,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
ULUSLAR ARASI BELGELERDE VE TÜRK HUKUKUNDA TOPLANTI ÖZGÜRLÜĞÜ / 18-03-2013
 ULUSLAR ARASI BELGELERDE VE TÜRK HUKUKUNDA TOPLANTI ÖZGÜRLÜĞÜ

 

 

1. KAVRAMSAL VE HUKUKİ ÇERÇEVE - Toplantı, birden çok kimsenin belirli amaçlar için bir araya gelmesidir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna göre toplantı; “bireylerin bir fikir ya da amacı açıklamak için kapalı veya halka açık yerlerde bir araya gelmeleri”dir. Türk hukuk öğretisinde toplantı; birden fazla kişinin ortak çıkarları savunmak, belirli düşünceleri yaymak ve bu doğrultuda kamuoyu oluşturmak ya da siyasal karar organlarını etkilemek amacıyla bir araya gelmeleridir. Türk hukuk mevzuatında toplantı; “belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzelkişiler tarafından bu Kanun çerçevesinde düzenlenen açık ve kapalı yer toplantıları” olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlara göre toplantının “kişi, amaç, süre ve yer” unsurlarından oluştuğunu söyleyebiliriz.

Yürüyüş ve gösteriler iç içe iki ayrı durumu yansıtmakla beraber, genellikle “gösteri yürüyüşü” deyimiyle mevzuatımızda kullanılmaktadır. Gösteri yürüyüşü; “belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzelkişiler tarafından düzenlenen yürüyüşlerdir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu yürüyüş ve gösterileri toplantı özgürlüğü kapsamında değerlendirmektedir. Toplantılardan farklı olarak, gösterinin hareketli hali olan yürüyüşler, kamuoyunu etkileme amacıyla dışa dönük bir özellik taşımaları nedeniyle genel yollarda yapılmak zorundadırlar. Dolayısıyla trafik düzeninin aksatılması söz konusu olacaktır. Bu durum her zaman kamu düzeninin bozulması olarak yorumlanamaz. Kolluk makamları silahsız ve saldırısız olması durumunda bu özgürlüklerin kullanılmasını güvence altına almalıdır.

Toplu eylem özgürlükleri olarak ifade edebileceğimiz toplanma özgürlüğü, “toplantıyı düzenleme, katılım ve serbest ifade” öğelerini içerir. Gerçek ve tüzel kişiler tarafından kullanılan bir haktır. 1982 Anayasasının özgürlükler konusundaki katı tutumunun yansıması, “en ayrıntılı, en katı ve en yasakçı” düzenleme olarak Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı başlıklı 34. Maddede kendisini göstermiştir. 2001 yılında yapılan değişiklikleri ile bu madde “söz konusu özgürlüğün amacına uygun sayılabilecek bir özelliğe” yaklaşmıştır.

2. ULUSLARARASI BELGELERDE TOPLANTI ÖZGÜRLÜĞÜ – Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre; “Herkes, barışçı yoldan toplanma ve örgüt kurma hakkına sahiptir. Hiç kimse, bir örgüte girmeye zorlanamaz.” Toplanma özgürlüğünün yer aldığı ilk uluslararası belge olan bu bildirge, “devletler ve insan haklarını korumakla görevli uluslararası organlar yönünden de giderek bağlayıcı bir güç kazanan referans norm” niteliğindedir.

BM Kişi Özgürlükleri Ve Siyasal Hakları Uluslararası Paktı; herkese, asayişi bozmayan toplanma hakkı tanımıştır. Bu hakkın kullanılmasına getirilecek sınırlamaları, “demokratik bir toplumda, ulusal güvenliğin veya kamu emniyetinin, kamu düzeninin, kamu sağlığı veya ahlakının veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu olan ve kanuna uygun bulunanlardan başka hiçbir kısıtlama getirilemez” demek suretiyle sayma yoluyla belirtmiştir.

