,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
BORÇLU TEMERRÜDÜNÜN OLUŞUMUNDA “MUACCELİYET” KOŞULU VE GERÇEKLEŞME ESASLARI / 18-03-2013
 BORÇLU TEMERRÜDÜNÜN OLUŞUMUNDA “MUACCELİYET” KOŞULU VE GERÇEKLEŞME ESASLARI

GİRİŞ

Borçlar Kanunumuzda, borç1 ve borç ilişkisi kavramları tanımlanmış değildir.

Borç ilişkisi, iki taraf arasındaki hukuki bağdır ve bu bağ gereğince, taraflardan biri

olan borçlu (pasif süje), bir şey vermek veya yapmak veya yapmamak, yani bir edimi

yerine getirmek borcu altına girer, diğer taraf olan alacaklı (aktif süje) ise, borçlunun

borcunu ifa etmesini istemek hakkına sahip olur. Görüldüğü üzere bir borç

ilişkisinde, üç unsur söz konusu olmaktadır: 1. Bir edimi yerine getirmekle yükümlü

olan borçlu, 2. Borçlunun borcunun konusu olan edim, 3. Borcun ifasını, edimin

yerine getirilmesini istemek hakkına sahip olan alacaklı.2

Temerrüt, borca aykırı bir davranış olup, hem borçlu hem de alacaklı bakımından

söz konusu olabilir. Borçlu temerrüdünde, muaccel olan bir borcun, ihtarın yapılmış

veya belirli vadenin dolmuş olmasına rağmen borçlu tarafından ifa edilmemesi söz

konusudur. Borçlunun belirli vadede veya ihtara rağmen edimi ifa etmemesi ise borç

ilişkisinden doğan yükümlülük ve ödevlere aykırılık teşkil eder. Zira borçlunun

yükümlülüklerinden biri de borçlanmış olduğu edimi vaktinde (borcun ifa

zamanında) yerine getirmektir. Borcun vaktinde yerine getirilmesi, ifanın

unsurlarından birini oluşturur. Temerrüd de borçlu, vaktinde ifa yükümlülüğüne ve

dolayısıyla ifa zamanı unsurlarına aykırı hareket etmek suretiyle borcu ihlal

etmektedir3 ve bu durumda temerrüdün hüküm ve sonuçlarına katlanmak zorunda

kalır.

Borçlunun temerrüdü, borç muaccel olmadan gerçekleşemez. Muacceliyetin

oluşabilmesi için de öncelikle ortada geçerli bir borç4 bulunmalıdır. Belirli veya

belirlenebilir miktarda para ödeme yükümlülüğü öngören hukuki işlemin yokluğu

söz konusuysa veya muamele irade beyanında bulunanın ehliyetsizliği, konunun

emredici hukuk kurallarına, ahlak ve adaba aykırılık teşkil etmesi veya imkânsız

olması, gerekli şekle uyulmaması ya da muvazaa sebebiyle kesin hükümsüz

durumdaysa herhangi bir borç doğmayacağı cihetle, ifası talep olunacak bir edim de

mevcut değildir; o halde muacceliyet ve sonuçta temerrüt söz konusu olmaz.5

1 Konuya ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. EREN, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 9. Bası,

2006, s. 23. “Alacaklının borçludan istemeğe yetkili olduğu, borçlunun da yerine getirmek zorunda bulunduğu

bir tek edimi, yani bir tek alacak veya borcu içeren hukuki ilişkiye, “borç” veya “dar anlamda borç ilişkisi”

denir. Bu tariften de anlaşılacağı üzere, borç, geniş anlamdaki borç ilişkisinden doğan bir tek alacak hakkını ve

dolayısıyla bir tek edim yükümünü içerir.”

2 İNAN, Ali Naim: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 1979, s. 18; REİSOĞLU, Safa: Borçlar Hukuku

Genel Hükümler, İstanbul, 2002.

3 EREN: s. 1054.

4 Kumar, bahis ve evlenme tellallığı nedeniyle oluşan hukuki ilişkilerde, gerçek anlamda borç oluşmamış olup

muacceliyet de gerçekleşmemelidir.

5 Bu hususta bkz. BARLAS, Nami: Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Bu Temerrüt Açısından

Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul, 1992, s. 23.

Yalnız, borcun muaccel olması ve borçlunun temerrüdü hali birbirinden farklı

kavramlardır. Borcun muacceliyeti hususunda zaman/vade kavramları önem arz

etmektedir ve temerrüde düşülmesi bakımından ki; vade tayin edilmişse bunun

dolması gerektiği malumdur. Çünkü borç henüz muaccel olmamışsa borçlu

temerrüde düşmez. Temerrüdün ortaya çıkabilmesi için muaccel olan borcun

borçlusunun, borcunu ifa etmemesi gerekir.

Borç ilişkisinde amaç, borçlanılan edimin gereği gibi yerine getirilerek

alacaklının tatmin edilmesidir ve buna ifa denir. Alacaklının alacağına kavuşması

suretiyle, maddi veya manevi bir yarar elde edebilmesi için borçlunun borcunu

gereği gibi yani ifanın tarafları, konusu, yeri ve zamanı bakımından borç ilişkisine

uygun olarak ifa etmesi gerekir. Borç ilişkisinde temel kural, borçlunun borcunu

zamanında, gereği gibi tam ve eksiksiz ifa etmesi, bir ifa imkânsızlığına kusurlu

davranışları ile sebebiyet vermemesidir.6 Temerrüde düşen borçlu, borca aykırı

olarak ifade gecikmiş, edimi yerine getirememiştir. Bu durumda edimin ifası

mümkündür. Dolayısıyla borçlu, geç de olsa borcunu ifa edebilir. Fakat gecikme

dolayısıyla alacaklıya karşı sorumlu olur ve temerrüdün diğer sonuçları ortaya çıkar.

Çalışmamız konusu, “Borçlu Temerrüdünün Oluşumunda “Muacceliyet”

Koşulu ve Gerçekleşme Esasları” başlığı altında, esasen Borçlar Kanunu’nun 101.

maddesine ilişkindir. Muacceliyet hususu, kanun hükümleri çerçevesinde, konuya

ilişkin bolca yer verilen Yargıtay kararları ile öğreti görüşleri ve tabi ki uygulamaya

ilişkin sorunlarda dikkate alınarak incelecektir. Öncelikle, borçlunun temerrüdü,

borçlu temerrüdünün gerçekleşme şartlarından biri olan borcun muaccel olması ve

muacceliyet kavramları açıklandıktan sonra, çeşitli başlıklar altında muacceliyetin

gerçekleşme esaslarından bahsedilerek sonuç kısmı ile değerlendirme yapılarak konu

sunulmuştur.

6 FEYZİOĞLU, Feyzi Necmettin: Borçlar Hukuku, Umumi Hükümler, İstanbul, 1969, C-II, s. 160.

BORÇLU TEMERRÜDÜNÜN OLUŞUMUNDA

“MUACCELİYET” KOŞULU VE GERÇEKLEŞME

ESASLARI

A. Borçlunun Temerrüdü

Genel Bilgi ve Kavram

Borçlunun temerrüdü, Borçlar Kanunumuzun 101 ve 108. maddeleri arasında

ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Çalışma konumuzu oluşturan “Muacceliyet Koşulu”,

“Borçlunun Temerrüdü – I. Şartları” kenar başlığı altında aynı kanunun 101.

maddesin de düzenlenmiş olup aynen aşağıdaki gibidir:

“Madde 101 - Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla, mütemerrit7 olur.

Borcun ifa edileceği gün müttefikan tayin edilmiş veya muhafaza edilen bir hakka

istinaden iki taraftan birisi bunu usulen bir ihbarda bulunmak suretiyle tesbit etmiş

ise, mücerret bugünün hitamı ile borçlu mütemerrit olur.”

