,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
TÜRK CEZA KANUNU’NUN 244. MADDESİNDE DÜZENLENEN BİLİŞİM ALANINDAKİ SUÇLAR / 18-03-2013
 TÜRK CEZA KANUNU’NUN 244. MADDESİNDE DÜZENLENEN BİLİŞİM ALANINDAKİ SUÇLAR

GİRİŞ

İnsanlık, tarihi süreç içinde, medeniyet kurmak, kurduğu medeniyetleri

geliştirmek, karşılaştığı problemleri kolaylıkla çözebilmek, kendini korumak, güç

sahibi olabilmek için teknolojiyi sürekli geliştirmeye ve dönemine ait en yüksek

teknolojiye sahip olmaya çalışmıştır. Günümüzde teknolojinin geldiği nokta;

yaratıcısı olan insanoğlunu bile hayrete düşürür ve başını döndürür hale gelmiştir.

Yüksek hızlı bilgisayar teknolojisi, internet, televizyon, ATM makineleri, cep

telefonu, uydu teknolojisi, dijital kayıt sistemleri, robotlar, lazer teknolojisi artık

hayatımızdan çıkmamacasına ve her gün daha fazla etkin olan bir şekilde hayatımıza

girmektedir.

Bu teknolojik ve sosyal değişimin etkisiyle dünya çok boyutlu, köklü, dinamik

bir değişim sürecinden geçmektedir. Toplumlar, devletler, ekonomiler, kültürler,

insanlar bugüne değin kurmuş oldukları siyasal, kültürel ve ekonomik yapıları bilim

ve teknolojinin etkisiyle dönüştürerek mevcut duruma ayak uydurmaya

çalışmaktadırlar.

Teknoloji, bir yandan insan hayatını görece kolaylaştırmaya devam ederken, bir

yandan da çözülmesi gerekli birtakım problemlere yol açmaktadır. Siber suç olgusu

bunlardan sadece biridir. Suç, insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. Her dönemde,

dönemin şartlarına göre şekil alan suç ve suçlu kavramı da günümüzdeki dönüşüme

paralel gelişmeler göstermektedir. Bilişim teknolojisinin gelişmesi ve bilginin eski

devirlere göre daha çok önem kazanması, bilginin ekonomik, sosyal, siyasal

değerinin artması, bu değerler üzerinde kolay yoldan hak sahibi olmak isteyen

kişileri, bilişim teknolojisi marifetiyle suç işler hale getirmiştir. Ayrıca günümüze

kadar suçlu grubunda yer almayan binlerce insan, artık bilişim teknolojisi marifetiyle

suç işler hale gelmiştir. Bunun temel sebeplerinden birisi, hayatı kolaylaştıran

teknolojinin, suç işlemeyi de kolaylaştırmasıdır.

5237 Sayılı TCK’da Bilişim Suçları, TCK’nın ikinci kitabının üçüncü kısmı olan

“Topluma Karşı Suçlar” ana başlığı altında “Bilişim Alanında Suçlar” alt başlığı

olarak onuncu bölümde düzenlenerek kendi içinde yan başlıklar altında

sınıflandırılmıştır. Buna göre, TCK md. 243’te bilişim sistemine hukuka aykırı olarak

girme suçu, TCK md. 244’te bilişim sisteminin işleyişinin engellenmesi, bozulması,

verilerin yok edilmesi veya değiştirilmesi suçu ve bu suretle haksız çıkar sağlama

suçu ve son olarak TCK md. 245’te Banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması

suçu yer almaktadır. Gelişen teknoloji ile birlikte her gün yeni bilişim suçu işleme

şekillerinin ortaya çıkmasıyla birlikte yine hırsızlık ve dolandırıcılık gibi klasik suç

tiplerinin yer aldığı bölümlerde de bir takım düzenlemeler yapılmıştır. İnceleme

konumuz olan TCK md. 244 kapsamında bilişim sisteminin araç olarak kullanılması

suretiyle işlenmesinin klasik suçlar karşısındaki durumu ayrıca değerlendirilecektir.

Çalışmamız konusu, Türk Ceza Kanunu’nun 244. Maddesinde Düzenlenen

Bilişim Alanındaki Suçlar” başlığı altında, sadece Türk Ceza Kanunu’nun 244.

maddesine ilişkindir. Bilişim Sisteminin İşleyişinin Engellenmesi, Bozulması,

Verilerin Yok Edilmesi veya Değiştirilmesi Suçu (md. 244/1–2) ve Bilişim Sistemi

Aracılığıyla Hukuka Aykırı Yarar Sağlama Suçu (md. 244/4) kanun hükümleri

çerçevesinde, konuya ilişkin bolca yer verilen Yargıtay kararları ile öğreti görüşleri

ve tabi ki uygulamaya ilişkin sorunlarda dikkate alınarak karşılaştırma yapılarak

incelecektir. Öncelikle, TCK’nın 244. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında yer

alan fiiller, bilişim sistemini oluşturan temel kavramlar ile birlikte açıklanmaya

çalışılacaktır. Sonrasında suçun unsurlarından bahsetmek suretiyle suçun tanımı,

hukuki niteliği ve amacı anlatılacak ve devamla dördüncü fıkrada yer alan suç türü

ile unsurları hakkında, ayrıntılı olarak açıklamalar yapılarak sonuç kısmı ile

değerlendirme yapılmak suretiyle konu sunulmuştur.

TÜRK CEZA KANUNU’NUN

“244. MADDESİ”NDE DÜZENLENEN BİLİŞİM

ALANINDAKİ SUÇLAR

§ I. BİLİŞİM SİSTEMİNİN İŞLEYİŞİNİN ENGELLENMESİ,

BOZULMASI, VERİLERİN YOK EDİLMESİ VEYA

DEĞİŞTİRİLMESİ SUÇU (md. 244/1–2)

A. Genel Bilgi

Bilişim Alanındaki Suçlar, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Topluma Karşı

Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının onuncu bölümünde yer alan 243, 244, 245 ve 246.

maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Çalışma konumuzu oluşturan Sistemi

engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu” aynı kanunun 244.

maddesinde düzenlenmiş olup aynen aşağıdaki gibidir:1

“(1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez

kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi,

altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya

kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı

oranında artırılır.

(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin

kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir

suç oluşturmaması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne

kadar adlî para cezasına hükmolunur.”

Yasanın 1.ve 2. fıkralarında bilişim sistemine ve verilere yönelik zarar

verme eylemleri düzenlenmiştir. Buna göre birinci fıkrada “bilişim sisteminin

işleyişinin engellenmesi ve sistemin bozulması” eylemleri, ikinci fıkrada ise

“bilişim sistemindeki verilerin bozulması, yok edilmesi, değiştirilmesi,

1 http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr (29.03.2011)

erişilmez kılınması, sisteme verileri yerleştirilmesi ve verilerin başka bir yere

gönderilmesi” eylemleri suç tipi haline getirilmiştir.2

Yasa koyucunun bu düzenlemesinin Avrupa Konseyi Siber Suç

Sözleşmesi’nin3 4. maddesindeki “verilere müdahale” ile 5.maddesindeki “sistem

engellemeleri düzenlemeleri ile paralellik sağlamaya çalıştığı belirtilmelidir.

Ancak, yasa koyucu tarafından yapılan düzenlemelerde örnek alınan bu sözleşmede

belirtilen hususların bizim düzenlemelerimizle tam olarak karşılanabildiği söylemek

zordur.

Sözleşmenin 4. Maddesine göre “veriye müdahale”, bilgisayar verilerinin haksız

bir şekilde kasten tahrip edilmesi, silinmesi, bozulması, değiştirilmesi veya

erişilemez kılınmasıdır. Veriye müdahale fiilinin gerçekleşmesi için verinin

bilgisayar sistemi içerisinde veya herhangi bir veri taşıyıcısında bulunması arasında

fark yaratılmamıştır. “Bilgisayar sistemlerine müdahale” ise Sözleşmenin

5.maddesinde bilgisayar verisi girişi yapmak, bilgisayar verisi göndermek, bilgisayar

verilerini tahrip etmek, silmek, bozmak, değiştirmek veya erişilmez kılmak suretiyle

bilgisayar sistemlerinin işleyişini ciddi bir şekilde haksız ve kasten engellemek

olarak tanımlanmıştır. Sözleşme, bu suçun oluşması için failde bilme ve isteme

şeklinde genel kast aramakta ve taraf devletlere bilişim sistemlerinin çalışmasını

sekteye uğratma yönündeki eylemleri engellemek için yasal düzenleme yapmaları

yönünde yükümlülük getirmektedir. Sözleşmedeki bu seçimlik hareketlerin sınırlı

sayıda olmadığı da belirtilmelidir. Bu itibarla, 244. maddenin bu düzenlemeleriyle

AK-SSS’ nin 4. ve 5. maddelerinden kaynaklanan yükümlülüklerde yerine getirilmiş

olmaktadır.

Bilişim sisteminin işleyişinin engellenmesi bozulması, verilerin yok edilmesi

veya değiştirilmesi suçu da hukuka aykırı olarak bilişim sistemine girilmesi veya

sistemde kalınması suçunda olduğu gibi hemen her ülke hukukunda düzenlenmiştir.

Ancak Bilişim alanındaki suçların düzenlenmesi bakımından mukayeseli hukuka

bakıldığında iki temel sistemin uygulandığı görülmektedir: Kanun koyucular bu

alandaki suçları karşılamak için mevzuatlarında ya ayrı özel bir kanun11 yapmakta,

ya da mevcut ceza kanunları içinde12 düzenleme gerçekleştirmektedirler. TCK’n da

ise, bu alandaki suçlar hem “Bilişim Alanında Suçlar” adı altında bir bölümde

düzenlenmiş, hem de hırsızlık,14 dolandırıcılık15 gibi suçlar içerisinde de yer

almışlardır.16 Bu maddeler nitelikli hırsızlık ve dolandırıcılık teşkil eden suçların

bilişim sistemleri kullanılmasıyla nitelikli olarak gerçekleşebileceğini hüküm altına

almaktadır.

Günümüzün modern yaşama düzeninin ana konularını oluşturan ekonomi, sağlık,

eğitim, bilimsel araştırmalar, idare, savunma vb. gibi pek çok yaşamsal alanda

bilişim sistemleri vazgeçilmez araçlar olmuşlar, bu alanların pek çok yerinde geri

dönülmez şekilde insanların yerini almışlardır. Bu nedenle bilişim sistemlerine ve

içerdiği verilere karşı yapılan saldırılar sonucu bu sistemlerin kendisinin ya da

içerdiği verilerin zarar görmesi ya da bu sistemlerin geçici süreyle de olsa

çalışamaması çok büyük zararlara neden olabilmektedir. Özellikle çok iyi üretilmiş

bilişim virüsleri, kurtçuklar, truva atları gibi zarar verici yazılımlar bilişim

ağlarında geometrik hızla yayılarak bunları hazırlayan ve verilere zarar vermek

amacıyla sanal alana sokan faillerin dahi öngördüğünden daha fazla zarara yol

açabilmektedir. Sosyo-ekonomik yapı içerisinde faaliyetlerin ağırlıklı olarak

bilgisayar sistemleri aracılığıyla veri işleme şeklinde gerçekleştirilmeye başlanması

ve bunun yoğunluğundaki artış, verinin gizliliğine ve içeriğine ilişkin koruma

yanında verinin bütünlüğünün ve erişebilirliğinin de korunmasını gündeme

getirmiştir.Yasa koyucu da bu büyük tehlikeyi öngörerek verilere ya da veri

işleme zarar verme eylemlerini bu maddeyle suç haline getirmiştir.

Bu başlık altında son olarak, çalışma konumuza dâhil bulunmamakla birlikte

sadece konu bütünlüğü açısından da olsa belirtmek gerekir ki anılan kısımda bir de

BAŞIBÜYÜK, İsa: Hırsızlık ve Dolandırıcılık Suçlarının Bilişim Sistemlerinin Araç Olarak

Kullanılması Suretiyle İşlenmesi, Ceza Hukuku Dergisi, S. 14, Aralık 2010, s. 189: “Dolandırıcılık suçunun

bilişim sistemleri aracılığıyla işlenmesinin, suçun işlenmesindeki kolaylık ve takibindeki zorluk nedeniyle

nitelikli hal olarak ön görülmesi yerindedir. Fakat TCK m. 244/1 ve m. 244/2’deki seçimlik hareketler

çerçevesinde, sisteme yönelik bir müdahalenin söz konusu olduğu ve bu sayede bir yarar elde edildiği

durumlarda ise dolandırıcılık suçundan bahsedilemeyecektir. Bu durumda, TCK m. 244/4’te yer alan suç

uygulama alanı bulacaktır.”

 “Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması” na ilişkin 246. madde

hükmü bulunmaktadır. Ancak, tüzel kişilere özgü olan bu yaptırımın (md. 60)

kendilerine uygulanabilmesi için bu bölümde yer alan suçların işlenmesi suretiyle

lehlerine haksız bir menfaat sağlanmış olması gerekmektedir.

A.1. Madde Gerekçesi Ve Eski Ceza Kanunu İle Karşılaştırması

Aşağıda yer alan madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, 244.madde ile

bilişim sisteminin her nasıl olursa olsun çalışmasının ya da sistemin bozulması

cezalandırılmak istenmektedir. Maddenin gerekçesinde de, bu maddeye bilişim

sistemlerine yöneltilen ızrar (zarar verme) eylemlerinin ayrı bir suç haline getirildiği

belirtilebilir. Böylelikle bilişim sisteminin donanım kısmına mala zarar vermek

kastıyla yapılan eylemler, bu maddenin kapsamı dışında tutulmaktadır. TCK nun

151.maddesinde22 düzenlenen klasik mala zarar verme suçunun bilişim sistemleri

içerisinde sistemin yazılım yönünü oluşturan veri ve programlara yönelik

müdahaleleri kapsayıp kapsamadığına ilişkin tartışmalara açıklık getirilmiş olduğu

düşünülmektedir. Buna göre, “özel bir ızrar eylemi” ifadesiyle de anlaşılması

gereken bilişim sisteminin somut veya soyut olan tüm öğeleri bu suçun konusu

olacağıdır.

“Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme,

bozma, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştirme, var olan verileri başka

bir yere gönderme, erişilmez kılma, değiştirme ve yok etme fiilleri, suç olarak

tanımlanmaktadır. Böylece sistemlere yöneltilen ızrar fiilleri özel bir suç

hâline getirilmiştir. Aracın fizik varlığı ve işlemesini sağlayan bütün diğer

unsurları, söz konusu suçun konusunu oluşturmaktadır. Fıkrada seçimlik

hareketli bir suç meydana getirilmiştir.

İkinci fıkrada, bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu

kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi hakkında işlenmesi hâlinde,

verilecek cezanın artırılması öngörülmüştür.

Üçüncü fıkrada ise, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi

suretiyle kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlaması, ceza yaptırımı

altına alınmıştır. Ancak, bu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedilebilmesi

için, fiilin daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmaması gerekir. Bu

bakımdan, fiilin örneğin dolandırıcılık, hırsızlık, güveni kötüye kullanma veya

zimmet suçunu oluşturması hâlinde, bu fıkra hükmüne istinaden cezaya

hükmedilmeyecektir.”25

Topluma karsı suçlar kısmının onuncu bölümünde bilişim alanında suçlar

baslığı altında md.243 “hukuka aykırı olarak bilişim sistemine girme veya sistemde

kalma suçu”, md.244/1–2 “bilişim sisteminin işleyişinin engellenmesi, bozulması,

verilerin yok edilmesi veya değiştirilmesi suçu”, md.244/4 “bilişim sistemi

aracılığıyla hukuka aykırı yarar sağlama suçu”, md.245 “banka veya kredi kartlarının

kötüye kullanılması suçu” düzenlenmiştir.

5237 Sayılı TCK ile bilişim suçları açısından yapılan düzenlemede, bilişim

suçları açısından 765 Sayılı TCK26 için en yoğun eleştirilerin yapıldığı sistematik

değiştirilmiş; bilişim suçları, suçla korunan hukuksal değer gözetilerek düzenlenmiş,

suç tipleri arasında bunların korudukları hukuksal değerin niteliğine göre ayrım

yapılmıştır.

Çalışma konumuzu oluşturan 244.madde de yer alan suç tipi, 765 Sayılı

TCK’nın 525 b/127 maddesinde düzenlenen suç tipi yerine geçmek üzere yer

almaktadır.

A.2. Bilişimle İlgili Temel Kavramlar

Bilişim suçları, halk deyimi ile bilgisayar suçları olarak tanımlanabildiği gibi

“iletişim suçları”, “dijital suçlar”, “teknolojik suçlar” gibi tanımlamaları da

yapılmaktadır. Bu kavramlarla tanımlanmaya çalışılan suçlardan, hangisinin neyi

ifade ettiği konusunda da ortak bir görüş oluşmamıştır.29 Bilişim suçlarıyla ilgili

karşımıza birçok tanım çıkmaktadır. Bunlar birbirinden ayrı bir tanım olmakla

beraber, bilişim suçları terimi kullanıldığında bahsedilen, bu teknolojileri kullanarak

işlenen tüm suçlardır. Bilişim suçları30 konusunda herkesin ittifak ettiği bir tarif

yoksa da en geniş kabul gören tarif Avrupa Ekonomik Topluluğu Uzmanlar

Komisyonu’nun Mayıs 1983 tarihinde Paris Toplantısı’nda yaptığı tanımlamadır.

Bu tanımlamaya göre bilişim suçları; “Bilişim suçları, bilgileri otomatik işleme tabi

tutan veya verilerin nakline yarayan bir sistemde gayri kanuni, gayri ahlaki veya

yetki dışı gerçekleştirilen her türlü davranışlardır.”31 Türk hukuk sisteminde, gerek

ceza kanununu ve gerekse özel ceza yasalarında bilişim suçlarına ilişkin net

tanımlamalar yer almamakla birlikte yukarıda yapılan tanımlama öğretide ve yargı

kararlarında yer almaktadır.

Sürekli gelişen teknoloji karşısında, bilişim, bilişim sistemi ve bilgisayar gibi

temel kavramları tanımlamak zor olmaktadır. Bu sebeple ki, tanımlamalarda öğretide

ve uygulamada birliktelik bulunmamakta ve yasal olarak da bir bütünlük içinde

tanımlamalar yapılabilmiş değildir.

Ceza hukukundaki “suçun tipe uygunluk unsuru” açısından ve bilgisayar ile ilgili

birçok terime suçun unsurları arasında yer verilmiş olmasından ötürü, aşağıda yer

alan terimler ve tanımlamalarla çalışma konumuz açıklanmaya çalışılacaktır.

Bilişim kavramı, insanların teknik, ekonomik, mali, sosyal, kültürel, hukuksal

veya toplumsal yaşamın benzeri birçok alanında sahip oldukları verilerin

saklanması, saklanan bu verilerin elektronik olarak işlenmesi, organize edilmesi,

değerlendirilmesi ve yüksek hızlı veri, ses veya görüntü taşıyan iletişim araçları ile

aktarılması anlamında kullanılmaktadır. Bu haliyle bilişim (enformatik), bilginin

saklanması, işlenmesi ve iletilmesini konu edinmiş akademik ve mesleki bir disiplin

ve bilgi teknolojilerinin tümünü kapsayan bir üst kavram olarak nitelendirilebilir.

Bilişim sistemi ise TCK m. 243’ün gerekçesinde “verileri toplayıp

yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağı veren manyetik

sistemler” şeklinde tanımlanmıştır. Ancak yukarıda da aktarılan tanımından

anlaşılacağı üzere bilişim, hem verilerin işlenmesini (veri-işlem) hem de bu işlemin

sonuçlarının aktarılmasını (veri-iletişim) kapsamaktadır. Dolayısıyla sadece veriişlem

ile veri-iletişim unsurlarını beraberce taşıyan araçlar bütünü bilişim sistemi

niteliğindedir. Bu açıdan bakıldığında TCK gerekçesinin, bilişimin sadece veri-işlem

unsurunu esas alan buna karşılık veri iletişim unsurunu ihmal eden bilişim sistemi

tanımının noksan olduğu görülmektedir. AKSSS’nin “Tanımlar” başlıklı

1.maddesine göre ise bilişim sistemi; bir veya birçok unsuru, bir programın işleyişi

aracılığıyla verilerin otomatik olarak işleme tabi tutulmasını sağlayan, birbirine

bağlanmış veya benzeşen tek veya toplu tertibatı ifade etmektedir.

KESKİN, İbrahim: Bilişim Suçları, Adalet Dergisi, Eylül 2007, S. 29, s. 101 vd.

