fransız sistemindeki gibi düşünce ve değerlendirmelere karşı bu hak kullanılamaz. Bu sistem Alman Federe Devletleri ile birlikte Orta ve Kuzey Avrupa Devletlerinde uygulanmaktadır.

Dünyada cevap ve düzeltme hakkını tanımayan ülkelerde vardır. ABD’de Nevada 1911 tarihli kanun dışında cevap ve düzeltme hakkı kabul edilmemiştir. Yani günümüzde ABD’de cevap ve düzeltme hakkını tanıyan tek eyalet Nevada eyaletidir. Kanımca ABD ve İngiltere gibi Anglo-Amerikan hukuk sistemlerinde cevap ve düzeltme hakkının kabul edilmemesinin sebebinin basın özgürlüğüne görece verilen önem ve hassasiyet olduğu söylenebilir.

ABD Anayasasının ek 1’inci maddesine göre; Kongre konuşma ve basın özgürlüğünü sınırlayacak kanun yapamamaktadır. Cevap ve düzeltme hakkı konusunda ABD’deki en önemli dava, 1974 tarihli Miami Herald Publishing/ Tornillo davasıdır. Bu dava ile Florida eyaletinde cevap hakkını düzenleyen bir kanun davacı tarafından Amerikan Yüksek Mahkemesinin önüne getirilmiş. Mahkeme kanunun özgür basının garantilerini ihlal edip etmediğini tartışmış ve gazete editörlerine neyi basıp neyi basmayacaklarını söylemenin anayasanın ek 1’inci maddesine aykırı olduğuna karar vermiştir. İngiltere’de de cevap ve düzeltme hakkı yasal anlamda kabul edilmiş değildir.

Cevap ve düzeltme hakkının gelişen teknolojiyle paralel radyo ve televizyon alanında kullanılma düşüncesi ise, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ağırlık kazanmaya başlamıştır. 1948 tarihinde Alman Federe Devletleri’nin birçoğunda, radyo yayınlarına karşı cevap ve düzeltme hakkını tanıyan kanunlar çıkarılmıştır.

Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ile bu kitle iletişim araçları ile yapılan yayınlara karşı da cevap ve düzeltme hakkının tanınması düşüncesi de gelişmiştir. Bugün birçok ülke, birçok kitle iletişim aracı vasıtasıyla yapılan yayınlara karşı cevap ve düzeltme hakkını tanımaktadır.

2.2. TÜRKİYE’DE CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ TARİHÇESİ

2.2.1. Osmanlı Devleti Dönemi

Osmanlı Devleti’nde basına ilişkin ilk hukukî düzenleme, 19.10.1864 tarihli Matbuat Nizamnamesidir. Fransız Basın Kanunu esas alınarak çıkarılan bu nizamnamede “cevap hakkı” kavramı kullanılmış (m.8,12); Abdülhamid’in tahta çıkmasının hemen ardından, Mithat Paşa’nın sadrazamlığı sırasında 2.5.1877 tarihli Matbuat Kanununda ise nizamname deki yaklaşım aynen korunmuş ve “cevap ve tekzip” tabiri yer almıştır (m.18,19).

1864 tarihli nizamnamenin öngördüğü düzenlemeye göre, gazetenin sorumlu   müdürü, hükûmet tarafından gönderilen resmi yazıları ve yayında adları geçen kişilerce gönderilen cevabî yazıları yayınlamak zorundadır (m.8). Cevap hakkının engellenmesi ise, para cezası yaptırımına bağlanmaktadır (m.12). 1877 tarihli kanunun öngördüğü düzenlemeye göre ise, bir gazetede veya süreli yayın, nitelikli kâğıtta açık veya ima yoluyla hakkında yayın yapılan bir kimsenin vereceği cevabı, o gazete veya mevkute nitelikli kâğıdın sahibi, ilk veya ikinci yayımlanacak sayıya koymak zorundadır. Cevabın yayınlanmaması durumunda düzenleme, sorumlu müdür yönünden para cezasını öngörmekteydi. Ancak, kanun yürürlüğe girememiştir.

Mebusan Meclisi tarafından hazırlanan 18.7.1909 tarihli 287 sayılı Matbuat Kanununda ifade edilen cevap ve düzeltme hakkı hükmü (m.21) ise, önceki düzenlemelerin benimsediği çizgiden ayrılmaktadır. Kanun koyucu cevap ve düzeltme hakkını,   kişiler yönünden yalnızca “aleyhe yazılmış yazılar” bakımından tanırken; hükümet içinse, sadece “gerçeğe aykırı” yazılar nedeniyle kabul etmektedir. Böylece, 1864 tarihli Matbuat Nizamnamesince öngörülen ve iktidarın basına müdahalesini kolaylaştıran sistem, ilk kez sınırlandırılmıştır.

1913 yılında ise, 1909 Tarihli Matbuat Kanununun Bazı Maddelerini Tadil Eden Kanunu Muvakkat ile 1909 yılında getirilen düzenleme değiştirilerek, genişletilir. Benimsenen yeni düzenleme gereğince, gazetelerde veya günlük broşür ve süreli yayınlarda bir kişi aleyhinde gerçekleşecek yayın, o kişi tarafından veya ölmüş bir kişiye ilişkin ise çocuğu ve torunları tarafından söz konusu yayının iki katını geçmemek şartıyla yazılacak cevabın, ayrıca hükümetin gerçeğe aykırı gördüğü yayın hakkındaki yalanlama yazısının, gazete ve günlük broşürün ilk çıkacak sayısının aynı sütununa ve aynı harfler ile yayınlanması zorunluluğu kabul edilmiştir.

 

2.2.2. Cumhuriyet Dönemi

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile ardı ardına kanun değişikliklerine gidilmemiş; Osmanlı döneminin temel hukukî düzenlemeleri gibi basına ilişkin kanunlar da bir süre varlıklarını korumuşlardır.

Cumhuriyet dönemindeki ilk düzenleme, 8.8.1931 tarihli Matbuat Kanununda yapılmıştır (m.48). Kanunun öngördüğü ve cevap hakkına oldukça geniş yer verilen düzenlemede, bir memurun görevi ile ilgili eylemlere ilişkin yayın yapılması durumunda memurun veya yetkili makamın göndereceği cevabın yayınlanmasının zorunlu olduğu; ayrıca, yayının devlet memurunun şahsına ilişkin olması durumunda da memurun ve yayında adı geçen gerçek ve tüzel kişilerin cevap hakkı bulunduğu belirtilmektedir. Öte yandan, “devlet memuru veya salahiyetli makam” tarafından gönderilen cevapların yayımlanmaması, para cezası ile karşılaşılan bir suç sayılmaktadır.

15.7.1950 tarihli 5680 sayılı Basın Kanununda “Cevap ve Düzeltme Hakkı” tabirinin de kullanılması suretiyle, köklü değişiklikler yapılmıştır. Hakkın varlığı, belirli koşulların oluşmasına bağlanırken, söz konusu hakkın belli bir prosedür içinde kullanılması gerektiği öngörülmüş ve hak konusunda köklü değişikliklere gidilmiştir (m.19,29).

Keza bu yasa ile sorumlu müdüre bazı şartlarda cevap ve düzeltme hakkını yayınlamaktan çekinme hakkının benimsenmiş olması, bu gibi durumlarda hakim denetiminin kabul edilmesi, bu hakkı devlet daireleri ve tüzel kişilere de tanınmış olması gibi önemli değişiklikler yapılmış ve bu kanun ile Matbuat Kanunu ile 1950’li yıllara kadar devam eden ve siyasi iktidarların basına müdahalesini kolaylaştıran sistemden köklü bir ayrılma sağlanmıştır.

5680 sayılı Basın Kanununda 07.06.1956 tarihinde 6733 sayılı kanun ile bazı değişiklikler yapılarak cevap ve düzeltme metnini yayınlama hakkı hakimden alınarak yeniden savcıya verilmiştir. 19.11.1960 tarihindeki 143 sayılı kanun ile 5680 sayılı kanun da değişiklikler yapılarak, cevap ve düzeltme hakkının yargıca yapılması usulü tekrar kabul edilmiştir.

1960 darbesi sonucu 9.7.1961 tarihinde kabul edilen Anayasada “Düzeltme ve Cevap Hakkı” terimi kullanılmış (m.27) ve söz konusu hak, o güne dek ilk kez anayasal düzeyde hükme bağlanmıştır. 1961 Anayasasının 27’nci maddesi ile düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde kabul edildi. Ayrıca yine aynı maddeyle düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim tarafından karara bağlanacağı benimsenmiştir.

1982 Anayasası’nda da cevap ve düzeltme hakkı ile 1961 Anayasası’nda benimsenen sistem aynen sürdürülmüştür.

Kitle iletişim araçlarının çeşitlenmesi ve sırasıyla toplumsal hayatın içine radyo, televizyon ve internetin girmesiyle birlikte Türk Hukuku’nda radyo, televizyon ve internet alanında yapılan yayınlara karşıda cevap ve düzeltme hakkı tanınmıştır. 

Şu anki pozitif Türk Hukuku bakımından, kanun koyucu cevap ve düzeltme hakkını farklı kitle iletişim araçları bakımından farklı kanunlarda düzenlemiştir. 5680 sayılı Basın Kanunu yürürlükten kaldırılmasından sonra, yazılı basındaki yayınlarına karşı cevap ve düzeltme hakkı 09.06.2004 tarihli 5187 sayılı Basın Kanununda (m.14,18), TRT yayınlarına karşı ise cevap ve düzeltme hakkı 11/11/1983 tarihli,  2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununda (m.27), özel radyo ve televizyonların yayınlarına karşı cevap ve düzeltme hakkı 15/02/2011 tarihli 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanunda (m.18) ve İnternet yoluyla yapılan yayınlar bakımından cevap ve düzeltme hakkı ise 04.05.2007 tarihli 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkındaki Kanunda (m.9) düzenlenmiştir.

3. CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ HUKUKSAL NİTELİĞİ

Bir kısım yazarlar, cevap ve düzeltme hakkını savunma hakkının bir türü, yani bir tür meşru müdafaa hakkı olarak tanımlamaktadırlar. Bu görüşe karşı olanlar ise, meşru müdafaadan yararlanabilmek için kanunda suç olarak belirtilen bir fiilin olması gerektiğini, cevap ve düzeltme hakkının kullanılması için ise böyle bir zorunluluk olmadığını belirtmektedirler. Aksi fikirde olanların bir diğer gerekçesi ise meşru müdafaadan yararlanmanın şartlarından birisinin “savunmada zorunluluk bulunması" şartı olmasına karşın, basın tarafından saldırıya uğrayan kişinin hakkını her zaman mahkeme huzurunda, gerek hakaret davası gerekse hukuk davası açmak suretiyle arayabilmesinin mümkün olduğudur.

Bir kısım yazarlara göre ise cevap ve düzeltme hakkı, tecavüzün durdurulması davasının özel bir şeklidir. Bu görüş sahipleri bu hakkın gerçek dışı beyanlarla meydana gelen tecavüz durumunu ortadan kaldırmayı hedeflediğini belirtmektedirler.

Helvacı’ya göre ise cevap ve düzeltme hakkı, kişilik hakkını koruyan, kendine özgü bir haktır. Ayrıca basın kanunu açısından, bu hakkın kullanılması karşı tarafça reddedilmediği sürece mahkemenin müdahalesi gerekmediğinden, en azından yazılı medya açısından cevap ve düzeltme hakkını durdurma davası olarak nitelemek mümkün değildir.

Bir görüş ise, cevap ve düzeltme hakkını para dışı manevi tazminat olarak nitelendirmektedir. Bu görüş sahiplerine göre ilk yayının ulaştığı kitleye büyük ihtimalle ikinci yayında da ulaşılacağı için cevap ve düzeltme hakkı ile zarar bir dereceye kadar telafi edilmiş olmaktadır.

Kanımca da cevap ve düzeltme hakkı aslında, kişilik hakkını korumayı amaçlayan kendine özgü bir hak, hukuksal bir mekanizmadır.

4. CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ ANAYASAL BİR HAK OLUŞU

Cevap ve düzeltme hakkı ilk defa 1961 Anayasası’nın 27’nci maddesi ile anayasal anlamda düzenlenmiştir. Bu maddeye göre “düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir. Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim tarafından karar verilir.” 2’nci fıkrada cevap ve düzeltme hakkının yayınlanmaması durumunda yayınlanıp yayınlanamayacağının hakim kararına bırakılması, bu hakkın kullanılmasını savcılara bırakan uygulamaya geri dönülmemesini sağlanmak amacıyladır. 1961 Anayasası cevap ve düzeltme hakkını temel hak ve ödevler kısmında yer alan 27’nci maddede düzenleyerek, bu hakkın temel bir hak olduğunu kabul etmiştir.

1982 Anayasası da 1961 Anayasası ile paralel şekilde cevap ve düzeltme hakkını düzenlemiştir. 1982 Anayasasının 32’nci maddesinin 1’inci fıkrasında “düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.” denmektedir. 2’nci fıkrasında ise “düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir.” 1982 Anayasası da 1961 Anayasası gibi cevap ve düzeltme hakkını “Temel Haklar ve Ödevler” kısmında düzenleyerek bu hakkı temel bir hak olarak kabul eden sistemi devam ettirmiştir.

Anayasanın cevap ve düzeltme hakkını temel haklar içerisinde düzenlenmesinin önemli bazı sonuçları vardır. Bunlardan bir tanesi, anayasanın 91’inci maddesi gereği cevap ve düzeltme hakkı kanun hükmünde kararnameler ile düzenlenemezler. Bir tanesi de, bu hak anayasanın 13’üncü maddesi gereğince ancak anayasada belirtilen sebeplerle ve kanunla sınırlandırılabilir.

Anayasanın 32’nci maddesine göre, cevap ve düzeltme hakkı geneldir, yani herkes için kabul edilmiştir; ancak mutlak değildir. Yani, cevap ve düzeltme hakkı, madde metninde yazılı sadece iki halde kullanılabilir; bunlardan birinci hal “Kişilerin haysiyet ve şerefine dokunulması”, ikinci hal ise, “Kişilerin kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayın yapılması” halidir. Ayrıca, bu maddenin özelliği, sadece yazılı basına karşı değil, bütün kitle haberleşme araçları ile yapılan yayınlara karşı cevap ve düzeltme hakkını tanımış olmasıdır.

