,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
BORÇLUNUN HALİNE MÜNASİP EVİNİN HACZEDİLEMEMESİ / 29-03-2013
 BORÇLUNUN HALİNE MÜNASİP EVİNİN HACZEDİLEMEMESİ

(Meskeniyet İddiası-İİK.m.82/12)

GİRİŞ

              Son dönemlerde ekonomik krizlerin ve spekülatif amaçlı yatırımların artması arazi fiyatlarının aşırı yükselmesine ve beraberinde konut fiyatlarının hızla yükselmesine neden olmuştur. Uzun uğraşlar ve yıllarca yapılan birikimler sonucu sahip olunan konutlar, bazen ticari sıkıntılar, bazen de küresel ekonomik bozuklukların etkileri  ile  elden çıkarılmak zorunda  kalınabilmektedir. Bu çerçevede, bir çok konut haciz işlemi ile karşı karşıya kalmakta ve haciz nedeni ile uzun yılların birikimi sonucu alınan konutlar kaybedilebilmektedir. Tüm toplumlarda olduğu gibi bizim toplumumuzda da konut hayati öneme sahiptir. Ülkemizde, konut, bireyler ve toplumun temel taşı olan ailenin ve aile birliğinin sağlanmasında en önemli unsurlardan biridir. Bu bakımdan kanun koyucu bireyin ve ailenin en önemli yaşam malzemesi olan konutu korumak ve ona ayrıcalık vermek gereğini hissetmiştir. Bu ayrıcalık da bazı hallerde konutlara sağlanan haczedilemezlik imtiyazıdır. Haczedilemezlik, sosyal devlet olmanın bir gereğidir ve toplumun temel taşı  olan  ailenin korunmasını sağlar. Bu düşüncenin somut bir uygulaması olarak; borçlunun ve ailesinin haline münasip meskeninin haczedilemeyeceği esası İcra ve İflas Kanunumuzda düzenlenmiştir.

Haciz kavramı tanım olarak; “Borçlunun borcunu kendi arzusu ile ödememesi durumunda alacaklının istemi ile borçlunun borca yetecek mal ve haklarına devlet aracılığı ile (icra dairesi tarafından) el konulması”dır.

Alacaklılar alacaklarını tahsil edemedikleri durumlarda borçlunun mamelekini oluşturan mallarına müracaat ederler. Borçlunun mamelekindeki unsurlar da alacaklılara karşı, borçlarının bir nevi teminatını teşkil eder ve kural olarak borçlunun ekonomik değeri bulunan bütün mal, hak ve alacakları haczedilebilir. Ancak borçlu tüm malvarlığı ile sorumlu olmasına rağmen borçlunun mamelekinde yer alan bütün unsurlar ise istisnasız olarak alacakların teminatını teşkil etmezler. Zira gerek insani düşünceler gerekse kamu düzeni düşüncesi ile borçlunun kendi hayatını ve ailesinin hayatını idame ettirmesi için bazı mallarına hacizden muafiyet tanınmış ve bu suretle de İcra İflas Kanunu’nda düzenleme yapılmıştır.

Haczedilemezlik kavramı bu noktada önem arzeder.  Haczedilemezlik, çoğu zaman borçlunun ve ailesinin yaşamını mümkün kılmak maksadı ile öngörülmüş kanuni bir korumadır. İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinde yer alan düzenlemelerin temelinde insani ve sosyal düşünceler yatmakta olup borçlunun başkasına muhtaç hale gelmemesi, asgari düzeyde yaşamını ve ekonomik varlığını sürdürebilmesi amaçlanmaktadır. Yaşam hakkı insanların en doğal ve temel hakkı olduğuna göre bu hakkın bir alacaklının şahsi menfaati için feda edilmesi beklenemez.İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinde borçluya ait bazı mal, hak ve alacakların haczedilemeyeceği belirtilmiş ve bunlar açıkça sayılmıştır. Mezkur maddede de tahdidi olarak sayılan bu mallar kanun koyucu tarafından özel nitelikte görülmüş olup bu malları özel kılan ise, borçlu ve ailesi için asgari bir yaşamı olanaklı kılmalarından kaynaklanmaktadır.

Borçlunun; bir kısım mal ve alacaklarının haczedilememesi gerek

bizim kanunumuzda gerekse yabancı hukuk sistemlerinde Alman Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu (md. 811, 850, 851); ve İsviçre İcra İflas Kanununda ( md. 581, 592, 593) düzenlenmiştir.

             Borçlunun bazı mal ve haklarının haczedilememesi; Alacaklının menfaatinin korunmasını sağlar. Kamu düzeninin korunmasını sağlar. İnsani hislerin rencide edilmemesini sağlar. Haczedilemezlik sosyal devlet olmanın bir gereğidir. Haczedilemezlik hacizde sıra (tertip) kuralının somut bir uygulamasıdır. Haczedilemezlik ölçülülük ilkesinin bir gereğidir. Haczedilemezlik orantılılık ilkesinin bir gereğidir. Haczedilemezlik ailenin korunmasını sağlar.

                        Düzenlemenin amacı;  gerek  1982 Anayasasında gerekse daha önceki tarihli diğer anayasalarımızda toplumun temeli olarak kabul edilen ailenin varlığını devam ettirme düşüncesini hayata geçirmektir. Günümüz ekonomik koşullarında hayati önemi olan meskenin sınırsız bir biçimde borçlunun elinden alınması, aile bireylerinin yaşamlarını ve çocukların sağlıklı yetişmelerini önemli derecede olumsuz etkileyecektir.

         Bu bakımdan borçlunun ve ailesinin haline münasip meskenininhaczedilemeyeceği esası, ailenin korunmasına hizmet eden en önemli düzenleme olup, sosyal devletin olmanın zorunlu bir gereğidir. Borçlunun haline münasip meskeni ancak kanunda belirtilen sınırlı hallerde haczedilebilecektir.

        Haczi olanaklı olmayan mallar ve haklar 82. maddede 12 bent biçiminde şöyledir:“Haczi caiz olmayan mallar ve haklarMadde 82-(Değişik:18.02.1965-538/46 md.)

Aşağıdaki şeyler haczolunamaz:

1. Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar,

2. Borçlunun zatı ve mesleki için lüzumlu elbise ve eşyasıyla borçlu ve ailesine lüzumu olan yatak takımları ve ibadete mahsus kitap ve eşyası,

 3. Vazgeçilmesi kabil olmayan mutfak takımı ve pek lüzumlu ev eşyası,

4. Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ziraat aletleri; değilse, sanat ve mesleki için lüzumlu olan  alet ve edevatı ve kitapları ve arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük nakliye erbabının geçimlerini temin eden nakil vasıtaları,

5. Borçlu ve ailesinin idareleri için lüzumlu ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yataklıkları,

6. Borçlunun ve ailesinin iki aylık yiyecek ve yakacakları ve borçlu çiftçi ise gelecek mahsul için lazım olan tohumluğu,

7. Borçlu bağ bahçe veya  meyve veya sebze yetiştiricisi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan bağ bahçe ve bu sanat için lüzumlu bulunan  alet ve edevat,Geçimi hayvan yetiştirmeye münhasır olan borçlunun kendisi ve ailesinin maişetleri için zaruri olan miktarı ve bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları,

8. Borçlar kanununun 510. maddesi mucibince haczolunmamak üzere tesis edilmiş olan kaydı hayatla iratlar,

9. Memleketin ordu ve zabıta hizmetlerinde malul olanlara bağlanan emeklilik maaşları ile bu hizmetlerden birinin ifası sebebiyle ailelerine bağlanan maaşlar ve ordunun hava ve denizaltı mensuplarına verilen uçuş ve dalış tazminatı ve ikramiyeleri,Askeri malullerle, şehit yetimlerine verilen terfi zammı ve 1485 numaralı kanun hükmüne göre verilen inhisar beyiye hisseleri,

10. Bir muavenet sandığı veya cemiyeti tarafından hastalık, zaruret ve ölüm gibi hallerde bağlanan maaşlar,

11. Vücut veya sıhhat üzerine ika edilen zararlar için tazminat olarak mutazarrırın kendisine veya ailesine toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi lazım gelen paralar,  Bu 1485 sayılı Kanunu 2951 sayılı Kanun ilga etmiş;bu  Kanunun da yerini 3480 sayılı Maluller ile Şehit Dul ve Yetimlere Tütün ve Alkol Ürünlerinin Satış Bedellerinden Pay Verilmesi hakkında Kanun almıştır.

12.Borçlunun haline münasip evi ( Ancak evin kıymeti fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alınabilecek miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır.)Medeni Kanunun 807. maddesi hükmü saklıdır. 2,3,4,5,7 ve 12 numaralı bentlerdeki istisna, borcun bu eşya bedelinden doğmaması haline münhasırdır.”(5393 sayılı Belediye Kanunu m.15/son ) ( İİK.m.184,211,363), (9721 s.TMK.m.367)(TK.468)(6183 s.m.70)(BK.m.41)İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinde yer alan haczedilemezlik muafiyeti sadece gerçek kişiler için geçerli olup tüzel kişileri kapsamamaktadır.

Ayrıca adı geçenmaddede yer alan ve haczedilemeyen mal ve hakları gösteren düzenleme tahdidi  olup kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir.Haczedilemeyen mallar ve haklar hakkındaki hükümler, ilamsız icrada(İİK.m.82,83) ilamlı icrada (İİK.m.41) ve ihtiyati hacizde uygulanır.  Bu hükümleryalnız cüz’i icrada değil, aynı zamanda külli icrada da uygulama alanı bulur.                         Eğer borçlu bu  bentlerde sayılan malları borçlanarak almış ise, kendisinden satın aldığı kişinin semen alacağı için, malların haczi mümkündür.

 

BİRİNCİ BÖLÜM

MESKENİYET İDDİASI VE KAPSAMI

I.MESKEN  (EV, KONUT) KAVRAMI

Madde de yer alan “ev” kavramından maksat, yerel geleneklere yani mahalli örf ve adete göre mesken (konut) olarak kullanılmaya elverişli yerlerdir. Bağımsız ev, apartman dairesi, bağımsız bir ev, kat mülkiyeti kanununa tabi bağımsız bir bölüm veya bir apartmandaki paylı mülkiyet (müşterek mülkiyet) payı veya el birliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet)   payı,  m. 82/12 anlamında mesken sayılır. Ancak boş arsam. 82/12 anlamında mesken olarak kabul edilemez.

II. HALİNE MÜNASİP  EV KAVRAMI

Haline münasip ev kavramından; borçlunun mali ve sosyal mevkii ile borçlunun ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek asgari şartları haiz bir meskeni anlamak gerekecektir.

Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir.Borçlunun sosyal durumuna ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılayan asgari nitelikte bir mesken durumunu aşan yerler kanunun öngördüğü haline münasip ev kavramına içerisine mütalaa edilemez.

Borcunu ödemekle mükellef bulunan borçlunun sosyal mevkii göz önünde bulundurulmakla beraber, mevcut durumuna göre daha mütevazı bir hayat sürmesi ve meskenin de bu durumuna uygun bir şekilde seçilmiş olması gerekirken; mevcut mali durumuna uymayan ve durumuna göre fazlaca lüks olarak nitelendirilebilecek meskeni hakkında haczedilmezlik şikayetinde bulunması icra mahkemesince nazara alınmayacak haline uygun mütevazi bir yaşam sürebileceği meskenin değeri tespit edilecektir. Yargıtay, aşağıda sunduğumuz bir kararında aile teriminin geniş anlamda anlaşılması gerektiğini belirtmiştir:“İİK’nın 82/12. maddesi gereğince, borçlunun haline münasip evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Burada aile terimi, geniş anlamda olup borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. İcra mahkemesince, borçlunu sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan haline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tespit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı alacaklıya ödenmelidir. Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun yaşı, mesleği ve sıfatı, kendisini yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez.

Yine aşağıda sıraladığımız bir kısım kararlarında haline münasip ev kavramını tartışmıştır:“…somut olayda meskeniyet itirazında bulunulan konutun İzmir Alsancak Kordon’da, deniz, körfez manzaralı 160 m 2 , 540.000 YTL değerinde kaloriferli, asansörlü lüks sayılabilecek özelliklere sahip olduğu anlaşılmaktadır.  Borçluya babasından miras yolu ile intikal eden bu konuttaki payı 3/20 olup konutta ailesiyle birlikte oturmaktadır. Bilirkişi raporunda borçlunun hissesinin değerinin 81.000 YTL olduğu belirtilmektedir. Yine raporda borçlunun inşaat mühendisi olduğundan bahsedilerek sosyal yaşamı ile münasip olan sadece anılan muhitte bir mesken

     Y.12.HD.14.04.2008, E.5273, K.7607 (corpus). İçtihat  Programı -İlerde “(corpus).” şeklinde

kısaltılacaktır).dinebileceği miktar belirtilmekle yetinilmiştir. Açıklanan durum itibari ile rapor ve mahkemenin değerlendirmesi yukarıda açıkladığımız kıstaslara uygun bulunmamaktadır. Alacaklının kıymete ve rapordaki değerlere itirazı da dikkate alınmamıştır. İcra mahkemesince konutun gerçek kıymetinin değerlendirmesi yapılarak borçlunun farklı muhitlerde mesken alabileceği miktarlar da belirlenerek ve yukarıdaki yazılı kıstaslar da değerlendirmek suretiyle sonucuna bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın kabulüne dair hüküm tesisi isabetsizdir.”

Haline münasip kavramının tartışıldığı kararlardan örnekler:“Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul  ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan, ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede ön görülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez. Somut olayda, bilirkişilerce düzenlenen raporda, taşınmazın değerinin 80.000,00-YTL. olup, aynı semtte haline uygun meskeni de 80.000,00-YTL. alabileceği, borçlunun daha uzak ve farklı yerlerden mesken almaya zorlanamayacağının bildirildiği anlatılmakta olup, anılan rapor bu hali ile hüküm kurmaya elverişli değildir. O durumda Mahkemece yapılacak borçlunun Karabük´ün daha mütevazi bir semtinde haline münasip evi alabileceği değerin bilirkişilerden ek rapor alınmak suretiyle yukarıdaki kurallara göre belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. Eksik incelemeyle yazılı biçimde hüküm tesisi doğru değildir.”

 “Meskeniyet şikayetine konu taşınmazın değerinin 200.000.000.000 TL. olarak tespit edildiği, meskenin niteliklerine göre, konut ihtiyacının dışında lüks mahiyette olduğu anlaşılmaktadır. İİK ´nun 82/12. maddesi gereğince borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceği öngörüldüğünden, konut ihtiyacını karşılayabilecek meskenin kaç liraya alınabileceği hususunda bilirkişi kurulundan ek rapor alındıktan sonra bu miktarın borçluya bırakılmak kaydıyla taşınmazın satılmasına biçiminde karar verilmesi gerekirken, haczedilmezlik şikayetinin kanuni olmayan gerekçeyle kabulü isabetsizdir.”

 “Borçlunun meskeniyet şikayetinde bulunması üzerine  icra mahkemesince objektif kurallar çerçevesinde inceleme yapılarak karar verilmesi zorunludur. Mahkemece yaptırılan araştırma ve inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda haczedilmeye konu olan taşınmazın 110 m2 alanda olup 15-18 senelik bir bina olduğu bunun mevcut hali ile piyasa değerinin 80.000 YTL civarında bulunduğu ifade edilmiştir. Bir meskenin, borçlunun haline münasip olup olmadığı haciz anındaki sosyal durumuna ve ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Bilirkişice borçlunun sosyal durumuna uygun bir evin fiyatı piyasada 75 ila 100.000 YTL arasında değiştiği ifade edilmiştir. Mahkemece bu rapora itibar edilmeyiş sebepleri açıklanmadan, Cumhuriyet Savcılığınca yaptırılan araştırmada polis memurlarınca bildirilen Burdur genelinde mevkiine göre ev fiyatlarının 25.000 ila 150.000 YTL arasında değiştiğinin bildirilmesi üzerine ve bu çelişki de giderilmeden mahkemece taşınmazın 30.000 YTL den aşağı satılmamak üzere icra müdürlüğünce işlem yapılması yönünde eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir.”

 “Meskeniyet şikayetinin incelenmesinde: İİK.nun 82/12. maddesinde "borçlunun haline münasip evi (ancak evin kıymeti fazla ise bedelinden haline münasip bir ev alınacak miktarı borçluya bırakılmak suretiyle satılır) hükmü getirilmiştir. Mercice mahallinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda evin değerinin borçlunun haline münasip ev değerinden fazla olduğu saptandığına göre haline münasip bir yer alınacak miktar borçluya bırakılmak suretiyle kalan miktar üzerinden haczin devamına biçiminde hüküm kurulması gerekirken meskeniyet şikayetinin reddi isabetsizdir.”

 “Meskeniyet itirazında bulunulan ev mahkemece haczin kaldırılmasına karar verilen 1859 no.lu parselinde bulunmaktadır. Bilirkişi raporunda; evin  minimumşartlarda barınmayı sağlandığı belirtilmektedir. Açıklanan nedenle; ev ile ilgili meskeniyet iddiasının kabulüne karar verilmesi gerekirken ev ayrı tutularak yazılı biçimde evin barınak olduğu bir ailenin oturmasına münasip mesken niteliğinde bulunmadığından bahisle meskeniyet iddiasının reddine karar verilmesi isabetsizdir.”

Yine Yargıtay, aşağıda sunduğumuz bir kararında, henüz inşaat halindeki bir mesken içinde  borçlunun haline münasip evi kavramının tartışılması gerektiğini belirtmiştir:“Borçlu inşaat halindeki taşınmazı için de meskeniyet şikayetinde bulunabilir. Şikayetin İİK 82/12 maddesi çerçevesinde incelenerek ve borçlunun sosyal durumuna göre şikayet konusu taşınmazın kıymetini belirlenecek ihtiyacından fazla olması halinde, haline münasip yer alınarak miktarın borçluya bırakılmak üzere satılmasına karar verilmesi gerekirken, sözü edilen maddedeki ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılmadan inşaatın lüks olduğundan borçlunun borcunu ödemesi gerektiğinden bahisle şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.”

III. AİLE KAVRAMI VE AİLE KAVRAMI İÇERİSİNDE YER ALAN

ŞAHISLAR

İcra ve İflas Kanunu’nda özellikle haczedilemeyen mal ve hakları düzenleyen 82. maddesinde “aile” terimi kullanılmakla birlikte bunun tanımı verilmediği gibi kapsamı da belirtilmemiştir. Türk Medeni Kanunu’nda ise aile terimi başlıca üç değişik anlamda kullanılmaktadır. Şöyle ki; Dar Anlamda Aile: Yalnızca eşlerin oluşturduğu birlik dar aileyi karşılamaktadır.

En Geniş Anlamda Aile: Bir ev başkanının yönetiminde aynı çatı altında yaşayan kimselerden meydana gelen insan topluluğudur. Buradaki anlamıyla aile, bir arada yaşamak olgusuna dayanır. Dolayısıyla bu insan topluluğu içerisinde, kan ve kayın hısımları olabileceği gibi bir sözleşme ilişkisiyle birlikte yaşayan hizmetliler (aşçı, şoför, bahçıvan, bakıcı vb. kimseler) de olabilir.

Medeni kanunumuz bu çeşit aileyi 367–370 maddeleri arasında “ev düzeni” adı altında düzenlemiştir.

Kanımızca İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesindeki aile kavramında engeniş manada değerlendirmek; borçlu ile birlikte oturan eş, ergin olsun ya da olmasın çocuklar, borçlunun bakımına gerek maddi gerekse manevi açıdan muhtaç ve borçlu ile birlikte aynı meskende oturmak zorunda olan; borçlunun ve eşinin anne, babası, kardeşi, amca, dayı, hala, teyze, gelin, damat gibi kan ve kayın hısımlarını da içine alan şekilde yorumlamak gerekecektir.

Dolayısıyla yukarıda yaptığımız  açıklamalar çerçevesinde, hukuk düzenini belirli bir biyolojik anlayışa saplanmayıp ailenin sınırlarını daha çok, yaşam deneylerine, ihtiyaç ve gereklerine göre belirlediğini söyleyebiliriz.Öğretide, aile kavramının geniş anlamda olduğu, içerisinde borçlu ile aynı çatı altında yaşayan ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin de yer aldığı, reşit olan ve borçlu ile birlikte oturan çocuklar ile borçlunun evli kızı ile damadının da aile efradından sayılması gerektiği ifade edilmişken aksi yönde yani bu maddedeki aile tabirinin dar anlamda kullanıldığıreşit olan çocuk ana, baba, teyze, kayınvalide gibi kimselerin bu kavram içerisinde mütalaa edilemeyeceği de belirtilmiştir.

Yukarıda aile efradı kavramı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirttiğimiz kan ve kayın hısımlarından başkaca kimseler de aile efradı kavramı içerisinde mütalaa edilebilecek midir?  Kanımızca bu soruya Türk Medeni Kanunu’ndaki düzenlemeyi de göz önüne alarak olumlu cevap vermek mümkündür.Örneğin borçlu ya da eşinin mevcut sağlık durumu evde sürekli bir bakıcı bulundurmak zorunluluğunu getiriyorsa bu durumda hizmetli ya da bakıcının da aile efradı kavramı içerisinde değerlendirilmesi mümkün olabilecektir. Yargıtay’da, kararlarında aile kavramının geniş anlamda olduğunu, içerisinde borçlu ile aynı çatı altında yaşayan ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yer aldığını belirtmiştir. Örneğin Yargıtay bir kararında:“Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı, adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki aile terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar.”

Yine Yargıtay’ın aile kavramının en geniş anlamda anlaşılması  gerekliğine ilişkin şu kararları vardır:“Birlikte yaşamakta oldukları anlaşılan borçlunun evli kızı ile damadı da kanunen aile efradından sayılacağına ve haczolunan evin borçlu ve aile efradının mesken ihtiyacı için lüzumlu olduğuna yapılan tetkike müsteniden mercice kanaat getirilmiş olmasına…”

 “Borçlunun iaşesiyle mükellef olduğu çocukların reşit olması bir evde oturmalarına mani teşkil etmediği cihetle borçlu ve ailesi nüfusuna ve içtimai vaziyetine göre mesken ihtiyacının ehlivukuf marifetiyle tayin ve takdir edilen neticeye göre haciz edilen ev veya gayrimenkulün haczi caiz olmadığına karar verilmesi lazım gelirken aile nüfusu yekûnu nazara alınmadan iki kişiden ibaret olduğundan bahisle karar verilmesi yolsuzdur.”

IV. MESKENİYET İDDİASININ İLERİ SÜRÜLMESİ

Şikayetin ileri sürülmesi meselesini,  meskeniyet iddiasının ileri sürülebileceği haller ve ileri sürülemeyeceği haller olmak üzere iki alt başlık altında aşağıda inceleyeceğiz.

A.MESKENİYET İDDİASININ İLERİ SÜRÜLEBİLECEĞİ HALLER

Aşağıda yirmidört başlık halinde, detaylı olarak sıraladığımız  hallerde meskeniyet iddiası ileri sürülebilir:

1. Mahcuz Meskenin Hisseli Olması Halinde Borçlunun Hissesi İle İlgili Meskeniyet İddiasında Bulunabilmesi Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde borçlunun taşınmazdaki hissesi üzerinde de meskeniyet iddiasını ileri sürmesinin mümkün olduğunu söyleyebiliriz.

Zira gerek müşterek gerekse iştirak halindeki mülkiyetteki hisse de İİK m. 82/12

anlamında mesken kavramı içerisinde yer almaktadır.

2172 ada 2 parsel s.  taşınmazdaki paylarına haciz konulduğu görülmektedir. İİK.nun 82/12. maddesi dayanak yapılıp haczedilmezlik şikayetine konu  teşkil eden taşınmazın 3/4 hissesi muris adına kayıtlı olup mirasçıların bu pay üzerinde iştirak halinde malik bulundukları anlaşılmaktadır. Dairemizin öteden beri istikrarlı şekilde uygulanan yerleşik içtihatlarına göre iştirak halinde malik olan borçluların paylarının haczedilmesi sebebiyle meskeniyet şikayetinde bulunabilecekleri kabul edilmektedir.İİK.nun 82/12. maddesi borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceğini öngörmekte olup bu madde her bir borçluya ayrı ayrı haczedilen payları sebebiyle ve kişisel olarak başvuru hakkı verir. Borçlulara isabeTedecek payın değeri belirlendikten sonra onların haline münasip ev almaları için gerekli olan miktara göre sonuca gidilmeli, ayrı ayrı takip borçlusu oldukları ve her birinin payının haczedildiği gözetilip şikayet sonuçlandırılmalıdır).

Ayrıca Bkz., Y.12. HD, E.2005/2280, K.2005/6575; İİK.nun 89/12.maddesinde, borçlunun haline münasip evinin haczolunamayacağı belirlendikten sonra, aynı maddede (ancak, evin kıymeti fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alınabilecek miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır.) hükmüne yer verilmiştir. Şikayet konusu 25 parsel s.  taşınmaz borçlunun murisi adına kayıtlı olup borçluya isabet edecek hisse üzerine haciz konulmuştur. Bu halde veraset  ilamına göre borçlunun taşınmazdaki hissesi belirlendikten sonra taşınmazın tamamının değeri üzerinden borçlu hissesine isabetedecek değer belirlenmelidir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise borçlu tarafından fiilen kullanıldığından bahisle zemin katta bulunan meskene değer  tespit edilmesi doğru değildir. O durumda Mahkemece, yukarda yapılan açıklama doğrultusunda bilirkişiden ek rapor alınması suretiyle taşınmazdaki 14“Meskeniyet şikayetine konu edilen taşınmazla ilgili tapu kaydının incelenmesinde, borçlunun taşınmaz üzerindeki payının haczedildiği  anlaşılmaktadır. Bu durumda, şikayet borçlunun payına isabet edecek değerin belirlenmesi suretiyle sonuçlandırılır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda taşınmazın tamamı üzerinden değerlendirme yapıldığı tespit edilmiş ve buna göre sonuca gidilmesi yasaya aykırı bulunmuştur. Ayrıca borçlunun birden fazla taşınmazının bulunması da çekişme konusu yerle ilgili ve İİK. nun 82/12.maddesi gereğince istemde bulunmasını engellemez.”

2. Tapuda Arsa Olarak Kayıtlı Olan Taşınmazlarda Meskeniyet İddiasının İleri SürülmesiTapuda arsa olarak kayıtlı olan taşınmaz üzerine yapılmış bulunan ev hakkında da meskeniyet iddiasında bulunulabilir.