AKBULUT, Berrin Bozdoğan: Türk Ceza Hukukunda Bilişim Suçları, Selçuk Üniversitesi,

Hayatın olağan akışı içerisinde daha çok yerini almaya başlayan Bilgisayarın36

birçok çeşitli tanımının yapılması mümkündür. Bilgisayar kavramının sözlük anlamı

şöyle belirtilmiştir: “Çok sayıda aritmetiksel ya da mantıksal işlemlerden oluşan

bir işi, çalışması sırasında bir işletmen´in işe karışması gerekmeksizin, önceden

verilmiş bir izlenceye göre, özdevimli olarak yürüten bir veri işleyici. Bir bilgisayar

dizgesi elektronik ve mekanik birimlerden oluşan donanım ile bu donanım birimlerini

ya da kaynakları istenen işlere yöneltip verimli bir çalışma düzeni içerisinde

kullanabilmek için gerekli tüm izlencelerden ve veri yapılarından oluşan yazılım

öğelerini kapsar. Minibilgisayar, mikrobilgisayar tanımlarının dışındaki geleneksel

bilgisayarlar ana işlem birimlerinin hız ve yapısına, ana belleklerinin sığasına, dış

belleklerin ve giriş-çıkış birimlerinin türlülüğüne, sayısına ve hızına göre büyük, orta

boy ya da küçük dizgeler olarak sınıflandırılır.” yine başka bir tanıma göre, işlevi

kesin verileri otomatik işleme tabi tutan alettir. Bilişim sisteminin en yaygın

unsuru, verilerin saklanması, işlenmesi ve aktarılmasının sağlaması bakımından

bilgisayarlardır.

Bilgisayarlar temelde donanım ve yazılım olarak iki unsurdan oluşmaktadır.

Donanım, bilgisayarın görünen maddi parçalarına denir. Örneğin; merkezi işlem

birimi (CPU), ROM, RAM, çevre giriş (input), çıkış (output), yazıcı, tarayıcı,

monitör, fare, klavye donanımdır. Yazılımsa, bilgisayarın çalışmasına yarayan

değişik kodlamalardır. Örneğin; Windows, Linux vb. gibi sistemler yazılımdır.

Yazılım bilgisayarın soyut bileşenidir.

Bilişim sisteminin ruhu olarak nitelendirilebilecek olan ve bu sistemden

yararlanabilmek için hazırlanan programlar ile sistem ve kullanıcısı arasındaki

iletişimi mümkün kılan programları içeren sistem yazılımı (software)’nın işleyişini

engelleyici veya bozucu davranışlar 244/1 kapsamındadır. Buna karşılık bilişim

sisteminin bir de elle tutulabilen fiziksel bileşenleri bulunmaktadır. Hardware

olarak adlandırılan ve sistemin donanımına ait bu maddi unsurlara yönelik zarar

verici davranışlar, 244. madde yerine, bu maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere

TCK’nin 151. maddesinde hüküm altına alınmış bulunan mala zarar vermek suçu

çerçevesinde değerlendirilmelidir.

36 “Elektronik beyin” veya “kompütür” yahut “ordinatör” veyahut “bilgileri otomatik işleme tabi tutan

sistem” olarak da adlandırılan, İngilizce “to compute (hesaplamak)” kelimesinden türetilerek “computer”

diye isimlendirilen ve Türkçeye ismi “bilgisayar” olarak kazandırılmış, doktrinde değişik tanımlamaları yapılan

cihazları, insanlar tarafından hazırlanıp yüklenen programlar yardımıyla bilgileri belli bir düzende saklamak,

işleyerek belli sonuçlar üretmek, üretilen bilgileri başka yerlere iletmek, başka yerlerdeki bilgilere ulaşmak gibi

amaçlarla kullanılan makineler şeklinde tanımlayabiliriz. Ancak bilgisayarın, tüm fonksiyonlarını belirten bir

tanımının yapılması zor olduğu gibi, günümüz teknolojisinin hızlı gelişimi karşısında yapılacak bir tarifin

zamanla yetersiz kalacağı da söylenebilir. Hatta bazı yazarlar bilgisayarın tanımını yapmak yerine onun

özelliklerini belirtmenin daha yerinde olacağına inanmaktadır. KIZILTAN Mehmet Burak: 5237 Sayılı

Türk Ceza Kanununda Bilişim Sistemine Girme, Sistemi Engelleme Ve Bozma Suçları, (Tez Çalışması) 2007,

İstanbul, s. 7, http://www.belgeler.com/blg, (02.04.2011) ; AKBULUT: s. 546.

37 Bkz. http://tdkterim.gov.tr/ bilgisayar/Bilişim Sistemleri Sözlüğü (28.03.2011)

38 DÖNMEZER: s. 617.

39 “Bilgisayarın soyut bileşenini oluşturan, kodlama olarak da adlandırılan elektronik biçimde toplanabilen,

depolanabilen, işlenebilen, belli bir görevi yerine getirebilmek için bilgisayara yüklenen ya da daha önceden

içine yerleştirilen, bilgisayara işlerlik kazandıran komutlar bütününe yazılım denir.”

Son olarak “veri” tanımından bahsetmek gerekmektedir.42 Veri; bilgilerin belirli

bir formata dönüştürülmüş halidir. AKSSS’nin “tanımlar” başlıklı 1.maddesinde

veri; belirli durumların, bilgilerin kaydı ya da bir bilgisayarın bir işlemi

gerçekleştirmesini sağlayacak biçimleri de içeren bilgisayar sistemince icra

edilebilecek bir işlemler bütünü, şeklinde tanımlanmıştır. TCK’nun 243. maddesinin

gerekçesinde sistem içindeki bütün soyut unsurların veri teriminin kapsamı içinde

yer aldığı belirtilmiştir.

B. Suçla Korunan Hukuki Değer

Bilişim teknolojileri, insanlara kolaylık sağlamakla birlikte, yeni suç işleme

alanlarını da beraberinde getirmiş olup, korunmaya muhtaç yeni hukuksal değerler

ortaya çıkmıştır.45 TCK 244. maddenin 1.ve 2. fıkralarındaki suçlarla korunan hukuki

değer konusunda doktrinde görüş birliği bulunmamakta ve bu suçun

düzenlenmesinde klasik mala zarar verme suçunun kapsamı bakımından tartışmaları

da beraberinde getirmektedir. Ancak aşağıda da aktarılan görüşlerden de anlaşılacağı

üzere, 765 Sayılı Kanunun 525/b 1. fıkrasında ve TCK’nin 244/1 ve 2. fıkralarında

düzenlenen sistem ve veriye müdahalenin mala zarar vermenin özel bir şekli olarak

genel kabul gördüğüdür.

Bir görüşe göre,46 yasa koyucu yalnızca veri ve yazılımlardan oluşan soyut

unsurlarını koruma altına almamış aynı zamanda bilişim sistemlerinin somut unsuru

olan donanım kısmını da koruma altına almıştır bu nedenle bu suçla korunan

hukuksal değer karma bir nitelik taşınmaktadır denilmektedir. Bu suçla korunan

hukuksal değer bilişim sistemi ve/veya bilişim sisteminin içerdiği veriler üzerinde

tasarruf yetkisi bulunan kişinin, verilerle oluşturulan yazılım, ekonomik bilgiler,

bilimsel çalışma, bilgi vb. değerlere herhangi bir engel, arıza ya da gecikme olmadan

ulaşması ve kullanmasındaki çıkarıdır.

765 Sayılı TCK’nin 525/b 1. fıkrasında yer alan düzenleme ile ilgili olarak

Dönmezer47’in görüşü: “Bilgisayarın dokunulmaz olması gereği ve sistemin uygun

şekilde işlev görmesi ve içeriğinin aynı suretle hizmet görmesidir. Böylece aslında

başta malikin veya sistemi kullananın yararı korunmaktadır.” Ve bu madde de

düzenlenen fiiller ile sisteme ve içeriğine karşı mala zarar verme fiillerinin

işlendiğini ifade etmiştir. Yazıcıoğlu48 da bu suç ile kişilerin sistem ve içerisindeki

unsurlar bakımından sahip oldukları mülkiyet hakkının koruma altına alındığı ve

klasik mala zarar verme suçunun özel bir şekli olduğu görüşündedir. Önder49 de bu

42 İngilizceden DATA sözcüğünün karşılığı olarak dilimizde kullanılmaktadır. 5651 sayılı İnternet Ortamında

Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında

Kanun’un 2/1-k hükmüyle veri, “bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değer” şeklinde

tanımlanmıştır.

suçun klasik mala zarar verme suçunu oluşturduğunu belirtmiştir. Ersoy50 ise bu suç

ile kişinin malvarlığının korunduğunu belirtmiştir.

Başka bir görüş ise,51 suçla korunan hukuki yararın, madde gerekçesinde de

belirtildiği üzere, sistemlere yöneltilen ızrar fiillerinin özel bir suç haline getirilmesi

olduğu yönündedir. Aslında burada hem bilişim sisteminin ve hem de bu sistem

içerisinde yer alan veriler veya diğer unsurların zarar görmemesi amaçlanmaktadır.

Kurt’a göre de,52 bu suçun mala zarar verme suçunun özel bir şekli olduğu

belirtilmiş ve suçla korunan hukuki yararın öncelikle sistemin sahibi olan kimsenin

mülkiyet hakkı olduğu savunulmaktadır. Bu hükümle hem fizik, hem de soyut

kavramlar koruma altına alınmaktadır. Maddenin 1. fıkrasında, bilişim sistemi

sahibinin mülkiyet hakkı da korunmaktadır ama aynı zamanda bilişim sistemi

üzerinde hali hazırda mülkiyet hakkı bulunmayıp sadece zilyetliğini sürdürmekte

olanların bilişim sisteminin dokunulmazlığı, iletişim kurma, teknolojik gelişim

özgürlüğü engellenmiş olmaktadır. İkinci fıkrada, verilerin bozulması, yok edilmesi,

değiştirilmesi, erişilmez kılınması, sisteme veri yerleştirilmesi, var olan verilerin

başka yere gönderilmesi eylemleriyle ihlal edilen bazen mülkiyet hakkı, bazen de

eğer bu veriler özgün bir çalışmayı içeriyorsa fikri mülkiyet hakkı ihlal edilmiş

bulunmaktadır. Mesela, bilişim sisteminde çalışmasının bir kopyasını bulunduran bir

akademisyenin ya da özgün bir müzik bestesini bilgisayarında saklayan bir

müzisyenin verileri belirtilen şekillerde yok edilebilir, başka yere gönderilebilir. Bu

örnekte fikri mülkiyet hakkı ihlal edilmiş olmaktadır. Eser niteliği taşımayan ancak

özel bilgiler içeren verilerin zarara uğratılması halinde veya alınması durumunda bu

veriler, onları alan için bir değer ifade etmemekle birlikte o kişinin özel hayatının

gizliliğine, sırrın masuniyeti ilkesine zarar verilmiş olmaktadır. Ticari sırları içeren

verilerin ele geçirilmesi halinde mülkiyet hakkı zarara uğratılmış olmaktadır.

Diğer bir görüş ise53, bu düzenleme ile klasik mala zarar verme suçunun bilişim

sistemleri içerisinde sistemin yazılım yönünü oluşturan veri ve programlara yönelik

müdahaleleri kapsayıp kapsamadığına ilişkin tartışmalara bir açıklık getirmesi

amacıyla düzenlenen bir suç olduğunu kabul ile bu suçun hukuki konusunun mala

zarar verme suçunun hukuki konusuyla örtüştüğü54 belirtilmektedir.

Korunan hukuki değer bakımından; bilişim sistemlerinin sürekli gelişmesi ve

kullanım alanının genişlemesi ile birlikte, veri, program ve yazılımları hedef alan

müdahalelerin önlenmesi ve mevzuat kapsamında cezaî birer suç olarak

tanımlanması ile cezalandırılması zorunluluğu gerekmektedir. Klasik mala zarar

verme suçunda, taşınır veya taşınmaz malda genel olarak fiziksel bir zarar aranırken,

bilişim sistemlerine yönelik sistemin veri ve yazılım unsuruna müdahale bilişim

sistemi bakımından her zaman için fiziksel bir değişikliğe yol açmamaktadır.

Buradaki müdahale, sistemin işlevini, fonksiyonlarını yerine getirememesidir. Bu

haliyle mala zarar verme suçunun unsurları düşünüldüğünde, bilişim sistemi

içerisindeki soyut unsurlara yapılabilecek müdahaleler mala zarar verme suçunun

kapsamı dışında kalacaktır. Tabi ki veri ve programların malvarlığı olarak kabulü ile

bunlara yapılacak müdahalelerin mala zarar verme suçu kapsamında

değerlendirilmesi tartışılabilir ve yine fail tarafından gerçekleştirilen eylemin

niteliği de bu tartışma içinde değerlendirilebilir. Ancak 244. maddenin özel bir

düzenleme olduğu ve bu konuda da açıklık getirdiği görüşündeyim. Madde gerekçesi

ve AKSSS’nin 4. ve 5. maddelerinden de anlaşılacağı üzere, sisteme ve veriye

müdahalenin ayrıca suç olarak düzenlenmesi ile bilişim sistemi ile bilişim sisteminin

işleyişini sağlayan veri, yazılım, program ve donanım gibi soyut ve somut tüm

işlevsel öğelere yönelik haksız davranışların önlenmesi ve bu sayede de kişinin

bilişim sistemini sağlıklı bir şekilde kullanmasındaki yarar amaçlanmaktadır.

C. Suçun Faili ve Mağduru

C.1. Fail

Kanun maddesinde fail bakımından bir özellik belirtilmediğinden herkes bu

suçun faili olabilir.

Kişinin başkasının hakkına zarar vermeksizin herhangi bir bilişim sisteminde

bulunan kendisine ait verilere zarar vermesi suç oluşturmayacağı için failin tespit

edilmesi cezalandırma için önem taşımaktadır. Bu nedenle suçun failinin tespiti için,

bilişim sisteminin ve bilişim sisteminde yer alan verilerin mülkiyet, kullanım ve

tasarruf hakkının kime ait olduğu ve zararı kimin meydana getirdiği açıkça ortaya

konulmalıdır.

Zarara uğrayan bilişim sisteminin sahibi ile bilişim sistemi üzerinde barındırılan

verilerin sahibi her zaman aynı kişi olmayabilir. Bilişim sisteminin veya çeşitli veri

depolama ünitelerinin malikinin, bunların bir kısmının veya tamamının kullanım

hakkını devretmesi mümkündür. Bu durumda sistemin maliki, barındırdığı verilerin

sahibi değildir. Mesela, bir ortam sağlayıcı bedeli karşılığı sunucularında birçok

içerik sağlayıcısına ait verileri barındırabilmektedir. Başkasının verisine zarar

verebilmek için kişinin kendi sistemine veya veri taşıma aracına zarar vermesi

durumunda fail, bilişim sisteminin veya veri taşıma aracının maliki olacaktır.57

C.2. Mağdur

Suçun mağduru bakımından da ayrıca bir özellik öngörülmemiştir. Bilişim

sistemi üzerinde hak sahibi olan kişi, o bilişim sistemine karşı işlenen suçların

mağdurudur. Bilişim sisteminin üzerinde hak sahibi olmak, ya mülkiyet hakkı sahibi

55 TEZCAN, Durmuş/ ERDEM Mustafa Ruhan/ ÖNOK, Murat: 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’na Göre

Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 2006, 3. Bası, İstanbul, s. 477: “Yazarlar, sisteme ve veriye müdahale

fiillerinin mala zarar verme suçuna ilişkin özel bir düzenleme olduğunu ifade ederken verinin mala zarar verme

anlamında mal kavramına girip girmediğinden hareketle bu hususun buna ilişkin özel bir düzenleme yapılması

yoluyla veriye ilişkin ortaya çıkan boşluğun giderildiğini ifade etmektedirler.”

olmakla, ya da başka bir kısım sözleşmelerle (kira, ariyet, finansal kiralama gibi)

elinde bulundurmakla söz konusu olabilir. Örneğin finansal kiralama yoluyla almış

olduğu bilgisayarları ticari bir üretimde kullanan kiracının bilgisayarlar üzerinde

mülkiyet hakkı bulunmamakta, finansal kiralama şirketi sistemlerin sahibi

bulunmaktadır. Bu konumda olan kiracının bu sistemler üzerinde bulunan zilyetlik

hakkı gereğince suçun mağduru olduğu kabul edilecektir.58 Bu örnekte finansal

kiralama şirketi, sistemler üzerinde mülkiyet hakkı bulunsa da, suçun mağduru

olarak kabul edilemeyecektir. Çünkü verilerin gizliliği ve özel alanın masuniyeti ihlal

edilen bilişim sistemi üzerinde zilyetliğini sürdüren finansal kiralayandır.59

Başka bir ifadeyle, bu suçu oluşturan eylemlerin gerçekleştirilmesi durumunda;

bilişim sistemine ve/veya verilerle oluşturulan yazılım, ekonomik bilgiler, bilimsel

çalışma, bilgi vb. değerlere herhangi bir engel, arıza ya da gecikme olmadan

ulaşılmasında ve kullanılmasında çıkarı bulunan ve bilişim sistemi ve/veya veriler

üzerinde tasarruf yetkisi bulunan kişinin de bu suçun mağduru olacağı belirtilmiştir.60

D. Suçun Konusu

Suçun konusu denilince, bundan suç teşkil eden eylemin/eylemlerin üzerinde

etkisini gösterdiği kişi veya şey anlaşılır. TCK 244. maddede düzenlenen suçun

konusu, bilişim sisteminin soyut ve somut bileşenleri ile sistem içinde yer alan

verilerdir. Yukarıda tanımlamaya çalıştığımız bilişim sistemleri ve veri (ler)

kavramı, sistemin çalışması için gerekli olan her türlü donanımı ifade ettiği gibi

bilişim sistemi üzerinde yer alan her türden bilgi ile beraber yazılımları da ifade

etmektedir.

Ayrıca burada vurgulanması gereken bir diğer konu da yasa metninde suçun

konusu olarak bilişim sisteminin de gösterilmesine rağmen içinde hiçbir veri

bulunmayan bir bilişim sistemi ya da veri taşıma aracının bu suçun konusunu

oluşturmayacağıdır. Çünkü bu maddenin düzenlenme amacı, klasik anlamda bilişim

sisteminin somut yapısı olan donanım unsuruna verilen zararları cezalandırmak

değil, bilişim sisteminin soyut unsurları olan verilerde ve bilişim sisteminin

işleyişinde meydana getirilen zararları cezalandırmaktır. Buna göre suçun konusunu

içinde veriler bulunan bir bilişim sisteminin oluşturduğu ve failin kastının bilişim

sisteminin işleyişine ya da içerdiği verilere zarar vermek olduğu durumlarda

TCK’nin 244. maddesi; suçun konusunu, niteliği diğer herhangi bir eşyadan öteye

geçmeyen bir bilişim sisteminin oluşturduğu ve failin kastının yalnızca mala zarar

vermek olduğu durumlarda TCK’nin 151. maddesi uygulanmalıdır. Örneğin bir

mağazanın vitrininde bulunan bir bilgisayara zarar verilmesi durumunda zarara uğrayan bu bilgisayar, TCK’nin 151. maddesinde düzenlenen mala zarar verme

suçunun konusunu oluşturacaktır.65

E. Maddi Unsur

Bu suçun maddi unsuru, 244. maddenin 1. ve 2. fıkralarında ayrı ayrı bilişim

sistemine ve verilere yönelik hareketler olarak gösterilmiştir. Birinci fıkrada “bilişim

sisteminin işleyişinin engellenmesi ve sistemin bozulması” eylemleri ikinci fıkrada

ise “bilişim sistemindeki verilerin yerleştirilmesi ve verilerin başka bir yere

gönderilmesi” eylemleri suç tipi şeklinde belirtilmiştir. Buna göre bu suç seçimlik

hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu seçimlik hareketlerden herhangi birinin

gerçekleşmesi halinde suç tamamlanmış olur. Seçimlik hareketlerden bir kaçının

veya hepsinin gerçekleşmesi halinde dahi suç bir defa işlenmiş kabul edilecek ve

faile tek ceza verilecektir. Bu sebeple, hâkimin temel cezayı takdir ederken

TCK’nin 61. maddesini gözetmesi yerinde olacaktır.