1961 Anayasası’nda cevap ve düzeltmenin hâkim tarafından yayınlanmasına ilişkin herhangi bir süre öngörülmezken, 1982 Anayasası’nda cevap ve düzeltme hakkının sürüncemede bırakılmaması amacıyla “en geç yedi günlük” bir süre öngörülmüştür. Madde gerekçesi şu şekildedir; “Kitle haberleşmesi faaliyetini yürüten organların bu faaliyetlerinde serbest kalması esastır. Bu serbestiyi kısıtlayan unsurlardan biri de, süreli yayınlarda zorunlu yayın denilen yayınlardır. Bunlar yayın organına dış çevreden gönderilen ve organca yayını mecburi olan mütalaa ya da mülahazalardır.  Böylece süreli yayının sınırlı hacmi doldurulmakta ve serbest yayına yer kalmamaktadır. İkinci olarak süreli haberleşme organının hizmet gereklerinden biri de kamuoyuna doğru haber ve bilgi sunmaktır. Nihayet süreli haberleşme organları faaliyetlerinde kişilerin haysiyet ve şereflerine saygılı olmakla yükümlüdürler.”  Maddenin birinci fıkrasında bu üç gerekçe yerine getirilmekte, diğer bir deyimle düzeltme ve cevap hakkı sınırlanmakta, kişilerin şeref ve haysiyetleri de korunarak gerçeğe aykırı yayınlar düzeltilmekte veya cevaplanmaktadır. Kişilere tanınan bu hakkın kullanılış şartlarını kanun düzenleyecektir. Birinci fıkradaki nitelikleri belirtilen düzeltme ve cevap yazılarının yayını zorunludur. Fakat süreli yayına ilgililer tarafından gönderilecek bu tür yazıların gerçekten belirtilen niteliğe sahip olup olmadığı konusunda, düzeltme ve cevap hakkını kullandığı iddiasında olan kişi ile yayıncı arasında görüş ve değerlendirme farkı olabilir. Bu halde ihtilaf, bağımsız ve tarafsız hakem konumunda olan hakim tarafından çözümlenecektir. Düzeltme ve cevap yayınlanmadığı takdirde, yayınlanmasına gerek olup olmadığına hakim tarafından en geç 7 günde karar verilir hükmünün getirilmesi suretiyle, düzeltme ve cevap hakkının kullanılmasının sürüncemede kalmamasının öngörülmüştür.”

1982 Anayasası 1961 Anayasası’ndan farklı olarak 7 günlük bir süre getirmiştir. Bu süre, hakkın niteliği gereği hızlı kullanılması gerektiğinden, getirilmiş bir hükümdür. İleride de inceleyeceğimiz gibi cevap ve düzeltme hakkının düzenlendiği kanunlarda hakimin anayasada belirtilen 7 günlük süreden daha kısa süreler içerisinde karar vermesi gerektiği belirtilmiştir. Buradaki 7 günlük süre maddenin gerekçesinden de anlaşılacağı gibi cevap ve düzeltme hakkının kullanılıp kullanılmayacağı konusunda hızlıca karar verilmesi ve hakkın etkinliğinin sağlanması amacıyla getirilmiştir. Yani bir anlamda bu süre kişilik hakkını korumayı amaçlayan bir süre olduğundan, kanunlarda bu süre daha kısa tutulabilir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi 2001/228 esas 2002/9 karar sayılı kararında 5680 sayılı kanun zamanında hakime 2 gün içerisinde cevap ve düzeltme hakkının kullanılıp kullanılmayacağına karar verme yükümlülüğünü getiren hükmü anayasaya uygun bulmuştur. Anayasa Mahkemesi kararında “Haberleşme organlarının kamuoyuna doğru haber ve bilgi sunmaları hizmet gereklerinden olup, bu faaliyetlerinde de, kişilerin haysiyet ve şereflerine saygılı olmakla yükümlüdürler. Anayasanın 32’nci maddesinde belirtilen yedi gün azami süredir. Gerçeğe aykırı, şeref ve haysiyeti kırıcı bir yayımın hafızalardaki etkisi henüz silinmeden mümkün olan en kısa zamanda, karşı bir yayım ile doğrunun bildirilmesi amacıyla yasa ile yedi günden daha kısa süre öngörülmesinde anayasaya aykırılık bulunmamaktadır” diyerek bu duruma açıklık getirmiştir.

5.  5187 SAYILI BASIN KANUNU KAPSAMINDA

CEVAP VE DÜZELTME HAKKI

5187 sayılı Basın Kanunu 26/06/2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 5187 Sayılı Basın Kanun’unun 30’uncu maddesi ile 5680 Sayılı Basın Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. 5187 sayılı Basın Kanun’unun, 14’üncü maddesinde “Cevap ve Düzeltme Hakkı” düzenlenmiştir.

Aynı zamanda 18’inci maddesi ile de kesinleşmiş mahkeme kararına rağmen cevap ve düzeltmenin yayınlanmaması durumu düzenlenmiştir.

Ayrıca yukarıda da belirttiğimiz gibi bu hak mutlak bir hak değildir. Yani hem anayasa ile hem de 5187 sayılı Basın Kanunu ile belirli şartlara bağlanmıştır. Oysaki bu hakkın ilk defa doğduğu ülke olan Fransa’da bu hak mutlaktır. Yani bir kişinin bir yayında adının geçmesi ya da bu kişinin net bir şekilde ima edilmesi, cevap ve düzeltme hakkının kullanılması için yeterlidir. Türk Hukuku’nda ise gerek anayasamız gerek ise basın kanunumuz bu hakkın doğumunu belirli şartlara bağlayarak sınırlı bir hak olarak düzenlemişlerdir.

5.1. CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ DOĞMASINA İLİŞKİN

        KOŞULLAR

5.1.1. Yayım Koşulu

Cevap ve düzeltme hakkının doğması için ilk önce bir yayımın olması gerekir. 5187 sayılı Basın Kanunu tanımlar başlıklı 2’nci maddesinde yayım; “Basılmış eserin herhangi bir şekilde kamuya sunulması” şeklinde belirtmiştir. Basın kanunun 14’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında “Süreli yayınlarda ….” ibaresi kullanıldığından süreli olmayan yayınlara karşı bu hak kullanılamaz. Keza basın kanunun 2’nci maddesin de süreli yayın; “Belli aralıklarla yayımlanan gazete, dergi gibi basılmış eserler ile haber ajansları yayınları”, olarak tanımlanmıştır.

Buradan cevap ve düzeltme hakkına ilişkin iki temel koşul çıkarılabilir. Birincisi, bir yayım olmalı ve bu yayım kitle iletişim araçları ile yapılmalıdır. İkincisi ise bu yayın, süreli bir yayın olmalıdır. Kanun koyucunun süreli olmayan yayınlara karşı cevap ve düzeltme hakkını kabul etmemesi genelde iki sebebe dayandırılmaktadır. Bunlardan bir tanesi, süreli yayınların süreli olmayan yayınlara nazaran daha büyük kitlelere seslenebilmeleri ve dolayısıyla etkinliklerinin daha çok olmasıdır. Diğer sebep ise süreli olmayan yayınların cevap ve düzeltmenin en kısa sürede yayınlanmasına müsait olmamalarıdır. Örneğin bir romanda bir kişinin haysiyet ve şerefinin ihlâl edilmesi veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, kişi, ilgili yargı organından cevap ve düzeltme metninin yayımlanması noktasında bir   karar   elde   etse   dahi,   romanın   devamı olmadığından bu kararın yerine getirilebilmesi maddi olarak imkânsız olacaktır. Gerçekten de cevap ve düzeltme hakkının aynı kitle iletişim araçlarıyla ve niteliği gereği hızlı yayınlanması gerekliliği bu hakkın dönemsel olarak tekrarlanmayan yayınlarda kullanılmasını zorlaştırmaktadır.

14’üncü maddenin yayının türü bakımından koyduğu tek koşul, yayının süreli, dönemsel yayın olmasıdır. Kanunumuzun sistematiğine göre, yapılan yayının haber değerlendirme ya da eleştiri niteliğinde olması cevap ve düzeltme hakkının doğması bakımından önem taşımaz. Keza yayının resim, yazı, karikatür veya bilimsel nitelik göstermesi de önemli değildir. Bu anlamda her ne kadar doktrinde tartışılmış ise de, ilan, reklam ve okur mektupları gibi yayınlara karşı da cevap ve düzeltme hakkı kullanılabilir.

Yayına ilişkin tartışmalı bir konu da, resmi muhtevalı yayınlara karşı bu hakkın kullanılıp kullanılmayacağıdır. İçel ve Ünver’e göre resmi içerikli yayınlara karşı mesela Resmi Gazete, Tutanak Dergisi gibi yayınlara karşı bu hak kullanılamamalıdır.

İçel ve Ünver, “resmi muhtevalı yayımlara karşı cevap hakkının tanınmasının, hakkın amacı ve niteliği ile bağdaşmayacağını, örneğin; Yargıtay Kararları Dergisi, TBMM Tutanak Dergisi ve Resmî Gazete gibi resmî nitelikteki süreli yayınlara karşı cevap ve düzeltme hakkı tanındığı takdirde, bu yayınlarda ismi geçen herkesin haktan yararlanmaya kalkışması gibi tuhaf bir uygulama doğabilir” diyerek bu tür yayınlara karşı cevap ve düzeltme hakkının kullanılmaması gerektiğini belirtmişlerdir.

Kanımca kanunumuzda da bu yönde açıkça hüküm bulunmamaktadır. Bu anlamda resmi muhtevalı yayınlara karşı bu hakkın kullanılamayacağı şeklinde bir hüküm olmadığından, şu anki pozitif hukukumuzda eğer şartları gerçekleşmiş ise resmi muhtevalı yayınlara karşı da cevap ve düzeltme hakkının varlığı kabul edilmelidir. 

5.1.2. Kişilerin Şeref ve Haysiyetinin İhlali Koşulu

Şeref, başkasının, birine gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer, onur, toplumca benimsenmiş iyi şöhret anlamlarına gelirken, haysiyet ise, değer, saygınlık, itibar, öz saygı anlamına gelmektedir. Şeref ve haysiyet, kişilik hakkını oluşturan değerlerden olup, bir kimseye, içinde yaşadığı toplum tarafından verilen manevi değerler bütünüdür.

 

Toplum içinde kişiyi küçük düşüren, hor gören kin ve düşmanlık duyguları uyandıran, saygınlığını zedeleyen veya üçüncü kişilerin onunla temas etmesine engel olan her türlü davranış biçimi haysiyet ve şerefi ihlal edici niteliktedir.

Her hakaret suçunu oluşturan yayın muhakkak, şeref ve haysiyeti ihlal eden yayın niteliğinde iken, her şeref ve haysiyeti ihlal eden yayın hakaret suçunu oluşturmak zorunda değildir. Yani şeref ve haysiyeti ihlal etme tabiri, hakaret suçundan daha geniş bir anlam taşımaktadır.

Cevap ve düzeltmeye sebep olan yayın gerçek olsa dahi, kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal edici nitelikte ise cevap ve düzeltme hakkı kullanılabilecektir. Yayının objektif haber verme niteliğinde olması veya başka bir kaynaktan iktibas edilmiş olması, cevap ve düzeltme hakkının doğması yönünden önemsizdir. Keza şu anki Türk Ceza Kanun’una göre, mahkeme kararı ile hırsızlık yaptığı belirlenen ve hakkındaki bu karar kesinleşen kimseye hırsız demek hakaret suçunu oluşturabilmektedir.

Şeref ve haysiyet ihlalini içeren yayının aynı zamanda hakaret suçunu oluşturması durumunda, kişi ayrıca ceza davası açılması istemiyle Cumhuriyet Savcılığı’na başvurabilecektir. Keza bu ihlal suç oluştursa da oluşturmasa da şeref ve haysiyeti ihlal edilen kişi hukuk davası yolu ile tazminat davası da açabilecektir. Burada cevap ve düzeltme hakkı, diğer hukuksal yollarla bir yarışma içinde değildir.

İlgili yayının kişinin şeref ve haysiyetini ihlal edip etmediği noktasında, hakkın tarafları arasında bir anlaşmazlık yaşanır ve cevap ve düzeltme sorumlu müdür tarafından yayınlanmaz ise, söz konusu yayının kişilik hakkını ihlal edip etmediğine hakim karar verecektir. Hakim basın özgürlüğünün unsurlarından olan haber verme, eleştirme ve yorumlama hakkı kapsamında kalan bir yayın olduğu kanısına varırsa, doğal olarak bu yayının şeref ve haysiyeti ihlal etmediğine karar verecektir. Burada dikkat edilecek bir hususta eleştiri sınırının belirlenmesi sırasında politikacılar ve sanatçılar gibi ünlü insanların eleştiriye daha açık olduklarının kabul edilmesi gerektiğidir.

5.1.3. Gerçeğe Aykırılık Koşulu

Basın kanununun 14’üncü maddesi “Kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması” halinde de cevap ve düzelme hakkının doğacağını belirtmiştir. Bu düzenleme haber alma, haber verme ve doğru haber dolaşımının hukuken korunması amacının gereği olarak kabul edilmiştir. Yasa koyucu, gerçeğe aykırı haberin, haber alma özgürlüğüne zarar vereceği düşüncesiyle, cevap ve düzeltme hakkına olanak vermektedir.

Gerçeğe aykırılık hususunda dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, gerçeğe aykırılığın sadece ilgili kişiye bu hakkı tanımasıdır. Burada cevap ve düzeltme hakkına konu olan yayının, mutlak surette kişinin kendisiyle ilgili olması gerekir.  Kanun koyucunun bu sınırlamayı yapmaması durumunda, gerçeğe aykırı yayınlara karşı herkesin cevap ve düzelme talebinde bulunması mümkün olabilecektir ki, bu basın özgürlüğünün sınırlanmasına sebep olan sonuçlar doğurabilir. Yani burada “bireysel ilgi” aranmakta genel ilgi bu hakkın doğumu için yeterli görülmemektedir.

Gerçeğe aykırılığın nasıl tespit edileceği de bu konuda önemli bir noktadır. Gerek doktrinde gerekse uygulamada gerçeğe aykırılığın objektif kıstasa göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Yani ilgili yayında belirtilen konunun, gerçek olup olmadığı hususu, cevap ve düzeltme başvurusunda bulunan kişinin şahsi telakkilerine göre değil, objektif kriterlere göre belirlenecektir. Gerçeğe aykırılığı ilk etapta sorumlu müdür değerlendirecektir. Sorumlu müdür cevap ve düzeltme metnini yayınlanmaz ise gerçeği aykırılığı belirleme görevi hakime düşecektir.