Zira önemli olan haczedilmezlik iddiasında bulunulan yerin mesken niteliğine haiz olmasıdır. Meskenin tapuda arsa olarak gözükmesi meskeniyet iddiasının ileri sürülmesine engel teşkil etmez.“Mahcuzun tapu kaydında arsa olarak gösterilmesi,  üzerinde bina var ise meskeniyet şikayetine mani olmayacağına binaen, bu yöne ilişkin temyiz itirazı yerinde değilse de, İİK.’nun 82.maddesinin 12.fıkrasına göre borçlunun bakmakla  yükümlü olduğu aile efradı tespit edilmek, içtimai durumu nazara alınmak suretiyle, mahallede tahkikat yapılarak, hâsıl olacak neticeye göre bir karar verilmesi gerekirken…”

3. Borçlunun Meskeniyet İddia Ettiği Evde Oturması Gerekip Gerekmediği Borçlunun, evinin haczedilemeyeceğini ileri sürmesi yani, meskeniyet şikayetinde bulunabilmesi için o evde bizzat oturması diğer bir deyişle meskeni fiilen kullanıyor olması şart değildir.

Zira kanunda mesken için haline münasip deyimi kullanılmış olup meskende oturması zorunluluğu aranmamıştır.

 “ İİK.’nun 82/12. maddesi gereğince borçlu ve bakmakla mükellef bulunduğu aile efradının haline münasip evi; evin kıymeti fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alınabilecek miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır. Borçlunun meskeniyet şikayetinde bulunduğu mahcuzda bizzat oturması zorunlu değildir. Ancak somut olayda borçlunun bakmakla mükellef olduğu kişiler yönünden yöntemince bir inceleme yapılmaksızın bütün aile fertleri nazara alınarak 60 m² ve 90 m² ´den müteşekkil her iki ev açısından da hangisinin haline münasip olduğu tefrik edilmeksizin meskeniyet şikayetinin kabulü isabetsizdir.”

Gerçekten de kişinin adına kayıtlı meskeninde oturmasını engelleyen durumlar ortaya çıkabilir.Borçlunun meskeniyet şikayetinde bulunduğu evde bizzat oturması zorunlu olmayıp yakınlarından birinin oturması halinde de borçlu oturmadığı meskeni için dahi haczedilmezlik iddiasında bulunabilir.Borçlunun oturmadığı evini kiraya vermiş olması halinde başkaca evi de yoksa borçlunun kiradaki evi haczedilemez. Borçlu herhangi bir sebeple adına kayıtlı bulunanmeskenden  başka bir yerde başkası adına kayıtlı bir meskende kiracı olarak oturmak zorunda olabilir. Bu durum iki şehirde olabileceği gibi aynı şehir içinde birbirine uzak semtler için de söz konusu olabilir. Borçlunun kiraya verdiği meskeni için Bkz.Y.12. HD. E.2004/25041, K.2005/2452; Yukarıda gün ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içerisinde temyizen incelenmesi borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :Bir taşınmazın satışının geçerli olabilmesi için satış işleminin tapu dairesinde gerçekleştirilmesi gerekir. Alacaklı bankaya hitaben borçlu tarafından yazılan ve hiçbir hukuki sonuç doğurmayan ve taşınmazın bir başkasına devrinin düşünüldüğüne ait dilekçeler ortada geçerli bir satış işlemi olmadığı sürece meskeniyet şikayetinin esasının incelenmesine engel  teşkil etmez. İcra Mahkemesinin ret gerekçesinde yer alan borçlunun mahcuzda oturmadığına ait sair açıklama ise, meskeniyet şikayeti için bu yerde borçlunun bizzat  oturması zorunlu olmadığından yerinde değildir. O durumda şikayetin esasının  tetkiki gerekirken yazılı gerekçe ile ret kararı verilmesi isabetsizdir.SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 11.02.2005 Tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bkz.Y.12. HD. E.2003/22650, K.2003/22284;Yukarıda gün ve numarası yazılı merci kararının müddeti içerisinde temyizen incelenmesi borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :Borçlunun birden fazla taşınmazı olması halinde taşınmazlardan herhangi birisi hakkında meskeniyet  şikayetinde bulunabilir. Haczedilemezlik iddiasına konu evde borçlunun oğlunun oturması meskeniyet  şikayetine engel değildir. Merciice mahallinde yaptırılacak keşif sonucu alınacak bilirkişi raporu ile evin kıymetinin borçlunun ihtiyacından fazla olduğu  tespit edilirse, haline münasip bir yer alabilecek kadar bir miktarın borçluya bırakılması, artanın alacaklıya ödenmesi, satışın borçlunun haline münasip ev alacağı miktardan az olmamak üzere yapılması gerekir. Meskeniyet şikayetinin İİK.nun 82/12 hükümü doğrultusunda yukarda belirtilen ilkelere göre çözümlenmesi gerekirken, bu konudaki şikayetin, borçlunun meskeniyet iddiası ettiği evde oturmadığından bahisle reddine karar verilmesi isabetsizdir.SONUÇ : Borçlu vekilinin  temyiz itirazlarının kabulü ile merci kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 11.11.2003 Tarihinde oybirliğiyle karar verildi.16haczedilmezlik iddiasında bulunabilmesi için kendisinin de kirada oturması şart değildir. Örneğin borçlu bekâr olup kendi ailesinin yanında oturması mümkün olabilir. Bu durumdan borçlunun adına kayıtlı meskende hiçbir zaman oturmayacağı anlamı çıkmaz. Borçlunun kendi adına kayıtlı meskeninde bazı gerekçelerle oturması mümkün olmayabileceğinden, meskenini kiraya vermesi doğal olup bu durum borçlunun meskenine ihtiyacı olmadığı ya da meskeniyet iddiasından feragat etmiş sayılacağı gibi fiili ya da hukuki bir sonuca ulaşmamızı mümkün kılmaz.

Borçlunun meskeniyet iddiasına konu olan kiradaki evinin, kiracıdan alınan kira bedeli de hacze konu olamaz.Zira borçlunun haczedilemeyen meskeninden elde edilen semerelerin de haczinin söz konusu olması mümkün değildir. Kaldı ki borçlu meskeniyet iddiasına konu evde oturmamakta ancak buradan sağladığı kira bedeli ile kendisi için gerekli başka bir meskende yaşamını sürdürmektedir.4. Borçlunun Meskende Tek Başına Oturması HaliBorçlunun meskende tek başına oturması da meskeniyet iddiasının sürülmesine engel değildir. Zira kanunda bir meskenin meskeniyet iddiasına konu olabilmesi için aile efradı ile birlikte oturma şartı öngörülmediği gibi böyle bir şartın maddenin konuluş amacı ile bağdaşmayacağı da çok açıktır. Bu nedenle borçlunun haczedilmezlik iddiasına konu meskende tek başına oturması, tek başına yaşamını sürdürmesi, iddiasının dinlenmesine ve kabul görmesine engel teşkil etmeyecektir.5. Borçlunun Birden Fazla Meskeninin Bulunması Durumunda Bunlardan Tercih Ettiği Birisi Hakkında Meskeniyet İddiasında Bulunabilmesi

           Bkz.Y.12.HD. E.2003/865, K.2003/3287;Yukarıda gün ve numarası yazılı merci kararının müddeti içerisinde temyizen incelenmesi borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :Meskeniyet şikayetinde bulunabilmesi için borçlunun meskende bizzat  oturması şart  olmadığı gibi kirayaverilmesi hali de anılan şikayetin reddini gerektirmez. Takip konusu alacağın nafakaya ait olması, çocukların velayetinin anneye bırakılmış olması, tamamen sübjektif değerlendirmeler olup, bilirkişilerin bu konuda raporlarında da belirtildiği gibi takdir yetkileri yoktur. Merciin de, maddi olgular karşısında bu tür sübjektif değerlendirmelerle sonuca gitmesi mümkün değildir. Mercice bilirkişi raporundaki mevcut objektif değerlendirmeler nazara alınarak şikayetin kabulüne karar vermek gerekirken evin kiraya verildiğinden ve borçtan kurtulmak amacıyla iddiasında samimi olmadığından bahisle istemin reddi isabetsizdir.SONUÇ : Borçlu vekilinin  temyiz itirazlarının kabulü ile mercii kararının yukarda yazılı sebeplerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.´nun 428.maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 24.02.2003 Tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Borçlunun birden fazla meskeninin bulunması haczedilen meskeni yönünden meskeniyet iddiasında bulunmasına engel teşkil etmez. Borçlunun burada tercih hakkı söz konusudur. Borçlunun meskeniyet iddiasında bulunduğu taşınmazda oturması da zorunlu değildir. Dolayısıyla borçlu oturmadığı ev ile ilgili olarak meskeniyet iddiasında bulunabilecektir. Borçlunun birden fazla evinin bulunması halinde bunlardan hangisinin borçluya bırakılacağı şikayet üzerine icra mahkemesince kararlaştırılır.

 “Borçlunun birden fazla taşınmazının bulunması, meskeniyet şikayetine engel değildir. Bir başka anlatımla birden çok taşınmazın içinde, borçlunun mesken olarak tercih ettiği taşınmazı ile ilgili şikayetin esasının incelenmesi zorunludur.”

6. Borçlunun Birden Fazla Taşınmazda Mevcut Hisseleri Hakkında Meskeniyet İddiasında Bulunması Hali Borçlunun birden fazla taşınmazda mevcut hisseleri hakkında meskeniyet iddiasında bulunabilmesi mümkündür. Hatta bu hisselerin tamamı hakkında da meskeniyet iddiasında bulunabilir. Eğer birden fazla taşınmazda yer alan hisselerinin tamamının toplamı borçlunun haline münasip ev alabileceği bedeli ancak karşılamakta ise bu durumda birden fazla taşınmazda bulunan hisselerinin tamamı hakkında ileri

Bkz.Y.12. HD. E.2006/8920, K.2006/11482; “İİK.nun 82/12. maddesinde; borçlunun haline münasip evinin haczolunamayacağı belirlendikTEn sonra, aynı maddede ancak evin kıymeti fazla ise "bedelinden haline münasip bir yer alabilecek miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır" hükmüne yer vermiştir. Bir meskenin borçlunun haline münasip olup olmadığı haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki "aile"  terimi geniş anlamlı olup borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. Borçlunun birden ziyade konutunun olması haczedilen bu meskeni yönünden şikayetinin incelenmesine engel  teşkil etmez. Mahkemenin bu yöndeki red gerekçesi doğru bulunmamaktadır. Bilirkişice borçlunun haline münasip bir evi 30.000 YTL’ ye alabileceği ve haczedilen meskenin de 50.000 YTL değerinde olduğu belirlenmiştir. Bu durum karşısında haczedilmezlik şikayetinin bilirkişi raporu doğrultusunda sonuçlandırılması gerekmektedir. O halde, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı gerekçe ile borçlunun meskeniyet itirazının reddine karar verilmesi isabetsizdir.SONUÇ : Borçlu vekilinin  temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 30.05.2006 Tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

Bkz.Y.12.HD. E.2004/2664, K.2004/8364 “Borçlunun tapuda adına kayıtlı birden fazla taşınmaz malının bulunması, bunlardan haczedilen herhangi biri hakkında haczedilmezlik şikayetini ileri sürmesine engel teşkil etmez. İ.İ.K.´nun 82/12.maddesinde yer alan haczedilmezlik şikayetinin tetkiki için bu maddede borçlunun anılan taşınmazda oturması koşul olarak kabul edilmiş değildir. O halde, mahkemece işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar

vermek gerekirken olaya uygun bulunmayan gerekçe ile meskeniyet şikayetinin reddi isabetsizdir.”

Y.12.HD 06.02.2003, E. 2002/29326,  K. 2214 (UYAR,  İİK.Şerhi, C.5, s. 7267.)18 nsüreceği meskeniyet iddiası kabul edilecek ve hisselerin üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilecektir.

 “Şikayetçinin haczedilmezlik iddiasında bulunduğu taşınmazların kendisine murisinden intikal ettiği iddia edilmektedir. Bu durumda borçluya isabet edecek payın değeri her bir taşınmaz için ayrı ayrı belirlendikten sonra bu değerlerin toplamı esas alınarak yukarıda ver verilen kurallar uygulanmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Bir başka anlatımla paya isabet eden değer toplamının borçlunun haline münasip bir evi edinebileceği miktarı aşması halinde haczin kaldırılmaması, satış bedelinin bu miktarı geçmesi koşuluyla taşınmazların satışına karar verilmesi gereklidir. Borçlunun birden fazla evde paydaş olması, ya da mali durumunun iyi olması bu kurallara göre meskeniyet şikayetinde bulunulmasını engellemez. Zira yukarıda açıklandığı üzere kalan miktar zaten alacaklıya ödenecektir. Şikayetin reddi halinde borçluya İİK.’nun 82/12. maddesinde tanınan yasal hak engellenmiş olur.”

7. Borçlunun Birden Fazla Evi İçin Meskeniyet İddiasında BulunabilmesiBorçlu ve ailesinin ihtiyacı için gerekli olduğu durumlarda, borçlunun iki evi dahi meskeniyet şikayetine konu olabilir ve bu iki ev borçluya bırakılabilir.

Kanunda borçlunun mesken ihtiyacı için haczedilmezlik iddiasında bulunabileceği belirtilmiş ancak bu konuda bir sınır ortaya konmamış bir başka deyişle borçlunun sadece bir meskeni için haczedilmezlik iddiasında bulunabileceği açıkça belirtilmediğinden, borçlu haline münasip olmak koşulu ile maliki bulunduğu taşınmazı hakkında da meskeniyet iddiasında bulunabilmesi mümkün olabilecektir.

Borçlunun aile efradının geniş olması sebebiyle, sahibi bulunduğu her iki meskenin de kullanılmakta olması mümkündür. Eğer bu iki mesken borçlunun kendisi ve ailesi için asgari şartlarda biri barınma olanağı sağlıyor ise bu durumda borçlu maliki bulunduğu ve hacze konu iki meskeni için dahi haczedilmezlik iddiasında bulunabilecektir.Ancak borçlunun iki evi hakkında meskeniyet iddiasında bulunabilmesi için iki evin de haline münasip nitelik taşıması gerekir. Borçlunun bir evi az gelmekte fakat ikinci evle birlikte de ihtiyacını aşan bir nitelik gösteriyorsa bu durumda, meskeniyet iddiasında bulunduğu iki ev birlikte satılır ve borçluya ihtiyacını karşılayan nitelikte haline münasip bir ev için gerekli bedel ayrılır. “...iki evli, çocuk ve torun sahibi olduğunu söyleyen borçlunun iki eve ihtiyacı

olup olmadığı tahkik ve tetkik olunmalıdır...”Ancak Yargıtay yeni tarihli bir kararında kural olarak birden fazla mesken için haczedilmezlik iddiasında bulunulamayacağını belirtmiştir. “Borçlu 17.872 parseldeki ½ hissesine malik olduğu  1.kat 4 nolu mesken ile 24.055 parsel sayılı arsa vasfındaki  taşınmazı  üzerindeki  meskeni hakkında İİK.’nun 82/12.maddesi uyarınca haczedilmezlik şikayetinde  bulunmuştur. Kural olarak birden fazla  mahcuz  için  meskeniyet şikayetinde  bulunulmaz. Ancak mahkemece borçlunun 24.055 parseldeki meskeninin haczedilemeyeceği şikayetinin borcun meskeniyet iddia edilen evin inşa ve malzeme bedelinden doğduğu gerekçesiyle reddi İİK.’nun 82/12. maddesinin 2.bendi gereğince yasaya uygun ise de; aynı gerekçeyle 17.872 parselde kayıtlı meskeni için yaptığı haczedilmezlik şikayetininbu durumda reddi doğru değildir. O halde, 17.872 parsel sayılı meskenle ilgili olarak şikayetinin İİK. m. 82/12. maddesi çerçevesinde değerlendirilip oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken haczedilmezlik şikayetinin bu parseldeki mesken yönünden reddi isabetsizdir.”

8. Borçlunun Tarım Arazisi ve Meskeninin Birlikte Haczedilmesi Halinde Meskeniyet İddiasıBorçlu hakkında yapılan bir takip neticesinde borçlu adına kayıtlı meskenin yine borçlu adına kayıtlı bir tarın arazisi ile birlikte haczedilmesi halinde borçlunun meskeniyet iddiasında bulunabilmesi mümkündür. Zira İİK’nun 82. maddesinde Y.12.HD. 25.01.2007, E.2006/23207,  K.2007/941 (Corpus).20haczedilemeyen mal veya haklara ilişkin olarak 4. bentte “borçlu çiftçi ise kendisinin ve  ailesinin geçimi için zaruri olan arazi” ve 12. bentte “borçlunun haline münasip evi” belirtilmiş ancak bunların her ikisinin birden haczedilmesi halinde sadece biri hakkında haczedilmezlik şikayetinde de bulunabileceği yönünde bir hüküm getirilmemiştir. Dolayısıyla borçlunun evinin tarım arazisi ile birlikte haczedilmesi halinde borçlu evi ve tarım arazisi hakkında meskeniyet iddiasında bulunabilecektir. Her iki haczedilmezlik iddiasının dayandığı hukuki ve fiili sebepler birbirinden farklıdır.

 “Takip konusu alacak için haczedilen 406 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan evin borçlunun haline uygun meskeni olduğu iddiası ile yapılan şikayet yönünden mahkemece mahallinde keşif uygulandığı ve bilirkişiden rapor alındığı görülmektedir. Şikayete konu 406 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında ipotek olmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle mahkemece borçlunun sosyal durumu ve ailesinin ihtiyaçlarına göre ve İİK. nun 82/12.maddesi koşullarında bilirkişi raporu değerlendirilmeli, uygun bulunduğu takdirde borçlunun haline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanın alacaklıya ödenmesine, satışın borçlunun haline münasip ev alacağı miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmelidir.

Borçlu ayrıca, çiftçi olduğundan ve geçimi için zaruri bulunduğundan bahisle 438 ve 352 parsel sayılı tarlaların da haczedilemeyeceği yönünde şikayette bulunmuştur. Bu yönden ise mahkeme öncelikle 438 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan Ziraat Bankası lehindeki ipoteğin, zirai kredi karşılığı kurulan zorunlu ipotek niteliğinde olup olmadığını belirlemeli, bu nitelikte  ise bu husus haczedilmezlik şikayetinin incelenmesine engel teşkil etmeyeceğinden işin esasının usulünce incelenmesine geçilmelidir. Taşınmazlar başında bilirkişi aracılığı ile keşif yapılıp elde edilen mahsul ve geliri yönünden şikayetçi ve ailesinin geçimine yeterli olduğu belirlenirse şikayetin kabulü, fazla ise çiftçilikle geçimi için zaruri geliri elde edeceği  taşınmazın değeri belirlenerek satış bedelinin bu miktarı geçmesi ve bunun borçluya  bırakılması  ile satışına karar verilmelidir.”

9. Borçlunun Halinde Değişiklik Olmasının Meskenin Haczedilmezlik İddiasına Etkisi   Y.12.HD. 03.06.2008, E8875,  K.11474  (Corpus).21Borçluya ait taşınmazın haczedilmesi halinde meskeniyet iddiasının kabulüne karar verilmiş ancak bilahare aile efradı ile ilgili bir değişiklik olması halinde bu kere başka bir alacaklı tarafından haczedilmiş ise meskeniyet iddiası borçlunun yeni durumuna göre değerlendirilir. Ve şayet hacizli meskenin değeri borçlunun haline münasip olan ev değerinden fazla ise bu durumda haline münasip ev değeri kendisine bırakılmak üzere meskenin satışı gerçekleştirilebilir.

Gerçekten hayatın akışı içerisinde insanların sosyal ve ailevi durumlarında bir değişiklik meydana gelebilir. Borçlunun daha önce meskeniyet iddiasının icra mahkemesince reddedilmesi ancak borçlunun takip konusu borcu ödemiş olması sebebi ile mesken üzerindeki haczin kaldırılmasından sonra başka bir alacaklı tarafından haczi sebebiyle borçlunun meskeniyet iddiasında bulunması üzerine bu kere icra mahkemesince meskeniyet iddiasının kabulü gerekebilecektir. Şayet borçlunun ilk meskeniyet iddiasında bulunması halinde, özellikle aile efradının sayısında bir değişiklik meydana gelmesi halinde borçlunun ileri süreceği meskeniyet iddiasının kabulü mümkün olabilecektir.

Ayrıca borçlunun durumundaki değişiklik özellikle aile efradındaki birey sayısının artması muvazaalı bir şekilde gerçekleşmiş ise örneğin daha önce kendisinden ayrı yaşayan ve bakıma muhtaç olmayan anne babasının, hacze konu meskene getirilerek meskeniyet iddiasının kabulü için gerekli şartların muvazaalı olarak sağlanması durumunda meskeniyet iddiasının dinlenmemesi gerekir. 10. Meskenin Alacaklı Üçüncü Kişiden Alınan Ödünç Para İle Satın Alınması Halinde Meskeniyet İddiasıBorçlunun, hacze ve şikayete konu meskeni, üçüncü bir kişiden aldığı ödünç para ile satın almış olması halinde ise bu durumda ödünç para veren üçüncü kişiye karşı da meskeniyet iddiasında bulunabilir.

Dolayısıyla borçluya mesken alması için ödünç para veren bir alacaklının, bu alacağını tahsil için borçlu hakkında yaptığı icra takibi neticesinde, verilen ödünç para ile satın alınan mesken üzerine haciz işleminin uygulanması halinde, borçlu, ödünç veren alacaklıya karşı, haczedilen meskeni ile ilgili olarak haczedilmezlik şikayetinde bulunabilecektir. Alacaklının verdiği ödünç para ile meskenin satın alınmış olması, borçlunun meskeniyet iddiasında bulunmasını engellemez. Zira burada verilen ödünç para, meskenin konu olduğu satım akdinden kaynaklanan alacak ile aynı nitelikte bir alacak değildir. Diğer bir deyişle 82. maddenin son fıkrasında öngörülen “eşya bedeli” niteliğinde bir alacak değildir.

“İİK.’nun 82.maddesinin son fıkrasında açıklandığı gibi; aynı maddenin 2, 3, 4, 5, 7 ve 12 numaralı bentlerindeki istisna borcun bu eşya bedelinden doğması haline münhasırdır. Tetkik konusu hadisede borç mahcuzun bedelinden doğmuş değildir. Alacaklının vermiş olduğu para, velev mahcuz gayrimenkulün satın alınmasında kullanılmış olsa dahi bu durum istisnai hükmün uygulanmasını gerektirmez. Borçluyu 82/12.madde uyarınca meskeniyet iddiasında bulunmaktan alıkoymaz. Borçlunun içtimai durumu, bakmakla mükellef olduğu aile  fertleri, mesken olabilecek başkaca gayrimenkuller gereği  gibi araştırılarak  mesken ihtiyacının  takdir ve tespit olunması lazımdır.”

Ancak eğer borç konusu para ödünç veren tarafından borçluya değil de borçlunun talimatı doğrultusunda doğrudan satıcıya ödenmişse bu durumda borçlanma malın iktisabından doğrudan doğruya doğmuş sayılarak buna tekabül eden alacak için diğer bir deyişle ödünç veren şahsın alacağı için, borçlunun meskenine haciz uygulaması mümkün olabilecektir. Borçlunun böyle bir durumda ödünç veren alacaklıya karşı meskeniyet iddiasında bulunması mümkün olmayacaktır.

11. İstimlak Bedelinin Haczedilememesi Meskenin istimlak edilmesi halinde istimlak bedelinin haczi de mümkün değildir.

Zira istimlak bedeli ile borçluya kendisi ve ailesi için yeniden haline münasip bir ev alabilmek imkanının verilmesi gerekir.Meskenin kamulaştırılması halinde de istimlak bedeli üzerinden de meskeniyet iddiası ileri sürülebileceğinden ve haczi mümkün olamayacağından yapılan şikayetin esasına girilerek sonuçlandırılması gerekir.

  “Borçlu yasal süresi  içinde haczedilmezlik şikayetinde bulunmuştur. Bu başvurudan sonra taşınmazın tamamının kamulaştırılıp hazine adına tescil edilmiş olması bu şikayetin görülmesine ve esası hakkında karar verilmesine engel değildir.”12. Meskenin Sigortalı Olması ve Sigorta Bedelini Tahsil Durumunda Haczedilmezliğin İleri SürülebilmesiBorçlunun sigorta ettirdiği meskeninin herhangi bir sebeple zarar görmesi durumunda, sigorta şirketinden alacağı bedel üzerinde haczedilmezlik iddiasında bulunması mümkündür.

13. Meskenin Harap ve Yıkık Bir Halde Bulunmasının Meskeniyet İddiasına Etkisi Borçluya ait taşınmazın harap ve yıkık bir halde bulunması mevcut haliyle ikamete elverişli bulunmaması, borçlunun meskeni için haczedilmezlik şikayetinde bulunmasına engel teşkil etmez.

 “Başka mahalde ikamet eden borçlunun mesken olmaya elverişli tapuca namına kayıtlı ayrıca bir gayrimenkulü bulunmadığı surette haczolunan hissenin harap bir halde bulunması ve içinde oturulmaması borçlu ve ailesi efradını mesken ihtiyacından vareste kılamaz.”

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise bir kararında taşınmazın kullanılamaz durumda olması sebebiyle borçlunun meskeniyet iddiasında bulunamayacağını belirtmiştir. “Taraflar arasındaki haczin kaldırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Akhisar icra Tetkik Mercii’nce davanın kabulüne dair verilen 16.06.1977 gün ve 976/51—977/49 sayılı kararın incelenmesi davalı alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine:

Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 28.12.1977 gün ve 11152—11137 sayılı ilamı: Hacizli  93 parselin kullanılmaz durumda olduğu. Keşifte bilirkişi sözleriyle tespit edildiği halde, borçlunun kullanmadığı bu parsel üzerinde ihtiyaç söz konusu alamayacağı düşünülmeden haczedilmezlik itirazının kabulünde isabet bulunmadığı...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekte yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü;  Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki kağıtlara, Özel Daire bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

14. Tamamlanmamış Bir Mesken Hakkında Haczedilmezlik İddiasında Bulunulması Borçlu henüz tamamlanmamış bir evi hakkında da meskeniyet iddiasında bulunabilir.

Haczedilen taşınmazın henüz tamamlanmamış olması, borçlunun haczedilen taşınmazı ile ilgili olarak meskeniyet iddiası ileri sürmesine engel teşkil etmez.

“Borçlu henüz tamamlanmamış bir halde bulunan evin kendisine mesken olarak bırakılmasını isteyebilir.”

 “İnşa halindeki borçlu hissesine konulan haczin meskeniyet sebebiyle kaldırılması istenmesine göre, 82. maddenin 12. fıkrası açısından. usulü dairesinde gerekli inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, henüz inşa halinde olduğundan bahisle, borçlunun kat irtifakı ile malik olduğu taşınmaz hakkında yaptığı haczedilmezlik şikayetinin reddedilmesi isabetsizdir.”

