,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
ALDATICI REKLAMLARIN TÜKETİCİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİN REKABET HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ / 18-03-2013
 ALDATICI REKLAMLARIN TÜKETİCİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİN REKABET

HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

ÖZET

Rekabet piyasalarının vazgeçilmezi haline gelen reklamlar, günlük hayatımızın her anında yer

almakta ve alışverişlerimizi yönlendirmektedir. Televizyon kanalları, radyolar, dergiler,

gazeteler ve internet, reklamların hedef kitlelere ulaşmasını sağlamaktadır.

Reklam gerçeğinin dışında birde yanıltıcı reklam gerçeği ile tüketici karşı karşıyadır. Yanıltıcı

reklam, gizli ve bilinçaltı reklam olarak sınıflandırılmaktadır. Aldatıcı reklamlar tüketicileri

ürünün kalitesiyle ve özellikleri ile ilgili yanlış bilgilendirmektedir. Aldatıcı reklamlarda

gerçeği yansıtmayan ifadeler kullanılmaktadır. Gerçeği yansıtmayan bu ifadeler, tüketicinin

tutum ve davranışları üzerinde etkili olmaktadır. Aldatıcı reklamlar tüketicinin davranışlarını

yönlendirilmesinde önemli bir etki doğurmaktadır. Yasaların izin vermediği bu reklamlardan

tüketicilerin korunması için, bu reklamların kontrol altında olması gerekir.

Yaptığımız bu çalışmanın inceleme konusunu tüketim malları ve hizmetler ile ilgili olarak

reklam yapılması ve bu reklamlara karşı tüketicinin korunmasıdır. TTK m. 56 ve 57/3 ya göre

aldatıcı reklamların aynı zamanda tüketiciyi aldatmaya yönelik eylem içermesidir. Çalışmada

son yıllarda tüketicinin aldatıcı reklamlar nedeni ile uğradığı zararlar istatistikî açıdan

değerlendirilmiş ve oluşan sorunlara ilişkin TTK’nin 56 ve 57/3 maddeleri doğrultusunda

önerilerde bulunulmuştur.

Amaç Ve Kapsam

Tüketim malları ve hizmetlerle ilgili yapılan reklamların, aldatıcı reklamlar kapsamında

olanların haksız rekabet açısından değerlendirerek, tüketici üzerinde oluşturduğu etki

incelenmiştir. Araştırmamız sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda tartışma ve sonuç

bölümü oluşturulmuştur. Aldatıcı reklamların TTK 56 ve 57/3 maddelerinin Türk ticaret

hukukundaki yerinin önemi belirlenmiştir.

Yöntem

Yapılan reklamlarda, aldatıcı reklamların kişiler üzerindeki etkileri incelenerek, rekabet

açısından değerlendirilip tüketici üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmamızda yöntem olarak

tüketici derneklerinin başvuru durumları, zamanı, niteliği incelenerek sonuçlara ulaşılmıştır.

Veriler 2006 yılı tüketici birliği hak ihaleleri raporundan elde edilmiştir.

1. Giriş

“Türk Ticaret Kanunda (Aldatıcı Reklamlar) özel bir düzenleme ile düzenlenmiştir” (İNAL,

2000, pp.102). Türk Ticaret Kanununun 56 ve 57/3 maddeleri aldatıcı reklamlara yönelik

olarak tüketicinin korunmasına ilişkin yasaları düzenlemektedir.

Çağdaş anlamda tüketicinin korunmasına ilişkin son yıllarda görülen büyük sosyal, ekonomik

ve teknik gelişmeler nedeni ile aldatıcı reklamlara ilişkin tüketicinin korunması zorunluluğu

ortaya çıkmıştır.

Tüketicilerin korunmasına yönelik geçmişte de birçok düzenlemeler olduğunu bilmekteyiz.

Fakat yapılan bu düzenlemeler ve çalışmalar tüketiciden ziyade kamunun korunmasına ilişkin

düzenlemelerden ibarettir.

Gelişmiş dünya toplumlarında ise durum daha faklılık göstermektedir. Çağdaş anlamda

tüketici ve tüketicilerin korunması ve bunların hemen hemen tümünü kapsayan

düzenlemelerin yeniden ele alınması gerekmektedir. Yeni yapılan düzenlemelerde ise

tüketicinin korunması esas itibariyle ele alınmış ve tüketicilerin belli bir mal ya da hizmeti

satın alma konusundaki kararları etkilemeye çalışan reklam vb. unsurların tüketici üzerinde

aldatıcı bir etki doğurmaması yönünde tüketicinin korunması hareketi hedeflenmiştir.

Avrupa Ekonomik Topluluğu tarafından düzenlenen ve birçok Avrupa ülkesi tarafından kabul

edilen tüketicinin korunmasına ilişkin aldatıcı reklamlarla ilgili mevzuatın yetersiz kalması

nedeni ile aynı topluluk tarafından eksiklik ve yetersizlikler göz önüne bulundurularak aldatıcı

reklamlara yönelik yeni kararlar alarak alınmış, tüketicinin korunmasına ilişkin direktif

hazırlatmıştır.

Türk Ticaret Hukukunda ise; yeni yeni tüketicinin korunmasına ilişkin yaptırım ve

uygulamalar hız kazanmaya başlamıştır. 1982 Anayasasında tüketicilerinin korunmasına ve

aydınlatılmasını ilişkin (m. 172) düzenleme yer almaktadır. Bu madde ve düzenleme ile

tüketicinin korunmasına ilişkin yaptırım ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde radyo,

televizyon, görsel basın üzerinde hukuki yaptırım uygulanmıştır. Ticaret Kanunun m. 56, m.

48’e göre TRT Reklam Esasları m. 172’de belirlenmiş ve tüketicinin korunması esas

alınmıştır (Göle, 1983, s.3)

Bir tüketim malı, hizmet veya ticari bir düşüncenin tüketicilere tanıtılarak bunların satış

oranlarının yükseltilmesine yönelik yapılan reklam çalışmalarının, “Ticari Reklamların”,

aldatıcı olup olmadığına yönelik resmi uygulama ve takip sorumluluğu “RÖK ve RTÜK”

Reklam Öz Denetim Kurulu ile Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından

gerçekleştirilmektedir. Yanıltıcı ve aldatıcı reklamlara ilişkin olarak, tüketicinin korunması,

tüketicilerden gelen şikâyetlerin değerlendirilmesi bu kurumlar tarafından

gerçekleştirilmektedir. Reklam verenlerin veya reklam ajanslarının ticari iletişim ve tanıtım

faaliyetlerini takip, denetim, saygınlığına ilişkin değerlendirme ve tüketicilerinin korunmasına

ilişkin gerekli çalışmaları yürütmektedir.

2. Haksız Rekabet

Artan ürün ve hizmet talepleri karşısında işletmeler ürünlerine yönelik olarak yeni satış

teknikleri ve işletmelerin birbirlerine karşı üstünlük sağlamaları, bu üstünlüklerin tüketiciler

üzerinde etkinliğinin arttırılması için reklam stratejileri kullanılmaktadır. Kullanılan stratejiler

bazı durumlarda haksız rekabet unsurunu doğurmaktadır. İş hayatının koşullarına ayrı

kavranışlar sergilenmekte, sergilenen bu aykırı davranışlar haksız rekabetin doğmasına neden

oluşturmaktadır. İş dünyasında ve ticaret hayatının içinde firmalar, satıcılar, kurumlar ve

kuruluşlar birbirlerine karşı üstünlük sağlamak amacı ile birçok farklı satış strateji geliştirmiş

ve bunları tüketiciler üzerinde uygulamışlardır. Oluşan bu haksızlıkların ve haksız rekabetin

tüketici ve diğer işletmeler açısından korunması amacı ile (TTK. m.57/b 10) haksız rekabet

fiillerinin niteliğini ve düzenlemesini içermektedir (G.Ü. Hukuk Fak. Sorumluluk ve

Tazminat Hukuku Sempozyumu, 2009).

Moroğlu; Sosyal hayatta kimin daha iyi olduğunun bilinmediği bir gerçektir. Bu gerçek

doğrultusunda iş dünyasında da birçok çekişmeler ve sorunlar yaşanmaktadır. Kişilerin ve

kurumların birbirlerine yönelik haksız fiil uygulamaları, kendi çıkar ve beklentileri

doğrultusunda menfaat ve çıkar sağlamak amacı ile aynı amacı güden fakat aralarında

çekişme, kıskançlık, rekabet etmek, birbirleri ile yarışmak şeklinde davranışlarda

bulunmaktadırlar. Bu durumda her iki tarafında uğrayacağı sosyal ve ekonomik zararlar

oluşacaktır. Bu durumunun oluşmaması için sosyal nitelik ve ticari ahlakın kurallarının

uygulanması gerekliliği bir zorunluluk haline gelmiştir (Moroğlu, 1994, ss.3-32).

Haksız rekabet eylemini doğuran birçok unsur bulunmaktadır. Haksız rekabet eyleminden

doğan bu unsurlar nedeni ile zarar gören ya da görme tehlikesi ile karşı karşıya bulunan

işletme ve tüketicilere ilişkin yasa, haksız rekabet fiilinin yarattığı maddi ve manevi zararların

tazmini yönünde düzenlemeler içermektedir. Bu düzenlemeler işletmelerin ve kurumların

iktisadi ve ekonomik alanda menfaatlerini garanti altına almaktadır. Haksız rekabet eylemini

işleyen kişi, kurum ve kuruluşlar hakkında TTK nın 57/b 10 maddesi gereğince zarara

uğrayan taraf 49 m. de öngörüldüğü gibi koşullara bağlı olmak koşulu ile maddi ve manevi

dava açma hakkına sahip bulunmaktadır. Ceza davasının açılabilmesi şikayete bağlı

kılınmıştır.

5

İş hayatının ve ticaret hayatının koşullarına aykırı olarak hareket eden ve davranan, rakipleri

hakkında da cari olan kanun, nizamname, mukavele veya mesleki ve mahalli adetlerle tayin

edilmiş bulunan kişi ve kurumlar hakkında TTK’nın 57/b.1, 57/b.2, 57/b.3, 57/b.4, 57/b.5,

57/b.6, 57/b.7, 57/b.8, 57/b.9, 57/b.10, maddeleri gereğince dava açma hakkı bulunmaktadır.

“İş hayatına riayet etmemek fiili” işlenmek koşulu” (Yasamam, 2004, ss.26-41).