E.1. Hareket (Fiil)

Bu suç tipini oluşturan eylemlerin tek tek incelenmesi sonucunda görüleceği

üzere yasa koyucu, boşluk yaratmamak amacıyla suçun maddi unsurunu çok geniş

tutmaya çalışmıştır. Bu durumun, mümkün olan tüm eylem çeşitlerini düzenleyerek,

gerçekleşen eylemleri cezasız bırakmamak açısından yerinde bir düzenleme olduğu

söylenebilirse de uygulamada suçu meydana getiren eylemin madde de belirtilen

hareketlerden hangisi ya da hangileri ile gerçekleştirildiği konusunda karışıklık

yaşanabilecektir. Çünkü söz konusu hareketler çoğu zaman bir arada ve

birbirinden ayrılması zor bir şekilde meydana geleceklerdir. Buna örnek olarak

verileri yok etmek anlamına gelen bir hareketin aynı zamanda verileri bozmak,

değiştirmek veya sistemin işlemesine engel olmak anlamlarına da gelebileceği

verilebilir. Yasa koyucu, 765 Sayılı TCK’nin 525/b maddesinden farklı olarak,

sisteme ve veriye müdahale fiilleri için farklı cezalar öngörmüştür. Aşağıda suçun

oluşması için gerçekleşmesi gereken seçimlik hareketler incelenmeye çalışılmıştır.

Ancak, öncelikle suçun işlenme şekillerinde bazılarından bahsetmek, 244.

maddede yer alan fiillerin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Yargıtay kararlarına

konu uygulamada yaygın olarak görülen suçlardan birisi, bilgisayar kullanıcısının

kişisel bilgilerini ele geçirerek banka hesaplarına yönelmek ya da kredi kartını

kullanmaktır. Burada önce mağdurun bilgisayarına sızılarak casus program

yerleştirilmekte, mağdurun haberi olmadan bilgisayarında kullandığı tüm tuşlar,

girmiş olduğu internet adresleri, sanal klavye ve girdiler kaydedilmekte ve bu bilgiler

faile casus program tarafından gönderilmektedir. Üstelik bazı programlar bu

işlemden sonra kendisini silmektedir. Başka bir yöntemde ise filtre edilmeyen

bilgisayarı olan mağdur yazmış olduğu adrese girdiğini sanarak internet bağlantısını

www…adresiyle kurar. Bu yöntemde, mağdur örneğin www…bank.com adresine

girdiğini sanır. Aslında mağdur, fail tarafından sahte bir adrese yönlendirilmiştir.

Kullanıcı, sitenin orijinal olduğunu düşünerek şifresini, kullanıcı adını ve bilgilerini

rahatlıkla gönderecektir. Sonrasında ise fail kötü amaçlarına ulaşmaktadır.

E.1.1. Bilişim Sisteminin İşleyişini Engelleme Ve Bozma

Bilişim Sistemin işleyişinin engellenmesi fiiliyle anlaşılması gereken, sistemin

geçici veya sürekli olarak kesintiye uğratılması, gerektiği gibi çalışmasının

önlenmesi, faaliyet ve kapasitesinin sınırlandırılması, sistemin işleyişinin

yavaşlatılması ya da tamamen kilitlenme noktasına getirilmesidir. Yasa koyucu

burada kavramı çok geniş tutmuş ve nasıl olduğunu aramaksızın sistemin işleyişini

bozmak dışında, sistemin işleyişini engelleyen her türlü eylemi buraya dâhil ederek

yaptırıma bağlamıştır.

Burada sistemin bozulması söz konusu olmayıp, normal şartlarda yerine

getirebildiği işlevlerini hiç ya da gereği gibi yerine getirememesi söz konusudur.

Böyle bir durumda, sistem eskisi kadar hızlı ve istenilen performansta

çalışamamakta, veri alışverişi yapamamakta, dosyaları açamamakta ve sistemin veri

işleme hızı düşmektedir.

Sistemin işleyişinin engellenmesi bilişim sisteminin elektriğinin kesilmesi,76

sistemleri birbirlerine bağlayan kabloların çıkarılması, bilişim sisteminin donanımına

ait bir unsurun çıkarılması gibi bilişim sisteminin somut unsurlarına yönelik

eylemlerle gerçekleştirilebileceği gibi, sisteme bilişim virüsü ya da mantık bombası

gibi zararlı bir yazılımın bulaştırılması ya da sistemde olmayan bir şifrenin sisteme

yerleştirilmesi veya mevcut şifrenin değiştirilmesi gibi bilişim sisteminin soyut

unsurlarına yönelik eylemlerle de gerçekleştirilebilecektir. Bilişim sisteminin

işlemesine sürekli ya da geçici olarak engel olunması suçun oluşumu açısından önem

ifade etmemektedir. Burada sistem bozulmamakta ancak normal fonksiyonlarını

yerine getiremediğinden sağlıklı çalışamamaktadır. Teknolojinin gerisinde

kalınmaması amacıyla, engelleme fiili her somut olay bakımından, farklı şekillerde

belirlenip, değerlendirilmelidir.

Diğer bilişim sisteminin işleyişini bozmak hareketinde ise, bilişim sisteminin

kendisinden beklenen işi yapamayacak duruma getirilmesi, bilişim sisteminin

düzeninin karıştırılması, bilişim sistemine zarar verilmesi veya kötü duruma

getirilmesi eylemleri ifade edilmek istenmektedir. Bozulmada tamamen çalışamaz

hale getirme ve devre dışı bırakılma söz konusudur. Bozmak eyleminin

gerçekleştirilme yöntemi, suç açısından önemli değildir. Önemli olan verilen zarar

nedeniyle sistemin bir daha çalışamayacak duruma gelmesidir.

Sistemin işleyişinin bozulması; sabit diskte bulunan verilerin düzeninin

değiştirilebilmesi, sistemin çökertilmesi, program akışının değiştirilmesi veya

yazılımların virüsler vasıtasıyla işlemez hale getirilmesi şekillerinde

gerçekleştirilebilir. Bilişim sisteminin donanım parçalarından birisine fiziki olarak

zarar verilmesi yoluyla da sistem işlemez hale getirilebilir.

Örnek vermek gerekirse, kurum işlerini yürütmek üzere yüklenmiş bir yazılımı

kullanan bir kurum bilgisayarı farz edilsin. Kurum içi ağ vasıtasıyla bu bilgisayar

diğer kurum bilgisayarlarıyla veri iletişimini sağlamakta, yaptığı işlemleri iletmekte

olsun. Aynı zamanda kurum içi faaliyetlerini yürütebilmek için kurum tarafından

yazdırılan bir programı kullanmaktadır. Bilişim suçluları ağ üzerinden sisteme

ulaşsalar ve anabilgisayara yüklü bulunan kurum yazılımının kodlarını değiştirseler

ve bu değişiklik nedeniyle söz konusu bilgisayarı kullanan memur işlem yapamaz,

evrak gönderemez, veri transferi yapamaz hale gelse, bu durumda bilişim sisteminin

bozulmasından söz edilecektir. Bu durumda kurum yazılımı ile işlem yapamayan

memurun bilgisayarı ile başka programları çalıştırıyor olması, müzik dinlemesi ya da

film seyrediyor olması suçun oluşumunu etkilemeyecektir. Aynı düzenekte bu kez de

suçlular kurumun uygulama programını değil, işletim sistemine ait bazı dosyaları

tahrip etseler, bunun neticesinde bilgisayar çalışmayacaktır. Tekrar çalıştırılabilmesi

için baştan işletim sisteminin kurulması gerekmektedir. Burada da bilişim sisteminin

bozulmasından bahsetmek gerekecektir. Bu arada diğer kurum bilgisayarlarının

çalışıyor olması suçun oluşumu açısından önemli değildir. Yine aynı düzenekte bu

kez de sanık, sistemin işleyişini bozmak amacıyla fiziki olarak bilgisayarları kırsa,

bu şekilde de82 bilişim sisteminin işleyişinin bozulması suçu oluşacaktır.

Faile verilecek cezanın belirlenmesi bakımından suçun nitelemesi önem

taşımaktadır. Burada fail tek fiil ile yasanın çeşitli maddelerini ihlal etmekte olup

TCK md. 151 ile TCK md. 244’ün unsurlarındaki farklılıkların gözetilmesi

gerekmektedir. Çünkü fail suçun belirlenmesinin ardından, TCK’nin 44. maddesi

gereğince en ağır cezayı gerektiren TCK md. 244/1 maddesi uyarınca

cezalandırılabilecektir.

E.1.2. Bilişim Sistemindeki Verileri Bozma, Yok Etme, Değiştirme,

Verileri Başka Bir Yere Gönderme

Bilişim sistemindeki verilerin bozulması, verilerin kendisinden beklenen işi

yapamayacak duruma getirilmesi, bir verinin düzeninin karıştırılması, verilerin

işlevini yitirecek şekilde şeklinin değiştirilmesi şeklinde gerçekleşebilmektedir. Veri

içeren bir dosya (ses, grafik, müzik, metin vs.) bozularak ya tamamıyla

faydalanamayacak hale ya da kısmen hasarlı hale gelir.

Failin burada bilişim sistemine zarar vermekten çok bir kısım verileri

kullanılamaz hale getirmeyi amaçlamaktadır. Bilişim sistemine girmeden de virüs

gibi zararlı yazılımlarla ve programlarla verilerin bozulması halinde de bu suç

oluşacaktır.

Bilişim sisteminin işleyişinin bozulması eylemi, verilerin bozulması eylemiyle

de gerçekleştirilebilecektir; ancak görüldüğü üzere verilerin bozulması eylemi 244.

maddenin 2. fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir. Bunun nedeni her ikisinin farklı

kastlarla gerçekleştirilen eylemler olmasıdır. Bilişim sisteminin işleyişinin

engellenmesi için verilerin bozulması halinde failin amacı sistemde bulunan verilere

zarar vermek değil bir şekilde bilişim sisteminin işleyişini bozmaktır; oysaki

maddenin 2. fıkrasında yer alan verileri bozmak eyleminde fail bilişim sistemine

zarar vermek istememekte, bilişim sisteminin içerdiği bir kısım verileri örneğin bir

uygulama yazılımını ya da depolanmış bilgileri kullanılamaz hale getirmek

istemektedir.

Madde de yer alan bir diğer seçimlik hareket ise, bilişim sistemindeki verileri yok

edilmesidir. Verinin varlığına son verilmesi, ortadan kaldırılması, hak sahibinin

tekrardan elde edemeyeceği ya da büyük güçlükler sonucu elde edebileceği şekilde

tasarrufundan çıkarılmasıdır.

Verinin bilgisayardan silinerek geri dönüşüm kutusuna gönderilmesi halinde

yeniden eski yerlerine getirilmesi sağlanabilir ancak verinin geri dönüşüm

kutusundan da silinerek, ortadan kaldırılarak tekrardan ulaşılamayacağı hallerde;

sistem içerisindeki verinin silinmesinin yok etme kapsamında olup olmadığı

tartışılması gereken bir konudur.

Dülger89, verileri yok etmenin verinin silinmesi anlamına geldiğini bu açıdan

verinin yok edilmesinin mantıksal silme eylemi olduğunu vurgulamıştır. Önder de90

bu yönde, silmenin mecazi ve mantıki anlamda olduğunu, bir programa ulaşabilmek

için aradaki mevcut bağın koparılması anlamına geldiğini ifade etmiştir. Yine

Yazıcıoğlu91 da, silme ve yok etmenin aynı anlamda olduğunu belirtmiştir. Son

olarak, Ketizmen’e göre, verinin silinmesi de verinin yok edilmesi olarak

değerlendirilmektedir. Verinin teknik olarak tekrar edilebilmesi olanağı ya da

olasılığının varlığı verinin silinmesinin verinin yok edilmesi kapsamı dışında

tutulabilmesine ilişkin gerekçe olarak gösterilemez. Mala zarar verme suçunda

olduğu gibi verinin tekrar elde edilebilmesine ilişkin emek ve masraf söz konusudur.

Verinin, mağdurun tasarruf alanından tamamen çıkartılmadığı ve onun normal

yollarla veriye tekrardan ulaşabileceği sırf yerinin değiştirilmesi gibi geçici hallerde

verilerin yok olduğunu kabul edilmesi ile bu suçun oluşmayacağını düşünmekteyim.

Bunun dışında verilerin bir taşıma aracında bulunduğu durumda ise söz konusu

taşıma aracının (taşınabilir bellek, disket, compact disc/CD) örneğin kırılması (fiziki

yollarla) durumunda veriler artık tam anlamıyla yok olmuş ve inceleme konusu

eylem de gerçekleşmiş olacaktır.

Verilerin değiştirilmesi de suçun oluşumu bakımından aranan diğer bir eylem

türüdür. Verilerin değiştirilmesi eylemiyle, bir veri ya da veri grubu yerine başka

verilerin konulması söz konusu olmaktadır. Veriden oluşan bilgi notu ya da resmin

değiştirilmesi şeklinde olacağı gibi veriden oluşan uygulama yazılımının

değiştirilmesi şeklinde de olabilecektir. Verilere başka bir görünüm kazandırma,

başka bir biçime sokmadır. Hiçbir sonuç meydana gelmese de verilerin

değiştirilmesi dahi kendi başına suç teşkil etmektedir. Örnek olarak, nüfus

müdürlüğünün bilişim sistemine girerek nüfus bilgilerini değiştiren kişinin fiili bu

suçu oluşturacaktır. Ancak, aynı kişi hastane kayıtlarına girerek bu kayıtlarla

oynamak suretiyle teşhis ve tedaviye ilişkin verileri değiştirse ve bunun sonucunda

hastanın ölümüne yol açsa bu durumda aynı maddenin son fıkrası uyarınca bu fiil

başka bir suçu oluşturacağından adam öldürmek suçu nedeniyle cezalandırılma

yoluna gidilecektir. Bu düzenleme sadece verilerin değiştirilmesi fiillerini değil, bu

madde kapsamındaki sistem ve verilere karşı icra edilen tüm suçlara yöneliktir.

Yine verilerin değiştirilmesi bakımından uygulamada Bilgi aldatmacası olarak

kullanılan başka bir terim bulunmaktadır. Bu hareketle, bilgisayara yanlış veri

girilmesi veya bazı verilerin kasten bırakılması sağlanmaktadır. Böylece fail,

bilgisayara girdiği veya bilgisayarda bıraktığı veriler ile mevcut veriler üzerinde

istediği yönde değişiklik yapma veya cihazı istediği yönde kullanma imkânına

kavuşmaktadır. Bu yöntem, bilişim sistemlerine yetkisiz veya yetkili müdahale

imkânı olan kişilerce işlenebilir. Bunlar; verileri yaratan, kaydeden, işlenme

esnasında nezaret eden, nakleden, kontrol eden, şifreleyen kişiler olabilir. Örneğin,

Almanya’da iş ve işçi Bulma Kurumu’nda çalışan bir memur, çocuk zammı ödemesi

için düzenlenen evrakta, görevli memurun imzasını taklit ederek, her seferinde 5.000

ve 10.000 DM arasında bir meblağa kendisinin ve bir yakınının hesabına aktarmış ve

bu durumun ortaya çıkmasını engellemek için, bilgisayar tarafından hazırlanan

kontrol fişinin ilk hanesindeki meblağa ilişkin verileri de silerek, yaklaşık 10 ayda 29

ayrı müdahale sonucu 250.000 DM’lık bir haksız kazanç sağlamıştır. Bu yöntemle

işlenen suçlara ülkemizde de rastlanmaktadır. Yine başka bir örnekte, işçi

emeklilerinin çoğunlukta olduğu bir ilçemizde Ziraat Bankası şubesinin veznedarı

uzun süreden beri hareket görmeyen döviz hesaplarını takip ederek, kasada mevcut

döviz durumuna göre, kısa süreli olarak çalıştığı bilgisayarın başından ayrılan

görevlinin yokluğundan istifade ederek, ödeme talimatı verip veznede kendisi

bulunduğundan düzenlediği ödeme dekontunu para çekmek için vezneye gelen

vatandaşlara imzalatıp dövizi kendi zimmetine geçirmiştir. Bu şekilde çok sayıda

hesapta bulunan dövizleri çekmiştir. Bu olay hesap sahiplerinin bankaya müracaatına

kadar ortaya çıkmamıştır.

Verilerin erişilmez kılınması, verilerin malikinin ya da ilgilisinin istediği zaman,

istediği verilere ulaşmasının engellenmesi anlamına gelmektedir.98 Örneğin,

taşınabilir bellek içinde yer alan verilerin silinmesi, bozulması, bilgisayarın çalışması

için gerekli olan elektrik sisteminin bozulması, kişinin bilgisayarındaki dosya veya

dosyalarına şifre konulması. Burada esas olan, kullanıcının istediği zaman verilere

ulaşmasının sürekli ya da geçici olarak engellenmesidir.

Bilişim sistemine veri yerleştirmek eylemiyle, fail tarafından bilişim sistemine

ya da veri taşıma aracına dışarıdan ve sistemin maliki ya da ilgilisinden izin

alınmaksızın ve rızası olmadan çeşitli verilerin sisteme kaydedilmesi, yüklenilmesi

ya da eklenilmesi kast edilmektedir. Bu yerleştirme eylemi, bilgisayarın başına

oturup “cd - rom” ya da “disket” gibi veri taşıma aracını sürücü donanımına

yerleştirip içindeki verileri bilgisayara yüklemek şeklinde yapılabileceği gibi;

internet üzerinden veri yüklemek şeklinde de gerçekleştirilebilir. Veri yüklenen

sisteme fail hukuka uygun olarak girmiş olsa dahi veri yerleştirme suçu gerçekleşmiş

olabilir. Failin bu eylem nedeniyle cezalandırılması için sisteme zarar verme kastının

bulunmasına gerek yoktur. Örneğin, bedeli karşılığı hizmet veren bir internet sitesine

bedel ödenerek ve gerekli şifreler alınarak girilmesi kişiye bu siteye veri yükleme

hakkını vermez.

Verilerin başka bir yere gönderilmesi ile hali hazırda bilişim sisteminde yer

alan verilerin, sahibinin ya da ilgilisinin izni olmaksızın orijinal konumundan başka

bir bilişim sistemine veya yere aktarılması, taşınması, gönderilmesi, kaydedilmesi ya

da kopyalanması fiilidir. Verilerin gönderilmesi fiili bir bilişim ağı üzerinden

gerçekleştirilebileceği gibi, bir veri depolama aracı ile sistemden verilerin

kopyalanarak taşıma aracı ile taşınması şeklinde de gerçekleşebilir. Verilerin

gönderilmesi fiili genellikle internet üzerinde (e-posta) sisteme yerleştirilen “Truva

atı”, “key logger”, “ağsolucanları” ve “virüsler” gibi bir takım küçük

programcıklar aracılığı ile verilerin faile gönderilmesi şeklinde gerçekleşmektedir.

Bu tür programlar aracılığı ile faile çeşitli kullanıcı adları ve parolalar veya sisteme

ilişkin veriler gönderilmekte ve sistem hakkında failin bilgilendirilmesi

sağlanmaktadır.

Verilerin nereye kopyalandığının önemi bulunmamaktadır. Fiil ticari verilerin,

askeri verilerin veya kamuya ait gizli verilerin bir başka sisteme gönderilmesi gibi

failin işine yarayabilecek veriler hakkında gerçekleşebileceği gibi, failin işine

yaramayan verilerin transferi veya gönderilmesi şeklinde de gerçekleştirilebilir.

E.2. Netice (Sonuç)

Dülger’e göre, bilişim sisteminin işleyişinin engellenmesi, bozulması,

verilerin yok edilmesi veya değiştirilmesi suçunun oluşumu için failin yaptığı

hareketlerin neticesinde bir zararın meydana gelmesi gerekmektedir. Bu bir zarar

suçudur. Çünkü 244. maddede sayılan eylemler “engelleyen, bozan, yerleştiren,

gönderen, erişilmez kılan, değiştiren, yok eden” şeklinde gösterilerek, eylemin

101 EKER, Ö. Umut: Türk Ceza Hukuku’nda Bilişim Suçları, 2006, Ankara, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:

62, s. 125; DÜLGER: s. 238.

102 Görünüşte yararlı bir işlevi yerine getirdiği düşünülen ancak bunun dışında bilişim sistemine zarar verecek

gizli kod da içeren bir programdır. Genellikle internette ücretsiz yazılım sağlayan web sitelerinde ya da

elektronik posta yoluyla kullanıcılara ulaştırılmaktadır. Bu sisteme bulaştıktan sonra, sistemin açılması ile

beraber kendisini belleğe yükler ve sistem ağlarının açıklarını kullanarak, programı yerleştiren tarafın

isteklerine cevap verir.