Hakim önüne gelen olayda maddi gerçeği mi, yoksa görünen gerçeği mi araştıracaktır?  İleride de ayrıntılı olarak bahsedileceği gibi basın kanunu kapsamında hakime, cevap ve düzeltme hakkının yayınlanıp yayınlanmaması hususunda karar vermesi için verilen süreler çok kısa tutulmuştur. Her ne kadar bu süreler düzenleyici süreler olup hakimi yaptırım altında tutmasa da, gerek bu sürelerin varlığı, gerek iş yükü, gerek hakimin dosya üzerinden ve duruşmasız karar verecek olması, gerekse maddi gerçeği araştırmanın muhtemel bir zaman kaybına sebep olarak, cevap ve düzeltmeden beklenen yararı azaltacağı dikkate alındığında, hakimin maddi gerçekliği değil görünen gerçekliği araması gerekir.

Yargıtay 7’nci Ceza Dairesi’nin 14.10.1993, 1993/4911-5847 E. K. sayılı kararında “Haberin gerçekliğine yönelik hakim incelemesinin objektif ölçülere dayanması, ilgilisince gerçeğe aykırı sayılmasının değil, basının haber verme hakkının ve toplumun bilgi edinme olanağının sınırlanmasına yol açmayacak biçimde görünürdeki gerçeğe uygun olup olmadığının asıl alınması; maddi gerçek araştırılma durumunda olmadığı için ortada görünen durum ve tarafların iddialarını kanıtlamak için sundukları bilgi ve belgeler değerlendirilmek üzere sonuca ulaşılması, hukukumuzda cevap ve düzeltme sistemimizce benimsenen yöntem olmasına göre…” diyerek cevap ve düzeltme hakkı ile ilgili olarak maddi gerçeğin değil, görünürdeki gerçeğin aranacağı, hakimin bu durumu tespit ederken de tarafların sundukları bilgi ve belgelere göre karar vereceğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, haberin cevap veren lehine olması, onu yüceltmesi de gerçeğe aykırı olması koşuluyla, cevap ve düzeltme hakkının kullanılmasına engel sayılmaz. Örneğin; “X hoca çok parlak bir derece ile profesör oldu” gibi bir haber yayınına karşı X, “profesörlüğe değil doçentliğe yükseldiği veya bu akademik yükselmelerde derecelemenin söz konusu olmadığı” biçiminde bir cevap verme hakkına sahiptir.

5.2. CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ TARAFLARI

Cevap ve düzeltme hakkı doğduğunda bu hakkı kullanabilecek kimselere bu hakkın aktif süjeleri denirken, bu hak doğduğunda bu hakkın yerine getirilmesinin istendiği mercilere bu hakkın pasif süjeleri denmektedir. Bu anlamda olmak üzere cevap ve düzeltme hakkının doğumuna ilişkin şartlar gerçekleştiğinde, bu hakkı kullanabilecek olanlara hakkın aktif süjeleri diyebiliriz.

5187 sayılı Basın Kanunu bu hakkı kullanabilecek olanları “kişiler” olarak belirtmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki Mülga 5680 sayılı Basın Kanunu “Kişiler, Devlet daireleri, kamu müesseseleri ve tüzelkişiler” olarak bu hakkı kullanabilecekleri ayrıntılı olarak saymıştır. 5187 sayılı Basın Kanunu ise yalnızca kişilerden bahsetmiştir. İşte her iki kanundaki bu düzenleme farkından giderek ve ayrıca 5187 sayılı Basın Kanun’unun 14’üncü maddesinin son fıkrasındaki “Düzeltme ve cevap hakkına sahip olan kişinin ölmesi halinde bu hak, mirasçılardan biri tarafından kullanılabilir” ifadesindeki “ölmesi” ibaresinden yola çıkan bir görüş yalnızca gerçek kişilerin bu hakkı kullanabileceklerini savunmuştur.

Bir başka görüşe göre ise, mülga 5680 sayılı Basın Kanun’unda tüzel kişilerden bahsedilmişken 5187 sayılı Basın Kanunu sadece kişilerden bahsederek cevap ve düzeltme hakkını kullanabilecek olanları genişletmek istemiştir. Bu yüzden tüzel kişi olmayan gruplar da bu hakkı kullanabileceklerdir.

Kanımca yukarıda zikredilen her iki görüşe de katılmak mümkün değildir. Kişiler tabirinden, hem gerçek kişilerin hem de tüzel kişilerin anlaşılacağı, ayrıca tüzel kişiler tabirinin de hem kamu hukuku tüzel kişilerini hem de özel hukuk tüzel kişilerini kapsayacağından kuşku duymamak gerekir. Yani hem gerçek kişiler hem de tüm tüzel kişiler cevap ve düzeltme hakkını kullanabileceklerdir.

Buna karşılık, tüzel kişiliğe sahip olmayan kuruluşlar ya da devlet daireleri bu hakkı kullanamayacaklardır. Cevap ve düzeltme metninin tüzel kişiliği olmayan topluluklara yahut meslek gruplarına yönelik yayınlara karşı gönderilebilmesi, topluluğun veya meslek grubunun üyelerinin belirlenebilecek nitelikte olabilmesine, sınırlılığına bağlıdır. Geniş topluluklar söz konusu olduğunda, yayının hedeflediği kişinin belirlenebilme olanağı bulunmazken; yayın konusu kişi veya kişilerin belirlenememesi durumunda ise, kişinin haysiyet ve şerefe dokunan, hakkında gerçek dışı söz, düşünce, hareket izafesinden söz edilememektedir. Örneğin; doktorlar, eczacılar, avukatlar, vb. hakkındaki yayınlar nedeniyle cevap ve düzeltme hakkı kullanılamamakta;  buna karşın,  bir kuruluşun yönetim kuruluna,  bir siyasî partinin yolculuğa çıkan delege grubuna veya bir kulüp takımına yöneltilen yayınlara yönelik,  yayının yöneldiği kişiler belirlenebileceği için, cevap ve düzeltme hakkının kullanılabilmesi mümkün olacaktır.

Cevap ve düzeltme hakkının aktif süjesi bakımından ortaya çıkan bir başka sorun da, tüzel kişiliği olmayan örneğin, bir gezi topluluğu hakkında gerçeğe aykırı bir yayın yapılması yahut yayın yoluyla geziye katılanların haysiyet ve şereflerinin ihlâl edilmesi durumunda cevap ve düzeltme hakkının “kim tarafından ve ne şekilde” kullanılacağıdır. Coşkun’a göre, söz konusu hak, toplulukta bulunanların tamamı tarafından kullanıldığı takdirde, basın özgürlüğü kısıtlanacağından hakkın kötüye kullanımı söz konusu olacaktır. O nedenle zarara uğrayanların mağduriyetleri tam manasıyla giderilemeyecek olsa dahi, içlerinden herhangi birisinin cevap hakkını kullanması yeterlidir. Makul çözüm, çok kişi başvurmuş olsa dahi, diğerlerine bu hakkın kullandırılmamasıdır.

Basın kanununun 14’üncü maddesinin son fıkrasında “Düzeltme ve cevap hakkına sahip olan kişinin ölmesi halinde bu hakkın, mirasçılardan biri tarafından kullanılabileceği” belirtilmiştir.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki, o da ölen kişinin mirasçılarının bu hakkı kullanabilmeleri için ölen kişi bakımından cevap ve düzeltme hakkının doğmuş olmasıdır. Bu anlamda olmak üzere, kişi öldükten sonra cevap ve düzeltme hakkının doğumuna sebep olacak bir yayının gerçekleşmesi durumunda, mirasçılar bu hakkı kullanamayacaklardır. Kanunda mirasçılardan bahsedildiğine göre, buradan hem kanuni mirasçıları hem de ölüme bağlı tasarruf ile mirasçı durumuna gelenler anlaşılmalıdır. Ölen kişi yerine cevap ve düzeltme hakkını kullanacak kişinin, miras hukuku kurallarına göre hukuken “varis” niteliğine sahip olması gerekeceğinden, mirası reddeden varisin cevap ve düzeltme hakkı yoktur.

Mirasçının ölen adına cevap ve düzeltme hakkını kullanması durumunda, cevap ve düzeltme hakkının kullanılması için öngörülmüş olan yayım tarihinden itibaren işlemeye başlayacak iki aylık düzeltme ve cevap hakkı süresine bir ay daha ilave edilir. Kanuna göre bu hak mirasçılardan biri tarafından kullanılabilir. Bu anlamda kanun, mirasçıların bu hakkı hep birlikte kullanması zorunluluğunu getirmemiştir.

Gerek 1982 Anayasası’nda, gerek ise 5187 sayılı Basın Kanun’unda cevap ve düzeltme hakkını yabancıların kullanıp kullanamayacakları hususunda bir düzenleme yoktur. Aksi ile hüküm bulunmadığından yabancıların ve hatta vatansızların bu hakkı kullanabilecekleri hususunda tereddüt etmemek gerekir. Coşkun’a göre de, cevap ve düzeltme hakkı temel hak ve özgürlüklerden olup, yabancıların da temel hak ve özgürlüklerden yararlanabileceğini ileri süren 1982 Anayasası’nın 16’ncı maddesi burada işletilerek ve referans alınarak yabancıların da bu hakkı kullanabilecekleri sonucuna varılmalıdır.

Cevap ve düzeltme hakkı, yayına hedef olan kişi tarafından şahsen kullanılabilecek, kişiye sıkı biçimde bağlı temel bir haktır. Hakkın doğrudan ilgili tarafından kullanılması gerekir. Bu anlamda küçükler ve ehil olmayanlar cevap ve düzeltme hakkını bizzat kullanabilecekleri gibi, kanuni temsilcileri aracılığı ile de kullanabilirler. Bazı yazarlara göre ise, vekâlette özel hüküm olmak kaydıyla vekil de cevap hakkını kullanabilecektir. Altunç’a göre ise, cevap ve düzeltme hakkının kullanılabilmesi için, her halükarda ilgilinin rızası aranmalıdır. Dolayısıyla, vekâletnamede genel yetki bulunsa dahi, vekil, müvekkilin talebi üzerine harekete geçmeli veya en azından, cevap ve düzeltme hakkının doğduğuna inandığı hallerde, durumdan müvekkili haberdar ederek, onun onayını aldıktan sonra cevap ve düzeltmeyi göndermelidir. Böylece, cevap ve düzeltme başvurusunun sadece vekilin imzasıyla yapılması, müvekkilin rızası, imza dışında başka bir yolla da ispat edilebildiği sürece, sakınca yaratmayacaktır. Uygulamada vekilin avukat olması durumunda, genel dava vekâletinde müvekkilin, vekile ayrıca cevap ve düzeltme hakkını kullanabileceğine ilişkin özel yetki verip vermediği hususunun mahkemelerce aranmadığı görülmüştür.

Bu hakkın kullanımına muhatap olan kişi kanuna göre sorumlu müdürdür. Düzeltme ve cevap metni sorumlu müdüre gönderilir. İlk etapta cevap ve düzeltmenin yayınlanıp yayınlanmayacağına karar verecek olan kişi de sorumlu müdürdür. Yazılı basında 5187 sayılı Basın Kanunu, cevap ve düzeltme başvurusunun yapıldığı merciin, yani sorumlu müdürün cevap ve düzeltme hakkına ilişkin yükümlülüklerini ayrıntılı olarak düzenlemiştir. Sorumlu müdürün sorumlulukları bir ileriki konuda ayrıntılı olarak inceleneceğinden, tekrara düşmemek adına burada üzerinde fazla durulmayacaktır.

5.3. CEVAP VE DÜZELTMENİN KULLANILMASINA İLİŞKİN

       KOŞULLAR VE USULÜ

Süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin yayım tarihinden itibaren iki ay içinde göndereceği suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan düzeltme ve cevap yazısını; sorumlu müdür hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır.

Kanunun lafzından da anlaşıldığı üzere cevap ve düzeltme hakkının doğmasından sonra hak sahibi, hazırlayacağı cevap ve düzeltme metnini ilgili sorumlu müdüre göndermelidir. Cevap ve düzeltme metninin sorumlu müdüre gönderilmesi öncelikli bir şart olup cevap ve düzeltme hakkının yayınlanıp yayınlanmayacağına karar verecek ilk mercii sorumlu müdürdür. Cevap ve düzeltme metninin sorumlu müdüre gönderilmeksizin doğrudan yayınlanmasına karar verilmesi amacıyla mahkemeye başvurulması durumunda bu başvuru reddedilecektir. Ayrıca sorumlu müdürün bu cevap ve düzeltme metnini yayınlamaması da suç oluşturmayacaktır.  Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.03.1986 tarihli 1985/7-401 E. 1986/89 K. sayılı kararında “Cevap ve düzeltme yazısı hazırlayıp yayınlatmak isteyenin gazete ve derginin sorumlu yazı işleri müdürüne başvurması, yasanın ön koşuludur. Bu başvuru yapılmadan doğrudan istemle karşılaşan Sulh Ceza Hakimi’nin, ‘ilk başvurunun sorumlu yazı işleri müdürüne yapılması gerektiği’ gerekçesiyle istemi reddetmesi gerekir. Buna aykırı olarak, cevap ve düzeltme yazısının yayınlanmasına, karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi durumunda, söz konusu yazıyı yayınlamayan sorumlu yazı işleri müdürünün eylemi suç oluşturmaz” diyerek bu durumu açıkça ortaya koymuştur.

Süreli yayının sorumlu müdürünün birden fazla olması durumunda ise, bu yükümlülük, cevaba konu olan yazı veya resmin yayınlandığı kısmın sorumlu müdürüne aittir. Doktrinde haklı olarak cevap veya düzeltmeyi gerektiren yazı veya resmin çıktığı nüshanın sorumlu müdürünün sonradan değişmesi halinde, cevabın yayınlanacağı sıradaki sorumlu müdürün bu konuda yükümlü olması gerektiği düşünülmektedir.