Haksız Rekabet ve unsurlarına yönelik yapılan tanımlar ve hükümlere baktığımızda ise;

Arıkan; Türk Ticaret Hukukunda haksız rekabete ilişkin hükümler esasen TTK. 56-64

maddeleri arasında düzenlenmiştir. 48 madde hükmü buna ilave olarak yine aynı hususu

içermekte ve kapsamaktadır. İthalatta haksız rekabetin önlenmesi hakkında 3577 Sayılı

Kanunun kabul edilmiş ve bu kanunun amacı 1 nci maddesinde “İthalatta haksız rekabet

hallerinden damping ve sübbansiyona konu olan ithalatın sebep olduğu zararlara karşı bir

üretim dalının korunması amacıyla yapılan işlemlere, alınacak önlemlere karar verecek bir

kurulun oluşturulması ve bu kurulun görevlerinin belirlenmesidir” şeklinde açıklanmaktadır.

3577 Sayılı Kanun hükümlerini incelediğimizde haksız rekabet oluşturan ithalatta damping ve

sübbansiyon uygulamalarından doğan zararların, bu malları Türkiye’ye ithal eden kişiden

alınacak vergi ile karışlanması ilkesinin benimsenmiş olduğunu görmekteyiz (Arıkan, 2004).

Yukarıda “Arıkan”, tarafından yapılan açıklamadan da anlaşıldığı gibi haksız rekabet ve

unsurlarının dış ticaret kapsamında da değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda

tüketicinin korunması amacı ile haksız rekabet ve unsurlarının ilgili kanun maddeleri

kapsamında değerlendirirken, haksız rekabet olgusundan tüketicinin üstleneceği maddi ve

manevi zararların da belirlenmesi gerekmektedir. Çünkü haksız rekabetin yaşandığı bir

piyasada, işletmenin uğradığı zarar ve maddi kayıplar bir şekilde tüketiciye yansıtılacak ve bu

zarar son kullanıcı olan tüketici üzerinden tazmin edilecektir. Bu durum tüketicinin

aldatılması ve yanıltılmasıdır. Tüketicinin uğrayacağı zarar ürünün kendi asli değerinden

yüksek satılması, kalitesiz halde bulunması, ürünün kullanım özelliklerinin belirtilen

niteliklerde olmaması şeklinde görülebilmektedir.

2.1. Haksız Rekabetin Sonuçları

Son yıllarda yaşanan ticari atılımlar nedeni ile ucuz ve kalitesiz ürün temin ve tedariki

oldukça hız kazanmıştır. Kalite ve niteliği bakımından üstün olan ürünlerin piyasada

tutunurluluğunun yok edilmesi amacı ile bazı ithalatçı firmalar daha kalitesiz ve nitelikleri

yönünden yetersiz olan ürünleri tüketiciye sunmaktadır.

Bu konuyla ilgili olarak 5 Ağustos 2010 Tarihinde Star Gazetesinde yayınlanan köşe

yazısında “Yerli üreticilerin başvurusu üzerine, Çin menşeli adi metallerden içi doldurulmuş

teller ve adi metallerden kaplanmış çubuklar ve içi doldurulmuş teller, ithalatı için damping

soruşturması açılırken, halen ton başına 1500 dolar dampinge karşı vergi uygulanan Çin

menşeli patinaj zinciri için de nihai gözden geçirme soruşturmasına karar verilmiştir”. Bu

açıklamadan da anlaşıldığı gibi, iç piyasada yaşanan satış stratejileri nedeni ile bazı

ithalatçılar niteliksiz ve kullanım özellikleri yönünden daha kalitesiz ürünleri ülke içine

sokmakta ve iç piyasada haksız rekabete neden oluşturmaktadır. Bu durumdan nihai zarar

gören taraf ise; son kullanıcı olan tüketicidir. Bu durum tüketici aleyhine bir sonuç

doğurmaktadır (05/08/2010 Star Gazetesi Köşe Yazısı).

TÜDER; 2009 Yılı faaliyet raporunda tüketicilerinin son aylarda konut kampanyalarında

mağdur olan binlerce tüketici bulunduğunu açıklamıştır. Bu şikâyetlerin niteliğine ve içeriğine

bakıldığında ise; satışı gerçekleştirilen konuşların mt kare oranları, kullanılan malzemenin

kalitesizliği, taksit ve ödeme planlarının reklamlarda ve tüketicilere yansıtıldığının dışında

farklılık gösterdiği gerçeği yatmaktadır. Bu oluşan sorunlar nedeni ile kampanyalı satışlarda

devlet garantisinin olmaması binlerce tüketici mağdur olmuş ve bu durumu AİHM’ne

taşımaya hazırlanmaktadır. Kamu ve devletin kampanyalı satış izni verdiği şirket ya da kişi

faaliyetlerinin kampanyalı şartlara uymadığı gerçeği göz ardı edilmektedir. Oluşan bu

olumsuzluklar tüketicinin yayınlanan aldatıcı reklamlar ve promosyonlar ayrıca kampanyalar

nedeni ile büyük zarar gördüğünü göstermektedir. Bu konuda sosyal sivil örgütler çalışmakta

fakat istenilen sonuçlar elde edilememektedir. Tüketicinin uğradığı zarar ve mağduriyetine

yönelik hızlı bir sonuç elde edilememektedir. Bu tüketicinin birçok yönde sorun yaşamasına

sosyal çöküntünün oluşmasına zemin hazırlamaktadır (TUDER, 2009).

Türk Reklam Tarihi Ve Gelişimi

Gelişen teknoloji ve artan talepler tüketici eğilimlerini etkilemektedir. Bu durum satıcı ve

reklam verenler açısından önemli bir noktayı kapsamaktadır. Türkiye’de reklamcılığın

gelişimi, dünyanın diğer taraflarındakinden çok da farklı olmamış, ekonomik ve ticari

hareketlerin paralelinde reklamcılık gelişimini sürdürmüş ve halen gelişmeye devam

etmektedir. Türkiye’de reklam ve reklamcılık anlayışı Balkan Savaşı’ndan önce İstanbul’da

“David Samanon” tarafından başlatılmıştır. Türkiye’nin reklam anlayışı ve çalışmaları Emest

Hoffer ve Davit Samanon’un ortaklaşa çalışması ile hız kazanmıştır. 1914 Yılında ortaya

çıkan birinci dünya savaşını müteakip reklam çalışmaları biraz yavaşlamış ve 1919’da Jak

Hull’nin de bu ikiliye katılmasıyla reklam çalışmaları tekrar eski hızına kavuşmuştur.

Türkiye’de ilk resimli reklam ilanın 1842’de Avrupa da üretimi yapılan nasır ilacı için

gerçekleştirilmiştir. 1860’da ilk özel fikir gazetesi olan Tercüman-ı Ahval ile reklam

çalışmaları görsel hale dönüştürülmüştür. 1860-1866 yılları arasında toplam 790 adet reklam

çalışması gerçekleştirilmiştir. Türkiye’de asıl reklam hareketi ve hızı Adülhamit’in saltanatı

sırasında 1880’de başlangıç göstermiştir. Bu dönemde Rafael Cervati reklam fikirleri ile bu

sektörü ışık tutmuş, Cervati ve Fatzea firması ortak bir koalisyon oluşturarak reklam

çalışmalarını ajans üzerinden gerçekleştirmeye başlamıştır. 1870 yılında ise Hadika “Bahçe”

dergisinde çiçek tohumları ve yetiştiriciliğine yönelik kapsamlı reklam çalışmaları

gerçekleştirilmiştir (Sabuncuoğlu, 2008, ss.49-121).

3. Reklam

Reklam; işletmelerin ürün ve hizmetlerinin satmak amacı ile tüketici üzerinde oluşturdukları

etkidir. Toplumsal pazarlama ve reklam anlayışı 1970 li yıllardan sonra ABD başta olmak

üzere birçok gelişmiş dünya ülkesinde ve Batı toplumlarında baş göstermeye başlamıştır

(Kotler, 2000, s.25).

Van 2010; Firmalar açısından günümüzün önemli sorunlarından birisi üretilen mal ve

hizmetlerin pazarlanmasıdır. Üretici ile tüketici arasında iletişim kurulmasını sağlayan en

önemli bağlardan birisi reklamdır. Reklamlar tüketiciye üretilen mal ve hizmetler hakkında

yeterli ve doğru bilgiyi çeşitli reklam, gazete, dergi, radyo, televizyon, sinema, afiş, tabela,

gibi kitle iletişim araçları yardımı ile para karşılığında geniş halk kitlelerine tanıtmaktır ((Van,

2010).

Reklam ilkesinde ön planda olan tüketicinin ikna edilmesi yatmaktadır. İşletme ve satıcı

tarafında bulunan grubun tüketici üzerinde reklam unsurlarını ve gücünü kullanarak

tüketicinin ikna edilerek ürün ve hizmetin satılması ve karara dönüştürülmesi ilkesi gelir.

Toplumsal ve Uluslar arası satış tekniklerinde ve reklamlarında tüketicilerinin talep ve

istekleri, ekonomik ve tüketim açısından oluşmuş olan açıkların reklam unsurları kullanılarak

tüketici üzerinde etki yaratılması ilkesi yatmaktadır. Bu ilke ve ilkeler içerisinde sosyal ahlak,

kural, hukuki yapı, ahlaki kurallar ve düşünceler yer almaya bilir. Bu durumda tüketicinin

korunmasına ilişkin gerekli düzenlemeleri içeren hukuki yaptırım ve kurallar devreye

girmektedir.

Reklam ve reklam unsurları ile ilgili olarak birçok çalışma gerçekleştirilmiş olup, bu

çalışmalara ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan bu değerlendirmelere baktığımızda

ise;

Karadoğan; Reklam fikri ve anlayışı insanlar arasında alıverişin başlamasıyla beraber

doğmuştur. Bununla birlikte kitle iletişim araçları ile reklamcılığının tarihsel gelişimi arasında

da yakın bir ilişki bulunmaktadır. M.Ö. 3000’li yıllar, Sondope ve Frybyiarper gibi yazarlarca

reklamcılığın başlangıç tarihi olarak kabul edilmektedir (Karadoğan, 2008, s.26).