Borçlunun temerrüdü borca aykırılığın özel bir halini teşkil eder. Alacaklının

temerrüdünden farklı olarak burada borcun ifa edilmemesi değil, ifanın gecikmiş

olması söz konusudur.8 Bu itibarla, borçlunun temerrüdü şu şekilde izah edilebilir:

“Borçlunun temerrüdü, ifası mümkün olan muaccel bir borcun, borçlu

tarafından gereken zamanda yerine getirilemeyerek, geç ifa edilmesidir.”

Yukarıda Kanun hükmünden ve tanımdan da açıkça anlaşılacağı üzere,

temerrüdün oluşumu ve borçlunun mütemerrit sayılabilmesi için, borcun muaccel

hale gelmesi ve - kural olarak - alacaklının ihtarı şarttır.9

B. Borçlunun Temerrüdünün Oluşum Şartları

Kanunda bahsedilmemekle beraber, doktrin tarafından borçlu temerrüdünün

oluşumu için diğer bir takım şartların da var olması aranmaktadır. Bunları, yukarıda

değinildiği gibi öncelikle borcun muaccel olması ve alacaklının borçluya ihtarda

7 “Temerrüde düşen (kimse); direnen; direngen; mukavemet gösteren”, www.tdk.gov.tr.

8 FEYZİOĞU: s. 192; İNAN: s. 496.

9 BARLAS: s. 16; OĞUZMAN Kemal/ÖZ Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2010, s. 296;

TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1985, s. 1220;

İNAN: s. 497.

bulunması şartlarından başka borcun ifasının mümkün olması10, borçlunun ifada

bulunmaması11, alacaklının ifayı kabule hazır olması12, borçlu temerrüdünde

kusurun rolü (kusur şartının aranmaması)13 olarak sıralayabiliriz.

B.1. Borcun Muaccel Olması (Muacceliyet Koşulu)

Borçlunun temerrüdünden söz edebilmek için, öncelikle borcun muaccel hale

gelmiş olması gerekir.14 Borcun muaccel olmasından amaç, ödeme zamanının,

vadesinin gelmesidir. Öyle ki borçlu ifayı geciktirmek için artık herhangi bir sebebe

dayanmayacak, alacaklı da borcun derhal ifasını istemek imkânına kavuşmuş

bulunacaktır.15

İfa (ödeme) günü gelmiş olan borç, “muaccel” olmuş (acelesi olan) borç

demektir.16 İşte alacağın gerçekten talep hakkı, borcun muaccel olduğu anda doğar.

B.1.1. Muacceliyet Kavramı

Muacceliyet,17 temerrüdün zamanla ilgili şartı ve borç veya alacağın bir

niteliğidir. Borç muaccel olmadan borçlu zamana ilişkin sebeplerle mütemerrit

olamaz.18 Muacceliyet bu anlamda, borçlu temerrüdünün ön koşuludur.19

Muacceliyet kavramının kanunda tanımı yapılmamış olup, ifa zamanı alacaklının

borç münasebetinden doğan borcu talep ve dava edebileceği zamanı ifade eder ki,

buna “Muacceliyet”20 anı adı verilir. Kural olarak borç muaccel olduğu anda ifa

10 OĞUZMAN/ÖZ: s. 301; EREN: s. 1048; BARLAS: s. 16; TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP:

s. 122; FEYZİOĞLU: s. 201; REİSOĞLU: s. 305;

11 TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1223.

12 BARLAS: s. 17; OĞUZMAN/ÖZ: s. 303; EREN: s. 1053; FEYZİOĞLU: s. 202.

13 TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1231; BARLAS: s. 17; OĞUZMAN/ÖZ: s. 303;

KILIÇOĞLU: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2006, s. 500; REİSOĞLU: s. 305; FEYZİOĞLU: s.

202; EREN: s. 1054; KOCAYUSUFPAŞAOĞLU/HATEMİ/SEROZAN/ARPACI: Borçlar Hukuku Genel

Hükümler, İfa, İfa Engelleri, Haksız Zenginleşme, İstanbul, 2006, s. 216; BOZER, Ali: Borçlar Hukuku Genel

Hükümler, Ankara, 2002, s. 194.

14 Konuya ilişkin örnek bir karar olarak bkz. Y.15.HD., 20.05.1976, E. 1976/150, K. 1976/2228: “… Genel

şartname hükmüne göre hak ediş bedeli ancak 22.10.1969 tarihinde muaccel olacaktır. Bu durumda, alacak

muaccel olmadan davacı müteahhit ihtarname keşide etmiş olmaktadır. Oysa BK. nun 101/1. maddesi gereğince,

ancak muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla mütemerrit olur. O halde davacı tarafından keşide edilen

29.09.1969 tarihli ihtarnamenin Belediyeyi temerrüde düşüren bir niteliği ve hukuki bir değeri yoktur…”,

TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1221, dn. 3a; UYGUR, Turgut: Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar

Kanunu Genel Hükümler, C:2, Ankara, 1990, s. 274.

15 FEYZİOĞLU: s. 193; “Örneğin, A ile K arasındaki kira sözleşmesinde, kira bedelinin aylık peşin olarak

ödenmesi öngörülmüşse, aybaşı gelmeden, yani kira bedeli muaccel olmadan kiracının kira borcunda

temerrüdünden söz edilemez.”

16 KOCAYUSUFPAŞAOĞLU/HATEMİ/SEROZAN/ARPACI: s. 56.

17 “Borcun ivedi olması, borcun vadesinin gelmiş olması, karş. Müecceliyet”; YILMAZ, Ejder: Hukuk

Sözlüğü, Ankara, 2005, s. 837.

18 EREN: s. 1049.

19 KOCAYUSUFPAŞAOĞLU/HATEMİ/SEROZAN/ARPACI: s. 56.

20 Doktrinde “muaccel” yerine “ivedili”, “istenebilir” kavramları da kullanılmaktadır;

TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1220; EREN: s. 1048; OĞUZMAN/ÖZ: s. 247;

REİSOĞLU: s. 266;KOCAYUSUFPAŞAOĞLU/HATEMİ/SEROZAN/ARPACI: s. 54; KILIÇOĞLU: s.

393; İNAN: s. 497; Y.13.HD., 08.03.2010, E. 2009/9785, K. 2010/2745: “…Muacceliyet, alacaklının

borçludan, borçlanılan edimi talep ve dava edebilme yetkisidir…” www.kazanci.com.tr.

edilebilir.21 Bu itibarla muacceliyet, artık alacaklının ödemeyi talep hakkını

kullanabileceği, borçlunun ise ödemede bulunmaktan kaçınamayacağı zaman

noktasına ulaşılması, başka deyişle, ödeme zamanının gelmiş olmasıdır.22 Yani

muacceliyet alacaklının hukuken borcunu talep edebileceği zamandır.23

Muacceliyet temerrüdün “doğal” ve “mantıki” bir şartı durumundadır.

Gerçekten somut olayda temerrüdün diğer bütün şartları gerçekleşmiş olsa bile

ödeme için hukuki bir sebebe binaen önünde daha zamanı bulunan borçluyu borcunu

ifada gecikmişçesine mütemerrit saymak herhalde düşünülemezdi. Muacceliyet

kavramının çerçevesi çizilirken dikkat edilmesi gereken husus, alacaklının alacağını

elde etmesi yolunda bir engelin kalmamasında, diğer yönden borçlunun ödeme

yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda olmasında meseleye hep “ZAMAN” unsuru

bakımından yaklaşıldığıdır. Alacaklı borçluyu ödemeye zorlayabilmek için artık bir

süre daha beklemek mecburiyetinde kalmayacak, borçlu da ödemeyi temerrüde

düşmeksizin bir süre daha geciktiremeyecektir.24

Borcun muacceliyeti zaman unsuru ile ilgili olup taşıdığı anlam ve yerine

getirdiği fonksiyon itibariyle “İfa Zamanı” kavramını ilgilendirir. İfa zamanı

deyiminin iki anlamı vardır: Alacağın, bir taraftan ne zaman muaccel olduğunu, diğer

taraftan da ne zaman ifa kabiliyetine sahip olacağını ya da borcun ifa edilebilirliğini

ifade eder.25 Muacceliyet, alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme

uyarak, edimi yerine getirmekle yükümlü olduğu andan itibaren gerçekleşir. İfa

kabiliyeti ise, borçlunun edimi yerine getirmek yetkisine sahip olduğu anda

gerçekleşmiş olur.26

B.1.2. Muacceliyetin Gerçekleşme Esasları

Zaman kavramı, “borcun ne zaman ifa edilmesi” icap ettiği bakımından önem

arz etmektedir. Nitekim muacceliyettin oluşumu, amacı düşünüldüğünde, vade ifa

zamanının tespiti ve gerçekleşmesi için önemlidir. Bu bağlamda borçlu taraf borcunu

derhal ve hemen ifa etmek zorunda değilse, vadeden söz edilir. Vade, ifa fiilinin

21 İNAN: s. 468.