Y.12.HD. 31.10.1977 TE.8165 K. 8879 (UYAR, İİK.Şerhi C.5, s. 7282).25

15. Meskenin Tamiratı İçin Zorunlu Malzemenin Haczedilmezlik Şikayetine Konu OlmasıBorçluya ait meskenin tamiratı zorunlu bir nitelik taşımakta ise diğer bir deyişle borçlunun meskeninde yapacağı masraf meskenin korunmasına ve meskende güvenli ve sağlıklı bir şekilde oturulabilmesi için zaruri masraf niteliğinde ise bu masrafa ilişkin olarak alınan malzemenin de haczedilmesi söz konusu olamaz.

 “Belediyece tamirine lüzum gösterilen eve sarfı muktezi malzeme mütemmim cüz hükmünde olup mesken mefhumuna dâhildir.”16. Nafaka Alacaklarından Dolayı Meskenin Haczedilip Haczedilemeyeceği Nafaka alacağından dolayı borçlunun haczedilmezlik niteliğine sahip mallarınınhaczedilip haczedilemeyeceği konusu öğretide tartışmalıdır. Bir  görüşe göre nafaka alacaklarından dolayı borçluya ait haczedilmezlik özelliğine sahip malların haczedilebileceği belirtilmişken diğer bir görüş ise borçluyu da mağdur etmeyecek ve gerek alacaklı gerekse borçlunun da menfaatlerini de gözetir şekilde özellikle tarla, bağ, bahçe, mesken gibi mal ve alacaklarından borçlunun şahsi ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde miktarda olan kısmının borçluya bırakılarak haczinin mümkün olabileceğini belirtmiştir. Kanımızca, nafaka alacaklarından dolayı borçlunun haline münasip evinin haczedilip haczedilemeyeceği konusunda m.82(12) hükmü mutlak olarak bertaraf edilerek nafaka borçlusunun haczedilmezlik itirazında bulunamayacağı yönündeki görüş isabetli değildir.

“Nafaka borçlusu, alacaklısının mesken ihtiyacını karşılamakla yükümlüdür. Bu nedenle borçlu mücerret kendi mesken ihtiyacını ileri sürerek haczin kaldırılmasını isteyemez. Bu yön göz önünde tutulmadan ve borçlunun bakmakla yükümlü olduğu başkaca ailesi fertleri bulunup bulunmadığı araştırılmadan şikayetin kabulü usul ve kanuna aykırıdır.  Nafaka hükmü kapsamında nafakaya müstahak olan kişinin, iskan edilmesi için gerekli masraflar da göz önünde tutulmuştur. Nafaka borçlusu, ayrıca alacaklının mesken  ihtiyacını karşılamak zorunda değildir. Nafaka alacaklısı hükmedilen nafaka az geliyorsa arttırılması bakımından yeni bir dava açma hakkına sahiptir. Nafaka alacağı için borçlunun meskeni haciz edildiği  takdirde, İİK.’nun 82.maddesi hükmüne göre mesken ihtiyacını aramak zorunluluğu vardır. Mahkemece bu yola başvurulmuş olup, borçlunun haczedilen meskeninin ancak kendisine yeter olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekmiştir.”

17. Meskenin Yıkılması Halinde Enkazın Haczedilip HaczedilemeyeceğiOturulamayacak durumda olması sebebiyle borçluya ait meskenin yıkılması durumunda, alacaklı tarafından enkazın haczedilmesi halinde borçlu mahcuz enkaz ile yeniden bir mesken inşa edeceği ve başka bir ev bulunmadığından  bahisle enkazın haczedilemeyeceği iddiasında bulunur ise ve bu iddianın da gerçekliği yapılan tetkikat neticesi tespit edilecek olur ise bu durumda enkazın da haczi mümkün değildir.

 “Maili inhidam olması sebebiyle belediyece yıktırılan evin mahcuz enkazı ile yeniden bir ev inşa edeceği ve bundan başka evi bulunmadığı borçlu tarafından iddia edilir ve bu iddianın sıhhati tahakkuk ederse meskene tahavvül edecek olan enkazın da haczi caiz değildir.

 “Medeni Kanunun birinci maddesi lafzı ile ve ruhu ile temas ettiği meselelerde meri olacağı hükmünü yaz ve tesis etmiş olup hadisede borçlu enkaz satmak maksadı ile meskenini satmış olmayıp, belediyece melhuz tehlikenin önüne geçmek için kanunen ve mecburen yıktırılmış olduğundan bir meskene ihtiyacı zaruri bulunan borçlu tarafından mahcuz keresteler satılmadıkça bu enkaz ile arasında bir ev vücuda getirilmesi ihtimali galiptir. Filhakika zahiri hale göre ortada mesken denecek maddi bir şey mevcut değilse de istihdaf olunan gaye nazara alınırsa bu kerestelerin sarfı ile vücuda gelmesi muhakkak gibi görünen bir meskenin varlığı filhal farz ve kabul olunabilir. Kanunun bu hükümlerine göre bir binanın lazım gayri müftıriki olup arsanın hükmen mütemmim

18. Haczin Yenilenmesi Halinde Meskeniyet İddiasında BulunulmasıBorçlunun taşınmazı üzerine daha önce konulan haciz sırasında borçlunun meskeniyet iddiasında bulunmamış olması ve bilahare ilk haczin alacaklının süresinde satış talebinde bulunmaması üzerine İİK m.106 ve m.110 gereğince taşınmaz üzerindeki haczin kalkması ve alacaklının yeniden haciz talebinde bulunarak borçlunun taşınmazına haciz konulması halinde, borçlunun ilk haciz sırasında meskeniyet iddiasında bulunmamış olması bu iddiasından feragat niteliği taşımayacak ve borçlu bu yeni haciz işlemi üzerine meskeniyet iddiasında bulunabilecektir.

 “İlk haczin İİK’nun 106 ve 110. maddesi gereğince kaldırılmış olmasına, yeniden yapılan haciz üzerine meskeniyet şikayetinde bulunulabileceğine göre...”  “Alacaklı tarafından borçlu hakkında başlatılan genel haciz yolu ile icra takibinde, Elazığ İcra Müdürlüğünün 1999/3206 takip sayılı dosyasında borçlunun konutuna konulan 28.01.2002 tarihli haczin düştüğü, bilahare 19.07.2004 tarihinde alacaklının istemi üzerine aynı yere tekrar haciz konulduğu yaptırılan kıymet taktirine ilişkin raporun 12.11.2004 tarihinde borçluya tebliğ edilmesini müteakip onun, süresinde 18.11.2004 tarihinde haczedilmezlik şikayetinde bulunduğu, ayrıca kızı için esnaf kefalet kooperatifinden alınan krediden dolayı haczedilmezliğe konu olan konut üzerine konulan ipoteğin de son hacizden önce fek edildiği anlaşılmaktadır.

Bkz.Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas : 2005/8701 Karar : 2005/11732 “Meskeniyet  şikayetine konu taşınmazların tapu kaydına 8.2.2000 gününde konulan haciz İİK.nun 106 ve 110. maddeleri gereği düştükten sonra 30.4.2002 gününde yeniden haciz konulup icra dairesince yaptırılan kıymet takdiri sonucu verilen bilirkişi raporunun 31.5.2004 gününde borçluya  tebliğ edildiği ve 7 günlük şikayet  süresi içinde İcra Mahkemesinde meskeniyet şikayetinde bulunulduğu tespit edilmiştir. Mahkemece yaptırılan keşif sonucu verilen bilirkişi raporunda 1031, 1032, 1033 parseller üzerinde bulunan meskenin bütün müştemilatı ile birlikte 19.000.000.000. TL. değerinde olduğu ve bu para ile borçlunun haline münasip ev alamayacağı değerlendirilmesinde bulunmuştur. Hükme esas alınan bu rapora göre mahkeme şikayetin kabulü ile her üç parsel üzerindeki hacizlerin kaldırılmasına karar vermiştir.Dairemizce, İİK.nun 82/12 maddeye uygun olarak verilen mahkeme kararının onanması gerekirken şikayet konusu yapılmayan 8.2.2000 günlü haciz dikkate alınarak bu haczin  tebliğ  tarihi olan 21.2.2000´den itibaren 7 günlük şikayet süresi geçtiğinden bahisle şikayetin süreden reddedilmesi gerektiğine yönelik bozma kararı açıklanan maddi hataya dayalı olduğundan şikayetçi vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.”

Y.12.HD.07.10.1980, E.5682, K.7140 (UYAR, Haciz , s. 688).28işin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.”“Meskeniyet şikayetine konu taşınmazların tapu kaydına 08.02.2000 tarihinde konulan haciz İİK’nun 106 ve 110. maddeleri gereği düştükten sonra 30.04.2002 tarihinde yeniden haciz konulup icra dairesince yaptırılan kıymet takdiri sonucu verilen bilirkişi raporunun 31.05.2004 tarihinde borçluya tebliğ edildiği ve 7 günlük şikayet süresi içerisinde İcra Mahkemesinde meskeniyet şikayetinde bulunulduğu tespit edilmiştir. Mahkemece yaptırılan keşif sonucu verilen bilirkişi raporunda 1031, 1032, 1033 parseller üzerinde bulunan meskenin tüm müştemilatı ile birlikte 19.000.000.000-(eski) TL değerinde olduğu ve bu para ile borçlunun haline münasip ev alamayacağı değerlendirilmesinde bulunmuştur. Hükme esas alınan bu rapora göre mahkeme şikayetin kabulü ile her üç parsel üzerindeki hacizlerin kaldırılmasına karar vermiştir. “Dairemizce, İİK’nun 82/12 maddeye uygun olarak verilen mahkeme kararının onanması gerekirken şikayet konusu yapılmayan 08.02.2000 tarihli haciz dikkate alınarak bu haczin tebliğ tarihi olan 21.02.2000’den itibaren 7 günlük şikayet süresi geçtiğinden bahisle şikayetin süreden reddedilmesi gerektiğine yönelik bozma kararı açıklanan maddi hataya dayalı olduğundan şikayetçi vekilinin karar düzeltme isteminin kabulügerekmiştir.”

19. Yazlık Ya Da Bağ Evi Niteliğindeki Taşınmazların Meskeniyet İddiasına Konu

Olması Mesken olarak kullanılmaya elverişli olması koşulu ile yazlık ya da bağ evi niteliğindeki taşınmazlar hakkında da meskeniyet şikayetinde bulunulması mümkündür.

Borçlunun haczedilmezlik itirazında bulunduğu bağ evi ya da yazlık evi,         m. 82(12) anlamında haline münasip meskeni niteliğinde ise bu durumda bunların haczi söz konusu olmaz. Haczedilmezlik itirazına konu olan taşınmazın  bağ evi ya da yazlık niteliğinde bulunması, borçlunun meskeniyet iddiasını ileri sürmesine engel teşkil etmez.

“Meskeniyet şikayetine konu taşınmazın tapuda borçlu adına kayıtlı olduğu görülmektedir. Meskeniyet şikayetinin dinlenmesi için borçlunun  sürekli o evde oturması şart değildir. Yazlık olarak kullanılan ev için de meskeniyet iddiasında bulunulabilir.”

 “Haczedilmezlik şikayetinde bulunulan taşınmazın yazlık vasfında olduğu anlaşılmaktadır. Bu vasıftaki taşınmaz mesken olarak kullanılmaya elverişli durumda ise, meskeniyet şikayetinde bulunmak mümkündür. Borçlunun başka yerde taşınmazının varlığı veya yokluğu sonuca etkili olmaz. Bu halde mercice mahallinde ehliyetli bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, taşınmazın mesken olarak kullanılmasına elverişli olup olmadığı, borçlunun aileyi ve sosyal durumuna göre mesken olarak kullanılmasına elverişli bulunup bulunmadığı, tespit ettirilecek değerine göre satışı halinde borcun ödenmesinden sonra geri kalacak para ile şahsi ve aileyi ve sosyal durumuna uygun bir mesken edinebilip edinemeyeceği tespit ettirilerek, sonucuna göre istek hakkında bir karar verilmek gerekirken, noksan incelemeyle yazılı şekilde isteğin reddine karar verilmesi isabetsiz.”

 “Yazlık olarak kullanılan meskenler hakkında da meskeniyet şikayetinde bulunulması mümkün olup merciin aksine gerekçesinde isabet yoksa da…”

 “Borçlunun asıl mesleğinin çiftçilik olmaması ve yurt dışında bulunması nedeniyle sair temyiz itirazları yerinde değil ise de, borçlunun Türkiye’de tek meskeninin olduğu ve yurt dışından geldiğinde şikayete konu evde ikamet ettiği anlaşıldığından, İİK. ‘nun 82/12. maddesi gereğince bu mesken için meskeniyet şikayeti yapmasında engel bir hal bulunmamaktadır.” “Meskeniyet şikayetine konu teşkil eden taşınmazın bağ evi vasfında olması ve yazlık olarak belli bir dönemde kullanılması, tek başına meskeniyet şikayetine engel teşkil etmez. Dairemizin süreklilik arz eden yerleşik içtihatlarına göre borçlunun bu

   “Meskeniyet şikayetine konu gayrimenkulün henüz bir bölümü ile oturulabilir hale geldiği ve merkez Harman Mahallesinde bulunduğu anlaşılmaktadır Gayrimenkul velev ki bağ yerinde kain olsa dahi, mesken olma şikayetinin incelenmesine mani yoktur. Gerçekten, borçlu kira evinde oturuyor ve başkaca da meskeni mevcut değilse, henüz iskan ruhsatı alamadığı ve yaptırmakta olduğu gayrimenkul üzerindeki meskeniyet şikayeti İİK ‘nun 82/12.maddesine uygun biçimde incelenmelidir.”

 “Taşınmazın bağ evi olarak kullanılması ve tapuda bağ olarak gözükmesi İİK.’nun 82.maddesine göre meskeniyet şikayetinde bulunulmasına engel teşkil etmez. Ayrıca  taşınmazın paylı olması dahi payına isabet edecek miktar esas alınarak aynı madde uyarınca meskeniyet şikayetinin incelenmesine mani değildir.”20. Tapuda Kayıtlı Olmayan Taşınmazlar (Gecekondular)  Hakkında Meskeniyet İddiasının İleri SürülmesiTapuya kayıtlı olmayan taşınmazlar dolayısıyla gecekondular hakkında da meskeniyet iddiasının ileri sürülebilmesi mümkündür.Gerçekten de borçlunun haline münasip meskeninin haczedilemezliği bakımından taşınmazın tapulu olması ya da olmamasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Haczedilemezlikte önemli olan meskenin tapulu ya da tapusuz oluşu değil, borçlunun haline münasip olup olmadığıdır.

 “Tapusuz taşınmaz hakkında meskeniyet şikayeti yapılmasını engelleyen bir kanuni hüküm bulunmadığı, haczedilen meskenin 1.500.000  (eski)  lira değerinde olduğu, mera üzerinde inşa edilip, arsanın tapusuz olduğu cihetle, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken...”

 “Tapuda kayıtlı olmayan binalarda meskeniyet ileri sürülebileceğine, haciz konulan binanın üç katlı olup, tamamının haczedilmiş olup, bu binanın çatı katı için

Y.12.HD. 21.09.1989 TE.175 K.10890 (UYAR, Haciz, s. 685).31

meskeniyet ileri sürülemeyeceğine binaen, mercice tüm binanın değeri tespit ettirilmek,

müştekinin içtimai durumu, bakmakla yükümlü bulunduğu aile efradı nazara alınıp,

ihtiyacına kafi bir meskenin kaça temin edilebileceği tespit ettirilmek, ihtiyacından fazla

ise, bedelinden haline münasip bir yer  alınabilecek miktarın satış bedelinden tefrik

edilmek üzere satılmasına karar verilmek gerekirken...” Y.12.HD. 05.06.1986, E.1985/12771, K.6775 (UYAR, Haciz, s. 685).

 “Gecekondu mesken olmak üzere inşa edilmiş ve içinde bu suretle oturmuş bulunduğundan borçlunun meskeniyet iddiasının kabulü gerekir.” Y.İİD.26.04.1963,  E.5078,  K.5211 ( DÖNMEZ, s. 116).

 “Tapuya kayıtlı arsa üzerindeki gecekonduya meskeniyet iddiasını men eden bir hüküm yoktur. Böyle bir iddianın usulen tetkik ve tahkikle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.” Y.İİD.  14.11.1963, E.11786, K.11945 (TUNCAY Salih/  DEMİRHAN  H.Orhan, İcra İflas Kanunu,

Ankara, 1965, s. 81; ÖZKAN,  s. 567).

 “Borçlunun meskeniyet şikayetine konu ettiği mahcuzun mutlaka tapuda kayıtlı olması zorunlu değildir. Bir başka anlatımla yasal süresinde olmak koşulu ile mesken olduğundan bahisle gecekondu ile ilgili olarak da meskeniyet şikayetinde bulunabilir.” Y.12.İİD. 01.07.2004,  E.13582,  K.17466 (Yargı Dünyası, S.109, s. 119-120).32gecekondunun mesken ihtiyacından olup olmadığı ve hacizden istisnası lazım gelip gelmediği hakkında bir karar verilmesi iktiza eder.”

 “Hadisede duruşma için tebliğ olunan davetiyeye HUMK’nun 509.maddesi hükümlerinin yani ibraz edilmek istenen vesikanın muayyen günde gönderilmesi ve gelmeyen tarafın gıyabında karar verileceği hususunun açıkça dercedilmemiş olmasından dolayı yeniden bu yolda tebligat icrası lazım geldiği düşünülmeksizin gıyapta karar ittihazı yolsuz olduğu gibi haczolunan gecekondunun mesken ihtiyaçlarını karşıladığını ileri süren borçlu Ayşe’nin bu iddiasının tetkiki lazım geldiği ve kocasına ait olduğunu dermeyan etmesi ve kocası ile birlikte mezkur mahalde oturmakta olmaları bakımından İcra ve İflas Kanunu’nun 82.maddesinin 12 numaralı bendinde  müstenit olan şikayetin tetkikine mani teşkil etmeyeceği ve mahcuz gecekondunun zeminini ihtiva eden arsa başkasına ait olsa da bu cihet üçüncü şahsın hukukuna müessir olup alacaklıyı alakadar eylemeyeceğine göre mercice borçlunun başkaca mesken almağa elverişli gayrimenkulü bulunup bulunmadığı araştırıldıktan sonra barınmaya mahsus gayrimenkulü bulunmadığı anlaşıldığı surette usulü dairesinde seçilecek bilirkişi marifeti ile ailesi efradı ve içtimai durumu göz önünde tutularak haciz olunan 21. Borçlu Adına Tescili Yapılması

Mümkün Taşınmazlarla İlgili Olarak

Meskeniyet İddiasında BulunulmasıBorçlu adına tescili gerekip henüz borçlu adına tescil edilmemiş taşınmaz ile ilgili olarak alacaklının yetki belgesi alma suretiyle borçlu adına tescili yönünde dava açması durumunda, dava sonucuna göre, davaya konu taşınmazın borçlu adına tescilinin sağlanması durumunda, borçlu, adına tescili sağlanan taşınmaz ile ilgili olarak İİK. m.82/12’ye dayanarak meskeniyet iddiasında bulunabilecektir.“Haczedilmezlik şikayetine konu taşınmazın tapu rastlanmadığı Tapu Sicil Müdürlüğü’nün 21.04.1989 tarihli yazısı ile bellidir. İcra müdürlüğünce verilen 01.02.1989 tarihli yetki belgesi uyarınca alacaklı vekili tarafından tescil davası açılması yoluna gidildiği, icra dosyasından anlaşılmaktadır. Bu durumda, tescil davası açılmış ise sonucu beklenmeli, meskeniyet şikayetine konu taşınmaz  veya taşınmazların tapu kaydı celbedilmeli ve bunlar üzerinde bu işten anlayan fen ehli marifetiyle İİK. ‘nun 82/12. maddesine uygun biçimde bilirkişi incelemesi yapılmalı ve elde edilecek sonuç dairesinde karar  verilmelidir.” Y.12.HD. 08.03.1990, E.1989/9268,  K.1990/2225 (UYAR,  İİK. Şerhi, C.5, s. 7383).33edilmiş ise bu durumda mandıra veya lokanta olarak kullanılan taşınmazı hakkında ileri sürdüğü meskeniyet iddiası kabul görecektir.

22. Konutun İşyeri ve Mesken Olarak da Kullanılması Halinde Meskeniyet İddiasının İleri Sürülüp SürülemeyeceğiHacze konu olan taşınmaz borçlu tarafından işyeri olarak kullanılmakla beraber aynı zamanda bu taşınmazı mesken olarak da kullanmakta ise, bu durumda borçlu bu taşınmazı için meskeniyet iddiasında bulunabilecektir. Taşınmazın işyeri olarak da kullanılması haczedilmezlik şikayetinin dinlenmesine engel teşkil etmeyecektir. Borçlu örneğin bir mandırasını ya da lokantayı aynı zamanda mesken olarak da kullanmakta ise ve bilirkişi incelemesi neticesinde, bu yerin mesken olarak kullanılabileceği tespit POSTACIOGLU, İcra Hukuku , s. 360 ; UYAR,  Haciz, s. 659.

 “Borçlu ve ailesi efradının  süknalarına mahsus olduğu anlaşılan mahcuz mandıranın mesken ihtiyacını karşılayıp karşılamadığı, satıldığı takdirde satış tutarından borçlu ve ailesi efradının haline münasip bir ev bedelinin tefriki mümkün olup olmadığı usulü dairesinde seçilecek bilirkişi marifetiyle tetkik ve tespit edildikten sonra işin karara bağlanması gerektiği halde…” Y.İİD. 20.04.1950 TE.1879 K.2037, (corpus).

23. Bir Tapu Kaydına Bağlı Olarak Borçluya Ait Bir Evin Aynı Arsa Üzerinde Bir Fabrika veya Arazi İle Birlikte Bulunması Halinde İfraz İşlemi Yapılarak Meskeniyet İddiasının İncelenmesiBir tapu kaydına bağlı olarak borçluya ait bir mesken ile birlikte fazlaca miktarda boş bir arazi ya da aynı arazi üzerinde bir fabrika binasının bulunması halinde; mümkün olduğu takdirde taksim ve ifraz işleminin yapılarak mesken üzerindeki haczedilmezlik iddiasının kanuni şartlar haiz bulunduğu takdirde kabulüne karar verilmesi taraf menfaatleri açısından uygun bir çözüm yolu olarak gözükmektedir. POSTACIOGLU, İcra , s. 364; KURU,  İcra İflas,  C.I, s. 8l8.;  KURU, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 310; HÜDAYİOĞLU,   s. 114; USTUNDAG,  İcra Hukukunun Esasları, s. 184.

Böyle bir durumda mümkün olması halinde taksim ve ifraz işlemi yapılarak, borçlunun haline münasip olmak kaydı ile mesken üzerindeki haczedilmezlik iddiasının kabulüne ve ev üzerindeki haczin kaldırılmasına, boş arazi ya da fabrika binası üzerindeki haczin devamı ile satışa çıkarılması gerekecektir. KURU, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 310; KURU, İcra İflas, C.I, s. 818; HUDAYİOGLU,  s. 114.

Şayet ifraz işleminin mümkün olmaması  halinde borçlunun haline münasip evin değeri belirlenerek ev ve fabrika birlikte satışa çıkarılacak satış bedelinden borçlunun haline münasip ev alımı için tespit edilen meblağ borçluya verilmek üzere tefrik edilecektir. KURU, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 310; KURU, İcra İflas C.I, s. 818; BERKİN,  İcra Hukuku Dersleri, s. 84.34

İfraz muamelesinin yaptırılması işi borçluya ait olup bu durumda icra mahkemesi (icra dairesi) ifraz işleminin gerçekleştirilmesi için borçluya süre verecektir.

  Borçlu, verilen süre içerisinde taksim ve ifrazın yapıldığını tapu kayıtları ile ispat ettiği takdirde, bu halde ev haricinde kalan taşınmazlar satılacak ve mesken (ev) borçluya bırakılacaktır. Şayet borçlu verilen süre içerisinde ifraz işlemini gerçekleştiremez ise, tek tapudaki mevcut tüm taşınmazların (ev, fabrika binası) tamamı paraya çevrilecek veelde edilen bedelden borçluya mesken ihtiyacını karşılayacak meblağ verildikten sonra artan para alacaklılara paylaştırılacaktır. KURU, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 310- 311; KURU, İcra İflas, C.I, s. 818;  USTUNDAĞ,  İcra Hukuku, s. 184.

 “Borçlunun sosyal durumuna ve ailesi nüfusuna nazaran meskene olan ihtiyaç usulü dairesinde seçilen bilirkişi tarafından kabul ve takdir edilerek mahcuz gayrimenkul içindeki ahşap evin hacizden istisna edilmesi bildirilmiş olmasına göre bir tapu kaydına bağlı bulunan ve artırma ve ihalesi icap eden diğer mahcuz fabrika ve arsa ile evin tefrik ve taksimi mahdut yetkili icra tetkik merciinin ve icra memurunun görevi dışında bulunduğu cihetle borçlu ya tapuca ifraz muamelesini yaptırmak üzere münasip mehil verilerek bu müddet zarfında taksim ve ifrazın yapıldığına dair tapu kaydı gösterildiği surette mesken haricinde kalan kısmın artırma ve ihalesi cihetine gidilmek ve aksi takdirde mahcuzun tamamı satılarak bedelinden borçlunun mesken ihtiyacına yetecek miktar tefrik edilmek lazım gelirken mercice gayrimenkulün bir kısmının tefriki ile mesken olarak borçluya bırakılması ve mütebaki kısmın satılmasına karar verilmesi yolsuzdur.” Y.İİD.30.01.1950, E.257,  K.564 ( OLGAÇ / KÖYMEN, s. 713).

 “Bilirkişi borçlunun binasının mesken ihtiyacını ancak karşılayabildiğini kıymet fazlasının etrafındaki araziden ileri geldiğini ve ifrazı mümkün bulunduğunu beyan ettiğine göre ifrazın mümkün ve imar planına göre uygun olduğu tespit olunduğu takdirde borçlunun rızasına bakılmaksızın resen ifraz yaptırılması lazım gelir. Bahçe ve arazinin meskenden ifrazı halinde müstakilen kullanılabileceği ve değerinde önemli bir değişiklik olmayacağı mahallinde tahkik olunarak müspet sonuca varıldığı takdirde haritasının yaptırılması ve ifrazı cihetine gidilmesi gerekir.” Y.İİD.23.12.1963, E.13588,  K.13653 (ÇATALKAYA Cevdet/ BANDAKÇIOĞLU İhsan, İcra ve

 

İflas Kanunu Şerhi, Ankara, 1967, s. 311).35 “Bir tapu senedi içinde olan ev ve bağın haczinden dolayı meskeniyet iddiasının kabulü sebebi ile mesken ihtiyacına kafi gelecek miktarın icra dairesince ifraz ve taksimi mümkün olmayacağından hadisede Tapu Sicil Muhafızı huzuru ile usulü dairesinde borçluya bırakılması lazım gelen miktar ile satılması icap eden diğer kısmın tefrik ve ifrazı sureti ile borçlu adına kayıtlarının yenilenmesi halinde belli hudut içinde kalan evin mesken ihtiyacı için hacizden istisnası cihetine gidilebileceği göz önünde tutularak işin karara bağlanması lazım geldiği halde...” Y.İİD. 09.12.1952, E.4676,  K.5259 (Corpus).