103 Herhangi bir kullanıcı müdahalesine ihtiyaç duymadan kendi kendini çalıştırabilen ve kendisi bir kopyasını

ağa bağlı olan diğer bilişim sistemlerine de kopyalayabilen bir programdır. Çoğunlukla iletişim ağında bulunan

sistem operatörlerine yakalanmamak için bıraktıkları tüm izleri siler. Ağ solucanları çoğunlukla bilgisayar

virüsleri ile karıştırılmaktadır. Fakat ağ solucanları, bilgisayar virüsleri gibi sisteme zarar verme zorunluluğu

olmadan da sistemin içinde dolaşabilmektedir.

meydana getirilmesi ve bir sonucun ortaya çıkması aranmıştır. Aynı şekilde,

Yılmaz’a göre de, eylemlerin meydana gelmesi ile bir sonucun ortaya çıkması

aranmaktadır. Bu eylemler neticesinde zararın meydana gelmemesi hayatın olağan

akışına aykırı olacağı ve bu nedenle suçun neticeli suç olduğu ifade edilmektedir.

Kurt, verilerin değiştirilmesi ve başka yere gönderilmesi suçu bakımından,

zarar doğması şartının aranmayacağını belirtmiştir.

Meran’a göre, kanun koyucu, zarar sonucunun meydana gelmesini madde

metninde açıkça aramamış olduğundan ve seçimlik hareketlerden birinin

gerçekleştirilmesi suçun oluşması bakımından yeterli görüldüğünden suçun şekli

neticesiz suç niteliği taşıdığını söylemek olanaklıdır. Suçun sonucu, hareketten

ayrılmamaktadır. Hareketle birlikte sonuç da meydana geldiğinden yani hareket ve

sonuç yer ve zaman bakımından birbirinden ayrılmadığından bu tür suçlara

“neticesiz” suç da denilebilmektedir.

Ceza hukukunda netice (sonuç), hareketin dış dünyada meydana getirdiği, suç

tanımına uygun olan değişikliktir ve netice, dış dünyada gerçekleşen bir olaydır.

Çalışma konumuzu oluşturan suç birden çok ve farklı hareketlerle

gerçekleştirilebildiğinden, çoğu zaman hareket ve bunun sonucu oluşan neticeler de

birbirinden farklı olabilecektir. Failin suç sayılan hareket veya hareketleri

neticesinde suç konusu, bir zarara uğramış ise ortada zarar suçu vardır ve burada

korunan hukuki yarara zarar verilmiştir. Görüldüğü üzere yasada yer alan hareketler

zarar verici özelliklere sahiptir ancak yukarıda da belirtildiği üzere, verilerin

değiştirilmesi ve başka yere gönderilmesi suçu bakımından zarar şartı aranmamalı ve

haksız bir menfaatin temin edilmesiyle de suçun tamamlanmış olduğu ve kabul

edilmelidir. Tabi ki burada eylemlerin farklılığına istinaden, verilerin ele geçirilmesi

eylemin gerçekleşmesi için yeterli kabul edildiğinde suçun oluşması için ayrıca bir

zararın meydana gelmesi aranmayacağından bu bir tehlike suçudur.

F. Hukuka Aykırılık Unsuru

İşlenen fiil hukuk düzeniyle uyuşmazlık içindeyse hukuka aykırılık unsuru

tamamlanır. Hukuka aykırılık unsuru denildiğinde, bundan tipik eylemin tüm hukuk

düzeni ile çelişme ve çatışma halinde bulunması anlaşılır. İlke olarak kanuni unsuru

gerçekleştiren bir hareket hukuka aykırıdır. Ancak, ceza hukuku hukuka aykırılığa

bir takım istisnalar getirerek, kanuni unsuru tamamlayan bazı fiillerin hukuka uygun olacağını belirlemiştir, hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldıran, fiili ceza

kuralının amacına aykırı bir hale getirmeyen, fiilin doğrudan hukuka uygun bir

şekilde doğmasını sağlayan sebeplere hukuka uygunluk sebepleri denmektedir.

bunlar; Kanunun hükmü ve amirin emri (TCK m. 24/1), Meşru savunma ve

zorunluluk hâli (TCK m. 25), Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası (TCK m. 26)

olarak sayılabilir. İnceleme konusu olan suç tipinin oluşması, eylemin hukuka aykırı

olmasına bağlıdır. Aşağıda çeşitli hukuka uygunluk sebepleri açıklanmaya

çalışılmıştır.

TCK’nin 244/1 ve ikinci fıkralarında düzenlenen eylemler hukuka aykırı olarak

gerçekleştirilmelidir. Bilişim sisteminin işleyişinin engellemek, bozmak, verilerin

yok edilmesi, değiştirilmesi veya bozulması fiillerinde her olay için hukuka uygunluk

sebeplerinin varlığı araştırılmalıdır. İlgilinin ya da sahibinin rızası ve bilgisi

dâhilinde yapılan müdahaleler, bu kapsamda suç oluşturmayacak ve TCK’nin 26.

maddesine göre sahibinin rızası hukuka uygunluk sebebi oluşturacaktır. Burada

dikkat edilmesi gereken yetki ve rıza kapsamının sınırlarının belirlenmesidir. Bu

sınırların dışında hareket edilmesi halinde, suçun oluştuğu kabul edilmelidir.

Bilgisayarı kullanmak için alan kişi ya da teknik destek verilmesi için bir

teknisyene sisteme müdahale edilmesi yönünde yetki verilmesi hallerinde,

bilgisayarın içindeki malike ait sisteme veri yerleştirilmesi, bilişim yazılımına ya da

uygulama yazılımına zarar vermek kastıyla müdahalede bulunduğunda, 244.

maddede yazılı suç gerçekleşmiş olur. Burada artık kullanım hakkının devredildiği

kişiye baştan verilen rızanın sınırları aşılmış ve bu kişinin yaptığı eylem hukuka

aykırı bir hal almıştır.

Kanun hükmünün icra edilmesi durumunda bu suç, hukuka uygun hale gelir.

Kanun hükmünün icra edilmesine örnek verecek olursak; çıkar amaçlı suç örgütleri

hakkındaki kovuşturmalarda 4422 Sayılı Kanunun İletişimin Dinlenmesi veya

Tespitine ilişkin ve 2. maddesi ve Kayıt ve Verilerin İncelenmesine ilişkin 4.

maddesinde yazılı koşullara riayet etmek suretiyle bilişim sistemlerinde yer alan veri

ya da programın ele geçirilmesi hukuka uygundur. Böyle bir soruşturma sırasında

suç faillerine ait bilişim sistemlerindeki veri, program veya diğer herhangi bir

unsurun ele geçirilmesinin hukuka aykırı olduğunu düşünen kolluk görevlisinin bu

düşüncesi eylemini suç haline getirmez.

düzenlenen “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama,

kopyalama ve elkoyma” işlemi kapsamında sisteme ve verilere müdahale söz konusu

olmaktadır ancak hâkim kararı ya da yetkili merci tarafından verilen bu kararın

uygulanması esnasında bu suç oluşmayacaktır.

Yine meşru müdafaa bakımından, saldırıdan zarar gören bilgisayar kullanıcısı

veya sahibinin bazı saldırı programları kullanarak karşı tarafı rahatsız etmek ve

saldırıları önlemek amacıyla yapacağı sisteme girme eylemi buna örnek olarak

gösterilebilir.

G. Manevi Unsur

Suçun diğer bir unsuru da, manevi unsurdur. Manevi unsur, işlenen fiil ile kişi

arasındaki manevi bağı ifade etmektedir. Bu bağ tesis edilmeden, gerçekleştirilen

davranış fiil niteliğini taşımaz ve dolayısıyla, bir suçun varlığından söz edilemez.

Suçun manevi unsuru olarak ilk akla gelen kast ve taksirdir.

Bu suçun manevi unsuru bilerek ve isteyerek genel suç işleme kastıdır. Ancak

tek başına bilme suç işleme kastının varlığı için yeterli değildir, bunun yanı sıra

faillin gerçekleştirdiği eylemi ve sonuçlarını istemesi, suç işleme kastının varlığı için

gereklidir. Fakat bu suç kapsamında yer alan eylemlerden herhangi birinin gerekli

dikkat ve özen unsurlarına riayet edilmeden uygulanması halinde taksirle de

işlenebilecektir. Örneğin, bilişim alanında bakım ve teknik destekten sorumlu olan

görevlinin veri işlemine engel olmak kastıyla yapılan virüs saldırısının önlenmesi

için gerekli olan yazılımı veya programı tedbirsizlik halinde bilişim sistemine

yüklememesi veya dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak verilerin

kaybolmasına ya da değiştirilmesine sebebiyet vermesi hallerinde kasten hareket

ettiğini ispatlamak her zaman kolay olmayacaktır. Bu gibi durumlarda suçun taksirle

işlemiş olduğunun kabulü ile yaptırımının belirlenmesi gerekecektir.

Kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere, bu suç için failin bilerek ve isteyerek

hareket etmesi arandığı için bu suç tipinin taksirle işlenmesi olanaklı değildir.

Nitekim bilişim alanındaki suçların tümünün kasten işlenmesi öngörülmektedir.

Ancak, yukarıda yer alan örnekte de belirtildiği üzere taksire de imkân veriyormuş

gibi düşünmekle birlikte taksirle işlenmiş bir fiilin cezalandırılabilir olabilmesi için,

suça ilişkin kanuni tarifte bunun açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Bu nedenle yasa

koyucu tarafından taksirle bilişim sistemin işleyişinin engellenmesi, bozulması ile

verilerin yok edilmesi, değiştirilmesi hareketlerinin cezalandırılacağı madde

metninde yer almalıdır ve tabi ki her farklı somut olay bakımından değerlendirme

yapılması gerektiği de aşikârdır.

(5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının

kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından

imza altına alınır.

117 İnternet dolandırıcılıkları, tipleri, korunma yöntemleri ve konuyla ilgili hukuki değerlendirmeler konusunda

H. Suçun Özel Görünüş Biçimleri

H.1. Teşebbüs

Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya

başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu

tutulur. Bilişim sisteminin işleyişinin engellenmesi, bozulması, verilerin yok

edilmesi veya değiştirilmesi suçunda teşebbüs mümkündür. Maddede gösterilen

seçimlik hareketlerden herhangi birisinin tamamlanmasıyla suç işlenmiş olur. Bu suç

seçimlik hareketli olduğu için, yasada belirtilen eylemlerden herhangi birinin

tamamlanması ve zararın meydana gelmesi durumunda diğer eylemler teşebbüs

derecesinde kalmış olsalar da suç tamamlanmış sayılacak ve faile tamamlanmış

suçun cezası verilecektir.

Örneğin, bir bilişim sistemine veya içerdiği verilere zarar verilmesi amacıyla

sisteme bir bilişim virüsünün yüklenmesi ve bu yazılım harekete geçmeden bunun

sistemin sahibi tarafından fark edilerek etkisiz duruma getirilmesi yada anti virüs

programının devreye girerek engellemesi durumunda suça teşebbüs gerçekleşmiş

olacaktır. Benzer bir şekilde mantık bombası yazılımının harekete geçme

zamanından önce fark edilerek etkisiz kılınması durumunda da suça teşebbüs

gerçekleşmiş olacaktır. Teşebbüs konusu bakımından Yargıtay’ın emsal kararları

bulunmaktadır. Bununla birlikte, sisteme giren ve veri yerleştirmeye çalışan fail,

gönüllü olarak bu fiilden vazgeçmiş ise, 244’e göre, teşebbüsten değil, diğer

hareketler tamamlanmamış olsa dahi 243/1. maddeye göre cezalandırılacaktır.

H.2. İştirak

Suça iştirak açısından kanunda bir özellik belirtilmemiş olup TCK 37, 38, 39 ve

40. maddelerinde düzenlenen suça iştirake ilişkin genel hükümler burada da

uygulanacaktır.

Bir görüşe göre, karşılaştırmalı hukukta yer alan düzenlemeler karşında, 5237

sayılı TCK’ da da, başta haksız erişime ilişkin olmak üzere bilişim suçlarının iştirak

halinde işlenmesi, ayrıca suça tesir eden neden olarak düzenlenmesi gerektiği ifade

edilmektedir.

H.3. İçtima

Bu suçun zincirleme suç şekilde işlenmesi mümkündür. Örneğin sistemin

çalışmasının engellenmesi ya da hukuka aykırı olarak veri yerleştirilmesi için kısa

zaman aralıklarıyla ve aynı suç işleme kastıyla bilişim sistemine birçok kez etkide

bulunulması mümkündür.

TCK’nin 244. maddesinde düzenlenen bilişim sisteminin işleyişinin

engellenmesi, bozulması, verilerin yok edilmesi veya değiştirilmesi suçunun 1.

fıkrasıyla, TCK’nin 151. maddesinde düzenlenen mala zarar verme suçu arasındaki

ilişkinin de burada açıklanması gerekmektedir. TCK’nın 151. maddesinde

düzenlenen mala zarar verme suçunda, suçun konusunu “başkasının taşınır ya da

taşınmaz malı” oluşturmaktadır. İnceleme konusu suç tipinde ise suçun konusunu

yukarıda da açıklandığı üzere “bilişim sistemi olduğu kadar veriler” de

oluşturmaktadır; ancak burada kastedilen bilişim sistemi bir mal olarak duran ve

vitrin bekleyen bir eşya değil; işlerliği olan, bilişim sistemi olarak kullanılan ve fayda

sağlayan bir araçtır. Bu nedenle 151. maddeyle 244. madde birbirinden tamamen

farklı iki suç tipini düzenlemekte ve suç politikasıyla belirlenen iki farklı hukuksal

değeri koruma altına almaktadır. Dolayısıyla iki madde arasında özel hüküm-genel

hüküm ilişkisi bulunmadığı gibi salt mala zarar verme kastıyla yapılan bir fiile 151.

maddenin uygulanması gerekmektedir.

Diğer yandan burada belirtilmesi gereken bir başka durum da TCK’nın 243.

maddesinde düzenlenen “hukuka aykırı olarak bilişim sistemine girme ve sistemde

kalmaya devam etme suçunun” inceleme konusu suç tipi açısından geçitli suçun129

olabileceğidir. Gerçekten de birçok olayda bilişim sisteminin işleyişinin

engellenmesi, bozulması, verilerin yok edilmesi veya değiştirilmesi fiillerinin

gerçekleştirilmesi için öncelikle bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girilmesi ve

orada hukuka aykırı olarak kalınması gerekecektir. Bu durum gerçekleştiğinde ise

yalnızca gerçekleşen ikinci suçun cezası, yani 244. maddenin 1. ve 2. fıkraları için

öngörülen ceza faile verilecektir.

I. Suça Etki Eden Nedenler

TCK’nin 244. maddesinin 3. fıkrasında, suç tipinde tanımlanan fiillerin “bir

banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim

sistemi üzerinde işlenmesi” hali ağırlatıcı neden olarak öngörülmüş olup verilecek

ceza da yarı oranında arttırılmıştır.

127 YURTCAN: s. 92-93: Madde gerekçesi bkz. “…Müteselsil suç yerine zincirleme suç kavramı

benimsenmiştir. Zincirleme suç halinde aynı suçun birden fazla işlenmiş olması söz konusudur…”

Karagülmez’e göre,131 tüm kamu kurum veya kuruluşlarına ait bilişim sistemleri

3 numaralı fıkra kapsamında değerlendirilebilecektir. Buna karşın, özel kurumlardan

ise banka ve kredi kurumu132 niteliği olmayan diğer tüm özel kurum veya şirketler

TCK 244/3 kapsamında133 değerlendirilemeyecektir.

765 Sayılı TCK’nın 525 / b – 1. maddesinde düzenlenen benzer suç tipinde,

sistemin işlemesinin engellenmesi eyleminin geçici olması ve / veya sistemin kişisel

bir bilgisayar olması durumları yasada belirtilmemiş ve bu konuda bir ayrım

yapılmamıştı. Örneğin kişisel bilgisayarın işlemesinin on dakika süreyle

engellenmesi nedeniyle ortaya çıkacak zararla bir finans kurumunun ya da kamu

kuruluşunun bilgisayarlarının on dakika süreyle işlemesinin engellenmesi nedeniyle

ortaya çıkacak zarar arasında büyük fark vardır. Böylece, 244. maddenin 3.

fıkrasında yer alan düzenleme ile bu konudaki belirsizlik ve eksiklik de

giderilmiştir.

Son olarak belirtmek gerekir ki, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 157.

maddesinde; “Bu Kanuna tâbi kuruluşlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 244

üncü maddesinde tanımlanan sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya

değiştirme suçu açısından banka veya kredi kurumu olarak kabul edilir.” şeklinde

bir düzenleme yer almaktadır. Donay,135 TCK daki düzenlemenin gözden

kaçırıldığını ve bu özel yasada yer alan düzenlemenin gereksiz ve anlamsız olduğunu

ifade etmektedir. Yazara göre, bu kanuna tabi kuruluşların TCK’nın 244.

maddesindeki suçu işlemeleri halinde her halde başka bir kuruluş olmaları olanağı

yoktur. Eğer 5411 sayılı yasanın 3. maddesindeki tüm kuruluşlar TCK’nın 244.

maddesindeki suçu işlerse banka ve kredi kurumları gibi cezalandırılacakları ifade

edilmek isteniyorsa buna da gerek yoktur. Zira 244.madde genel bir hükümdür ve

maddeyi kim veya hangi kuruluş adına ihlal edilirse, unsurlar gerçekleştiği durumda

cezalandırılmaları söz konusu olacaktır. Ancak, “157. maddeye aykırılık halinde,

TCK’nin 244. maddesinin 1. fıkrasındaki basit şeklinin cezası mı verilecek yoksa 3.

fıkrasındaki ağırlatıcı ceza mı söz konusu olacaktır?” sorusu karşısında bu tür

düzenlemelerin uygulamada da farklı ve hatalı sonuçlar doğuracağına işaret

etmektedir. Yazar, burada söz konusu olanın banka ve her türlü kredi kurumu

olduğunu belirtmek suretiyle, 244/3. maddenin uygulanması gerektiğini

belirtmektedir. Bu görüşe katılmakla birlikte, TCK’nın genel düzenlemesi karşısında

özel bir yasada böyle bir düzenlemeye yer verilmesinin yararı olmadığı gibi

uygulamada karışıklığa yol açabileceğini düşünmekteyim. Ancak bu maddenin

konulması amacının ilgili suçun cezalandırılması bakımından hiçbir boşluk

bırakılmaması çabası olduğu anlaşılmalıdır.

J. Yaptırım Ve Usul Hükümleri

5237 sayılı TCK’nın 244. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen fiiller açısından

bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası, 2. fıkrada düzenlenen eylemler açısından ise

altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. 3. fıkrada yer alan ağırlatıcı

neticenin gerçekleşmesi halinde ise faile verilecek olan cezalar yarı oranında

artırılacaktır.

Bir görüşe göre, bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma fiili,

sistemdeki verilere yönelik fiillere göre daha ağır nitelikte görülerek, 2 numaralı

fıkraya göre 1 numaralı fıkrada daha fazla ceza ihdas edilmiştir. Bu yaklaşım, bilişim

sisteminin işleyişi, bu sistem içerisinde yer alan bir veriye göre daha önemlidir

düşüncesine dayanmaktadır. Ancak, bazen bilişim sistemi içerisindeki bir veri,

bilişim sisteminin işleyişinden çok daha kıymetli ve önemli olabilir. Böyle bir

ihtimalde verinin kıymeti, 244. maddenin 2. fıkrasında gözetilmemiş olmaktadır. Bu

nedenle, 244. maddenin 2. fıkrasında yapılacak bir düzenleme ile suça konu verinin

değerinin bilişim sisteminden çok daha değerli olduğu hallerde cezanın arttırılması

mümkün kılınmalıdır.

Maddenin 1. ve 2. fıkralarında öngörülen suçlara ilişkin olan bu hapis cezalarının

alt sınırının altı ay ve bir yıl olduğu, bu sürelerin ise TCK.’nın 49/2. maddesi

uyarınca kısa süreli kabul edildiği gözetildiğinde, hâkimin cezayı alt sınırdan vermesi

durumunda 50/1. madde uyarınca adli para cezasına ya da diğer bir tedbire çevirmesi

de olanaklıdır. Ancak bu halde cezanın ertelenmesi olanağı yoktur. Bunun yanında

sonuç ceza, 51. maddede öngörülen iki yıl veya daha az süreli hapis cezası ise

mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada

18 yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç

yıldır.

TCK’nın 244. maddesinde düzenlenen suçlar şikâyete bağlı olmayıp,

C.Başsavcılığı tarafından doğrudan soruşturma yapılır. Yargılama yetkisi ise asliye

ceza mahkemelerine aittir.

TCK’nın 246. maddesi gereğince bu suçun işlenmesinden tüzel kişilerin

hukuka aykırı yarar sağlaması halinde bunlara TCK’nın 60. maddesinde gösterilen

kendilerine özgü güvenlik tedbirleri uygulanacaktır.