22 BARLAS: s. 21.

23 Y.6.HD., 01.03.1988, E. 1988/15143, K. 1988/3090: “…Açılacak bir dava ile dava tarihinde muaccel olan,

Borçlar kanunu anlamında hemen ifa ve derhal icrası talep olunabilen bir alacak dava edilebilir. Dava açıldığı

tarihte muaccel olmayan alacağın tahsiline karar verilemez…” www.kazanci.com.tr.

24 BARLAS: s. 21; YİBK, 24.11.1995, E. 1994/2, K. 1995/2.

25 YİBK, 12.11.1979, E. 1979/1, K. 1979/3: “…Kira tespitine ilişkin mahkeme kararı ile tespit edilen kira farkı

alacağının ifa zamanının gelmiş sayılabilmesi için, yalnızca alacaklının borçludan "eda" da bulunmasını

isteyebileceği zamanın gelmiş olması yeterli değildir. Bunun için, aynı zamanda söz konusu kararın kesinleşmesi

de gereklidir. "ifa zamanı" nın gelmiş sayılıp sayılmayacağındadır… "ifa zamanı", alacaklının, borçludan "eda"

bulunmasını isteyebileceği zamandır ki, hulul etmedikçe alacaklının borçlu aleyhine dava açmaya hakkı yoktur.

Buna, alacağın muacceliyet kesp etmesi denilmektedir. Böylece, alacağın muaccel olması için öncelikle

alacaklının edayı talep ve bu sebeple borçluyu dava edebileceği zamanın gelmiş olması gerekir. Ancak, bu şart,

bazı hallerde borçlunun temerrüde düşmesine yetmemektedir. Çünkü borçlu, edayı yerine getirmeye mecbur

olmadığı müddetçe edada bulunmadığından dolayı, kendisi sorumlu tutulamaz… Kiracının temerrüde düşmüş

olması için, alacağın muaccel olmasından başka, "dava edilebilir olması" gerekir veya diğer bir deyimle borçlu,

edayı yerine getirmeye mecbur olmalıdır… "kira farkı" nın mahkemede dava edilebilir veya icrada takip

edilebilir hale gelmesi için, miktarının kesin olarak belli olması gerekir. Bu belirlilik ise ancak tespite ilişkin

kararın kesinleşmesi ile oluşabilir. Ve kiracının edayı yerine getirme borcu da ancak o zaman gelmiş

sayılabilir…” www.kazanci.com.tr.

26 TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1063; BARLAS: s. 22; İNAN: s. 468.

gerçekleştirileceği zaman dilimini ifade etmekte olup bu zaman diliminin bitiminde

vade27 sona erer.

BK. m. 74 çerçevesinde ifa zamanı bakımından kural, borcun herhangi bir

vadeye bağlı bulunmaması ve doğumu anından itibaren muaccel olmasıdır. Bu

esastan hareketle, muacceliyetin varlığının taraflarca tartışma konusu yapıldığı

hallerde ispat yükünün muacceliyetin gerçekleşmediğini ileri süren borçluya düştüğü

isabetli olarak kabul edilmektedir. Oğuzman’a göre, her türlü borcun muaccel olup

olmadığı alacaklı ve borçlu arasında tartışma konusu olabileceğinden bahisle;

muacceliyet alacağı talep hakkının bir kanuni şart olduğundan, alacaklı borcun

muaccel olduğunu ispatlamalıdır görüşünün aksine kendisinden ifa istenen borçlu,

borcun muaccel olmadığını ispat etmelidir. Zira kanunda borcun doğar doğmaz

ifasının istenebilmesinin asıl olduğu düzenlenmiştir.28

Daha önce de belirtildiği üzere, borcun muaccel olmasından amaç, ödeme

zamanının, vadesinin gelmesidir. Aşağıda muacceliyetin gerçekleşme esasları

hususunda çeşitli ayrımlar bakımından yapmış olduğumuz incelemeler yer

almaktadır.

B.1.2.1. Vadesiz Borçlar Bakımından (Muaccel Borçlar, Müddetsiz

Borçlar)

Borçlar Kanunumuzun 74. maddesine göre; Ecel meşrut olmadığı veya işin

mahiyetinden anlaşılmadığı takdir de borcun hemen ifa ve derhal icrası talep

olunabilir.” Bu durumda, kural olarak süreye bağlanmamış borçlar, doğdukları anda

muaccel olurlar.29 Böylece vadenin söz konusu olmadığı borçlarda, alacaklı borcun

ifasını isteyebilir ve gerektiğinde dava açmak suretiyle borçluyu ifaya zorlayabilir.

Çünkü bunlar, muaccel borçlardandır.

Yukarıda da değinildiği üzere, kural olarak borçların ifası borç ilişkisi oluşur

oluşmaz istenebilir. Başka bir deyişle, vadesiz borç doğduğunda muaccel olur. Kural

“anında muacceliyet” tir. Satın aldığım malın teslimini hemen isteyebilirim. Ola ki

ifa için açıkça, örtülü olarak veya işin niteliği gereği bir “vade” öngörülmüş sayılsın.

Veresiye (kredili) alışverişte olduğu gibi. O zaman alacağı talep için vade

27 “Vade olarak belirli bir “saat” veya “gün” veya belirli bir “süre” öngörülmüş olabilir. “Kasımın başında

öderim” sözü vadenin birinci anlamına, “Kasım ayı içinde öderim” sözü de vadenin ikinci anlamına örnek

oluşturur. İkinci örnekte vade sürenin sonunda dolacaktır.

28 Bu yönde ayrıntılı incelemeler için bkz. OĞUZMAN/ÖZ: s. 249, dn. 204.

29 “BK. m. 74’ün “anında muacceliyet” kuralı: İfa zamanı belirlenmemişse, borcun ifası “derhal” yani

sözleşmenin oluştuğu ya da kişiye zarar verici veya kişiyi zenginleştirici olgunun gerçekleştiği anda istenebilir.”

KOCAYUSUFPAŞAOĞLU/HATEMİ/SEROZAN/ARPACI: s. 54; Y.19.HD., 02.04.2009, E. 2009/2116, K.

2009/2660: “…İİK. nun 257´nci maddesinin l´nci fıkrası uyarınca “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir

para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve

alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir” Bu hükme göre, rehinle temin edilmemiş bir para

alacağının muaccel hale gelmesi durumunda alacaklı ihtiyati haciz talebinde bulunabilecektir. Diğer bir ifadeyle

ihtiyati haciz talep edilebilmesi için borçlunun temerrüde düşmesi şeklinde bir koşul kanunda öngörülmemiştir…

Öte yandan muacceliyet, öz olarak alacaklının alacağını talep etme yetkisini ifade etmekte olup, kural olarak her

borç doğduğu anda muacceldir ( BK,m.74 vd. )…”, Y.9.HD., 19.02.2007, E. 2007/2848, K. 2007/4043:

“…Dava konusu alacakların faiz başlangıcı yönünden davalının ne zaman temerrüde düştüğü yasa ve Toplu İş

Sözleşmesi hükümlerine göre saptanmadan yazılı şekilde faiz yürütülmesi hatalıdır. Davalının temerrüde

düştüğünün kabulü için, toplu iş sözleşmesinden doğan borçların muaccel hale gelmiş olması, başka deyişle ifa

zamanının gelmiş olması gerekir…” www.kazanci.com.tr.

beklenecektir.30 Örneğin, (A), (B)’den bir plazma satın aldığında, bunun bedelini

hemen ödemek zorundadır. (A) lehine bir vade tanınmamışsa, ödemediği malın

bedeline ilişkin borcu nedeniyle temerrüde düşecek ve temerrüdün sonuçlarına

katlanacaktır.