 “Hadisede mahcuz gayrimenkulün imar sahasında bulunduğu ve İmar Müdürlüğünce parsellere ayrıldığı anlaşıldığı takdirde, borçlunun ihtiyacından fazla kalan ve alacağa yetecek kıymette olan parsellerin haciz ve satışına kanuni mani bulunmadığı ve imarca muamelesi tekemmül etmediği surette belediyeden inşaat vaziyeti hakkında alınacak izahat dairesinde ve tapu memurunun huzuru ile mezkur gayrimenkulün bilirkişi marifetiyle ifrazından ve borçlu adına tapuca bu yolda tescilinden sonra ihtiyaçtan fazla kalacak müfrez kısmın haciz ve satışı suretiyle alacağın istifası cihetine gidilmesi iktiza ederken…” Y.İİD. 16.02.1951, E.830, K.908  (Corpus).

 “Bir tapu senedi hududu içinde borçlu namına kayıtlı gayrimenkulden borçlunun mesken ihtiyacına kafi gelecek miktarın icra dairesince ifraz ve taksimi caiz ve mümkün olmayacağından hadisede borçluya bırakılacak miktarın ve satılması icap eden kısmın tapu idaresine müracaat suretiyle tefrik ve ifrazı ve borçlu adına kayıtlarının ol suretle yenilenmesi halinde belli hudut dâhilinde kalacak kısmın borçlu nun mesken ihtiyacı için terki ve hacizden istisnası cihetine gidilebileceği göz önünde tutularak işin karara bağlanması  gerektiği hah/e mercice bu cihetten zühulle yazılı olduğu üzere karar verilmesi kanuna aykırı olduğundan...” Y.İİD. 10.04.1951, E.1867, K.1967 (Corpus).36

 “Bir tapu senedi hududu içinde meskeni ihtiva eden borçlu namına kayıtlı gayrimenkulden borçlunun mesken ihtiyacına kafi gelecek miktarı icra dairesince ifraz ve taksimi kanunen caiz ve mümkün olmayacağından hadisede tapu idaresi marifeti ile borçlu ve ailesinin süknaları için kendilerine bırakılması lazım gelen miktarın ve borçtan dolayı satılması icap eden diğer kısmın tefriki suretiyle borçlu adına kayıtlarının yenilenmesi halinde belli hudut içinde borçlunun ihtiyacına yetecek meskenin İİK.’nun 82. maddesi uyarınca hacizden istisnasına karar verilebileceği halde mercice evvel emirde tapuca ifraz muamelesi yapılması gerektiği düşünülmeksizin mücerret yetkisi bulunmayan memurlukça yapılan itiraza müsteniden yazılı olduğu üzere karar verilmesi kanuna aykırıdır.” Y.İID. 20.04.1951, E.2149, K.2185 (OLGAÇ / KÖYMEN, s. 717; AKYAZAN, İhtiyati Haciz, s. 91; AKYAZAN, Cebri İcrada İhale ve İhalenin Feshi, s. 188-189).

24. Meskenin Mal Beyanında Bildirilmiş Olmasının EtkisiBorçlunun mal beyanı dilekçesinde taşınmazı olduğunu bildirmesi de haczedilmezlik iddiasından feragat niteliği taşımaz. KURU/ASLAN/YILMAZ, İcra İflas,  s. 247.

Zira borçlu İİK. m.74 gereğince borca yeter miktarda bütün mallarını icra müdürlüğüne bildirmek zorundadır. Borçlu, meskeninin haczedilmez nitelikte olduğuna kendisi karar veremez. Bir malın haczedilip haczedilemeyeceği icra müdürü tarafından takdir edilir. Meskeninin İİK. m.82/12 anlamında haline münasip olduğunu düşünse bile bunu mal beyanında bildirmekle yükümlüdür.

Dolayısıyla kanundan doğan bir yükümlülüğü yerine getiren borçlunun, mal beyanı dilekçesinde, meskenini bildirmiş olması onun meskeni ile ilgili olarak haczedilmezlik iddiasından feragat ettiği sonucunu ortaya çıkarmaz.Nitekim Yargıtay bir kararında  “mal beyanında bulunmanın, haczedilmezlik şikayetinden vazgeçme sayılamayacağına…” hükmetmiştir. Y.12.HD. 07.04.1988,  E.1987/6904,  K.4450 (UYAR, Haciz,  s. 745).37

B. MESKENİYET İDDİASININ İLERİ SÜRÜLEMEYECEĞİ HALLER

Aşağıda altı başlık halinde sıraladığımız  hallerde meskeniyet iddiası ileri

sürülemez:

1. Satışa ve Satış Vaadine Konu Olan ve Bedeli Kısmen Ya Da Tamamen Tahsil Edilip Devri Yapılmayan Mesken İle İlgili Olarak Meskeniyet İddiasında Bulunulması Borçlunun satışını vaat ettiği meskeni ile ilgili olarak alıcıya devretmeden, satış  bedelinin tamamını ya da bir kısmını almış ancak satış vaadine konu meskeni alıcıya devretmemiş ise bu durumda alıcının bu bedele ilişkin olarak yaptığı icra takibi  neticesinde satış vaadine konu meskenin haczedilmesi halinde; borçlu bu meskene ilişkin olarak haczedilmezlik şikayetinde bulunamaz. KURU, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 322-323.; OLGAÇ, s. 710.; OLGAÇ / KÖYMEN, s. 668

 “Takip mevzuu alacak borçlunun gayrimenkul satış vaadi ile almış olduğu paraya taalluk  etmiş ve mezkur alacağın istifasının temini için satışı vaad olunan gayrimenkule haciz konmuş olmasına göre borçlunun alacaklı ile yapmış olduğu vaadi aktinde hüsnüniyet sahibi olması gayrimenkule ihtiyacı olmadığına delalet eder. Kötü niyetle akit yapması halinde ise, kanunun himayesine mazhar olamaz.” Y.İİD. 09.05.1958 TE.2817 K.2691 (OLGAÇ / KÖYMEN, s. 729).

 “İcra ya konulan ilama müsteniden tahsili istenen alacağın ferağı yapılan bir gayrimenkulün bedelinden doğduğu bahis mevzuu olamazsa da borçlunun mesken ihtiyacından dolayı hacizden istisnası zaruri olduğunu ileri sürdüğü mahcuz gayrimenkulü alacaklıya satışını vaad etmesi; hüsnüniyete makrun olduğu surette mezkur gayrimenkule ihtiyacı olmadığına delalet edeceğine ve kötü niyetle satış vaadinde bulunması halinde de kanunun himayesine mazhar olamayacağındangayrimenkule konan haczin devamı iktiza etmiş olmasına mebni vaki olan şikayetin reddi lazım geldiği halde mercice bu cihetler göz önünde tutulmaksızın şikayetin kabulü ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi kanuna aykırıdır.” Y.İİD. 21.06.1957 TE.5938 K.4208 (AKYAZAN; İhtiyati Haciz, s.  110; OLGAÇ / KÖYMEN, s.

 “Tahsili istenen alacak gayrimenkul bedelinden tevellüt etmiş sayılamazsa da takibin istinat ettiği ilamda haricen satıldığı beyan olunan gayrimenkulün ferağ ve takririnin verilmemesinden dolayı bu akit zımnında alınıp karşılıksız kalan paranın 729).38 tahsiline hüküm verilmiş ve ilamın icrası istenmesi üzerine bahsi geçen gayrimenkule haciz konmuş olmasına göre alacağın temini için haczedilen gayrimenkulün iyi niyetle haricen satışı mahcuza ihtiyacı olmadığına delalet edeceği ne ve kötü niyetle satış yapılmış olması halinde de borçlunun kanunun himayesine mazhar olmayacağı aşikar bulunmasına göre...” Y. İİD. 19.11.1956,  E.5623,  K.5749 (AKYAZAN, İhtiyati Haciz, s. 109; OLGAÇ / KÖYMEN, s.

 “Kanunen muteber olmadığını bildiği halde gayrimenkulünü haricen satmış olan bir kimse hüsnüniyet sahibi ise bu satış akdi, sattığı gayrimenkulün kendisine lüzumlu olmaması hasebi ile ferağı yapılmadığı surette aldığı paranın temini için haczolunup satılmasına rıza ve muvafakatini tazammun eder. Suiniyetle hareket etmiş ise kanunun himayesine mazhar olamayacağından tahsili talep olunan para mukabilinde satıldığı anlaşılan mahcuz ev hakkındaki meskeniyet iddiası kanunen dinlenmez.” Y. İİD. 27.04.1943  (DÖNMEZ,  s. 121).

 “Takibin isnat ettiği ilam borçlunun ruhsatsız olarak inşa ettiği gecekondunun haricen alacaklıya satılarak ferağ ve takririnin verilmemesinden dolayı muteber olmayan akit hakkında aldığı paranın yedinde kalması sebebi ile iadesine taalluk etmiş olup mezkur alacağından dolayı haricen satılmış olan gecekondunun haciz edilmesi halinde borçlu tarafından ileri sürülen meskeniyet iddiasının nazara alınmaması icap ederse de hadisede borçlunun mahkumunaleyhe ödememiş olmasından dolayı başkaca tapuda namına kayıtlı bir evinin haciz edildiği anlaşılmış ve bu evin kendisinin ve ailesi efradının mesken ihtiyacından dolayı haczi caiz olmadığı ileri sürülmüş olması sebebiyle mercice vaki olan şikayetin 82. madde hükmü dairesinde tetkiki ile işin karara bağlanması gerektiği halde bu cihet düşünülmeksizin daire içtihadından bahisle yazılı olduğu üzere karar verilmesi kanuna aykırıdır.” Y. IİD. 23.09.1952 TE.3409 K.3622   (Corpus).39

 “Kanuna muteber olmadığını bildirdiği halde gayrimenkulü haricen satmış bulunan bir kimse hüsnü niyet sahibi ise bu satış akdi sattığı gayrimenkulün kendisine lüzumlu olmaması hasebiyle ferağı yaptırmadığı surette aldığı paranın temini için haczolunup satılmasına rıza ve muvafakatini tazammun ettiğinden ve suiniyetle hareket etmemiş ise kanunun himayesine mazhar olamayacağından tahsili talep olunan para mukabilinde satıldığı anlaşılan mahcuz hakkındaki meskeniyet şikayeti kanunen mesmu olmadığı halde mercice bu husus düşünülmeksizin yazılı olduğu üzere karar kanun hükümlerine muhalif olduğundan bozulmasına ittifakla karar verildi.” Y.İİD. 27.04.1943, E.1467, K.1340 (KORKUD Halid, Haciz Edilen Gayrimenkullerde Meskeniyet İddia ve Şikayetleri, İBD, S. 1944/4, s. 195; MUSLUOĞLU, Takip Hukukunda Ehlivukuf, s. 546).

2. Borçlunun Kanuni İpotek Sahibi Kimselere Karşı Meskeniyet İddiasını İleri Sürememesi İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinin son fıkrasının birinci cümlesi gereğince kanuni ipotek hakkı sahibi kişilere karşı meskeniyet iddiasında bulunamayacaktır. Anılan cümle de “Medeni Kanun’un 807. maddesi (Yeni TMK m.893) hükmü saklıdır.” denmek suretiyle borçlunun kanuni ipotek sahibi kimselere karşı meskeniyet iddiasında bulunamayacağı belirtilmiştir.“Haczolunan gayrimenkulün mesken ihtiyacı sebebiyle hacizden istisnası lazım geldiği borçlu tarafından ileri sürülmüş ise de takibin mevzuunu teşkil eden alacağın mahcuz gayrimenkulün inşa bedeli olduğu anlaşılmış bulunduğundan Medeni Kanun’un 807. maddesi mucibince alacaklının mezkur gayrimenkul üzerinde kanuni ipotek hakkı olduğu ve İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinin sondan bir evvelki fıkrasında sözü geçen 807. madde hükmünü mahfuz tuttuğu göz önün  de tutularak borçlunun bu sebepten meskeniyet iddiasına hak ve salahiyeti olamayacağı düşünülmek suretiyle vaki olan şikayetin reddine karar verilmesi iktiza ederken mercice bu cihetten zühulle yazılı olduğu üzere karar verilmesi kanuna aykırı olduğundan...” Y.İİD.18.12.1956, E.6691 K. 6856 ( DÖNMEZ, s. 93).40

3. Borcun Mesken Bedelinden Doğması Halinde Meskeniyet İddiasının İleri SürülememesiMeskenin haczedilemeyeceği kuralı, borcun mesken bedelinden doğmaması haline münhasırdır. (İİK m.82/son, c.2). Ancak buradaki bedel, malın yani meskenin bir satım akdi sonucu edinilmesi ve bu satış bedelinin ödenmemesi olarak anlaşılması gerekir. Bu durumda borçlu, alacaklı-satıcı tarafından meskenin haczedilmesi halinde m. 82 b.12’den yararlanamaz.“İİK.’nun 82/12. maddesinde meskeniyet şikayetinin hangi hallerde ileri sürülebileceği açıklanmıştır. Bir kimsenin mesken edinmek üzere aldığı  borç para bu amaçtan, zirai kredi karşılığı aldığı borç para ise zirai işletmesinin gelişmesini sağlamaktan, ayrıca esnaf kredisi için aldığı borç para da geçimini sağlamaktan kaynaklandığından bu borçlara ait kurulan ipotekler yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre zorunlu ipotek kapsamında kabul edildiğinden haczedilmezlik şikayetinin ileri sürülmesine engel teşkil etmez. Ancak, icra takibi borç bedelinden doğduğu için takip yapılması İİK.’nun 82/12. maddesi uyarınca kanuna uygun olup, şikayetin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.” Y.12. HD. 27.03.2007,  E. 2007/3397 K . 2007/5796  (Corpus).

4. Borçlunun Meskenini İpotek Etmiş Olması Halinde İpotek Alacaklısına Karşı Meskeniyet İddiasında BulunamamasıBorçlunun meskenini bir alacaklısına ipotek etmiş olması halinde, borçlu ipotek alacaklısına karşı meskeniyet iddiasında bulunamaz. KURU, İcra İflas C. I, s. 821-822; KURU/ASLAN/YILMAZ, İcra İflas,  s. 301;  POSTACIOĞLU,İcra Hukuku,  s. 336;  KILIÇOĞLU, s. 133.

 

“Alacaklı banka tarafından borçlu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine geçilmiş ve borçluya örnek  9 numaralı icra emri tebliğ edilmiştir. Satış hazırlıklarının sürdürüldüğü sırada borçlunun İİK’nun  82/12.maddesini dayanak göstererek satışı istenilen taşınmazın haline münasip evi olduğunu iddia ettiği ve satış işlemlerinin kaldırılması isteminde bulunduğu görülmektedir. Merci tarafından, borçlu hakkında seçilen takip şeklinin yukarıda açıklanan niteliği gözetilmeksizin ve olayda haciz aşamasının bulunmadığı dikkate alınmadan borçlunun isteminin kabul edildiği anlaşılmıştır. Meskenini bir alacaklısına ipotek etmiş olan borçlunun, ipotek alacaklısına karşı meskeniyet iddiasında bulunması mümkün değildir.” Y.12.HD.16.05.2008, E.7712, K.10416  (Corpus).41

5. Hacizli Arsa Üzerine Sonradan Mesken İnşa Edilmesi Halinde Meskeniyet İddiasının İleri SürülememesiBorçlunun haczedilen arsası üzerine sonradan inşa edeceği mesken ile ilgili olarak meskeniyet iddiasında bulunması mümkün değildir. KURU, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 307; OSKAY/ KOÇAK/ DEYNEKLİ/ DOĞAN, C. 2, s. Bu durumda arsa ve evin haczi gerekir.  Zira haciz ile borçlunun mahcuz taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisi tahdit edilmiştir. KURU, İcra iflas C. I, s. 811.

 “Kanunun 91. maddesi gereğince gayrimenkulün haczi ile tasarruf hakkı tahditedilmiş olacağına göre hadisede mahcuz yer üzerine sonradan inşa edilen bina hakkında borçlunun meskeniyet iddiası dermeyanına kanunen hakkı bulunmadığı halde mercice 82. maddeye tevfikan haczin kaldırılması yolsuzdur.” Y.İİD. 31.05.1945, E.1540,  K.1496 ( DÖNMEZ, s. 93).6. Teminat Olarak Gösterilen Taşınmaz İle İlgili Olarak Meskeniyet İddiasında Bulunup Bulunulamayacağı Borçlunun taşınmazını, İİK. m. 36 gereğince Yargıtay’dan tehiri icra kararı getirmek maksadıyla icra dairesinde mehil alabilmek için teminat göstermiş olması durumunda, o taşınmaz üzerine meskeniyet iddiasında bulunup bulunulamayacağı konusunda öğretide farklı görüşler söz konusudur. Bir görüşe göre UYAR, İİK.Şerhi, C. 5, s. 7397.borçlunun teminat olarak gösterdiği meskeni ile ilgili olarak haczedilmezlik iddiasında bulunulamayacağı ifade edilmiş iken diğer bir görüş KURU, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 311.42ise haczedilmezlik şikayetinde bulunulabileceği yönünde görüş  bildirmiştir. Kanımızca, meskenini teminat olarak gösteren borçlunun, meskeniyet iddiasında bulunması icra mahkemesince nazara alınmamalıdır.

Yine öğretide126 meskenini (hissesini) cebri artırma pey akçesi karşılığı olarak teminat göstermiş olan kimsenin aynı zamanda meskeniyet iddiasından vazgeçmiş olacağı ve meskeniyet iddiasını ileri süremeyeceği de ifade edilmiştir.“İcra ve İflas Kanununun 36. maddesinde; borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz olduğu surette ait olduğu temyiz dairesinden icraya konulan ilamın icrasını tehir için karar istihsal ve ibraz etmek üzere memurlukça mehil verilebileceğine dair olan hükme binaen borçlu ya mehil verilmiş olması; borçlunun mehil talebinden evvel haczolunan gayrimenkulün mesken ihtiyacından dolayı hacizden istisnası icap ettiği yolunda vaki olan şikayetini tetkike mani teşkil etmediğinden mercice usulü dairesinde seçilecek bilirkişi marifetiyle borçlunun içtimai durumu ve ailesi efradı göz önünde tutularak mezkur gayrimenkulün hacizden istisnası lazım gelip gelmeyeceği hususu tahkik ve tespit olunarak sözü geçen kanunun 82. maddesi uyarınca işin karara bağlanması iktiza ederken mercice hilafına mütalaa beyan ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi kanuna aykırı olduğundan.” Y.İİD. 04.03.1957, E. 1426, K. 1700  (AKYAZAN, İhtiyati Haciz, s. 97).43

 “15.04.1985 tarihli ilamda, bilahare haczedilmezlik şikayetine konu teşkil eden gayrimenkul üzerine ihtiyati tedbir konulduğu ve bu tedbirin hüküm kesinleşinceye kadar devamına karar verildiği yazılıdır. Borçluya 24.05.1985 tarihinde icra emrinin tebliği üzerine, borçlu icra memurluğuna verdiği 27.05.1985 tarihli dilekçe ile bu gayrimenkulün temyiz nedeni ile teminat olarak kabulünü ve hatta üzerine ipotek konulmasını istemiş ise de, icra memurluğu 27.05.1985 tarihli kararla bu isteği reddetmiştir. Alacaklı vekilinin 06.06.1985 tarihli talebi gereği gayrimenkulü üzerine haciz konulması karar altına alınmış ve tapuya bu konuda teskere yazılmıştır. Görülüyor ki, haciz vazedildiği tarihte gayrimenkul üzerinde ihtiyati tedbirden başka bir kayıt mevcut olmadığı gibi, bu hacze muvafakat dahi söz konusu değildir. Borçluya müteakip işlem olarak kıymet takdirine ait raporun tebliği üzerine haczedilmezlik şikayeti öne sürülmüştür. İİK.’nun 82/12. maddesine uygun ve süresinde vuku bulan haczedilmezlik şikayetinin incelenmesine merciin 19.07.1985 tarihli kararı engel değildir. Kaldı ki tehiri icra için, mahcuz malın mevcudiyeti karşısında ayrıca teminat gösterilmesini gereği yoktur.”

 “Artırma sırasında gayrimenkul hissesini pey akçesi mukabilin de teminat olarak göstermiş olan kimse aynı zamanda bu hisseye müteallik meskeniyet iddiası hakkını da ıskat etmiş olacağından bilahare mezkur hissenin meskeni olduğundan bahiste haciz ve satıştan istisnasını isteyemez.”

İKİNCİ BÖLÜM

MESKENİYET İDDİASI USULÜ

I. MESKENİYET İDDİASINDA ŞİKAYET MERCİİ

Meskeniyet iddiasının, haciz işlemini gerçekleştiren icra dairesine değil, icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesine yapılması gerekecektir. İcra dairesine yapılan müracaat sonuç doğurmayacaktır. “Haczedilmezlik şikayetinin yasal süre içinde mercie bildirilmesi gerekmesine, bu konuda icra memurluğuna vaki başvurunun memurlukça halledilemeyeceğine, icra memurunun buna hak ve yetkisinin bulunmamasına…” Y.12.HD.08.04.1986, E.1985/5814,  K.1985/4043 (UYAR, Talih; İcra Hukukunda Şikayet, )

 “Müştekinin, haline münasip evi kaç liraya temin edebileceği taşınmazın hali hazır değerinin ne olduğu bilirkişiye tespit ettirilmek evin değeri ihtiyaçtan fazla ise satılık mesken alabilecek paranın müştekiye bırakılmasına, yeni bir mesken almaya ancak yettiği  takdirde şikayetin kabulü ile haczin kaldırılmasına  karar verilmek gerekirken İİK’nun 82. maddesi 12. fıkrası nazara alınmadan mercie ait olan görevin icra dairesine bırakılmak suretiyle şikayetin reddine karar verilmesi isabetsiz…” Y.12.HD.05.12.1988, E.1850, K.14907

II. YETKİLİ İCRA MAHKEMESİ

Mesken haczinin talimat yazılan icra dairesince gerçekleştirilmesi halinde, meskeniyet şikayeti talimat yazılan diğer bir deyişle istinabe edilen icra dairesinin bulunduğu icra mahkemesine yapılır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas : 2005/12-178, Karar : 2005/211.

Ancak taşınmaz üzerine haciz işlemi asıl icra dairesince doğrudan doğruya uygulanmış (m.79/2) ise yani taşınmazın bulunduğu yerdeki icra dairesinin istinabe edilmesi söz konusu değil ise bu durumda asıl takibin yapıldığı yer icra mahkemesi yetkili olacaktır.“İİK´ nun 79/2. maddesi gereğince "haczolunacak mallar başka yerde ise icra dairesi haciz yapılmasını, malların bulunduğu yerin icra dairesine hemen yazar. Bu durumda hacizle ilgili şikayetler istinabe edilen icra dairesinin tabi bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir." Hal böyle olunca Bursa İcra Mahkemesi´nce borçlunun haczedilmezlik şikayeti yönünden yetkisizlik kararı verilerek dosyanın kanuni süresi içinde yetkili Fatih İcra Mahkemesi´ne gönderilmesi sonucunda Fatih İcra Mahkemesi´nce İİK´ nun 79/2. maddesi gereğince işin esasının tetkiki gerekirken yetkisizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir. Öte yandan meskeniyet şikayetinin süresinde yapılıp yapılmadığının tespiti açısından önem taşıyan 103 haciz bildirim müzekkeresinin usulüne uygun tebliğ olunup olunmadığı hususunu da (Fatih icra müdürlüğünce çıkarılan 103 haciz bildirim müzekkeresi var ise) inceleme görevi Fatih İcra Mahkemesi´ne ilişkin olduğundan bu hususta da olumlu olumsuz karar verilmemiş olması yerinde değildir.”Yargıtay esas takibin yapıldığı icra dairesi tarafından istinabe olunan icra dairesine yazdığı haciz talimatı genel nitelikte bir haciz talimatı değil de belli bir malın                                              Y.12.HD.14.10.2005 TE.15562 K.1992245haczini ister şekilde diğer bir deyişle nokta haczi şeklinde yazılmış ise bu durumda haciz ile ilgili şikayetin talimatı yazan takibin yapıldığı esas icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesinde incelenmesi gerektiği görüşündedir.

Borçlunun meskeniyet şikayetini yetkisiz icra mahkemesinde açması ve icra mahkemesinin de yetkisizlik ve dosyanın talep halinde yetkili icra mahkemesine gönderilmesi kararı vermesi durumunda şikayetçinin HUMK m.193 gereğince yetkisizlik kararına karşı kararın kesinleşme tarihinden itibaren (temyiz süresinin sona erdiği veya kararı temyiz etmiş ise Yargıtay’ın onama kararının kendisine tebliği tarihinden itibaren) on günlük süre içerisinde dosyanın yetkili icra mahkemesine gönderilmesini talep etmesi gerekecektir.

III. MESKENİYET İDDİASINDA ŞİKAYET SÜRESİ                                              

Bkz.Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, Esas : 2007/5814 Karar : 2007/7966;  Yukarıda gün ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içerisinde temyizen incelenmesi alacaklılar vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya, mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :İİK.nun 79. maddesi gereğince haciz olunacak malların başka bir yerde bulunması halinde icra dairesi malların bulunduğu yerin icra dairesine talimat  yazarak haczin yapılmasını ister. Bu halde, hacizle ilgili şikayetler kendisine talimat yazılan icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir. Anılan husus, kesin yetki kuralı olup, mahkemece resen uygulanmalıdır. Ancak talimat yazısı, "borçluya ilişkin menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının haczi yönünde (genel nitelikli) olmayıp da belirli bir malın haczini isteyen (nokta haczi) şekilde yazılmış ise, bu durumda anılan hacizle ilgili şikayet talimatı yazan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesinde incelenir. Bir başka deyişle böyle hallerde İİK.nun 79. maddesi uygulanmaz.Somut  olayda Safranbolu İcra Müdürlüğünce, Karabük İcra Müdürlüğüne yazılan 13.02.2006 günlü haciz talimatında borçlu adına kayıtlı olan 10 parsel 8 no.lu bağımsız bölümün haczi istenmiş olup, Karabük İcra Müdürlüğünce nokta haczi talimatı sonucu borçluya ilişkin meskeniyet iddiasına konu taşınmazın tapu kaydına haciz tatbik edilmiştir. O durumda İİK.nun 4. maddesi gereğince şikayeti incelemeye Safranbolu İcra Mahkemesi yetkilidir. Anılan yetki kuralı, mahkemece re´sen gözetilecek, kesin yetki kuralıdır.Bu halde mahkemece yetkisizlik kararı verilerek talep halinde dosyanın yetkili Safranbolu İcra Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsiz isabetsizdir.Kabule göre de; İİK.nun 82/12. maddesi gereğince, borçlunun "haline münasip" evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki "aile" terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. İcra mahkemesince, borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan haline münasip meskeni  temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere  tespit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı alacaklıya ödenmelidir.Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan, ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede ön görülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez.Somut  olayda, bilirkişilerce düzenlenen raporda, taşınmazın değerinin 80.000,00-YTL. olup, aynı semttehaline uygun meskeni de 80.000,00-YTL. alabileceği, borçlunun daha uzak ve farklı yerlerden mesken almaya zorlanamayacağının bildirildiği anlatılmakta olup, anılan rapor bu hali ile hüküm kurmaya elverişli değildir.O durumda Mahkemece yapılacak borçlunun Karabük´ün daha mütevazi bir semtinde haline münasip evi alabileceği değerin bilirkişilerden ek rapor alınmak suretiyle yukarıdaki kurallara göre belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. Eksik incelemeyle yazılı biçimde hüküm tesisi doğru değildir.SONUÇ : Alacaklılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK. 366 ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 24.04.2007 T inde oybirliğiyle karar verildi.