Kırbaş; Radyo, Televizyon ve görsel kitle iletişim araçlarının reklam amacı ile işletme ve

üreticiler tarafından kullanılarak tüketiciler üzerinde etkinlik yaratılması sosyal bir sorun

haline gelmiştir. Reklamcılık dev adımlarla büyüyen bir sektör durumunda bulunmaktadır. Bu

sektör üzerinden Amerika’da 3 milyon alıcıya karşılık gelen 210 milyon dolarlık reklam

yapılırken 1960 yılında ise 528 istasyon ve 54 milyon alıcı için 1.5 milyar dolarlık reklam

harcaması gerçekleşmiştir. 1963 yılında ise Televizyon reklamlarının 2 milyar doları aşması

karşısında küçük gazeteler batmıştır. Büyük tirajlar ise sarsıntı geçirmeye başlamış, radyo

tamamen üçüncü plana düşmüştür. Federal haberleşme ve ulaştırma komisyonu Başkanı

“William Henry” Televizyon da ilan ve reklam hareketleri ile çalışmalarını frenlemeliyiz,

yoksa bizim müdahalemiz gerekecektir demek zorunda kalmışpar ömrtır (Bir & Fermani, 1988, s.22).

Tekinay; Reklam dünyasının önde gelenlerinden Joe Cappo, bir dönem uluslar arası

reklamcılık derneğinin başkanlığını yapmıştır. Şimdi çıkarmak üzere olduğu kitabı ile

gündeme gelmiştir. Mayıs ve Eylül 2010 Tarihleri arasında çıkacağı bildirilen kitabında

Joe’nin çok önemli saptamalar bulunduğu belirtilmektedir. Reklamcılığın geleceği ve

sektörde yaşanan değişimin nedenlerinin anlatıldığı kitapta, dünya reklam sektörünün birbiri

ardına yaşadığı kriz ve ekonomik çöküşlere değinilmektedir. Bu olumsuzluklara neden olan

sorunlar ise; reklam sektöründe tüketicinin uğradığı olumsuzluklar, aldatmalar, fiyatlar,

sektörün birbiri ile olan çekişmeleri ve tüketicilerin ilgisinin azalmasına yer verilmektedir

(Tekinay, 2003).

Yukarıda değindiğimiz gibi, aldatıcı reklamlara ilişkin yapılan çalışmalar ve tüketicilerin

uğradığı sorunlara ilişkin yorumlara baktığımızda reklam ve reklamcılık ilkelerinin tüketici

üzerinde olumsuz etki yarattığını görmekteyiz.

3.1. Reklam ve Reklam Unsurları

Reklam iletişiminin amacı tüketiciye daha hızlı ulaşmak hedefidir. Hedef seçilen tüketici

üzerinde etkili olabilmek amacı ile satış mesajının şekillendirilerek stratejik hareket edilmesi

bir zorunluluktur (Esna, 1997, ss.8-9)

Her mal ve hizmet için reklam içerisinde farklı stratejiler uygulanmaktadır. Bu ürüne ve hedef

kitleye göre değişiklik göstermektedir. Reklam amaçları doğrultusunda reklam mesajının

belirlenmesi ve reklam planlanması ile ilgili konularda temel kararların tümünü ifade eden

planlaması ile ilgili konularda temel kararların tümünü ifade eden strateji reklamın başlangıç

noktasını teşkil etmektedir. Reklam için bir rehber olarak reklam mesajında mal veya hizmet

ile ilgili söyleneceği belirtilen bir özellik gösteren reklam stratejisinin başarılı olabilmesi için

stratejiyi etkileyen faktörlerin dikkate alınması ve değerlendirmesi önemlidir (Altuğ, 1993,

s.10).

Reklam unsurlarının başında tanıtma gelmektedir. Tanıtma halkla ilişkiler ve pazarlamanın en

geçerli öğesidir. “Reklam satış ve tüketici üzerinde etkili olma sanatıdır”. Nitekim bugün

dünya ülkelerinde stratejik hareket ve etkili olmak, ekonomik anlamda en büyük payı

yakalamak hedeflerin ilk sırasını almaktadır. Birçok dünya kuruluşunda reklam ünitesi

genellikle bir tanıtma ile birleştirilerek tüketici üzerinde etkili olmayı amaçlamaktadır. Bu

durum hiç kuşkusuz işletme örgütünün ve satılmak istenen ürün-hizmetin tüketici üzerinde

etkinliğinin sağlanmasını kapsamaktadır. Reklam bir tür tanıtım çabası olduğundan, toplum

ve milletler üzerinde işletme örgütünün gerçekleştirmek istediği hareketin ve çalışmaların

hızlı bir şekilde bireyler tarafından kabulünün sağlanmasına ilişkin harekettir (Shaw, 1991, s.

11).

Reklam unsurlarının ikinci sırasında insan faktörü bulunmaktadır. Bir işletmede insan

ilişkileri yaklaşımı, daha çok insanın ezilmesini, sömürülmesini ve dışlanmasını engellemek

ve insanın insanca, onurlu bir varlık olarak yaşamasını ve çalışmasını sağlamayı amaçlar. Bu

işletme kültürünün ve ahlaki kuralların başında gelmektedir. Bir işletme ve satıcı kurum

üretmiş olduğu hizmet ve ürünlerine ilişkin insani değerini göz ardı etmemesi ve bu yönde

gerekli atılım ve çalışmaları öncelikle hale getirmesi gerekir. Reklam bir işletmenin

tanınırlığı, misyon ve vizyonunun bireyler tarafından kabul edilebilirliğini sağlayan en etkili

faktördür. Bu faktörün işletme ve satıcı tarafından ahlaki ve hukuki kurallar çerçevesinde

kullanılması bir insanı görev olduğu kadar ahlaki kurallar bütününü de oluşturmaktadır

(Sabuncuoğlu, 2008, s.4).

Reklam unsurlarının üçüncü sırasında ise; ürün ve hizmet gelmektedir. Satıcı tarafında

bulunan kurum ve işletmelerin tüketici üzerinde tutunurluluğunun sağlana bilmesi için ürün

özellikleri, kalitesi, işlevi, yeterliliği, fiyatı ve diğer özellikleri gelmektedir. Bu özellikler bir

bütün olarak ele alınmalıdır (Odabaşı & Oyman, 2002, s.61).

Tutundurma reklam unsurlarının en önemli aşamasını oluşturmaktadır. Tutundurma kapsamı

içinde kişisel satış, reklam, satış promosyonu, tanıtım ve halkla ilişkiler bir bütün olarak

bulunmaktadır.

Tutundurma aşamasında, işletme ve satıcı taraf tüketicinin öncelikli olarak zayıf ve kuvvetli

yönlerini belirleyerek, pazarlama ve satış stratejilerini planlar. Bu plan dâhilinde, küçük

sosyal gruplar, hizmet grupları, kar amacı gütmeyen kuruluşlar, orta büyüklükteki kuruluşlar,

büyük kuruluşlar ve holdinglere yönelik satış teknikleri ve stratejik hareketler yer alır ve uygulamalar bulunur. Reklam unsurlarının en önemli aşaması olan tutundurma stratejisi

içinde halkla ilişkiler ve pazarlama sistemlerine yönelik hareketler yoğunlukla

kullanılmaktadır (Hakan, 1996, s.37).

Reklam unsurlarının en son aşamasında ise; ürünün satılacağı ve başarının sağlanacağı hedef

kitleye yönelik çalışmalar yer almaktadır. Bu aşamada reklam için gerekli unsurların tamamı

bulunmaktadır. Bunlar; araştırma, bilgi toplama, plan-program yapma, bütçe, hedef kitle,

mesaj ve medyaların hazırlanması, değerlendirme yöntemleridir (Tak, 1996, s.18).

Reklam ve unsurlarına ilişkin bilgilere baktığımızda, tüketicinin her anlamda ikna edilmesi

yattığı gerçeğini görmekteyiz.

Reklamın Tüketici Üzerindeki Etkisi

Reklam etkisinin tüketici üzerindeki oluşturduğu en önemli nokta ekonomik durum

belirleyicileridir. Bir ürünün satın alınmasında en önemli faktörlerin başında yine ekonomik

boyut ve düzey gelmektedir. Sosyal durum belirleyicileri ekonomik belirleyicilerden sonra

gelmektedir. Bu konuda çalışmalar gerçekleştiren “Coleman, 1983” sosyo-ekonomik

faktörlerin tüketici satın alma eğilimleri üzerinde etkili olduğunu belirtmektedir (Kalaycıoğlu

ve diğ., 1998, s.16).

Reklamların cinsiyet dağılımı da bir diğer önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Bu konuda

yapılan bir çalışmada, cinsiyet dağılımında kadın tüketicilerin daha fazla reklam

unsurlarından etkilendiğini göstermektedir.

Yapılan bu çalışmadaki sosyo-demografik dağılıma baktığımızda 193 kadın tüketicinin %47,9

210 Erkek tüketicinin % 52,1 olduğu, bu tüketicilerin 20-34 yaş grubunu 137 kişi ve %34,0

35-49 yaş grubunu %38,71 85 kişi 50 yaş grubunu ve %21,09 kapsadığı belirlenmiştir. Bu

araştırmada bekar olan kişi sayısı 74 ve %18,4 evli olan kişi sayısı 302 ve %74,9 medeni

dağılım göstermektedir. Gelir durumunda ise; 0-500 TL %40,9.9 501-1000 TL gelire sahip

kişi sayısının 115 ve %28,5 1001-1500 TL gelir sahibi 120 kişi ve %15,4 1501-2000 ve üstü

gelire sahip kişi sayısı 65 ve %16,1 olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın sonunda cinsiyet

dağılımında kadın tüketicilerin reklamlardan daha fazla etkilendiği, yak durumu dağılımına

bakıldığında ise, 30 yaş grubu altındaki tüketicilerin yine reklamlardan etkilenerek tüketim

davranışlarının arttığı saptanmıştır. Ayrıca gelir dağılımı yükselen ve gelir durumu daha fazla

olan tüketicilerin reklam konusunda daha duyarlı olduğu ve tüketim hassasiyeti gösterdiği de

bitirtilmektedir (Yağcı & İlarslan, 2010, ss.138-155).

Olcay 2010; Görsel medya ve televizyonlarda yayınlanan ürün ve hizmet reklamları çocuklar

üzerinde önemli etkiler doğurmaktadır. Günümüz dünyasında medya, kişilerin zihinsel ve

duygusal süreçlerini etkileyen faktörler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Özellikle

elektronik medya kanalları, TV, Radyo, İnternet gibi reklam yayın kanallarının aracılığı ile

çocuk tüketicilerin hem davranış hem de tutumları üzerinde etkili olduğunu belirtebiliriz. Bu

tutum ve davranışların çocukların gelişimi ve psikolojik, sosyal, eğitim ve kültürel anlamda

toplumsal ve toplum içindeki davranışları üzerinde büyük sorunlar oluşturduğu bilinmektedir.