Muacceliyetin taraflar arasında yapılan sözleşmeye, işin özelliklerine ya da iyi

niyet kurallarına göre, gelecekte gerçekleşeceği anlaşılamıyorsa, kanunda da bir vade

öngörülmüş değilse, alacak derhal, yani doğumunu takiben hemen muaccel olur ve

ifa kabiliyeti kazanır.31 Fakat yukarda maddede yer alan “hemen”, “derhal”

kelimelerinin dürüstlük kaidelerine (objektif hüsniyete) göre yorumlanması ve

borçluya ifa için muhtaç olduğu zamanın bu esas çerçevesinde tanınması gerektiğine

doktrinde32 işaret edilmektedir. Böylece, örnek olarak, terziye elbise diktiren veya

müteahhide inşaat yaptıran kişiler; sözleşmede vade belirlenmemiş olsa da; bu tür bir

elbisenin veya inşaatın bitirilmesi için normal olarak geçmesi gereken süreden önce

ifa isteyemeyeceklerdir.33

Ancak para borçları bakımından bu yorumun fazla bir önemi yoktur. Zira

normalde para borçları derhal ifa olunabilirler. Bir malın yapımında, başka yollardan

sağlanarak alacaklıya verilmesinde, bir makinenin monte edilerek tesliminde veya bir

eserin ortaya çıkarılmasında edimin özelliğinden ötürü borçlunun ifa için zamana

ihtiyacı vardır. Oysa ödeme olgusu, niteliği itibariyle zaman alıcı değildir. İstisnaen

oldukça büyük miktarda para ödemelerinde veya borcun piyasadan kolayca

bulunamayan yabancı bir para ile ödeneceği durumlarda borçluya kısa bir zaman

toleransı gösterilmesi gerekli olabilir.34

B.1.2.2. Vadeli Borçlar Bakımından (Müeccel Borçlar, Vadeye Bağlı

Borçlar)

Vadeye bağlı borçlarda muacceliyet kural olarak vadenin gelmesiyle gerçekleşir.

Vade (ecel), borçlunun gelecekte, ifayı gerçekleştirmekle yükümlü olduğu tarih veya

zamandır. Bir vadeye bağlanmış borçlara müeccel borçlar denilmektedir.

Yukarıda vadeyi tanımladıktan sonra, kısaca vadenin çeşitlerinden bahsetmek

gerekmektedir. Doktrinde, vade birden fazla tanım yapılarak ayrıma tabi tutulmuştur.

30 Geniş bilgi için bkz.: KOCAYUSUFPAŞAOĞLU/HATEMİ/SEROZAN/ARPACI: s. 57.

31 TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1064; YHGK., 20.12.2006, E. 2006/21-806, K. 2006/814:

“…Muacceliyet, bir borç ilişkisinde, alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak, edimi

ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle, söz konusu anda borç, ifa kabiliyeti kazanır ve

alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak

edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. Borcun ifası için öngörülen vade

kanundan, işin özelliklerinden ya da dürüstlük kuralından çıkarılamıyorsa, bu durumda, BK m. 74 hükmü

gereğince, borcun "hemen ifa ve derhal İcrası talep edilebilir" hükmü uygulama bulacaktır…”; örnek karar

olarak bkz. YHGK., 05.03.2003, E. 2003/9-78, K. 2003/128; Y.6.HD., 24.11.1980, E. 1980/6222, K.

1980/10375.; YHGK., 03.06.1998, E. 1998/11-299, K. 1998/380; www.kazanci.com.tr.

32 FEYZİOĞLU: s. 93; TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1064: “Doktrinde genel olarak

belirtildiği gibi, buradaki “derhal” sözcüğü, “alacağın doğduğu anda” anlamına gelecek kadar dar

yorumlanmamalıdır; maksat, ifanın, alacağın doğumunu takiben, iş hayatının gereklerine uygun olarak ve

objektif bakımdan makul görülmeyen bir gecikmeye meydan vermeden, yapılması lüzumunu ifade etmekten

ibarettir.”; BARLAS: s. 27; EREN: s. 907.

33 OĞUZMAN/ÖZ: s. 250; İNAN: s. 469;

34 Geniş bilgi için bkz.: BARLAS: s. 28.

Ancak çalışmamızda belirli vade, kesin vade, belirsiz (gayrimuayyen) vade olmak

üzere çeşitli ayrımlar yaparak, örneklerle birlikte incelemede bulunulacaktır. Buna

göre;

Belirli vade de borçlunun borcunu ifa edeceği tarih açıkça belli edilmiş durumda

olmaktadır. Örneğin, 04.07.2009 tarihinde olduğu gibi. Bu durumda, belirtilen günün

gelmesi borcu muaccel kılmaya yeter. Bu zaman geçtikten sonra da ifa mümkündür;

fakat taraflar ifanın mutlaka kararlaştırılan zamanda yapılmasında anlaşmışlardır.35

Belirli vadeli borçlarda temerrüt sebebiyle alacaklının BK. m. 106’ya göre akitten

dönebilmesi için, borçluya münasip bir mehil vermesi gerekir.

Kesin vade de ise, vade kesin olarak belirlenmiş ve bu tarihte ifa gerçekleşmediği

takdirde alacaklının ihtarına gerek olmaksızın akitten dönebileceği kararlaştırılmışsa

ya da işin niteliği buna izin veriyorsa kesin vadeden söz edilir. Alacaklı için bu vade

oldukça önem taşımaktadır.36 Bu nedenle, borçlunun kararlaştırılan bu vade de

edimini mutlaka ifa etmesi gerektiği istenmektedir.37

Kesin vadenin tayininde taraf iradeleri önemlidir. Keza sözleşmede kullanılan

ifadelerden vadenin türü çıkartılabilir. Örneğin sipariş edilen gelinlik en geç düğün

gününde teslim edilecekse veya doğum günü için yaptırılan pasta o gün için teslim

edilecekse kesin vade vardır. Yine inşaat en geç 20 Aralık tarihinde bitirilmiş

olacaktır, mobilyalar mutlaka 5 Ekim tarihinde teslim edilmiş olacaktır, gibi

kararlaştırılan vadelerin kesin vade olduğunu söyleyebiliriz.

Kesin vadeli akitlerde, ifa kararlaştırılan tarihte veya zaman içinde vuku

bulmazsa, artık ne ihtara, ne de süre tayinine lüzum kalır. Diğer söyleyişle alacaklı

ihtar (BK. m. 101) veya süre (BK. m. 106/1) tayin etmeğe mecbur kalmadan, geciken

ifayı reddedebilir. Borçlu temerrüdünün kendisine tanıdığı yetkileri kullanabilme

imkânına sahip olur (BK. m. 107).38

Kesin vadeli işlemler, iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde temerrüt halinde sö

konusu olur. Kesin vadeli işlemin özelliği, tarafların BK. m. 107/3’ e göre edimin

ancak kesin bir vadede veya sürede yerine getirilebileceği konusunda anlaşmış

olmaları ve borçlunun temerrüde düşmesinde, alacaklının mehil tayinine gerek

kalmadan BK. m. 106/2 de yer alan haklarını kullanabilmesinde ortaya çıkar.39

Belirsiz (gayrimuayyen) vade de, vade ne zaman vuku bulabileceği bilinmeyen,

fakat mutlaka vuku bulacak bir olaya göre tayin edilmiş olabilir ve söz konusu olayın

35 Bu yönde OĞUZMAN/ÖZ: s. 251; İNAN: s. 470; TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1065’

de “Açıkça belli edilmiş olan vade” tanımına başvurmuştur.