538 sayılı kanun ile yapılan değişiklikten önce meskeniyet şikayeti ihale anına kadar yapılabilmekteydi. Ancak 538 sayılı kanun ile yapılan değişiklik ile ihale anına kadar olan şikayet süresi kaldırılmıştır. Mevcut yasal düzenlemede açıkça şikayet süresi belirtilmemiş olmakla beraber, m.16 hükmü doğrultusunda meskeniyet iddiasının da haczi ıttıla tarihinden itibaren yedi günlük süre içerisinde yapılması gerekecektir.“22.10.1987 tarihli haciz sırasında boşluğun hazır bulunup taşınmazın kayden ve fiilen haczine muttali olduğu, İİK’nun 16. maddesinde yazılı yedi gün içerisinde meskeniyet şikayetinde bulunmadığı cihetle, şikayetin süre yönünden reddine karar verilmek gerekirken…” Y.12.HD.24.03.1989 TE.1988/8761 K.4148 (UYAR, Şikayet, s. 597.)

 “Takip dayanağı ilamda; borçlular vekille temsil olunmaktadır. Nitekim icra emri de borçluların vekili adına çıkarılmıştır. Vekille takip edilen işlerde, tebliğin vekile yapılması kanuni zorunluluktur. (Av. K. 41 Teb. K.11, HUMK.62,66.maddeleri) Borçlu asile 103 davet tebliğinden sonra alacaklı vekili, icra zaptına talep açarak borçlu vekiline de haczedilen taşınmaz için 103 davet çıkarılmasını istemiş, bu talebe uygun işlem  yapılmıştır. Borçlu vekiline 103 davet tebliği 24.7.2004 gününde bizzat yapılmıştır. Buna göre borçlu asilin 28.7.2004 gününde meskeniyet sebebiyle haczedilmezlik itirazında bulunması kanuni 7 günlük süre  içerisindedir. İcramahkemesince İİK 82/12. maddesi hükmü uyarınca esasının incelenerek karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde süresinde açılmayan davanın reddine dair  hüküm tesisi isabetsizdir.” Y.12.HD.15.12.2005, E.20350 K.25064, (Corpus)47

 “Borçluya ilişkin taşınmazın kaydına 12.07.2004 gününde işlenen hacze dair tapu sicil müdürlüğünün yazısı 13.07.2004 gününde dosyaya girmiş, borçlu bu tarihten sonra verdiği 14.07.2004 günlü mal beyanı dilekçesinde "evinin tapusuna haciz konulduğu, bu sebeple borcu karşılayacak malın  tespit edildiğini" bildirmiştir. Yani borçlu bu tarihte meskeniyet şikayetinde bulunduğu taşınmazın haczinden haberdardır. Dayanağını İİK.’nun 16. maddesinden alan meskeniyet şikayeti 7 günlük süreye tabidir. Somut olayda haczin öğrenilme gününe göre anılan süre geçirilerek 22.11.2004´te yapılan şikayetin bu sebeple reddi gerekirken başvurunun süreye tabi olmadığından bahisle işin esası incelenip kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.” Y.12.HD.29.04.2005, E.5876 K.9263 (Corpus)

İflasta ise haczedilmeyen şeylerin, bu nitelikleri belirtilmeyerek deftere kaydedilmeleri halinde, müflis bu mallar hakkında haczedilmezlik iddiasında bulunabilir. Müflis, defterdeki,  durumu öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde (m.16/1), icra mahkemesine şikayet yoluna giderek, deftere malın haczedilmezlik sıfatının kaydını sağlayabilir. ÜSTÜNDAĞ  Saim, İflas Hukuku, 6.Bası,  İstanbul, 2002, s.112.

Eğer müflis, defter tutma sırasında haczi kabil olmadığı halde bu şekilde gösterilmiş olan malları hakkında süresi içerisinde şikayet yoluna başvurmaz ise hakkını kaybedecektir. DÖNMEZ,  s. 34, dn. 90.

 “Müflise ait taşınmazın  deftere kayıt edilmesi ve tapu kaydı üzerine şerh konulması ıttıla anlamına gelmeyeceğinden, iflas dosyasının konkordato dosyası ile birlikte incelenerek mesken olarak kullanıldığı iddia olunan taşınmazın deftere kayıt edildiğine, müflisin hangi tarihte ıttıla kesbettiği tespit olunup sonucuna göre bir karar vermek gerekirken noksan inceleme ile karar verilmesi isabetsizdir.” Y.12.HD.30.06.1981, E.4678 K.6254 (UYAR, Şikayet, s. 614).

Haczedilmezlik şikayetinde bulunma süresinin kaçırılması halinde eski hale getirme müessesinin uygulanıp uygulanmayacağı değinilmesi gereken diğer bir konudur. İcra ve İflas Hukuku’nda eski hale getirme müessesinin geçerli olup olmayacağı konusunda öğretide farklı görüşler söz konusudur. Bir görüşe göre ULUKAPI Ömer, İcra ve İflas Hukukunda Gecikmiş İtiraz,  Prof.Dr.Halil Cin’e Selçuk icra iflas hukukunda eski hale getirme mümkün değildir. Diğer bir görüşe göreise eski hale getirme icra iflas hukukunda da mümkündür.

İcra takip prosedürü içinde, icra mahkemesi nezdinde yapılan yargılamada, basit yargılama usulü (HUMK. m.507-511) uygulanmaktadır (İİK m.18/I, 98/XI, 228/III, 251/II). Basit yargılama usulünde özel hüküm bulunmadığı taktirde, yazılı yargılama usulüne ait hükümlerin (HUMK. m.178 vd.) uygulanması gerektiğinden (HUMK. m.511), eski hale getirmeye ilişkin hükümlerin icra mahkemesindeki yargılama aşamasında da uygulanması; dolayısıyla, söz konusu durumlarda, icra mahkemesi nezdinde yapılması gereken işlemler için sürenin kaçırılması halinde HUMK m.166-174’e göre, eski hale getirme yoluna başvurabileceği kabul edilmektedir.

Aynı şekilde, icra mahkemesinin temyiz edilebilen kararları (İİK m.363) ile ticaret mahkemesinin icra ve iflas hukukuna ilişkin kararlarına (İİK m.164-299) karşı on günlük temyiz süresinin kaçırılması halinde de, eski hale getirme yoluna başvurulabileceği kabul edilmektedir.

Yukarıda belirtilen durumlar dışında, kanımızca da, icra ve iflas hukukunda yer alan sürelerin sözleşmeyle değiştirilemez nitelikte olması, sürelerin kamu düzenine ilişkin olması ve buna bağlı olarak da bu sürelere uyulup uyulmadığının resen nazara alınmasının gerekmesi itibariyle, bu sürelerin kaçırılması halinde HUMK.’de yer alan eski hale getirmeye ilişkin hükümlerin kıyasen icra ve iflas hukukunda uygulanması söz konusu olamaz.

Diğer yandan HUMK.’de düzenlenen eski hale getirme; yargılama süreci için de, süresinde yapılmayan bir usul  işleminin bazı koşullarda sonradan yapılabilmesi olanağı sağlar.  Yoksa eski hale getirme olanağına başvurularak dava açma süresinin kaçırılmasından sonra dava açarak, bu dava için de eski hale getirme kararı alarak davayı süresinde açılmış saydırmak mümkün değildir. Yine İcra ve İflas Kanunu’nda, eski hale getirmeye mümkün kılan açık bir hükmün bulunmaması ve eski hale getirme müessesini düzenleyen HUMK. m.166-174’de de bu müessesenin icra ve iflas hukukunda uygulanabileceğine ilişkin açık bir düzenlemenin  bulunmayışı ve HUMK. m.166’da da “bu kanunun veya hakimin tayin ettiği kati müddetin…” ifadesi karşısında, lafzi bir yorum neticesinde eski hale getirme yoluna sadece HUMK.’nin veya hakimin belirlediği sürelerin kaçırılması halinde başvurulabileceği, İcra  ve İflas Kanunu’nun tayin ettiği sürelerin kaçırılması halinde ise eski hale getirmenin uygulanamayacağı sonucu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla meskenin haczedilmezliğine ilişkin olarak yapılacak şikayetin süresinin kaçırılması halinde, eski hale getirme ile şikayet ilerisürülebilmesi mümkün değildir.

IV. MESKENİYET  İDDİASINDA BULUNMA HAKKINA

SAHİP OLANLAR

Meskeniyet iddiası ile yapılan haciz işlemine karşı şikayet hakkı sadece takibin borçlusu tarafından değil aynı zamanda, meskende yaşayan diğer aile üyeleri ve özellikle de diğer eş tarafından da kullanılabilmelidir. Öğretide detamamen ya da kısmen haczedilmesi mümkün olmayan mal ve hakların haczi durumunda gerek eş gerekse diğer aile fertlerinin haczedilmezlik şikayetinde bulunabilecekleri kabul edilmektedir. Zira, haczedilmezlik müessesesi sadece borçluyu korumak amacıyla değil aynı zamanda borçlunun ailesini de korumak amacıyla getirilmiştir. Borçlunun evinin haczedilmezliğinde de bu durum açık şekilde görülmektedir.Kaldı ki genel olarak icra müdürünün bir işleminden zarar gören ve hukuki yararı bulunan her ilgilinin, üçüncü şahıslar da dahil şikayet yoluna başvurma hakkı vardır.

Ancak kimlerin şikayet yoluna başvurma hakkı olduğu da her somut olaya göre değerlendirilmelidir. Aksi ispatlanmadıkça,  alacaklı veya borçlunun şikayet konusu işlemi iptal ettirmekte hukuki yararı bulunduğu kabul edilmekle birlikte üçüncü kişiler şikayette hukuki yararlarının bulunduğunu ispatla  yükümlüdürler.

Dolayısıyla, borçlunun aile fertlerinin de kendilerini de ilgilendiren, haczedilmesi caiz olmayan bir malın haczedilmesi nedeniyle şikayet yoluna başvurmaktan hukuki yararlarının olduğu kabul edilmelidir.

Zira, özellikle borçlunun şikayet hakkını kullanmadığı durumlarda, haczi kabil olmayan bir malın haczi ve paraya çevrilmesi sonucunda diğer aile fertleri bu durumdan doğrudan doğruya etkilenecektir. Ancak öğretide, haczedilmezlik iddiasının sadece borçlu tarafından ileri sürülebileceği diğer aile üyeleri tarafından bu hakkın kullanılamayacağı, taşınmaz üzerine Medeni Kanunu’nun 194. maddesi uyarınca aile konutu şerhi verilmiş olması durumunda dahi takipte taraf olmayan eşi bu hakka dayanarak haczedilmezlik şikayetinde bulunamayacağı da ifade edilmiştir.Ayrıca şu hususu da belirtelim ki, haczedilen meskenin aile konutu niteliğinde olması sırf bu nedenle kendisine haczedilmezlik vasfını kazandırmaz. Zira meskenin aile konutu olması onun cebri icraya konu olmasını teşkil etmez. Aile konutunun haczedilmesi halinde, şayet konut İİK. m.82/12 anlamında haline münasip bir mesken niteliği taşıyor ise bu durumda borçlu ve ailesi haczedilmezlik iddiasında bulunabilecektir. Buradaki haczedilmezlik niteliğinin kaynağı haczedilen meskenin aile konutu niteliğinde olması değil, İİK. m.82/12 anlamında, borçlu ve ailesinin haline münasip bir mesken olmasıdır.

Yargıtay ise borçlunun eşinin haczedilmezlik şikayetinde bulunamayacağını belirtmiştir.

“Şikayetçi takipte taraf değildir. Borçlu koca adına, ona ait mal bakımından karısı haczedilmezlik şikayetinde bulunamaz. Eğer kendisi mülkiyet iddiasında ise, istihkak iddia ve davası yoluna gidebilir. Borçluya ait olup, haczedilen gayrimenkul bakımından borçlunun eşinin şikayet hakkının ne sebeple doğduğu açıklanmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.” Y.12.HD.25.06.1987, E.6755,  K.7957 (UYAR, İİK.Şerhi C.5, s. 7359).51

Yargıtay yine aile konutu şerhi bulunması halinde dahi takipte taraf olmayan diğer eşin bu hakka dayalı olarak meskeniyet iddiasını ileri süremeyeceğini kabul etmiştir.“İİK.m.82/12’den faydalanma hakkı sadece icra takip borçlusuna ait bulunmaktadır.Somut olayda, şikayetçinin lehine taşınmaz üzerine aile konutu şerhi verilmiş bulunması durumu takipte taraf olmayan şikayetçinin bu hakka dayanarak haczedilmezlik şikayetinde bulunmasına, İİK.m.82/12 imkan tanımamaktadır.O halde, haczedilmezlik şikayetinin aktif dava ehliyetsizliği nedeniyle reddi yerine işin esasına girilerek....” Y.12.HD.17.04.2007, E.5053 K.7641 (Corpus).

Haczedilen taşınmazın hisseli olması durumunda meskeniyet iddiasını hissesine haciz konulan takip borçlusu ileri sürebilir. Taşınmazda hissesi bulunan ve hissesine haciz şerhi konulmayan, takipte borçlu sıfatını taşımayan üçüncü şahıs konumundaki diğer hissedarın haczedilmezlik iddiasında bulunması mümkün değildir. Y.12.HD.11.06.2004,  E.9557 K.14851(DÖNMEZ,  s. 41)

V. ŞİKAYETTE HUSUMET

Şikayet teknik anlamda dava niteliğinde olmadığından, şikayet konusu işlem lehine olanların hasım olarak gösterilmemiş  olması, ya da yanlış gösterilmiş olması şikayetin reddini gerektirmez. Yargıtay da bu görüşte olmakla birlikte, şikayet dilekçesinde, alacaklının gösterilmesini, gösterilmemiş ise taraf teşkilinin sağlanmasından sonra incelemeye geçilmesi gerektiğini belirtmiştir. Y.12.HD.18.07.2005,  E.11154 K.15942; “Haczedilemezlik şikayeti, alacaklılar “taraf” gösterilmeden, hasımsız olarak incelenemez. Mahkemece, duruşma açılarak taraf teşkili sağlanmalı…” 52

VI. MESKENİYET İDDİASININ TASARRUFUN İPTALİ DAVASINDA İLERİ SÜRÜLÜP SÜRÜLEMEYECEĞİ

Borçlunun meskenin devrine ilişkin tasarrufunun iptal davasına konu olması halinde, tasarrufun iptali davasında borçlunun ileri süreceği meskeniyet iddiası mahkemece nazara alınmalı mı? Öğretide ifade edilen görüşe göre, bir mal veya hakkın tasarrufun iptali davasına konu olabilmesi için haczin caiz olması gerekir. Diğer bir değişle haczi caiz olmayan mal ve haklarla ilgili tasarruflar iptal davasına konu olmazlar.

Dolayısıyla iptal davasında bu hususla bir ön mesele teşkil ettiğinden mahkemece bu hususun öncelikle nazara alınması ve iptali istenen tasarrufa konu mal veya hakkın haczinin mümkün olup olmadığı diğer bir değişle İİK. m.82 kapsamında ve diğer özel kanunlarda belirtilen, haczi mümkün olmayan mal ve hak kapsamına girip girmediği incelemeli ve öncelikle bu konuda bir karar verilmelidir.

Ancak meskenini alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile satan borçlunun, tasarrufun iptali halinde meskeniyet iddiasında bulunmayacağı da öğretide ifade edilmiştir.                                       

Tasarrufun alacaklıya zarar vermiş olması iptal davasının objektif unsurudur. Borçlu bu tasarrufuyla, alacaklıya zarar vermiş olmalıdır, yani alacaklının tatmin edilme imkanını tamamen veya kısmen ortadan kaldırmış, azaltmış ve güçleştirmiş olmalıdır. Tasarruf alacaklıya gerçekte zarar vermiş olmalıdır. Zarara sebep olmamış bir tasarrufun iptali istenemez. Borçlunun tasarrufu, alacaklının takip hakkını doğrudan veya dolaylı olarak kötüleştirmiş olmalıdır.

Kanımızca, borçlunun haczi caiz olmayan bir mal veya hakkı üzerindeki tasarrufu İİK.’nun m. 278-280’ de öngörülen durumlara uygun olsa dahi iptale tabi değildir. Dolayısıyla borçlunun İİK.m. 82/b. 12 kapsamında bulunan haline münasip meskeninin tasarrufa konu olması halinde de bu tasarrufun iptali söz konusu olamayacaktır. Zira borçlu davaya konu tasarrufu yapmamış olsaydı dahi borçlunun iptale konu tasarrufunun diğer bir deyişle meskeninin haczi mümkün olmayacaktı. Dolayısıyla tasarrufa konu meskeni, borçlunun İİK. m.82/12 anlamında haline münasip evi olmasından dolayı haczettiremeyerek, bundan zaten bir fayda sağlayamayan bir alacaklının nasıl bir zararı söz konusu olacağı, yani bu tasarrufun alacaklıyı zarara uğratan bir tasarruf olarak nasıl nitelendirilebileceği sorusuna bu durumda bir cevap vermek zor görünmektedir.Yargıtay’ın bazı kararlarında alacaklıyı ızrar kasdı taşıyan tasarruflarda borçlunun meskeniyet iddiasının dinlenemeyeceği yönünde görüşü olmakla birlikte; mal ya da hakkın haczinin mümkün olup olmadığını araştırması gerekir. Bu yöntem usul ekonomisine uygun düşecektir.”

 “Alacaklıyı ızrar kasdiyle borçlu tarafından başkasına satılmış olan ev hakkındaki ferağ muamelesinin mahkemece iptalinden sonra icra dairesince haczolunan mezkar eve müteallik olarak dermeyan edilecek meskeniyet iddiası dinlenmez. Y.İİD. 07.08.1940 T (DÖNMEZ, s.64).

“Alacaklı tarafından borçlu aleyhine yapılan icra takibinde borçlunun borcu karşılar malı bulunmadığından icra memurunca borçlu hakkında aciz belgesi düzenlenmekle, alacaklı tarafından borcun doğum tarihinden sonra, borçlu tarafından eşine yapılan taşınmaz satışı hakkında tasarrufun iptali istenmiştir. İİK.  ‘nun 277 ve 278. maddeleri hükümlerindeki dava koşulları gerçekleşmiş ve borçlunun eşine yapmış olduğu satışın anılan yasa maddelerine göre mal kaçırmayı amaçlayan bağış niteliğinde bulunduğunun anlaşılması nedeniyle, davanın kabulü gerekmektedir. Taşınmazın borçlu yönünden haczedilmezliği iddiası, açılan iş bu iptal davasından ileri  sürülemeyeceği gibi, mahkemece bu husus gözetilerek davanın reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Y.15.HD 17.12.1987 TE.3690 K.4496 (UYAR, İptal Davaları, s. 45).

 “Borçlu gayrimenkulü elinden çıkarttığından meskeniyet iddiası mecmu değildir. Bu durum ve yukarda işaretlenen 278.madde hükmu göz önünde tutularak işin esasının incelenmesi zaruridir. Evvelki iptal davası reddedildiğinden borçlunun mesken ihtiyacından bahiste esası incelenmeksizin davanın reddolunması yanlış...” Y.İİD. 16.02.1967, E.1188 K.1436 (ABD, S: 1967/4, s. 707.)

 “Mesken olduğundan bahisle üzerinden haciz kaldırılan 4 numaralı gayrimenkulün mukaddeme borçlu tarafından alacaklıyı ızrar maksadı ile Hayriye namına vaki olan ferağın mahkemece iptal ve tasarruf kaydının borçlu uhdesine iade olunduğu anlaşılmasına nazaran borçlunun mezkı2r gayrimenkule müteallik meskeniyet iddiası suiniyetine müstenit olması hasebi ile kanunun himayesine mazhar olamayacağı halde yazılı olduğu üzere mezkur ev üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesi yolsuzdur.” Y.İID. 15.09.1941, E.3112 K.3159 (OLGAÇ / KÖYMEN, s. 719.; MUSLUOĞLU, Takip Hukukunda Ehlivukuf, s. 546)

 “Borçlunun mahcuz gayrimenkulü hüsnüniyetle haricen satışa çıkarması bu gayrimenkule ihtiyacı olmadığına delalet edeceğine ve kötü niyetle satış ise kanunun himayesine mazhar olamayacağına göre şikayet yersizdir. Y.İİD. 18.12.1958,  E.6853 K.6786 (MUSLUOĞLU, Takip Hukukunda Ehlivukuf, s. 546.) 55

 “Dava İİK ‘nun 277 ve devanı maddelerine dayalı “tasarrufun iptali “istemineilişkindir. Mahkemece, dava, dayalı (borçlu) M. Yener tarafından diğer dayalı (üçüncü kişi) D. Mert üzerine kayden geçirilen avlulu kerpiç ev ve samanlık vasfındaki taşınmazın, İİK. ‘nun 82/12.maddesine göre haczi caiz olmayan ve borçlunun haline münasip  meskenden sayılan taşınmazlardan bulunduğundan bahisle reddolunmuştur. İİK ‘nun 82/12 maddesi, borçlunun ve ailesinin insanca yaşaması, ekonomik varlığını devam ettirebilmesi ve barınma gereksinimini karşı laması amacıyla getirilmiş olup borçlunun aksine davranışları yasaca korunmaya değer görülmemiştir. Borçlu M. Yener taşınmazda malik bulunduğu ½ payının tamamını çok düşük bir bedelle  diğer davalıya kayden geçirmiş olmakla, tüm alacaklılarına karşı taşınmazı üzerindeki haczedilmezlik (meskeniyet) iddiasından önceden ve zımnen vazgeçmiş sayılır. Bu durumda davanı kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Y.15.HD. 27.02.1995,  E.706 K.1077 (KURU, İcra İflas C.IV, s. 3478).

 “Borçlunun taşınmazını oğluna satış yapması üzerine, alacaklı vekilince alınan yetkiye dayanılarak açılan tasarrufun iptali davasının sonucunda taşınmazın tekrar borçlu adına tapuya tesciline karar verilmesinden sonra 26.07.2001 tarihinde yeniden taşınmaz üzerine haciz uygulandığı görülmektedir. Bu durumda borçlunun satışla mesken ihtiyacından vazgeçmiş sayılacağından, haczedilmezlik şikayetinde bulunması mümkün değildir. Y.12.HD. 22.02.2005,  E.1234 K.3437 (UYAR, İİK. Şerhi, C.5, s. 7254- 725).

 “Borçlu, İİK.’nun 82. maddesi uyarınca haczedilmezlik iddiasında bulunduğu bu davanın konusunu oluşturan 1607 ada 908 parsel sayılı taşınmazını daha sonra, 17.08.1994 tarihinde dayalı 3. kişiye satmış olmakla bu iddiasından vazgeçmiş sayılır.” Y.15.HD. 17.03.1997,  E.826 K.1399 (UYAR, Tasarrufun İptali Davaları, s. 170).56

Yargıtay bazı kararlarında ise borçlunun tasarrufu alacaklıyı ızrar kasdı taşısa dahi meskeniyet iddiasında bulunulabileceğini belirtmiştir.“Borçlunun taşınmazdaki hissesini 24.09.1980 tarihinde eşi Rabia‘ya sattığı, bu satışın iptali için banka tarafından dava açıldığı, mahkemece 23.09.1981 tarihinde satışın iptali ile borçlu adına tesciline karar verildiği, bilahare 02.02.1982 tarihinde borçlu hissesine haciz konduğu anlaşılmıştır. Borçlu 26.07.1982 tarihinde kıymet takdir raporunun tebliği ile hacze muttali olmuş süresinde mercie meskeniyet iddiasında bulunmuştur.  İİK.’nun 82/12. maddesi  gereğince gerekli inceleme  yapılarak bir karar verilmesi gerekirken ve alacaklıları ızrar maksadı ile borçlunun eşine yaptığı ve bilahare iptal edildiği anlaşılan satışın meskeniyet şikayetinde bulunmayı engellemeyeceği ve red kararı verilmesi için sebep olmayacağı düşünülmeden şikayetin reddi isabetsiz....” Y.12.HD. 21.11.1983, E.7982 K.9211 (YKD, 1984/6, s. 906).

 “Borçlu taşınmazını karısına hibe etmiş, alacaklı tarafından bu işlemin iptali için dava açılmış, Asliye Hukuk Mahkemesince tapunun iptali ile borçlu üzerine tesciline karar verilmiş ve kesinleşmiştir. İşlemin bu niteliği nazara alındığında, meskeniyet şikayetinden  vazgeçme söz konusu olmamakla, meskeniyet şikayetinin İİK.’nun 82/12. maddesine göre tetkik edilip sonucuna göre bir karar verilmek gerekir iken, kötüniyet vesaireden bahis ile meskeniyet şikayetinin reddolunması isabetsiz...” Y.12.HD. 15.05.1984, E.3384 K.6079 (UYAR, Haciz, s. 687).

