,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
İDARİ YARGIDA MAHKEME KARARLARININ UYGULANMAMASI NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ / 18-03-2013
  

 İDARİ YARGIDA MAHKEME KARARLARININ

UYGULANMAMASI NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ

GİRİŞ

İdarenin mahkeme kararlarını uygulaması ve bu kararların gereklerine göre işlem ya da eylemde bulunmak zorunda olması “hukuk devleti” ilkesi-nin bir gereğidir. Diğer bir ifadeyle idarenin hukuka uygun davranmasını sağlamada en etkili araç olan idari yargı yerlerince verilen kararların idare tarafından uygulanması zorunluluğu “hukuk devleti” ilkesinin bir gereğidir1. Bu ilke karşısında idarenin mahkeme kararlarını uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır. Danıştay tarafından da ifade edildiği üzere, “ida-renin yargı kararlarını maksadına uygun biçimde uygulaması zorunluluğu, toplumda korunması gereken hukuk düzenince kişilere sağlanan hukuk gü-venliği ve devlet işlemlerindeki istikrarın sonucudur”.

Anayasa‟da “yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararla-rına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” (m. 138/4) hükmü yer almaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanu-nu‟nda da “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri-, C. XIV, S. 1–2 (2010)

nin esasa3ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mec-burdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez” (m. 28/1) kuralı bulunmaktadır. Benzer bir kurala 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu‟nda “Askeri Yüksek İdare Mahke-mesinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, altmış gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur” (m. 63/2) hükmü ile yer verilmiştir. Bununla birlikte, Anayasal ve yasal zorunluluk bu kadar açık olmasına rağmen idari yargıda mahkeme kararları bazen idareler tarafından uygulan-mamaktadır. Bu durum ceza hukuku açısından suç olduğu gibi tazminat hu-kuku açısından da mali sorumluluk gerektirmektedir. İşte bu makalede Da-nıştay ve AYİM kararlarından hareketle ve genel olarak manevi tazminat davaları da dikkate alınarak idari yargıda mahkeme kararlarının uygulan-maması üzerine davacıların açtıkları tazminat davalarında talep ettikleri “manevi tazminat” istemleri ele alınacaktır.

I. Tazminat Davalarında Manevi Tazminat İstemi

1. Mahkeme kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bu-lunulmayan hallerde idare aleyhine maddi4 ve manevi tazminat davası açıla-bilir (İYUK m. 28/3)5. Mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle manevi tazminat istemini (de) içeren tazminat davalarında, manevi tazminat ödenip ödenmeyeceği, ödenecekse miktarının nasıl takdir edileceği, faiz yürütülüp yürütülmeyeceği, yürütülecekse hangi tarihten itibaren yürütüle-ceği, kimlere ödeneceği önem arzetmektedir.

İdari Yargıda Mahkeme Kararlarının…

2. Her şeyden önce manevi zarar ve tazminat, maddi zarar ve tazminat-tan tamamen bağımsızdır6. Maddi ve manevi tazminat davalarının konuları, kapsamları ve amaçları birbirinden farklıdır. Maddi ve manevi zararların7 tazminine karar verilebilmesi için gereken ölçütler de birbirinden farklıdır. Şöyle ki “bir hukuk süjesinin mal varlığında görülen ve parayla değerlendiri-lebilen azalmanın veya çoğalma olanağından yoksunluğun idarenin hukuka aykırı eylem veya işlemiyle doğan zarar arasında nedensellik bağının bu-lunması halinde, maddi tazminat davasının konusunu oluşturacak olmasına karşılık, manevi tazminat, gerçekte bir tazmin aracı değil doyurma (tatmin) aracıdır. İdarenin hukuka aykırı eylem veya işlemi nedeniyle manevi değer-lerinde bir eksilme meydana gelen, duyduğu acı (elem, ıstırap), üzüntü ve sarsıntı nedeniyle yaşama zevki azalan kişiye manevi tazminat adı ile bir miktar para verilerek, onun bu yoldan doyurulması (tatmin edilmesi) sağla-nır”8.

