,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
CEZA HUKUKUNDA GÜVENLİK TEDBİRLERİ / 12-04-2013
 CEZA HUKUKUNDA GÜVENLİK TEDBİRLERİ

BİRİNCİ BÖLÜM

1. CEZA VE MÜEYYİDE KAVRAMLARI

İnsanlar toplum halinde yasamaya basladıgında toplum olabilmenin

faydalarından yararlanmak ve toplumsal yasamı sürdürebilmek için temel

toplumsal kurallar olusturmuslardır. Beccaria “Suçlar ve Cezalar Hakkında”

isimli ünlü kitabında insanların özgürlüklerini koruma konusundaki

belirsizlikler yüzünden devamlı savas ve çatısma içinde olmaktan

yoruldugunu, bu çatısma ve savaslardan kurtulmak için yasalar (toplumsal

kurallar) olusturma yolunu seçtiklerini ifade etmistir. Hâlbuki hukuk kuralları

veya baska kurallar düzeni, çatısmaktan yorulmaktan kaçınmak için degil

toplumsal birlikteligin devamı için elzemdir. Kuralların bizzat varlıgı ve

uygulatılması, birlikte yasama ihtiyacı ve bu birlikteligin devam

ettirilebilmesinin kaçınılmaz sonucudur. Toplumsal yasamın

sürdürülebilmesi ise kuralların uygulanabilmesine baglıdır. Toplum, kabul

ettigi kurallara uyan insanlar ile var olmayı amaçlamıstır. Toplumun

kurallarına uymayan insanlar ilk zamanlarda kisisel tepkiler ve bazen de

toplumsal tepkilere maruz kalmıslardır. Bu tepkiler toplum gelistikçe sekil

degistirerek sadece toplumun kabul ettigi ve toplum adına yetkilendirilmis

kisi ya da kurumlarca uygulanır hale gelmislerdir. Bu tepkilerin temel hedefi

toplumu kural dısı davranıslardan koruyarak toplumun bekasını saglamaktır.

Kısacası toplumda olusabilecek kargasa ve anarsiyi önlemektir. Tepkiler ile

amaçlanan kurallara uymayanların, kurallara uygun davranmalarını

saglamaktır. Bu tepkiler, toplum ya da devlet tarafından ortaya konur. İste

bu tepkilere genel olarak yaptırım adını vermekteyiz. Kisi, toplum tarafından

kendisine yüklenen ödevleri yerine getirmediginde devlet kuvvetinin

harekete geçerek kullandıgı, yükümlülüge aykırı davranısın ortaya çıkardıgı

sonuçların giderilmesi veya en aza indirilmesini saglamaya yönelik vasıtalar,

yaptırım adını alır ve hukuk sisteminin en esaslı ögesini teskil eder2.

Yaptırım sisteminin en etkili bölümünü ise cezalar olusturur3.

Hukukun tanımında kullanılan müeyyide kavramı genel olarak “ihlale

bir tepki”, “ihlale bir cevap” olarak tanımlanmaktadır. Hukuk kurallarını teskil

eden normlar olması gereken davranısları belirler. Fiili durumda islenen

davranıs norma uymuyorsa ortada bir ihlal mevcuttur. Bu normların

dogasında olan, ihlal edilebilme özelliginden gelir. _hlal kısaca hukuka

aykırılık olarak tanımlanabilir. Hukuka aykırılık icrai ya da ihmali olabilir.

Yapılması gereken davranısı emreden norm kaçınılması istenen bir

davranıs (yasak) olursa icrai, yapılması istenen bir davranıs (emir) olursa

ihmali bir fiili tanımlamaktadır. Bu durum ceza kanunlarında tanımını bulan

icrai ve ihmali suç ayrımının temelini olusturur.

Olması gereken davranısların ifade edildigi normlar iki farklı sistemde

degisik niteliklere sahiptirler. Ampirik (deneye dayalı – tecrübî) sistemlerde

olusan normlar, olayların varılan norm biçimini dogrulamaması halinde

olaylara uygun olacak sekilde tadil edilerek degistirilir. Normatif sistemlerde

ise varılan norma göre olması gereken davranıs gerçeklesmez ise

davranısın norma uydurulması için gereken çalısmalar yapılır. Yani kısaca

deneye dayalı sistemlerde gerçege uygun olmadıgı anlasılan normlar

(kanunlar) degistirilir, normatif sistemde ise norma (kanuna) aykırı fiil

kanuna uygun hale getirilmeye ve aynı zamanda ortaya çıkan zararlı

sonuçların etkisi ortadan kaldırılmaya çalısılır. İste bu sekilde kanuna aykırı

davranıs üzerine, yapılan fiiller müeyyide denilen davranıslardır. Deneye

dayalı sistemlerde önerme seklinde ifade edilen kanunların “gerçeklik

degeri”, normatif sistemlerde ise kanunların “otorite ilkesi” dikkate alınarak

islemler yapılır. Hem deneye dayalı hem de normatif nitelige sahip hukuk

normları bu iki ölçüt dikkate alınarak düzenlenir. Bu durum zaman içindeki

hukuki anlayıstaki degisimleri ve kanunlara aykırı davranıslara karsı

uygulanan müeyyidelerin temel dayanak mantıgını açıklar. Bu mantıgın

dogal sonucu olarak yürürlükteki hukuk kuralları toplum için gerekli ve

yararlı oldugu ölçüde degisir. Toplumdaki otoritenin saglamasını

amaçlayan kurallara normatif açıdan baktıgımızda ihlalinin dogal bir sonucu

olmayan ancak ihlale dayanan bir davranıs olarak müeyyideler karsımıza

çıkmaktadır. Toplum düzenini saglamaya çalısan sistemleri dikkate

aldıgımızda ise bu düzenlere ait müeyyideler arasındaki farkın “ihlale verilen

cevapta” degil, “ihlale verilen cevabın biçiminde” oldugu görülmektedir.

Yaptırımlar etkilendikleri ana unsurlar ve biçimleri dikkate

alındıgında dini, ahlâki, muaseri ve hukuki yaptırımlar olarak dörde ayrılırlar.

Kisi, toplum tarafından kendisine yüklenen ödevleri yerine getirmediginde

devlet kuvvetinin harekete geçerek kullandıgı vasıtaları yaptırım adını alır ve

hukuk sisteminin en esaslı ögesini teskil eder.

Hukuk kuralları dikkate alındıgında toplumca kabul edilmeyen

davranıslara uymamanın ortaya çıkardıgı tepkiler yani yaptırımlar “Zorla

icra, zararın tazmini, ceza” olarak sayılabilir.

Ceza olarak isimlendirilen yaptırımlar haksız davranıslara uygulanan

yaptırım çesitlerinin sadece bir bölümünü teskil eder. Ancak ceza nitelikleri

itibarıyla en çok göz önünde olan ve kisinin temel haklarını en çok etkileyen

bir yaptırım çesididir.