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi de toplanma özgürlüğünü tanımaktadır. “Taraf Devletler, çocuğun dernek kurma ve barış içinde toplanma özgürlüklerine ilişkin haklarını kabul ederler. Bu hakların kullanılması, ancak yasayla zorunlu kılınan ve demokratik bir toplumda gerekli olan ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni yararına olarak ya da kamu sağlığı ve ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılan sınırlamalardan başkalarıyla kısıtlandırılamaz.”

 

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin “Toplanma Ve Örgütlenme Özgürlüğü” başlıklı 11. Maddesine göre; “Herkes barışçı amaçlarla toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve bunlara katılmak haklarına sahiptir.” Söz konusu maddenin ikinci fıkrası bu hakkın sınırlarına yer vermektedir. “Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, kamu güvenliği, barış ve düzenin sağlanması ve suç işlemenin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler ve güvenlik güçleriyle devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında yasal sınırlamalar konmasına engel değildir.”

Yukarıda yer verilen belgelerin yanı sıra, 18.07.1978 tarihinde yürürlüğe giren Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. Maddesi (herkesin barışçıl ve silahsız toplanma hakkı olduğu)  ile 21.10.1981 tarihinde yürürlüğe giren Afrikalı İnsan Ve Halkların Hakları Şartı 11. Maddesinde toplanma özgürlüğünü düzenlemiştir.

Avrupa Güvenlik Ve İşbirliği Konferansı (AGİK) sürecinde toplanma özgürlüğü ilk kez Kopenhag Belgesi’nde yer almıştır. Bu belgeye göre, herkes barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına sahip olup, bu hakkın kullanılmasına getirilecek sınırlamaların uluslar arası normlara uygun olması ve kanunla getirilmesi gerekmektedir.

Uluslar arası belgelerdeki düzenlemeler devletlere “barışçı yöntemlerle, şiddete başvurmadan ve kamu düzenini bozmayacak biçimde toplanma özgürlüğünü sağlayacak önlemleri alma yükümlülüğü getirmektedir. Devletin bu özgürlüğe müdahale etmeme yönündeki “negatif” yükümlülüğünün yanı sıra, bu hakkın uygulamada kullanılmasını sağlayacak “pozitif” yükümlülüğünün bir gereği olarak örneğin, karşıt görüşteki kişilerin saldırısına uğrama korkusu olmaksızın bir gösteriye katılabilmeyi sağlaması gerekmektedir.

3. TÜRK HUKUKUNDA TOPLANTI ÖZGÜRLÜĞÜ – 1982 Anayasasının genel yaklaşımı, “her hak ve özgürlük için ilgili maddelerin ilk fıkrasında oldukça özgürlükçü bir düzenleme getirirken, sonraki fıkralarda ise çok geniş sınırlamalar getirmek” olmuştur. 2001 yılında yapılan değişiklikler sonucu, söz konusu hakkı düzenleyen madde ülkemizin taraf olduğu uluslararası belgelere uyumlu hale getirilmiştir. Buna göre;

Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.”

Toplantı özgürlüğüne getirilen sınırlamalar Anayasanın 34. Maddesinin yanı sıra, 6 Ekim 1983 tarihli 2911 Sayılı Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda da (TGYK) düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre bir toplantı ve gösteri yürüyüşü;

a)  “herkes tarafından” ,

b) “silahsız ve saldırısız”

c)  “önceden bildirimde bulunarak”

d) “genel yollar, parklar, mabetler, kamu hizmeti görülen bina ve tesisler ile bunların eklentiler, TBMM’ne bir kilometre uzaklıktaki alan içinde, şehirler arası karayollarında olmamak koşuluyla”

e)  “güneş doğduktan sonra başlayarak, açık alan toplantılarında güneşin batışından bir saat önceye, kapalı alan toplantılarında en geç saat 23:00’ e kadar süren” toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenebilir.

TGYK’ na göre yapılacak toplantılar, fiil ehliyetine sahip ve on sekiz yaşını doldurmuş, en az yedi kişiden oluşan bir düzenleme kurulu tarafından düzenlenir. Diplomatik dokunulmazlıkları bulunan kişiler, düzenleme kurulu başkan veya üyesi olamazlar. Tüzel kişilerin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemeleri, yetkili organlarının kararına bağlıdır.