3. Salt mahkeme kararlarının uygulanmaması idarenin tazminatla yü-kümlü tutulacağı anlamına gelmemektedir. Mahkeme kararlarının uygulan-maması idarenin ağır hizmet kusuru işlediği anlamına gelmekle birlikte bun-dan dolayı maddi ve manevi tazminat ödemekle yükümlü tutulabilmesi için sorumluluğun bütün şartlarının mevcut olması gerekmektedir. Bu itibarla ortada gerçekleşmiş/ihtimale dayalı olmayan “gerçek bir zararın”9 mevcut olması, zararı doğuran olayın idareye yüklenebilir nitelikte bulunması ve zarar ile mahkeme kararının uygulanmaması arasında illliyet bağının bulun-ması gerekmektedir.

4. Mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi açısından Danıştay‟ın, olayda idarenin ağır hizmet kusurunu arayan kararları da bulunmaktadır. Bu kararlarda Danıştay, “… işlerin Da-nıştay Dava Daireleri Kurulunun 17.1.1975 gün ve 1975/9 sayılı kararı ile

iptal edildiği halde davalı idarelerce bu iptal kararı icaplarına göre işlem yapılmadığı dosyada bulunan bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. … olay-da davacıya manevi tazminat verilmesini gerektirecek nitelikte idarenin ağır bir hizmet kusuru görülmediğinden, davanın manevi tazminata ilişkin kısmı-nın reddine” ve “… olayda manevi tazminat verilmesini gerektirecek nite-likte idarenin ağır hizmet kusuru görülmediğinden manevi tazminata ilişkin istemin reddine” karar vermiştir. Ancak, manevi tazminat açısından kusu-run derecesinin ya da varlığının önemi olmamalıdır. Yani, idarenin ağır hiz-met kusuru olmasa ya da olayda idarenin kusursuz sorumluluğuna12 dayanıl-sa da manevi tazminata hükmetmek mümkün olmalıdır

II. Manevi Tazminatın Konusu

1. Manevi tazminatın konusunu oluşturacak hususların nelerden ibaret olduğunu Danıştay kararlarından hareketle ortaya koyabiliriz. Danıştay, çeşitli kararlarında, genel olarak manevi tazminat istemiyle açılan davalarda, manevi tazminata yol açabilecek durumları şu şekilde ortaya koymuştur: “Manevi tazminat idarenin mevzuata aykırı olan eylem ve işlemi sonucunda şeref ve haysiyetin rencide edilmesi veya maddi ve manevi elem ve ızdırap husule gelmesi halinde bahis konusu olur”. “İdare hukuku ilkelerine göre manevi tazminata, bir kişinin (mal varlığına dâhil olmayan) şöhret, şeref, telif hakkı, hayat hakkı, bedensel bütünlük gibi kişiliğine sımsıkı bağlı hak-lara yöneltilmiş bir zararın varlığı halinde hükmolunur”. “Manevi tazminat için esas olan düşünce, kişinin ruhi ve bedeni huzurundaki bozulmayı imkân  nisbetinde gidermek, çekilen üzüntü ve ıstırabı telafi edebilmektir”. “Ma-nevi tazminat, idarenin işlem veya eylemlerinden kaynaklanan zarar nede-niyle duyulan elem ve ızdırabı belirlemek ve karşılığında hiçbir şekilde pa-rayla giderilmeyecek olan bu elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmek amacını taşımaktadır”. “İdare hukuku ilkelerine göre, manevi tazminata hükmedilebilmesi için idarenin işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması ya da ilgilinin şeref ve onurunun zedelenemesi gerekir”. “Manevi tazminat gerçekte bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen duyduğu acı, elem, ızdırap, üzüntü ve sarsıntı nedeniyle yaşama zevki azalan kişiye manevi tazminat adı altında verilecek miktardır”. “İdare hukuku ilkelerine göre manevi tazminata hükmedilebilmesi için, idarenin hukuka aykırı bir işlemi veya eylemi sonucu ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması ya da ilgilinin şeref ve onurunun zedelenmiş bulunması veya kişinin fizik yapı-sını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi gerek(ir)”. “Manevi tazminat, sadece kişinin şeref ve haysiyeti gibi manevi değerlerin değil; yaşam, beden tümlüğü, sağ-lık gibi kişilik haklarına dâhil olan bedensel değerlerinin ihlali halinde de ilgilinin duyduğu elem ve üzüntünün kısmen giderilmesini sağlayan manevi bir tatmin aracıdır”.“Manevi tazminat, sadece manevi değerlerde meydana gelen eksilmelerle sınırlı bir giderim yolu değildir. Aynı zamanda kişinin, yaşamında ortaya çıkan olumsuzluklar nedeniyle duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararların da manevi tazminat ödenerek giderilmesi gerekir”.“Manevi zarar, kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama gücünü azaltan olaylar nedeniyle duyulan acıyı, ıstırabı veya kişilik hak-larının zedelenmesi nedeniyle şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini ifade ettiği gibi; günlük yaşamı zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı da kapsamaktadır”. “Diğer taraftan, tazminat sadece maddi değer-lerde meydana gelen eksilmelerle sınırlı bir giderim yolu değildir. Aynı za-manda kişinin, yaşamında ortaya çıkan olumsuzluklar nedeniyle duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararların da manevi tazminat ödenerek tazmini Anayasal ve yasal düzenlemelerin ği(dir)”.Son yıllarda manevi tazminatın kapsamını daha geniş tutan bir Danıştay kararında ise şu saptamada bulunulmuştur: “Manevi tazminat, elem ve ızdırap duyulması, haysiyet ve şerefin rencide edilmesi, manevi değerle-rin ve yaşama zevklerinin azalması nedeniyle uğranılan manevi zararlarla sınırlı olmayıp, hukuka aykırı herhangi bir olumsuz tavır ve eylem nedeniyle ilgilinin günlük yaşamını etkileyecek ölçüde üzüntü ve sıkıntı duyulması şeklindeki manevi zararların da giderilmesi amacını taşımaktadır”.