§ II. BİLİŞİM SİSTEMİ ARACILIĞIYLA

HUKUKA AYKIRI YARAR SAĞLAMA SUÇU (md. 244/4)

A. Genel Bilgi

Bilişim sistemlerinin yaygın olarak kullanılması, ekonomik değerleri gerçek

değişimi yanında, ekonomik değerin bilgisayar sistemleri içerisinde veri olarak

temsil edilmesi olanağı sonucunda, bu tür veriler üzerinde bilgisayar sistemleri

aracılığıyla işlem yapılması suretiyle ekonomik değerin temsili değişimini olanaklı

kılmıştır. Bu tür temsili değişim olanağı, aynı zamanda ekonomik değerin temsil

edildiği verilere ya da bu verileri barındıran bilişim sistemlerine müdahale

aracılığıyla hukuka aykırı olarak ekonomik değerin elde edilmesi olanağını

beraberinde getirmiştir. Bu husus, siber suç sözleşmesinde de yer verilen bilgisayar

aracılığıyla dolandırıcılık suçu ile ilgili olarak sözleşmenin açıklayıcı raporunda,

teknolojik gelişim sonucu olarak kredi kartı dolandırıcılığı da dâhil olmak üzere

dolandırıcılık fiilleri gibi ekonomik suçların işlenme olanaklarının hızla çoğaldığı ve

bilgisayar sistemlerinde temsil edilen ya da yönetilen ekonomik değerlerin,

geleneksel olarak cezai müeyyideler ile korunan malvarlığına yönelik ihlallere

benzer şekilde manipülasyonların hedefi olduğu şeklinde ifade edilmiştir.

Yukarıda kısaca aktarılan bu gerekçelerle, bilgisayar aracılığıyla para ya da diğer

ekonomik değerlerin elde edilmesine yönelik bu tür fiillerin etkin olarak

cezalandırılabilmesi amacıyla, söz konusu fiillere özgü düzenleme yapılması yoluna

gidilmiştir. Bu bakımdan, “bilgisayar sistemi kullanarak yarar sağlamak”,

“yarar sağlama suçu”, bilgisayar marifetiyle dolandırıcılık” olarak da

adlandırılan bilişim sistemleri aracılığıyla yarar sağlama genel olarak malvarlığı

kapsamında değerlendirilebilecek bir değerin, bilişim ya da bilgisayar sistemlerine

müdahale edilmesi suretiyle hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi fiillerini kapsayan

bir suç olarak değerlendirilecektir.

244. maddenin dördüncü fıkrasıyla ilk iki fıkrada tanımlanan fiillerin işlenmesi

suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar 144sağlaması

daha ağır bir cezayı gerektiren farklı bir suç olarak tanımlanmıştır. Ancak failine, bu

fıkra hükmüne dayanarak ceza verilebilmesi için fiilin başka bir suça vücut

vermemiş olması145 gerekmektedir.

Bu düzenlemeye suçun manevi unsuru ve neticesi yönünden kısmen benzer

olarak 765 Sayılı TCK’nın 525/b maddesinin ikinci fıkrasında, “bilgileri otomatik

olarak işleme tabi tutmuş bir sistemi kullanarak kendisi veya başkası lehine hukuka

aykırı yarar sağlamaktan” söz edilmektedir. Ancak yeni düzenlemenin eski

düzenlemeden temel farkı, yeni düzenlemede suçu oluşturan fiillerin açıkça

gösterilmesi ve suçun sınırlarının iyi çizilmesidir. Özellikle 765 Sayılı TCK’nın

525/b.2. maddesinde düzenlenen suçun uygulamada sorunlara yol açacağı yönündeki

görüşler karşılanmaya çalışılmak istenmiştir. 244/4’te tanımlanmış olan bu fiil,

bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçu (md. 142/2.e) veya yine

bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu (md.

158/1.f) gibi Kanun’ca ayrıca yaptırım altına alınmış bulunan başkaca suçlara da

vücut verebilir. İşte 244/4 tamamlayıcı bir norm olarak düzenlendiğinden, bu

hükümde belirtilen fiillerin başka suç tanımlarına uyması halinde fail, o hükümlere

göre cezalandırılacaktır. Cezalandırma konusunda 244/4, sadece fiilin başkaca

herhangi bir özel suç tipine uymadığı durumlarda gündeme gelecektir.

Yine bu düzenleme ile paralellik gösteren benzer bir düzenleme, Avrupa Konseyi

Siber Suç Sözleşmesi’nin 8. Maddesinde150 de yer almaktadır. Bu Maddenin

amacı151, mülkiyeti yasadışı biçimde nakletmek amacıyla veri işleme sürecine

yapılan kanunsuz manipülasyonları suç olarak tanımlamaktır. Bilgisayar sahtekârlığı

manipülasyonları başka bir kişinin mülkiyetinin doğrudan ekonomik ya da zilyetlik

kaybına yol açıyorsa ve fail kendisi veya bir başkasına kanunsuz ekonomik kazanç

sağlamayı amaçladıysa suç olarak tanımlanmaktadır. Mülkiyetin kaybı terimi

paranın, ekonomik değeri olan maddi ve gayri maddi varlıkların kaybını

kapsamaktadır.

TCK’nın 244/4. maddesinde düzenlenen, “Sistemi engelleme, bozma veya

sistemdeki verilere müdahale suretiyle haksız çıkar sağlama suçu” karşısında,

hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle (md. 142/2.e) ve

dolandırıcılık suçunun bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç

suçun daha ağır bir ceza gerektirmesi şartını öngörmektedir. KETİZMEN: s. 177; Aynı yönde ayrıntılı bilgi

için bkz “Madde gerekçesi, (4) numaralı fıkra metnine uygun değildir ve önemli olan yasa metnidir.”

olarak kullanılması suretiyle işlenmesi (md. 158/1.f) uygulamada hangi suçun

uygulanacağı ve suçların içtimaı konularında tartışma konusu olmaktadır.

Esasında bu tartışmaların sebebi madde metninde yer alan “başka bir suç

oluşturması halinde” şeklinde yer alan düzenlemenin varlığı152 ve bu suçla korunan

hukuki değer hakkında, kanun sistematiğinde yer alan düzenlemeler karşısında

uygulamada yer alan farklı tanımlamalar ve görüşlerdir. Aşağıda yapılan ayrım

doğrultusunda Yargıtay kararlarından da bahsedilmek suretiyle konu açıklanmaya

çalışılacaktır.

A.1. Bilişim Sisteminin Kullanılması Yoluyla İşlenen Hırsızlık Suçu

Bakımından 244/4. Maddenin Değerlendirilmesi

TCK’nın 142. maddesinde hırsızlık suçunun nitelikli halleri düzenlenmektedir.

Bu maddenin 2. fıkrasının “e” bendinde ise “bilişim sisteminin kullanılması yoluyla

işlenen hırsızlık suçu” yer almaktadır. Fıkranın “e” bendine göre, hırsızlık suçunun

bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi, daha ağır ceza ile

cezalandırılmayı gerektiren bir nitelikli unsur oluşturmaktadır. Kişinin rızası dışında,

failin kendisine veya başkasına yarar sağlamak amacıyla hareket edip kişinin eşya

üzerindeki egemenliğine bilişim sistemi aracılığıyla son verilmesi fiiliyle bu suç

gerçekleşecektir. Bu düzenlemenin amacı, gelişen teknoloji ile birlikte her gün yeni

bilişim suçu işleme şekillerinin ortaya çıkmasıdır. 765 sayılı TCK’nın 525/b.2

maddesinde düzenlenen hukuka aykırı yarar sağlama suçuyla düzenlenen fiillerden

birisi de bilişim sistemi aracılığıyla gerçekleştirilen hırsızlık fiilleridir. 5237 sayılı

TCK’nın 142. maddesiyle de “suçla korunan hukuksal değer” gözetilerek153 bu suç

tipi ilgili olduğu bölümde düzenlenmiştir.

Hırsızlık suçu, TCK’nın ikinci kısmının, malvarlığına karşı suçlar başlıklı

onuncu bölümünün 141. maddesinde tanımlanmıştır.154 Bu maddeye göre, mal

üzerinde zilyetliği bulunanın rızası olmadan, başkasına ait taşınır malı, kendisine

veya başkasına bir fayda sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak hırsızlıktır.

Örneğin155, bir holdingin üretimini yaptığı beyaz eşyaları muhafaza ettiği ve

holdingin, bilişim sistemine bağlı merkezi kilit sistemi ile kilitli deposundaki malları

çalmak üzere ağ üzerinden şirketin bilişim sistemine ulaşan hırsızların, kilit sistemini

kontrol eden bilişim sistemini tahrip ederek devre dışı bırakmaları, depo kapılarının

açılması üzerinde de, burada bulunan beyaz eşyaları çalmaları kurgulamasında,

bilişim sistemi kullanılarak eşyanın muhafaza edildiği deponun kilit sistemini kontrol

eden bilişim sistemine ağ üzerinden ulaşarak tahrip edilmekte, sistemler devre dışı

152 ÜNVER, V.Türk Alman Ceza Hukuku Sempozyumu: “Aslında yapılan bu düzenleme ile suçların

birleşmesi/içtima konularında çözüm getirilmek istenmektedir. Ancak, içtima ile ilgili kuralları bir tarafa

bırakırsak, uygulamada daha az sorun yaşanması bakımından bu düzenlemenin hiç olmaması daha yararlı

olurdu.”

153 DÜLGER: s. 289.

154 Md. 141: (1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar

sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

bırakılmakta, sonrasında klasik hırsızlık suçu işlenmektedir. Ancak klasik hırsızlık

suçu bilişim sistemi kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Deponun kapıları fiziki

müdahale olmaksızın bilişim sistemi üzerinden yapılan eylem ile açılmıştır. Burada

TCK md. 142/2.e uygulanması söz konusu olacaktır.

Ancak, hırsızlık suçunun tanımından da anlaşılacağı üzere, hırsızlık suçu

taşınabilen bir mal üzerinde işlenebilmektedir. Dolayısıyla hırsızlık suçunun hukuki

konusu taşınabilir bir maldır (eşya). Hukuki anlamda taşınır mal ise, üzerinde ferdi

hâkimiyet sağlanabilecek, iktisadi bir değer taşıyan, kişi dışı cismani varlıklardır.

156. Özel hukukta yer alan bu terime, ceza hukuku bakımından da başka bir mana

verilmesinin anlamı yoktur. Anlaşılacağı üzere, fiziki/maddi yapısı olan şeyler mal

olarak kabul edilmelidir. Oysa verinin “mal/eşya” olarak kabul edilmesi ile hırsızlık

suçuna konu olup olmayacağı soru işaretlerini de beraberinde getirmektedir. Bu

konuyla ilgili doktrinde farklı değerlendirmeler yer almaktadır.

Yukarıda daha önce ayrıntılı olarak bahsedildiği üzere, Dönmezer’e158 göre,

bilişim suçlarının durumunun, hırsızlık ve dolandırıcılık suçları karşısında farklılık

göstermesi sonucunda maddi bir varlığı bulunmayan verinin, Türk Hukuku

bakımından eşya kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

Ketizmen’e göre,159 verinin Türk Ceza Hukuku anlamında hırsızlık suçunun

konusunu oluşturan taşınabilir mal kapsamında kabul edilmesi mümkün değildir.

Ancak, 244. maddenin son fıkrasında belirtilen şekillerde sisteme veya veriye

müdahale edilmesi sonucunda taşınır bir malın yerinden alınması söz konusu olması

halinde hırsızlık suçu söz konusu olabilecektir. Burada faydalanmak için için

bulunduğu bir yerden malın alınması söz konusudur. Mal üzerinde tasarrufun nasıl

yapılacağına ilişkin mal sahibinin iradesi devam etmekte ve bu açıdan mal

bulunduğu yerden alınmakla, mal sahibinin egemenlik alanından çıkarılmaktadır. Bu

haliyle, TCK’nın 142. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, nitelikli hırsızlık

suçunun oluşabileceğini söylemek mümkündür. Yararın sağlanması malın bulunduğu

yerden alınmasından önceki bir aşamada gerçekleşmiş olup, malın elde edilmesi tali

bir durum olarak ortaya çıkıyorsa, fiil 244/son madde kapsamında

değerlendirilebilecektir.

Özbek’e göre, hırsızlık suçunun konusunu taşınır bir mal oluşturmaktadır.

Hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlendiği iddia edilen

her durumda, esasen işlenen suçun konusu taşınır bir mal değil, veri olacaktır.

suretiyle işlenen hırsızlık suçuna, yine mal varlığına karşı suçlar bölümünde ancak

bağımsız bir suç tipi olarak yer verilmesi gerekmektedir.

Kurt’a göre de, verinin menkul mal olarak değerlendirilmesinin mümkün

olmadığından, hırsızlık suçuna konu olmayacağını belirtmiştir.

A.1.1. Konuya İlişkin Yargıtay Kararları ve Değerlendirmesi

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 17.11.2009 tarihli Ceza Genel Kurulu’nun 2009/11-

193 Esas ve 2009/268 Karar sayılı kararına kadar bu yönde yerleşik içtihatlarında

fiilin, 5237 Sayılı TCK’nın 142/2.e maddesi kapsamındaki hırsızlık suçunun bilişim

sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi kapsamına girmediğini ve 244/son

madde kapsamında haksız çıkar sağlama niteliğinde olduğuna karar vermekteydi.

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin söz konusu kararlarından bazıları şöyleydi:

“…Sanığın evrakı tefrik eden suç ortaklarıyla birlikte fikir ve eylem birliği

içinde (x) Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şti adına (k) Kayseri Ticari Şubesinde

bulunan (1) no’lu YTL hesabına internet üzerinden girerek, mevduatta bulunan

7.250.00-YTL. Parayı, aynı bankanın Konya Şubesinde kendi fotoğrafının

yapıştırıldığını ve V.T.’ye ait kimlik bilgilerini içeren sahte nüfuz cüzdanı ile

açtırdığı (1) no’lu banka hesabına havale edip, bu şekilde hesaba yatan

paralardan 5.000-YTL’yi bankadan çektikten ve bakiye parayı çekmek isterken

yakalandığı oluşa uygun şekilde kabul edilmiş olmasına göre, eylemin 5237

sayılı TCK’nın 244/4. maddesinde öngörülen bilişim suçunu oluşturduğu

gözetilmeden suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek hırsızlık suçundan

yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır…”164

Başka bir kararında Yargıtay, “…Sanıkların fikir ve eylem birliği içinde

hareket ederek, katılan S.E’nin (x) Bankası Manisa Şubesindeki banka

hesabına ait “interaktif Bankacılık şifresini” kırarak internet aracılığı ile

hesapta bulunan parasını sanıklardan Y.A’nın (Y) Bankası Bakırköy

Şubesindeki şirket hesabına havale ederek bu hesaptan parayı çekmelerinden

ibaret eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 244/4. maddesinde öngörülen bilişim

suçunu oluşturduğu gözetilmeden suçun nitelendirilmesinde yanılgıya

düşülerek hırsızlık suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya

aykırı…” bulmuştur.

“…Verinin taşınabilir bir mal olarak kabulünün olanaklı olmaması nedeniyle

hırsızlık suçunun yasal unsurlarının da gerçekleşmediği filin, 5237 sayılı

TCK’nın 244/4. maddesinde öngörülen bilişim suçunu oluşturduğu

gözetilmeden, suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde bilişim sistemlerini

ve bankayı kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçundan mahkûmiyetine karar

verilmesi bozmayı gerektirmiştir…”166

“…Katılanın internet bankacılığı şifresini kırarak hesabında bulunan

paralarını kendisinin ve yakınlarının hesaplarına aktarmak suretiyle haksız

menfaat temin eden sanığın eyleminin, ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel

Kurulu’nun 17.11.2009 tarih 193/268 sayılı kararında da açıklandığı üzere

TCK’nın 142/2.e maddesindeki bilişim sisteminin kullanılması suretiyle

hırsızlık suçu oluşturacağı gözetilmeden ve suçun zincirleme biçimde işlenip

işlenmediği de tartışılmadan, yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya

aykırıdır…”

Yargıtay 6. Ceza Dairesi de 11. Ceza Dairesi’nin kararlarının aksine, başkasının

internet üzerinden banka hesabına girerek hesaptaki paranın başka bir banka

hesabına havale edilerek gerçekleştirilen fiili “hırsızlık” olarak değerlendirmiştir.

“…Sanığın internet bankacılığı hizmetinden yararlanan yakınanın şifresini

elde ederek hesap bilgilerine ulaştıktan sonra, (x) Bankası (y) Şubesi´nde

bulunan hesabındaki 5.800 YTL´yi oluşturduğu sahte kimliğe havale çıkarttığı,

bu eyleminde sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirmenin

söz konusu olmadığı anlaşıldığından; …bilişim sisteminin kullanılması

suretiyle işlenen hırsızlık suçunun, sanık tarafından yakınanın hesabından

paranın başkası adına havale edilmesi anında tamamlandığı gözetilmeyerek,

eylemin kalkışma aşamasında kaldığının kabul edilmesi, karşı temyiz

olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır…”

Yargıtay bir kararında, kendi bilgisayar şifresi ile her türlü işlem yapabilen bu

nedenle bankanın paralarının korunmasından sorumlu olan sanığın, diğer mudilerin

hesaplarına faiz tahakkuku yapmadan sadece tahsil ve ödeme fişleri düzenleyerek

faizleri başka mudilerin hesaplarına aktarıp onların aracılığıyla vezneden alarak mal

edinmesi "zimmet" suçunu oluşturduğu sonucuna varmıştır.

Nihayet, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.11.2009 tarih 193/268 sayılı

kararı ile 11. Ceza Dairesi’nin içtihatlarının tersine, 6. Ceza Dairesi’nin kararları

doğrultusunda karar vermiştir. Söz konusu kararda ise; Sanığın, firari diğer sanık ile

birlikte hareket ederek, daha önceden haksız bir şekilde ele geçirdikleri katılan

firmanın internet bankacılık şifresini kullanmak suretiyle, banka şubesindeki

hesabından 10.750-YTL ´yi kendi adına açtırdıkları hesaba havale edip, aynı gün

banka şubesinden çekmek şeklinde gerçekleştirdiği eylem, 5237 sayılı TCK’nın

142/2.e maddesinde düzenlenmiş bulunan "bilişim sistemi kullanılmak suretiyle

hırsızlık" suçunu oluşturduğuna karara verilmiştir. Konumuz bakımından önemli

olan söz konusu kararı aşağıdaki şekilde özetlemek mümkünüdür:

167 Y. 11. CD. 29.03.2010 T. 2009/23625 E. 2010/3600 K. YILMAZ (Sacit): dn. 69.

168 Y. 6. CD. 02.06.2008 T. 2008/555 E. 2008/12249 K. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm

169 Y. 5. CD. 11.10.2001 T. 2001/536 E. 2001/5749 K.: “…Sanığın, mudiler Ali, Ebubekir, Zarif, Mustafa ve M.

Ali´nin hesaplarına bir şekilde öğrendiği müdür konumundaki bilgisayar şifresini kullanarak faiz tahakkuk ettirip

daha sonra düzenlediği tahsil ve tediye fişleriyle tahakkuk ettirdiği 5.877.000 lirayı şubedeki diğer mudilerin

hesaplarına aktarıp onlara vezneden çektirip temellük etmesinin nitelikli dolandırıcılık olarak kabulünde bir

isabetsizlik yoksa da, 4.6.1999 günlü müfettiş raporunun, 51. sahifesinde vurgulandığı gibi, kendi bilgisayar

şifresi ile virman, tahsil ve tediye işlemleri yapabilen, bu nedenle bankanın paralarının muhafazasından sorumlu

olduğu anlaşılan sanığın, adı geçen mudiler dışındaki 60 mudinin hesaplarına faiz tahakkuku yapmadan sadece

tahsit ve tediye fişleri düzenleyerek bu mudilerin hesaplarındaki 2.362.650 lirayı bankada diğer mudilerin

hesaplarına aktarıp ve onların vasıtasıyla vezneden alarak mal edinmesi eyleminin müteselsil basit zimmet

niteliğinde olduğunun gözetilmemesi…”

170 Söz konusu Genel Kurul Kararın tümü için bkz. YCGK. 17.11.2009 T. 2009/ 11-193 2009/268 K.

 “…Sanık Volkan ile firari Saim´in birlikte hareket ederek, daha önceden haksız

bir şekilde ele geçirdikleri katılan firmanın internet bankacılık şifresini

kullanmak suretiyle, katılanın (Ş) bank Ankara (K) Şubesindeki hesabından

10.750 YTL´yi internet kanalı ile (Ş) bank-İstanbul (Z) Şubesinde sanık Volkan

adına açtırdıkları hesaba havale ettikleri ve aynı gün banka şubesinden

çektikleri olayda, Sanığın eyleminin, 765 sayılı TCY´nin ikinci kitap, onbirinci

babta düzenlenen bilişim alanında suçlar bölümünün 525/b.2 maddesinde

düzenlenen suçu oluşturduğu yönünde herhangi bir uyuşmazlık

bulunmamaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nca çözümü gereken uyuşmazlık, sanığın 765

sayılı TCY´nin 525/b.2. maddesine uyan eyleminin, suç tarihinden sonra

yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY´nin 244/4. maddesine mi, yoksa 142/2.e

maddesine mi, uyan suçu oluşturduğuna ilişkindir.