36 Fatura tebliği temerrüde neden olmaz. Ayrıntılı bilgi için bkz.: Y.19.HD., 18.09.2008, E. 2642, K. 8549;

Y.13.HD., 24.06.2003, E. 4526, K. 8308. www.kazanci.com.tr.

37 EREN: s. 910; Geniş bilgi için bkz.: KILIÇOĞLU: s. 396; OĞUZMAN/ÖZ: s. 247.

38 TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1071; KILIÇOĞLU: s. 397; OĞUZMAN/ÖZ: s. 247;

Y.13.HD., 14.02.2005, E. 2004/13037, K., 2005/2091: “…ödemenin hangi tarihte yapılacağı açıkça

kararlaştırıldığına göre, bu sürenin kesin süre olduğu anlaşılmaktadır. Belirlenen bu günün geçmesiyle, BK. nun

101/2 maddesi gereğince ayrıca ihtara gerek kalmadan borçlu mütemerrit duruma düşer. BK. nun 107.

maddesinde açıklandığı şekilde, kesin süreli ödemelerde temerrüt ihtarına gerek yoktur…”; Y.15.HD.,

12.03.1992, E. 1991/4239, K. 1992/1246: “…Taahhütnamede işin teslimi gereken tarih kesin vadeye bağlanmış

olup bizatihi bu tarihin geçmesiyle davalının temerrüdü oluşmuştur….” www.kazanci.com.tr.

39 SELİÇİ, Özer: Kesin Vadeli İşlemler, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, 1968, Sayı 3, s. 94.

gerçekleşmesi borçlunun borcunu muaccel kılar.40 Burada vade yaklaşık olarak

belirlenmiştir.41 Örneğin, bir şahsın ölümü, bağ bozumu başlangıcı, hasat

mevsiminin sonu, inşaatın sıcaklar bittikten sonra teslim edileceği, yüklenicinin

inşaat ruhsatını aldığı tarihten itibaren işe başlayacağı, ithalatçı firmanın, satış

bedelini malın gümrükten çekildiği gün ödeyeceği öngörülmüşse gibi. Bu durumda

borçlunun ihtarda bulunması gerekir (BK. m. 101./1).

Keza vade, ileride gerçekleşecek bir olaydan itibaren belirli bir süre

geçmesinden sonraki tarih olarak saptanmış bulunabilir. Yine hesap neticesi

bulunacak bir tarih ya da akdin inikadı tarihinden itibaren üç ay, bir sene sonra gibi

de olabilir. Devamla, geciktirici veya “Mehmet ölürse, kira akdinin sona ermesi”

şeklinde düşürücü vade şeklinde başka bir ayrıma tabi tutulabilir. Ancak burada,

Oğuzman’ a göre; tarafların vade için tayin ettikleri olay, gerçekleşmesi şüpheli bir

olay ise, diğer bir ifade ile mutlaka gerçekleşecek değilse, taraflar vadeden bahsetmiş

olsalar bile, hakikatte vade değil, “şart” söz konusu olur. Şart söz konusu olunca

buna borcun muacceliyeti değil, doğumu bağlanmış olur.42

B.1.2.3. Ödeme Zamanının Sözleşmeyle, Kanunla ya da Adetçe, İşin

Mahiyeti ile Hal ve Şartlar Bakımından Belirlenmesi

a) Sözleşmeyle Belirlenmesi

Tarafların anlaşması ile borcun ifası bir vadeye veya müddete bağlanabilir.43 Bu

durumda ödeme gününün sözleşmeyle tayininden söz edilir44 ve bu durumda ihtara

gerek yoktur. Ödeme günü, sözleşmeyle tayin edilirken kesin bir tarih öngörüleceği

gibi, yaklaşık ya da belirsiz tarihlerden söz edilebilir.

Ödeme zamanı belirleme hakkı alacaklıya tanınmış ise (ki bu genellikle alacaklı

olacaktır) alacaklının borçluya bunu “muacceliyet ihbarı” denilen bir irade beyanı

ile haber vermesi gerekir.45 Vadeyi tayin hakkı bir yenilik doğuran hak ve

muacceliyet ihbarı bir yenilik doğuran muameledir.46 Alacaklı ihbarda borçluya bir

süre tanımışsa bu sürenin dolduğu günü izleyen gün, süre tanınması söz konusu

değilse ihbarın borçluya ulaştığı gün muacceliyet gerçekleşir.47 Yine BK. nun 101.

maddesinde açıkça ifade edilmemekle birlikte, ihtar yapılmamasının dürüstlük

kuralına göre beklenemeyeceği hallerde ihtara gerek yoktur. Örneğin, borçlu

40 OĞUZMAN/ÖZ: s. 251; İfa zamanının mutlak veya nisbi olarak tayin edilmesi ile ilgili olarak yapılan

açıklamalar hakkında bkz.: EREN: s. 909 – 910; BARLAS: s. 28.

41 TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1071’ de, “Takribi Vade” olarak tanım yapmaktadır.

42 Nitekim bu görüşte OĞUZMAN/ÖZ: s. 253.

43 Y.19.HD., 14.03.2002, E. 2001/4998, K. 2002/1783: “…Sözleşmede borcun vadesinin taraflarca açıkça

belirlenmesi be borçlunun ifa zamanı konusunda temerrüde düşmemesi gerekir. Somut olayda borcun “üç gün

içinde geri ödenmesine” ilişkin sözleşme hükmü borcun bu sürede muaccel hale geleceğini

gösterir…”www.kazanci.com.tr.

44 Y.13.HD., 15.04.2002, E. 1668, K. 4081: “…Taraflar arasında düzenlenen sözleşmede, ücretin iş sahibi

tarafından her ay peşin olarak ödeneceği kararlaştırılmıştır. Bu belirleme kesin vade niteliğinde olup, davalı her

ayın ücretini sözleşmede kararlaştırılan şekilde ödemediği takdirde mütemerrit duruma düşmüş

olur…”www.kazanci.com.tr.

45 Muacceliyet ihbarı konusunda ayrıntılı bilgi için bkz. BARLAS: s. 58 vd.

46 OĞUZMAN/ÖZ: s. 252; FEYZİOĞLU: s. 92; TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1065.

47 BARLAS: s. 29.

muaccel borcunu ifa etmeyeceğini açıkça bildirmişse ya da borçlu ifa zamanını

bilmek zorunda olduğu haller buna örnek verilebilir.

Eğer ödeme zamanını belirleme yetkisi tamamen borçluya bırakılmışsa, eksik

bir borç münasebetinin mi, yoksa hakkaniyete göre tayini gereken bir sürenin mi

mevzuu olacağı hususu tartışmalıdır. Bu halde borçlu gerekli ihbarı yapmayı

geciktirecek muacceliyeti engelleyebilir ve ifadan kaçınarak alacaklıyı hukuka aykırı

biçimde zararlı duruma sokabilir. Böyle bir ihtimalde nasıl hareket edileceğini

gösteren bir hüküm Borçlar Kanunumuzda ve kaynak İsviçre Borçlar Kanununda

mevcut değildir. Alman Medeni Kanunu böyle hallerde, sürenin hakkaniyete göre

tayini gerekeceğini, aksi takdirde alacaklının bir yargı kararı ile ifa zamanını tespit

ettirme yoluna gidebileceği kabul etmiştir. Aynı şekilde İsviçre hukukunda da aynı

çözüm yolu benimsenmiştir.48

Doktrinde, eğer sözleşmede “dilediği zaman” ifada bulunabileceği yer alıyorsa

eksik bir borcun söz konusu olduğu kabul edilmektedir. Fakat borçlunun “münasip,

uygun bir zamanda” veya “ilk fırsatta” ifada bulunması kararlaştırılmışsa, artık

eksik borç söz konusu olmaz ve münasip zamanın geldiğinin, ilk fırsatın

gerçekleştiğinin tespitini alacaklı mahkemeden isteyebilir. Münasip zamanın gelip

gelmediğini, ilk fırsatın gerçekleşip gerçekleşmediğini hâkim dürüstlük kuralına göre