Bir kararında Danıştay, mahkeme kararlarını uygulamama nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için “idarenin hukuka aykırı bir işlemi veya eylemi sonucu ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması ya da ilgi-linin şeref ve onurunun zedelenmiş bulunması veya kişinin fiziki yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayla-rın meydana gelmesi gerek(tiğine)” hükmetmiştir.

O halde şöhret, şeref, onur ve haysiyetin rencide edilmesi, elem, ızdırap, acı, üzüntü ve sarsıntı duyulması, telif hakkı, yaşam hakkı, bedensel bütün-lük ve sağlık hakkının ihlal edilmesi manevi tazminata yol açmaktadır. Çün-kü bu durumlar kişinin fizik yapısının, ruhi ve bedeni huzurunun bozulması-na, yaşama zevkinin azalmasına, kazanma gücünün azalmasına, kişilik hak-larının zedelenmesine neden olmaktadır.

2. Mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle manevi tazminat istemli olarak açılan davalarda Danıştay, mahkeme kararının 10 gün gecik-meli uygulanması nedeniyle Şubat dönemi sınavlarına girmesi engellenen öğrenciye 200.000 lira manevi tazminat ödenmesine hükmeden İdare Mah-kemesi kararını onamıştır. Yine bir uyuşmazlıkta idarenin mahkeme kara-rını değiştirerek uygulaması/aynen uygulamaması nedeniyle davacının, ida-renin bu tutumundan dolayı duyduğu üzüntünün giderilebilmesi amacıyla 1.000.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Yurt dışı görevden yurt içi göreve atanmasına ilişkin işlemin iptal edilmesiyle mahkeme kararının uygu-lanmaması üzerine açılan manevi tazminat davasında “... olayın ilgilinin onur ve saygınlığını incitecek bir yönü bulunmaması ve doğurduğu üzüntü-nün manevi tazminatı gerektirmeyeceği” gerekçesiyle istemin reddine karar vermiştir. Bir diğer uyuşmazlıkta, “memuriyet intibakına ilişkin yargı ka-rarını 6 ayı aşan süre içinde idareye uygulatamayan davacının, idarenin bu hukuk dışı tutum ve davranışı nedeniyle üzüntü ve sıkıntı çektiği, böylece manevi zarara uğradığı açık olup; olayın oluşumu ve niteliği dikkate alınarak takdir edilecek manevi tazminatın da ağır hizmet kusuru bulunan idareden tahsili gerekir” şeklinde karar verilmiştir. Yine “... işlemin iptali yolundaki ... yargı kararının uygulanmaması nedeniyle davacının, idarenin bu hukuk dışı tutum ve davranışı nedeniyle üzüntü ve sıkıntı çektiği, böylece manevi zarara uğradığı açık olup, olayın oluşumu ve niteliği dikkate alınarak, mane-vi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıktır. / ... davacı hakkında verilen yargı kararının uygulanmaması nedeniyle takdiren 5.000.000.000 lira mane-vi tazminatın davalı idare tarafından davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Lise 3. Sınıfta girdiği tarih dersi tek ders sınavının geçersiz sayılması suretiyle diploma verilmemesi işlemine karşı açılan davada Danış-tay, verilen yürütmeyi durdurma kararının uygulanmaması nedeniyle duyu-lan “elem ve ızdıraba” karşılık 1.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Mahkeme kararının uygulanmaması nedeniyle duyulan üzüntü, davacının toplumsal durumu ve mesleki özelliği; duyulan manevi ızdırap ve mesleki onur ve saygınlığının zedelenmesi dikkate alınarak manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir. Bunlar gibi mahkeme kararının uygulan-maması nedeniyle duyulan “üzüntü” nedeniyle manevi tazminata hükmeden Danıştay ve AYİM kararları bulunmaktadır.