Cevap ve düzeltme hakkı sahibi, cevap ve düzeltme metnini ilgili sorumlu müdüre göndermelidir. Bu dikkat edilmesi gereken önemli bir noktadır. Uygulamada bazen yanılgıya düşülerek cevap ve düzeltme metninin, sorumlu müdür yerine süreli yayımın genel yayın yönetmenine veya ilgili gazete veya yayının merkezinin bulunduğu yere süreli yayının tüzel kişiliği adına gönderildiği görülmektedir. Böyle durumlarda cevap ve düzeltme metninin sorumlu müdür tarafından yayınlanmaması ve cevap ve düzeltme metninin yayınlanıp yayınlanmaması hususunun mahkeme aşamasına gelmesi durumunda, ilgili mahkeme bu durumu dikkate alarak cevap ve düzeltme metninin yayınlanması talebini reddedecektir. Nitekim Yargıtay da birçok kararında bu yönde kararlar vermektedir. Cevap ve düzeltme hakkı sahibi ilgili yayımın yapılmasından itibaren 2 ay içerisinde hazırlayacağı metni sorumlu müdüre göndermelidir.  Kanımca buradaki iki aylık süre hak düşürücü süredir. Bu iki aylık sürenin geçirilmesinden sonra bu hak kullanılamayacaktır. Bu sürenin başlangıç tarihi cevap ve düzeltmeye sebep olan eserin yayım tarihidir. Bu anlamda cevap ve düzeltme hakkını kullanmak isteyen kişinin, bu yayımdan haberinin olmaması ya da kusuru bulunmaksızın dahi iki aylık süre içinde bu hakkı kullanamaması sonucu değiştirmez. İki aylık süre hak düşürücü süre olduğundan durması ya da kesilmesi mümkün değildir. Hakim önüne gelen davada bu süreyi resen dikkate almalıdır. Kanımca kanun koyucunun cevap ve düzeltme hakkı bakımından böyle bir hak düşürücü süre koyması cevap ve düzeltme hakkının mahiyeti gereğidir. Cevap ve düzeltme hakkı, hak sahibine aynı kitle iletişim aracıyla en kısa sürede cevap verme olanağı tanıyarak, hak sahibi hakkında yapılan yayımın etkinliğini azaltmayı amaçladığından, belirli bir sürenin geçmesinden sonra güncelliğini ve aktüelliğini yitiren bu yayımlarda artık bu menfaatin olmadığını kabul etmek gerekir.  Bu anlamda yazılı basında künyelere dikkat etmek gerekir. Özellikle süreli yayının idare yeri, adresi ve ilgili sorumlu müdür doğru tespit edilmeli, sorumlu müdüre hitaben tebligat çıkarılmalıdır. Bu hususlar yanlış tespit edilerek yapılacak tebligatlar hak düşürücü sürenin kaybı ile cevap ve düzeltme hakkının kullanılmaması gibi istenmeyen bir sonuç doğurabilir.

Düzeltme ve cevap hakkına sahip olan kişinin ölmesi halinde bu hak, mirasçılardan biri tarafından kullanılabilir. Bu durumda, birinci fıkradaki iki aylık düzeltme ve cevap hakkı süresine bir ay ilave edilir. Bu hüküm kanımca, ölüm gibi bir olayla uğraşan mirasçıların bu hak düşürücü süreyi kaçırmamaları gayesiyle konmuştur.

Cevap ve düzeltme metni suç unsuru içermemeli ve üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmamalıdır. Bunu ilk önce cevap ve düzeltme hakkı sahibi dikkate almalıdır. Cevap ve düzeltme metninin sorumlu müdüre gönderilmesi ile sorumlu müdür bu metnin suç unsuru içerip içermediğine ve üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olup olmadığına karar vererek, cevap ve düzeltme metninin yayınlanıp yayınlanmamasına karar verecektir.

Cevap ve düzeltmenin suç unsuru içerip içermediği, tabii olarak ceza hukukuna göre belirlenecektir. Cevap hakkı sahibinin bu suçlardan cezalandırılabilir olup olmaması ya da kusur yeteneğinin olup olmaması veya örneğin yasama dokunulmazlığına sahip olmasının önemi yoktur. Bu durumlarda dahi, fiil suç olmaya devam edeceğinden cevap ve düzeltme metninin yayınlanmaması gerekir. Fakat cevap ve düzeltmede bir hukuka uygunluk sebebi var ise, cevap ve düzeltmenin suç niteliği ortadan kalkacağından, bu durumda cevap ve düzeltme metninin yayınlanması gerekecektir.

Cevap ve düzeltme metninin içeriğini ilişkin bir şart da, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmamasıdır. Bu şart cevap ve düzeltmeye sebep olan yazı ile ilgisi olmayan üçüncü kişilerin bu hakkın kullanımından zarar görmesinin engellenmesi amacıyla getirilmiştir. Bu koşul kanımca hem ilgisiz üçüncü kişileri korumayı amaçlamakta,  aynı zamanda önemli ölçüde yeni bir cevap ve düzeltme hakkının doğumunu da engellemektedir.

 

Burada hukuken korunan menfaatin, üçüncü kişinin menfaati olması gerekmektedir. Burada üçüncü kişiden kasıt, cevabı doğuran yayında hiç katkısı olmayan ve uyuşmazlığa tamamen yabancı olan kişilerdir. Diğer bir deyişle, burada cevap ve düzeltmeye sebep olan eserin sahibinin veya sorumlu müdürün menfaatinden bahsedilmemektedir. Zira eser sahibi eseri oluştururken, sorumlu müdür de cevap ve düzeltmenin yayımlanması ile ilgili denetim yetkisini yerine getirirken, belli oranda etkili olmaktadırlar. Bu nedenle anılan kişiler bakımından suç unsuru taşımayan, fakat bu kişilerin menfaatlerine aykırı cevap ve düzeltmeler söz konusu olsa bile, bunların yayımlanmasından kaçınılamayacaktır.

Sorumlu müdür cevap ve düzeltme metnini aldıktan sonra, günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır. Cevap ve düzeltme metninin tebliğ edildiği gün bu sürelere dâhil değildir. Tebliğden sonra bu süreleri hesap etmek gerekir. Kanun koyucu cevap ve düzeltme metninin cevap ve düzeltmeye sebep olan eserin yer aldığı sayfa, sütun, puntolarla ve aynı şekilde yayınlanmasını gerektiğini belirterek, cevap ve düzeltme ile buna sebep olan eser arasında bir denge kurmak istemiştir. Böyle bir denge getirilmemiş olsaydı, bir gazetede birinci sayfadan verilen bir manşetin cevap ve düzeltme metninin küçük puntolarla iç sayfalarda yayınlanması mümkün olurdu ki, bu durum, cevap ve düzeltme hakkının etkinliğini yok ederdi. İçel ve Ünver, kanunun “aynı şekilde” ibaresini kullanması nedeniyle, gramer kurallarının, noktalama işaretlerinin, yazının karakterinin, sunuluş şeklinin ve görünümün de aynı olması gerektiğini belirtmişlerdir. Kanımca sorumlu müdür iyi niyetli olarak, cevap ve düzeltme hakkını zayıflatmayacak nitelikte olan gramer ve noktalama hatalarını düzeltebilmelidir.

Her ne kadar kanun koyucu cevap ve düzelme metninin “ilgili yazıdan” uzun olamayacağını belirtmiş ise de, aslında buradaki ilgili yazıdan uzun olamaz ibaresini, yazının cevap ve düzeltme hakkı sahibiyle ilgili kısmından uzun olamaz şeklinde anlamak gerekir. Mademki kanun koyucu cevap ve düzeltmeye sebep olan eser ile cevap ve düzeltme hakkı arasında bir denge kurmak istemektedir, bu nedenle buradaki hükmü bu şekilde anlamak gerekir. Nitekim Yargıtay da bir kararında           “… tekzip metninin ilişkin olduğu yazının cevap vereni ilgilendiren kısmından fazla olamayacak biçimde düzenlenmesi zorunluluğuna da uyulmadığı gözetilmeden…” diyerek bu ilkeyi benimsediğini göstermiştir.

Düzeltme ve cevaba neden olan eserin, yirmi satırdan az yazı, resim veya karikatür olması hallerinde, düzeltme ve cevap otuz satırı geçemez. Cevap ve düzeltmeye sebep olan yayım türü bakımından, yayımın süreli olması dışında bir sınırlama yoktur. Cevap ve düzeltmeye sebep olan eser, resim ya da karikatür gibi bir eser de olabilir, bu durumda satır ya da punto hesabı yapılamayabilir. Kanımca böyle durumlarda hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak resim, karikatür veya benzeri eserin kapladığı alan dikkate alınmalıdır.

Her ne kadar 5187 sayılı Basın Kanun’unun 14’üncü maddesinde cevap ve düzeltmenin “yazı” niteliğinde olacağını belirtmiş ise de, kanımca cevap ve düzeltme fotoğraf veya karikatür şeklinde de olabilir. Fakat kanun ayrıca “düzeltme ve cevapta, buna neden olan eser belirtilir” hükmünü getirdiğinden, en azından fotoğraf ya da karikatür gibi bir eser ile cevap ve düzeltme hakkı kullanılmak istendiğinde, konu ile ilgili kısa bir yazılı açıklama yapılması uygun olacaktır. İçel ve Ünver ise, cevap ve düzeltme resim veya karikatürden ibaret ise bunların da imzalanması gerektiğini belirtmişlerdir.

Kanun koyucu cevap ve düzeltmeye sebep olan eserin olumsuz etkisini kırabilmesi ve cevap ve düzeltmenin de tam olmasa da, yine aynı etkiye yakın bir etki doğurması amacıyla cevap ve düzeltmeye sebep olan yayının birden fazla yerde basılması halinde, düzeltme ve cevap yazısının da, düzeltme ve cevap hakkının kullanılmasına sebebiyet veren eserin yayımlandığı bütün baskılarda yayımlanacağını kabul etmiştir.

Sorumlu müdür en nihayetinde cevap ve düzeltme metnini inceleyecek ya yayınlanmasına ya da yayınlanmamasına karar verecektir. Sorumlu müdür tarafından düzeltme ve cevabın birinci fıkrada belirlenen süreler içinde yayımlanmaması halinde, yayım için tanınan sürenin bitiminden itibaren, birinci fıkra hükümlerine aykırı şekilde yayımlanması halinde ise, yayım tarihinden itibaren on beş gün içinde cevap ve düzeltme talep eden kişi, bulunduğu yer sulh ceza hakiminden yayımın yapılmasına veya bu kanun hükümlerine uygun olarak yapılmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkiminin kararına karşı acele itiraz yoluna gidilebilir. Yetkili makam üç gün içinde itirazı inceleyerek karar verir. Yetkili makamın kararı kesindir.

 

Bu 15 günlük sürenin kaçırılması durumunda, bu süreden sonra mahkemeye cevap ve düzeltmenin yayınlanması amacıyla başvurulduğunda, mahkemece cevap ve düzeltmenin yayımlanması talebi usulden reddedilmelidir. Sulh ceza hakimi bu istemi üç gün içerisinde, duruşma yapmaksızın, karara bağlar. Hakim duruşma yapmayacağından detaylı bir araştırmaya giremeyecek, tarafların verdiği bilgi ve belgelere göre daha doğrusu dosya üzerinden bir inceleme yapacaktır. Bu husus her ne kadar bazı yazarlar tarafından eleştirilmiş ise de, cevap ve düzeltme hakkının niteliği ve bu haktan beklenen muhtemel faydanın cevap ve düzeltmenin en kısa sürede yayınlanması ile sağlanacağından, bu düzenleme kanımca doğru bir düzenlemedir.

Sulh ceza hakimi önüne gelen dosyada, cevap ve düzeltme hakkının doğup doğmadığını, yayım tarihinden itibaren 2 aylık süre içerisinde sorumlu müdüre başvurulup başvurulmadığını, yine 15 günlük süre içerisinde istemde bulunulup bulunulmadığını, cevap ve düzeltmenin suç unsuru içerip içermediğini, cevap ve düzeltmenin üçüncü kişilerin menfaatlerine aykırı olup olmadığını ve basın kanunun 14’üncü maddesine uygun olarak cevap ve düzeltmenin yayınlanıp yayınlanmadığını inceler.

Burada değinilmesi gereken önemli bir konuda sulh ceza hakiminin cevap ve düzeltme metnine müdahale edip edemeyeceğidir. İleride anlatacağımız gibi, TRT kurumunun yayınlarına karşı cevap ve düzeltmeyi düzenleyen 2954 sayılı Kanun’un 27’nci maddesinde açıkça hakimin cevap veya düzeltme metnine müdahale ederek metni değiştirebileceğini öngören bir düzenleme 5187 sayılı Basın Kanun’un da bulunmamaktadır. Coşkun, 5187 sayılı kanunda hakimin metne müdahalesinin düzenlenmediğini, fakat kanunların özüyle ve sözüyle yorumlanacağı kuralı gereği hakimin cevap ve düzeltme metnine müdahil olabilmesi gerektiğini savunmuştur. Kanımca, hakim cevap ve düzeltme ile ilgili olarak kanun metninden de anlaşılabileceği gibi üç şekilde karar verebilecektir. Hakim ya cevap ve düzeltmenin yayınlanmasına veya yayınlanmamasına ya da kanuna aykırı yayımlandığı iddia ediliyorsa, kanuna uygun şekilde yayınlanmasına karar verebilir. Hakim bunun dışında bir karar veremez. Örneğin, hakim cevap ve düzeltme metninde bir suç unsuru bulmuş ise cevap ve düzeltmenin yayınlanmamasına karar verecektir. Cevap ve düzeltme metnine müdahale ederek suç unsurunu metinden çıkaramaz. Aksi bir sonuca varmak için, yani hakimin metne müdahalesini kabul edebilmek için TRT kanunundakine benzer yasal bir düzenlemeye ihtiyaç vardır.

Uygulamada cevap ve düzeltme hakkını kullananlar, cevap ve düzeltmenin sorumlu müdüre tebliğ edildiğini, daha rahat ispat etmek için, noter aracılığı ile tebligat çıkartmaktadırlar. İlgililer, tebligatın yapıldığını gösterir belge ile, sorumlu müdürün cevap ve düzeltmeyi süresi içinde yayınlamadığını göstermek amacıyla, günlük süreli yayınlarda cevap ve düzeltmenin tebliğinden sonraki üç günlük nüshalar ile diğer süreli yayınlarda ise tebliğden itibaren üç günden sonraki nüsha ile sulh ceza mahkemesine başvurmalıdırlar. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi bir kararında da,  “Sulh ceza hakimine başvurmada, ilgilinin süreli yayına çektiği ihtar metni, cevap ve düzeltmeye konu olan yayının yanı sıra, cevap ve düzeltmenin tebliğinden itibaren belirlenen yasal sürede yayımlanmadığını göstermek amacıyla, söz konusu tarihlere ait nüshaların da dilekçeye eklenmesi gerekmektedir. Başvuru vekil aracılığı ile yapılıyorsa, ebettedir ki vekâletnamenin de yer alması şarttır” diyerek cevap ve düzeltmenin yayınlanması talebi sırasında nelerin başvuruda bulunması gerektiğini açıkça belirtmiştir.