Aldatıcı reklamların yine çocuk tüketicilerin giyim, yiyecek ve yemek alışkanlıklarını da

olumsuz etkilediği ayrı bir gerçektir. Küçük çocukların reklamlarda verilen abartılı ve taraflı

mesajları doğru ve güvenilir olarak görüp sunulan bilgilere kolayca inanma eğilimi oldukça

yüksektir. Bu durum çocukların reklamlardan etkilenerek materyalistik değerlere

odaklanması, sağlıksız beslenme alışkanlıkları edinmesine, toplumsal sorunlara ilişkin tutum

ve davranışlarında bozulmalara neden olduğu bilinmelidir (Olcay, 2010).

Uzmanlar tarafından da belirtildiği gibi aldatıcı ve yanıltıcı, ekonomik açıdan kazanç

sağlamaya yönelik yapılan reklamlar tüketiciler üzerinde hem sosyal hem de ekonomik

anlamda büyük sorunlar getirmektedir. Bu sorunların beraberinde toplumsal bütünlük

bozulmakta ve hukuksal sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çıkan hukuksal sorunlar, toplumun

bütünlüğünü, alışkanlıklarını, değerlerini, örf ve adetlerini hatta kişilerin kişisel

alışkanlıklarını değiştirmektedir. Bu durum hem toplumsal düzeni hem de sosyal devlet

anlayışını derinden etkilemektedir. Bu olumsuzlukların ortadan kaldırılabilmesi için etkin

denetimlerin ve hukuksal yapının sağlanması gereklidir.

3.2. Reklamlarda Uyulması Gereken Genel Kurallar ve İlkeler

Tüketicilerin firmalar üzerinde veya alıcılarına doğru olanı vermeye çalışması bir zorunluluk

ve hukuki bir mecburiyettir. Fakat firmaların ve satıcıların yüksek kar elde etmek amacı ile

yaptıkları reklamlar tüketicilerin üzerinde önemli etkiler meydana getirmektedir. Böylece

reklamın bilgilendirme fonksiyonu bazen kötü uygulamalarla yanlış ve yanıltıcı reklamlara

dönüşmektedir. Tüketicinin korunması hakkında Kanun’un 16. Maddesi “Ticari Reklam

ilanlarının yasalara ve genel ahlaka uygun, dürüst ve doğru olmalarını esas” almaktadır.

Tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici,

tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet ve hareketlerini ve suç işlemeyi

özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici

reklam ve ilan yapmalarına ilgili kanun izin vermemektedir (Van, 2010).

Bu yasa ve hükümler çerçevesinde tüketicilerin korunmasına ilişkin olarak işletme ve satıcı

kurumların ilgili yasa gereğince toplum ve tüketicilerin korunmasına ilişkin olarak uygun

reklamları yapması bir zorunluluktur. İlgili yasa ve hükümleri doğrultusunda reklamlarda

işletmeler ve satıcıların uyması gereken hükümler geniş kapsamlı olarak belirtilmiştir. Yasa

ne şekilde olursa olsun reklam yapılamayacağını sıralayarak bu tür reklamları yasaklamış ve

ilgili yaptırımlar uygulamamıştır. Bu hükümlerin doğrultusunda reklamlarda aranan bazı

özellikler belirtilmiştir. Bunlar;

􀀹 Reklamların Hukuka Uygunluğu,

􀀹 Genel Ahlak Değerlerine Uygunluğu,

􀀹 Dürüstlük ve Doğruluk İlkeleri

Hangi reklam organında yayınlanır ve gösterilirse gösterilsin reklamların ilk muhatabı

tüketicilerdir. Bu reklamlarda asıl amaç tüketicilerin ürün ve hizmet konusunda etkilenmesi,

bu etki ile reklamı yapılan ürün ve hizmetin ekonomik olarak satıcı kurum ve kuruluşlara

fayda sağlamasıdır. Türkiye ve dünya ülkelerinde olduğu gibi reklam maliyetleri oldukça

yüksektir. Bu ekonomik yükseklik nedeni ile üretici ve satıcı konumundaki işletme ile

firmaların denetimsiz, sağlıksız, güvenliksiz, kalitesiz vb. değerlerden yoksun ürün ürettikleri

bilinen bir gerçektir. Bu durum Türk Ticaret Kanunu kapsamında Tüketiciyi koruma çatısı

altında değerlendirilmesi gereken bir konudur. Ürünün niteliklerinin reklamlarda belirtildiği

gibi olmaması, ürünün kalitesinin yetersizliği, dayanıksızlığı, kullanıcısına ürünün

reklamlarda belirtildiği gibi fayda sağlamaması, sağlıksız ve ekonomik olmaması, kullanım

ömrünün kısa ve teknik özelliklerinin yetersizliği yapılan reklamlarla tüketiciler tarafından

alınması yönündeki reklam ve içerikleri bir aldatma eğilimi ile çalışmasıdır. Reklamlarda

vurgulanan nitelikler ürün üzerinde ve içeriğinde yer almalıdır. Bu bir ahlak ve hukuki

mecburiyettir.

Reklamı gerçekleştirilen ürünlerin nitelik ve özelliklerine sahip olmaması gerçeği yatıyor ise;

bu durum tüketicilerin yanıltılması ve hata düşmesine neden oluşturuyor ise; ilgili kanun ve

yasa gereği gerekli hukuki işlemlerin gerçekleştirilmesi gerekir. Bu durumda reklam

denetleme örgütünün devreye girmesi ve ilgili hukuki yaptırımları uygulaması gerekir.

“Esasında vurgulanan nitelikler ve bilgiler gerçek olmamasına rağmen bilinçli bir şekilde

reklamda olması gereken husus ve hususlar gizlenmiş ise bu bir yanıltıcı reklamdır”. Bu

durumda kanunun 56 ve 57/3 maddeleri kapsamında ilgili yaptırım ve hukuki işlem

gerçekleştirilmesi gerekir. Buna örnek olarak, bir televizyon veya görsel yazılı medyada

yapılan, denize sıfır gibi gösterilen fakat denişten yaklaşık 500 mt uzaklıkta olan bir tatil köyü

ve oteli için verilen reklam aldatıcı bir reklam unsurunu oluşturmaktadır. Bir başka örnek ise;

son yıllarda gündemde olan zayıflama ilaçlarıdır. Bu ilaçların hiçbir katkı maddesi

içermemesi söylenmesine rağmen birçok tüketicinin sağlık ve fiziki sorunlar yaşamasına

neden oluşturan fiziki komplikasyonlar ile psikolojik komplikasyonlara neden olduğu bilinen

bir gerçektir. Bu tür ürünlere yönelik verilen reklamlar tüketicinin aldatılmasına ve

yanıltılmasına yönelik aldatıcı reklamlar kapsamına girmektedir. Bu duruma yine kanunun 56

ve 57/3 maddeleri gereği işlem yapılması gerekir. Türkiye’de olduğu gibi birçok dünya

ülkesinin içinde bulunduğu obozite sorununun oluşmasında en önemli faktörlerden birisini

toplumun ve tüketicinin tüketim etkisi üzerinde oluşturduğu reklam çalışmalarıdır. Şuanda bu

sorun nedeni ile ABD ve bazı dünya ülkeleri büyük sağlık sorunları ile karşı karşıya kalmış

bulunmaktadır.

3.3. Reklamların Kontrolü ve Denetimi

Kamu ve sosyal düzenin özellikle toplumun sağlık ve sosyal ilkelerini rencide edip kötüye

kullanılmasının engellenmesi yönünde aldatıcı reklamlar kontrol ve denetim altında

bulunmaktadır. Özellikle son yıllarda birçok milletin ve Türkiye’nin içinde çıkamadığı gıda

tüketimine ilişkin uygulanan reklamlar ve bu reklamların tüketici üzerinde oluşturduğu

sorunlar giderek hız kazanmaktadır (Öngören, 2003).

Tüketicinin aldatılması, yanıltılması, istismar edilmesi ve bilgi noksanlığından yararlanılarak

can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici

kamu sağlığını bozan ve tüketicilerin her konuda zarar etmesine zemin hazırlayan reklamların

denetim ve düzenlemesi, reklam öz denetim kurumu tarafından gerçekleştirilmektedir. 1994

yılında reklam verenler, reklam ajansları, mecralar ve tüketici temsilcileri bir araya gelerek

reklam öz denetim kurulunu “RÖK” oluşturmuş ve çalışmalara başlamıştır. Bu kurum

tüketicilerin aldatılmasını önlemek amacı ile gelen uyarı ve şikâyetleri değerlendirerek ilgili

yaptırımları ve hukuki süreci tüketici adına başlatmaktadır. Kurulun reklam esaslarına

uymayan işletme ve reklam veren kuruluş, kurum, işletme ve şahıslara yönelik, yaptıkları

reklamları yayından kaldırma, düzeltilmesi, yayın ilkelerine uygun hale getirilmesi ve toplum

ile tüketicinin korunmasına, menfaatlerinin sağlanmasına ilişkin yaptırımları uygulama yetkisi

bulunmaktadır. Bu yetki ile aldatıcı reklamlar karşısında tüketicinin korunmasını sağlamak

amacı ile Reklam Kurulu RTÜK bünyesinde aldatıcı reklamlara ilişkin çalışmalar

gerçekleştirilmektedir. Aldatıcı reklamlara ve toplumsal düzenin korunmasına ilişkin olarak

RTÜK idari denetim yetkisine sahip bulunmaktadır. RÖK ve RTÜK reklamlar üzerinde idari

denetim ve uyulması gereken ilkeleri belirlemekte ve belirlenen bu ilkelere göre gereken

davranışları yerine getirmeyen kuruluşlar üzerinde işlem yapabilmektedir. RTÜK reklam

kurulu yasaya ve kurallara uygun hareket etmeyen kurum ve kuruluşlara yönelik “Para

Cezası, Reklamın Durdurulması, Reklamın aynı yöntemle düzeltilmesi yaptırımlarını”

uygulama yetkisine sahip bulunmaktadır. Bu yetki dâhilinde ilgili aldatıcı reklamların

yayından kaldırılmasını sağlayabilmektedir.

Aldatıcı reklamlarla mücadele çok eskiden beri mücadelesi gerçekleştirilen hukuki bir süreci

kapsamaktadır. Bu süreç kapsamında özel hukuk davaları açılmış, Ticaret Kanunun 56, 57, 58

ve 57/3 maddeleri kapsamında davalar yürütülmüştür. Bu kapsamda zarar gören tüketicilere

ve ilgili mesleki ve iktisadi teşekküllere aldatıcı reklamların önlenmesinde önemli imkân

sağlanmıştır (T.C. Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekterliği 2009 Türkiye İlerleme

Raporu).