Öyleyse ceza suç olarak isimlendirilmis bir davranısa baglanmıs bir

sosyal tepki, bir yaptırım çesididir. Bazı yazarlar ise cezayı 19ncu yüzyıl

klasik suç teorisinin anlayısına uygun olarak “suçun karsılıgı olan zorunlu

kötülük” olarak da ifade etmektedirler.

Ceza günümüzdeki modern ceza hukuku kavramı ortaya çıkmadan

önce de bir sosyal olay veya kurum sıfatıyla her zaman ve her dönemde bir

tepki olarak mevcut olmustur.

Ceza müeyyidesinin zorunlulugu ve gerekliligi konusu ile nitelik ve

dayandıgı temel amaç konusunda tartısmalar olmustur. Bu tartısmaların

sonucunda cezanın niteligi hakkında temelde iki farklı görüs ortaya

çıkmıstır. Birincisi cezanın adaleti saglaması (hakkaniyet – nasafet) digeri

ise ceza ile elde edilebilecek toplumsal faydadı. Birbirleri ile çok farklı

temeli ve hedefi olan bu anlayıslardan birinci anlayıs suçtan dogan

kötülülügün suçluya ödettirilmesi ile adalet duygusunun tatmin edilmesini

savunur, ikinci görüs ise ceza uygulaması ile toplumun düzenini korumayı

ve tekrar aynı davranısların islenmemesini saglayarak topluma yararlı

olmayı savunur. Bu iki anlayısın birlestirilmesi suretiyle bir üçüncü

bagdastırıcı, karma görüs ortaya çıkmıstır. En uygun oldugunu

düsündügümüz karma görüs sayesinde ceza hukuku yaptırım konusunda

açılımlarda bulunabilmis toplumun tüm kesimlerine ulasabilen ve iki izlilik

diye de adlandırılan sistemi ortaya çıkarmıstır. Bu iki izden birisi tezimizin

konusunu teskil eden güvenlik tedbirleri uygulamalarıdır.

2. TARİHSEL GELİŞİM

2.1. Mukayeseli Hukukta Durum (ceza hukukunda okullar süreci)

_nsanlık var oldukça mevcut olan ceza ve cezalandırma düsüncesi

zaman içerisinde çesitli evrelerden geçmis ve günümüz ceza kavramı ve

dayanakları olusmustur. Bu düsüncenin gelisimi toplum ve yönetenler

arasındaki iliski ve mevcut baskılar ile paralel olarak sürmüstür. Dini ve

dogmatik degerlere dayanan, insanın güdülerinden güç alan ceza ve

cezalandırma olgusu, devlet sisteminin gelismesi ve degismesi ile de paralel

bir sekilde gelisme ve degisme göstermistir.

Ceza hukuku uzunca bir dönem sadece fiil ile ilgilenen failin kisiligi ile

ilgilenmeyen bir disiplin olarak süre gelmistir. Failin kisiliginin dikkate

alınması ile ortaya çıkan temelde iki farklı anlayıs ortaya çıkmıstır. Birinci

anlayıs, failin irade serbestiyetini savunurken ikinci anlayıs, failin

hareketlerinin çevre sartları ve dogal yapının tetiklemesi ile ortaya çıktıgını,

hareketlerinin “determine” oldugunu iddia etmektedir. Bu diyalektigin

sonunda ortaya çıkan sentez düsünce ise her iki anlayısa da hak vererek

failin hareketlerini bir noktaya kadar iradi ancak bazı durumlarda da çevre

ve dogal etkenlerin güdümünde ortaya çıktıgını kabul etmektedir. Ceza

hukuku felsefesinin tarihi süreci içerisindeki bu gelisim sonuçta tezimizin

konusunu olusturan güvenlik tedbirlerinin ortaya çıkmasını ve felsefi olarak

temellenmesini saglamıstır. Ceza hukukunda okullar çatısması olarak

isimlendirebilecegimiz bu dönem içerisindeki gelismeleri asagıdaki baslıklar

altında incelemek güvenlik tedbiri uygulamasına geçis asamasının nasıl

oldugunu ve güvenlik tedbirinin niteligi konusunda karar vermemizi

kolaylastıracak temel felsefi düsünceleri hatırlamamızı saglayacaktır.

2.1.1. Klasik Okul:

Bilimsel temele dayalı ilk düsünceler daha sonra karsıt görüslü

müellifler tarafından “Klasikler” ya da “Klasik Okul” olarak adlandırılacak

olan müelliflerce ortaya konmustur. Klasik okul tarafından ele alınan temel

düsüncenin dayanakları “mutlak adalet ve toplum yararı” ikilisidir.

Klasik okul irade özgürlügü kuramını destekler. Bu düsünceye göre

irade özgür ise failin manevi sorumlulugu yani kusuru ön plana çıkmaktadır.

Kusurlu hareket eden kisinin hareketinin kusurlu oldugunun farkına varması

gerekir. Bu düsünce de isnadiyet kavramının önemini vurgular, neticede ise

kusurlu bir hareket isledigini bilen faile adaleti saglamak ve toplumun yararı

için ceza verilir. Fail yaptıgını ödemelidir, günah isleyen cezalandırılır.

insanlar tanrı olmadıklarına, ilahi bir güce sahip olmadıklarına göre

affedemezler ve en azından adaletle suçluyu cezalandırmalıdırlar. Verilen

cezanın adil olabilmesi için orantılı, “muayyen-belirli” ve ödetici olabilmesi

için de acı verici ve kisisel olmalıdır. Klasiklerin düsüncesi temelde kusurlu

irade, isnadiyet ve ödetici ceza ilkeleriyle açıklanabilmektedir.

Klasik okul en iyi ifadesini 1889 tarihli Zanardelli kanununda

bulmustur. Kanuna göre irade özgürlügü yoksa suç mevcut olmaz, ceza

ödetici nitelikte oldugundan suçsuz ceza olmaz. Bu temel anlayıs ceza

hukukunun en önemli kazanımlarından biri olan “kanunilik ilkesi” ile

açıklanmıstır. Klasik okulun failin kisiligi üzerinde durmaması, “ceza

hukukunu ve suçlulugu dogalcı, bireysel ve sosyal gerçeklerden uzak bir

rasyonalist dogal hukukun soyut alanına yerlestirmesi” önemli bir

eksikliktir. Ayrıca bu düsünce toplumu suçlulugun sosyal nedenlerini ve

ceza dısındaki özel önleme araçlarını arastırma sorumlulugundan

kurtarmaktadır.

Bir baska eksiklik ise cezanın tek araç olarak kabulüdür. Bu

durumda isnat yetenegi bulunmayan suçlulara ceza verilemeyecegi ve bir

baska sekilde de isleme maruz kalamayacakları sebebiyle toplum bu tip

kisiler karsısında savunmasız kalacak ve zarar görecektir. Bu baglamda

temel düsünce olan mutlak adaletin saglanmasında eksik ve gedikler

olusacaktır.