Bu aşamada uygulamada var olan önemli bir eksikliği belirtmekte fayda vardır. Sulh ceza hakimi, cevap ve düzeltme talebini kabul ederse, bu sorumlu müdürün aleyhine verilmiş bir karar olduğundan, bu karar mahkemece sorumlu müdüre tebliğ edilecektir. Böylelikle sorumlu müdür, sulh ceza hakiminin verdiği karardan haberdar olacak ve 5187 sayılı Kanun’un 14/5 maddesi gereğince gerekli gördüğü takdirde bu karara itiraz edebilecek ve savunma hakkını kullanmış olacaktır. Fakat tersi olduğunda, yani özellikle yukarıda da zikrettiğimiz bazı basit belgeler olmaksızın, eksik belge ile cevap ve düzeltme talebinde bulunulduğunda, sulh ceza hakimi talebi reddedecektir. Bu karar, uygulamada sorumlu müdürün lehine bir karar olduğundan, sorumlu müdüre tebliğ edilmemektedir.  Talebin reddi kararı, cevap ve düzeltme talebinde bulunanın aleyhine bir karar olduğundan, talepte bulunanın karara itiraz hakkı vardır. Bu karar ise, talebi reddedilen ilgiliye tebliğ edilecek, ilgili ise bu eksik belgeleri tamamlayarak bir üst mahkemeye itiraz ettiğinde itiraz mercii şartları var ise itirazı kabul edecektir. İşte burada itiraz merciinin verdiği karar kesin olup, sorumlu müdürün itiraz hakkı kalmamaktadır. Sulh ceza hakiminin cevap ve düzeltme talebinin reddi kararının sorumlu müdürün lehine bir karar olduğu gerekçesiyle tebliğ edilmemesi neticesi,  itiraz aşamasında bu karardan haberi olmayan sorumlu müdürün savunma hakkı kısıtlanmakta, yani bir nevi itiraz hakkı niteliği gereği çalıştırılamamaktadır. Kolaylıkla kötüye kullanılabilecek bu durum ile ilgili, kanunda herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Sulh ceza hakiminin cevap ve düzeltme talebinin reddi kararına karşı itiraz edildiğinde, bu itirazdan sorumlu müdür de haberdar edilmeli, böylece savunma hakkının kullanılması sağlanmalıdır. Bu nedenle belki itiraz hakkında yetkili makamın karar verme süreci uzayabilir, ama daha önemli gördüğümüz savunma hakkı garanti altına alınmış olur.

Sulh ceza hakiminin cevap ve düzeltmenin yayınlanması veya yayınlanmaması ya da kanuna uygun şekilde yayınlanması kararlarına karşı itiraz edilebilir. 5187 sayılı Kanun “acele itiraz yoluna gidilebilir” dese de buradaki acele itiraz yolunu itiraz olarak algılamak gerekir. Keza 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 7/2 maddesi ile acele itiraz kanun yolu kaldırılmış olup, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve diğer kanunlarda yer alan acele itirazlar hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’unun itiraza ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Yetkili makam üç gün içinde itirazı inceleyerek karar verir. Yetkili makamın kararı kesindir.  Sulh ceza hakimi tarafından verilen kararlara karşı yapılan itirazlara, yargı çevresinde bulundukları asliye ceza mahkemesi bakar. Eğer asliye ceza mahkemesi hakiminin Sulh ceza işlerine bakması nedeniyle, karar asliye ceza hâkimi tarafından verilmişse bu durumda itirazı inceleme yetkisi ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanına aittir.

Hakim tarafından cevap ve düzeltmenin yayımlanmasına karar verilmesi halinde, cevap ve düzeltmenin yayımlanması açısından sürelerin ne zaman başlayacağı, kanun koyucu tarafından, sulh ceza hakiminin kararına, itiraz edilip edilmemesine göre farklı saptanmıştır. Düzeltme ve cevabın yayımlanmasına hakim tarafından karar verilmesi halinde, 14’üncü maddenin birinci fıkrasındaki süreler, sulh ceza hakiminin kararına itiraz edilmemişse kararın kesinleştiği tarihten, itiraz edilmişse yetkili makamın kararının tebliği tarihinden itibaren başlar. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

5.4. CEVAP VE DÜZELTMENİN YAYIMLANMAMASI

Cevap ve düzeltmenin yayımlanmaması suçu, 5187 sayılı Kanun’unun 18’inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre 18’inci maddede suç, “düzeltme ve cevabın yayımlanmasına ilişkin kesinleşmiş hakim kararlarına uymayan sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili on milyar liradan yüzeli milyar liraya kadar adli para cezasıyla cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiştir.

İlk önce belirtmek gerekir ki, cevap ve düzeltmenin yayımlanmaması suçu bir basın suçudur. Doktrinde basın suçları çeşitli ayrımlara tabi tutulmuştur.  İçel ve Ünver, basın suçlarını ikiye ayırmaktadır; basılmış eserin içeriğine ilişkin suçlar ve basın düzenine karşı suçlar. Basılmış eserin içeriğine ilişkin suçları da kendi içinde “dar anlamda basın suçları” ve “basın yoluyla işlenen suçlar” olmak üzere ikiye ayırmaktadırlar. Dar anlamda basın suçları sadece basılmış eserle işlenebilen, başka bir eserle işlendiğinde cezalandırılmayan suçlardır. Basın yoluyla işlenen suçlar ise, her türlü araçla işlenmesi olanağı bulunan suçların fiilen basılmış eserle işlenmesidir. Basın düzenine karşı suçlar ise, kanunların basın faaliyetinin yürütülmesi yönünden koyduğu koşullara ve yüklediği yükümlülüklere aykırı davranışlardan doğan suçlardır. Sözüer de benzer bir ayrım yapmıştır. Erman ve Özek ise, bu suçlara basın zabıtası suçlarını da eklemiştir. Basın zabıtası suçları, basının idari düzeni açısından basın alanında çalışanlara getirilen yükümlülüklerin ihlalinden kaynaklanan suçlardır. Cevap ve düzeltme hakkının yayımlanmaması da bir basın zabıtası suçudur

Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu suçun oluşması için cevap ve düzeltmenin yayımlanmasına ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmalıdır. Görüldüğü üzere suçun ön şartı, kesinleşmiş hakim kararının varlığıdır. Cevap ve düzeltmenin yayımlanmasına ilişkin karar ya sulh ceza hakiminin bu yöndeki kararına itiraz edilmemesi ya da itiraz edilmişse dahi, itirazın incelemeye yetkili hakim tarafından reddedilmesi ile kesinleşir. Sulh ceza hakiminin cevap ve düzeltmenin yayımlanması yönündeki kararına hiç veya suresinde itiraz edilmemesi yahut da suresinde yapılan itirazın itirazı incelemeye yetkili hakim tarafından reddedilmesi durumlarında kesinleşmiş hakim kararı söz konusu olacaktır.

Burada şu hususa dikkat etmek gerekir. Kesinleşmiş hakim kararına uymama, yayımlanmasına karar verilen cevap ve düzeltme yazısını hiç yayımlamama şeklinde olabileceği gibi, 14’üncü maddede belirtilen süreler geçtikten sonra veya aynı maddenin birinci fıkrası hükmüne aykırı yayımlama şeklinde de olabilir. Burada mahkeme, cevap ve düzeltmenin, cevap ve düzeltmeye sebep olan eser ile aynı sayfada, aynı sütunda ve aynı puntolarla yayınlanmasına karar verecektir. Sorumlu müdürün cevap ve düzeltmeyi, aynı sayfada değil de başka bir sayfada yayımlamış ya da aynı sütunda değil de farklı bir sütunda yayımlamış ya da farklı puntolar ile yayımlamış ise, yine sorumlu müdürün hakim kararına uymama eylemi gerçekleşeceğinden bu suç oluşacaktır.

5187 sayılı Basın Kanunu´nda, 5680 sayılı Basın Kanun’undan farklı olarak, ilgilinin talebi üzerine, şekil ve şartlara uyulmadan cevap ve düzeltme yayımlanması cezalandırılmamaktadır. Şu halde, sadece hakim kararına uymamak söz konusu olduğu vakit yaptırım uygulanmaktadır.

Bununla beraber, yine 5680 sayılı Kanun da yer alan, hakim tarafından verilen yeniden yayımlama kararına veya cevap ve düzeltmenin yeniden yayımlanmasında yayımın gerektiği gibi yapılmamasına ilişkin hükümlere, 5187 sayılı Kanun´un 18’inci maddesinde rastlamamaktayız.

18’inci maddenin birinci fıkrasına göre suçun yaptırımı ağır para cezası olarak belirtilmiş ise de, buradaki ağır para cezasını adli para cezası olarak anlamak gerekir. Keza 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5’inci maddesince kanunlarda öngörülen "ağır para" cezaları, "adli para" cezasına dönüştürülmüştür.  Düzeltme ve cevabın yayımlanmasına ilişkin kesinleşmiş hakim kararlarına uymayan sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili, on milyar liradan yüz eli milyar liraya kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. Düzeltme ve cevabın yayımlanmasına ilişkin kesinleşmiş hakim kararlarına uymayan sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili, bölgesel süreli yayınlarda yirmi milyar liradan yüzeli milyar liraya kadar, yaygın süreli yayınlarda elli milyar liradan yüz elli milyar liraya kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. 5187 Sayılı Basın Kanunu, mülga 5680 Sayılı Basın Kanun’una göre cevap ve düzeltmenin yayımlanmamasını daha ağır müeyyidelere bağlamıştır.

Burada korunmak istenen hukuki menfaatin, yargının otoritesi olduğu açıktır. Korunan hukuki menfaatin yargının otoritesi olması sebebiyle, mahkeme cevap ve düzeltmenin yayımlanmamasında sorumlu müdürün haklı sebebe dayanıp dayanmadığını göz önüne alamaz. Diğer bir değişle sorumlu müdür, ilgili yayımın gerçeğe aykırı veya şeref ve haysiyeti ihlal edici olmadığının mahkeme önünde ispata çalışarak, 18’inci maddedeki yaptırımlardan kurtulamaz.

Sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili hakkında verilen adli para cezasının ödenmesinden yayın sahibi, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili ile birlikte müteselsilen sorumludur. Sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili ifadesinden; yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı anlaşılır. Keza basın kanunun 11/3 maddesinin lafzında da, sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili denirken; yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi kimselerden bahsedilmiştir. Burada yayın sahibinin sorumluluğunun cezai bir sorumluluk olmayıp adli para cezasının ödenmesi bakımından hukuki bir sorumluluk olduğu kanunun gerekçesinde belirtilmiştir. Basın kanunun 18’inci maddesinin ikinci fıkrasının, müteselsil sorumluluk getirmesi, anayasanın 38’inci maddesinde düzenlenen “cezai sorumluluğunun şahsiliği” ilkesine aykırıdır.

18’inci maddede düzenlenen suç, uzlaşmaya tabi suçlardan olmayıp, yalnızca adli para cezasını gerektiren suçlardan olduğundan ön ödemeye tabidir. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanun’unun 75’inci maddesi gereği, adli para cezasının alt sınırının ödenmesi halinde kamu davası açılmayacaktır. Ön ödemenin, Cumhuriyet Savcısı’nın yapacağı tebligattan itibaren 10 gün içinde yapılması gerekir.

18’inci maddenin üçüncü fıkrasına göre mahkûmiyet kararıyla birlikte, masraflar yayın sahibinden karşılanmak üzere mahkemece, cevap ve düzeltmenin tirajı yüz binin üzerinde olan iki gazetede ilan şeklinde yayımlanmasına da karar verilir. Burada kanun  “karar verir” şeklinde emredici hükümde bulunduğundan, cevap ve düzeltme hakkı sahibi böyle bir istemde bulunmasa dahi, hakim cevap ve düzeltmenin tirajı yüz binin üzerinde olan iki gazetede ilan şeklinde yayımlanmasına karar vermelidir. Hakim karar verirken ilanın yayımlanacağı gazete isimlerini belirtmeyecektir. Bu hususta mahkeme Basın İlan Kurumu’na yazı yazacaktır, aksi takdirde infaz sınırlanmış olur. Hangi gazetenin yüz binin üzerinde tiraja sahip olduğunu, Basın İlan Kurumu belirleyecektir.

5187 sayılı Basın Kanun’unun 26’ncı maddesine göre “Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının, günlük süreli yayınlar yönünden iki ay, diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde açılması zorunludur.” Burada ceza davası açılabilmesi için, kanun koyucu kısıtlayıcı süreler getirmiştir. Bu süreler,  basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu kanunda öngörülen diğer suçlardan dolayı bu alanda faaliyet gösterenleri uzun süre ceza tehdidi ile karşı karşıya bırakmamak ve böylece basın özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla getirilmiştir.

Cevap ve düzeltmenin yayımlanmaması suçu bakımından da, 26’ncı maddedeki süreler geçerlidir. Fakat bu süreler cevap ve düzeltmenin yayımlanmaması suçu “basın zabıta suçu” olduğundan, 5187 sayılı Kanun’unun 26/2 maddesinin aksine basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edildiği tarihten itibaren veya basılmış eserin yayım tarihinden itibaren değil, kanunda öngörülen yükümlülüklere aykırı davranıldığı zamandan, yani suçun oluştuğu andan itibaren başlamalıdır.  Yani, basın zabıtası suçları bakımından, yayın nüshalarının savcılığa teslimi aşamasında ortada henüz suç yoktur. Bu nedenle de, dava suresinin başlatılması mümkün değildir. Dava süresinin suçun meydana geldiği andan itibaren işletilmesi gereklidir. Bu da, cevap ve düzeltme hakkı bakımından, cevap ve düzeltmenin yayımlanmaması halinde, yayımlanması gereken tarih yanlış yayımlandığı takdirde ise, yayımlandığı tarih olarak kabul edilmelidir.

6. TÜRKİYE RADYO VE TELEVİZYON KANUNU KAPSAMINDA

CEVAP VE DÜZELTME HAKKI

Televizyon ve radyo yayınlarına karşı cevap ve düzeltme hakkının tanınıp tanınmaması gerektiği konusu doktrinde tartışılmıştır. Özelinde TRT’nin bir devlet kurumu olduğu, devlet kontrolünde olan televizyon ve radyolarda kişilik hakkının ihlaline neden olan yayınların yapılamayacağı, radyo ve televizyon yayınlarına karsı cevap ve düzeltme hakkını kullanmanın, buna neden olan yayınları izlememiş kitlelerin de bu programlardan haberdar olmalarına yol açacağı, radyo ve televizyonlar aracılığıyla yapılan sözlü yayınlara karsı ispat zorluğu olacağı, radyo ve televizyonda cevap ve düzeltme hakkının kullanılması ile lüzumsuz yere, yayının bütünlüğünün bozulması ve yayını kesintisiz takip etmek isteyen izleyicilerin rahatsız olacağı, radyo ve televizyonda cevap ve düzeltme hakkının çoğu kez, sadece “haber bültenleri ile güncel olaylara ilişkin sözlü yayınlar” nedeniyle ileri sürüldüğü radyo ve TV’lerde, bu tür yayınların hem az yer işgal etmesi, hem de haberlerin ve ele alınan olayların yorumsuz ve sübjektif değerlendirmelerden uzak, ayrıntısına inilmeden izleyicilere sunulması sebebiyle, gereksiz olduğu, gibi gerekçeler ile cevap ve düzeltme hakkının, radyo ve televizyonlarda tanınmaması gerektiği ileri sürülmüştür.