4. Reklam Öz Denetim Kurulu

Reklam Öz Denetim Kurulu “RÖK”, reklam verenler derneği ve reklamcılar derneği üyeleri

ile reklam mecralarının, dürüst olmayan reklamlara karşı oluşturmuş oldukları özel bir

kuruluştur. Bu kuruluş, 1994 yılından beri uluslar arası reklam uygulama esaslarına ayrı

buldukları reklamları tüketicilerin korunması ve yanıltılmaması amacı ile izlemekte ve takip

etmektedir. Reklam verenlerin talepleri, tüketicilerin talepleri ve kurumun kendi takip ettiği

uygunsuzluk içeren reklamlara yönelik tüketici ve kamu adına takip ve hukuki açıdan

değerlendirilmesine ilişkin çalışmaları bulunmaktadır. Ayrıca kurum kendi bünyesinde reklam

verenler ve tüketicilerin taleplerine ilişkin sosyal devlet ve sosyal ahlak kuralları çerçevesinde

hukuki düzenlilik içinde reklam çalışmalarına katkı sağlamaktadır (Yazıcı, 2004).

4.1. RÖK Misyonu ve Amaçları

RÖK; Reklamda öz denetim misyonu, reklamların ilgili tarafları olarak reklam verenlerin,

reklam ajanslarının, mecra üçlüsünün tüketiciye karşı toplumsal sorumluluğu bulunduğu ve

tüketicinin korunması kavramına sahip çıkılmasının uzun vadede bu üçlünün çıkarına olduğu

bilinci ile hareket etmektedir.

RÖK; Pazarlama, iletişim, halkla ilişkiler konusunda evrensel bir hale gelmiş uluslar arası

kaynaklara dayanarak, reklam kurallarını ve düzenini belirlemekte ve ilgili üçlüye bu yönde

model oluşturmaktadır. Reklam Öz Denetim Kurulu, reklam verenler ile tüketicilerin

korunmasına ilişkin olarak yasal, ahlaki, doğru ve dürüstlük ilkesi çerçevesinde reklamların

ahlak, sosyal, kültürel, doğruluk ve dürüstlük ilkeleri çerçevesinde denetimini ve izlenmesini

gerçekleştirmektedir. Reklam Öz Denetim Kurulu, reklam verenler ve tüketicilerin katılımı ile

oluşan bir etik hizmet platformudur. Bu platformun tüzel kişiliği yoktur. Reklam verenler ve

tüketicilerden gelen taleplere cevap vermekte ve hukukun üstünlüğü ilkesi ile hareket

etmektedir.

4.2. RÖK’ ün Öz Denetim Çalışmaları ve Oluşumu

RÖK, Türkiye’deki reklam mecralarında yayınlanan reklamların uluslar arası reklam

uygulamalarını esas almak koşulu ile Türkiye uygulamalarını içeren RÖK Esasları’na

uygunluğu hakkında akademik ve bilimsel olarak karar vermektedir. RÖK bünyesindeki

kurulun temel işlevlerinin başında reklam ajanslarına, reklam verenlere ve reklam mecralarına

özdenetim anlayışını benimsetmektir. Tüketici ve kurumlar arasında doğabilecek her türlü

ihtilafların kurulca çözümlenmesi yerine, birçok ihtilafın daha kısa sürede sonuçlanması ve

masrafların azaltılması yönünde reklam veren ve tüketiciler arasındaki koordinasyonu

sağlamaktır (Argüden, 2003).

RÖK; Bağımsız başkanın başkanlığında, Reklam verenlerden 7, Reklam ajanslarından 7, TV,

Basın, Açıkhava, Radyo Mecralarından Toplam 10, Tüketici Kuruluşlarından 1,

Üniversitelerden 1 kişi olmak üzere oluşmaktadır. RÖK, 28 kişiden meydana gelmekte ve 5

Mayıs 2010 Tarihli kararı ile bu üyelerin görev süreleri 2 yıl olarak belirlenmektedir. Reklam

Öz Denetim Kurumu aldatıcı reklamlar ve reklam verenler ile tüketicilerin hakkında karar

verirken bütün komisyon üyesi “28” üyenin de katılımını zorunlu kılmaktadır. Bu kararların

alındığı toplantılarda toplantı ve ilgili konunun yarısına kadar katılım zorunludur. Bu

zorunluluğa uymayan üyeler denetim grubundan atılmaktadır (Argüden, 2003).

4.3. RÖK ve Yürütme Kurulunun Çalışma Yöntemi

􀀹 Esaslara aykırı olduğu düşünülen reklamın reklam vereninden ve varsa reklam

ajansından, en geç iki iş günü içinde yazılı görüşünü bildirmesi istenir. Bu süre içinde

bir yanıt alınamazsa, Kurul elindeki bilgiler ışığında karara varır.

􀀹 Esaslara aykırılığı çok açık olan ve yayınının hemen durdurulması gereken reklamlarla

ilgili, reklam vereninin görüşü alınmadan karar verilebilir.

􀀹 Esaslara aykırı olmadığı çok açık olan reklamlarla ilgili başvurular, reklam verenin

görüşünün alınmasına gerek duyulmadan sonuçlandırabilir.

􀀹 Yazılı görüşüne ek olarak sözlü görüş de bildirmek isteyenlerin talebi, Yürütme

Kurulu´nca konunun niteliğine göre değerlendirilir ve uygun bulunursa toplantıya

çağrılarak dinlenir. Bu tür bir talep kabul edildiğinde, konuyla ilgili diğer tarafa,

kendisinin de toplantıya katılıp görüş bildirebilmesi için haber verilir. Yürütme Kurulu

gerekli görürse, taraflar RÖK´te de sözlü görüş bildirebilirler.

􀀹 Kararlar, katılanların oyçokluğu ile alınır.

􀀹 Görüş alınmadan karar verilmesi, toplantıya katılanların oybirliğini gerektirir.

􀀹 Yürütme Kurulu kararlarına karşı RÖK´e itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen

RÖK´ün kararı kesindir. Bu karara karşı yapılan itirazlar, yeni bir belge sunulmadıkça,

değerlendirilmez.

􀀹 Bilirkişilik: Her biri kendi alanında uzman olan kişilerden oluşan ve incelenen

reklamın kategorisine göre her dosya için seçilecek bilirkişilerin bulunduğu "bilirkişi

listesi" oluşturulabilir.

􀀹 Oluşturulacak bilirkişi listesinden her dosya için kimin bilirkişilik yapacağına

Yürütme Kurulu karar verir. RÖK üyelerinin önerileriyle oluşturulan listeden seçim

yapılırken, uyuşmazlıkta taraf olanların önerdikleri bilirkişilerin mümkünse o dosya

için seçilmemesine özen gösterilir.

􀀹 Başkan sonuç verebileceğini düşündüğü hallerde, şikâyet konularını ilgili taraflarla

müzakere ederek Esasların doğrultusunda kendi aralarında bir çözümde uzlaşmalarını

teşvik edebilir. İhtilafın çözülmesi ve başvurunun yazılı olarak geri çekilmesiyle,

başvuru Kurulların gündeminden çıkarılır (RÖK, Reklam Denetleme Öz Kurulu

2010).

4.3.1. RÖK’ ün Görev Sınırı

􀀹 Kamu kurumlarının ve meslek kuruluşlarının aynı alandaki faaliyetleri ile yasalardan

gelen görev ve yetkileri, RÖK’ ün gönüllü özdenetim nitelikli işlevini yerine

getirmesini engellemez. Kurul, özdenetimin etkinliğiyle ilgili çalışmalarda bu tür

kuruluşlarla işbirliğine gider.

􀀹 Kurul yargıya intikal etmiş şikâyet veya ihtilafları ele almaz (RÖK, Reklam

Denetleme Öz Kurulu 2010).

4.3.2. RÖK Kurulunda Kararların Verilmesi ve Uygulanması

􀀹 Kararlar, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla verilir. Oylarda eşitlik halinde,

Başkan´ın bulunduğu tarafın görüşü kararı oluşturur.

􀀹 Uyuşmazlığın (reklam veren ya da reklam ajansı olarak) taraflarından birinin mensubu

olan RÖK üyesi, kurullardaki müzakere ve karar aşamalarında toplantıya katılamaz.

􀀹 Yürütme Kurulu veya RÖK bir dosyayı inceleyip karara vardıktan sonra, görüşünü

taraflara bildirir. Reklam yanıltıcı bulunmuşsa, düzeltilmesi veya yayınının

durdurulması önce reklam veren ve reklam ajansından istenir. Bu bildirim reklamın

yayınlandığı mecraya da bilgi edinilmesi için yazılı olarak yapılır.

􀀹 Reklamın düzeltilmesi veya yayından kaldırılması için 2 iş günü beklenir. Reklam

düzeltilmez veya durdurulmazsa, ilgili mecra kuruluşlarına yazıyla bilgi verilerek

yayından kaldırılması istenir.

􀀹 Düzeltmenin karara uygun olup olmadığını belirleme yetkisi Yürütme Kurulu´ndadır.

Kurul´un onayı alınmadan düzeltilmiş reklam yayınlanmaz. Kurul, en geç, düzeltilmiş

reklamın alındığı günün ertesi iş günü sonuna kadar bu konudaki görüşünü ilgililere

duyurur.

􀀹 Karara itiraz edilmiş olması, kararın uygulanmasını durdurmaz. İtiraz karara

bağlanıncaya kadar, karar gereğine taraflar uymak zorundadır.

4.3.3. RÖK Kurulunun Kararlarının Açıklanması ve Bağlayıcılığı

􀀹 Kesinleşen Kurul kararları RÖK’ ün internet sitesinde gerekçeleriyle her ay yayınlanır.

Bu kararlara, sadece özdenetimin finansmanı için yıllık ödemede bulunan Reklam

verenler Derneği (RVD) üyesi olan reklam verenler kendilerine verilen şifre ile

erişebilirler. Kesinleşen Kurul kararları bunun dışında herhangi bir kişi, kuruluş

ve/veya organ ile paylaşılamaz.

􀀹 Kurul kararlarının, kamuoyuna yapılan duyuru ve taahhüdün doğal sonucunu oluşturan

bağlayıcılığı vardır. Bu bağlayıcılığın geçerliliği, tarafların mesleki ve ticari ahlak

değerlerine verecekleri önemle sağlanır.