ödeme zamanını tayin edebilmelidir.49

Vadenin tayini yetkisi şayet üçüncü bir kişiye bırakılması halinde, tarafların

imkân ve menfaatlerini dengeli bir tarzda göz önünde bulundurarak ve hakkaniyete

uygun bir biçimde yapması gerekir.50 Yine sözleşmenin hüküm ifade etmesi bir

geciktirici şarta bağlanmış olabilir. Bu halde şartın gerçekleşmesine kadar olan

dönemde muacceliyet meydana gelmez.51

Taraflar, bir borcun doğumundan önce ve özellikle o borca ait akitte bir vadeye

bağlayabilecekleri gibi, bu husustaki anlaşmayı sonradan da yapabilirler. Bir borcun

sonradan vadeye bağlanmasına ve özelikle mevcut vadenin uzatılmasına,52 borçluya

ek süre tanınmasına tecil (erteleme) anlaşması denir. Tecil anlaşması kural olarak

şekle bağlı değildir. Fakat asıl sözleşme şekle bağlı ise, tecil anlaşmasının da şekle

bağlı olarak yapılması gerekir. 53 Mesela, taraflar sözleşmede ifa tarihini 01.01.2010

olarak tespit etmişlerken, sonradan bu tarihi 01.10.2010 olarak değiştirebilirler.

Borçlar Kanunumuzda ifa zamanını uzatma sözleşmesi düzenlenmiş değildir. Tecil

sadece alacaklının tek taraflı beyanı ile değil, iki tarafın da anlaşmasına bağlıdır.

Tecil anlaşması, borcun doğumundan sonra fakat muacceliyetten önce yapıldığı

takdirde vadede değişiklik anlamı taşır ve muacceliyetin gerçekleşmesini engelleyici

etki yaratır. Artık önceki vade geldiğinde muacceliyet oluşmaz ve borçlu da

48 Geniş bilgi için bkz.: BARLAS: s. 29; TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1065.

49 Bu görüşte OĞUZMAN/ÖZ: s. 253; FEYZİOĞLU: s. 92; TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP:

s. 1065–1066; Keza aynı görüşte BARLAS: 29 -30; KILIÇOĞLU: s. 397.

50 FEYZİOĞLU: s. 93 BARLAS: 30.

51 BARLAS: s. 24.

52 Nitekim BK. nun 79. maddesinde sürenin uzatılabileceği açıkça hükme bağlanmıştır.

53 OĞUZMAN/ÖZ: s. 250; TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1069; EREN: geniş bilgi için,

bkz. s. 911: “uzatma sözleşmesi, olarak tanımlamaktadır.”; FEYZİOĞLU: s. 91; “Örneğin, vadesinde nakdi

ödemeyi gerçekleştiremeyip para yerine vadeli senet verenin bu edimini (senedi) kabullenme tecil anlaşmasına

örnek gösterilebilir” KOCAYUSUFPAŞAOĞLU/HATEMİ/SEROZAN/ARPACI: bkz. s. 60.

temerrüde düşmez; erteleme ile öngörülen süre boyunca da borç muacceliyet

kazanmaz. Erteleme alacaklının ödeme talebine karşı borçlunun itiraz olarak

sürebileceği, hâkim tarafından da re’sen dikkate alınacak bir savunma imkânı

oluşturur.54 Eğer tecil, alacak muaccel olduktan sonra yapılmışsa işleyen

zamanaşımını durdurur. Borçlu temerrüt halinde iken yapılmışsa tecil temerrüdü

sona erdirir. Ancak o ana kadar doğan temerrüdün sonuçları, taraflar ayrıca bunları

ortadan kaldırmayı da amaçlamamışlar ve anlaşmışlarsa saklı kalır. Erteleme (tecil),

anlaşmasında öngörülen süre dolunca, erteleme sona erer, borç muaccel olur,

zamanaşımı işlemeye başlar.55

b) Kanunla Belirlenmesi

Ödeme zamanının sözleşmeyle öngörülmediği veya işin niteliği, mahiyeti ile

vadenin nasıl tayin edileceği belirlenemiyorsa ve kanunda bu durumlarla ilgili

vadeye ilişkin düzenlemeler bulunuyorsa, vade tayini bakımından bu hükümler

uygulamada dikkate alınır. Bunlara ilişkin başlıca örnekler aşağıdaki gibidir:

 Adi kirada sözleşmenin süresine göre her altı aylık dönemin veya her ayın ya

da kira süresinin bitiminde (BK. m. 257/2).56

 Hâsılat kirası, her kira yılının dolmasından sonra ve eğer süre daha az ise, her

halde kira süresinin sonunda (BK. m. 281/2).

 Taşınabilir bir mala ilişkin satış sözleşmesinde, satılan şeyin alıcıya

tesliminden sonra bedelin ödenmesi istenebilir, yani bedele ilişkin alacak

taşınabilir malın tesliminden sonra muaccel olur (BK. m. 210).57

 Sözleşmede ariyet olarak verilen şeyin niçin verildiği belirtilmemişse, ariyet

veren dilediği zaman, verdiğini geri isteyebilir. (BK. m. 304) Sözleşmede

belirtilmesi durumda ise, ariyet olarak verilen şeyin, sözleşme gereğince

kullanılması ya da kullanılacak kadar sürenin geçmiş olması gerekir (BK. m.

303).

54 BARLAS: s. 32; EREN: s. 912.

55 EREN: s. 912; OĞUZMAN/ÖZ: s. 251; BARLAS: s. 32., bkz. dn. 76, isabetli örnek bir karar: Y.15.HD.,

08.10.1987, E. 1987/785, K. 1987/3463: “…Alacağın muaccel olacağı tarih yasa ile ve ayrık ( istisnai ) bir

hükümle belirlenmiş bulunmaktadır. Bu durumda borçluların bu aşamada temerrüdünden söz edilemez. Diğer bir

deyimle, alacağın muaccel olduğu tarihte yani yasada belirlenen sürenin son bulması halinde BK. nun 101.

madde hükmüne uygun olarak alacaklının ihtarıyla borçluların temerrüdü ortaya çıkacağından, ancak bu tarihten

sonra temerrüt faizine hükmedilebilir...”

56 Y.6.HD., 07.04.2005, E. 2005/4011, K.2005/6305: “…Sözleşmede aylık kira parasının peşin ödeneceği

belirtilmediğine göre kiraların ay sonunda ödenmesi gerekir…”

57 Bu husus, Y.11.HD., 19.04.1999, E. 1999/1014, K. 1999/2951: “…Satım sözleşmesi nedeniyle ödenmeyen

satım bedelinin temerrüt faiziyle birlikte tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalının itirazının iptalini

istemiştir. BK. nun 210´ncu maddesine göre hilafına mukavele mevcut değil ise, satılan alıcının yedine girince

satıcı semene müstahak olur. Yine aynı Yasa´nın 182/2´nci maddesine göre hilafına adet veya mukavele mevcut

değil ise, satıcı ile alıcı borçları aynı zamanda ifa etmekle mükelleftir. Bunun aksinin davalı tarafından

kanıtlanması gerekmektedir. Satım sözleşmesine konu malların davalı alıcıya irsaliye ile üzerinde yazılı

tarihlerde tesliminde uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacının davalı adına düzenlediği 8.3.1994 ve 11.3.1994

tarihli faturaların davalı defterine 31.3.1994 tarihinde kaydedildiği de bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır. Bu

durumda davacı edimini ifa etmekle davalıdan olan alacağı muaccel hale gelmiştir…” vurgulanmıştır.

 Ödeme ve ödünç sözleşmesinde ödünç alanın parayı geri verme meyanında

tediye etme (BK. m. 312).

