,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
YABANCI PARA BORÇLARININ DAVA EDİLMESİ / 18-03-2013
 YABANCI PARA BORÇLARININ DAVA EDİLMESİ

1.            BK.’nun 83. maddesinin  değiştirilmesinden önceki durum

Borçlar Kanununun 83. maddesinin ilk şekli ile ilgili olarak Yargıtay’ın hatalı bir değerlendirmesi sonucu, vadesinde ödenmeyen yabancı para borçlarının yabancı para olarak dava edilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmekteydi. Bu görüşün sonucu olarak, alacaklı  ancak alacağının vade tarihindeki Türk Lirası karşılığı üzerinden dava açabilmekteydi.

BK. m. 83/2’de yer alan “borç vadenin hulûlü günündeki râyici üzerinden memleket parasıyla ödenir” hükmüne dayanan bu görüş,  bu düzenlemenin, o için dahi, ödeme şekli açısından önem taşıdığını gözardı zaman etmiştir. Oysa bu hükme göre Türk parasına çevrilmesine rağmen, borç değişmez; yabancı para borcu olarak kalır.

“Başka bir ifade ile, bu, bir tahvil değildir. Bu nedenle, BK. m. 83/II hükmü, borcun konusunu düzenler veya borcun nasıl ifa edileceğini düzenler; yoksa borcun ne kadar ödeneceğini yani borç miktarını belirtmez. Bu itibarla borcun vadede ödenmemesi halinde, yabancı para borcu, kanundan dolayı kendiliğinden ülke parasına tahvil edilmiş olmaz”.

“Borcun vadesinde ödenmemesi üzerine, kendiliğinden bu tür çeviri olmadığına ve borç yine de yabancı para borcu olarak kaldığına göre, alacaklının daha sonradan alacağını Türk parası olarak talep etmesi zorunlu değildir. Hele hele, vade tarihindeki Türk parası karşılığını talep etmesinin hiçbir hukukî dayanağı yoktur”.

Bu nedenlerle, Borçlar Kanununun  83. maddesine 3. fıkra hükmünün eklenmesinden önce de, yabancı para borçlarının, yabancı para olarak dava edilmesinin mümkün olduğu söylenebilir.  Yargıtayın aksine yorumunda 1983 yılından önce, dövize dayalı hukukî işlemlere izin vermeyen birtakım yasal düzenlemelerin katkısı olduğu söylenebilir.

Bu durumun, uygulamada nasıl haksızlıklara yol açtığı, yabancı para borçlusunu borcunu ödememeye adeta teşvik ettiği, ticarî faiz uygulansa bile, yıllar sonra  verilen mahkeme hükmüyle alacağın Türk Lirası olarak tahsili sonucu elde edilen paranın  yabancı para karşılığının gerçek alacağa oranla son derece düşük kalmasının kaçınılmaz olduğu hukukçular tarafından bilinmekteydi.

Uygulanan adî veya ticarî faizin kur farkından doğan zararı karşılamaması sonucu, kur değişikliğinden doğan farkın istenip istenemeyeceği  sorusu ortaya çıkmaktaydı. Yargıtay bu konuda da olumsuz görüş belirtmiş ve temerrüt faizi ile BK’nun 105. maddesine göre “munzam zarar” talep edebileceğine; ancak, yabancı para alacağının vade tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası karşılığı ile ödeme tarihindeki kur üzerinden karşılığı arasındaki “kur farkı”na hükmedilemeyeceğine karar vermiştir. Dolayısıyla Yargıtay, kur farkının munzam zarar olarak istenmesinin de mümkün olmadığını kabul etmiştir.

Yargıtay’ın görüşünün tartışıldığı toplantılarda değişik çözümler önerilmiştir. Bunlardan birisi, Yargıtay’ın görüşünde kur farkının munzam zarar olarak istenebileceği yönünde bir değişiklik sağlanmasıdır. Diğer bir öneri, yabancı para alacağının, vade tarihinde dahi Türk Lirasına dönüşmediği ve yabancı para borcu olarak kaldığı gerçeğinden hareket etmektedir. Daha önce de engelleyici bir durum bulunmamakla beraber, özellikle 1983 yılında kambiyo rejimine değişiklik  getirerek yabancı para üzerinden işlem yapılmasına imkân tanıyan  28 sayılı Kararnameden sonra, davanın yabancı para üzerinden açılmasına ve faizinin de yabancı para faizi olarak hesaplanmasına imkân verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

2.            Döviz mevzuatında ve  BK’nun 83. maddesinde değişiklik 

Döviz konusu ile ilgili olarak 29.12.1983 tarihli Resmî Gazetede yayınlanan 28 sayılı Kararname ile başlayan düzenlemeler, Türkiye’de yabancı paraya dayalı olarak yapılan hukukî işlemleri geçerli hale getirmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 7.4.1993 tarih ve 1993/13-41 esas 1993/145 karar sayılı kararında  “1983 yılında kabul edilen 28 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve ondan sonraki kararnamelerle dövizle tasarruf serbest bırakıldığı” belirtilerek şimdiki durumun farklılığı vurgulanmıştır.