Buna karşılık, akaryakıt istasyonuna ruhsat verilmemesi işlemine karşı açılan davada verilen yürütmeyi durdurma kararının geç uygulanması nede-niyle uğranılan kar mahrumiyeti ve ticari itibarın sarsılmasından dolayı açı-lan maddi ve manevi tazminat davasında maddi tazminat istemini uygun bulan Danıştay, davacının ticari itibarını sarsan ve manevi varlığını tehdit eder nitelikte bir zararın mevcut olmadığı gerekçesiyle manevi tazminat istemini uygun bulmamıştır36. Aynı şekilde müsteşarlıktan müşavirliğe atanmasına ilişkin işlemin iptal edilmesine rağmen davacının, kararın uygu-lanmaması nedeniyle “onurunun kırıldığına” dayalı manevi tazminat istemi reddedilmiştir.

III. Manevi Tazminatın Fonksiyonu

1. Danıştay içtihatlarına göre manevi tazminat, “temelde gerçek bir tazmin aracı olmayıp doğrudan doğruya bir manevi tatmin aracıdır. Bir idari işlem veya eylem nedeniyle ızdırap duyan kişiye sadece tatmin aracı olan bir miktar para verilerek bu üzüntü ve sıkıntının tam olmasa bile bir miktar azal-tılması temel amaçtır”. Diğer bir ifadeyle manevi tazminat, “patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir”. O halde manevi tazminat, uğranılan zararı tazmin işlevi

 

görmesinden ziyade zarar gören kişinin manevi açıdan tatmin edilmesi fonk-siyonu görür.

IV. Manevi Tazminat Talebinde Bulunacak Kişi

1. Genel olarak manevi tazminatın zarar görenin bizzat kendisi veya ona çok yakın olan kişiler tarafından talep edilebileceği kabul edilmektedir. Bu anlamda eşler, usul ve füru ve kardeşler manevi tazminat talebinde bulu-nabilir.