􀀹 Kurul, kararların sağlıklı ve tutarlı olması için gerekirse araştırmalar yaptırır. Bilimsel

görüşler alabilir.

􀀹 İlgili tarafları özdenetim konusunda bilinçlendirmek, dürüst ve doğru reklamcılık

konusunda eğitmek, RÖK faaliyetlerinin tanıtımını yapmak amacıyla periyodik

bilgilendirmeler, tanıtım etkinlikleri yapılır, alınan ilke kararları açıklanır (RÖK,

Reklam Denetleme Öz Kurulu 2010).

4.3.4. RÖK Kurul Toplantılarının Gizliliği

􀀹 Kurul toplantılarındaki görüşmeler, ileri sürülen görüşler, kullanılan oylar ad

belirtilerek veya belirtilmeyerek hiçbir şekilde açıklanamaz. Üyeler, bu gizlilik

ilkesinin Kurul´un saygınlığı ve giderek varlığı ile bağlantısının bilincindedir. Aksine

davranışı saptanan üye RÖK kararı ile uyarılır. Davranışın tekrarı halinde üyeliği

Kurul kararı ile sona erdirilir. Sekretaryanın bu ilkeye uyması Başkan tarafından

izlenir ve sağlanır.

􀀹 Kurul kararları toplantı dışında tartışma konusu yapılamaz. Kararlar hakkında taraflar

dâhil hiç kimse karara katılanlara ve raportörlere soru soramaz, bilgi isteyemez,

görüşünü bildiremez. Kararın özünü sorgulamayan ek bilgi talepleri yazılı olarak

yapılır ve Kurul Başkanı tarafından yanıtlanır (RÖK, Reklam Denetleme Öz Kurulu

2010).

4.3.4.1.RÖK Hakkındaki Diğer Hükümler

􀀹 Kurulların üyelerine toplantı başına, bilirkişilere dosya başına ücret ödenip

ödenmeyeceği, ödenecek ücretlerin miktarı, RÖK’ ün önerisi üzerine Platform´un

onayından sonra yürürlüğe girer.

􀀹 Kurul kararlarının uygulanmasından doğabilecek zarar iddiaları ve tazminat talepleri,

Platform üyelerinin iyi niyetli işbirliği ve yardımlaşma ile sulhen çözüme

kavuşturulmaya çalışılır.

􀀹 Bu metinde yer almayan konularda RÖK’ ün vereceği kararlar geçerlidir.

􀀹 Bu içtüzük 29 Kasım 2007 tarihinde RÖK tarafından kabul edilerek yürürlüğe

girmiştir (RÖK, Reklam Denetleme Öz Kurulu 2010).

4.4. RÖK’ ün Şuana Kadarki İnceleme ve Çalışmaları

RÖK; 1994 ve 09.07.2010 Tarihleri arasında aşağıdaki tablolarda gösterilen çalışmaları

incelemiş ve karara bağlamıştır. Bu çalışmalara baktığımızda ise; (RÖK, Reklam Denetleme

Öz Kurulu 2010).

Tablo 1: Başvuranın Kimliğine Göre Dağılım

Rakip Firma Başvurusu 901

Tüketici Başvurusu 845

Meslek Kuruluşları Başvurusu 48

Tüketici Kuruluşları Başvurusu 3

Kurul’un Kendiliğinden Ele Aldığı 165

TOPLAM 1962

Kaynak: RÖK, 2010

Tablo 2: Kurul Kararlarına Göre Dağılım

Esaslara Aykırı Bulunan 848

Esaslara Bir Bölümü Aykırı Bulunan 138

Esaslara Aykırı Bulunmayan 912

Tarafların Anlaşması Sonucu Karara Gerek

Kalmadan Geri Alınan Başvuru

46

İncelemekte Olan 6

İdareye – Reklam Kuruluna İntikal Eden 12

Kaynak: RÖK, 2010

Tablo 3: Başvuru Konusuna Göre Dağılım

Kurula

Gelen

Esaslar

Aykırı

Bulunan

Esaslara

Aykırı

Bulunmayan

Geri

Alınan

İncelenen

Temel İlkeler 112 44 66 1 1

Ahlaka Uygunluk 80 16 63 1

Dürüstlük 56 29 27

Toplumsal Sorumluluk 55 10 45

Doğruluk 1231 688 519 20 4

Karşılaştırmalı Reklam 91 60 27 4

Tanıklı Reklamlar 7 4 3

Kötüleme 156 93 59 3 1

Ticari İtibardan Haksız

Yaralanma 22 13 9

Taklit 79 25 50 4

Reklamların Ayırt Edilmesi 18 8 9 1

Güvenlik ve Sağlık 11 5 6

Çocuklar Ve Gençler 101 41 60

Garantiler 1 1

Çevreye İlişkin Tutum 4 1 3

Kaynak: RÖK, 2010

5. RTÜK “Radyo Televizyon Üst Kurulu” Yapısı Ve Görevleri

2954 Sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu ile 1983 yılında kurulmuştur. Radyo

Televizyon yayınlarının düzenlenmesine, Radyo Televizyon Yüksek Kurulunun ve Türkiye

Radyo Televizyon Kurumu’nun kuruluş, görev yetki ve sorumluluklarına ilişkin esas ve

usuller belirtilmiştir. Radyo Televizyon Yüksek Kurulu Türkiye’de yayın yapan televizyon,

radyo ve diğer yayın organlarının denetim ve düzenlemesi ile ilgilenmektedir. İlgili kurum

2954 sayılı kanun gereği yaptırım uygulama hakkına sahip bulunmaktadır.

Kurulun hukuk alanında birikimi olanlardan ve yüksek öğretim görmüş, devlet memuru olma

niteliğine ve hakkına sahip, beşi iktidar partisinin, dördü muhalefet partilerinden göstereceği

adaylar arasından Türkiye Büyük Millet Meclisince 9 üye ile oluşmaktadır. Kuruma başkanlık

eden kişinin görev süresi iki yıldır. Üst kurul üyelerinin görev süreleri ise; altı yıldır.

3984 Sayılı Kanunla belirlenen RTÜK üst kurul’unun yetki ve sorumlulukları ilgili kanunla

belirlenmiştir. Görev ve sorumluluklarına baktığımızda ise;

Ulusal ve Bölgesel frekans planlamalarını yaptırmak, ön şartları yerine getirmiş müracaatçı

kuruluşlara, tarafsızlık hakkaniyet ölçüleri dâhilinde yayın izni ve lisans vermek ve ilgili

kanunda belirtilen görevleri yerine getirmek için yönetmelikler hazırlamak.

Radyo ve Televizyon yayınlarını izleme sistemleri kurarak, yayınların 4’ücü maddeye ve bu

alanda Türkiye’nin taraf olduğu milletler arası antlaşmaların uygunluğunu açılarından

denetlenmesini yapmak, uydu aracılığıyla yurt içinden veya yurt içine yapılacak yayınların

ulusal ve uluslar arası esaslara uygunluğunu gözetmek, bu amaçla diğer ülkelerdeki yetkili

kuruluşlarla işbirliği yapmak.

Üst kurul öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen, izin şartlarını ihlal eden, yayın ilke

ve esaslarına aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyon kuruluşlarını uyarır. Bu uyarıda,

ihlalin ağırlığı ve tekrarı halinde sonuçları açıkça belirtilir. İhlalin tekrarlanması halinde,

ihlalin ağırlığına göre izin uygulaması bir yıla kadar geçici olarak durdurulur veya yayın izni

iptal edilir.

3884 Sayılı Radyo Televizyon ve Yayınları hakkında Kanun ve bu kanunun bazı maddelerini

değiştiren 4756 sayılı radyo ve televizyon kuruluş ve yayınları hakkında kanun, basın kanunu,

gelir vergisi kanunu ile kurumlar vergisi kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun 21

Mayıs 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu düzenlemeler, teknolojik gelişmeleri AB

normları içermektedir (20.04.1994 Tarih ve 21911Sayılı, 5 Cilt 33 Sayfalı Resmi Gazete).

6. Tüketicilerin Korunması Kapsamında Tüketici Derneklerinin Çalışmaları Ve

Değerlendirmeleri

TTK ‘nun 56 ve 57/3 madde ve kanun gereğince reklam yapmak ekonomik rekabet etmek

hakkında gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Rekabet ve ekonomik faaliyetler çerçevesinde

tüketicinin korunmasına ilişkin olarak TTK’nun 56 ve 57/3 nolu maddeleri tüketicinin

korunması ve aldatılmasına yönelik yaptırımları içermektedir.

Tablo 4. Tüketici derneklerine toplam Başvuru Sayısı

Yıllık Başvuru Sayısı Sayı Yüzde

Genel Merkez 5351 83,81

Şubeler 1034 16,19

Toplam 6385 100

Araştırmaya göre tüketici derneklerine toplam başvuru sayısı genel merkeze %83,81, şubeye

ise %16,19 olduğu belirlenmiştir.

Tablo 5. Tüketici derneklerine başvuru sayısı

Yıllar 2001 2002 2003 2004 2005 2006

Başvuru

Sayısı 1937 1112 3193 1386 3099 6385

Araştırmaya göre 2001-2003 yılları arasında başvuru sayısında artış gözlenirken 2003-2004

yılları arasında azalma görülmüştür. 2004 sonrasında ise yıllar arasında %100 üzerinde artış

gözlenmiştir.

Tablo 6. Tüketici derneklerine aylara göre başvuru dağılımı

Aylara Göre Dağılım Sayı Yüzde

Ocak 426 6,67

Şubat 504 7,89

Mart 1103 17,27

Nisan 874 13,69

Mayıs 458 7,17

Haziran 206 3,23

Temmuz 609 9,54

Ağustos 451 7,06

Eylül 430 6,73

Ekim 494 7,74

Kasım 460 7,20

Aralık 370 5,79

Toplam 6385 100,00

Araştırmamızda başvuru ayları incelendiğinde; mart ayında %17,27, Nisan ayında %13,69,

Şubat ayında ise %7,89 olarak tespit edilmiştir.

Tablo 7. Tüketici derneklerine başvuru kaynakları dağılımı

Başvuru Kaynakları Sayı Yüzde

İnternet 4290 67,19

Diğer Kurumlardan Yönlendirme 1617 25,32

Medya 322 5,04

118 Bilinmeyen Numaralar 135 2,11

Üye 21 0,33

Toplam 6385 100,00

Araştırmamıza göre başvuru kaynakları incelendiğinde; %67,19’unun internet aracılığı ile

%25,32’sinin diğer kurumlardan yönlendirme olarak, %5,04’ünün medya olduğu tespit

edilmiştir.