Üçüncü eksiklik ise kesin hüküm ile cezai sorunun kapandıgı kabul

edilerek failin topluma kazandırılması, yani infaz konusu ile

ilgilenilmemesidir. Ancak failin toplumun bir parçası olarak tekrar günlük

hayata dönmesi için tretmana ihtiyaç duydugu bir gerçektir. Klasik okul

mensupları böylece olmus olan ile ilgilenmisler buna karsın failin gelecekteki

muhtemel davranısları ve islenebilecek suçları göz ardı etmislerdir.

2.1.2. Pozitivist Okul:

Klasiklerin akla dayalı mantıgını reddeden ve ikinci düsünce akımını

ortaya çıkaran pozitivistler bilimsel bilginin sadece deney ve dogal olayların

gözlenmesi ile elde edilebilecegini iddia etmektedirler. Bu kuramda

nedensellik ilkesi ön plana çıkmıstır. Savunulan düsünceye göre her sosyal

olayın pozitif bir nedeni vardır. Öyle ise suçunda pozitif bir nedeni vardır,

önemli olan bu nedenlerin ortaya çıkarılmasıdır. Bu sebeple kisinin

hareketinin temelini olusturan irade aslında bazı sebeplere baglı bir

sonuçtur. Bu baglamda kisinin irade özgürlügü yoktur. Netice itibariyle

irade özgür olmadıgına göre irade sahibinin yani failin sorumlulugundan da

bahsedilemez. Ortaya çıkan irade sebep degil sonuçtur.

Asıl önemli olan kisiye etki eden faktörler nedeniyle kisinin tehlikeli

olup olmadıgı, suç isleyip islemeyebilecegidir. İlerideki bir zamanda suç

islenebilecekse toplum bu konuda kendini korumak için bir seyler

yapmalıdır. Ceza geçmiste olanı dikkate aldıgı ve ödetici özellige sahip

oldugundan dolayı olmamıs bir davranısa uygulanamaz. Öyle ise bu

durumda yapılacak faaliyet tedbir almaktır. İste bu asamada “Güvenlik

Tedbirleri” söz konusu olmaktadır.

Bu mantık ile Pozitivistler, Klasiklerin üç temel ilkesini ters çevirerek

bunlara karsı kendi temel düsüncelerini olusturmuslardır. Soyut suçtan

ziyade somut suçluyu ön plana almıslar, kusurlu irade ve isnadiyet

kavramının yerine sosyal tehlikelilik kavramını ikame etmisler ve ceza

yerine “emniyet / güvenlik tedbirlerini” kullanmayı uygun görmüslerdir.

Pozitivistlere göre “suçlular ceza müeyyidelerine degil, toplumdan

uzaklastırma (hatta bazen fizik olarak yok edilme) ve imkânlar ölçüsünde

sosyal hayata uyum saglatma suretiyle, daha sonra ortaya çıkabilecek suç

davranıslarını önlemeye yönelik olan ve sosyal savunma yönünden yararı

bulunan tedbirlere tabi tutulmalıdır. Bu tedbirler (Emniyet / Güvenlik

Tedbirleri) dogaları –mahiyetleri– geregi suçun agırlıgı ile orantılı olmayan,

gayri muayyen ve geri alınabilir tedbirlerdir.”

Ceza anlayısını tedbir ile karsılayan pozitivistler toplumda islenilen

suçların müeyyideye tabi tutulabilmesi için ceza olarak isimlendirmedikleri

dört farklı yaptırım kullanmıslardır. Bunlar;

Önleyici araçlar: Suçu önlemeye yönelik dogrudan ve dolaylı polis

tedbirleridir.

Tamir edici araçlar: Suç islendikten sonra ortaya çıkan zararı gideren

ya da hukuka aykırı sonucu ortadan kaldıran araçlardır.

Bastırıcı ve zorlayıcı araçlar: Bu araçlarda daha sonra islenmis

suçların faillerine uygulanan ancak tekerrür ihtimali olmayan ve hafif suç

failleri için uygulanır.

Tasfiye edici araçlar: Tekrar suç islenmesini önleyen ve agır suçlar

karsısında tehlikeli suçlulara uygulanırlar. Toplum yasamına uyum

saglayamayacagı anlasılan suçlular tasfiye edilmelidir (Uzun süreli hapis,

sürgün veya hayatın izalesi sureti ile toplum hayatından çıkarılma gibi).

Kanımızca Pozitivistlerin bu görüsünde bazı mantıki tutarsızlıklar mevcuttur.

Mahiyetleri geregi geri alınabilir olması gerektigini ifade ettikleri tedbirlerin

içerisine, geri alınamayacak olan “fizik olarak yok edilme” hususunun dâhil

edilmesi bu tutarsızlıgın en çarpıcı yönlerinden biridir.

Sayılan yaptırımların uygulanmasında belirleyici olan faktörler

suçlunun tehlike hali, sosyal çevreye uyum yetenegi ile eylemin ve failin anti

sosyal niteligi olacaktır.

Bu çerçevede Ferri’nin suçluları dogustan, akıl hastası, itiyadi,

tesadüfî ve ihtirasi suçlular olarak bes bölüme ayırdıgı görülmektedir.

Pozitivist okul ceza hukukuna suçlunun kisiliginin biyolojik ve

çevresel etkilerle güdülenebilecegi bu sebeple suçlunun kisiliginin esas

alınması gerektigi düsüncesini katmıs, kriminolojik, antropolojik ve

sosyolojik akımların ceza hukukuna dâhil edilerek suçu ve suçluyu bireysel

ve sosyal gerçekligin içine yerlestirmis ve sosyal savunma anlayısının

önündeki engelleri kaldırarak ceza hukukuna felsefi açıdan büyük faydalar

saglamıstır.

Bununla beraber pozitivistlerin kabul ettigi “yaptırımların

uygulanmasını belirlemede kullanılan faktörler” net bir sonuç alınmasını

saglayamazlar. Yapılan çalısmalarla insanların dogustan suçlu ya da

suçsuz oldugu kanıtlanamamıstır. Suç islemeye etki ettigi düsünülen

antropolojik ve çevresel ölçütlere uyan her kisinin suç islemedigi de bir

gerçektir. Ayrıca tehlikelilik kavramı ile suç mevcut olmadan tedbir

uygulamasına basvurulabilmesi kanunilik prensibinin tartısmaya açılmasına

sebebiyet vermistir. Bu tartısma ile “suçsuz ceza olmaz” ilkesinin terk

edilmesi gündeme gelmistir. Çünkü kusurluluk ilkesi sosyal tehlikelilik ile

degistirildiginde suç islememis ancak sosyal yönden tehlikeli oldugu

düsünülen kisilerin emniyet / güvenlik tedbirlerine tabi tutulmaları

gerekmektedir. Emniyet tedbirinin uygulanmasında da davranıs ya da

suçun agırlıgı ile iliskili bir oran bulunmadıgından adil bir uygulamanın

mümkün olması çok zor görünmektedir.