5237 sayılı TCY´nin kişilere karşı suçların düzenlendiği, ikinci kitap, ikinci

kısım, onuncu bölümünde yer alan malvarlığına karşı suçlar bölümünde

bulunan hırsızlık suçunun temel şekli 5237 sayılı TCY´nin 141. maddesinde;

zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya

başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak şeklinde

düzenlenmiş, aynı Yasa´nın 142. maddesinin 2. fıkrasının ( e ) bendinde de;

suçun, bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi nitelikli hal olarak

yaptırıma bağlanmıştır.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için öncelikle "bilişim sistemi"

ve "veri" kavramları üzerinde durmak gerekmektedir. 5237 sayılı TCY´nin

142. maddesinin gerekçesinde, bilişim sisteminin tanımı yapılmayarak,

hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesinin, daha

ağır ceza ile cezalandırmayı gerektiren nitelikli bir unsur olduğunun

belirtilmesi ile yetinilirken; bilişim sistemi 243. madde gerekçesinde “verileri

toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağı

veren manyetik sistemlerdir” şeklinde tanımlanmıştır. Aynı gerekçede, sistem

içindeki bütün soyut unsurların veri terimi kapsamında olduğu da dile

getirilmiştir.

“Veri”, Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi´nin 1. maddesinde "bir

bilgisayar sisteminin belli bir işlevi yerine getirmesini sağlayan yazılımlar da

dâhil olmak üzere, bir bilgisayar sisteminde işlenmeye uygun nitelikteki her

türlü bilgiyi ifade eder”, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların

Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi

Hakkında Kanun´un tanımlar başlıklı 2. maddesinde ise "bilgisayar

tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değeri" ifade eder şeklinde

tanımlanmıştır. Bilişim alanında suçlar bölümünde yer alan 243 ve 244.

maddeler ile bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların

önlenmesi amaçlanmış olup, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar

verici fiiller yaptırım altına alınmıştır.

244. maddenin 4. fıkrasında yer alan; "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan

fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız

38

bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması halinde ..." biçimdeki

ifadeden, bu fıkradaki düzenlemenin tali norm niteliğinde olduğu

anlaşılmaktadır. Buna göre, bilişim sistemleri aracılığıyla haksız çıkar

sağlanmış olması halinde, öncelikle Yasa´da düzenlenmiş olan bilişim

sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların oluşup

oluşmadığı değerlendirilmeli, şayet gerçekleştirilen eylem bu suçlardan

hiçbirisinin tanımına uygun değilse, o zaman 244. maddenin 4. fıkrası hükmü

uyarınca uygulama yapılmalıdır.

Uyuşmazlık konusu, Yargıtay Ceza Daireleri arasında farklı yorumlanmış

olup; Yargıtay 11. Ceza Dairesi´nin 22.01.2008 gün ve 8423–117, 28.02.2008

gün ve 22–1141, 28.02.2008 gün ve 23–1160, 26.09.2007 gün ve 5875–7637

sayılı kararlarında, eylemin 5237 sayılı TCY´nin 244/4. maddesinde

düzenlenen suçu oluşturduğu kabul edilmiş iken, Yargıtay 6. Ceza Dairesi´nin

02.06.2008 gün ve 555–12249 sayılı kararında ise benzer eylemin, 5237 sayılı

TCY´nin 142/2-e maddesinde düzenlenen nitelikli hırsızlık suçunu meydana

getirdiği kabul edilmiştir.

Bu konu öğretide de tartışmalı olup, bir kısım yazarlar bilişim sistemiyle

hukuka aykırı yarar sağlama eylemlerinin, genellikle bilişim suçları veya

dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilebileceği, gelişen teknolojiyle

birlikte değişen suç türleri nedeniyle bilişim hırsızlığı suçuna yer verilmesinin

gerekli bulunduğu, ancak bu suçun bağımsız bir suç tipi olarak düzenlenerek,

hangi eylemleri kapsayacağının açıkça belirlenmesi gerektiğini, bilişim

sistemini kullanmak suretiyle hırsızlık suçunu düzenleyen hükmün

uygulanmasının bir iki örnek dışında imkânsız olduğunu ileri sürmüş ( Yılmaz

Yazıcıoğlu, Bilişim Suçları, Hukuki Perspektifler Dergisi, Sayı 2, s. 143,144;

Murat Volkan Dülger, Bilişim Suçları, Ankara 2004, s. 290) bir kısım

yazarlar ise başkasının banka hesabına internet üzerinden girerek bu hesaptan

failin kendisi veya başkasının hesabına para aktarması şeklinde gerçekleşen

olaylarda da bilişim sistemlerini kullanarak hırsızlık veya dolandırıcılık

suçlarının unsurları itibariyle gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmalıdır,

şeklinde görüş bildirmektedirler ( Doç. Dr. Mahmut Koca, Kadir Has Ün.

Hukuk Fak., Bilişim Hukuku Konferansı, Ekim 2008 Yargıtay ).

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanık Volkan´ın; firari

Saim ile birlikte hareket ederek, daha önceden haksız bir şekilde ele

geçirdikleri katılan firmanın internet bankacılık şifresini kullanmak suretiyle,

katılanın (Ş) bank Ankara (K) Şubesindeki hesabından 10.750 YTL´yi (Ş) bankİstanbul

(Z) Şubesinde sanık Volkan adına açtırdıkları hesaba havale edip,

aynı gün banka şubesinden çekmek şeklinde gerçekleştirdiği eylemdeki kastı,

katılan firmanın banka hesabında bulunan, taşınır nitelikteki parayı bilişim

sistemini kullanmak suretiyle kendi banka hesaplarına geçirmeye, katılanın

rızasına aykırı olarak malvarlığında azalmaya neden olmaya; başka bir

anlatımla var olan veriyi başka bir yere göndermekten ziyade, bu verinin temsil

ettiği parayı alarak mal edinmeye yöneliktir. Kaldı ki sanığın katılanın internet

bankacılık hesabında bulunan parasına ulaşmak için bilişim sistemlerini araç

olarak kullanmaktan başka alternatifi de yoktur. Dolayısıyla olayımızda, 5237

sayılı TCy´nin 142/2-e maddesinde düzenlenmiş bulunan "bilişim sistemi

kullanılmak suretiyle hırsızlık" suçunun gerçekleştiği kabul edilmelidir. Şu

39

halde, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCY´nin 142/2-e maddesindeki nitelikli

hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi karşısında; 244. maddenin

4. fıkrası uyarınca uygulama yapma olanağı da bulunmamaktadır…Yargıtay

C.Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE…Yargıtay 11. Ceza

Dairesi´nin 02.07.2009 gün ve 8060-8597 sayılı bozma kararının

KALDIRILMASINA... oy çokluğu ile karar verilmiştir…”

Söz konusu Genel Kurul kararında, “para” nın hırsızlık suçunun unsurlarından

olan taşınır mal kavramının içinde yer aldığını ve “veri” nin de bilişim sistemi

içerisinde parayı temsil ettiğini kabul edilmektedir. Burada ele geçirilenin veri değil

verinin temsil ettiği paranın olduğu ifade edilmektedir.

Ancak kararda, hırsızlık suçunun temel şeklinin oluşup oluşmadığı hususunda

çelişkiler yer almaktadır. Daha doğrusu, suç genel teorisi çerçevesinde bir

değerlendirme yapılarak eylem tespit edilmelidir. Zira internet aracılığıyla bir

hesaptan başka bir hesaba para aktarılması (banka havalesi) şeklinde gerçekleşen fiil,

bankayla kişi arasında düzenlenen mevduat sözleşmesi kapsamında, taşınır nitelikte

bir para değil de fiziki varlığı bulunmayan kaydi para üzerinde gerçekleşmektedir.

Kaydi para, Bankalar aracılığıyla efektif kullanmaksızın tedavül eden, hesaptan

hesaba nakil yapmak, keşide etmek ve takas usulünden faydalanmak suretiyle

gerçekleştirilen ödemelerin satın alma gücünü ifade etmekte olup, maddi bir

görünümü olmayan bir para türü, bu suçun konusu olabilir mi? Nitekim Ceza hukuku

bakımından bir malın taşınır mal olup olmadığı belirlenirken o malın bir yerden

başka bir yere taşınabilmesi kıstasından hareket edilmektedir. Başka bir husus ise,

verinin taşınır bir mal olduğuna ilişkin, 5237 sayılı TCK’nda hiçbir düzenleme veya

tanımlama yer almamaktadır. Bu sebeple, Kanunilik ilkesine ters düşecek şekilde

yorumlama yapılmamalıdır. Diğer taraftan, Türk Ceza Kanunu’nda hırsızlık suçuyla

korunan hukuki yararın zilyetlik olduğunun belirtilmiş olması karşısında, kişinin

bankaya yatırdığı para üzerinde; bankanın, maliki mi zilyedi mi olduğu da ayrıca

değerlendirilmelidir. Çünkü bankanın hem maliki olması hem de zilyedi olması

halinde, mağdurun tasarruf yetkisi sona ermektedir.

Adı geçen karar da çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi KUBİLAY TAŞDEMİR, “…Gelişen

teknoloji nedeniyle bilgisayarın yaşamın her bölümünde yaygın biçimde kullanılması, bir taraftan işlemleri

çabuklaştırmış, bir taraftan da önceden akla gelmesi dahi olanaklı olmayan yepyeni suç türlerini gündeme

getirmiştir. Bu gelişmeler karşısında yasa koyucu Türkiye´nin üyesi olduğu çeşitli uluslararası kuruluşların

tavsiye kararlarına uyum sağlayabilmek için hukuki alanda düzenlemeler yapma gereğini duymuştur… Somut

olayda sanıklar bir bilişim sistemine girdikten sonra, yakınanın banka üzerindeki hesabında bulunan ve parayı

temsil eden verileri önceden açtırdıkları hesaba göndermişlerdir. Kanımızca bu eylem, 5237 sayılı TCK’nın

244/4. maddesinde tanımlanan, var olan verileri başka bir yere göndermek suretiyle haksız çıkar sağlanması

suçunu oluşturur. TCK´da verinin taşınır mal olarak tanımlanmaması nedeniyle bu fiil hırsızlık suçuna ait

norm, öncelikle uygulanması gereken asli norm niteliğini taşımaz. 5237 sayılı TCK "veriyi taşınır bir mal

olarak tanımlamadığına göre, veriyi temel almak suretiyle bilişim sistemleri kullanılarak elde edilen haksız

edinimleri hırsızlık suçu olarak nitelendirmek TCK´daki "Suçta ve Cezada Kanunilik" ve "Kıyas Yasağı"

ilkeleri karşısında olanaklı değildir. Bu nedenlerle somut eylemde, hırsızlık suçunun yasal unsurlarının

gerçekleşmesi nedeniyle TCK´nin 142/2-e maddesinin uygulanmasının uygun olduğu yönündeki çoğunluk

görüşüne katılmamaktadır…”

Kanun sistematiği bakımından yapılacak inceleme neticesinde, TCK 244/4.

maddesinin, bilişim suçları bakımından kanunda bir boşluk bırakmadan, her türlü

eylemi cezalandırmak amacıyla, tali norm niteliğinde bir düzenleme olduğu kabul

edilmelidir. Zira madde metninde de açıkça belirtildiği üzere, fiilin başka bir suç

oluşturmaması gerekmektedir. Somut olayın gerçekleşme şekli bakımından,

gerçekleşen fiil, 244/4’e uyuyorsa buna göre ceza verilecektir. Ancak olaya

uygulanacak başka bir hüküm yani hırsızlık, dolandırıcılık, görevi kötüye kullanma

veya zimmet gibi suçların oluşması halinde bu suçlar işlenmiş sayılacaktır. Son

olarak belirtmek gerekir ki, tartışma konusu olayların bir nebze daha çözüme

ulaştırılması bakımından, 244. maddenin 4. fıkrasında yer alan “başka bir suç

oluşturmaması” ibaresinin gerekçeye uygun olarak “daha ağır başka bir suç

oluşturması” şeklinde düzeltilmesi yerinde olacaktır.

A.2. Bilişim Sisteminin Kullanılması Yoluyla İşlenen Dolandırıcılık

Suçu Bakımından 244/4. Maddenin Değerlendirilmesi

Dolandırıcılık suçu, TCK’nın 157. maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre

hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak,

kişinin kendisine veya başkasına bir yarar sağlaması dolandırıcılıktır. Söz konusu

suç tanımı ile korunan iki unsur bulunmaktadır. Bunun ilki insan iradesinin

özgürlüğü diğeri de malvarlığına ilişkin varlık ve menfaatlerdir.

TCK’nın ikinci kısmının, malvarlığına karşı suçlar başlıklı onuncu bölümünün

158. maddesinde dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri düzenlenmektedir. Bu

maddenin 1. fıkrasının “f” bendinde bilişim sistemlerinin kullanılması yoluyla

işlenen dolandırıcılık suçu yer almaktadır. Bu madde ile uygulamada bilişim

suçlarının en sık karşılaşılan tiplerinden bir düzenlenmiş olup bilişim sistemleri

üzerinde gerçekleştirilen hileli işlemler neticesinde hukuka aykırı çıkar sağlanması

cezalandırılmak istenmiştir. Burada iki ayrı nitelikli halin yer aldığını söyleyebiliriz.

Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerini araç olarak kullanılması ve banka veya

kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de bu suçun

nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin ya da birer güven

kurumu olan banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması,

dolandırıcılık suçunun işlenmesi açısından önemli bir kolaylık sağlamaktadır.

Banka ve kredi kurumları açısından dikkat edilmesi gereken husus, bu kurumları

temsilen, bu kurumlar adına hareket eden kişilerin kurumlara duyulan güven

sayesinde başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleridir.

TCK md. 158/1.f maddesinin uygulama alanı bakımından, Ağ üzerinden

rezervasyon imkânı sunan ve aynı sistemle ödemeleri kabul eden bir otelin bilişim

sistemine birisi girerse, hafta sonu için rezervasyon yaptırırsa, sonrada otelin bilişim

sistemine yapılan rezervasyonun ödemelerinin yapılmış olduğuna dair gerçeğe aykırı

veri yerleştirirse, akabinde otele gitse, otel yetkilisi kendi bilişim sistemlerine

girdiklerinde rezervasyonun ve ayrıca ödemenin yapıldığına ilişkin fail tarafından

yerleştirilen verileri görerek aldansa ve failin kalmasına izin verse, bu olayda bilişim

sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu işlenmiş olacaktır.

kişilerin hataya düşürülmesinde araç olarak kullanılmakta ve bu suretle fayda

sağlanmaktadır.

Doktrinde genel olarak, dolandırıcılığın oluşması için aldatmaya yönelik hileli

davranışların bir kişiye, yani insana yönelik olması gerektiğinden bilişim sistemleri

aracılığıyla dolandırıcılık suçunun işlenemeyeceği kabul edilmektedir.174

Ketizmen’e göre, sisteme ve veriye müdahalenin yapılmış olması sonrasında,

doğrudan bir yarar sağlanmıyor ve yararın sağlanmasına ilişkin işlem bir kişi

tarafından gerçekleştiriliyor ise, bu durumda klasik dolandırıcılık suçu kapsamında

değerlendirilmesi gerektiğini ve sisteme ve veriye müdahale teşkil eden hareketler,

kişinin aldatılmasına yönelik hileli hareketler kapsamında değerlendirileceğini

belirtmektedir. Ayrıca, bir sisteme ya da sistem içerisindeki veriye müdahale teşkil

etmeyen fakat bir bilişim sisteminin kullanılması sonucunda yarar sağlama hallerini

kapsayan fiillerin, klasik dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilebileceğinin

mümkün olduğunu ifade etmektedir. Bir bankanın müşterileri hakkında bilgi

güncellemesi yapacağı gerekçesiyle ve ilgili bilgilerin gönderilmesine ilişkin epostaların

gönderilmesi sonucu ya da internet üzerinden alışveriş imkânı sağlayan bir

sitenin taklit edilmesi sonucunda, buradan alışveriş yapılacağına ilişkin hileli

hareketlerle kişileri aldatıp yarar sağlama hallerine ilişkin örnekler klasik

dolandırıcılık suçu olarak değerlendirilebilecektir. Bu olasılıkta yarar yanında bir

zararın oluşması dolandırıcılık suçun teşebbüs aşamasında kalması ya da

tamamlanmış olması bakımından önem arz etmektedir.

A.1.2. Konuya İlişkin Yargıtay Kararları ve Değerlendirmesi

Yukarıda kısaca açıklamaya çalıştığımız TCK md.158/1.f’de yer alan nitelikli

dolandırıcılık suçunun, TCK m. 244/4 karşısında uygulama imkânı kapsamında

dolandırıcılık suçunun bilişim sistemleri aracılığıyla işlenmesi problemine ilişkin

aşağıda yer alan örnek Yargıtay kararları ile açıklama ve değerlendirme yapmaya

çalışılacaktır.

“…Dolandırıcılık suçunda unsur olan hilenin gerçek kişiye yönelmesi ve

hataya düşürülerek kendi veya bir başkasının mal varlığı aleyhine, sanık veya

bir başkasının lehine bir işlemde bulunmaya yöneltilmesi ve bu işlem

sonucunda sanığın kendine veya başkalarının yararına haksız bir menfaat

sağlanması gerekir. Somut olayda ise; Sanığın, evrakı tefrik edilen suç

ortaklarıyla birlikte fikir ve eylem birliği içinde, şikayetçi G... İ...´ın (z) Bankası

Karaköy Şubesindeki internet bankacılık hesabına internet üzerinden girilerek,

mevduatta bulunan 15.050.00 YTL parayı sahte G... G... kimliği ile Kadıköy (x)

Altıyol ve (y) Bankası Altıyol şubesinde açtırılmış hesaplara aktarıp paraları

çekmek isterken yakalanması şeklinde gerçekleşen eyleminin bir bütün halinde

5237 Sayılı TCK.nun 244/4. maddesinde öngörülen bilişim suçunu

oluşturduğu gözetilmeden, suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek

dolandırıcılık suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya

aykırıdır…”

“…Dolandırıcılık suçu, hileli davranışlarla bir kişinin aldatılıp onun veya bir

başkasının zararına, failin kendisine veya bir başkasına yarar sağlaması

suretiyle oluşur. Suçun maddi unsurunu oluşturan hareketlerin, gerçek bir

kişiye yöneltilmiş olması, onun kandırılarak çıkar sağlanması gerekir. Gerçek

bir kişiyle karşı karşıya gelmeden, yüz yüze veya telefon, bilgisayar, bilgi

geçer gibi bir başka vasıta kullanılarak görüşmeden, konuşmadan, hileli

davranışlarla gerçek kişiler dolandırılmadan sadece bilişim sistemi

kullanılarak doğrudan doğruya çıkar sağlanması halinde "bilişim sistemine

girerek haksız çıkar sağlama suçu" gerçekleşecektir. Somut olayda oluşa

uygun kabule göre; Kayseri PTT Müdürlüğü Otomasyon Bölümünde bilgisayar

teknisyeni olarak görev yapan sanık M... Ö... Ö... ile Kayseri´de bulunan özel

bir dershanede öğretmen olan diğer sanık A... K...´nın fikir ve eylem birliği

içersinde hareket ederek, 2002 yılının Mayıs ve Eylül ayları arasında Sivas,

İstanbul-Fatih, Beyazıt, Bağcılar, Zeytinburnu, Küçükçekmece, Sefaköy,

Merter, Bayrampaşa, Aksaray, Mecidiyeköy, Avcılar ve Kağıthane, Ankara-

Ulus, Kızılay, Ahmetler, Emek ve Keçiören PTT merkezlerinden kabul işlemi

yapılan bir kısım para havaleleri tutarlarına, PTT on-line sistemi veri tabanına

girilmek suretiyle rakam ilave edilerek ödeme merkezlerince, gerçekte havale

edilenden 10 veya 100 kat fazla tutarda ödeme yapılmasını sağlayarak haksız

menfaat temin eden sanıkların eylemlerinin tamamen bilişim ortamında

gerçekleştirilmiş olması, gerçek kişiye karşı yöneltilen her hangi hileli bir

davranışın bulunmaması nedeniyle 765 sayılı TCK’nın 525/b.2 maddesindeki (

5237 sayılı TCK’nın madde 244/4) bilişim suçunu oluşturacağı gözetilmeden

yazılı şekilde hüküm kurulması, yasaya aykırıdır…”

Yargıtay başka bir kararında ise,“…Sanığın, katılan M.S´nin kimlik

bilgilerine göre düzenlenip kendi fotoğrafı yapıştırılmış ele geçirilemeyen sahte

nüfus cüzdanını kullanarak katılan A.Bank A.Ş´nin Y. Şubesinde hesap

açtırarak diğer katılan M.Ç.´nin bankada bulanan para hesabındaki var olan

verileri ( bilgileri ) sahte kimlikle açtırdığı hesaba İnternet yoluyla havale edip

hesap cüzdanı ibraz ederek banka şubesinden çektiğinin iddia ve kabul

olunması karşısında; eyleminin, paranın sanığın açtırdığı hesaba intikaline

kadar katılan M.Ç.´ye yöneltilmiş hile bulunmaması ve tamamen bilişim

sistemi içinde gerçekleştirilmesi nedeniyle 5237 SY TCK’nın 244/4

maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, vasıflandırmada yanılgıya

düşülerek unsurları oluşmayan banka aracı kılınmak suretiyle nitelikli

dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması, bozmayı

gerektirmiştir…” şeklinde hüküm kumuştur.