Tablo 8. Tüketici dernekleri başvuru yöntemi

Başvuru Yöntemi Sayı Yüzde

E-Posta Ve Web Üzerinden 3464 54,25

Telefon 1598 25,03

Bizzat Gelerek 752 11,78

E-Yardım Hattı 533 8,35

Faks 31 0,49

Ptt 7 0,11

Toplam 6385 100,00

Araştırmamıza göre başvuru yöntemleri incelendiğinde; %54,25’inin e-posta ve web

üzerinden olduğu, %25,03’ünün telefon olduğu, %11,78’inin bizzat gelerek başvurduğu,

%8,35’inin ise e-yardım hattı olduğu saptanmıştır.

Gerek başvuru kaynağı ve gerekse yöntem bakımından internet aracılığı ile yapılan

başvurular, toplam başvuruların yarıdan fazlasını oluşturmaktadır. Internet üzerinden yapılan

başvurular, düzenli raporlamanın yapıldığı 2001 yılından bu yana dikkat çekici şekilde artmış

ve toplam başvuruların çoğunluğunu oluşturacak seviyeye gelmiştir. Bu veri, ülkemizde

İnternet kullanımının arttığına ilişkin tespitleri doğrulamaktadır.

Tablo 9. Tüketici dernekleri başvuru yapılan iller

İLLER SAYI

İstanbul 3402

Konya 440

Adana 426

Ankara 279

İzmir 197

Bursa 94

Kocaeli 56

Antalya 54

Sakarya, Denizli 40

Mersin 39

Kars 34

Eskişehir 30

Manisa 25

Kayseri 23

Muğla, Tekirdağ 22

Aydın, Gaziantep 21

Balıkesir, Isparta 20

Samsun 19

Hatay 16

Kahramanmaraş 15

Diyarbakır, Kütahya, Malatya, Sivas, Zonguldak, 12

Kırklareli 11

Van, Yozgat, Erzurum 10

Afyon, Aksaray 9

Edirne, Giresun, Yalova, Niğde 8

Çanakkale, Şanlıurfa, Bolu, Ordu 7

Trabzon, Elazığ, Osmaniye 6

Karaman, Kastamonu, Sinop, Şırnak, Tokat,

Batman, Amasya 5

Çorum, Düzce, Mardin, Siirt 4

Burdur, Kilis, Nevşehir, Kırıkkale, Rize 3

Ağrı, Artvin, Gümüşhane, Iğdır, Karabük, Uşak, 2

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 2

Adıyaman, Ardahan, Bartın, Bayburt, Bilecik,

Bingöl, Erzincan, Hakkari, Kırşehir, Tunceli 1

Almanya, Fransa, İngiltere, ABD., Rusya, Çin 1

Diğer(İl ismi belirtmeyenler) 785

TOPLAM 6385

Türkiye’nin 76 farklı ilinden derneğimize başvuru yapılmış olması, Tüketiciler Birliği’nin

halen 23 merkezde örgütlü olmasının yanında, toplamda örgüt çalışmasının ulusal düzeyde

etkisini göstermektedir. En fazla başvurunun ise İstanbul’dan olduğu belirlenmiştir.

Tablo 10. Tüketici derneklerine başvuruların Niteliği

Başvurunun Niteliği Sayı Yüzde

Ayıplı Mal 1598 25,03

Kredi Kartı Faizi 1447 22,66

Ayıplı Hizmet 1410 22,08

Bilgi Talebi 664 10,40

Servis Hizmetleri 554 8,68

Kapıdan Satış 387 6,06

Mesafeli Satış 150 2,35

Reklam 46 0,72

Baz İstasyonları 29 0,45

Diğer 100 1,57

Toplam 6385 100,00

Araştırmamızda başvuruların niteliği incelendiğinde; %25,03’ünün ayıplı mal olduğu,

%22,66’sının kredi kartı faizi olduğu, %22,08’inin ayıplı hizmet olduğu, %10,40’ının bilgi

talebi olduğu saptanmıştır.

Tablo 11. Tüketici derneklerine başvuruların Sektörel Dağılımı

Şikâyet Konularının Sektörlere Göre Dağılımları

SEKTÖR/

İHLAL NİTELİĞİ

A.Hiz

met

A.M

al

Bilgi

&

Diger

Kredi

Kartı

Faizi

Servis

Hizmetl

eri

Kapıda

n Satış

Mesafeli

Satış

TV

Reklam Toplam

Banka 128 - 60 1447 - - - 1 1636

İletişim 808 - 31 - 68 - 2 2 911

Dayanıklı Tüketim - 458 43 - 60 91 10 2 664

Bilişim - 211 34 - 180 1 84 2 512

Cep Telefonu 352 13 - 128 - 14 - 507

Giyim - 318 18 - - 2 1 339

Otomotiv - 108 20 - 111 - - 1 240

Sağlık 20 6 10 - - 126 5 1 168

Basın Yayın

Medya 28 - 4 - - 95 - 15 142

Gıda - 53 54 - - - - 8 115

Kamusal Hizmet 71 - 33 - - - - 2 106

Eğitim 50 - 12 - - 3 2 1 68

Ulaşım 63 - 4 - - - - - 67

Sigorta 45 - 6 - - 1 - - 52

Taşımacılık 33 - - - - - - - 33

Turizm 32 - 1 - - - - - 33

Diğer 132 92 450 - 7 70 31 10 792

TOPLAM 1410 1598 793 1447 554 387 150 46 6385

Araştırmamızda göre başvuruların sektörel dağılımları incelendiğinde; en fazla başvuruların

bankalardan olduğu, iletişim, dayanıklı tüketim, bilişim ve cep telefonu takip etmektedir.

Tablo 12. Tüketici derneklerinde ayıplı Mal ile İlgili Başvuruların Sektörel Dağılımı

SEKTÖR SAYI YÜZDE

Dayanıklı Tüketim Malları 458 28,66

Cep Telefonu 352 22,03

Giyim 318 19,90

Bilişim 211 13,20

Otomotiv 108 6,76

Gıda 53 3,32

Ev Tekstil 23 1,44

Ev Gereçleri 18 1,13

Kişisel Bakım 14 0,88

Alışveriş 13 0,81

İnşaat 9 0,56

Sağlık 6 0,38

Akaryakıt 1 0,06

Diğer 14 0,88

TOPLAM 1598 100,00

Araştırmamızda ayıplı mal ile ilgili başvuruların sektörel dağılımı incelendiğinde;

%28,66’sının dayanıklı tüketim malları olduğu, %22,03’ünün cep telefonu olduğu,

%19,90’ının giyim olduğu, %13,20’sinin bilişim olduğu belirlenmiştir.

Tablo 13. Tüketici derneklerinde ayıplı Hizmet ile İlgili Başvuruların Sektörel Dağılımı

SEKTÖR SAYI YÜZDE

İletişim 808 57,30

Banka 128 9,08

Kamusal Hizmet 71 5,04

Ulaşım 63 4,47

Eğitim 50 3,55

Sigorta 45 3,19

Turizm 32 2,27

Basın Yayın Medya 28 1,99

Taşımacılık 33 2,34

Sağlık 20 1,42

Alışveriş 20 1,42

Kişisel Bakım 14 0,99

Devremülk 9 0,64

Diğer 89 6,31

TOPLAM 1410 100,00

Araştırmamıza göre ayıplı hizmet ile ilgili başvuruların sektörel dağılımı incelendiğinde;

%57,30’unun iletişim olduğu saptanmıştır.

Tablo 14. Tüketici derneklerinde Servis Hizmetlerinin Sektörel Bazda Dağılım

SEKTÖR SAYI YÜZDE

Bilişim 180 32,49

Cep Telefonu 128 23,10

Otomotiv 111 20,04

İletişim 68 12,27

Dayanıklı Tük. Mall. 60 10,83

Ev Gereçleri 2 0,36

Giyim 2 0,36

Diğer 3 0,54

TOPLAM 554 100,00

Araştırma sonucunda servis hizmetlerinin sektörsel bazda dağılım incelendiğinde; %32,49’u

bilişim, %23,10’unun cep telefonu, %20,04’Ünğn otomotiv, %12,27’si iletişim olduğu

belirlenmiştir.

Tablo 15. Tüketici derneklerinde Kapıdan Satış ile İlgili Başvuruların Firma Bazında

Dağılımı

FİRMA SAYI

Aypa Yayıncılık 55

Eğitimsel 3B AŞ. 23

F.R.T Medikal 23

Yıl-San Ticaret 22

Şensa Ticaret 17

Darende Teks.İnş 12

Uzmanlar Day.Tük.Mal. 11

Derman Medikal 10

Çağdaş Medical, Medikal Teks.İnş.San.Tic.Ltd.Şti 7

As Akdeniz, Çağmar Medical, Doğuş Medikal 6

Cofi,Yağmur Alışveriş Merkezleri 5

Ak Metro Alışveriş, Makro, Şifa Medikal, Güven Ticaret 4

Can Medical, Grup Bilge, İhlas, İlkem Dayanıklı Tük., Öz Metro, Rocytel Darende

Tekstil Turizm Tic. Ve Dış Tic. A.Ş, Yeşilbağ Ticaret 3

Akgül Medical, Çağ Medikal, Çelikler Day.Tük.Mal, Fantom, Filiz Basın Ve

Yayıncılık,Görsel Pazarlama, Nokta Alışveriş, Sauna Belt, Simbo, Yeni Bozkurt

Ticaret, Dünya Pazarlama, Mar İç ve Dış tic. Ünya Paz. İç<ve Dış Tic.

2

AFM Medikal, Akdeniz, Algül Medikal, Aras Tic., Atlas Dağıtım, Ras Ticaret, Aura,

Balkan Tic., Beyazıt Çarsı, Boğaziçi Medikal, Cıtızen, Detay Pazarlama, Dilpa

Pazarlama, Elifler Halı, Fark Medikal, Gonca Kuyum. Oto Aş, Gülen, Güloğlu

Kitapçılık, Gül-Pa Ticaret, Gülsan Medikal, Gürsel Çelik, Hakan Alışveriş Merkezi,

Hayat Medical, Hayat Sigorta, Helin Güzellik Salonu, İlke Yayınları, İstanbul Ajans,

Jumboks, Karaoğlu A.Ş., Kardeşler, Keleş Züccaciye, King, Koçak, Kumtel, Lever,

Libella, Marmara Alışveriş Merkezi, Medipol A.Ş., Mega Doğuş, Meridyen,Mert

Yayıncılık, Metropol Ev Ve Büro, Morpa Yayınları, Nisa Sağlık, Orse Dayanıklı

Tüketim Malları, Önder Koç Alışveriş Merkezi, Öz Cofi, Öz İsmar, Öz Nesa, Özgür

Medical, Sağlık Medical, Samanyolu Pazarlama, Seç Halı Ve Mobilya Mağazaları,

Sembol Alışveriş Merkezleri, Siemens,Sp Mold Plastik Kalıp İnş. Turz. San.Tic. Ltd.