Toplantı özgürlüğünün kullanılma zamanı konusunda idareye çok geniş yetkiler tanınmıştır. Bu çerçevede idare; “kamu düzeni gerekleri” ve “güvenlik gerekleri” nedeniyle toplantıları erteleyebilir. “Suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması halinde yasaklayabilir” Erteleme ve yasaklama kararları gerekçeli olarak yazılır ve toplantının başlama saatinden en az yirmi dört saat önce bir yazı ile düzenleme kurulu başkanına veya bulunamadığı takdirde üyelerden birine tebliğ edilir. İdare “kanuna aykırı” toplantı ve gösteri yürüyüşlerini “dağıtabilir”. Halkı Kanuna aykırı toplantı veya yürüyüşe özendirmek veya kışkırtmak” yasaklanmıştır. TGYK’ ndaki “yasaklara aykırı hareket edenler, toplantı ve yürüyüşü engelleyenler, huzur ve sükûnu bozanlar, kanuna aykırı propaganda vasıtaları ve suç işlemeye teşvik edenler, hükümet emrine karşı gelenler, toplantı ve yürüyüşe silahlı katılanlar ile tahrikçiler ve suç ortakları” için yaptırım getirilmiştir.

Uygulamada yersiz ve yanlış takdirlerle toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin dağıtılması, bu sırada ölçüsüz güç kullanılması sıklıkla görülmektedir. Bildirimde bulunma “izin” şeklinde algılanmaktadır. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapılacağı yer ve güzergâhın belirlenmesinde idareye çok geniş takdir yetkisi tanınmıştır. İdare geliş-gidişi ve güvenliği sağlama gerekçesi ile kent merkezlerine uzak yerleri belirlemektedir. Zaman sınırlamasının kapalı yer toplantıları için 24:00’ den, 23:00’ e çekilmesi, yasa koyucunun bu hakkın kullanılması ile ilgili eğilimini göstermesi bakımından önemli bir göstergedir. Mülki amire tanınan sınırlama yetkileri için aranan koşulların “genel ve soyut” kavramlar olması, özellikle “açık ve yakın tehlike” nin varlığı konusunda takdir yetkisinin idareciye bırakılması, toplantı özgürlüğünün kullanılabilmesini idarenin özgürlüğün kullanılmasına ilişkin inisiyatifine bırakmaktadır.

4. AİHM KARARLARINDA TOPLANTI ÖZGÜRLÜĞÜ – Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna göre, “barışçı toplanma hakkı demokratik toplumda temel bir haktır ve ifade özgürlüğü gibi bu hak da demokratik toplumun temellerinden biridir”. Toplantı özgürlüğü, belirli bir noktada bir araya gelerek yapılan toplantıların yanı sıra, yürüyüşleri de kapsar ve bireyler ve örgütler de bu haktan yararlanır. Toplantı özgürlüğünün çerçevesi devlet tarafından belirlenir ve sınırlanır. Toplantı özgürlüğünü askıya alma veya kısıtlama olanağına karşılık, Devlet’in bu hakkın etkili biçimde kullanılabilmesini sağlama konusunda pozitif bir yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülük özellikle göstericilerin hasımlarıyla çatışmaya girdiği durumlarda geçerlidir. Sözleşmenin 11. Maddesinin 2. Fıkrasında düzenlenen sınırlamalardan, herkes için geçerli (olağan) sınırlamaların “yasayla öngörülmüş olması”, “meşru bir amaç izlemesi” ve “gerekli” olması gerekmektedir. Devletin hak ve özgürlüklere müdahalesi konusunda ise Komisyon ve Mahkeme bu müdahaleyi Sözleşmenin 11-2. Maddesi hükmünün meşru kılıp, kılmadığı hususunu irdelemektedir.