Aynı yönde başka bir kararında ise, “…Dolandırıcılık suçunda unsur olan

hileli davranışların gerçek kişiye yönelmesi ve bunun sonunda onun veya

başkasının malvarlığı aleyhine sanığın veya başkasının yararına haksız bir

menfaat sağlanması gerekeceği somut olayda ise, sanığın katılan Türk

Telekom A.Ş. tarafından üretilen ve ankesörlü telefonlardan konuşma

176 Y. 11. CD. 09.06.2008 T. 2008/5591 E. 2008/5863 K. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm

177 Y. 11. CD. 12.10.2009 T. 2008/11060 E. 2009/11936 K. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm

178 Y. 11. CD. 22.01.2008 T. 2008/8423 E. 2008/117 K. http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm

yapmaya yarayan telefon kartlarının manyetik şeritlerine teyp bandı ile

dolum yapmak suretiyle kaçak görüşme yaptığının iddia ve kabul olunması

karşısında; gerçek kişiye yönelen hile oluşturacak nitelikte bir hareketin

bulunmaması nedeniyle dolandırıcılık suçunun unsurlarının bulunmadığı,

ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 19.06.2007 gün ve 136-150 sayılı kararında

belirtildiği üzere sanığın fiilinin kül halinde suç tarihinde yürürlükte bulunan

765 sayılı TCK.nun 525/b-2 (5237 sayılı TCK.nun 244/4 maddesine uygun

“bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme

suretiyle haksız çıkar sağlama” ) madde ve fıkrası kapsamında bilişim suçunu

oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde karar

verilmesi bozmayı gerektirmiştir…” Demektedir.

Bu konuda diğer bir kararında ise “…Dolandırıcılık suçunda unsur olan

hileli davranışların gerçek kişiye yönelmesi ve bunun sonunda onun veya

başkasının malvarlığı aleyhine sanığın veya başkasının yararına haksız bir

menfaat sağlanması gerekeceği, somut olayda ise, sanığın bilgisayara virüs

bulaştırmak suretiyle ele geçirdiği şifreleri kullanarak şikayetçinin G.

Bankası Bergama Şubesi´nde bulunan yatırım hesabına girip hesaptaki

paradan 21.400-YTL.yi G. Bankası Galata Şubesine Ö. K. adına havale

ettirmek ve sahte kimlikle parayı çekmekten ibaret eyleminde, gerçek kişiye

yönelen hileli bir hareket bulunmaması nedeniyle dolandırıcılık suçunun

unsurlarının oluşmadığı, fiilin TCK’nın 244/4.maddesinde öngörülen

"bilişim sistemini bozma suretiyle haksız çıkar sağlama" suçunu

oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde "bilişim

sistemlerinin aracı olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık" suçundan

mahkumiyetlerine karar verilmesi bozmayı gerektirmektedir.…” şeklinde

ifade etmektedir.

TCK m. 244/4’te dolandırıcılık suçunun aksine, iradesi fesada uğratılmış,

kandırılmış gerçek kişilerin olması gibi bir unsur yer almamaktadır. Maddenin 1.

ve 2. fıkralarında yer alan seçimlik hareketlerin gerçekleştirilmesi ile sağlanan

hukuki bir yararın varlığında söz edilmektedir. Ancak, bilişim sistemine müdahale

olmaksızın, dolandırıcılık suçunun bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması

suretiyle işlenmesinin, bilişim alanında zamanla oluşabilecek her türlü haksız yarar

sağlama eylemlerinin cezasız bırakılmaması amacıyla, TCK md. 158/1.f’de nitelikli

hallerden sayılmış olması yerinde bir düzenlemedir.

B. Suçla Korunan Hukuki Değer

Bu suç ile korunan hukuki menfaat bakımından, md. 244/1 ve md. 244/2’de

sayılan eylemlerin gerçekleşmesi gerektiğinden, bu suçlarla korunan hukuki değerler,

md. 244/4 içinde geçerli olacaktır. Dolayısıyla, bilişim sistemi gibi somut ve veri gibi

soyut sayılan tüm unsurlara ilişkin bir zarar ortaya çıkması halinde suçla korunan

Y. 11. CD. 01.07.2008 T. 2008/1800 E. 2008/7126 K.

Y. 11. CD. 28.05.2009 T. 2009/3019 E. 2009/6644 K. 181 Örneğin, Herhangi bir sosyal paylaşım sitesinde hesabı bulunan yakın iki arkadaş (A) ve (B) den (A)’nın

şifresinin ele geçiren (X) kişisinin, söz konusu sosyal ağ üzerinden (A) nın hesabına girerek, (B) ile konuşup,

ondan borç para istemesi kurgulamasında, (B) arkadaşı (A) ile konuştuğunu düşünerek parayı (A)’ya yani hileli

davranışlarla amacına ulaşan (X)’e göndermesi halinde, bilişim sistemini kullanmak suretiyle hileli davranışlarda

bulunan (X) bu aldatma neticesinde hukuka aykırı yarar sağlamış olacaktır.

hukuki değer mağdurun ihlal edilen maddi ve manevi tüm hakları olacaktır. Kanun

koyucu tek tek sayılan eylemlere ilişkin bu düzenlemeler ile bu tür ihlalleri yaptırım

altına almayı amaçlamaktadır.

Kurt’a göre, bu suçla korunan ikinci hukuksal değer mülkiyet hakkıdır. Örneğin,

haksız müdahale edilen veri, özgün bir çalışmayı içeriyorsa fikri mülkiyet hakkı, özel

bilgiler içeriyorsa özel hayatın gzliliği, ticari sırlar içeriyorsa mülkiyet hakkı suçla

korunan hukuki değerdir.

Dülger’e göre, failin bilişim sistemi aracılığıyla gerçekleştirdiği eylemler

neticesinde suçun oluşması için mağdurda bir zararın meydana gelmesi

gerekmektedir; ancak bunun nasıl bir zarar olduğu açıklanmamıştır. Zararın türü

bakımından bir ayrım yapılmadığına göre fail tarafından uğratılan maddi ya da

manevi hak suçla korunan hukuksal değeri oluşturmaktadır.

C. Suçun Faili ve Mağduru

TCK’nun 244.maddesinin 4.fıkrasında düzenlenen bilişim sisteminin işleyişine ve

verilere müdahale yoluyla haksız yarar sağlama suç tipinde, fail ve mağdur

bakımından önem arz etmemektedir. Dolaysıyla herkes bu suçun faili ve mağduru

olabilir. Ancak tüzel kişiler suçun faili olamazlar. Mağdur bakımından ise tüzel

kişiler suçtan zarar gören konumundadır.

D. Suçun Konusu

Bu suçun konusunu failin sağladığı bilişim sistemi ve veriler üzerinde sağladığı

hukuka aykırı yarar oluşturmaktadır. Bu yarar ekonomik değeri olan mali bir yarar

olabileceği gibi ekonomik bir getirisi ve değeri olmayan tamamen duyguları tatmine

yönelik manevi bir yarar da olabilecektir. Buna göre, bilişim sisteminin işleyişi veya

bilişim sisteminde yer alan veriler bakımından; suçun konusunu, failin eylemi

yaparken elde etmeyi düşündüğü hukuka aykırı yarar oluşturacaktır.

E. Maddi Unsur

E.1. Hareket (Fiil)

Yukarıda 244. maddenin 1. ve 2. fıkralarında yer alan filler ayrıntılı olarak

açıklanmaya çalışılmıştır. Bu maddenin 4. fıkrası ile 1. ve 2. fıkralara atıf

yapıldığından açıklanan filler aynen bu suçun da maddi unsurunu oluşturmaktadır.

Seçimlik hareketli bu suçun maddi unsurlarının daha iyi anlaşılması bakımından

aşağıdaki gibi veri ve programlara müdahale halleri kısaca tekrar edilecektir.

Klasik suç tiplerinde suçun maddi unsurunu oluşturan eylemler faillerin fiziki

hareketleriyle meydana gelmektedir. Bilişim suçlarında ise, genellikle failin

bilgisayarın klavyesine dokunması veya mouse tıklaması dışında fiziki hareket

olmamakta ancak fiziki hareketlerle meydana getirilebilecek zararlardan çok daha

fazlası bu şekilde oluşabilmektedir. Bilişim sistemi aracılığıyla yarar sağlama

suçunu oluşturabilecek filler de, genel olarak iki başlık altında toplanabilir. Bunlar,

verilere veya programlara müdahale aracılığıyla işlenen yarar sağlama halleridir.

Birinci olarak, verilere müdahale yoluyla yarar sağlama, bilgisayar sistemi

içerisinde yer alan verilerin değiştirilmesi, erişilmez kılınması, silinmesi veya

sisteme yeni verilerin eklenmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. İkinci başlık olarak,

programlara müdahale yoluyla yarar sağlama ise, bilgisayar sistemleri içerisinde

var olan programa müdahale edilmesi ya da yeni program eklenmesi suretiyle

gerçekleştirilebilir. Programlara müdahale yoluyla dolandırıcılık suçuna özellikle

bankacılık alanında kullanılan “salam tekniği” adı verilen yöntemi örnek

göstermek mümkündür. Yine elektronik posta bombardımanı yoluyla sistemin

kilitlenmesine sebebiyet verilmektedir. Bu durumda sistem gerekli performansı

sağlayamadığından eskisi gibi çalışmamakta ve veri işleme alış verişi yapamamakla

beraber veri işleme hızı da düşmektedir.

E.2. Netice (Sonuç)

Suçun neticesinin incelenmesi bakımından, suç tipinin düzenlendiği yasa

maddesinde fail tarafından gerçekleştirilen eylem sonucunda hukuka aykırı bir

yararın elde edilmesinin gerekliliği belirtilmişken, aynı eylemin sonucunda bir

zararında ortaya çıkmasının gerektiği belirtilmemiştir. Gerçekten suç tipini oluşturan

eylemler mantıksal bir süzgeçten geçirildiğinde, bunların fail tarafından yapılması

durumunda bir zararın oluşması kaçınılmazdır. Ancak suçun gerçekleşmesi için bir

zararın oluşup oluşmadığı incelenmeyecektir. Fail tarafından gerçekleştirilen

eylemler neticesinde bilişim sisteminde ya da verilerde bir zararın oluşacağı

muhakkaktır, ancak 244. maddenin 1.ve 2. fıkralarında düzenlenen suçtan farklı

olarak failin amacı burada sisteme ya da verilere zarar vermek değil hukuka aykırı

bir yarar sağlamaktır. Dolayısıyla netice açısından incelenen zarar kavramı bu

hukuka aykırı yarar elde edildikten sonra mağdurda bir zararın meydana gelip

gelmediğidir. İşte yasanın düzenlenişinde failin elde ettiği bu hukuka aykırı yarar

sonucunda mağdurda bir zararın oluşup oluşmadığına da bakılmamaktadır. Bu

nedenle bu suç tipi aynı eylemleri içermesine rağmen 244. maddenin 1.ve 2.

fıkralarında düzenlenen suçtan farklı olarak bir zarar suçu değil, tehlike suçudur.

Yukarıda hareket başlığı altında da bahsedildiği üzere, verilere ya da programlara

müdahale yoluyla haksız çıkar/yarar/menfaat sağlanması hallerinde mağdurda bir

zararın oluşmayacağını söylemek doğru olmaz. Kanaatimizce, tali bir norm olarak

düzenlenen bu suçun oluşması için bir zararın oluşması gerekmektedir ve bu suç bir

zarar suçu olarak değerlendirilmelidir.

F. Hukuka Aykırılık Unsuru

çıkar sağlama suçu gerçekleşir…” Y. 11.CD. 07.10.2009 T. 2009/1616 E. 2009/11328 K; Karşı oy kullanan

üyeler bakımından; “…Kullanıcılar tarafından sağlanan veriler, giriş birimleri tarafından bilgisayara aktarılır

ve çeşitli programlar kullanılarak işlendikten sonra çıkış birimleri tarafından kullanıcıya iletilir. Sistemdeki bu

verilerin bozulması, yok edilmesi, değiştirilmesi, sisteme veri yerleştirilmesi, var olan verilerin başka bir yere

gönderilmesi bilişim suçunu oluşturmaktadır. Maddi olayda amaç sistemde bulunan veriler olmayıp, bu verilerle

korunan paraların alınmasına yöneliktir. sanık, bilişim sistemindeki verilere yönelik bir suç işlemeyip, aksine bu

verileri kullanarak mal varlığı aleyhine suç işlemektedir. Bu nedenle verilerin taşınabilir bir mal olup

olmamasının dava ile ilgisi bulunmamaktadır. Amaç veriler olmadığı için bilişim suçu oluşmayıp, bilişim sistemi

vasıta kılınarak hırsızlık suçu oluşmaktadır. Aksinin kabulünde, yukarıda sayılan maddelerde yer alan

dolayısıyla bilişim suçları da oluşmayacaktır. Yani sisteme müdahale ile örneğin eğitim ve öğretimin (m. 112),

kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin (m. 113) engellenmesi,

sövme (m. 125), hırsızlık (m. 142), dolandırıcılık (m. 158) ve Ceza Yasası´nda düzenlenmiş diğer suçların

uygulanma alanı olmayacak ve her fiil bilişim suçunu oluşturacak dolayısıyla bilişim suçu diye bir suç

oluşmayacaktır. Bu durum ise Türk Ceza Kanunu´nun sistemine, amacına, yukarıda sayılan maddelerine

aykırıdır.

Öte yandan, eylemin 765 sayılı Ceza Yasası döneminde 525/b.2 maddesine uygun bulunması yeni yasada bu

suçun karşılığı olan 244/4. maddenin uygulanmasını gerektirmektedir. Çünkü 765 sayılı Yasa´da 525/b maddesi

asli norm olarak düzenlenmiştir ve 765 sayılı Yasa´da "bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık"

suçuna yer verilmemiştir. Hırsızlık bölümünde düzenleme bulunmadığı için 525/b maddesinin uygulanması

zorunlu olup, yasaya uygundur. Nitekim 5237 sayılı Yasa´da bazı suçlar, 765 sayılı Ceza Yasası´ndan farklı

düzenlenmiştir. Bina dâhilinde hırsızlık suçu, bileşik suç olmaktan çıkarılmış, iki ayrı suçun oluşacağı kabul

edilmiştir. Kendiliğinden hak alma, kavga, kavgada silah gösterme, ticarete hile karıştırma, karşılıksız

yararlanma suçları da 765 sayılı Türk Ceza Kanunu´nda olduğu gibi düzenlenmemiştir. Bu itibarla sanığın

eylemi 765 sayılı TCK´nın 525/b-2. maddesine uygun bulunsa bile, bu suçun karşılığı olan 5237 sayılı

Yasa´nın 244/4. maddesinin düzenleniş biçimi, sistem ve verilere zarar verme amacı olmayıp, paranın

alınarak suçun mal varlığına karşı işlenmesi ve 525/b maddesinde olmayıp fıkrada yer alan "başka bir

suçu oluşturması" unsurunun gerçekleşmemesi nedeniyle 5237 sayılı TCK´nın 244/4. maddesiyle hüküm

kurulması mümkün değildir. Sanığın eylemi TCK´nın 142/2-e maddesinde yazılı bilişim sistemlerinin

kullanılması suretiyle hırsızlık suçunu oluşturduğu ve karşılaştırmanın bu maddeyle yapılması gerektiğini…”

ifade etmektedirler. Bu konu aşağıda daha detaylı açıklanmaya çalışılacaktır.

Daha önceki açıklamalarımız çerçevesinde, bu suç bakımından da öncelikli

olarak rıza hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilecektir. Ancak failin hileli

davranışlarla mağdurun rızasını elde etmiş olması hali dışında, mağdurun rızası

hukuka uygunluk sebebi olabilecektir. Bunun nedeni ise, dolandırıcılık suçunda da

olduğu gibi mağdurun rızasının olması ancak bu rıza mağdurun iradesinin

sakatlanması sonucunda alındığından eylemi hukuka uygun hale getirmemesidir.

Diğer taraftan eylemi hukuka uygun hale getirecek rızanın yalnıza bilişim

sisteminin maliki tarafından verilmesi her zaman suçun oluşmasını

engellemeyecektir; çünkü üzerinde işlem yapılan bilişim sistemiyle, bu sistemin

içerdiği verilerin maliki her zaman aynı kişi olamayabilecektir. Sistemin ilgilisi

durumunda olan kullanan veya yararlanan da rızayı vermeye ehil olabilir. Dolayısıyla

rızanın bulunduğu her somut olayda rızayı verenin sıfatı önem taşımaktadır. Her

somut olayda rızanın varlığı araştırılırken, rızayı verenin bu rızayı vermeye

yetkisinin olup olmadığı tespit edilmelidir. Örneğin, akademisyenlere host ve

depolama hizmeti sağlayan bir üniversitenin bilişim sistemine giren failin düşmanlık

beslediği bir akademisyenin sistemde tek nüsha halinde yüklü bulunan doktora

çalışmasını yok ederek manevi bir yarar sağlaması durumunda bilişim sisteminin

maliki olan kurumunun failin eylemine rıza vermiş olmasının suçun oluşmaması

açısından bir önemi yoktur; bu eylem türünde fail, bilişim sistemi aracılığıyla bir

başka kişinin ürününe zarar vermekte ve bilişim sisteminin maliki olmayan bir başka

kişi sistemde bulunan verilerin maliki olduğundan zarara uğramaktadır.

G. Manevi Unsur

Failde, genel kastın yanında kendisine veya başkasına “haksız bir çıkar

sağlamak” şeklinde özel kastında bulunması aranmaktadır. Genel olarak, suçun

taksirle işlenmesi olanaklı değildir.

H. Suçun Özel Görünüş Biçimleri

H.1. Teşebbüs ve İştirak

İnceleme konusu suç tipi açısından, teşebbüs ve iştirak bakımından ayrı bir

özellik bulunmamaktadır. Bilişim sistemi aracılığıyla haksız çıkar sağlamak suçu

teşebbüse elverişlidir. Haksız yararın (çıkarın, menfaatin) elde edildiği anda suç

tamamlanmış olacaktır.193Yukarıda yapmış olduğumuz açıklamalar ve genel

hükümler çerçevesinde somut olaylar bakımından, failin yapmış olduğu hareketin

maksadının tespiti ile belirleme yapılabilecektir.

191 YILMAZ: s. 89; TAŞKIN: s. 59; DÜLGER: s. 248.

192 DÜLGER: s. 248.

193 “…Bilişim sistemindeki verileri değiştirmek suretiyle haksız menfaat elde edilmesi suçunun sanık

tarafından havalenin şikâyetçilerin hesaplarından kendi hesabına intikali anında tamamlandığı

gözetilmeyerek eylemin teşebbüs aşamasında kaldığından bahisle eksik ceza tayini, isabetsizdir…” Y.11.CD.

18.09.2007 T. 2007/6963 E. 2007/5533 K.; Yargıtay başka bir kararında, “…Bilişim Sisteminin

kullanılması suretiyle işlenen hırsızlık suçunun, sanık tarafından yakınanın hesabından paranın başkası adına

havale edilmesi anında tamamlandığı gözetilmeyerek, eylemin kalkışma aşamasında kaldığının kabul

edilmesi yasaya aykırıdır…” demektedir. Y. 6. CD. 02.06.2008 T. 2008/555 E. 2008/12249 K.