Netice  olarak,  sayılan  farklar  nedeniyle,  cevap  ve  düzeltme  hakkının radyo ve televizyonlarda, yazılı basındakine benzer şekilde düzenlenmesinin ilk planda uygun olamayacağı düşünülse de; bu görüşler, radyo-TV yayınları ile kişilerin haysiyet  ve  şerefinin  ihlâl  edilebilmesi  veya  kişilerle  ilgili  gerçeğe  aykırı yayınların yapılabilmesi gerçeğini ortadan kaldıracak güçte görünmemektedirler. Gerek bu gerçeği görmesi nedeniyle, gerekse anayasal bir hak olması nedeniyle kanun koyucu radyo ve televizyon yayınlarına karşı da bu hakkı tanımıştır.

Doktrinde bazı yazarlar, 3984 sayılı Kanun’un cevap ve düzeltme hakkını, 2954 Sayılı TRT kanunundan sonra yeniden düzenlediğinden ve 3954 sayılı yasa bir sınırlama getirmediğinden, TRT yayınlarını da kapsayacağı, bu nedenle TRT kanununun 27’nci maddesinin uygulanamayacağını belirtmişlerdir. Bu görüşe katılmak mümkün değildir. Keza ne mülga 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun ne de 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunu açıkça bu şekilde bir mülgayı düzenlemiştir. Ayrıca TRT kanunu, gerek 3984 gerekse 6112 sayılı kanunlara göre daha özel bir alanı düzenlemektedir.

6.1. CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ DOĞMASI

TRT yayınlarına karşı cevap ve düzeltme hakkı, 2954 sayılı kanunun 27’nci maddesinde düzenlenmiştir. TRT kanununa göre cevap ve düzeltme hakkı, TRT yayını ile bir kişinin  “haysiyet ve şerefine dokunulması” veya TRT yayınında kişi ile ilgili olarak “gerçeğe aykırı hususlar” bulunması durumunda doğar. 2954 sayılı Kanunun 27’nci maddesi cevap ve düzeltme hakkının doğması için gerekli koşulları anayasanın 32’nci maddesine uygun biçimde belirtmiştir.

Radyo ve televizyon yayınları bakımından cevap ve düzeltme hakkını incelerken birçok yerde basın kanununa benzer düzenlemelerin olduğu görülecektir. Bu anlamda radyo ve televizyon yayınlarına karşı cevap ve düzeltme hakkını anlatırken basınla ilgili düzenlemelere atıf yapılacaktır. Böylelikle basın kanunu kapsamında anlattığımız konular yeniden anlatılmayarak, gereksiz tekrarlardan kaçınılacaktır.

 

TRT kanunu kapsamında, cevap ve düzeltme hakkının doğması için yayının haysiyet ve şerefe dokunulması ve gerçeğe aykırı olması hususları basın kanunu ile paralel bir düzenleme olduğu için basın kanunu kapsamında yaptığımız açıklamalar burada da geçerlidir.

TRT yayınlarının şekli, cevap ve düzeltme hakkının doğması bakımından önemli değildir. Kanun herhangi bir kısıtlama getirmediği için, ön hazırlıktan geçen veya geçmeyen yayınlara, canlı veya canlı olmayan yayınlara karşı da cevap ve düzeltme hakkı kullanılabilmektedir. Keza, yayının haber, yorum, eğlence türünde olması da sonucu etkilemez. Hatta doktrinde, TRT tarafından yayınlanmaları zorunlu bulunan yayınlara karşı da cevap ve düzeltme hakkının kullanılabileceği ve bu yayınlardan TRT personelinin sorumlu tutulamamasının, kişilerin cevap hakkını ortadan kaldırmaması gerektiği belirtilmiştir. Zira, cevap ve düzeltme hakkı, bir tür savunma hakkı olduğuna göre, yayını yapanın sorumluluğu ya da sorumsuzluğu ile ilgili değildir.

6.2. CEVAP VE DÜZELTME HAKKINI KULLANABİLECEK OLANLAR

Kanunun 27’nci maddesinin birinci fıkrasında, cevap ve düzeltme hakkını kişilerin kullanabileceğinden, İkinci fıkrasında da özel hukuk tüzel kişilerinin kullanabileceğinden bahsetmiştir. Kanunun ayrıca özel hukuk tüzel kişilerinden bahsederken, kamu hukuku tüzel kişilerinden bahsetmemesi bu hakkı kamu hukuku tüzel kişilerin kullanamayacağı anlamına gelmez. Keza kişi tabiri hem gerçek kişileri hem de tüzel kişileri, tüzel kişi tabiri de hem özel hukuk tüzel kişilerini hem de kamu hukuku tüzel kişilerini kapsamaktadır. Tüzel kişiliğe sahip bulunmayan kuruluşlar yönünden ise, haysiyet veya şeref kırıcı ya da gerçeğe aykırı bir yayın söz konusu olduğu takdirde, bu kuruluşlardaki gerçek kişilerden yayına dolaylı biçimde hedef olanlar cevap ve düzeltme hakkını kendileri için kullanabilirler.

Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan, fakat hükümete dahil olmayan siyasi partiler de 2954 sayılı Kanun’unun 19’uncu maddesi uyarınca “hükümet uygulamalarının tanıtılması” ile ilgili yapılan yayınlar nedeniyle cevap ve düzeltme hakkını kullanabilirler. (m.27/3) Kanunun bu hükmü nedeniyle doktrinde bazı yazarlar mecliste grubu bulunsun bulunmasın tüm siyasi partilerin bu hakkı kullanabileceklerini savunmuşlardır. Yine, cevap ve düzeltme hakkı bakımından kanun vatandaşlık şartı aramadığından,  yabancılar ve vatansızlar da bu hakkı kullanabilirler.

6.3. CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ KULLANILMASI USULÜ

TRT kanununun 27’nci maddesine göre TRT yayınlarına karşı cevap ve düzeltme hakkını kullanmak isteyen kişi, yayın tarihinden başlayarak yedi gün içinde cevap ve düzeltme metnini, TRT Genel Müdürlüğü’ne göndermelidir. Buradaki yedi günlük süre hak düşürücü süredir. Bu anlamda basın kanununda ki iki aylık süreye ilişkin hususlar bu süre bakımından da geçerlidir.

TRT Genel Müdürlüğü, kanuna uygun biçimde gönderilen cevap ve düzeltme metninin,  alınmasından itibaren üç gün içinde yayınlamakla yükümlüdür. Metnin kanuna uygun olmaması veya suç niteliğindeki ifadeler taşıması ya da yeni bir düzeltme ve cevap hakkı doğurur nitelikte olması halinde, Genel Müdürlük bu talebi reddettiğini, yayınlamakla yükümlü olduğu üç günlük sürenin bitiminden itibaren iki gün içinde ilgiliye bildirir. İlgili, bu ret kararına karşı itirazını, iki gün içinde Ankara Sulh Ceza Hâkimliği’ne veya bu hâkimliğe gönderilmek üzere bulunduğu yer mahkemesine verebilir.

Bunun üzerine, Ankara Sulh Ceza Hâkimi, düzeltme ve cevap metnini, en geç iki gün içinde; suç niteliğinde olup olmadığı, yayın ile ilgisi bulunup bulunmadığı, kanundaki koşullara uygun olup olmadığı, yeni bir düzeltme ve cevap hakkı doğurur nitelik taşıyıp taşımadığı, süresi içinde TRT’ye gönderilip gönderilmediği yönlerinden inceleyerek bir karar verir. Altunç, “Hakimin buradaki incelemesini cevap ve düzeltme metni üzerinde yapacağını, diğer bir değişle hakimin cevap ve düzeltme hakkının doğup doğmadığına bakamayacağı görüşündedir. Kanımca hakim burada cevap ve düzeltme hakkının doğup doğmadığına da bakmalıdır. Her ne kadar kanunun lafzından Ankara Sulh Ceza Mahkemesi’nin sadece cevap ve düzeltme metnini inceleyebileceği ve sadece yukarıda belirtilen sebeplerle sınırlı olacak şekilde inceleyebileceği sonucuna varılabilirse de, aslında kanun metninde geçen cevap ve düzeltme metni ibaresini, “kanundaki koşullara uygun olup olmadığı” şartının gerçekleşip gerçekleşmediği bakımından “cevap ve düzeltme hakkı” olarak anlamak gerekir. Keza hakimin önüne gelen dosyada cevap ve düzeltme hakkının doğup doğmadığı hususunu, mesela “şeref ve haysiyete dokunan” bir yayın olup olmadığı yada “gerçek dışı” bir yayın olup olmadığı hususunu inceleyemeyeceğini ileri sürmek, TRT’deki her türlü yayına karşı cevap ve düzeltme metni yayınlatılabilmesinin önünü açacaktır. Böyle bir durumda TRT’nin her yayınına karşı ismi geçen herkesin cevap ve düzeltme metni yayınlatabilmesi gibi bir tehlike ortaya çıkabilecektir. Kanun koyucunun ise bunu amaçlamadığı ortadadır.

Nitekim Ankara Sulh Ceza Mahkemesi de bir kararında “… yapılan yorum ve değerlendirmelerin, muhatabı tahkir ve tezyif amacına yönelik bulunduğu, … kanunun 27’nci maddesindeki düzeltme ve cevap hakkını doğurduğu inancına varılmış olmakla tekzip talebinin kabulüne” diyerek cevap ve düzeltme hakkının doğup doğmadığını incelemiştir. Ankara Sulh Ceza Hakimi gibi, itiraz durumunda Ankara Asliye Ceza Hakimi de cevap ve düzeltme hakkının doğup doğmadığını inceleyebilecektir. Bu yorum tarzı nedeniyledir ki, her ne kadar kanun “hakimin cevap veya düzeltme metninin aynen yayınlanmasına karar verebileceği gibi uygun göreceği değişiklikleri bizzat yaptıktan sonra yayınlanmasına da karar verebilir” diyerek sulh ceza hakiminin cevap ve düzeltmenin yayınlanmamasına karar veremeyeceği gibi bir sonuç çıkarılabilinirse de bu yukarıda izah ettiğimiz nedenlerle mümkün değildir. En nihayetinde gerek sulh ceza hakimi gerek ise asliye ceza hakimi hakkın doğup doğmadığını inceleyebilecek, gerekse de cevap ve düzeltme hakkının yayınlanmamasına karar verebileceklerdir.

Ankara Sulh Ceza Hâkimi,  gerekli incelemeleri yapmak suretiyle, düzeltme ve cevap metninin aynen yayınlanmasına karar verebileceği gibi uygun göreceği değişiklikleri bizzat yaptıktan sonra yayınlanmasına da karar verebilir. Kanımca yayınlanmamasına da karar verebilir. Bu kararın birer örneği taraflara gönderilir. Taraflar, bu karara, kendilerine tebliğinden başlayarak iki gün içinde Ankara Asliye Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edebilir. Asliye Ceza Hâkiminin verdiği karar kesin olup, Genel Müdürlüğe tebliğinden itibaren en geç iki gün içinde cevap ve düzeltmenin yayınlanması zorunludur. Burada dikkat edilmesi gereken konulardan biri de hakimin cevap ve düzeltme metnine müdahale edebilmesidir. Kanımca cevap ve düzeltme hakkı doğmuş ise bu durumda hakim metne müdahale edebilecektir. Örneğin, metinde ki suç unsuru içeren ifadeleri çıkararak, metnin yayınlanmasına karar verebilecektir. Cevap ve düzeltmenin süresi, cevap ve düzeltmeye sebep olan yayının süresinin ilgili bölümünün süresini aşamaz.

 

TRT kanununda cevap ve düzeltmenin hangi yayında, hangi saatte ve nasıl yayınlanacağına ilişkin bir düzenleme yoktur. Kanun sadece cevap ve düzeltmenin, cevap ve düzeltmeye sebep olan yayının süresinin ilgili bölümünün süresini aşamayacağını belirtmiştir. Kanunda belirtilmemiş olmakla birlikte, cevabın aynı yayın saatinde yayınlanması gerekir ve böylece, hakkın kullanılmasından beklenen yararın gereği ve hakkın kullanımına neden olan yayının, izleyicilerine ulaşabilme olasılığı arttırılmış olacaktır.

TRT kanununun 27’nci maddesinin son fıkrası, iki tür yayına karşı cevap ve düzeltme hakkının kullanılamayacağını belirtmiştir. Bunlardan biri; siyasi partilerin radyo ve televizyondan özel kanunları uyarınca yapacakları seçim propaganda konuşmaları, diğeri ise TRT kanunun 18’inci maddesi uyarınca yayınlanan hükümet bildirisi veya konuşmalarıdır.

TRT kanununa göre, düzeltme ve cevap hakkını kullanmadan ölen kimsenin bu hakkını mirasçıları birlikte kullanabilecekleri gibi veya mirasçılardan yalnız ilk başvuranı da kullanabilir.

6.4. CEVAP VE DÜZELTMENİN YAYINLANMAMASI

Basın kanununun aksine, TRT kanunu cevap ve düzeltmenin kesinleşmiş hakim kararına rağmen yayınlanmaması durumunda özel bir ceza hükmü getirmemiştir. Bu durumda doktrinde de kabul edildiği gibi, haklı olarak meseleye genel esaslar çerçevesinde bakmak gerekecektir. Unutmamak gerekir ki, TRT devlet eliyle kurulan,  kamu tüzel kişiliğine sahip ve kamu hizmeti gören bir kurumdur.  TRT personeli de devlet memuru statüsündedir. TRT bu anlamda idari bir kurumdur. Anayasanın 138/son maddesine göre idare, mahkeme kararlarına uymak zorunda olup, ayrıca mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. TRT de idari bir kuruluş olarak mahkeme kararlarına anayasanın bu hükmüne göre uymak yükümlülüğü altında olduğuna göre, cevap ve düzeltmenin yayınlanmasına ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararına uygun davranmayan TRT personeli, kendisine anayasa ile verilen bu görevini yerine getirmemiş olacaktır. İşte burada kesinleşmiş mahkeme kararını uygulamayan TRT personeli şartları varsa 5237 sayılı Türk Ceza Kanun’unun 257’nci maddesinde düzenlenen “Görevi Kötüye Kullanma” suçunu işlemiş olacaktır.