2. Danıştay, genel olarak, şartların varlığı halinde tüzel kişilerin de manevi tazminat talebinde bulunabileceklerini kabul etmektedir41. Yüksek Mahkemeye göre, “idari eylem ve işlemden zarar gören, gerçek kişi olabile-ceği gibi tüzel kişi de olabilir ve tüzel kişinin uğradığı maddi ve manevi zarar, idare hukukunun tazminat ile ilgili kuralları çerçevesinde idarece gide-rilir”42. Yine bir siyasi partiye ait telefon konuşmalarının mahkeme kararı olmaksızın dinlendiğinden bahisle uğranıldığı öne sürülen zarara karşılık 20.000.000.000 TL manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada Danış-tay, İdare Mahkemesi tarafından hükmedilen 1.000.000.000 lira manevi tazminat kararını, temyiz üzerine onamıştır43. Aynı şekilde bir şirketin ihale-lere katılmaktan yasaklanması işlemini iptal ettirmesi üzerine 100.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açtığı davada, İdare Mahkemesi‟nin davayı reddetmesi üzerine kararın tem-yizi aşamasında Danıştay şu gerekçelerle manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir44: “Manevi tazminat, kişilik haklarının ihlali halinde meydana gelen eksilmenin, başka türlü giderim yolunun bulunma-ması nedeniyle uğranılan manevi zararın kısmen de olsa giderilmesini sağla-yan bir manevi tatmin aracıdır. Tüzel kişilerin kişilik haklarını, saygınlık, ticari itibar, sosyal ilişkiler bakımından sahip olunan değer, diğer kurumlar nezdindeki algılanış, mesleki çevrelerdeki konum, güvenilirlik gibi değerler oluşturmaktadır. Tüzel kişiliğin, saygınlığını yitirmesine, değer kaybına uğramasına veya amaçlarını gerçekleştirmek bakımından zor duruma düşü-rülmesine yol açan hukuka aykırı tasarrufların manevi zarara yol açtığı kabul edilerek bu tür zararların tazmini gerektiği kuşkusuzdur. / Davacı şirket tara-fından, NATO güvenlik belgesine sahip olunduğu, vergi dairesince yapılan yasaklama kararından önceki yıla ait Kurumlar Vergisi sıralamasında 3. sırada yer alındığı, davacının yıllardır saygın bir kuruluş olarak tanınan ve tercih edilen bir firma olduğu, ancak yasaklama kararının verilmesinden sonra belli istekliler arasında yapılan ihalelere ve askeri kurumlarca yapılan ihalelere davet edilmediği, yıllar süren emekle elde edilen ün ve itibarın kaybedildiği, Nato güvenlik belgesinin işlevsiz hale geldiği, iş ve müşteri çevrelerinde davacı şirkete şüpheyle bakıldığı, şirketin iflas etme ihtimali karşısında şirket ortakları ve çalışanlarının büyük moral çöküntü içine gir-dikleri ve işlerini kaybetme korkusu ve gelecek endişesi yaşadıkları, bu du-rumun davacı şirketin manevi şahsiyetini yıkıcı derecede olumsuz etkiledi-ğinin ileri sürülmesi, yasaklama işleminin davacı şirketin ihalede hile yaptığı ileri sürülerek tesis edilmesi karşısında hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla belirlenmiş olan yasaklama kararı nedeniyle davacı şirketin ticari itibarının ve saygınlığının zedelendiğinin, manevi zarara uğradığının kabulü gerekti-ğinden manevi tazminatın niteliği ve meydana gelen zararın ağırlığı da dikkate alınarak belirlenecek manevi tazminatın ödenmesi yönünde hüküm kurulması gerekirken İdare Mahkemesince, ihalelere katılmaktan yasakla-maya ilişkin işlemin idarenin olağan işlemlerinden olduğu ve manevi tazmi-nata hükmedilmesini gerektirir nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamak-tadır”.