TCK 244.maddeyle ilgili olarak, bu başlık altında bahsetmekte yarar gördüğüm

aşağıda yer alan Yargıtay kararında, elektronik ortamda sahte evrak oluşturulmasıyla

şirket lehine yarar sağlamaya yönelik fiilin, bilişim sistemini kullanarak başkası

lehine 5237 sayılı TCK’nın 244. maddesi kapsamında hukuka aykırı yarar sağlamaya

teşebbüs suçunu oluşturacağı sonucuna varmaktadır.

“…G… Vergi Dairesi, Tahakkuk ve Tahsilat Servisinde görevli olan sanığın,

suç tarihinde, muhasebe kayıt servisi şefi olan A.E.’nin sözlü talimatı üzerine

ve onun şifresiyle, EBTİS olarak adlandırılan otomasyon sistemi hizmet dışı

olduğu için, muhasebe kayıt servisinin görevi olan bankalardan gelen tahsilat

makbuzlarını manuel olarak bilgisayar sistemine aktarırken, başka vergi

mükellefine ait banka makbuzlarının tarih ve fiş numaralarını kullanarak (z)

Ltd. Şti. nin 4811 sayılı yasayla ilgili borcunu kapatmış gibi işlem yaparak

elektronik ortamda sahte evrak oluşturduğunun iddia ve kabul olunması,

Otomasyonlu Vergi Daireleri İşlem Yönergesi’nin, tahsilat bordrosu

düzenlemesi ile ilgili 247. maddesi uyarınca, “Bankaca yapıla tahsilatı

belirlemek, bordroya kaydedilen belgeleri ilgili servisine vermek ve muhasebe

kayıtlarının yapılmasını sağlamak üzere bilgisayardan alınan tahsilat bordrosu

ve ekleri muhasebe bölümü müdür yardımcısı tarafından bankaca tahsil edilen

tutarlar ile bordrodaki tutarlar kontrol edilir. Bordronun altı müdür yardımcısı

tarafından o gün “doğruluğu tarafımdan onaylanmıştır.” şerhi konularak

imzalanır.” hükmü karşısında, hukuki sonuç doğurmaya elverişli herhangi

bir belge düzenlenmediği dikkate alınarak, sanığın fiilinin 765 sayılı TCK’nın

525/b.2 (5237 sayılı TCK 244) maddesinde düzenlenen bilgileri otomatik

işleme tabi tutan sistemi kullanarak (z) Ltd. Şti. lehine hukuka aykırı yarar

sağlamaya teşebbüs suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm

kurulması yasaya aykırıdır…”194

H.2. İçtima

TCK madde 244/4’de yazılı suçun zincirleme şeklinde işlenmesi mümkünüdür.

Örneğin, sistemin çalışmasının engellenmesi ya da hukuka aykırı olarak veri

yerleştirilmesi için kısa zaman aralıklarıyla ve aynı suç işleme kastıyla bilişim

sistemine birçok kez etkide bulunulması mümkündür.195 Diğer yandan burada

belirtilmesi gereken bir başka durum da TCK’nın 243. maddesinde düzenlenen

“hukuka aykırı olarak bilişim sistemine girme ve sistemde kalmaya devam etme

suçunun” inceleme konusu suç tipi açısından geçit suçu oluşturabileceğidir.

Gerçekten de birçok olayda bilişim sistemi aracılığıyla hukuka aykırı yarar elde

edilebilmesi için öncelikle bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girilmesi ve orada

hukuka aykırı olarak kalınması gerekecektir. Bu durum gerçekleştiğinde ise yalnızca

gerçekleşen ikinci suçun cezası, yani 244. maddenin 4. fıkrası için öngörülen ceza

faile verilecektir.

194 Y. 11. CD. 02.12.2009 T. 2007/644 E. 2009/14640 K.; KARAGÜLMEZ: (3.Bası) s. 221.

195 Örneğin, kişinin başkasına ait mevduat üzerinde değişik zamanlarda haksız çıkar sağlaması, düzenli olarak

kendi hesabına kontör yükleme talimatı vermesi gibi.

Diğer başka bir husus ise Fikri içtima bakımından, kişinin gerçekleştirdiği

fiilin birden fazla farklı suçun oluşumuna neden olması durumunda, failin bu

suçlardan en ağır cezayı gerektiren suç nedeniyle cezalandırılması gerekmektedir.

Ancak bilişim sisteminin işleyişine veya sistemdeki veriler müdahale yoluyla haksız

çıkar sağlanması durumunda, bu fiilin ancak başka bir suç oluşturmaması halinde,

md. 244/4’de yer alan suçun oluşacağı maddede belirtilmiştir. Buna göre, söz konusu

eylemlerin başka bir suç oluşturması halinde, diğer suç tiplerinin gerçekleştirilen

eyleme uygulanacağı, inceleme konumuz olan suç tipinin uygulanmayacağı

anlaşılmaktadır. Eylem başka bir suç oluşturduğunda, eyleme uygulanacak bu suçun

cezası ister daha ağır ister daha hafif olsun 244/4. maddeden cezalandırılmayacak, bu

suçtan cezalandırılacaktır. Tali norm niteliğindeki bu özel düzenleme gereği, TCK

md. 44’teki fikri içtima bu suç açısından yapılmayacaktır.

I. Yaptırım Ve Usul Hükümleri

TCK’nın 244.maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen hareketler açısından iki yıldan

altı yıla kadar hapis cezası ve beş bin güne kadar adli para cezası öngörülmüştür.

Görüldüğü üzere yaptırımı olarak, bu suçu işleyen fail veya failler için hem hürriyeti

bağlayıcı ceza hem de adli para cezasına hükmedilecektir.

Maddede düzenlenen suç şikâyete bağlı olmayıp, C.Başsavcılığı tarafından

doğrudan soruşturma yapılır. Yargılama yetkisi ise Asliye Ceza Mahkemelerine

aittir.

SONUÇ

Bilişim teknolojileri, her geçen gün gelişerek günlük hayatımızın içinde daha da

çok yer almaktadır. Bu teknolojiler insanlara kolaylık sağlamakta olup bir yandan da

yeni suç işleme alanlarını da beraberinde getirmekte ve korunmaya muhtaç yeni

Madde 44: “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır

cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.”

hukuksal değerler ortaya çıkmaktadır. Yine mevcut düzenlemeler içinde yer alan

klasik suçların da farklı ve yeni suç işleme yöntemleriyle işlenmesi de korunmaya

değer hukuksal olaylar olarak uygulamada sıkça karşımıza çıkmaktadır. Hukuksal alt

yapının ortaya çıkan yeni durumlara, hızla uyum sağlayacak şekilde, fazla yoruma

yer bırakmayacak kadar net ve açık olması gerekmektedir. Ancak değişim ve

gelişimin süreklilik arz ettiği bilişim teknolojisinde, hukuki düzenlemelerde

eksikliklerin ya da yetersizliklerin olması muhtemeldir, bu eksikliklerin zaman içinde

giderilmesi için çalışılmalıdır.

Bilgisayar ağları yoluyla işlenen suçların Dünya’da gittikçe artması ve toplum

hayatını olumsuz etkilemesi nedeniyle, bu suçlarla mücadele edebilmenin yolları

aranmaya başlanmıştır. Bu konuda ilk çalışmalar ve düzenlemeler, söz konusu

suçlardan en çok zarar gören gelişmiş ülkeler tarafından yapılmıştır. Ülkemizde ise

bu konu biraz geç ele alınmıştır. Bunun nedeni kurumsal ve kişisel bilgisayar

kullanımının geç yaygınlaşması sonucunda, bilişim suçları konusunun ceza hukuku

açısından büyük bir problem teşkil etmemiş olmasıdır.

5237 Sayılı TCK’da bilişim suçları TCK’nın ikinci kitabının üçüncü kısmı olan

“Topluma Karşı Suçlar” ana başlığı altında “Bilişim Alanında Suçlar” olarak

onuncu bölümde düzenleme yapılmıştır. Bilişim suçlarının ayrı bir bölümde

düzenlenmesiyle birlikte ayrıca 765 Sayılı TCK’dan farklı olarak hırsızlık ve

dolandırıcılık gibi “Malvarlığına Karşı Suçlar” altında düzenlenmiş suçların bilişim

sistemleri aracılığıyla işlenmesini de bu suçların nitelikli hali olarak öngörülmüştür.

Yapılan bu düzenlemelerle karma bir sistem benimsenerek, failin bilişim sisteminin

kendisine sağladığı kolaylıklardan ve yakalanma riskinin daha az seviyede olması

karşısında, bilişim sistemi kullanılarak daha savunmasız ve saldırılara daha açık olan

kişinin (mağdurun) korunması amaçlanmaktadır. Ancak, doktrinde de eleştirildiği

üzere, ceza hukukunun temel ilkesi olan “Suçta ve Cezada Kanunilik” ilkesi ve

“kıyas yasağı” kapsamında değerlendirmelerin yapılarak ortaya çıkan yeni hukuksal

değerlerin cezai bakımdan korunma altına alınması gerekmektedir.

Günümüzde yaygın olarak kullanılmaya başlanan banka şubelerine gitmeden

bankacılık işlemlerinin internet üzerinden yapıldığı internet bankacılığı, aynı

zamanda yeni tür hırsızlık ve dolandırıcılık eylemlerinin de giderek artması ile

yaygınlaşmasına yol açmıştır. İnternet üzerinde yapılan bu eylemler bazen çok

basit199 bazen de çok karmaşıkyöntemler kullanılarak yapılmaktadır. Tabi ki bu

durumda failin tespit edilmesi de genellikle çok zor olmakta, zararın tazmini ise

daha da zor olmaktadır. Zararın tazmini için mağdurların karşısında bulunan tek

muhatap banka olmakta ve davalar bankalara karşı açılarak zararın tazmini

sağlanmaya çalışılmaktadır. Ancak bu açıklamalarımızdan sonra uygulamada

yaşanan sorunlar bakımından acaba, Kişinin internet bankacılığı parolasının,

şifresinin ya da kimlik bilgilerinin bir şekilde başkaları tarafından ele geçirilmesi

ve ardından hesaplarından transfer yaparak haksız bir çıkar sağlanmasında, 5237

Sayılı TCK’da hangi suç oluşmuş olacaktır?

Yukarıda bahsetmiş olduğumuz örnek kararlarla bu sorunun cevabı verilmeye

çalışılmıştır, ancak Ceza Genel Kurul Kararında, verinin temsil ettiği değer esas

alınıp, bu yolla işlenen suçların TCK’nın 142/2.e maddesi kapsamında

değerlendirilmesi karşısında, TCK’nın 244/son maddesinin uygulama imkânının

sınırlandırıldığını söylemek mümkündür. Zira bu maddenin hiç düzenlenmemiş

olmasının, uygulama da çıkan karışıklıklar da düşünüldüğünde daha fazla hukuki

yarar sağlayacağı düşünülebilir. Nitekim TCK’nın 244/4 maddesindeki suçun

gerçekleşme şartı olan haksız çıkar sağlanması için, sisteme ve verilere bağlı

değerlere müdahale edilmesi gerekmektedir. Uygulamada da görüleceği üzere,

bilişim sistemi ile yarar sağlama suçu çoğunlukla, kişilere ait internet bankacılığı

şifrelerinin veya parolalarının ele geçirilmesinden sonra banka hesaplarının

boşaltılması suretiyle işlenmektedir. Bu sebeple, yukarıda yer alan Yargıtay kararları

ayrı bir değerlendirme ve tartışma konusu alabilecek şekilde çok yönlülük

taşımaktadır. Çalışma konumuz çerçevesinde belirtmek gerekir ki, suç vasfının

belirlenmesi ve bilişim sistemi içerisinde yer alan veri kavramının, para gibi taşınır

mal kavramı karşısındaki durumu tartışmaya açıktır. Ama TCK madde 244’ün özel

bir düzenleme olduğunun da göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

199 Örneğin, Fake e-mail’ler, porno içerikli veya bedava müzik indirmeye izin veren web sitelerinde gezilmiş

olması, anti virüs programının olmaması, güncellemelerin olmaması veya eksik olması.

Çeşitli ihtimaller dâhilinde incelemeye çalıştığımız bu konuda, Ceza Hukuku

çerçevesinde, toplumsal yaşama egemen olan bilişim sistemine ilişkin zorunlu

kılınan işlem ve yöntemler düşünüldüğünde; tüm taraflar bakımından hakkaniyete

uygun düzenlemeler yapılması ve gelişme ve değişmelerin süreklilik arz ettiği

günümüz ekonomi ve ticaret ortamında mevzuatımızda yer alan boşlukların

doldurulması ve yeni ortamın ihtiyaçlarına cevap verecek hukuki düzenlemelerin

gerektiği düşünülmektedir. Genel olarak bu suçlarla korunan hukuki yarar, karma

nitelik taşımaktadır diyebililiriz. Nitekim asıl korunan hukuki yarar, bilişim alanı ve

bu alanın güvenliği olup aynı zamanda malvarlığı ve kamu güveni’nin de korunur

olduğu kabul edildiğinde; suç işlendikten sonra sonuçlarını giderme yöntemi değil,

öncelikle suç teşkil edecek fiillerde yasal boşluk bırakılmadan yapılacak

düzenlemelerle etkin bir şekilde suçtan önce caydırıcılığın sağlanabilmesi esas

alınmalıdır.

Son olarak belirtmek gerekir ki, mukayeseli hukukta yer alan bilişim alanındaki

suçların düzenlenişi ile Türk Ceza Kanunu’nun bilişim alanında düzenlenen

suçlarıyla paralellik gösterdiği söylenen; henüz Türkiye tarafından onaylanmayan

Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi’nin hiç değilse maddelerine ve gerekçesine

uyum sağlanması ve bilişim alanında yapılacak yeni düzenlemeler ile toplum ve

kişilerin bilişim alanındaki haksız saldırıya uğrayan menfaatleri korunabilecektir.

Ancak bilgi ve iletişim teknolojisini yeterli düzeyde üreten bir ülke olmamamızın

yanında bu alandaki sürekli artarak devam eden gelişmeler, yabancı ülkelerdeki

bilişim alanındaki faaliyetler dikkate alındığında, bilişim suçlarına ilişkin yasa

çalışmalarının, ulusal düzeydeki araştırma, bilgi ve uygulamalara dayandırılması

yeterli ve kapsamlı bir yöntem olamaz. Konunun karşılaştırmalı hukuk ve

uluslararası örnekleri mutlaka gözetilmeli ve ayrıca bunların ülkemize

uygulanabilirliği irdelenmelidir.

Yukarıda yapmış olduğumuz genel değerlendirmeler ve temenniler ışığında

aşağıdaki gibi özetleme yapabiliriz:

TCK’nın 244. maddesinin 1. ve 2. fıkraları, 765 Sayılı TCK’nın 525/b.1 ve 525/b.2

maddeleri ile kıyaslandığında, bu düzenlemenin daha açık, kapsayıcı ve isabetli

olduğu söylenebilir. Suçun maddi unsuru oldukça geniş tutularak, verilere zarar

verme eylemleri bu maddeyle suç haline getirilmiştir. Zira veri kavramının ceza

hukuku müessesesi karşısında, ihtiyaçlara cevap verecek şekilde tanımının

yapılması gerekmektedir. Ayrıca bilişim sistemini oluşturan veriye karşı

işlenebilecek tüm suçların cezasız bırakılmaması için mevzuatta yer alan tüm

boşluklar giderilmelidir. Yine, “Bilişim sistemi aracılığıyla hukuka aykırı yarar

sağlama” eylemleri burada düzenlenmiş ve bunların nasıl gerçekleştirileceği suç

tipinde açıkça belirtilmiştir.

Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi’nin 4.maddesinde öngörülen “verileri

etkileme” ve 5. maddesinde öngörülen “sisteme etki” düzenlemelerine paralellik

sağlanmaya çalışılmıştır.

Korunan hukuki yarar bakımından, bilişim sistemi ile bilişim sisteminin işleyişini

sağlayan veri, yazılım, program ve donanım gibi soyut ve somut tüm işlevsel

öğelere yönelik haksız davranışların önlenmesi ve bu sayede de kişinin bilişim

sistemini sağlıklı bir şekilde kullanmasındaki yarar amaçlanmaktadır. Böylece,

klasik mala zarar verme suçunun bilişim sistemleri içerisinde sistemin yazılım

yönünü oluşturan veri ve programlara yönelik müdahaleleri kapsayıp

kapsamadığına ilişkin tartışmalara bir açıklık getirilmeye çalışılmıştır.

Söz konusu kanun maddesinin 4. fıkrasında “başka bir suç oluşturmaması

halinde” ifadesi kullanılarak aynı eylemlerin gerçekleştirilerek hukuka aykırı yarar

elde edilmesi ancak bunun bir başka suç tipinde düzenlenmiş olması halinde bu suç

tipinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. Yasa yapma tekniği bakımından pek uygun

olmayan bu düzenleme ile ne anlaşılması gerektiği yasanın gerekçesinde ifade

edilmiştir; buna göre “bu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedilebilmesi için,

fiilin daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmaması gerekir. Bu

bakımdan, fiilin dolandırıcılık, hırsızlık, güveni kötüye kullanma veya zimmet

suçunu oluşturması halinde, bu fıkra hükmüne istinaden cezaya

hükmedilmeyecektir” denilmektedir. Ancak bu düzenleme uygulamada bir takım

karışıklıklara yol açmıştır. Bunun bir nebze önlenebilmesi bakımından “daha ağır

cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmaması” ibaresinin kanun metninde de yer

alması gerekmektedir. Son olarak yukarıda belirtmiş olduğumuz Yargıtay

kararlarının varlığı karşısında bu maddenin sağladığı yarar ayrıca tartışma konusu

yapılabilecektir.

Cezalar bakımından, kişilere karşı işlenen suçlar ile banka ve kredi kurum ve

kamu kurumlarına yönelik işlenen suçların cezaları arasında ayrıma gidilmesi

yerinde bir düzenlemedir. Suça iştirak halinin mevcut kanunumuzda suça tesir

eden neden olarak ayrıca düzenlenmesi gerekmektedir.

Yukarıda vermiş olduğumuz açıklayıcı örnek düşünüldüğünde, amaç malik ya da

sistemi kullananın bilişim alanında zarara uğramasının önlenmesidir.

Çalışma konumuzu oluşturan suç birden çok ve farklı hareketlerle

gerçekleştirilebildiğinden, çoğu zaman hareket ve bunun sonucu oluşan neticeler de

birbirinden farklı olabilecektir. Failin suç sayılan hareket veya hareketleri

neticesinde suç konusu, bir zarara uğramış ise ortada tehlike suçunun aksine zarar

suçu vardır ve burada korunan hukuki yarara zarar verilmiştir.

Bilişim suçlarının çeşitliliği ve ortaya çıkan olumsuz etkiler karşısında, hızlı bir

yargılamanın yapılabilmesi için, öncelikle kolluk güçlerinin failleri yakalamakta

karşılaştıkları teknik ve fiziki eksikliklerin giderilmesi, sonrasında konusunda uzman

olan kişilerin mahkemelere yardımcı olması, hatta gerekirse özel görevli ihtisas

mahkemelerinin oluşturulması gerektiği düşünülebilir.

Bilişim suçlarıyla mücadele edebilmek için her ülkenin, kendi hukuk sistemi

içerisinde gerekli düzenlemeleri yaparak, bu suçları işleyenleri cezasız

bırakmaması gerekmektedir. Ancak şu da bir gerçektir ki, sadece milli kanunlarda

yapılan düzenlemeler, bu suçlarla mücadelede tek başlarına yeterli

olamamaktadırlar. Siber suçlar uluslararası bir nitelik kazanarak, bu suçları

önlemeye ya da azaltmaya çalışan ülkeler için büyük güçlükler ortaya çıkmaya

başlamıştır. Yaşanan yasal ve teknik güçlükler karşısında, uluslararası bilgisayar

ağları, siber suçlarla mücadelede uluslararası işbirliğini kaçınılmaz hale getirmiştir.

Suçla ilgili kovuşturmanın birden fazla ülkeyi ilgilendirdiği durumlarda,

soruşturma makamları, yabancı meslektaşları ile işbirliği ve koordinasyon yapmaya

ihtiyaç duymaktadırlar. Bu nedenle Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi’nin

Türkiye tarafından kabulü, sözleşmenin işbirliğine ilişkin hükümlerinin hukuki

yardımlaşma bakımından önemini açıkça ortaya koymaktadır.

 

 
Bugün Tekil: 1172 Bugün Çoğul: 2089 Dün Tekil: 1341 Toplam Tekil: 1582188 Toplam Çoğul: 3927538
        Dataişlem