 Hizmet sözleşmesi bakımından ücretlerde (BK. m. 326).

 Bunlardan başka, İstisna sözleşmesinde (BK. m. 364), Neşir sözleşmesinde

(BK. m. 381), Karz sözleşmesinde (BK. m. 308), Vedia da (BK. m. 466)

muacceliyet aksini gerektiren bir düzenleme yer almadıkça, bu kanun

maddeleri ile belirlenen vadelerde gerçekleşir.

c) Hal ve Şartlar ile Adeten (örfen) Belirlenmesi

Tarafların iradeleri veya işin mahiyeti bir vadeye bağlanmış olduğu sonucuna

bizi ulaştırmazsa bile bazen böyle bir vadenin örf ve adetçe tayini de mümkündür.

Bunun için adetçe tayinine kanun izin vermiş olmalıdır. Mesela, BK. m. 281/1’e göre

kiracı, kirayı akit ile yahut mahalli adet ile belirlenen zamanda ödemekle mükelleftir.

Bazı bölgelerimizde kira bedellerinin yıllık peşin ödenmesi yönünde adetler vardır.

BK. m. 257 (adi kira), BK. m. 326 (hizmet akdi).

Bazen de vade işin niteliğine (mahiyetine) göre tayin edilmektedir. Örneğin

düğün merasimi filme alınacaksa borçlu borcunu, merasimin yapıldığı anda ifa etmek

zorundadır. Yine borç ilişkisinin niteliğinden ve edimin özelliğinden de çıkarılabilir.

Örneğin, işçiye verilmesi taahhüt edilen yılbaşı ikramiyesinin o yılın aralık ayında

ödenmesi gerektiği kabul edilebilir. Başka bir örnek olarak, müteahhidin iş

sahibinden almış olduğu avansı geri ödeme borcu, inşaatın normalde bitirilmesi

gereken süre sonunda muaccel olacaktır.58

B.1.2.4. Muacceliyetin Def’iler Bakımından Gerçekleme Esasları

Borçlunun bazı def’ilere sahip olması, alacağın muaccel olmasını ve temerrüdü

engellemez. Zira kanun borçluya defi hakkını tanımakla onu ifa yükümlülüğünden

kurtulmuş olarak görmemekte, kendisine sadece bu yolu açmaktadır.

Bu durumda ne defin varlığı, ne de ileri sürülmesi muacceliyeti bertaraf edebilir.

Ancak borçlu bu def’ilerden birini, örneğin zamanaşımı ve ödemezlik def’ini ileri

sürmek suretiyle temerrüdün kendi aleyhine doğurabileceği olumsuz sonuçları

önleyebilir.59

58 BARLAS: s. 31: Örneğe ilişkin karar, bkz.: Y.15.HD., 13.04.1988, E. 1987/3218, K. 1988/1475:

“…Mahkemece yapılacak iş, öncelikle taraflar arasındaki sözlü anlaşmanın konusunu saptamak, davalının

yapımını üstlendiği işin normal ölçüler içinde ne kadar zamanda bitirileceğini tespit etmek, bu tarihte

alacak muaccel olacağından davacının beklemeksizin BK. nun 106. maddesinde düzenlenen seçimlik

haklardan birini kullanması gerektiğinden, bu yola gitmemek suretiyle uzun süre beklemesinin zararın artmasına

neden olacağı göz önünde bulundurulmak, alacağın muaccel olduğu tarihteki kur üzerinden ödetme kararı

vermek olmalıdır…”

59 EREN: s. 1049; BARLAS: s. 26.

Kaldı ki, bu hakkın borçlu tarafından kullanılıp kullanılmayacağı da henüz

bilinmemektedir. Def’i kullanılmadıkça sadece mevcudiyeti temerrüde engel

olmaz.60 Bu itibarla, usul hukukunun gerekli kıldığı zamanda ve usulü dairesinde

yapılmış olması esastır.61 O halde, ifa zamanı geldiğinde muacceliyet

gerçekleşecektir. Alacaklının ödeme talebine karşılık borçlu def’i dermeyan ettiği

takdirde ise temerrüde düşmekten kurtulacaktır. Çünkü borcun muaccel olması ile

borçlunun temerrüde düşmesi birbirinden ayırt edilmesi gereken iki farklı olgudur.62

B.1.2.5. Muacceliyetin Vadenin hesaplanmasına ilişkin Yedek Hukuk

Kuralları Bakımından Gerçekleme Esasları

Borcun muaccel olması bakımından, kesin bir tarih tespit edilememekte ise; bir

hesap yapılması ve bu hesap yapılırken de karışıklıklara sebebiyet verilmemesi

gerekmektedir. Bu hususu dikkate alan Borçlar Kanunumuzun 75–79. maddelerine

göre bir takım yedek hukuk kuralları bulunmaktadır. Eğer taraf iradelerinden

sürelerin hesabının nasıl yapılacağı kesin olarak anlaşılmıyorsa bu kurallar uygulanır.

 Vade ayın başı ya da sonu olarak öngörülmüşse, aybaşında ayın birinci günü,

ay sonunda ayın sonuncu günü; vadenin ayın ortası olarak kararlaştırıldığı

hallerde ise, bundan ayın onbeşinci günü anlaşılacaktır (BK. m. 75).63

 Sürenin gün olarak kararlaştırıldığı hallerde, sözleşmenin kurulduğu ilk gün

sayılmayarak, borç kararlaştırılan sürenin son gününde muaccel olur (BK. m.

76/b.1).64

60 OĞUZMAN/ÖZ: s. 297.

61 Bu hususta bkz.TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU/ALTOP: s. 1221; FEYZİOĞLU: s. 194.

62 BARLAS: s. 26.

63 Yargıtayın konuya ilişkin uygulamasına örnek olarak bkz. Y.6.HD., 05.05.2003, E. 2003/2973, K. 2003/3078,

Y.6.HD., 20.03.1989, E. 1989/2305, K.1989/4831: “…Borcun ödenmesi için bu ayın başı ya da sonu

saptanmışsa bundan, ayın birinci ve sonuncu günü anlaşılır. (BK. 75) Taraflar arasında akdedilen 01.05.1997

başlangıç tarihli ve üç yıl süreli kira sözleşmesinde kira paralarının "aybaşında peşin" ödeneceği

kararlaştırılmıştır. O halde "Aybaşında peşin" tabiri kiraların ayın birinci günü ödeneceği anlamındadır…”

Ayrıca ödev konumuza ilişkin örnek teşkil eden diğer bir karar bkz. Y.13.HD., 27.10.1994, E.1994/8865, K.

1994/9312: “…İfa ( ödeme ) günü gelmiş olan borç "muaccel" olmuş bir borç demektir. Vade olarak belirli bir

gün veya belirli bir süre öngörülmüş olabilir. İşte sözleşmedeki "20 aylık süre sonunda" sözü vadenin bu ikinci

anlamına örnek oluşturur. Burada vade sürenin sonunda dolacaktır. Görüldüğü gibi taraflarca akitte

kararlaştırılan vadenin muayyen ve kesin olduğundan kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Gerçekte de "20

aylık sürenin sonunda" sözlerinden asla belirsizlik sonucuna kavuşulması mümkün değildir. Burada ifa zamanı

sözleşme tarihinden itibaren başlayıp 20 inci ayın sonu olarak kesin bir tarih belirlenmiştir. Yine vadenin hukuki

tarihinde de bir katiyetsizlik ve kuşku görülmemektedir. Ayın son günü de BK. 75/1 maddesince tespit

edilecektir. O nedenle satım konusu dairenin mutlaka belirtilen tarihte teslim edilmesi bu tarihte ifa yerine

getirilmediği takdirde de ifanın daha sonra yapılamayacağının taraflarca kararlaştırılmış olduğunun kabulü

zorunlu olmaktadır. Kesin vadeli akitlerde ifa kararlaştırılan tarihte veya zaman içinde vuku bulmazsa ihtara ve

süre tayinine artık gerek görülmez. Vadenin gelmesi alacağı muaccel hale getirir ve borçlu ifa ile yükümlü olur. (

BK. Md. 76 ) Tüm dosyadaki bilgi ve belgelerden satım konusu daireyi sözleşmede tayin edilen kesin vade

içinde teslim etmediği ve böylece ifanın geciktirilmiş olmasından dolayı davalının temerrüdünün oluştuğu

anlaşılmıştır…” www.kazanci.com.tr.