Borçlar Kanununun 83. maddesine 14.11.1990  tarih ve 3678 sayılı Kanunla eklenen 3. fıkra ile de, yukarıda sözü geçen ve uluslararası ticarî ilişkilerde ülkenin itibarını zedeleyen bir uygulamayı ve bu konudaki tartışmaları sona erdirmek istenmiştir. Dolayısıyla amaç, borcunu vadesinde ödemeyen mütemerrit borçlunun, yabancı para kurlarında (Kanunda “râyiç” sözcüğü kullanılmıştır) meydana gelen değişikliklerden yararlanmasını ve yabancı para alacağının tahsilinde alacaklının kayba uğramasını önlemektir.

Gerek döviz mevzuatında 28 sayılı Kararname ile yapılan ve onu izleyen değişiklikler ve gerekse Borçlar Kanununun 83. maddesinde  14.11.1990 tarih ve 3678 sayılı Kanunla yeni bir fıkra eklenmesi sonucu, hem aynen ödenmesi gereken yabancı para borçlarında hem Türk Lirası ile ödenebilecek yabancı para borçlarında davanın yabancı para üzerinden açılabileceği gerek mahkemeler gerek hakem heyetlerince kabul edilmektedir. 

Borçlar Kanununun 83. maddesine 3678 sayılı Kanunla eklenen üçüncü fıkra  alacaklıya alacağını yabancı para olarak talep etme imkânını ve hatta bazı hallerde zorunluluğunu getirmiştir.

 

3.            Yabancı para borcunun çeşitleri

BK’nun 83. maddesinin hükmünden de anlaşılacağı üzere, yabancı para borçları iki tür olabilmektedir. Þayet “aynen”, “efektif” veya benzeri bir terim kullanılmak suretiyle borcun yabancı para birimi üzerinden ödenmesi şart edilmiş ise, bu gerçek anlamda bir yabancı para borcudur. Buna karşılık, borç miktarı yabancı para olarak belirtilmesine karşın, ödemenin bu para birimi üzerinden ödenmesi şart edilmemiş ise, bu borç gerçek anlamda olmayan yabancı para borcudur.

Bu ayrım, BK’nun 83. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “tediye mahallinde kanuni râyici olmayan bir para borcu üzerine oluşturulan aktin “harfiyen icrasının”, “aynen ödemek”  kelimeleri veya benzeri  bir tabirle şart edilmiş olmasına veya olmamasına dayanmaktadır.

4.            Yabancı para üzerinden dava açma imkânı

Gerçek olmayan yabancı para borçlarında da, gerçek para borçlarında olduğu gibi, alacak, yabancı para olarak talep edilebilir ve mahkemenin yabancı paraya mahkûmiyet kararı vermesi gerekir.

“Medenî Usul Hukukunun amacı, tarafların borç ilişkisini tespittir. Taraflar arasındaki hukukî ilişkinin sonuçları ve hükümde borçlunun tespit edilen yükümlülüğü gösterilmelidir …Mahkeme, borcun, yabancı para borcu olduğunu tespit etmesine rağmen, borçluyu Türk lirasına mahkûm ederse, bu hüküm maddî hukuka da aykırı olur”.

5.            Alacaklının yabancı para üzerinden dava  açma seçimlik hakkı

Gerçek olmayan yabancı para borçlarında, borçlunun seçimlik bir hakkı vardır. Borçlu gerçek olmayan yabancı para borcunu, vadesinde ödemek koşuluyla, ister sözleşmede kararlaştırılan yabancı para ile ister Türk parası ile ödeyebilir. Vadede ödeme halinde yetki borçludadır.

Ancak bu borçlarda borçlu borcunu vadesinde ödemediği takdirde, BK’nun 83. maddesine eklenen 3. fıkranın “Yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklı, bu borcu vade veya fiilî ödeme günündeki râyice göre Türk parası ile ödenmesini isteyebilir” hükmü uyarınca alacaklının bir seçimlik hakkı doğmaktadır.

Buna göre, vadesinde ödenmeyen yabancı para alacağının dava edilmesinde, alacaklının alternatiflerinden birincisi yabancı para alacağını vade  günündeki râyice göre Türk parası olarak dava etmek; ikincisi fiilî ödeme günündeki râyice göre Türk parası olarak dava etmektir.

 

6.            Alacağın fiilî ödeme günündeki râyice göre istenmesi - Yabancı para üzerinden dava açılması zorunluluğu

Alacaklı, ikinci alternatifi seçmek istediği takdirde, davayı yabancı para üzerinden açmak zorundadır. Çünkü, yabancı para alacağı miktarı belirtilmeden, belli olmayan bir fiilî ödeme tarihindeki yine belli olmayan bir râyice göre Türk Lirası karşılığını hesaplamak ve bunun üzerinden dava açmak mümkün değildir.