2.1.3. Üçüncü okul:

Klasikler ile pozitivistlerin fikirlerinin çatısmasından ortaya bir sentez

olarak “insanın ne tamamen özgür ne de tamamen güdülenmis – determine

– olmadıgı düsüncesi ortaya çıkmıstır. Bu düsünceye göre insanın belli

sınırlar içinde kendini ifade etme ve irade gösterme özgürlügü kabul

edilirken belli sartlar içinde de insan hareketlerinin irade dısı faktörlerle

sartlandıgı ve güdülendigi anlayısı yerlesmistir.

Bu düsünceyi savunan düsünürler “indeterminizm (irade özgürlügü)”

ve “determinizm (güdülenme)” ikilemine mahkum olmayı reddetmekte ve

her iki etkenin de es degerde insanı etkiledigini kabul etmektedirler.

Üçüncü okul bu temel mantık ile “insanın kisiliginin incelenmesini”

ceza hukukunun çok önemli bir unsuru haline getirmistir. Aynı sekilde

kisiligin incelenmesinde “kriminolojinin” kullanılması kabul edilmistir.

Üçüncü okul adı verilen bu sentezci düsünce sonucunda “bireysel

sorumluluk – ödetici ceza” ve “sosyal tehlikelilik – emniyet tedbirleri”

ikiciligine dayanan ve İtalyan Ceza hukukçularının “Çift Peron” dedikleri

sistem dogmustur.

En önemli temsilcileri Carnevele, Alimena ve Manzini olan bu

düsünce sistemi, ceza hukukunu hem kusurlu irade ile (yani özgür irade

varsayımına degil, zihinsel olarak saglıklı ve normal olma kavramlarına

dayandırılan irade ile) islenmis fiilden sorumluluga, isnadiyete ve (isnat

edilebilenler yönünden) ceza üzerine dayandırırken hem de sosyal

tehlikeliligi ve tehlikeli faillere karsı toplumu savunmak amacıyla emniyet

tedbirlerini kabul ederek Klasik ve Pozitif Okulların temel varsayımlarını

benimsemektedir. Bu okul çatısanları uzlastırmak ve kuskusuz her yerde

kendi varlıgından bir parça bulundurmak iddiasındadır.

Bu düsünce akımının etkili oldugu ceza kanunları 1929 tarihli

Yugoslav Ceza Kanunu, 1930 tarihli Danimarka Ceza Kanunu, 1932 tarihli

Polonya Ceza Kanunu, 1937 tarihli Romanya ve _sviçre Ceza Kanunu ile

1951 tarihli Yunan Ceza Kanunu olarak sayılabilir.

2.1.4. Yeni Sosyal Savunma Anlayısı

Suçlu ya da kuralları ihlal eden kiside mevcut olan “sorumluluk veya

tehlikelilik” haline dayanan “ceza ve emniyet tedbiri uygulamaları” kusur

ehliyeti tam olmayan kisilerin bazı tedbirlere tabi tutulmasını sagladıgı için

yirminci yüzyılın baslarındaki müellifler ve uygulayıcılar tarafından yeterli

görülmekteydi. Ancak bu uygulamalar sonraki yıllarda ortaya çıkacak daha

da tatmin edici bir senteze dogru bir baslangıç idi.

Bu sentezin baslangıcı 1889’da Von Lizst, Von Hamel ve Adolph

Prins tarafından kurulan Ceza Hukuku Uluslararası Birliginin kurulması ile

gerçeklesti. Birligin tüzügünde ceza hukukunun öz görevinin toplumsal olgu

olarak suçluluga karsı savas oldugu, cezanın suça karsı tek araç olmadıgı,

çesitli suç kesimlerini ayırmak, kısa süreli hapis cezalarına karsı savasmak,

ceza süresini yalnızca maddi agırlıgına baglamamak, hükümlünün

düzeltilmesiyle ugrasmak, alıskanlık suçlularını olabildigince uzun süre

zarar vermeyecek durumda tutmak gerekliligi ifade ediliyordu. Birligin

kurucularından Prins 1910 yılında yayımladıgı “Toplumsal Savunma ve

Ceza Hukukunda Degisimler” adlı eserle birligin düsüncelerinin birlesimini

yaparak tez olusturma çabalarının ilk adımını attı. Prins bu eserinde suç ve

ceza politikası ile toplumsal savunmanın iliskileri, tehlikeli durum ve güvenlik

önlemleri kavramları ile cezanın bireysellestirilmesi ve infaz reformuna yer

vermistir. Daha sonra 1948 yılında BM. Sosyal Savunma Kesimi’nin

olusması ile uluslararası nitelik kazanarak Uluslararası Sosyal Savunma

Dernegi’nin kurulması ile gelismistir.

Sosyal savunma konusunda ilk olarak ortaya çıkan ve daha sonra

radikal olarak nitelenen anlayıs bireyin iyilestirilmesini ve yeniden

sosyallestirilmesini amaçlamaktadır. Radikal anlayıs bu amaca ulasmak için

ceza hukukunun, cezai sorumlulugun geleneksel ceza muhakemesinin terk

edilmesini bunlara paralel olarak da suç ve suçlu terimlerinden

vazgeçilmesini bunların yerine anti sosyallik kavramının ve ihlali yapanın

kisiligine dayalı sosyal savunma tedbirlerinin kabul edilmesini

savunmaktadır. Radikal anlayısın böylece pozitivist anlayısa daha yakın

oldugu gözlemlenmektedir.

Buna karsılık reformist olarak nitelenen ve radikal anlayıstan

ayrılabilmesi için “Yeni Sosyal Savunma” adı verilen anlayıs ise sorumluluk

kavramından vazgeçmemekte, katı determinizmi kabul etmek yerine insanın

özgür oldugu düsüncesine saygı göstermekte ve bu sayede cezalandırma

imkanını elde tutmaktadır. Bu temel nitelikler reformist anlayısın pozitivist

anlayıstan uzaklasarak klasik anlayısın savundugu bazı ilkeleri kabul ettigini

göstermektedir.

Bununla beraber bu akım geleneksel kefaret esasına dayalı ceza

anlayısına karsı çıkan bir akımdır. Suç toplumsal bir olaydır ve toplumun

korunması bireylerin özgürlügünün ellerinden alınması ile degil onları

topluma yararlı hale getirerek saglanabilir.

Yeni Sosyal Savunma akımı manevi sorumlulugu kabul etmektedir.

Ancak bu sorumluluk somut insan gerçegine dayanmaktadır. _nsan ne

tamamen özgür ne de tamamen determinizmin etkisi altındadır.