Sorumlunun kim olduğu noktasında da 2954 sayılı kanunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Genel Müdürlük sadece genel müdürü değil, teşkilatın tamamını kapsayacak bir yapılanmayı ifade etmektedir. Dolayısıyla sorumlu kişi, ceza kanunun genel ilkelerine göre tespit edilecektir.

7.  RADYO VE TELEVİZYONLARIN KURULUŞ VE YAYIN HİZMETLERİ HAKKINDAKİ KANUNDA CEVAP VE DÜZELTME HAKKI

3984 Sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun” 03/03/2011 tarih ve 27863 sayılı R.G’de yayımlanan 15/02/2011 tarih ve 6112 sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanun’un” 48’inci maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu anlamda 6112 sayılı kanun çok yeni bir kanundur. Mülga 3984 sayılı kanunun 28’inci maddesinde cevap ve düzeltme hakkı düzenlenmişti. Ben 6112 sayılı kanun kapsamında cevap ve düzeltme hakkını anlatırken, gerek yeni kanunun eski kanun zamanındaki uygulamadan neleri farklı düzenlediğini daha iyi anlatabilmek, gerek ise mülga kanun zamanında var olan ve 6112 sayılı Kanun zamanında da uygulanabilecek içtihatlardan yararlanabilmek amacıyla, mülga kanun zamanındaki uygulamaya da sık sık çalışmamda yer vereceğim.

7.1. CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ DOĞMASI

6112 sayılı Kanun, cevap ve düzeltme hakkını 18’inci maddede düzenlemiştir.  Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, ileride de inceleyeceğimiz gibi 6112 sayılı Kanun mülga 3984 sayılı kanuna göre cevap ve düzeltme hakkı hakkında önemli ölçüde farklı bir düzenleme getirmiştir. Mülga 3984 sayılı kanuna göre cevap ve düzeltme hakkı “kişilik haklarına saldırı teşkil eden yayınlar ile gerçeğe aykırı olduğu iddia edilen yayınlara karşı” kabul edilmişti. Bu düzenleme doktrinde cevap ve düzeltme hakkını düzenleyen anayasanın 32’nci maddesindeki düzenlemeye aykırı olduğu gerekçesi ile eleştirilmekteydi. Keza anayasanın 32’nci maddesi "kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması” halinde cevap ve düzeltme hakkının doğacağını belirtmekteyken, 3984 sayılı kanun ise “kişilik hakları” tabirini kullanarak “haysiyet ve şerefe dokunma” dan çok daha geniş bir ölçüt kabul etmekteydi. Ayrıca 3984 sayılı kanun “gerçeğe aykırı olduğu iddia edilen” tabirini kullanarak, sanki gerçeği belirleme konusunda sübjektif sistemi kabul ettiği izlenimini uyandırmaktaydı.

6112 sayılı kanunun 18’inci maddesinde, gerçek ve tüzel kişilere, kendileri hakkında şeref ve haysiyetlerini ihlâl edici veya gerçeğe aykırı yayın yapılması hâlinde cevap ve düzeltme hakkını tanıyarak, hem anayasanın 32’nci maddesine uygun hem de daha önce anlattığımız gibi 5187 sayılı Basın Kanunu ve 2954 sayılı TRT Kanunu’na paralel bir düzenleme getirmiştir. Kanımca bu düzenleme ile 3984 sayılı kanun zamanındaki anayasaya aykırılık iddiaları sona ermiştir. Cevap ve düzeltme hakkının doğması için öngörülen “şeref ve haysiyetlerini ihlâl edici veya gerçeğe aykırı yayın” şartları 5187 sayılı kanun anlatılırken açıklandığından, burada tekrara düşmemek adına yeniden anlatılmayacaktır.

7.2. CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ TARAFLARI

6112 sayılı kanunun 18’inci maddesinde, gerçek ve tüzel kişilerden bahsedilmiştir. Tüzel kişi tabirinden, hem özel hukuk tüzel kişilerinin hem de kamu hukuku tüzel kişilerinin anlaşılması gerekir. İçel ve Ünver’e göre, tüzel kişiliği bulunmayan kuruluşlar, kuruluş olarak cevap hakkını kullanamazlar, buna karşılık bu kuruluşları oluşturan gerçek kişilerin, bu hakkı kullanabilecekleri söylenebilir.

6112 sayılı kanuna göre, düzeltme ve cevap hakkına sahip olan kişinin bu hakkı kullanmadan ölmesi hâlinde, bu hak mirasçılarından biri tarafından kullanılabilir. Bu durumda, ölümün altmış günlük düzeltme ve cevap hakkı süresi içinde gerçekleşmiş olması kaydıyla, kalan düzeltme ve cevap hakkı süresine otuz gün ilâve edilir. Mülga 3984 sayılı kanunda, mirasçıların bu hakkı kullanabileceklerine ilişkin bir hüküm bulunmamaktaydı. 6112 sayılı kanun bu eksikliği gidermiştir. Burada dikkat edilmesi gereken bir hususta ölen için cevap ve düzeltme hakkı doğmuş olmalıdır ki, mirasçılar bu hakkı kullanabilsin.

Cevap ve düzeltme hakkını 6112 sayılı kanuna göre medya hizmet sağlayıcıları yayınlamakla yükümlü kılınmışlardır. Medya hizmet sağlayıcısı, radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmeti içeriğinin seçiminde, editoryal sorumluluğu bulunan ve bu hizmetin düzenlenme ve yayınlanma biçimine karar veren tüzel kişiyi ifade eder.

7.3. CEVAP VE DÜZELTME HAKKININ KULLANILMA USULÜ VE

       ŞARTLARI

Mülga kanunda cevap ve düzeltme hakkı yayından itibaren 10 gün içerisinde doğrudan yargıya başvurma yolu ile kullanılabilmekteydi. 6112 sayılı kanun ise yayından itibaren 60 günlük bir süre kabul etmiştir. Kanımca buradaki 60 günlük sürede basın kanunundaki 2 aylık süre gibi hak düşürücü süre olarak kabul edilmelidir. Kanun koyucu, mülga kanundaki 10 günlük süreyi 60 gün yaparak cevap ve düzeltme hakkının kullanımını kolaylaştırdığı gibi, 5187 sayılı kanun ile de paralel bir düzenleme getirmiştir. 6112 sayılı kanun mülga kanunda, doğrudan yargıya başvurma şartından farklı olarak, cevap ve düzeltme hakkı sahibine, isterse doğrudan cevap ve düzeltme hakkının yayınlanması için yargıya başvurma olanağının yanı sıra, cevap ve düzeltmeyi medya hizmet sağlayıcısına göndererek ondan da cevap ve düzeltmenin yayınlanmasını isteyebilme olanağını vermiştir. Böyle ikili bir sistem, cevap ve düzeltme hakkını düzenleyen diğer kanunlarda bulunmamaktadır. Cevap ve düzeltmenin doğrudan yargıya başvurarak yayınlanmasını isteme olanağı, 6112 sayılı kanunun 18/7 maddesinde düzenlenmiştir. Kanunun gerekçesine göre “cevap ve düzeltme hakkının daha hızlı ve etkin kullanılabilmesi için, yargı yoluna gitmeden önce medya hizmet sağlayıcı kuruluşa başvurularak, hakkın kullanılabilmesi imkanı getirilmiştir. Böylece hem gereksiz yere yargının meşgul edilmesi önlenecek, hem de daha hızlı sonuç alınması sağlanacaktır.”

Cevap ve düzeltme metni, “üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmamalı” ve “suç unsuru içermemelidir”. Bu şartlar bakımından, basın kanunundaki açıklamalarımız aynen geçerlidir. Medya hizmet sağlayıcıları, hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, yazıyı aldıkları tarihten itibaren en geç yedi gün içinde, cevap ve düzeltmeye konu yayının yapıldığı saatte ve programda, izleyiciler tarafından kolaylıkla takip edilebilecek ve açıkça anlaşılabilecek biçimde cevap ve düzeltmeyi yayınlamalıdırlar. Medya hizmet sağlayıcısı, özellikle cevap ve düzeltmenin etkisini azaltacak şekilde cevap ve düzeltmede ekleme ya da değişiklik yaparsa veya yazıyı aldığı tarihten itibaren yedi günden sonra cevap ve düzeltmeyi yayınlarsa veya cevap ve düzeltmeye konu yayının yapıldığı saatte ve programda, izleyiciler tarafından kolaylıkla takip edilebilecek ve açıkça anlaşılabilecek biçimde cevap ve düzeltmeyi yayınlamazsa; cevap ve düzeltmenin, 6112 sayılı kanunun 18’inci maddesine aykırı yayınlandığını kabul etmek gerekecektir.

Cevap ve düzeltme, cevap ve düzeltmeye konu yayının yapıldığı saatte ve programda, izleyiciler tarafından kolaylıkla takip edilebilecek ve açıkça anlaşılabilecek biçimde yayınlanmalıdır. Eğer cevap ve düzeltme hakkı doğuran program yayından kaldırılmış veya yayınına ara verilmiş ise, düzeltme ve cevap hakkı, yedi günlük süre içinde anılan programın yayın saatinde yayınlanmalıdır(m. 18/1). Kanımca,  kanun koyucu böyle bir hüküm getirerek, aslında cevap ve düzeltmenin buna sebep olan eserin ulaştığı kitleye ulaşmasını hedefleyerek, cevap ve düzeltme hakkı ile bu hakka sebep olan eser arasında bir denge gütmüş ve ilgili eserin sebep olduğu zararı en aza indirgemeyi amaçlamıştır.

Cevap veya düzeltmenin birinci fıkrada belirtilen süre içinde yayınlanmaması hâlinde bu sürenin bitiminden; birinci fıkra hükümlerine aykırı şekilde yayınlanması hâlinde düzeltme ve cevabın yayınlandığı tarihten itibaren on gün içinde ilgili kişi, mahkemeden cevap ve düzeltmenin birinci fıkra hükümlerine uygun olarak yayınlanmasına karar verilmesini isteyebilir. Yetkili ve görevli mahkeme; başvuru sahibinin ikamet ettiği yerdeki sulh ceza mahkemesi, başvuru sahibinin yurt dışında ikamet etmesi hâlinde Ankara Sulh Ceza Mahkemesidir. Mülga kanunda ise, yetkili mahkeme ulusal yayın yapan kuruluşlar için Ankara Sulh Ceza Mahkemesi, bölgesel ve yerel yayın yapan kuruluşlar için başvuru sahibinin ikametgâhı sulh ceza mahkemesiydi. Ulusal yayın yapan kuruluşlar bakımından, başvuru sahibinin ikamet ettiği yerdeki sulh ceza mahkemesinin yetkili kılınması cevap ve düzeltme hakkını kullanan ilgiliye daha fazla kolaylık getirdiğinden, bu değişiklik kanımca olumlu bir değişikliktir.

Medya hizmet sağlayıcısının, süresi içerisinde cevap ve düzeltmeyi yayınlamaması veya 6112 sayılı kanunun 18’inci maddesine aykırı yayınlaması durumunda, 10 gün içerisinde ilgili sulh ceza mahkemesine cevap ve düzeltmenin yayınlanması amacıyla başvurulduğunda, sulh ceza hâkimi, istemi üç gün içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı, tebliğden itibaren yedi gün içinde yetkili asliye ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Asliye ceza mahkemesi, itirazı üç iş günü içinde inceleyerek karara bağlar. İtiraz mercii olarak asliye ceza mahkemesinin verdiği karar kesindir.

Kanımca gerek sulh ceza mahkemesi, gerek ise asliye ceza mahkemesi, önüne gelen dosyada cevap ve düzeltme hakkının doğup doğmadığını, 60 günlük süre içerisinde doğrudan mahkemeye veya medya hizmet sağlayıcısına başvurulup başvurulmadığını, cevap ve düzeltme yayınlanmışsa süresi içerisinde yayının yapılıp yapılmadığını veya 18 inci maddeye uygun olarak cevap ve düzeltmenin yayınlanıp yayınlanmadığını inceleyecektir. Burada cevap ve düzeltme hakkı sahibinin, cevap ve düzeltmenin süresi içerisinde yayınlanmadığını nasıl ispat edebileceği düşünülebilir. 6112 sayılı kanunun 25’inci maddesi ile, medya hizmet sağlayıcılarına yaptıkları her yayının kaydını bir yıl süreyle muhafaza etme yükümlülüğü getirilmiştir. Gerçek ve tüzel kişiler yapacakları işlemlere esas olmak üzere bu süre içinde yazılı olarak RTÜK’e başvurmak ve RTÜK’çe belirlenecek ücreti ödemek suretiyle yayın kaydından bir kopya alabilirler. İlgili görüntü ya da ses bant kayıtlarının bir kopyasının saklanmaması veya yayıncı kuruluşun bir kopyasını RTÜK’e göndermemesi gibi durumlarda, ilgilinin doğrudan kendisinin tespit ettiği ve doğruluğu anlaşılan yayın bantları kanıt sayılabilmektedir.

Hâkim tarafından düzeltme ve cevabın yayınlanmasına karar verilmesi hâlinde, cevap ve düzeltmenin yayımlanmasına ilişkin 18’inci maddenin birinci fıkrasındaki yedi günlük süre, sulh ceza hâkiminin kararına itiraz edilmemişse kararın kesinleştiği tarihten; itiraz edilmişse asliye ceza mahkemesi kararının tebliği tarihinden itibaren başlar. Mülga 3984 sayılı kanunda, mahkeme kararının ilgili kuruluşa tebliğ edildiğinin ertesi günü cevap ve düzeltme yayınlanmak zorundaydı. Kanımca çok kısa bir süre öngören mülga kanun yerine yedi günlük süre getiren 6112 sayılı kanundaki bu düzenleme, daha doğru bir düzenleme olmuştur.

7.4. CEVAP VE DÜZELTMENİN YAYINLANMAMASI

Mülga 3984 sayılı kanunda, yayını yapmayan veya karara uygun şekilde yapmayan veya geciktiren kuruluşun yayınlarından sorumlu en üst yöneticisi ile kuruluşun sahibi olan anonim şirketin yönetim kurulu başkanı hakkında, üç bin günden dokuz bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunacağı belirtilmişti. Ayrıca, yine mülga kanunda kuruluşa RTÜK tarafından üç aya kadar gelir getirici yayın yapma yasağı verilebileceği gibi, fiilin tekrarı hâlinde yayın izni iptal edileceği hükmü yer almaktaydı. 6112 sayılı kanun cevap ve düzeltmenin yayınlanmaması veya kanuna uygun şekilde yayınlanmaması durumunda adli anlamda özel bir cezai hüküm getirmemiştir. Kesinleşmiş bir mahkeme kararına rağmen cevap ve düzeltmenin yayınlanmaması durumunun, cezai bir hükme bağlanmaması kanımca doğru olmamıştır. En azından adli para cezasını gerektiren bir hüküm getirilerek mahkemenin otoritesi korunmaya çalışılabilirdi.