5. AİHM KARARI (BALÇIK VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE) - 5 Ağustos 2000’de bir grup göstericinin, basın açıklamasında bulunmak ve F-tipi cezaevlerini protesto etmek için tramvay hattını durdurmak üzere İstanbul’daki İstiklal Caddesi’nde toplanacağına ilişkin bir istihbarat raporu alan Polis, memurları ve çevik kuvvet mensuplarını, söz konusu mevkie yerleştirmiştir. Öğle vakti 45 kişi, F-tipi cezaevlerini protesto etme amaçlı bir basın açıklaması yapmak üzere İstiklal Caddesi’nde toplanmıştır. Polis grubun dağılmasını ve toplanmaya son verilmesini istemiş ve gruba, yetkili makamların haberdar edilmemesi nedeniyle gösterinin kanuna aykırı olduğunu bildirmiştir. Göstericiler uymayı reddetmiş, sloganlar atarak ve basın açıklamasını yüksek sesle okuyarak İstiklal Caddesi boyunca ilerlemeye teşebbüs etmiştir. Müteakiben, 12.30 sıralarında polis cop ve göz yaşartıcı gaz kullanarak, grubu dağıtmıştır. Gözaltına alınanlar olmuş ve bunlardan Sema Gül’ü muayene eden doktor, her iki kolunda çürükler ve ayaklarında şişlik olduğunu; Semiha Kırkoç’u muayene eden doktor, sol paryetal lobda 4 cm.lik uzun bir yırtılma bulunduğunu kaydetmiştir. 5 Ağustos 2000 tarihli olay raporunda, güvenlik güçlerinin emirlere uymayan grubu dağıtmak için güç kullanmak durumunda kaldığı belirtilmiştir. Ayrıca olay sırasında bir polis memurunun yaralandığı da kaydedilmiştir. Erkal Balçık, Kubilay İyit, Filiz Kalkan, Semiha Kırkoç, Meral Kalanç, Sema Gül ve Gülsen Dinler; “yakalanmaları sırasında ve sonrasında polis memurlarının aşırı güç kullanmasının kanuna aykırı olduğuna dair” Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığına şikâyette bulunmuşlardır. 5 Ocak 2001’de Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, ilgili tarihte görevde bulunan polis memurları hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Kararında, güvenlik güçlerince kullanılan gücün 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’na uygun olduğu ve aşırı olmadığı sonucuna varmıştır. Cumhuriyet Savcısı davacıların şikâyetlerine konu yaraların, orantılı olan güç kullanımından kaynaklandığı kanısına varmıştır. Balçık ve diğerleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 20 Eylül 2001 tarihinde AİHS’nin 3. maddesine dayanarak, yakalanmaları sırasında kullanılan gücün, aşırı ve orantısız olduğundan ve kötü muamele teşkil ettiğinden bahisle şikâyetçi olmuşlardır. AİHM polisin önceden bilgi sahibi olduğu ve bu nedenle gerekli tedbirleri aldığını, grubun polis tarafından yapılan ‘dağılın’ uyarılarına uymadığını, göstericilerin kamu düzeni açısından tehlike oluşturduklarına ilişkin somut kanıtlar bulunmadığı ve konuya ilişkin beraatla sonuçlanan bir mahkeme kararı olduğunu dikkate almıştır. Haklarında yaralandıklarına dair sağlık raporu bulunan Semiha Kırkoç ve Sema Gül’ün yaralanmalarına neden olan gücün derecesini ve haklılığını açıklamak konusunda Hükümetin inandırıcı bir savunma sunamadığına ve dolayısıyla 3. Maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.

6. SONUÇ – Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde, iç hukukta toplantı özgürlüğüne ilişkin yapılan değişikliklerle, toplantı özgürlüğüne ilişkin mevzuatın AB standartlarına uyumunun sağlanmasına paralel olarak, özellikle uygulayıcıların da bu değişiklikleri benimseyerek uygulamalarının sağlanması gerekir.

 
Bugün Tekil: 185 Bugün Çoğul: 465 Dün Tekil: 1327 Toplam Tekil: 1636009 Toplam Çoğul: 4047525
        Dataişlem