Bu anlayısla karsımızda ne tamamen normal ne de tamamen

anormal insanların olmadıgı kabul edilmektedir. _rade özgürlügü herkeste

dogustan var olan kisisel sorumluluk duygusuna; herkese hareketlerinin

hesabını sorma ve herkese hareketlerinin hesabını verme yükümlülügü

olarak tanımlanan toplumsal sorumluluk duygusu da bireysel sorumluluk

duygusuna dayandırılmaktadır. Bu doktrinde sorumluluk toplumun bir ferdi

olarak kendi kisiligini algılayabilmek ve bunu hareketlerinde gösterebilmek

olarak anlasıldıgından, kisinin topluma karsı isledigi davranıslarından dolayı

kusur yeteneginin ya da bir baska ifade ile ceza ehliyetinin bir ölçüsü olarak

kabul edilmektedir. Ceza ehliyetinin ölçüsü olarak kabul edilen sorumluluk

aynı zamanda adaletin saglanması için verilecek olan hükümdeki uygun

yaptırımın ve bunun infazının da temelini teskil eder. Nihayetinde

sorumluluk, ceza hukukunun hareket noktası yerine varıs noktası, yeniden

sosyallestirme hareketinin amacı olarak karsımıza çıkmaktadır. Suça karsı

olusacak tepkinin belirlenmesi ve uygulanabilmesi için sadece sorumlulugun

dikkate alınması yeterli degildir. Ceza ve güvenlik tedbirlerinden en verimli

sekilde yararlanılabilmesi için kisideki tehlikelilik boyutunun da göz önüne

alınıp degerlendirilmesi gerekmektedir. Failin kisiliginin dikkate alınarak

uygulanması gereken müeyyideleri ceza ve güvenlik tedbiri olarak kabul

eden Yeni Sosyal Savunma doktrini Klasik doktrindeki suç – isnadiyet –

ceza üçlüsünün yerine suç – kisilik – tretman üçlüsünü önermektedir.

Bu doktrinin savunucularından Gramatica’ya göre ceza hukuku

olmamalı onun yerine daha genis bir alanı kapsayan ve özerk ve bagımsız

bir nitelik gösteren sosyal savunma hukuku kabul edilmelidir. Sosyal

savunma sisteminde cezanın kaldırılması anlayısı hâkimdir. Suçun karsılıgı

ceza degil, kisiye uygun olan önlemlerdir. Devletin cezalandırma hakkı degil

bireyi sosyallestirme görevi vardır. Bu maksatla önleyici, egitici, tedavi edici

niteliklere sahip sosyal savunma önlemleri kullanılmalıdır.

Sosyal savunma kisisel öç niteligi tasımaz, aynı zamanda hukukun

savunmasıdır. Gramatica sosyal savunmanın olusturdugu önlemlerin,

cezaların yerine geçen, tekçi, önleyici, infaz sırasında degistirilip

kaldırılabilmeleri için belirsiz nitelikte olması gerektigini; yas durumuna göre

uygulanacak tedbirlerin ilke olarak farklılık içermemesi ve eyleme degil

bireyin kisiligine uygun düsmesini savunmaktadır.

Yukarıda sayılan özelliklere uygun önlemler özgürlügü sınırlayan,

özgürlükten yoksunlugu öngören ve malvarlıgına iliskin önlemler olabilir.

Özgürlügü sınırlayan önlemler; Günlük çalısarak zorunlu ödeme,

Gözetimli özgürlük, Bir ya da daha çok kentte oturma yasagı, Belli yerlere

gitme yasagı, Uyarma, Kamu hizmetlerini yapmaktan yasaklanma, Bir

meslek veya sanatı yapmaktan yasaklanma, Yasal yasaklanma,

Vasiyetname düzenleme yetkisinin kaldırılması veya askıya alınması ve

toplum yasamına karsıtlıgın açıklanmasından önce yapılan vasiyetnamenin

geçersizligi, Babalık ve kocalık yetkisinin yitirilmesi veya askıya alınması,

Toplum yasamına karsıtlık açıklamasına iliskin kararın duyurulması,

Yabancının sınır dısı edilmesi, olarak sayılabilir. Özgürlükten yoksun kılan

önlemler, _s yurduna ya da tarım kolonisine yerlestirme, Yeniden

uyarlanma konumuna yerlestirme, Islahevine yerlestirme, seklinde;

Malvarlıgına iliskin önlemler ise Para cezası, _yi hal kefaleti ve Zoralım

(Müsadere) olarak uygulanabilir.

Bütün bu açıklamalardan sonra özetle doktrini savunan müelliflerin

üzerinde ortak bir görüse vardıgı temel ilkeler dört baslık halinde asagıdaki

sekilde ifade edilebilir.

Ceza hukukunun gerçek amacı toplumu ve toplum üyelerini suça

karsı korumaktır.

_nsani degerlere saygı gösterilerek ceza hukuku insanilestirilmeli ve

kanunilik ilkesi aynen korunmalıdır.

Metafizik varsayımlar terk edilerek ceza hukuku bilimsellestirilmelidir.

Suçlunun kisiligine göre hâkime seçme imkânı veren bir sosyal

savunma tedbirleri sistemi olusturulmalıdır. Bu maksatla adil yargılama ve

infaz islemleri devam eden bir süreç olarak dikkate alınmalı sürecin

uygulaması sosyal savunmanın ruhuna ve amaçlarına uygun olmalıdır.

2.2. Türk Hukukunda Durum

Türk hukukunda güvenlik tedbirleri ile ilgili çok fazla detaylı çalısma

yapılmadıgı görülmektedir.

Tarihsel olarak Osmanlı Hukukunu çok etkilemis olan _slâm Dinine

göre güvenlik tedbirleri ile ilgili sunlar söylenebilir. _slâm dini kurallarında

güvenlik tedbirlerine müsadere dısında pek rastlanmamaktadır. Genelde

güvenlik tedbirleri kavramının ortaya çıkmasına temel sebep teskil eden akıl

hastalarının cezai ehliyete sahip olmadıkları kabul edilmis ve

cezalandırılmamıslardır. Çünkü islâmi esaslara göre insanın hareketleri

onun aklı ile ilgilidir ve bu sebeple bu kisiler bilinçli hareket etme

yeteneginden yoksun kabul edilmislerdir. _slâm dini kurallarında mevcut had

ve tazir cezalarından günümüzdeki güvenlik tedbirlerine benzeyen tazir

cezası bile akıl hastalarına uygulanmamıstır. Ancak Hanbeli görüsüne göre

akıl hastası fail toplum için tehlikeli ise ıslah kurumuna gönderilmeli ve

orada tedavi edilerek toplumun zararlardan ve tehlikelerden korunabilmesi

saglanmalıdır.

islam dini cezai sorumlulugun baslangıcı olarak ergenligi kabul

etmistir. islami anlayısa göre ergen kisi, bedeni ve fikri olgunluga ulasan

karakteri olusmus, iyiyi kötüden ayırt etme yetenegine sahip kisidir. _slam

dini kurallarında gerçek ergenlik ve hukuki ergenlik olarak iki farklı ergenlik

görüsü mevcuttur. Gerçek ergenlik, ergenligin fizyolojik belirtilerinin

olusması, hukuki ergenlik ise belli bir yasın ikmali ile almaktadır. Bu

husustaki düzenleme Mecellenin 985 ve 986’ncı maddelerinde yapılmıstır.