Ancak öğretideözellikle usul açısından konuya temas edilerek; borçlunun kötü niyetinden ziyade  m. 28311  doğrultusunda (Yargıtay’da m. 283/1 hükmünün uygulanmasının zorunlu olduğu görüşün dedir)

Bkz.Y.15.IID. 06.02.1997, E.175 K.680” Kabule göre de, İİK.’nun 283.maddesi hükmü gereği, tasarrufun iptali davası sabiT olduğu takdirde, davacı alacaklı bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını alma yetkisi elde eder ve davanın konusu taşınmaz ise, dayalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satılmasını isteyebilir kuralı konmuştur. Bu itibarla mahkemenin tapu kaydının iptali ile borçlu adına tapuya  tescili, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. “ (YKD, S: 1997/7, s.  1 103) Bkz.Y.13.HD. 23.09.1974,  E.2101 K.2073 “ İptal davasının amacı, dava konusu tasarruf ile üçüncü kişinin mamelekine geçen değerler üzerinde borçlu aleyhindeki cebri icranın yürümesini temin etmektedir. Nitekim İcra ve İflas Kanunu’nun 283. maddesinin son fıkrası hükmüne göre davanın konusu taşınmaz ise alacaklı, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Bu itibarla davada tapu kaydının iptali istenmiş olsa bile verilecek hüküm ancak tasarrufun iptaline ve kişisel hakka ilişkin olabilir. Bu yön gözetilmeden hibe  temlikinin iptaline, bu hissenin  tekrar eski malik olan Agop üzerine kaydının icrasına karar verilmesi kabul şekli bakımından usul ve kanuna aykırıdır. (YKD, S:1977/4,  s.  541);  Y.15.HD. 29.05.1986 TE.1985/4035 K.1986/2195 (YKD,S:1986/10,s. 1520);Y.15.HD. 03.10.1988TE.1987/4540 K.1988/3073 (YKD, S:1989/1,82);Y.HGK. 28.02.1990 TE.1989/1-170  K.1990/124  (YKD, S:1990/6, s. 805).57borçlunun haczedilmezlik iddiasını ileri sürmek için gerekli sıfatının bulunmadığı belirtilmiştir. Gerçekten de İİK.’nun 283. maddesinde 18.02.1965 tarih ve 538 sayılı Kanunla yapılan değişiklikile davacı alacaklının, dava konusunun taşınmaz olması halinde, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan taşınmazın haciz ve satışını isteyebileceği hüküm altına alınmıştır.Tasarrufun iptali davasında meskeniyet iddiasında bulunup bulunamayacağı konusunda Yargıtay’da yeni tarihli kararlarında tasarruf konusu meskenin mülkiyetinin borçluya dönmemesi ve üçüncü kişinin de takipte borçlu sıfatının olmaması sebebiyle tasarrufun iptali davasında meskeniyet iddiasında bulunulamayacağını belirtmiştir.“Alacaklı tarafından borçlu hakkında yapılan takipte, alacaklı Konya Asliye 4.Hukuk Mahkemesinde tasarrufun iptali davası açmış ve 1731 ada, 13 parselde kayıtlı taşınmazın 300/8941 hissesinin satışına ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmiştir. Bu hisse üzerine haciz konulmuş, borçlu ve payı satın alan üçüncü kişi meskeniyet şikayetinde bulunmuşlardır. Takipte sıfatı bulunmayan üçüncü kişinin şikayet hakkı yoktur. İİK. 283. maddesi uyarıca  alacaklı iptal davası sabit olduğu takdirde, dava konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder. Üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan gayrimenkulün haciz ve satışını isteyebilir. Satış ile mülkiyet üçüncü kişiye geçmiş olduğundan, borçlunun meskeniyet şikayetinde bulunması da mümkün değildir. Mercice bu yönler gözetilerek şikayetin reddine karar verilmek gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü isabetsizdir.” Y.12.HD 20.09.1995,  E.11388 K.11631 (İZBD, S.1996/1, s. 139).58

 “Alacaklı tarafından borçlu hakkında yapılan icra takibinde, alacaklı Acıpayam Asliye Hukuk Mahkemesi’nde tasarrufun iptali davası açmış ve 7463 parselde kayıtlı taşınmazın satışına ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmesi sonucunda anılan ilama dayalı olarak üçüncü kişi adına tapuda kayıtlı taşınmaz üzerine haciz konulmuş, borçlu ve taşınmaz maliki üçüncü şahıs meskeniyet iddiasına dayalı olarak haczedilmezlik şikayetinde bulunmuşlardır. Şikayetin yasal dayanağı olan İİK.’nun 82/12. maddesi uyarınca borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceğinden meskeniyet şikayetinde bulunma hakkı borçlu ya ait olup, icra takibinde borçlu sıfatı olmayan tasarrufun iptali ilamının davalısı üçüncü kişinin şikayet hakkı yoktur. Öte yandan, İİK.’nun 283/1. maddesine göre davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve davanın konusu taşınmaza, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışını İsteyebilir.  Satış ile üçüncü kişiye geçen mülkiyet tasarrufun iptaline karar verilmesi ile borçluya geri dönmez. Yalnızca, alacaklıya üçüncü kişiye ait taşınmaz üzerine haciz koydurarak sattırmak suretiyle alacağını tahsil imkanı verir. Hacze dayanak yapılan tasarrufun iptali ilamında da anılan yasa hükmün’ uygun olarak yalnızca satış işleminin iptaline karar verilmekle yetinilmiş olup, üçüncü kişi adına tapu kaydının iptali ile borçlu adına tesciline dair bir hüküm kurulmamıştır. Bu nedenle taşınmazın mülkiyeti üçüncü kişiye ait olup, borçlunun kendisine ait olmayan taşınmaz üzerine konulan haciz nedeniyle İİK.’nun 82/12.maddesine dayalı olarak haczedilmezlik şikayetinde bulunması mümkün değildir. Ohalde Mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken işin  esası  incelenerek istemin kabulü isabetsizdir. Y.12.HD. 08.02.2005,  E.2004/24990   K.2005/2109 (YKD, 2006/2, s. 253-254).59

 “Kadıköy 2.İcra Mahkemesi’nin 2002/220-601 sayılı 12.06.2002 tarihli kıymet takdirine itiraz üzerine verilen kararı borçluya 24.06.2003 tarihinde tebliğ edilmiş olup, borçlunun icra mahkemesine 30.06.2003 tarihinde yapmış olduğu haczedilmezlik şikayeti yasal 7 günlük sürededir. Bu nedenle mahkemece şikayetin süre yönünden reddine karar verilmesi doğru değildir. Ancak, alacaklı tarafından borçlu hakkında yapılan icra takibinde, alacaklı Kadıköy 5.Asliye Hukuk Mahkemesi’nde tasarrufun iptali davası açmış ve 46 parsel 7 nolu dairenin satışına ilişkin tasarrufun iptaline karar verilmesi sonucunda anılan ilama dayalı olarak 3.kişi adına tapuda kayıtlı taşınmaz üzerine haciz konulmuş, borçlu meskeniyet iddiasına dayalı olarak haczedilmezlik şikayetinde bulunmuştur. İİK. ‘nun 283/1. maddesine göre  “ davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve davanın konusu taşınmazsa, dayalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. “Satış ile 3. kişiye geçen mülkiyet tasarrufun iptaline karar verilmesi ile borçluya geri dönmez.

Yalnızca, alacaklıya, 3.kişiye ait taşınmaz üzerine haciz koydurarak sattırmak suretiyle alacağını tahsil imkanı verir. Hacze dayanak yapılan tasarrufun iptali ilamında da anılan yasa hükmüne uygun olarak yalnızca satış işleminin iptaline karar verilmekle yetinilmiş olup 3.kişi adına tapu kaydının iptali ile borçlu adına tesciline dair bir hüküm kurulmamıştır. Bu nedenle taşınmazın mülkiyeti 3.kişiye ait olup, borçlunun kendisine ait olmayan taşınmaz üzerine konulan haciz nedeniyle İİK. ‘nun 82/12. maddesine dayalı olarak haczedilmezlik şikayetinde bulunması mümkün olmadığı gibi şikayette de hukuki yararı yoktur. 0 halde mahkemece, meskeniyet şikayetinin açıklanan gerekçe ile reddi gerekirken istemin süre yönünden reddi isabetsiz ise de, sonuçta şikayet reddedildiğinden sonucu doğru mahkeme kararının onanması gerekmiştir.” Y.12.HD. 06.06.2005 TE.9692 K.12254 (Yargı Dünyası, S:l19, s. 157-158).

 “Şikayetçi Fikret H. , şikayet tarihinde takip borçlusu konumunda değildir. Bu nedenle meskeniyet şikayetinde bulunamaz. Adı geçenin, borçludan satın aldığı hacizli taşınmaz yönünden tasarrufun iptali davasında dayalı konumunda olup aleyhine karar verilmiştir. Tasarrufun iptali davasında Fikret H.’nin mallarının üzerine ihtiyati haciz konulması, meskeniyet şikayetine dayanak yapılamaz. Fikret H. Hakkında sonradan icra emri çıkarılıp takip borçlusu durumuna geçtiğinde, maliki olduğu taşınmaz üzerine haciz konulması bakımından şikayet hakkı saklıdır.” Y.12.IID. 17.02.2004,  E.2003/26637 K.2004/3061 (UYAR, Tasarrufun İptali Davaları, s. 170).

Yargıtay başka bir kararında, tasarrufun iptaline karar verilmesinden sonra, borçlunun iptaline karar verilen tasarrufa konu malın haczedilemeyeceğini ancak satış sırasında ileri sürebileceğine karar vermiştir.

“İİK.’nun 277 ve izleyen maddeleri hükümlerine göre tasarrufun iptali davaları sonucunda verilecek kararda, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile alacağın tahsilini sağlayacak şekilde hüküm kurulması gerekir. Ayrıca, taşınmazın bedelinden borçlunun haline nıünasip bir yer alınabilecek miktarın borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satışın yapılması şeklinde hüküm kurulması doğru değildir. Çünkü İİK.’nun 82/12 maddesi gereğince bu yön ancak hacizden sonra satış sırasında gözetilecek bir husustur...,”Y.15.HD. 30.03.1994, E.93 K.1975 (KURU, İcra İflas, C.4, s. 3478). 

VII. BORÇLU HAKKINDA BİRDEN FAZLA TAKİP BULUNMASI HALİNDE MESKENİYET İDDİASININ İLERİ SÜRÜLME DURUMU VE ORTAYA ÇIKAN İHTİMALLER

  Bu konu aşağıda üç başlık halinde açıklanmıştır.

A.  HER TAKİP DOSYASI İÇİN AYRI MESKENİYET İDDİASINDA  BULUNULMASI

Borçlu hakkında birden fazla takip varsa ve bu takip dosyalarının her birinden sahibi olduğu mesken üzerine haciz uygulanması durumunda borçlu her bir dosya için ayrıca meskeniyet iddiasında bulunmak durumundadır. Sadece bir takip dosyasından meskeniyet iddiasında bulunduğu anlamına gelmez.“Borçlu hakkında birden fazla icra takibinin varlığı halinde her dosya için ayrı ayrı meskeniyet şikayetinde bulunulması mümkündür. Bu durumda, her takip  için başvurunun süre ve esasla ilgili kuralları müstakil olarak değerlendirilmelidir. Borç miktarının toplanması suretiyle sonuca gidilmesi yukarıda açıklanan madde içeriğine aykırıdır.” Y.12.HD.24.12.2007, E.21237 K.24005 (YKD.S:2008/8.s. 1556-1557).

 “Her takibin müstakil olmasına birisi için meskeniyet  şikayetinin diğerine teşmil edilemeyeceğine binaen” Y.12HD.26.09.1988,  E.8308 K.10312 (UYAR, Haciz, s. 741).61

B.  BİR TAKİP DOSYASINDA HACZEDİLMEZLİK İDDİASINDA

BULUNULMAMASININ DİĞER TAKİP DOSYALARINA ETKİSİ

Borçlu süresi içerisinde meskeniyet iddiasında bulunmaz ise bu durumda meskeniyet  iddiasından vazgeçmiş sayılır. Ancak bu vazgeçme sadece o icra takibi içindir, borçlu başka takiplerde meskeniyet iddiasını ileri sürebilir.

Zira borçlunun belli bu alacaklıya karşı, önceden belirlenmiş bir malın haczedilmezliğinden feragat etmiş olması yalnız o alacaklı bakımından hüküm ifade eder. Aynı malı haczettirmek isteyen başka bir alacaklıya karşı borçlu, bu malın haczedilmezliğini ileri sürebilir;

 “Bir takipte meskeniyet şikayetinde bulunulmaması ancak o takip için hüküm ifade eder. Başka takiplerde aynı gayrimenkul için meskeniyet şikayetinde bulunulmasına mani olmadığı düşünülmeksizin meskeniyet iddiasından feragat etmiş sayılacağından bahisle şikayetin red olunması isabetsiz...” Y.12.HD. 06.04.1976, E.1699 K.4255 (YKD, 1976/9,  s. 1331.)

 “Başka dosyadaki hacizlere karşı haciz edilmezlik şikayetinde bulunulmaması, bu dosya için haciz edilmezlik şikayetini engellemeyeceği, borçlunun taşınmazlarından istediği hakkında haczedilmezlik şikayetinde bulunabileceği...” Y.12.HD. 10.06.1988, E.6712 K.7611 (UYAR, Haciz, s. 741.)

 “Meskeniyet iddiasına konu teşkil eden taşınmazın daha önce çeşitli dosyalardan haczedilmiş ve hacizler nedeni ile haczedilmezlik şikayetinde bulunulmamış olması, bu dosyadan yapılan haciz nedeni ile haczedilmezlik şikayetinde bulunulmasına ve bu şikayetin incelenmesine engel değildir. Y.12.HD. 12.02.1993, E.1338 K.2513 (KAÇAK, Haczedilemezlik, s. 174.)

 “Borçlu aleyhine açılmış her takip safahatı yekdiğerinden müstakildir. Evvelki takiplerde, bir gayrimenkulün başka alacaklılar tarafından haczedilmiş olması ve bu hacizlere karşı borçlunun haczedilemezlik şikayeti hakkını: kullanmaması, daha sonraki tarihte gerçekleşen hacze İİK. ‘nun 82. maddesi uyarınca şikayette bulunmasına mani değildir.”Y.12.HD. 14.10.1986, E.85 K.10469 (UYAR, Haciz, s. 741-742.) 62

“Borçlu hissesi üzerinde bir ipotek mevcut bulunmadığı, başka hacizlerin mevcudiyetinin bu takip dolayısıyla yapılan hacze karşı şikayet hakkını bertaraf etmeyeceği düşünülmeden...” Y.12.HD. 01.06.1981, E.3844 K.5385 (UYAR, Haciz, s. 742.)

 “Ankara 12.İcra Müdürlüğü’nün 1993/4401-6874 ve 29.İcra Müdürlüğü’nün 1993/5007 sayılı takip dosyalarından borçlunun 8061 ada 15 parsel sayılı taşınmazdaki miras payı üzerine haciz konulmuştur. 1993/5007 sayılı icra dosyasında alacaklı vekili ve borçlu gelerek söz konusu parseldeki miras payının haczine muvafakat ettiğini belirtmiş ve aynı gün tapuya haciz için müzekkere yazılmıştır. Borçlu imzalı beyanı ile meskeniyet şikayetinden vazgeçmiş olduğundan bu dosya hakkındaki şikayetin reddinde bir isabetsizlik yoktur. 1993/4401 sayılı dosyadaki borçlunun imzası bulunmadığından beyanı kendisini bağlamaz. Bir dosyada haczedilmezlik şikayetinden vazgeçilmesi diğer dosyalarda haczedilmezlik şikayetinde bulunmaya engel değildir.” Y.12.HD. 30.01.1995, E.953 K.992 (UYAR, İİK. Şerhi, C. 5, s. 7392.)

 “Daha önce satmaya teşebbüs etmek ya da başka bir takipte JİK. ‘nun 82/12.maddesine göre meskeniyet itirazında bulunmamak, bu haktan vazgeçmek anlamında kabul edilemez. Böyle bir nedene dayalı olarak şikayetin reddedilmesi isabetsizdir.” Y.12.HD. 25.10.1990,  E.3352 K.10545 (KAÇAK, Haczedilemezlik, s. 174).63anlaşılmasına, borçlunun varil olmayan temyiz itirazlarının reddiyle sonucu doğru olan merci kararının onanmasına...”

Ancak Yargıtay aşağıda sunulan bir kararında borçlunun hakkında yapılan takiplerden birine ilişkin olarak taşınmazının haczine  muvafakat etmesinin, borçlu hakkında yapılan diğer takip dosyalarına şamil olmak üzere artık meskeniyet iddiasından vazgeçmiş sayılacağına ve bu durumda diğer hakkında yapılan takip dosyalarından taşınmazına haciz konulması durumunda alacaklılara karşı meskeniyet iddiasında bulunamayacağını belirtmiştir.

C. BORÇLU HAKKINDAKİ TAKİP DOSYALARINDAN BİRİNDEN MESKENİYET İDDİASINA İLİŞKİN OLARAK İCRA MAHKEMESİNCE VERİLEN KARARIN DİĞER DOSYALARDAN YAPILACAK ŞİKAYETLERE ETKİSİ

İcra mahkemesi kararları ancak münhasıran bulundukları takip bakımından kesin hüküm teşkil edip, yeni bir takipte maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceklerinden, borçlunun hakkında yapılan takiplerden birine ilişkin olarak yaptığı meskeniyet iddiası sonucu icra mahkemesinin vereceği karar sadece o takip için geçerli olacaktır. Borçlunun, başka alacaklıların icra dosyalarından meskeni üzerine uyguladığı haciz işlemine karşı ileri süreceği meskeniyet iddiası, icra mahkemesi tarafından, daha önce meskeniyet iddiasına ilişkin olarak verilen karardan bağımsız olarak incelemeye tabi tutulacaktır. Dolayısıyla icra mahkemesince, mevcut koşullara göre yeniden gerekli inceleme yapılacak ve ona göre yeni bir karar verilecektir. Daha önce başka bir icra dosyasından verilmiş karar yeni ileri sürülen meskeniyet iddiası için kesin hüküm oluşturmayacak ve yeni sürülen iddiayı inceleyecek olan icra mahkemesi için bağlayıcı olmayacaktır.

“Şikayet, icra memurlarının yaptığı yanlış işlemlerin kanuna aykırı olmasından veya olaya uygun bulunmamasından dolayı icra hukukuna özgü bir yol olup, dava niteliğinde değildir. Şikayet hakkında verilen kararlar maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz. Borçlu, haczedilen evinin haline uygun olduğunu ileri sürerek icra mahkemesinde İİK.’nun 82/12 maddesi gereğince haczedilemezlik şikayetinde bulunabilir. Bir taşınmazın haczedilip haczedilemeyeceği haciz  esnasındaki durumuna göre belirlenir. Meskeniyet şikayeti dolayısı ile icra mahkemesince verilen karar o icra dosyası için geçerli olup diğer icra dosyasından aynı meskene konulan haciz için bir hüküm ifade etmez.

Y.12.HD. 22.02.1988,  E.1987/3999 K.1988/1783 (UYAR, Haciz,  s. 673).64İcra Mahkemesince yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda meskeniyet şikayetinin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, alacaklısı Bünyamin Ç. olan bir başka icra dosyasından şikayete konu meskene konulan haciz dolayı ile yapılan haczedilemezlik şikayetinde verilen icra mahkemesi kararının kesinleştiğinden bahisle meskeniyet talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığı yönünde hüküm tesis edilmesi isabetsizdir.” Y.12.HD. 31.01.2006, E.2005/24554  K. 2006/1012, (Corpus).

1. Borçlu Hakkındaki Takip Dosyalarından Birinden Meskeniyet İddiasının Kabulünün Diğer Dosyalara Etkisi Meskeniyet iddiasının bir dosyadan kabul edilmiş olması, bu iddianın ileri sürülmediği dosyalara ve dolayısıyla bu dosyalardan mesken kaydı üzerine işlenmiş hacizlere bir etkisi olmaz. Borçlunun bu dosyalardan da ayrıca haczedilmezlik şikayetinde bulunması gerekir;

                “Bir takip dosyasında yapılan haciz üzerine meskeniyet şikayeti kabul edilse dahi bunun şikayet edilmeyen veya şikayet edilip reddedilen başka bir dosyadaki meskeniyet şikayetine etkisi olamayacağına.” Y.12.HD. 03.06.1998, E.3549 K.7264 (UYAR, Haciz, s. 681).65

2. Borçlu Hakkındaki Takip Dosyalarından Birinden Meskeniyet İddiasının Kabul Edilmemesinin Diğer Dosyalara Etkisi Belirtilmesi gereken  diğer bir önemli husus da borçlunun daha önce başka bir takipten dolayı yaptığı haczedilmezlik iddiasının kabul edilmemesi halinde, borçlu hakkında bilahare yapılan takipler neticesinde taşınmazının haczedilmesi halinde borçlunun bu hacizlere karşı meskeniyet iddiasında bulunup bulunamayacağıdır. Borçlunun daha önceki takipte yaptığı haczedilmezlik iddiasının kabul edilmemesi sonraki takiplere ilişkin olarak haczedilmezlik iddiasında bulunmasına engel teşkil etmez. Zira borçlunun ailevi durumunda bir değişiklik olması ve İİK. m. 82/12 hükmünden yararlanması mümkün olabilir;

              “Evvelce başka bir takipten dolayı haczedilmezlik şikayetinin kabul edilmemiş oluşu, bilahare yapılan başka bir takipte haczi üzerine ve buna karşı borçlununhaczedilmezlik şikayetinde bulunmasına mani değildir. Borçlunun bakmakla mükellef olduğu kimselerin adedinde lehte veya aleyhte bir değişiklik olabilir.” Y.12.HD. 12.02.1981, E.8593 K.1353 (UYAR, Haciz, s. 742).

VIII. ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASI AÇILMASININ MESKENİYET İDDİASINA ETKİSİ

Borçlunun hissesi bulunan taşınmaz ile ilgili olarak ortaklığın giderilmesi davasının (gerek borçlunun kendisi gerekse diğer hissedarlar tarafından) açılmış olması, borçlunun haczedilen hissesine ilişkin olarak meskeniyet iddiasını ileri sürmesine engel teşkil etmez.

“Kanun vazıı borçlu ve ailesi efradının barınmaları için lüzumlu olan meskenlerinin borçtan dolayı  haciz  ve satışına cevaz vermemek sureti ile borçlunun mesken ihtiyacını kabul etmiş ve mesken olarak kullanılmakta olan gayrimenkulün şüyuun giderilmesi için yapılan satışı neticesinde satış bedelinden hissesine isabet eden miktarın mesken bedeli olarak tefrik ve hacizden istisnası icap edip etmediği hususunda İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesi hükümleri dairesinde mercice tetkikat yapılması lazım gelmiş olduğundan hadisede borçlu adına mesken olmağa elverişli tapuca kayıtlı bir gayrimenkul mevcut olup olmadığı araştırıldıktan sonra seçilecek bilirkişi marifeti ile borçlunun içtimai vaziyetine ve ailesi efradına göre meskene olan ihtiyacı tespit edildikten ve ne kadar para ile mesken tedariki mümkün olduğu ve haczolunan satış bedelinden mesken bedeli tefrik edilmek sureti ile artacak ve alacaklıya tediye olunabilecek bir  para kalıp kalmayacağı anlaşıldıktan sonra haczi caiz olup olmadığı, hakkında bir karar verilmesi iktiza ederken mercice bu cihetler  düşünülmeksizin şikayetin reddedilmesi kanuna aykırı olduğundan temyiz olunan kararın bu sebepten bozulmasına…” Y.İİD. 08.05.1956, E.2735 K.2746 (AKYAZAN, İhtiyati Haciz, s. 109;  OLGAÇ/KÖYMEN, s.

717).66

Ortaklığın giderilmesi davası sonucunda taşınmazın satılması halinde, borçlunun taşınmazdaki hissesi üzerindeki meskeniyet hakkı ihale bedeli üzerine şamil olacağından, borçlu hissesine ihale bedelinin de haczi mümkün olmayacaktır; “Borçlunun başka konutu yoksa ortaklığın giderilmesi kararı ile satılantaşınmazdaki payına karşılık tutulan para ile ilgili olarak konut edinme gereksiniminedeni ile haczedilmezlik şikayetinde bulunma yasaya uygun bir başvurudur. Taşınmazın satılmış olması, bu hakkı sona erdirmez. Hak, satış bedeli üzerinde devam eder.” Y.12.HD. 02.12.1991,  E.5126 K.12601 (UYAR, İİK. Şerhi, C. 5, s. 7276).

IX. KÜLLİ  İCRA YOLUNDA MESKENİYET İDDİASININ İLERİ SÜRÜLMESİ

Meskeniyet iddiası cüz’i icrada ileri sürülebileceği gibi külli icrada da yani iflasta da ileri sürülebilir. Müflis masaya dâhil edilmiş olan meskeni ile ilgili olarak meskeniyet şikayetinde bulunabilir.  İİK. M.  184’e göre, müflisin haczi caiz olmayan malları iflas masasına girmez

İflas dairesi iflasın açılması kendisine tebliğ olunur olunmaz, müflisin mallarının defterini tutmaya başlar ve muhafazası için gereken tedbirleri alır (İİK. m. 208/1). Tutulan deftere, iflas masasına giren malların yanında, haczedilemeyen mallar da iflas masasına girmemesine rağmen kaydedilir (İİK.  m.211,Niz.m.43). Böylelikle masanın gerçek mevcudu öğrenilir. Müflise ait bir malın haczinin caiz olup olmadığına ve bu nedenle iflas masasına girip giremeyeceğine ilk önce iflas dairesi, seçildikten sonrada iflas idaresi karar verir. İflas dairesi ve İflas idaresinin bu kararlarına karşı icra mahkemesine şikayet yoluna gidilebilir.

X. İCRA  MÜDÜRÜNÜN  MESKENİ HACZETME ZORUNDA OLUP  OLMADIĞI  MESELESİ

Yargıtay’a göre bir mal veya hakkın haczedilip haczedilemeyeceği konusunda icra müdürünün takdir hakkı yoktur. Dolayısıyla icra müdürü borçlunun mal veya hakkının haczedilemeyeceğine kendisi karar veremez. İcra müdürü borçlunun mal veya hakkını haczetmekle yükümlüdür. Borçlu bu durumda ancak, mal veya hakkının dolayısıyla da meskenin haczedilemeyeceği gerekçesiyle icra mahkemesine şikayette bulunabilir;“İİK. m. 85’e göre haciz isteminin icra memurunca yerine getirilmesi zorunlu olup, memurun haczedilecek menkul, gayrimenkul ya da hakların niteliği esas alınarak bunun haczinin mümkün bulunup bulunmadığı konusunda bir takdir hakkı yoktur. Haczedilemezlik durumu haciz işleminden sonra, borçlunun şikayeti halinde göz önünde bulundurulacağından ( HGK.’nun 31.03.2004 tarih ve 2004/12-2002 Esas 2004/196 Karar) Mahkemece şikayetin kabulü ve İcra Müdürü işleminin iptali yerine, istemin reddi yönünde hüküm kurulması bu nedenle yasaya uygun bulunmamıştır.” Y.12.HD, 27.06.2006 E.11103 E.14040   (Corpus).