64 YHGK., 13.02.2002, E. 2002/6-23, K.2002/94: “…HUMK .nun 161-162 BK. 76, İİK.19. maddelerinde gün

ve hafta olarak tayin olunan sürelerin hesaplanmasında gün olarak tayin olunan sürelerde, tefhim veya tebliğ

günü olan ilk günün hesaba katılmayacağı, sürelerin son günün tatil saatinde biteceği, hafta veya ay olarak tayin

edilen sürelerde ise sürenin başladığı güne son haftada veya ayda tekabül eden günün saatinde biteceği, ay olarak

tayin edilmiş olan bir sürenin hesabında başladığı güne tekabül eden bir gün yoksa, bittiği ayın son günü tatil

saatinde sona ereceği belirtilmiştir…”

 Süre hafta olarak tayin edilmişse, muaccel olma zamanı, son haftanın

kararlaştırılan güne ismen uyan günüdür (BK. m. 76/b.2).

 Süre ay ile veya sene, yarı sene, senenin dörtte biri olarak tayin edilmişse,

sözleşmenin yapıldığı gün ayın kaçıncı günü ise son ayın buna tekabül eden

günü muaccel olur (BK. m. 76/b.3).

 Eğer borcun belli bir süre içinde ifası gerekiyorsa borçlu bu sürenin

bitiminden önce ifayı gerçekleştirmekle yükümlüdür (BK. m. 76/3).

 Vade, pazara veya kanunen tatil sayılan bir güne tesadüf ederse,

kendiliğinden tatili takip eden ilk güne geçer (BK. m. 77).65

 Borç vade gününde işlere tahsis edilen zaman içinde ifa edilebilir (BK. m.

78).

65 Y.2.HD., 11.05.2009, E. 2008/3560, K. 2009/9328: “…Borçlar Kanunu´nun 130. maddesinin yollamasıyla

aynı yasanın 76/3. ve 77. maddeleri gereğince, sürenin son günü tatil olarak kabul edilen güne tesadüf ederse,

tatili, takip eden günde son bulur. Olayda, mirasın açılma tarihinden başlayan bir yıllık dava açma süresinin son

günü tatile tesadüf ettiğinden, dava süresinde açılmıştır…” www.corpus.com.tr.

SONUÇ

Borcun ifa edilmemesi, borçlunun üstlenmiş olduğu edimi hiç veya gereği gibi

yerine getirmemesi demektir. Borcun ifa edilmemesinin çeşitli sonuçları vardır.

Alacaklı, ifa etmeme halinin niteliğine göre çeşitli yollara başvurma olanağına

sahiptir. Borçlunun temerrüdü, borcun ifa edilmemesi hallerinden biridir. Borcun

ifa edilmemesi iki biçimde ortaya çıkabilir. Borçlu edimi kendi kusuruyla imkânsız

hale getirdiği için ifada bulunamaz ki buna kusurlu imkânsızlık denir. İkinci olarak,

borçlu ifası halen mümkün olmasına karşın muaccel olan borcunu alacaklının

ihtarına karşın zamanında yerine getirmemektedir ki, buna da “borçlunun

temerrüdü ” denir.

İfa zamanı, borcun ifa edilmesi gereken andır. Alacaklı yönünden bakıldığında

ise, onun borçludan ifayı isteyebileceği anı ifade eder. İşte, borçlunun edimini ifa

etmekle yükümlü olduğu, alacaklının ise ifayı istemeye haklı bulunduğu bu ana

muacceliyet denir. Bu anın gelmesiyle borç muaccel borç, alacak da muaccel alacak

halini alır.

Kural olarak her borç doğduğu anda muaccel olur ve hemen ifası istenebilir.

Borçlar Kanunumuz bunu 74′üncü maddesinde şöyle ifade ediyor; “Ecel meşrut

olmadığı (süre kararlaştırılmadığı) veya işin mahiyetinden anlaşılmadığı takdirde

borcun hemen ifa ve derhal icrası talep olunabilir”. Bu madde hükmünden de

anlaşılacağı gibi, taraflar, borcun ifasını bir süreye bağlayabilirler; örneğin bir satım

sözleşmesinde malın teslimini 10 gün sonraki bir ana bırakabilirler. Diğer taraftan,

bazı borçların mahiyeti de onların hemen değil, bir süre sonra ifa edilmelerini

gerektirebilir; örneğin taraflar bir mobilya takımı ısmarlanırken ifa zamanını

belirlememiş iseler, alacaklı, borç bir süreye bağlanmadı diyerek borçludan bu takımı

hemen o gün imal edip teslim etmesini isteyemez. Bazen de bizzat kanun bir borcu

süreye bağlamaktadır. İşte çeşitli şekillerde belli bir süreye bağlanmış olan borçlara

müeccel borç denir ki, bu süre geçmeden, yani borç muaccel olmadan borcun ifası

alacaklı tarafından istenemez. Bu sürenin sonundaki ana, yani borçlunun ileride ifayı

gerçekleştirmekle yükümlü olduğu tarihe vade denir. Bu anın gelmesiyle birlikte

süreye bağlanmış olan borç artık muaccel borç halini alır ve hemen ifa edilmesi

gerekir.

Borçlunun temerrüdünün ilk şartı, borcun muaccel olmasıdır. Borcun muaccel

olması, borçlu tarafından ifasının gerekli bulunduğu, başka bir deyişle, alacaklının

borçludan ifayı talep ve dava edebileceği anın “ZAMANI” gelmiş olması demektir.

Kural olarak her borç doğduğu anda muaccel olur. Fakat taraflar bir borcu süreye

(vadeye) bağlayabilecekleri gibi, bazen bir borcun mahiyeti de onun, doğumundan

bir süre sonra ifa edilmesini gerektirebilir (BK. m. 74). İşte bu hallerde süre sona

ermeden, yani vade gelmeden borç muaccel olmaz, müeccel bir borç niteliğindedir.

O halde, bir süreye bağlanmış bulunan borçlarda bu süre geçmedikçe borçlunun

temerrüdü söz konusu olmayacaktır. Aynı şekilde, geciktirici şarta bağlanmış

borçlarda da şart gerçekleşmediği sürece borcun muacceliyetinden ve dolayısıyla

borçlunun temerrüdünden söz edilemez.

Son olarak belirtmek gerekir ki, yakın tarihte yürürlüğe girecek olan ve tasarı

halinde yer alan Borçlar Kanunu ile 84 yıldır yürürlükte olan 818 Sayılı Borçlar

Kanunu’nun kaldırılarak, yerine dili sadeleştirilmiş ve günün koşullarına göre

değiştirilmiş bir kanun metni oluşturulması amaçlanmaktadır. Buna göre tasarıda66

yer alan çalışmamıza ilişkin değişiklikler, aşağıdaki gibidir;

116.madde, 818 sayılı Borçlar Kanununun 101 inci maddesini karşılamaktadır.

Tasarının iki fıkradan oluşan 116 ncı maddesinde, borçlunun temerrüdünün koşulları

düzenlenmektedir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 101 inci maddesinin kenar

başlığında kullanılan “B. Borçlunun Temerrüdü / I. Şartlar” şeklindeki ibareler,

Tasarıda “B. Borçlunun temerrüdü / I. Koşulları” şeklinde değiştirilmiştir.

Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir

hüküm değişikliği yoktur.

 

 
Bugün Tekil: 346 Bugün Çoğul: 1048 Dün Tekil: 698 Toplam Tekil: 1584617 Toplam Çoğul: 3933213
        Dataişlem