985’inci madde ergenligin fizyolojik belirtilerini, 986’ncı madde ise yas

sınırını düzenler. _slam hukukunda yas sınırı ile ilgili farklı görüsler olmasına

karsın genel kabul gören yas 15 yasın tamamlanmasıdır. Ergenligin

fizyolojik belirtilerini göstermeyen ve 15 yasını doldurmamıs kisiler resit

degillerdir. Bu kisiler ise cezai sorumluluk bakımından ikiye ayrılır. Cezai

ehliyeti olan ancak resit olmayan kisilere mümeyyiz sabi, cezai ehliyeti

olmayan ve resit olmayan kisilere gayri mümeyyiz sabi adı verilmektedir.

Cezai ehliyeti olan ancak resit olmayan kisiler yani mümeyyiz sabilere had

cezası gerektiren bir suç islediklerinde ceza verilmemesine karsın tazir

cezasını gerektiren bir suç islediklerinde tazir cezası ile

cezalandırılmıslardır. Gayri mümeyyiz sabiler ise tazir cezasına dahi

muhatap olmamıslardır. Burada kullanıldıgını belirttigimiz tazir cezaları

simdiki güvenlik tedbirlerine benzeyen ögüt verme, azarlama, hükmün ilanı

gibi uslandırıcı nitelikteki yaptırımlardır.

Osmanlı hukukunda Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman

ve IV. Mehmet’in hazırlattıgı kanunlarla, 1840(1256), 1851(1267) tarihli ceza

kanunlarında gençler ve akıl hastalarının cezalandırılması ile ilgili pek fazla

bir hüküm bulunmadıgından bu konuda _slam hukuku esasları

uygulanmıstır. Ancak 1858 tarihinde kabul edilen ceza kanununda akıl

hastalıgı konusunda islam hukukundan uzaklasılarak akıl hastalıgının

kusurlulugu kaldıran bir sebep degil, bir cezalandırma engeli olarak kabul

edildigi görülmektedir. 765 sayılı TCK kabul edilene kadar müsadere, akıl

hastalıgı ve yas küçüklügü konusunda yukarıda belirtilen esaslar yürürlükte

olmustur.

765 sayılı TCK’da 1953 yılında yapılan degisiklikle güvenlik

tedbirlerine hükmetme konusunda hukuk mahkemelerinin degil sadece ceza

mahkemelerinin yetkili ve görevli oldugu kabul edilmistir. Kanun 1955

yılında asgari tedbir süresi uygulamasını kabul etmis ve bu durumu hakimin

takdirinden çıkartarak yasal bir zorunluluk durumuna getirmistir. Agır hapis

gerektiren suçlarda bu süreyi bir yıl olarak tespit etmistir. Kanunun 28 nci

maddesinde düzenlenen genel güvenlik gözetimi altında bulundurma tedbiri

ise 1987 yılında yapılan degisikle yürürlükten kaldırılmıstır.

3. GÜVENLiK TEDBiRLERİ KAVRAMI VE TANIMI

Ceza felsefesindeki mutlak adalet ve toplumsal fayda anlayıslarının

sentezinden ortaya çıkan görüse göre önce emniyet tedbirleri daha sonra

güvenlik tedbirleri adıyla cezanın yanında veya yerine kullanılmak üzere

ortaya çıkan yeni bir uygulama taraftar toplamıstır.

Ancak Güvenlik Tedbirlerinin tanımı ve hukuki niteligi konusunda

doktrinde çesitli görüsler bulunmakta ve halen tartısma devam etmektedir.

Güvenlik Tedbirlerini hukuki açıdan sınıflandırılırken; kazai mi yoksa

idari bir faaliyet midir? sorusu halen net olarak cevaplanmadıgından teknik

manada zorluklarla karsılasılmaktadır.

3.1. Kavram:

Güvenlik tedbirleri kavramı Türk Hukukuna 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu ile yeni girmistir. Daha önce 647 sayılı Cezaların _nfazı Hakkında

kanunun 4. maddesinde “kısa süreli hürriyeti baglayıcı cezalar yerine

uygulanabilecek tedbirler” ifadesi mevcuttu. 1961 Anayasası

33.maddesinde de “…ceza tedbirleri...” seklinde ifade edilmistir. Bu ifade

1982 Anayasası 38. maddede ise “…ceza yerine geçen güvenlik

önlemleri…” olarak yeniden düzenlenmistir. Bu ifadeler doktrinde “toplumsal

güvenligi ve fakat en azından aynı derecede iyilestirme suretiyle bireysel

güvenligi gerçeklestirmeye yönelik tedbirler” olarak anlasılmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ise özgürlügü baglayıcı (akıl

hastalarına özgü), mali, mallara iliskin ve bazı haklardan mahrum edici

güvenlik tedbirleri düzenlenmistir.

Alman hukukuna ise “güvenlik ve iyilestirme tedbirleri” ifadesi ile 1933

yılında yapılan degisiklikle giren kavram 1975 yılında yapılan reform ile

iyilestirme amacı ön plana alınarak “iyilestirici ve koruyucu tedbirler” adı ile

müesseselestirilmistir.

_talya’da ise 1930 tarihli Rocco yasası ile hukuk sistemindeki yerini

almıstır.

3.2. Güvenlik Tedbirlerinin Tanımı

Anayasa mahkemesinin 1971 yılında verdigi kararında güvenlik

tedbirleri “suç karsılıgı olarak ve suçludaki tehlikelilik hali ile orantılı bir

biçimde hükmedilen ve esas itibarıyla suça ve suçluya karsı toplum

savunmasına yönelmis bulunan yaptırımlardır” seklinde tanımlanmıstır.

Doktrinde ise daha farklı tanımlar yapılmıstır. Dönmezer / Erman’a

göre “güvenlik tedbirleri suçludaki tehlike haliyle orantılı olarak hükmedilen

ve esas itibarıyla sosyal savunma amacına yönelmis müeyyidelerdir”.

Artuk’a göre ise “suçun islenmesini müteakip yeni suçların

islenmemesi için kisinin arzusu hilafına uygulanan ve bu nedenle kisiye acı

ve ızdırap veren, amacı suçta tekerrürün önlenmesi ve gelecekteki bir

suçun islenmesi tehlikesine karsı toplumun savunulması olan önleme ve

tedavi vasıtalarıdır”.

Hafızogulları’na göre “emniyet tedbirleri, ceza hukukunda, cezanın

uygulanamadıgı, uygulansa bile yeni suçları önlemede yetersiz sayıldıgı

hallerde, geleneksel ceza sistemini tamamlayan hukuki himaye

vasıtalarıdır”.

Öztürk’e göre “isnad kabiliyeti hiç bulunmayan veya azalmıs bulunan

kimselerin, suç genel teorisi içinde suç olarak nitelenemeyen fiillerin karsılıgı

olarak ancak kanunla konulabilen; bu gibi fiilleri isledigi sabit olan kimseleri

ıslah veya tedavi etmek, bunların toplum içinde yeniden kendi baslarına

yasayabilmelerini mümkün kılmak ve toplumu da tehlikeden korumak

amacıyla ancak yargısal bir kararla hükmedilebilen; infaz edilmeleriyle ister

istemez beraberlerinde hükümlü bakımında bazı yoksunluklar ve/veya

sınırlamalar veya temel hak ve hürriyet kısıtlamaları getiren yaptırımlardır”.