3. Danıştay, mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle gerçek kişiler yanında şartların varlığı halinde tüzel kişilerin de manevi tazminat isteminde bulunabileceklerini kabul etmektedir. Danıştay‟ın bu yaklaşımı isabetlidir. Zira bir mahkeme kararının uygulanmaması nedeniyle bir tüzel kişinin ticari itibar ve ününün zedelenmesi mümkün olabilir. Elektrik Mü-hendisleri Odası tarafından açılan bir davada Danıştay tarafından verilen iptal kararının davalı idare tarafından uygulamaması nedeniyle kamuoyunda imajının zedelendiği ve değer kaybına uğradığı iddiasıyla manevi tazminat istemiyle açtığı davada Danıştay, olayda idarenin mahkeme kararını uygu-lamaması durumunun gerçekleşmediği tespitini yaptıktan sonra, “yargı kararının idare tarafından uygulanmaması nedeniyle açılan manevi tazminat da-valarında, tazminata hükmedilebilmesi; yargı yerlerince verilen kararın idare tarafından uygulanmamasıyla birlikte ancak bir manevi zararın mevcut ol-ması halinde mümkün olabilecektir. / Manevi tazminat; kişinin manevi de-ğerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntının bir miktar parayla kısmen de olsa hafifletilmesini sağlamak amacına yönelik olup, bir manevi tatmin aracıdır. / Manevi tazminatın bu niteliği dikkate alındığında, manevi tazminata hükmedilmesini gerektirecek zarar; ölüm, bedensel zarar ve kişilik haklarına saldırı hallerinde söz konusu olabilecektir. Gerçek kişiler yanında, tüzel kişilerin de kişilik haklarına yönelik bir saldırı nedeniyle manevi zarara uğrayabilecekleri, bu tür zararların da tazmini ge-rektiği açıktır. / Ancak, idare hukuku çerçevesinde, bir tüzel kişiliğin manevi zararından söz edilebilmesi için, idari tasarrufun hukuka aykırı oluşu tek başına yeterli değildir. İdarenin, hukuka aykırı tasarrufuyla, tüzel kişiliğin itibarını zedelemesi veya tüzel kişiliğin faaliyetlerini açıkça olumsuz biçim-de etkilemesi halinde, idarenin manevi tazminat sorumluluğunun varlığı kabul edilebilir. / Dava dosyasının incelenmesinden; davacı Elektrik Mühen-disleri Odası tarafından, Bakanlar Kurulunun ... Resmi Gazetede yayımlanan Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kuruluşu ve İşletilmesi Hakkındaki ... kararı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının anılan Kararnamenin Uy-gulama Usul ve Esaslarına İlişkin Tebliğinin iptali istemiyle açılan dava, dairemizce verilen ... yürütmenin durdurulması kararından sonra, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının çeşitli basın kuruluşlarında yer alan, yap-işlet-devret modeli için ayrı yasa hazırlandığı ve ihalelerin sonuçlandırı-lacağı şeklindeki beyanatlarının davacı tarafından, Danıştay kararının uygu-lanmaması anlamına geleceği, bundan dolayı manevi zarara uğranıldığı be-lirtilerek, tüzel kişilik olan davacı oda tarafından, manevi tazminat istemiyle, bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. / Bu durumda, Elektrik Mühendisleri Odasının kişilik haklarına yönelik doğrudan bir saldırı hali mevcut değilken, Danıştay kararının davalı idarelerce uygulanmaması sonu-cunda kamuoyunda imajının zedelenmesi ve değer kaybına uğraması söz konusu olamayacağından, olayda, manevi tazminat verilmesini gerektirecek koşullar bulunmamaktadır. Kaldı ki, dosya içeriğinden, Danıştay kararının davalı idarelerce uygulanmaması durumunun da gerçekleşmediği sonucuna var(mıştır)”.

V. Manevi Tazminatın Hesaplanması

1. İdare hukukunda manevi tazminat “mahkemenin takdirine taalluk” eder. İdare hukukunda manevi tazminatın dayanağını yargı içtihatları oluş-turur. Bu itibarla, idare hukukunda Borçlar Kanunu hükümlerine dayanarak manevi tazminata hükmedilemez. Manevi tazminat hesaplanırken zarara uğrayanın çektiği, katlandığı ve duyduğu manevi zararlar ile ileride çekece-ği, katlanacağı ve duyacağı manevi zararlar dikkate alınmalıdır. Manevi tazminat, çekilen acı ve üzüntüyü tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte, kısmen de olsa telafi edebilecek nitelikte olmalıdır. Manevi zararın parasal anlamda tam bir karşılığını tespit etmek mümkün olmamakla birlikte, bu tür zararların tazmini para ile gerçekleşmekte; tabiri caizse, ödenen para ile uğ-ranılan manevi zararların izlerinin silinmesi amaçlanmaktadır51. Şu da bir gerçektir ki kişinin iç dünyasında gerçek zararını saptamak ne kadar imkân-sız ise bunu tazminatla gidermek de o kadar imkânsızdır. Buna rağmen manevi tazminat davalarında idari yargı organları, davacı ve davalının du-rumunu isabetli ve objektif şekilde değerlendirerek bir karara varmalıdır.

2. Manevi tazminat hesaplanırken, “manevi tazminatın manevi tatmin aracı olmasından dolayı zenginleşmeye m yol açmayacak miktarda; fakat idarenin olaydaki kusurunun niteliği ve ağırlığını ifade edecek ölçüde belir-lenmesi, miktar itibariyle hukuka aykırılığı özendirmemesi gerektiği de açık-tır”. Yine manevi zararın tazminine hükmedilirken “ilgililerin sosyal ve ekonomik durumu dikkate alınarak olay nedeniyle duyduğu elem ve ızdırabın kısmen giderilmesini ifade edecek, idarenin hukuka aykırılığının ağırlığını ortaya koyacak ve hukuka aykırılığı özendirmeyecek bir miktarın belirlenmesi gerekmektedir”. Manevi tazminata hükmedilirken, duyulan manevi zarar kuşkuya yer vermeyecek nitelikte olmalıdır.