 “İcra ve İflas yasasının 79.maddesinde, gerekse 85.madde ifadesinden ortaya çıkan sonuç, icra müdürüne haciz uygulaması konusunda bir takdir yetkisi tanınmadığıdır. Gerçekten de 79.madde kesin bir ifade ile icra dairesinin haczi yapacağından, 85.madde yasal koşullar altında (borçlunun) mal ve alacaklarının haczolunacağından söz etmektedir. 85.madde sadece (alacaklara yetecek miktarın) saptanması konusunda icra müdürüne bir takdir hakkı tanımaktadır. Ayrıca icra müdürü haciz işlemini yaparken (haciz tarihinde)  taşınmazın borçlu adına kayıtlı olması zorunlu ve yeterlidir.” Y.12.HD. 11.09.2007 E.14544 E.16109  (Corpus).

Ancak doktrinde bu konuda değişik fikirler ileri sürülmüştür. Bir görüşe göreicra müdürü alacaklının talep ettiği malı haczetmekle yükümlü olup icra müdürünün takdir yetkisi yoktur. Bir malın haczinin caiz olup olmadığına karar verme yetkisi icra mahkemesine aittir. Başka bir görüş ise, borçlunun mal veya hakkının haczedilip haczedilemeyeceği konusunda karar verme yetkisinin haczi gerçekleştiren icra müdürüne ait olduğunu ifade etmektedir.Kanımızca da bir malın haczedilebilir olup olmadığı konusunda birinci derecede yetkili olan icra müdürüdür. İcra mahkemesi ancak taraflardan birinin şikayeti üzerine icra müdürünün işlemini denetlemekle yükümlüdür. İcra müdürü haczi talep edilen mal veya hakkın haczetmez ise bu durumda alacaklı icra müdürünün bu işlemine karşı şikayet yoluna gider. Eğer icra müdürü haczi talep edilen mal veya hakkı haczi kabil olmadığı halde haczederse, bu durumda da borçlu icra müdürünün haciz işlemine karşı icra mahkemesine şikayette bulunur. Ancak şu da bir gerçek ki, icra müdürünün haczi talep edilen bir malı haczetmemesi halinde, borçlunun bu malını kaçırması, üçüncü bir şahsa devretmesi elbette mümkündür ve bu durumda da alacağını tahsil etme çabası içersinde bulunan alacaklının mağduriyetinin söz konusu olması da pekala olasıdır. Bütün bu haklı endişe ve gerekçelere katılmakla birlikte, İcra İflas

Kanunumuzun düzenlenmesi ve sistemi içerisinde, bir malın haczedilebilir olup olmadığının tespitinin icra müdürünün yetkisinde olduğunu ve bu konuda icra müdürünün takdir yetkisi bulunduğunu söylemek durumundayız;

İcra ve İflas Kanunu’nun bu konudaki ilgili hükümlerine baktığımızda bizi vardığımız kanıya götüren şu hükümleri görmekteyiz;“Aşağıdaki şeyler haczolunamaz,” şeklinde emredici bir nitelik taşıyan 82.maddenin birinci cümlesi,“Kısmen haciz caiz olan şeyler”  başlığını taşıyan 83. maddenin birinci fıkrasında yer almakta olan “Borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra müdürünce lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczedilebilir…” hükmü,         

 “Menkul ve gayrimenkul malların haczi” başlığını taşıyan 85. maddenin son fıkrasında yer alan “Haczi koyan memur borçlu ile alacaklının menfaatlerini mümkün olduğu kadar telif etmekle mükelleftir.” hükmü,İcra iflas Kanunu’nun 16. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı tetkik merciine şikayet olunabilir.” hükmü,“Haciz Tutanağı Tanzimi’ başlığını taşıyan 102. maddenin son fıkrasında yer alan “Haczi kabil mallar kafi gelmezse veya hiç bulunmazsa bu hal tutanağa kaydolunur.” Hükmü (Bu hükümde yer alan ‘haczi kabil mal’ ifadesinin haczetmeye değer bir mal bulunmadığı diğer bir deyişle muhafaza ve satış masraflarını karşılamaya yetmeyecek bir mal olduğu düşünülebilir. Ancak kanun koyucunun sadece bu nitelikteki bir malı kastetmek amacıyla haczi kabil mal ifadesi kulanmış olması da düşünülemez.)Dolayısıyla yukarıda belirtilen İcra İflas kanunu hükümleri göz önüne alındığında, bir malın haczedilebilir bir mal olup olmadığı konusundaki yetkinin öncelikle haczi uygulayan icra müdürüne ait olduğunu söyleyebiliriz.Ancak ne var ki yukarıda belirttiğimiz üzere özellikle mesken hacizlerinde, meskenlerin genelde sahip olduğu değerin azımsanmayacak bir meblağ teşkil ettiği ve icra müdürünün evin haczedilemez nitelikte olduğuna karar vermesi ve haczi uygulamaması durumunda, alacaklı icra müdürünün bu işlemine karşı şikayette bulunsa bile borçlunun evini üçüncü bir şahsa ve buna bağlı olarak da alacaklının mağduriyeti ihtimal dahilindedir.

Fakat açıklamaya çalıştığımız üzere, mevcut yasal düzenleme içerisinde, bir mal veya hakkın haczedilebilir olup olmadığı konusundaki yetkinin icra müdürüne ait olması sebebiyle, bu konudaki endişelerin giderilebilmesi için, İcra ve İflas Kanunu hükümlerini bertaraf ederek, mevcut düzenlemenin öngördüğü prosedürün aksine, zorlayıcı bir yorum tarzı ile arzulanan sonuca ulaşmak yerine, bu konuda gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasının meselenin çözüme ulaştırılması konusunda daha sağlıklı bir yol olacağı tarafımızca düşünülmektedir.                                      

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

MESKENİYET İDDİASINDAN FERAGAT

I. GENEL OLARAK

Borçlu, haciz işlemlerinden sonra herhangi bir şarta tabi olmaksızın mesken üzerinde haczin işlenmesine muvafakat göstermiş ise borçlu bu durumda meskeniyet iddiasında bulunamaz. Zira haciz sırasında veya hacizden sonraki bir dönemde yapılan muvafakat diğer bir deyişle haczedilmezlik iddiasından feragat geçerli olup borçluyu bağlar. Bu feragat açık bir şekilde yapılabileceği gibi, şikayet yoluna başvurmamasıyla zımni de olabilir.

Yargıtay bir kararında  “Meskeniyet iddasından feragat caiz olduğu gibi icra dairesinden yapılan feragattan vazgeçilemeyeceğinden, meskeniyet iddiasında bulunan borçlunun şikayet ve talebinin reddine…” Y.İİD.05.03.1965 TE.2777 K.2876 (DÖNMEZ,  s. 160, dn.423).şeklinde bir karar vermiştir.İflastan evvel borçluya ait mesken alacaklılar tarafından haczedilmiş ve borçlu bu malın haczedilmezlik sıfatından açıkça veya süresi içerisinde şikayette bulunmayarak zımni olarak feragat da bulunmuş ise, mahcuz meskenin iflas masasına intikalinden sonra artık borçlu müflis bu meskeni hakkında haczedilmezlik iddiasında bulunamaz. Zira iflas masası, haczettiren alacaklının haklarına halef olmuştur.Ancak öğretide aksi yönde yani daha önce haczedilmezlik iddiasında bulunulmamasına rağmen, mahcuz malın bilahare iflas masasına dâhil olması halinde bu kere haczedilmezlik iddiasının ileri sürülebileceği de ifade edilmiştir.

II. MESKENİYET İDDİASINDAN FERAGATİN DİĞER AİLE BİREYLERİNE ETKİSİ

Haciz muafiyeti sadece borçlu için değil, aynı zamanda borçlu ile birlikte yaşayan aile efradının himayesi için de kabul edilmiş olduğundan, haczedilmezlik iddiasından feragat sadece borçlunun iradesine tabi değildir. Ailenin diğer fertlerinin de feragatte bulunması gerekir. Dolayısıyla borçlunun feragati aile fertlerini bağlamaz. Diğer bir deyişle aile fertlerinin de hükmün koruma amacına göre şikayet hakkına sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda, borçlunun feragati diğer aile fertlerinin şikayet hakkını ortadan kaldırmayacak ve onlarda borçlunun feragatine rağmen haczedilmezlik iddiasında bulunabileceklerdir.

III. MESKENİYET İDDİASINDAN FERAGATİN MİRASÇILARA ETKİSİ

Borçlu murisin  meskeniyet iddiasından feragati, sonradan takip edilen mirasçılarına etkili olmayıp, mirasçılar dilerse haczedilmezlik iddiasında bulunabilirler.

Yargıtay bir kararında “Murisin sağlığında meskeniyet hakkından feragat etmiş olması mirasçılarına şamil değildir.” Y.İİD.24.02.1940 (DÖNMEZ, s. 163,  dn.435).72şeklinde karar vermiştir.

 IV. BORÇLUNUN MESKENİNİ İPOTEK ETMİŞ OLMASI HALİNDE İPOTEK ALACAKLISI DIŞINDAKİ  ALACAKLILARA KARŞI MESKENİYET İDDİASINDA BULUNMASI

Borçlunun meskenini bir alacaklısına ipotek ettirmiş olması, diğer bütün alacaklılara karşı meskeniyet iddiasından feragat etmiş sayılmaz. Borçlu bu durumda da başka alacaklılara karşı meskeniyet iddiasında da bulunabilir.

Borçlu taşınmazı üzerinde ipotek tesis ederken, genellikle amacı borcu sona erdirmek ve en kısa süre içerisinde ipoteği kaldırmaktır. Yoksa borçlunun taşınmazını hemen doğrudan doğruya cebri icraya tabi kılma niyeti bulunmamaktadır. Bu nedenle, borçlunun mesken üzerinde ipotek tesisi haczedilmezlikten feragat anlamına gelmeyeceği gibi mesken ihtiyacı olmadığı anlamına da gelmez.

Yargıtay’ın konuyla ilgili kararları aşağıdaki şekilde tasnif edilebilir:

A. MESKEN ÜZERİNDEKİ İPOTEĞİN DİĞER ALACAKLILARA KARŞI FERAGAT NİTELİĞİ TAŞIMADIĞI YÖNÜNDEKİ KARARLARI

Yargıtay,  bir kısım  kararlarında, mesken üzerindeki ipoteğin diğer alacaklılara karşı feragat niteliği  taşımadığı yönünde  karar vermiştir. Örneğin bir

kararında:“Mahcuz hanenin başka bir alacaklıyla merhun bulunması, haciz talebinde bulunan alacaklıya karşı mezkur hanenin mesken olduğu iddiasına mani teşkil etmez.” Y.İİD.22.04.1933 T.(DÖNMEZ,  s. 164,  dn. 441).

B.   MESKEN ÜZERİNDEKİ İPOTEĞİN DİĞER ALACAKLILARA KARŞI FERAGAT NİTELİĞİ TAŞIDIĞI YÖNÜNDEKİ KARARLARI

            Yargıtay,  bir kısım kararlarında, mesken üzerindeki ipoteğin diğer alacaklılara karşı feragat niteliği taşıdığı yönünde karar vermiştir. Örneğin bir kararında:“Meskeniyet şikayeti ileri sürülen taşınmazın daha önce ipotek edildiği, bunun haczedilemezlik şikayetinden vazgeçme olduğu nazara alınmadan…” Y.12.HD.21.03.1988, E. 1963 K.3299 (UYAR, Haciz,  s. 681).

 “…başkası lehine tesis edilmiş olsa dahi ipotekli gayrimenkul için meskeniyet iddiasında bulunulamaz.” Y.İİD.23.01.1969,  E.673 K.720 (DÖNMEZ, s. 167., dn.452).73

C.  BORÇLUNUN MESKENİ ÜZERİNDE TESİS ETTİĞİ İPOTEĞİN ZORUNLU OLARAK KURULMUŞ İPOTEKLERDEN ( KONUT KREDİSİ, ESNAF KREDİSİ, ZİRAİ KREDİ GİBİ) OLMASI DURUMUNDA İPOTEĞİN DİĞER ALACAKLILARA KARŞI FERAGAT NİTELİĞİ TAŞIMAMASI

               Borçlunun meskeni üzerinde tesis ettiği ipoteğin zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden ( konut kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi) olması durumunda ipoteğin diğer alacaklılara karşı feragat niteliği taşımaması yönünde Yargıtay’ın verdiği kararlar mevcuttur. Örneğin:“Bir kimsenin mesken edinmek için aldığı borç para karşılığı taşınmazını ipotek ettirmesi, meskeniyete ilişkin haczedilmezlik şikayetinde bulunmasına engel değildir. Bu durumda ipoteğin niteliğinin araştırılarak hasıl olacak sonuca göre  karar verilmesi gerekirken…” Y.12.HD.11.11.1999, E.10500 K.11953 (DÖNMEZ, s. 175.,  dn. 475).

 “Şikayete konu taşınmazın tapu kaydında İş Bankası ipoteği bulunmaktadır.Borçlunun daha önce ipotek ettirdiği taşınmaz hakkında meskeniyet  iddiasındabulunabilmesi için, ipoteğin; mesken kredisi, esnaf kredisi ve zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gereklidir. Aksi takdirde meskeniyet şikayetinden vazgeçmiş sayılır. Bu durumda mahkemece ilgili bankadan ipoteğin mahiyeti sorulup, ipotek akit tablosu celbedilip, ipoteğin hangi amaçla tesis edildiği saptanıp oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken…” Y.12.HD.14.01.2008, E.2007/22231 K.2008/34 (DÖNMEZ, s. 169, dn. 459).74haczedilmezlik şikayeti ile çelişmeyeceği düşünülüp şikayetin esastan incelenmesi

gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.”

D. İMAR UYGULAMASI NEDENİYLE TAŞINMAZ ÜZERİNE KONULAN İPOTEĞİN MESKENİYET İDDİASINDAN FERAGAT NİTELİĞİ TAŞIMAMASI

          Yargıtay imar uygulaması nedeniyle taşınmaz üzerine konulan ipoteğin meskeniyet iddiasından feragat niteliği taşımaması gerektiğini düşünmektedir.Örneğin aşağıda ki kararı bu yöndedir:“Şikayete konu taşınamz tapusunda taşınmazın borçlu maliki tarafından edinme sebebi ‘imar uygulaması’ olarak gösterilmiş, edinme tarihi ile rehin kaydının tarihi de 15.03.1989’dur.Bu ,ipoteğin imar uygulaması ile ilgili olup olmadığı araştırılmak, bu uygulama ile ilgili ise taşınmazın edinilmesi için konulduğu bu işlemin Y.12.HD.21.10.1991, E.3016 K.10794 (DÖNMEZ,  s. 176, dn. 478).

E. MESKEN ÜZERİNDE İPOTEK BULUNMASINA KARŞIN HACİZDEN ÖNCE İPOTEĞİN FEK EDİLMESİ HALİNDE MESKENİYET İDDİASINDA BULUNULABİLMESİ

             Yargıtay, mesken üzerinde ipotek bulunmasına karşın hacizden önce  ipoteğin fek edilmesi halinde  borçlunun  meskeniyet iddiasında bulunabileceğini kabul etmektedir. Örneğin aşağıdaki kararları yöndedir:“Şikayet konusu olan gayrimenkul üzerindeki ipotek kaydının, haciz tarihinde kaydından silindiği anlaşıldığına göre, bu  hal meskeniyet şikayetinin öne sürülmesine engel değildir.” Y.12.HD.28.11.1985 E.4619, K.10251 (UYAR, Haciz,  s. 686-687).

 “Haciz tarihinde, daha önceden verilen ipoteklerin terkin edilmiş olmasına göre, bu durumda borçlunun meskeniyet şikayetinde bulunmasına yasal bir engel yoktur.” Y.12.HD.06.10.1997 E.9409, K.10031 (UYAR, İİK Şerhi, C. 5, s. 7266).

F. İPOTEK FEK EDİLMEMİŞ OLSA BİLE HACİZ TARİHİNDE İPOTEĞİN ÖDENMİŞ BULUNMASI HALİNDE BORÇLUNUN MESKENİYET İDDİASINDA BULUNABİLECEĞİ

Yargıtay’a göre,  ipotek fek edilmemiş olsa bile haciz tarihinde ipoteğin ödenmiş bulunması halinde borçlunun meskeniyet iddiasında bulunabilecektir. Örneğin;“Haciz tarihinde ipotek konusu borcun ödenmiş olması halinde, ipotekle yükümlü bulunmayan taşınmaz hakkında  meskeniyet şikayetinde bulunabilir.Aksi takdirde, kurulan bir ipotek borcu ödenmiş olsa dahi, bundan sonra ki tüm hacizler yönünden meskeniyet şikayetinin mümkün bulunmadığı gibi kabul edilmeyecek bir sonuç ortaya çıkar…” Y.12.HD.20.05.2003 E.8421, K.11468 (UYAR, İİK.Şerhi, C. 5, s. 7260).75şeklinde kararı mevcuttur.

G. BORÇLUNUN SATIN ALDIĞI EVİN SATIŞ BEDELİNİN BAKİYESİ İÇİN SATICI LEHİNE TESİS ETTİĞİ İPOTEĞİN DİĞER ALACAKLILARA KARŞI MESKENİYET İDDİASINDAN FERAGAT NİTELİĞİ TAŞIMAMASI     

Yargıtay’a göre, borçlunun satın aldığı evin satış bedelinin bakiyesi için satıcı lehine tesis ettiği ipoteğin, diğer alacaklılara karşı meskeniyet iddiasından feragat niteliği taşımamaktadır.Örneğin; “Borçlu meskeniyet şikayetinde bulunduğu taşınmazdaki hisseyi A. Eren’den satın almış, satış bedelinden kalan borcu için aynı taşınmaz üzerinde ipotek konmuştur. Bu ipotek öncelikle mesken ihtiyacından vazgeçme niteliğinde bulunmadığından, şikayetin kabulüne dair merci kararı doğru olup…” Y.12.HD.11.06.1981  E.4274, K.5771 (KAÇAK, Haczedilemezlik, s. 150).76

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

ŞİKAYETİN İCRA MAHKEMESİNDE İNCELENMESİ

I. GENEL OLARAK

İcra mahkemesinin haczedilmezlik şikayeti üzerine duruşma açarak usulüne uygun biçimde gerekli inceleme ve araştırma yaparak bir karar vermesi  gerekecektir.Duruşma açılmadan evrak üzerinden bir karar verilmesi usulsüzdür. Bkz.Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas : 2007/3822 Karar : 2007/6230 “…Mahkemece duruşma açılarak yukarda açıklanan ilkeler doğrultusunda borçlunun ekonomik-sosyal durumu araştırılmadan ve bilirkişiler vasıtasıyla gerekli incelemeler yaptırılarak "mahcuzun kıymeti" ile "borçlunun haline münasip bir evi alabileceği bedel" tespit ettirilmeden; icra dosyası kapsamında "bağımsız bölümün şehir merkezi yakınında ticari özellik arz eden cadde cepheli olduğu anlaşıldığından" bahisle meskeniyet   iddiasının yerinde görülmediği gerekçesiyle; evrak üzerinde, eksik inceleme ile şikayetinin reddine karar verilmesi isabetsizdir.”

İcra mahkemesi başka bir takipten dolayı verdiği önceki kararına dayanarak, daha sonra başka bir alacaklının yaptığı meskeniyet şikayetini duruşma açmadan evrak üzerinde sonuçlandıramaz. Y.12.HD.12.04.1989 TE.1988/8922 K.5269 (UYAR, Haciz, s. 665).

Haczedilmezlik şikayetinde bulunulması üzerine icra mahkemesince açılan duruşmaya tarafların gelmemesi ve duruşmaya iştirak eden alacaklının da takip etmeyeceğini bildirmesi halinde icra mahkemesince yine de yapılan şikayet konusunda bir karar verilmesi gerekecektir.(İİK.m.18/3)İcra mahkemesi HUMK.m.409 uyarınca taraflardan birinin müracaatına kadar dosyanın işlemden kaldırılması yönünde karar veremez.Bkz.Y.12.HD.11.03.2003 TE.2487 K.4941 (UYAR, İİK.Şerhi , C. 5, s. 7361) “Haczedilemezlik şikayeti üzerine taraflar gelmese bile merciin şikayetin esasını inceleyip bir karar vermesi gerekirken, 04.12.2001  Tarihlicelsede işlemden kaldırılma kararı verilmesi ve daha sonra da 05.03.2002  Tarihli kararla da davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi isabetsiz…” 77

II. HACZEDİLMEZLİK  ŞİKAYETİNDE  İSPAT YÜKÜ

İspat yükü kural olarak icra müdürünün kanuna aykırı bir işleminin iptalini isteyen şikayetçi borçluya düşmektedir. Zira şikayet prosedüründe kendi lehine bir hukuki durumun varlığını iddia eden şikayetçidir. Örneğin, şikayetin hukuksal bir sonuç doğurması, ancak süresi içinde ileri sürülmüş olmasına bağlıdır. Süreye uyulmuş olması ise, şikayeti ileri süren kişi lehine sonuç doğuran bir olaydır. Bu nedenle şikayet süresine uyulmuş olduğunu ispat yükü, şikayet edene aittir.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere ispat yükü şikayetçi üzerindedir. Zira, şikayet prosedüründe gerek icra müdürü gerek takibin karşı tarafı, kendi lehine doğmuş bir hukuki sonucu icra mahkemesine kabul ettirmek çabasında değildir. Bu nedenle de onlara ispat yükü kural olarak düşmez. Ancak takibin karşı tarafı, şikayet edene karşı, onun aleyhine bir hukuki sonucun varlığını iddia ediyor ise bu durumda ispat yükü takibin karşı tarafına geçer. Örneğin meskeniyet iddiasında meskeninin haczedilmezliğini şikayet konusu yapan borçluya karşı, alacaklı eğer borçlunun meskeninin haczine sonradan veya haciz sırasında muvafakat ettiğini iddia ediyor ise bu durumda ispat yükü bunu iddia eden alacaklıdadır. Borçlunun böyle bir durumda alacaklının ileri sürdüğü iddianın aksini ispat mecburiyeti söz konusu değildir.

III. İCRA MAHKEMESİNCE MAHCUZ MESKENİN BORÇLUNUN HALİNE MÜNASİP OLUP OLMADIĞININ TESPİTİ İÇİN KEŞİF VE BİLİRKİŞİ İNCELEMESİNE KARAR VERİLMESİ

Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı yukarıda belirtildiği üzere borçlunun sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir.Meskeniyet iddiasına konu taşınmazın borçlunun haline uygun olup olmadığının tespiti yapılmadan, sadece tapu kaydına dayalı olarak mesken olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.

Yapılacak keşif ile o evde oturduğunun tespit edilmesi ve mesken olarak kullanılmasının belirlenmesi de tek başına meskeniyet iddiasının kabulü için yeterli değildir. Haczedilen meskenin borçlunun haline münasip olup olmadığı hususu da icra mahkemesi tarafından, mahallinde keşif yapılmak ve uzman bilirkişilere inceleme yaptırılmak suretiyle tespit olunacaktır.

İflasta ise, müflis tarafından meskeninin haline münasip olduğundan bahisle icra mahkemesine şikayette bulunması halinde icra mahkemesi bilirkişi marifetiyle meskenin borçlunun haline münasip olup olmadığını tespit ettirecektir. İcra mahkemesi

Bkz.konuyla ilgili  örnek kararlar:Y.12.HD.30.10.2006  TE.16729 K.19918 “…Mahalinde keşif yapılıp, bilirkişi raporu alınmaksızın icra müdürlüğünde  tespit edilen değere göre borçlunun söz konusu taşınmazda malik olarak oturmasının hukuka ve mantığa aykırı olduğu, daha müTEvazi bir evde, hatta kirada oturabileceği gibi sübjektif gerekçelerle borçlu isteminin reddi isabetsizdir.” Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas : 2005/11112 Karar : 2005/14561 “İİK.nun 81/12. maddesinde borçlunun haline münasip evininin haczolunamayacağı belirlendikten sonra yanı madde de "ancak evin kıymeti fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alabilecek miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır" hükmüne yer verilmiştir. Mahkemece mahallinde uzman bilirkişi eşliğinde keşif yapılarak meskeniyet şikayetine konu taşınmazın keşif  tarihi itibarı ile değeri ile borçlunun haline münasip ev alabileceği bedel tespit edildikten sonra bu miktar mahcuzun değerinden az ise mahcuzun satılarak, borçlunun haline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanın alacaklıya ödenmesine, satışın borçlunun haline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmesi gerekir. Somut  olayda bilirkişi raporunda; meskeniyet  şikayetine konu taşınmazın üç katlı olduğu belirlenmiştir.Bilirkişice taşınmazın tamamının değeri belirlenip borçlunun hissesine düşen miktarın tespiti gerekirken üçüncü katın ruhsatsız olduğu belirtilerek bu katın değerlendirmeye alınmamış olması sebebiyle bilirkişi raporu bu hali ile hüküm kurmaya elverişli olmadığından, mahkemece yetersiz bilirkişi raporuna ve eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsizdir.” Yargıtay 12.

Hukuk Dairesi Esas : 2005/8698 Karar : 2005/11734 “Somut  olayda mahkemece yapılan keşif sonrası verilen 11.1.2005 günlü ek bilirkişi raporunda dava  tarihi itibariyle evin değerinin 25.843.100.000.-TL olduğu ve hale münasip ev değerinin de bu miktarla alınabileceği belirtilmiş olup alacaklı vekilince de bu miktar hale münasip ev değeri olarak kabul edilmiştir. Şu durumda mahkeme keşif  tarihi itibariyle şikayete konu evin değerinin tespiti için bilirkişiden ek rapor alınmasından sonra yukarda yazılı ilkeler ışığında bir karar verilmesi gerekirken icra dairesince yapılan kıymet  takdirinde belirlenen değer dikkaTE alınarak  yazılı biçimde hüküm  tesisi doğru görülmemiştir.”Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas : 2005/7804 Karar : 2005/11144 “Meskeniyet şikayeti üzerine İcra Mahkemesi bilirkişi aracılığı ile yerinde keşif yaparak haciz konulan evin niteliklerini ve değerini tespit etmesi, şikayetçi borçlunun sosyal ve ailevi durumuna göre ihtiyacını karşılayacak bir evi kaç liraya alabileceğini belirlemesi ve haciz konulan evin değeri ile borçlunun ihtiyacı için alınabilecek meskenin değerini karşılaştırması ve haciz konulan evin takdir edilen değerinden daha düşük fiyatla mesken temini mümkün olduğu takdirde evin satılmasına ve haline uygun bir ev alması için satış bedelinden gerekli paranın borçluya ödenmesine aksi durumda yani borçlunun ihtiyacı için alınabilecek mesken değerinin haciz konulan evin değerinden daha fazla olması halinde haczin kaldırılmasına karar vermesi gerekir.HUMK.nun 364.maddesi uyarınca keşif Hakim tarafından yapılması gerekir. Somut olayda mahkeme şikayete konu meskene gitmeyip üç kişilik birikişi heyetine yerinde inceleme yetkisi tanımış ve bilirkişi heyetinin raporunu esas alarak hüküm  tesis etmiştir. Bu biçimde yapılan keşif ve bunun sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna dayalı olarak hükme varılması usule aykırı olup bozma nedenidir.  Öte yandan kabule göre de, 200.000.000.000 TL. değerindeki meskenin hangi gerekçelerle borçlunun haline uygun sayıldığı yeterince açıklanmamıştır. Mahkemece yapılacak iş; yukarda yazılı ilkeler doğrultusunda yerinde bilirkişi heyeti ile keşif yaparak hasıl olacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 24.05.2005 Tarihinde inde oybirliğiyle karar verildi.”meskeniyet iddiasına konu meskenin değeri konusunda 224. madde gereğince iflas idaresi tarafından deftere şerh düşülen değeri esas alarak, meskenin müflisin haline münasip olup olmadığını tespit ettiremez. Yeniden bu konuda inceleme yaptırması gerekecektir.