Centel’e göre sadece kisinin iyilestirilmesine ve toplumun

korunmasına hizmet eden suç karsılıgında uygulanan bir diger yaptırım

türüdür.

Erem’e göre toplum için tehlike arz eden bir kimsenin tehlikeli halini

ortadan kaldırmak maksadıyla korudukları degerler açısından kisi hürriyetini

kaldıran veya haklardan yoksun bırakan, kisi hürriyetini kısıtlayan ve

müsadere, hükmün ilanı, önleyici kefalet gibi diger tedbirlerdir.

Soyaslan’a göre cezaların fayda yerine zarar getirebildigi durumlarda

suçlulugu azaltmak için kullanılan amacı suçlunun cezalandırılması degil

yeniden suç islemesinin önlenmesi ve böylece hem toplumun savunulması

hem de suçlunun topluma kazandırılması olan tedbirlerdir.

Taner’e göre “cezai mesuliyeti olmadıgı için cezalandırılamayanlar ile

cezalandırıldıkları halde tekrar suç isleyenlerin veya suç islemeleri

muhtemel olanların terbiye ve tedavi edilmesi, terbiye ve tedavi

edilemiyorsa topluma zarar veremeyecek hale getirilmeleri için uygulanan

tedbirlerdir.

Mohammed Ali Hedeyati’ye göre “Emniyet tedbirleri kanunda

öngörülen toplumsal savunma vasıtaları olup toplum için tehlike olusturan

suçun islenmesinden sonra hâkim tarafından hükmedilirler”.

Jescheck’e göre “gerçeklestirilen hukuka aykırı bir fiil vesilesiyle

uygulanan ve tekerrür ihtimalinden failin kendisini ve toplumu koruyan

müeyyidelerdir”.

Victor’a göre tespitinde esas olarak islenen fiil ve onun agırlıgı degil,

hükümlünün zararsızlastırılması veya tedavi suretiyle rehabilitasyonu

hususu dikkate alınan özellikli ceza hukuku yaptırımlarıdır.

Nuhoglu’na göre “tehlikeli failler hakkında ceza yerine veya ceza ile

birlikte hükmolunan tehlikelilikle orantılı olan genellikle failin iyilestirilmesini

ön planda tutan, kanunla belirlenen ve hâkim tarafından hükmedilen

yaptırımlardır.

Yukarıda yapılan tanımların hepsindeki ortak özelligin sadece kisi

(suçlu) temelinde yapılan tanımlar oldugu görülmektedir. Ancak güvenlik

tedbirleri sadece kisiler hakkında uygulanan yaptırımlar degillerdir. Güvenlik

tedbirleri suçun konusu yada suçun aracına yönelik olarak da

uygulanabilmektedir. Bu sebeple tanımlarda sadece suçludan bahsetmek

ve tanımı suçlu merkezinde ifade etmek kanımızca büyük bir eksikliktir.

4. CEZALAR VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN AMACI VE

NiTELİĞİ

4.1. Genel Görüsler

4.1.1.Cezanın Genel Niteligi;

Toplum var oldugundan beri olagelen toplumsal düzen kuralları ve

nihayetinde toplum tarafından olusturulan üst organizasyon olarak da

tanımlayabilecegimiz destek tarafından formel bir yapı kazanan hukuk

kuralları beseri iliskileri düzenleyen bir emir ve yasaklar bütünü olarak

degerlendirilebilir. Ancak bu ifade tam olarak hukuku tanımlamaz. Hukuk,

aynı zamanda sürekli birbirleri ve toplumla mücadele halinde olan insanlar

arasında hukuksuz – haksız davranıslarda kullanılan bir mücadele

organizasyonu, bir teminat ve himaye vasıtasıdır. Özellikle ceza hukuku

dikkate alındıgında toplumsal kuralların ihlaline, ihlalin neticesi olarak bir

cezai yaptırım baglanan bir normlar sistemi bütünüdür.

Ceza yaptırımını amaç, konu ve vasıta açılarından inceledigimiz

zaman, hukukun yetkilendirdigi davranıslarla toplumu himaye etmekte

kullandıgımız bir vasıta olarak da tanımlayabiliriz .

Maddi bakımdan ceza incelendiginde iki safhada ortaya çıktıgı

görülmektedir. Bunlar “ceza tehdidinin ortaya çıkması” ve “ceza tehdidinin

fiilen gerçeklesmesi”dir. Birinci safha önlemeyi ikinci safha ise bastırmayı

amaçlar. Kisinin haklarına etki eden safha ikinci safha oldugundan cezanın

bastırıcı özelligi ön plana çıkmaktadır.

Ceza, toplumsal kurallara uygun davranmayan bir kisiyi toplumun

kabul ettigi davranısları sergileyen biri haline getirmek maksadıyla kisiye

yaptıgı davranısın kötü oldugunu anlatmaya çalısır. Bunu kisiyi elindeki bazı

haklardan mahrum bırakarak yapar. Bu sekilde kisi elindeki hakları

kaybettigi için isin dogası geregi acı çeker ve bu sayede elindeki hakları bir

daha kaybetmemek için yaptıgı davranısı bir daha yapmamaya yönelir.

Ceza böylece bastırma görevini icra eder. Suç isleyen kisinin acı çekmesi

aynı zamanda toplumun adalet duygularının tatmin edilmesine yardım

edecektir.

Ceza olarak ortaya çıkacak tepki yani ceza müeyyidesi devlet

tarafından belirlenir. Bu faaliyet devletin toplumsal düzeni korumak ve suç

isleyen kisileri cezalandırma yükümlülügünün bir tezahürüdür. Devletin

cezalandırma yükümlülügünün kesin bir zorunluluktan kaynaklanması

gerekir. Böyle bir zorunluluk yok ise ceza olarak uygulanan davranıs saf bir

zorbalık ve güç gösterisinden öteye geçemez. Devletin cezalandırabilme

yükümlülügünü yerine getirebilmesi için cezaya konu teskil edecek

davranısların kanun ile tespit edilmesi gerekir. Bu kanunlarla kamu

esenliginin güvenceye baglanması ve savunulması amaçlanmıstır.

Kisilerin hakları ve güvenligi ne denli dokunulmaz ve kutsal kılınmıs, devlet

kisilere ne denli genis bir özgürlük alanı saglayabilmis ise, uygulanan

cezalar da o denli adil ve hakkaniyetli olacaktır.

Ümanist Doktrine göre ise cezanın açıklaması ıslahtadır. Devletin

cezalandırma yükümlülügü degil ıslah etme hak ve vazifesi vardır. Modern

devlet her faaliyetinde haklı olmak zorundadır. Islah düsüncesi devleti bu

konuda her zaman haklı yapar.