3. Manevi tazminat istemleri, her somut olaya göre ayrı ayrı ele alın-malıdır. Bu doğrultuda ya mahkeme kararının uygulanmaması nedeniyle davacının duyduğu elem ve ızdırabın karşılığı olarak bir miktar tazminata hükmedilmesine karar verilmeli; aksi hallerde ise verilmemelidir.

4. İdari yargıda fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak dava açılamayaca-ğı gibi mahkemeler, “taleple bağlılık ilkesi”nin (ultra petita/ultra petitur) sonuçlarından biri olarak talepten fazla tazminata da hükmedemez. Yani taleple bağlılık, manevi tazminata hükmedilmesinde de geçerlidir.

VI. Manevi Tazminata Faiz Yürütülmesi

1. Bir Danıştay kararında da ifade edildiği üzere faiz, “konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı süre içinde uğrayaca-ğı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılmamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığıdır”. Danıştay‟ın genel olarak manevi tazminata faiz yürütülüp yürütülmeyeceği konusundaki içtihadı istikrarsız-dır. Bununla birlikte, özellikle son yıllardaki Danıştay kararları, genel itiba-rıyla, manevi tazminata faiz yürütülmesi gerektiği yönündedir.

2. Danıştay‟ın manevi tazminata faiz yürütülemeyeceği yönündeki bazı kararlarının gerekçeleri şu şekildedir: “Belli bir zarar karşılığı olmayıp, olay

nedeniyle duyulan üzüntünün kısmen giderilmesi amacını taşıyan manevi tazminata ise özelliği nedeniyle faiz yürütülmesine olanak bulunmamakta-dır”, “Manevi tazminatın maddi zararla bir ilgisi ve dolayısıyla mal varlı-ğında meydana gelen eksilmeyi karşılamak gibi bir amacı bulunmadığından hükmedilen manevi tazminata faiz yürütülmesinin haklı bir yönünden de söz edilemez”; “... manevi tazminata niteliği itibariyle yasal faiz işletilmesine olanak görülmemektedir”; “Yasal faiz verilmemek kaydıyla manevi taz-minat isteminin de kabulü gerekir”; “.. manevi tazminat için faiz yürütül-mesine yer olmadığına ... karar veril(miştir)”.

3. Diğer taraftan Danıştay‟ın, isabetli olarak, özellikle ilgililerin “uğra-dıkları zararların gerçek anlamda karşılanabilmesi açısından” manevi taz-minata faiz yürütülmesi gerektiği konusunda bir hayli kararı da mevcuttur.

4. Burada mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle manevi tazminat istemli olarak (da) açılacak tazminat davalarında faizin başlangıç tarihi konusu üzerine de durulmalıdır. Öncelikle, genel olarak tam yargı davalarında, farklı ihtimallere göre manevi tazminata faiz yürütülmesinin başlangıç tarihi açısından farklı yönde Danıştay kararlarının bulunduğu ifade edilmelidir. Danıştay, esas itibarıyla, mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle manevi tazminat istemini (de) içeren tazminat davalarında, ülkemizde yaşanan (yüksek) enflasyon olgusunu da dikkate alarak, manevi tazminata,“tazminat davasının açıldığı tarihten itibaren” yasal faiz işletilme-sine karar vermektedir. Diğer bir ifadeyle, mahkeme kararlarının uygulan-maması nedeniyle açılan tazminat davalarında faizin başlangıç anı olarak dava tarihi esas alınmaktadır: “... mahkeme, imar planı ve inşaat ruhsatının iptaline ilişkin idare mahkemesi kararının davalı idareye tebliğini izleyen günden itibaren hesaplanacak yasal faizin davacıya ödenmesine karar vermiş ise de, yerleşmiş yargısal içtihatlara göre, tazminata dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerekmektedir”. Bu konudaki kararlarında Danıştay, tazminat davalarının yargı denetimiyle amaçlanan sonuca ulaşılabilmesi açısından zararın gerçekçi biçimde tazmin edilmesi zorunluluğuna dikkat çekmekte; zararın gerçekçi biçimde tazmininin ise ekonomik koşullara göre belirlenebileceğini ifade ederek tazminat davalarında hükmedilen maddi ve manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizle birlikte ödenmesine hükmetmektedir. AYİM ise bir kararında işlem tarihini esas alarak tazminata hükmetmiştir: “Hükmedilen maddi ve manevi tazminata davacının Işıklar Askeri Lisesinden ilişiğinin kesildiği tarih olan 28.1.1985 tarihinden, ödemenin yapılacağı tarihe kadar %30 oranında kanuni faiz yürütülmesine (karar verilmiştir)”. Mahkeme kararlarının uygulanmaması nede-niyle manevi tazminat istemli olarak (da) açılacak tazminat davalarında fai-zin başlangıç tarihi olarak “karar tarihi” esas alınmalıdır. Zira, manevi taz-minatın takdiri mahkemeye ait olduğundan, manevi zarar esas itibarıyla mahkemenin karar tarihi itibarıyla “gerçek” şekilde ortaya çıkmaktadır.

5. Mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle manevi zarara uğ-rayan kişinin talep edebileceği faiz, “kanuni faiz”dir. Ancak Akyılmaz‟a gö-re, “tazminat davalarının hukuk devleti ilkesinin gerektirdiği sonuçları doğu-rabilmesi, uğranılan „gerçek zararın‟ tesbiti ve giderilmesiyle mümkündür. Bu anlamda tazminat faizine, kanuni faiz oranını uygulamak, gerçek zararın belirlenmesi ilkesine uygun düşmemektedir. İdari yargı yerleri, tazminat davalarında tazminata faiz uygulamasında, „gerçek zararın belirlenmesi‟ ilkesine uygun olarak, mutlaka, ülkemizde yaşanan ve artık „kronik‟ hale gelen enflasyon olgusunu da dikkate alarak tazminat faizini belirlemelidir-ler”.

SONUÇ

Mahkeme kararlarını olduğu gibi ve gecikmeksizin uygulamak idare için bir zorunluluktur. Aksi davranış mahkeme kararının “ademi infazı” anlamına gelir. “Hukuk Devleti ilkesinin doğal gereği olan bu zorunluluğa uyulmama-sı, idare tüzel kişiliğinin hukuki ve idare ajanlarının da hukuki ve cezai so-rumluluğunu doğurur”73. Bir hukuk devletinde mahkeme kararlarını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan başka bir seçeneği olmayan idarenin mah-keme kararlarını uygulamaması, karar gereklerine göre işlem tesis etmemesi veya eylemde bulunmaması ya da şekli (biçimsel) uygulamalarla mahkeme kararlarını etkisiz ve geçersiz kılması kabul edilemez. Kısacası, idarenin maddi ve hukuki açıdan uygulanabilir nitelikte olan bir mahkeme kararını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan başka bir seçeneği yoktur.

Mahkeme kararlarının uygulanmaması, diğerleriyle birlikte, idarenin “tazmin sorumluluğu”nu da beraberinde getirir. Tazminat davaları adı altın-da karşımıza çıkan bu halde maddi ve/veya manevi tazminat talep edilmesi söz konusu olur. Manevi tazminat, malvarlığında meydana gelen bir eksil-meyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. İdari Yargıda Mahkeme Kararlarının…

Şöhret, şeref, onur ve haysiyetin rencide edilmesi, elem, ızdırap, acı, üzüntü ve sarsıntı duyulması, telif hakkı, yaşam hakkı, bedensel bütünlük ve sağlık hakkının ihlal edilmesi manevi tazminata yol açar. Mahkeme kararlarının uygulanmaması nedeniyle gerçek kişiler yanında, şartların varlığı halinde, tüzel kişiler de manevi tazminat talebinde bulunabilir. Diğer hallerde olduğu gibi mahkeme kararlarının uygulanmaması halinde açılacak manevi tazminat davalarında kanuni faize de hükmedilmelidir. Kanuni faizin başlangıç tarihi olarak ise mahkemenin karar tarihi esas alınmalıdır.

 
Bugün Tekil: 666 Bugün Çoğul: 1961 Dün Tekil: 698 Toplam Tekil: 1584937 Toplam Çoğul: 3934126
        Dataişlem