Mahkemenin de,  yabancı paraya  hükmetmesi ve, gerçek olmayan yabancı para borcu söz konusu ise,  bu meblağın icra sırasında Türk Lirasına çevrilmesi gerekmektedir.

Kaldı ki, “… mahkemenin, yabancı para alacağını Türk parasına çevirerek, yada ödeme zamanındaki Türk Lirası karşılığının ödenmesi şeklinde karar vermesi zorunluluğu yoktur. Mahkeme yabancı para alacağı için davalıyı sırf yabancı paraya da mahkûm edebilir ... Yabancı para alacağını daha sonraki icra takibinde Türk Lirasına çevirme işi (ÝÝK. m. 58/3) alacaklıya aittir”.

7.            Yabancı para  üzerinden dava  fiilî ödeme günündeki râyiç üzerinden Türk Lirası talebi anlamına gelir

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Türk Lirası olarak ödenebilen yabancı para borçlarında (gerçek olmayan yabancı para borçlarında), alacağın yabancı para miktarının istenmesi, fiilî ödeme günündeki râyice göre Türk Lirası karşılığının istenmesi anlamına gelmektedir. Zira, gerçek olmayan yabancı para borcu söz konusu olduğunda, yukarıda da belirtildiği üzere, ödenmesine karar verilen yabancı para miktarı icra takibinde Türk Lirasına çevrilecektir. Yargıtay 3. HD, 11.3.1996 tarih 1996/716 esas 1996/3055 karar sayılı kararında, bu bağlantıyı açıkça ortaya koymuştur: “alacaklı Mark’ın aynen ödenmesini istemekle, fiilî ödeme günündeki râyicine göre Türk parası ile ödenmesini de istemiş olduğunun kabulü gerekir”.

8.            Yabancı para üzerinden verilen hükmün icrası

Gerçek ve gerçek olmayan yabancı para alacağında da, dava sonucunda yabancı paraya hükmedilecektir; ancak, aynen ödeme yapılması gerekmeyen hallerde, kararın icrası sırasında ödeme  günündeki kur üzerinden  Türk Lirasına çevirme suretiyle işlem yapılacaktır.

Yukarıda  6 numaralı başlık altında, mahkemenin, borcun yabancı para borcu olduğunu tespit  ettiği  taktirde, hükümde sırf bu yabancı parayı  belirtme imkânına sahip olduğu ve  yabancı para alacağını daha sonraki icra takibinde Türk Lirasına çevirme işinin alacaklıya ait olacağı  belirtilmişti (Bakınız: İİK. m. 58 f. 2 b. 3).

 

9.            Yargıtayın kanun değişkliklerine uygun ve yabancı para üzerinden hüküm verilmesi lehine görüşü

Yargıtay da,  döviz mevzuatında ve BK’nun 83. maddesindeki  değişikliği izleyen çeşitli kararlarında dava konusunun yabancı para olarak belirtilmesini ve gerek alacağa ve gerek faize yabancı paraya ilişkin esaslar üzerinden hükmedilmesini kabul etmektedir.

Yargıtayın,  gerçek olsun olmasın, yabancı para borcunun, yabancı para olarak dava edilebileceğine ve mahkemeler tarafından yabancı para üzerinden hüküm kurulabileceğine  ve buna uygun olarak 3095 sayılı kanunun yabancı para borcunda faiz ile ilgili 4/a maddesine göre faiz uygulanabileceğine ilişkin kararlarından örnekler ekte sunulmuştur.

10.          Yabancı paranın Türk Lirası karşılığının görevli mahkeme ve  masraflar bakımından gösterilmesi

Yabancı para olarak  talep edilen  miktarın dava tarihindeki Türk Lirası karşılığının belirtilmesi, görevli mahkemenin belirlenmesi ve yargılama giderlerinin hesaplanması bakımındandır; yoksa hükmün bu meblağ üzerinden talep edildiği anlamına gelmez.

Türk Lirası râyici T.C. Merkez Bankası tarafından sürekli olarak ve resmen ilân edildiği için, dava açıldığı tarihte yabancı paranın dava konusu   meblağının Türk Lirası karşılığı bellidir.  Davanın konusu yabancı para olduğu için, usulî amaçlarla belirtilmesi gereken Türk Lirası karşılığının gösterilememesi davanın reddini gerektirmez. Bu eksikliği davacı daha sonra giderebileceği gibi, mahkeme de, bu karşılığın dava dilekçesinde belirtilmemiş olduğunu görürse, Harçlar Kanununun 16/III.  maddesi hükmü uyarınca bu eksikliğin tamamlanmasını talep eder. Ancak eksikliğin kendiliğinden veya talep üzerine davacı tarafından giderilmemesi  halinde dava dilekçesinin işleme konmaması söz konusu olur.

 

 

 

 


 

 

 
Bugün Tekil: 84 Bugün Çoğul: 238 Dün Tekil: 547 Toplam Tekil: 1640723 Toplam Çoğul: 4058763
        Dataişlem