İcra mahkemesi, borçlu tarafından yapılan haczedilmezlik şikayeti üzerine şikayete konu meskenin mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi kararı vermesi üzerine gerekli giderlerin şikayetçi tarafından öngörülen kesin süre içerisinde yatırılmasını istemek, yatırılmadığında da şikayetinden vazgeçilmiş sayılması ve talebinin reddi yönünde karar vermek durumundadır. Eğer borçlu, icra mahkemesince verilen kesin süre içerisinde keşif ve bilirkişi ücretlerini yatırmaz ise, meskeniyet iddiası hakkındaki şikayetinden vazgeçmiş sayılacaktır. Y.İİD 27.03.1956 TE.1664 K.1795; Y.İİD 19.04.1956 TE.2303 K.2332 , (OLGAÇ/KÖYMEN, s. 710); KURU, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 325.

A. BİLİRKİŞİ RAPORUNUN HÜKME DAYANAK YAPILACAK NİTELİKTE BULUNMAMASI HALİNDE YENİDEN BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ YAPTIRILMASI YA DA EK RAPOR İSTENMESİ

Karara mesnet teşkil edecek bilirkişi incelemesinin konusunda uzman bilirkişilerce ve kanunun öngördüğü kriterler esas alınarak yapılması bir zorunluluktur. Bu kriterler esas alınmadan yapılan bilirkişi incelemesi hükme dayanak yapılamaz. Bu durumda icra mahkemesince uzman bilirkişiler aracılığı ile kanunun öngördüğü kriterler esas alınmak sureti ile yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına ya da bilirkişilerden eksik olan hususlarda ek rapor alınmasına karar verilmelidir. İcra mahkemesince şikayete konu taşınmazın değeri konusunda birbiriyle çelişik kıymet takdir işlemleri var ise bunlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden bilirkişi incelemesine de karar verilmelidir.Bkz.Y. 12. HD. Esas : 2005/20169 Karar : 2005/26364 “Yukarıda gün ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içerisinde  temyizen incelenmesi alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :Haczedilemezlik şikayetine konu taşınmazın,  takip dosyalarında mevcut  tapu kayıt örneklerinde, takyidatların çıkarılmadan gönderildiği görülmektedir. Üzerinde ipotek bulunan (mesken, zirai kredi, 80

Borçlunun meskeniyet şikayeti üzerine icra mahkemesince bilirkişilere taşınmazın değerini tespit ettirmeksizin, icra müdürlüğünce yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde tespit edilen değer esas alınarak hüküm tesis edilemez. İcra mahkemesi, icra müdürlüğünce şikayete konu taşınmaz ile ilgili olarak kıymet takdir işlemi yaptırmış olsa dahi yeniden uzman bilirkişilere şikayete konu taşınmazın değerini tespit ettirmelidir.

   Yargıtay bir kararında aşağıdaki şekilde karar vermiştir:“İcra dosyasında 20.09.2002 günlü bilirkişiler raporunda 85 parseldeki 7 no.lu bağımsız bölümün 40 Milyar TL. değerinde olduğu belirtilmiş alacaklısı ve borçlusu tarafından bu kıymet takdirine herhangi bir itiraz ileri sürülmemiştir. Bu tarihten yaklaşık 1 sene sonra 13.06.2003 gününde meskeniyet şikayeti üzerine yapılan keşif sonucu bilirkişi tarafından taşınmazın 20 Milyar değerinde olduğu  tespit edilmiştir. Mahkemece öncelikle her iki değer arasındaki mübayenet giderilmek suretiyle yeniden inceleme yaptırılarak bir sonuca gitmek gerekirken yazılı biçimde eksik inceleme ile esnaf kredi sebebiyle konulan benzeri ipotekler hariç olmak üzere) taşınmaz hakkında meskeniyet iddiasında bulunulamayacağı, borçlunun taşınmazını ipotek ettirmekle, haczedilemezlik şikayetinden peşinen vazgeçtiği kabul edilmektedir. Öncelikle bu hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Öteyandan borçlunun sosyal ve ekonomik durumunun araştırılması, haline münasip evi alabileceği bedelin tespiti zorunludur. Borçlunun haline münasip bir evi alabileceği miktar, mahcuzun değerinden az ise, mahcuz satılarak, borçlunun haline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanın alacaklıya ödenmesine, satışın buna göre yapılmasına karar verilmesi gerekir.Açıklanan değerlendirmeleri taşımayan rapora istinaden yazılı biçimde davanın kabulü yolunda hüküm tesisi isabetsizdir.” Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas : 2005/1968 Karar : 2005/5142 “Borçlunun meskeniyet  şikayeti üzerine icra mahkemesince yaptırılan keşif ve inceleme sonucunda düzenlenen raporda mahcuzun 50.000.000.000 TL. değerinde olduğu ve borçlunun haline münasip evin ise 30-40 milyar TL. civarında alınabileceğinin belirtildiği görülmüştür. İcra Mahkemesince gerçekleştirilen keşifte teknik bilirkişi dinlenmeksizin (inşaat mühendis gibi) emlakçı bilirkişinin beyanı ile ve "30-40 milyar civarında" şeklinde kesin görüş ifade etmeyen ve arada 10 milyar TL. farkı kapsayan bir rakam belirtilerek ulaşılan sonuca göre karar verilmesi doğru görülmediği gibi kabule göre de İİK´nun 82/12. maddeleri gereğince borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceği gözetilip (ancak evin kıymeti fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alınabilecek miktarın borçluya bırakılmak üzere haczedilerek) satılmasına karar vermek gerekirken, şikayetin sübut bulmadığından bahisle istemin reddi de isabetsizdir.” Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas : 2000/11492 Karar : 2000/12628”Mercii, her ne kadar mahallinde keşif yapmış ise de, bilirkişiden alınan rapor içeriğinde; meskeniyet  iddia edilen evlerin değeri, satılması halinde borcun ödenmesinden sonra kalan para ile borçluların hallerine münasip mesken edinip edinemeyecekleri ve taşınmazın metrekaresi itibariyle ifrazının mümkün olup olmadığı hususları irdelenmemiştir. Yöntemince bu hususlar araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yeterli olmayan bilirkişi raporuna göre sonuca gidilmesi doğru değildir.” Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas : 2005/8698 Karar : 2005/11734”Somut olayda mahkemece yapılan keşif sonrası verilen 11.1.2005 günlü ek bilirkişi raporunda dava tarihi itibariyle evin değerinin 25.843.100.000.-TL olduğu ve hale münasip ev değerinin de bu miktarla alınabileceği belirtilmiş olup alacaklı vekilince de bu miktar hale münasip ev değeri olarak kabul edilmiştir. Şu durumda mahkeme keşif  tarihi itibariyle şikayete konu evin değerinin  tespiti için bilirkişiden ek rapor alınmasından sonra yukarda yazılı ilkeler ışığında bir karar verilmesi gerekirken icra dairesince yapılan kıymet takdirinde belirlenen değer dikkate alınarak yazılı biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.”meskeniyet şikayetinin kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.” Yargıtay 12. HD. 15.04.2004, E. 2004/4496 K. 2004/9372 (Corpus).kalması değildir. Kalan para ile borçlunun o güne kadar devam ettirdiği sosyal çevresinin ve ailesinin sosyal yaşamının korunması şartı ile satın alınacak bir ev olmasıdır. Örneğin İstanbul’da Kadıköy Moda’daki evi satılacak olan borçluya, Esatpaşa’da aynı büyüklükte bir ev alınabilse dahi alınacak olan bu ev yeri itibariyle borçlunun alışageldiği sosyal yaşam biçimine aykırı olacaktır.

B. UYGULAMA HAKKINDA DEĞERLENDİRMEMİZ

İstanbul’da bu tür şikayetler çok olmakla birlikte taşrada ve özellikle de ilçelerde haline münasip evi haczedilen borçlu veya vekillerinin borçlunun bu haline münasip evinin haczedilip satışının talep edilemeyeceğine dair herhangi bir şikayetleri olmadığından inanılmaz mağduriyetler yaşanmaktadır.     İcra İflas Kanunumuzda düzenlenmiş bu haktan istifade etmek isteyen borçlu veya vekilleri yönünden ise genellikle uygulamada kanun koyucunun öngördüğü anlam ve kapsamda bir yargılama yapılamamaktadır. Şöyle ki;a) Bu şikayeti görmekte olan mahkemeler, borçlunun haline münasip evinin nasıl bir ev olduğunu, olması gerektiğini tespit etmeksizin ve bilirkişilerle birlikte yerinde keşif yapmakta ve hatta bilirkişiye söz konusu bu evin gerçekten borçlunun haline münasip bir ev olup olmadığını dahi sormadan tabiri caiz ise sadece evin rayiç değerini tespite gider gibi bir rapor tanzimine sebep olmaktadır. Oysa bu şikayet evin rayiç değerine yönelik bir şikayet olmayıp, evin haczinin ve  de talep edilmiş olan satışının hukuka aykırı olduğu unutulmaktadır.b) Böyle bir şikayeti yargılamakta olan mahkemenin söz konusu evin borçlunun haline münasip bir ev olup olmadığını inşaat mühendisi, mimar ve kadastro memur veya mühendisinin tanzim edeceği raporla anlamasına olanakta yoktur. Bu heyet içinde mutlak surette bir sosyologun bulunması gerekir. Zira, bir evin borçlunun haline münasip ev olup olmadığını ancak o ailenin sosyo ekonomik durumunu, evde yaşayan insan sayısını, çocukların tahsil durumunu, bilen ve bunu yorumlayan bir sosyolog tespit edebilir. Bu husus konusunda, uzmanlığa sahip bir kimse ancak bir sosyolog olabilir.

c) Bu çerçevede yapılan en büyük hatalardan biri de, örneğin; mahcuz evin satılması uygun görülmüş ve ev değerli olduğu için satılıp borcun düşülmesinden sonraartan bakiye bir bedel de kaldı diyelim.Kanun koyucunun bu durumdaki borçluyu korumaktaki amacı borcun ödenmesinde sonra önemli miktarda bir paranın borçluya

IV. MESKENİYET İDDİASININ TAKİBİN İCRASINA ETKİSİ

Haczedilmezlik şikayeti, icra mahkemesi tarafından durdurulması yönünde bir karar verilmediği müddetçe takibi durdurmaz. Zira İİK m. 22 hükmünde açıkça “şikayet, icra mahkemesince karar verilmedikçe icrayı durdurmaz” denmektedir. Dolayısıyla şikayete rağmen şikayet konusu işleme bağlı olarak yapılacak işlemlerin de icrasına devam edilir. İİK m. 22’de yer alan düzenlemeyle şikayetin zaman kazanmak amacıyla kötüye kullanılması önlenmek istenmiştir.

Ancak şikayete konu işlemin hukuka aykırı olması halinde icrasına devam edilmesinin de zararlı sonuçlar doğurabileceği kanun koyucu tarafından göz önüne alınmış ve şikayeti incelemekle görevli icra mahkemesinin şikayete konu işlemin icrasının durdurulmasına karar verebileceği de adı geçen maddede düzenlenmiştir.

İcra mahkemesi, şikayeti ileri sürenin talebi üzerine veya kendiliğinden işlemin icrasının durdurulmasına karar verebilir. Bkz.Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 09.11.1995, Esas : 15920 Karar : 15573 “Her ne kadar kıymet takdir raporunun tebliği usulsüz ise de, borçlu kıymet takdirine satış ilanının tebliği ile muttali olmuş, süresinde kıymet takdirine itiraz etmemiş, kıymet takdiri kesinleşmiştir. Meskeniyet şikayeti, İİK’nun 22.maddesi gereğince mercice karar verilmedikçe icra işlemlerini durdurmaz.” (UYAR, İİK.Şerhi C.5 s. 7390) (Corpus).83

V. MESKENİYET İDDİASI ÜZERİNE İCRA MAHKEMESİNCE VERİLECEK KARARLAR

   İcra Mahkemesi yaptıracağı tetkikat neticesinde haczedilmezlik şikayetinde bulunulan meskenin borçlunun haline münasip olduğunun tespit edilmesi durumunda, meskenin borçluda kalmasına ve mesken üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verecek, şayet borçlunun oturmakta olduğu meskenin değeri, haline münasip satın alabileceği evin değerinden daha fazla ise bu durumda da meskenin satışına, ihale bedelinden borçlunun haline münasip meskeni alabileceği bedelin kendisine ödenmesine artan meblağın alacaklıya ödenmesine karar verecektir. İcra Mahkemesi belirtilen karar şekli dışında bir karar vermesi mümkün değildir. Bkz.Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas : 2005/7804 Karar : 2005/11144 “Meskeniyet  şikayeti üzerine İcra Mahkemesi bilirkişi aracılığı ile yerinde keşif yaparak haciz konulan evin niteliklerini ve değerini tespit etmesi, şikayetçi borçlunun sosyal ve ailevi durumuna göre ihtiyacını karşılayacak bir evi kaç liraya alabileceğini belirlemesi ve haciz konulan evin değeri ile borçlunun ihtiyacı için alınabilecek meskenin değerini karşılaştırması ve haciz konulan evin takdir edilen değerinden daha düşük fiyatla mesken  temini mümkün olduğu takdirde evin satılmasına ve haline uygun bir ev alması için satış bedelinden gerekli paranın borçluya ödenmesine aksi durumda yani borçlunun ihtiyacı için alınabilecek mesken değerinin haciz konulan evin değerinden daha fazla olması halinde haczin kaldırılmasına karar vermesi gerekir” (Corpus).

  Yine başka bir Yargıtay kararında ;

             “Meskeniyet şikayeti üzerine icra mahkemesi bilirkişi aracılığı ile yerinde keşif yaparak haciz konulan evin niteliklerini ve değerini tespit etmesi, şikayetçi borçlunun sosyal ve ailevi durumuna göre ihtiyacı karşılayacak bir evi kaç liraya alabileceğini belirlemesi ve haciz konulan evin  değeri ile borçlunun ihtiyacı için alınabilecek meskenin değerini karşılaştırması ve haciz konulan evin takdir edilen değerinden daha düşük bir fiyatla mesken temini mümkün olduğu takdirde evin satılmasına ve haline uygun bir ev alması için satış bedelinden gerekli paranın borçluya ödenmesine aksi halde yani borçlunun ihtiyacı için alınabilecek mesken değerinin haciz konulan evin değerinden daha fazla olması halinde haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekir.” Y.12.HD.24.05.2005, E.7804 K.11144  (DÖNMEZ, s. 144 ).84değerinin borçlunun haline münasip alabileceği evin değeri ile aynı ya da altında bulunması durumunda borçlunun meskeniyet iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilecek ve haczedilmiş bulunan ev borçluya bırakılacaktırdenmiştir.

A. MESKENİN BORÇLUYA BIRAKILMASI DURUMU

Alacaklının talebi doğrultusunda icra müdürlüğü tarafından borçluya ait meskenin haczedilmesi durumunda borçlu icra mahkemesinde haczedilmezlik şikayetinde bulunur ve icra mahkemesinde yaptırılan inceleme sonucunda taşınmazın

 “…icra mahkemesince yaptırılacak bilirkişi incelemesine göre borçlunun haline münasip ev alabilmesi için gereken paranın haczedilen evin kıymetinden daha fazla veya eşit ise icra mahkemesince haczin kaldırılması gerekir…” Y.12.HD.06.03.2006, E.1111 K.4343  (Corpus).

Borçluya ait haczedilen meskenin değeri ile borçlunun haline münasip alabileceği evin değeri arasında fazlaca bir fark bulunması halde meskeniyet iddiasının kabulüne karar verilmesi ve mahcuzun satışına gidilmemesi gerekir.

Eğer borçlunun haline münasip bir ev alabilmesi için tespit olunan değer ile haczedilen borçluya ait meskenin değeri arasındaki fark yapılacak satış ve paylaştırma giderlerini karşılamaya ancak yeter miktarda ise bu durumda borçlunun haczedilmiş bulunan meskeni hakkında yaptığı şikayetin diğer bir deyişle Meskeniyet iddiasının kabulüyle meskenin satışa gidilmeden borçluya bırakılması uygun bir çözüm olacaktır. Yargıtay’a göre:

“ …yapılan tespitte borçlunun haline münasip bir ev alabilmesi için gereken para, haczedilen evin kıymetinden daha fazla veya eşit ise haciz kaldırılır, haczedilen evin kıymeti borçlunun haline münasip bir  ev alabilmesi için gerekli paradan fazla olduğu anlaşılırsa istem reddedilir.” Y.12.HD.22.01.2007, E.2006/23246 K.2007/657  (Corpus).85hallerine münasip bir mesken tedariki için borçluya para ayrılması gerekecek artan bedel ise alacağına mahsuben alacaklıya tahsis olunacaktır.

B. MESKENİN SATILMASI DURUMU

Haczedilen evin kıymeti fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alınacak miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek paraya çevrilmesi mümkündür. Haczedilen meskenin borçlu ve ailesi efradının ihtiyaçlarından fazla olması halinde taşınmazın tamamı icra dairesi tarafından satılarak bedelinden borçlu ve aile efradının İcra mahkemesince borçlunun haczedilen meskenin satışına karar verilmesi ve taşınmazın satışa çıkarılması durumunda; ihale bedelinin borçlunun haline münasip evalabilmesi için icra mahkemesince belirlenen ve kendisine tefriki tespit olunan bedelden daha aşağıya satılması mümkün değildir. Artırmada teklif edilen bedelin, borçluya bırakılması gereken bedelden daha aşağı olmaması gerekir.Satış sırasında teklif edilen nihai bedelin, mesken temini için gerekli miktarı aşmadığı görülürse, evin satışından vazgeçilir ve borçluya mesken olarak bırakılır.

Borçlunun meskeni üzerinde ipotek bulunması halinde, ihale bedelinin, ipotekle temin edile alacaklının alacağını ve borçlunun haline münasip bir ev alabilmesi için takdir olunan meblağı karşılanması gerekir. Eğer bu miktarları karşılayan bir pey ileri sürülmez ise bu durumda satış yapılamaz ve ev borçluya mesken olarak verilir.

                “Borçlunun haline münasip bir evi alabileceği miktar mahcuzun değerinden az ise mahcuz satılarak borçlunun haline münasip ev alabilmesi için gerekli bedelin kendisine artanın alacaklıya ödenmesine satışın borçlunun haline münasip ev alacağı miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmesi gerekir.” Y.12.HD.16.06.2008, E.9374 K.12671, (Corpus).86bedelinin başka bir alacaklı tarafından haczi de söz konusu olamayacaktır.

C. İCRA MAHKEMESİNCE BORÇLUYA TEFRİK OLUNAN PARANIN HACZEDİLEMEMESİ 

Borçlunun Meskeniyet iddiasına konu meskeninin değerinin haline münasip eve ilişkin bilirkişilerce tespit edilen değerden fazla olması sebebiyle icra mahkemesince mahcuz taşınmazın satılmasına tespit olunan bedelin haline münasip ev alması için borçluya tefriki yönünde karar verilmesi üzerine, tefrik olunan mesken Y.İİD.03.11.1939 “…Borçluya tefrik olunan mesken bedeli başka bir alacaklısı tarafından haczolunamaz.”

  Zira bu yorum borçlunun haline münasip meskeninin haczedilemeyeceği hükmünün doğal bir sonucudur. Borçlunun kendisine tefrik olunan bu para ile derhal bir ev almasının mümkün olmaması ve bu süre içerisinde bu parayı bir bankaya yatırması halinde de, borçluya ait bankadaki  bu paranın haczi mümkün değildir.

Bankadaki paranın haczedilmesi halinde borçlu şikâyet hakkını kullanmalı ve bu paranın meskenin satılmasından dolayı kendisine tefrik olunan para olduğunu ispat etmesi gerekecektir.

VI. İCRA MAHKEMESİ KARARI ÜZERİNE GİDİLECEK KANUN YOLLARI

İcra mahkemesi kararları üzerine gidilecek kanun  yolları üçe ayrılır; temyiz, karar düzeltme ve yargılamanın iadesi.

A. TEMYİZ

Meskeniyet iddiasına ilişkin olarak icra mahkemesince verilen kabul ya da red kararlarına karşı m.364’de öngörülen parasal sınırlara uymak şartı ile kararın tefhimi ya da tebliğ tarihinden itibaren on gün içerisinde temyizi mümkündür. Temyiz yoluna başvurma satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. Dolayısıyla icra mahkemesi kararlarının temyizinde HUMK m.443 ve İİK m.36’ya dayanarak icranın geri bırakılması istenemez. Yargıtay teminat karşılığı da olsa, kararın icrasının durdurulması kararı veremez.

02.03.2005 tarihinde 5311 sayılı Kanunla, İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan değişiklik ile icra mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulması düzenlenmiştir. Ancak bu hükümler Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulmasından sonra uygulanmaya başlanacak ve meskeniyet şikayeti üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna gidilecektir.

B. KARAR DÜZELTME

Yargıtay’ın icra mahkemesinin kararına karşı verdiği onama ya da bozma kararlarına ilişkin olarak on gün içerisinde karar düzeltme talebinde bulunulması mümkündür. Karar düzeltme yoluna başvurulmuş olması, icra mahkemesinin verdiği kararın icrasını veya satış işlemlerini durdurmaz.

Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulmasından sonra, temyiz incelemesi sonucunda verilen kararlara karşı artık karar düzeltme yoluna başvurulamayacaktır.

C. YARGILAMANIN İADESİ

Yargılamanın iadesi, mahkemelerce verilen ve maddi anlamda kesinlik kazanmış kararlar hakkında söz konusu olmaktadır. İcra mahkemesi kararları istisnai durumlar dışında kural olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, icra mahkemesinin kararlarına karşı yargılanmanın yenilenmesi yoluna gidilmesi mümkün değildir.

                                

SONUÇ

                    Haciz, borcunu ödemeyen borçlunun devletin cebri icra gücü ile tam anlamı ile karşı karşıya geldiği ve borçlu bakımından önemli sonuçlar doğuran bir müeyyidedir. Ancak, bu yaptırımın hiçbir kurala tabii olmadan yapılması hakkaniyete ve adalete aykırıdır. Cebri icra tekelini alan devletin belli kurallara uyması gerekmektedir. Yine devlet, keyfi ve ölçüsüz işlemlerden kaçınmalı ve düzenlemelerinde borçlu ve alacaklının haklarını rasyonel bir şekilde dengelemelidir.

                   Bu amaçla,  kanunlarımızda gerek ailenin korunması, gerekse borçlununyaşam hakkının elinden alınmaması amacı ile tamamen veya kısmen haczedilmeyen hak ve alacaklar kurumu ortaya çıkmıştır. İcra İflas Kanunumuzun 82. ve 83. maddelerinde haczedilemez hak ve alacakların neler olduğu tahdidi bir biçimde tanzim edilmiştir. İcra ve İflas Kanunumuzun 82/12. bendi; borçlunun ve ailesinin haline münasip meskeninin kural olarak haczedilmeyeceğini düzenlenmiştir.

                Düzenlemenin amacı, Anayasamızda toplumun temeli olarak kabul edilen ailenin varlığını devam ettirme düşüncesini hayata geçirmektir. Günümüz ekonomik koşullarında hayati önemi olan meskenin sınırsız bir biçimde borçlunun elinden alınması, aile bireylerinin yaşamlarını ve çocukların sağlıklı yetişmelerini önemli derecede olumsuz etkileyecektir. Bu bakımdan borçlunun ve ailesinin haline münasip meskeninin haczedilemeyeceği esası, ailenin korunmasına hizmet eden en önemli düzenleme olup, sosyal devletin olmanın zorunlu bir gereğidir. Borçlunun haline münasip meskeni ancak kanunda belirtilen sınırlı hallerde haczedilebilecektir. İcra ve İflas Kanunu hükümleri göz önüne alındığında, bir malın haczedilebilir bir mal olup olmadığı konusundaki yetkinin öncelikle haczi uygulayan icra müdürüne ait olduğunu söylemiştik.  Ancak mesken hacizlerinde, meskenlerin genelde sahip olduğu değerin azımsanmayacak bir meblağ teşkil ettiği ve icra müdürünün evin haczedilemez nitelikte olduğuna karar vermesi ve haczi uygulamaması durumunda, alacaklı icra müdürünün bu işlemine karşı şikayette bulunsa bile borçlunun evini üçüncü 89bir şahsa satması ve buna bağlı olarak da alacaklının mağduriyeti ihtimal dahilindedir. Fakat açıklamaya çalıştığımız üzere, mevcut yasal düzenleme içerisinde, bir mal veya hakkın haczedilebilir olup olmadığı konusundaki yetkinin icra müdürüne ait olması sebebiyle, bu konudaki endişelerin giderilebilmesi için, İcra ve İflas Kanunu hükümlerini bertaraf ederek, mevcut düzenlemenin öngördüğü prosedürün aksine, zorlayıcı bir yorum tarzı ile arzulanan sonuca ulaşmak yerine, bu konuda gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasının meselenin çözüme ulaştırılması konusunda daha sağlıklı bir yol olacaktır.

     İcra ve İflas  Kanunumuzda düzenlenmiş meskeniyet şikayeti hakkındanistifade etmek isteyen borçlu veya vekilleri yönünden ise genellikle uygulamada kanun koyucunun öngördüğü anlam ve kapsamda bir yargılama yapılamamaktadır. Şöyle ki,bu şikayeti görmekte olan mahkemeler borçlunun haline münasip evinin nasıl bir ev olduğunu, olması gerektiğini tespit etmeksizin ve bilirkişilerle birlikte yerinde keşif yapmakta ve hatta bilirkişiye söz konusu bu evin gerçekten borçlunun haline münasip bir ev olup olmadığını dahi sormadan tabiri caiz ise sadece evin rayiç değerini tespite gider gibi bir rapor tanzimine sebep olmaktadır. Oysa bu şikayet evin rayiç değerine yönelik bir şikayet olmayıp, evin haczinin ve de talep edilmiş olan satışının hukuka aykırı olduğu unutulmamalıdır.
--------------------------------------------------------------------------------

 

 
Bugün Tekil: 201 Bugün Çoğul: 455 Dün Tekil: 1276 Toplam Tekil: 1637301 Toplam Çoğul: 4049880
        Dataişlem