Şti, Tekstil A.Ş., Textil Konf. Araş.Merk., Turka, Turka Medikal, Türkmen Halı,

TÜRK-SAN Ticaret, Üç-El Medical, Yapı Kredi Yayınları, Yaşam Medikal, Yeni

Metro, Yeşilbağ Ticaret, Yükselin Tic., Osmanlı İletişim, Öncü Özel Eğitim

Hizmetleri, Zirve Tic. Medikal.

1

Diğer 38

TOPLAM 385

Araştırma sonucunda kapıdan satış ile ilgili başvuruların firma bazında dağılımı

incelendiğinde; ilk sıradaki firma aypa yayıncılık, bunu takip edenler ise; eğitimsel 3B A.Ş.,

FRT medikal ve Yılsan ticaret olduğu belirlenmiştir.

Tablo 16. Tüketici derneklerinde Mesafeli Satış Sektörel Dağılım

SEKTÖR SAYI YÜZDE

Bilişim 84 56,00

Alışveriş 26 17,33

Cep Telefonu 14 9,33

Dayanıklı Tük.Mall 10 6,67

Sağlık 5 3,33

Eğitim 2 1,33

Ev Gereçleri 2 1,33

Giyim 2 1,33

İletişim 2 1,33

Devre mülk 1 0,67

Diğer 2 1,33

TOPLAM 150 100,00

Araştırma sonucunda mesafeli satış sektörel dağılım açısından incelendiğinde; %56’sının

bilişim, %17,33’ünün alışveriş, %9,33’ünün cep telefonu, %6,67’sinin dayanıklı tüketim

malları olduğu belirlenmiştir.

7. Tartışma

Çalışmamızda inceleme konusu tüketim malları ve hizmetler ile ilgili olarak reklam yapılması

ve tüketicinin korunmasıdır.

Aldatıcı reklam kavramına; ticari hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelen reklamlardan,

sahip oldukları önem neticesinde birçok hukuki düzenlemede yer verilmiş ve bu

düzenlemelerin çoğunda yer verilmiştir. Aldatıcı reklamlara karşı denetim, özdenetim,

mahkemelerin ve idari denetim organlarının iş yükü, hafifletmek suretiyle tasarruf

sağlanması, daha hızlı ve ucuz olması nedeniyle önemli bir yere sahip olduğu belirlenmiştir.

TTK m. 56 ve 57/3 ya göre aldatıcı reklamların aynı zamanda tüketiciyi aldatmaya yönelik

eylem içerdiği belirlenmiştir. TTK m.56’da ekonomik rekabet etmenin aldatıcı hareket ve

hüsnüniyet kaidelerine aykırı olarak kullanıldığı hallerin ise haksız rekabet teşkil ettiği

belirtilmektedir. Bir reklamın aldatıcı olması gerektirdiği haksız rekabet teşkil eder. Aldatıcı

hareketlerin iyi niyet kaidelerine aykırı bir davranış teşkil ettiği ve aldatıcı hareketlerle

ekonomik rekabet etme hakkının kötüye kullanılmasının haksız rekabet teşkil edeceği

belirtilmektedir. TTK m. 57/3 de ise şahsi durumu, iş mahsulleri, ticari faaliyeti, ticari işler

hakkında yanlış veya yanıltıcı olması, doğrudan doğruya aldatıcı reklamlarla ilgili olmamakla

beraber, yanlış ve yanıltıcı malumat vermek aldatıcı reklamları da kapsadığı saptanmıştır.

Çalışmamız sonucunda aldatıcı reklamların haksız rekabet açısından değerlendirilmesi

tüketici üzerinde oluşturduğu etkinin belirlenmesidir.

Sonuç

Tüketicilerin korunması kapsamında tüketici derneklerinin çalışmalarının incelenmesi

sonucunda;

􀀹 Yıllık başvuru sayısının %83,31’inin genel merkezden olduğu,

􀀹 Başvuru sayısının 2001-2003 yılları arasında başvuru sayısında artış gözlenirken

2003-2004 yılları arasında azalma görülmüştür. 2004 sonrasında ise yıllar arasında

%100 üzerinde artış olduğu,

􀀹 Başvuru aylarının mart ayında (%17,27) en yüksek seviyede olduğu,

􀀹 Başvuru kaynaklarının daha çok internet aracılığı ile gerçekleştiği,

􀀹 Başvuru yönteminin %54,25’lik pay ile e-posta yolu ile olduğu,

􀀹 Başvuruların en fazla İstanbul’dan olduğu,

􀀹 Başvuru niteliği olarak %25,03’ünün ayıplı mal üzerine başvuru yaptığı,

􀀹 Başvuruların sektörel dağılımları incelendiğinde; en fazla başvuruların bankalardan

olduğu,

􀀹 Ayıplı mal ile ilgili başvuruların %28,66’sının dayanıklı tüketim malları olarak

sektörel dağılım içinde en yüksek olduğu,

􀀹 Ayıplı hizmet ile ilgili başvuruların %57,30’unun iletişim olarak sektörel dağılımı

dağılım içinde en yüksek olduğu,

􀀹 Servis hizmetlerinin %32,49’u sektörel bazda dağılım açısından en yüksek olduğu,

􀀹 Kapıdan satış ile başvuruların firma bazında en yüksek olanın aypa yayıncılık olduğu

saptanmıştır.

Kaynaklar

05/08/2010 Tarihli Star Gazetesi Köşe Yazısı, www.stargazete.com Erişim: 05/08/2010

3984 Kanun, Kabul Tarih: 13/04/1994 Sayı: 21911 Resmi Gazete Yayın Tarihi: 20/04/1994

Cilt: 5, Sayfa: 33

ALTUĞ, D. (1993); “Yönetimde Halkla İlişkiler”, Ankara. s.10

ARGÜDEN, Y. (2003); “İtibar Yönetimi ve İhbar”; Arge Danışmanlık Yayınları, No: 4, 1

Ekim, İstanbul.

ARIKAN, S. (2004), “Ticari İşletme Hukuku”, Vedat Yayınevi, 7. Baskı Ankara.

BİR, A. Atıf & FERMANİ, M. (1988); “Reklamın Gücü Dünyada ve Türkiye’deki

Reklamcılık”, Bilgi Yayınevi, İstanbul. s.22

ESNA, A. (1997); “Entelektüel Bakış – Başarılı PR’cının Bedeli Ülser”, Milliyet Yayınları,

İstanbul. ss.8-9

GÖLE, C. (1983); “Aldatıcı Reklamlara Karşı Tüketicinin Korunması”, Türkiye İş Bankası

Vakfı Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara. s.3

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu, 28 – 29

Mayıs 2009 Ankara.

HAKAN, A. (1996); “Halkla İlişkiler”, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir. s.37

İNAL, E. (2000); “Reklam Hukuku ve Aldatıcı Reklamlar”, İstanbul. s. 102

KOTLER, P. (2000); “Kotler ve Pazarlama”, 1. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,

İstanbul. s. 25

KARADOĞAN, A. (2008); “2008 Sinemada Son Adam”, Ankara DKİV Yayınları, Ankara. s.

26

MOROĞLU, E. (1994); “Karşılaştırmalı Reklam ve Yargıtay Kararları – Ticaret Hukuku ve

Yargıtay Kararları Sempozyumu”, C.XI, Ankara. ss.3-32

ODABAŞI, Y. & OYMAN, M. (2002); “Pazarlama ve İletişim Yönetimi”, MediaCat

Yayınları, İstanbul. s. 61

OLCAY, S. (2010); “Reklamların Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri”, Tüketicileri

Koruma Derneği, Denetçiler Sitesi, www.delinetciler.net erişim:05/08/2010

ÖNGÖREN, G. (2003); “Gazeteler ve Tüketici Hakları”, Hukukçular Sitesi, İstanbul. s. 1

SHAW, P. (1991); “Stratejiye Dayalı Tanıtımlar”, Halkla İlişkiler ve Dış Tanıtım Seminerleri,

DPT, Marmaris, 19-20 Mayıs, Antalya. s.11

SABUNCUOĞLU, Z. (2008); “Örgütsel Psikoloji”, Alfa Kitabevi, Bursa. s.4

SABUNCUOĞLU, Z. (2008), “Halkla İlişkiler”, Alfa Aktüel Yayınevi, Bursa. ss.49 -121

TEKİNAY, N.A. (2003); “Fark Edilmeyen Reklamlar ve Kazançlar”, Capital Dergisi,

İstanbul. ss.1-4

TAK, B. (1996); “Toplam Kalite Yönetiminde Halkla İlişkilerin Rolü – Önce Kalite”, Kalder

Yayınları, Yıl 5, Sayı: 18, İstanbul. s.18

T.C. Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2009 Avrupa İlerleme Raporu, Ankara.

TUDER, (2009); “Konut Satışında Tüketicinin Kandırılması”, www.tuder.net

Erişim:01/08/2010

VAN, M. (2010), “Aldatıcı Reklam ve Yaptırımları”, Hukuk Sitesi Hukuk Yayınları, İstanbul.

s.1

YAĞCI, M.İ, & İLARSLAN, N. (2010); “Reklamların ve Cinsiyet Kimliği Rolünün

Tüketicilerin Satın Alma Davranışları Üzerindeki Etkisi”, Doğuş Üniversitesi Sosyal

Bilimler Dergisi, 11 (1) ss.138-155

YAZICI, V. (2004); “Reklam ve Sektör Profili”, İTO, İstanbul Ticaret Odası Yayınları,

İstanbul.

YASAMAM, M. (2004); “Marka Hukuku 556 Sayılı KHK. Şerhi”, C.I, İstanbul. pp.26-41

 
Bugün Tekil: 64 Bugün Çoğul: 180 Dün Tekil: 1355 Toplam Tekil: 1582435 Toplam Çoğul: 3928294
        Dataişlem