 

Buna rağmen, cevap ve düzeltmenin yayınlanmamasının tamamen yaptırımsız olduğu söylenemez. Keza 6112 sayılı kanunun 8’inci maddesinde, radyo ve televizyonların uymaları gereken “yayın hizmet ilkeleri” belirlenmiştir. Bu ilkelerden bazıları cevap ve düzeltme hakkı bakımından çok önemlidir. Bu maddenin birinci fıkrasının göre; radyo televizyonların yayınları, hukukun üstünlüğü, adalet ve tarafsızlık esasına aykırı olamaz. İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz. Kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez. Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz. En nihayetinde, 8’inci maddenin birinci fıkrasının o bendine göre de radyo ve televizyon yayınları, kişi veya kuruluşların cevap ve düzeltme hakkına saygılı olmak zorundadır. Kesinleşmiş bir mahkeme kararına rağmen medya hizmet sağlayıcısı, cevap ve düzeltmeyi yayınlamazsa, bahsetmiş olduğumuz 8’inci maddedeki birçok ilkeyi ihlal etmiş olacaktır. 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinde, aynı kanunun 8’inci maddesindeki ilkelerinin ihlali durumunda “idari yaptırımlar” düzenlenmiştir. Cevap ve düzeltmenin yayınlanmaması durumunda başta 8’inci maddenin o bendi olmak üzere yukarıda bahsedilen birçok bentteki ilke ihlal edilmiş olacağından, 32’inci maddedeki idari yaptırımlar ilgili kuruluşa uygulanabilecektir. Kanımca böyle bir durumdan, şikayet yolu ile haberdar olan RTÜK, 32’inci maddenin ikinci fıkrasındaki idari yaptırımları, ilgili medya hizmet sağlayıcısı hakkında uygulayabilecektir.

8. İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLENMESİ VE BU YAYINLAR YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCADELE EDİLMESİ HAKKINDAKİ KANUNDA CEVAP VE DÜZELTME HAKKI

8.1. İÇERİĞİN YAYINDAN ÇIKARILMASI VE CEVAP HAKKININ

       DOĞMASI

İnternet, iki veya daha çok sayıda bilgisayarın birbirleriyle bağlantısı anlamına gelen bilgisayar ağlarının aralarında tekrar bağlantı kurmalarıyla oluşan ve bu şekilde gittikçe büyüyüp gelişen, dünya çapında yaygın bilgisayar ağlarına dayalı bir iletişim sistemidir. İletişim ağlarının birbirleriyle bağlantısından oluşan internetin temel işlevi, ağ içinde bulunan çift yönlü bilgi aktarımıdır. Günümüzde ise internet artık gerek kullanımı gerek ise yaygınlığı ile yazılı basının bile önüne geçmiş bir kitle haberleşme aracı konumundadır. Bu konumu gereği, internet ortamında da cevap ve düzeltme hakkının düzenlenmesi gereği ortaya çıkmış ve cevap ve düzeltme hakkının internet yayınlarına karşı da kullanılabilmesi,  ilk defa 4.5.2007 tarih ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ile getirilmiştir.

5651 sayılı Kanun’unun 9’uncu maddesi cevap ve düzeltme hakkını düzenlemiştir. İçerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak, kendisine ilişkin içeriğin yayından çıkarılmasını ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabı bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasını isteyebilir. Burada başta dikkat edilmesi gereken husus, aslında iki ayrı hakkın düzenlenmiş olmasıdır. Bunlardan birincisi “kendisine ilişkin içeriğin yayından çıkarılması” hakkıdır. Bu hak, cevap ve düzeltme hakkından ayrı ve yeni bir hak olmak ile beraber internet ortamının niteliği gereği cevap ve düzeltme hakkı ile birlikte tanınması ve düzenlenmesi şarttır. Keza kanun koyucunun sadece cevap ve düzeltme hakkını internet ortamındaki yayınlar için düzenlediğini, içeriğin yayından çıkarılması hakkını düzenlemediğini düşündüğümüzde, cevap ve düzeltmenin o internet ortamında yayınlandığı sırada cevap ve düzeltmeye sebep olan yayınında, aynı internet ortamında var olmaya devam etmesi gibi bir durum söz konusu olacak, bu durumda da cevap ve düzeltme hakkı etkisizleşecektir. Bu yüzden, bu hakkın cevap ve düzeltme hakkı ile birlikte tanınması, çok doğru bir düzenlemedir. İkinci hak ise cevap hakkıdır. Her ne kadar madde başlığında yalnızca cevap hakkından bahsedilmiş ise de cevap hakkından ”cevap ve düzeltme hakkını” anlamak gerekir. Keza Türk Hukuku bakımından, cevap ve düzeltme hakkından kural olarak tek hak, yani cevap ve düzeltme hakkı anlaşılır.

5651 sayılı kanunun 9’uncu maddesinin birinci fıkrasında, “İçerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi” tabiri kullanılmıştır. Daha öncede anlattığımız gibi anayasanın 32’nci maddesi düzeltme ve cevap hakkını ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınacağını öngörmüştür. Kişinin hakları tabirinden “kişilik haklarının” anlaşılacağı ileri sürülmüştür. Kanımca, burada bir kişinin sahip olduğu tüm haklardan bahsedilmektedir. Hangisi anlaşılırsa anlaşılsın 5651 sayılı kanunda getirilen “İçerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi” tabiri anayasa ile getirilen “kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması” ölçütlerinden çok daha geniş olup, anayasanın 32’nci maddesine açıkça aykırıdır. Çiftçi’ye göre, “İçerik nedeniyle hakları ihlal edildiğini iddia eden kişi” ibaresinin, iki şartı da barındıracak ve ifade edecek şekilde, “İçerik nedeniyle şeref ve haysiyetine dokunulan kişi veya içerikte kendisi ile ilgili gerçeğe aykırı ifadeler bulunan kişi” olarak anlaşılması gerekir.

Çiftçi’ye göre, “Süreli yayınların internette yayınlanmaları halinde, cevap ve düzeltme hakkının bunlara karşı kullanılıp kullanılamayacağı önem arz etmektedir. Gazete ve dergilerin internet sayfalarındaki yayınlara karşı da cevap ve düzeltme hakkı kullanılabilmelidir. Bu durumda, 5651 sayılı kanun hükümleri mi, yoksa basın kanunu hükümleri mi cari olacak sorusu ortaya çıkmaktadır. Elektronik yayın ve kitle iletişim teknolojisindeki gelişmeler sonucu, süreli yayınların da artık internet sayfaları olduğuna ve pek çok bakımdan bunlar süreli yayının (gazete veya dergi) özelliklerini taşıdıklarına göre, bu konuda basın kanununun 14’üncü maddesi uygulanmalıdır.” Yazarın bu düşüncesine katılmak mümkün değildir. İnternet ortamında yapılan ve anonime hitap eden bu tür yayınlara karşı da cevap ve düzeltme hakkı 5187 sayılı Basın Kanun’unun 14’üncü maddesine göre değil, 5651 sayılı kanunun 9’uncu maddesine göre kullanılabilir. Aksi bir düşünce hem kanunun 9’uncu maddesinin lafzına aykırı olacak, hem de hakkı ihlal edilen kişilerin “içeriğin yayından çıkarılması” talebinde bulunamamalarına sebebiyet verecektir.

8.2. İÇERİĞİN YAYINDAN ÇIKARILMASI VE CEVAP HAKKININ

       TARAFLARI

Öncelikle içeriğin yayından çıkarılması ve cevap hakkından bahsedebilmek için internet ortamında var olan bir yayın bulunmalıdır. İnternet ortamı, haberleşme ile kişisel veya kurumsal bilgisayar sistemleri dışında kalan ve kamuya açık olan internet üzerinde oluşturulan ortamı ifade eder (m.2/1-g). İnternet ortamında yapılan yayın ise, internet ortamında yer alan ve içeriğine belirsiz sayıda kişilerin ulaşabileceği verileri ifade eder(m.2/1-ğ). Burada dikkat edilmesi gereken nokta, internet ortamındaki yayının içeriğine belirsiz sayıda kişinin ulaşabilmesi gerektiğidir. Bu anlamda olmak üzere, içeriğine belirli bir kimsenin ulaşabileceği        e-mail gibi yayınlara karşı bu hakkın kullanılamayacağı kanaatindeyim.

5651 sayılı kanunun 9/1 maddesinde “içerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi” tabiri kullanılmıştır. Bu yüzden bu hakkı hem tüm gerçek hem de tüm kamu ve özel hukuk tüzel kişilerin kullanabileceğinden kuşku duymamak gerekir. Bu hakkın pasif süjesi ise içerik sağlayıcısı, buna ulaşılamaması halinde yer sağlayıcısıdır. İçerik sağlayıcısı, internet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişileri ifade eder(m.2/1-f). İçerik sağlayıcısı, bizzat içeriği oluşturan kişilerdir. Basın kanunu kapsamında eser sahibi ile internet hukuku kapsamında içerik sağlayıcısı aynı nitelik ve özelliklere sahiptir. İçerik sağlayıcısına ulaşılamaması durumunda, pasif süje yer sağlayıcısıdır. Yer sağlayıcısı, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten gerçek veya tüzel kişileri ifade eder(m.2/1-m). Yani yer sağlayıcısı bir anlamda web ve e-mail gibi sistemleri fiziki ortamlarında barındıran kuruluşlardır. İçeriğin yayından çıkarılması ve cevap hakkının kullanılabilmesi bakımından gerek içerik sağlayıcısını, gerek ise içerik sağlayıcısına ulaşılamaması durumunda yer sağlayıcısını tespit etmek ve bu kişilere ulaşmak çok önemlidir. Bu anlamda kanunun 3’üncü maddesi ile içerik ve yer sağlayıcılarını, yönetmelikle belirlenen esas ve usuller çerçevesinde tanıtıcı (künye) bilgilerini kendilerine ait internet ortamında kullanıcıların ulaşabileceği şekilde ve güncel olarak bulundurmakla yükümlü tutmuştur. Aksi takdirde, bu yükümlülüğü yerine getirmeyen içerik ve yer sağlayıcısına TİB tarafından iki bin Yeni Türk Lirasından on bin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

İçerik sağlayıcı, internet ortamında kullanıma sunduğu her türlü içerikten sorumludur(m.4/1). İçerik sağlayıcı, bağlantı sağladığı başkasına ait içerikten sorumlu değildir. Ancak, sunuş biçiminden, bağlantı sağladığı içeriği benimsediği ve kullanıcının söz konusu içeriğe ulaşmasını amaçladığı açıkça belli ise genel hükümlere göre sorumludur(m.4/2). Yer sağlayıcısı ise kural olarak, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir (m.5/1). Yer sağlayıcı, yer sağladığı hukuka aykırı içerikten, ceza sorumluluğu ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kanunun 8’inci ve 9’uncu maddelerine göre haberdar edilmesi halinde ve teknik olarak imkân bulunduğu ölçüde hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla yükümlüdür(m.5/2).

8.3. İÇERİĞİN YAYINDAN ÇIKARILMASI VE CEVAP HAKKININ

       KULLANILMASI USULÜ

İçerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak kendisine ilişkin içeriğin yayından çıkarılmasını ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabı bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasını isteyebilir. İçerik veya yer sağlayıcı kendisine ulaştığı tarihten itibaren iki gün içinde, talebi yerine getirir. Bu süre zarfında talep yerine getirilmediği takdirde, talep reddedilmiş sayılır. Talebin reddedilmiş sayılması halinde, içerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi, on beş gün içinde yerleşim yeri sulh ceza mahkemesine başvurarak, içeriğin yayından çıkarılmasına ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabın bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasına karar verilmesini isteyebilir. İçerik nedeniyle haklarının ihlâl edildiğini iddia eden kişi, mahkemeye başvururken yayınlanmayan iki gün için erişim tarihi yazılı birer çıktı alması ve dilekçeye bu çıktıları eklemesi uygun olacaktır. Uygulamada ispatında zorluk yaşanmaması amacıyla, içeriğin yayından çıkarılması talebi ve cevap metninin, noter vasıtasıyla veya iadeli taahhütlü mektupla tebliği yapılmaktadır.

İnternet ortamında yapılan yayınlara karşı hakkın kullanılması için hak düşürücü bir süre öngörülmemiştir. İnternet ortamındaki yayın erişilebilir olduğu müddetçe bu hak kullanılabilir. Güzel’e göre, yasa düzenlemesinde internet yayınlarında cevap ve düzeltme için başvuru yaparken bir sürenin tayin edilmediği görülmekte ise de, yine de yayının yapıldığı tarihten 2 ay içinde cevap ve düzeltme hakkının kullanılması gerektiğini söylemek mümkündür. Yalnız içeriğin yayından çıkarılması talebinin kişinin öğrendiği tarihten itibaren bir süreye tabi olmaksızın yapabileceğini söylemekte fayda vardır.

Talebin reddedilmiş sayılması halinde, kişi on beş gün içinde yerleşim yeri sulh ceza mahkemesine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi bu talebi üç gün içinde duruşma yapmaksızın karar bağlar. Sulh ceza hâkiminin kararına karşı ceza muhakemesi kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. İtiraz merciinin verdiği karar kesindir. Sulh ceza hâkiminin kesinleşen kararının, birinci fıkraya göre yapılan başvuruyu yerine getirmeyen içerik veya yer sağlayıcısına tebliğinden itibaren iki gün içinde içerik yayından çıkarılarak hazırlanan cevabın yayımlanmasına başlanır.

8.4. İÇERİĞİN YAYINDAN ÇIKARILMASI VE CEVAP HAKKININ

       KULLANILMASININ ENGELLENMESİ

Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır(m.9/4). Her ne kadar maddede Sulh Ceza Mahkemesinden bahsedilmiş ise de, itiraz mahkemesinin verdiği kararın da yerine getirilmemesi aynı sorumluluğu doğuracaktır. Maddede sorumlu kişiden bahsedilmektedir. Sorumlu kişi ceza hukukunun prensiplerine göre belirlenecektir. İçerik veya yer sağlayıcının tüzel kişi olması halinde, bu fıkra hükmü yayın sorumlusu hakkında uygulanacaktır(m.9/4).

 
Bugün Tekil: 84 Bugün Çoğul: 224 Dün Tekil: 547 Toplam Tekil: 1640723 Toplam Çoğul: 4058749
        Dataişlem