Cezaya yargı organı tarafından hükmedilir. Ceza ilke olarak bir

yargı mercii tarafından tespit edilir. Bu ilkeye paralel olarak 1982 Anayasası

38’inci madde suç, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerinde

kanunilik prensibinin kabul edildigini hükme baglamıstır. 5237 sayılı TCK

2’nci maddesinde “Kanunun açıkça suç saymadıgı bir fiil için kimseye ceza

verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve

güvenlik tedbirlerinden baska bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

_darenin düzenleyici islemleriyle suç ve ceza konulamaz.” ifadeleri ile aynı

ilkenin tekrarını yapmıstır. 3’üncü maddedeki “Suç isleyen kisi hakkında

islenen fiilin agırlıgıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur”

ifadesi ile ceza ve güvenlik tedbirlerinin yargı organı tarafından karara

baglanacagını düzenlemistir. Çünkü sadece yargı organlarının verdikleri

kararlar hüküm niteligi tasırlar. _dare organlarının verdikleri kararlar ise

“karar, görüs veya kararname” adını alabilirler. Ceza diger müeyyidelere

göre daha agır ve kisilik hakları ile dogrudan yakın iliski içinde oldugu için

bu müeyyideye karar verilmesi ve uygulaması asamasında güvenceye

ihtiyaç duyulmus ve yargı organlarına bu görev verilmistir. _dari yol ile ceza

verilemez. Cezanın infazında hareket noktası daima kesinlesmis bir

hükümdür.

Sonuç olarak cezayı diger müeyyidelerden ayırmamızı saglayacak bir

tanım yapmak istersek Dönmezer – Erman’ın yaptıgı tanımı burada

zikredebiliriz. “Ceza, topluma büyük ölçüde zarar veren fiiller karsılıgı

devletin son çare olarak kanun ile yarattıgı ve izledigi diger yapıcı amaçlar

yanında, özellikle suç isleyeni bazı yoksunluklara tabi kılmak ve toplumun

islenen fiili onamama tutumunu belirtmek üzere ilke olarak bir yargı kararı

ve suçlunun sorumluluk derecesi ile orantılı biçimde uygulanan korkutucu,

caydırıcı bir müeyyidedir”.

4.1.2. Güvenlik Tedbirlerinin Genel Niteligi;

Güvenlik tedbirleri günümüzde birçok ceza kanunlarında cezalarla

birlikte suçları önleyici araçlar olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte

hukuki niteligi hakkında tam bir görüs birligi saglanamamıstır. Bir kısım

müelliflerin savundugu görüse göre ceza hukuku yaptırımı olarak kabul

edilir. Bir diger gruba göre ise idari ve polis tedbirleridir. Bir baska görüs ise

ceza hukukundan yarı müstakil bir hukuk koluna mensup olması gereken bir

sistemdir.

Türk ögretisi çogunluk olarak güvenlik tedbirlerinin cezai yaptırımlar

oldugunu kabul eder. Bu görüse göre güvenlik tedbirleri cezalar benzeri

olarak toplumsal savunmayı amaçlar. Bu sebeple kanunilik ilkesi geçerli

oldugundan mahkemelerce hükmedilmelidir. Bu husus 1982 Anayasası

38’inci maddede ifadesini bulmustur.

Kunter’e göre güvenlik tedbirleri cezalar gibi suç tehlikeliligine

dayanır. Suç isleyen kisinin gelecekte suç islememesi için, suçluyu

uslandırmak maksadıyla uygulanan yaptırımlar olduklarından cezanın bir

çesidini olustururlar. _dari tedbirler olan polis tedbirleri ise toplumsal

tehlikelilige dayanır ve suçu önleyici olarak herkese karsı uygulanan

faaliyetlerdir.

Erem ceza ve güvenlik tedbirleri ayrımının net olmadıgını, ceza

hukukunun gelismesi ile cezanın daha ziyade ıslah görevini üzerine aldıgını

güvenlik tedbirlerinin ise önleme görevini üstlendigini kabul eder.

Dönmezer / Erman ve Artuk’a göre güvenlik tedbirleri yargısal

nitelik tasırlar. 5237 sayılı TCK 3 ncü maddesindeki “Suç isleyen kisi

hakkında islenen fiilin agırlıgıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine

hükmolunur” ifadesi, ceza kanununda sayılan güvenlik tedbirleri bakımından

bu görüsün yasama organınca da benimsendigini göstermekte ve bu

konudaki tartısmaları sona erdirmektedir. _nfazları ise idari niteliktedir.

Dönmezer ceza ve güvenlik tedbirlerinin günümüzde birbirine her gün biraz

daha fazla yaklastıgını kabul ederken Artuk güvenlik tedbirlerinin cezai

yaptırım olarak kabul edilemeyeceklerini çünkü amaçlarının cezalardan

farklı oldugunu kabul etmektedir.

_talyan hukukçusu Corrado’ya göre idari tedbirlerde cezalandırılabilir

bir fiilin varlıgı aranmazken güvenlik tedbirlerinin uygulanmasında

cezalandırılabilir bir fiilin varlıgının aranması güvenlik tedbirinin cezai

karakterini gösterir. Ayrıca idari tedbirlerde aranan tehlikelilik hali güvenlik

tedbirlerinin aksine suç tehlikeliligi degil sosyal tehlikeliliktir.

Önder’e göre ise güvenlik tedbirleri ceza kanunları içinde yer alsalar

da bunların idari nitelikte önlemler oldukları kabul edildiginden kavram

kargasasına engel olmak için ceza kanunlarından çıkarılması gerekir.

Lutz’a göre de güvenlik tedbirleri idare hukukunun konusunu

olusturur, kefaret esası tasımadıgı için ceza niteligi olmayan güvenlik

tedbirleri ceza hâkiminin görev alanına girmez. (Exner’e göre ise tam aksine

bazı istisnai durularda ceza hâkiminin görev alanına girmeme söz konusu

olabilir.) _talyan müelliflerinden Antolisei, Battaglini ve Rocco’da güvenlik

tedbirlerinin daima idari nitelikte oldugunu savunmuslardır.

Aynı görüs taraftarlarından olan von Hippel ise görüsünün gerekçeleri

olarak sunları savunmaktadır: Güvenlik tedbirlerinde geçmise etkili olma

yasagı söz konusu degildir. _dare hukuku islemleri daima gelecekte

gerçeklesecek bir amaca uygunluk alanına yönelmistir. Ceza hukukunda

kusur ilkesi geçmise yönelmistir. Orantılılık ilkesi idare hukukunda oldugu

gibi güvenlik tedbirlerinde de geçerli olmasına ragmen ceza ve fer’i

cezalarda söz konusu degildir.

Burada son savunulan görüsle ilgili olarak ceza ve fer’i cezalarda

orantılılık ilkesinin mevcut olmadıgını kabul etmek mümkün degildir.

Cezanın genel nitelikleri içinde orantılılık ilkesi olmak zorundadır ve vardır.

Ancak orantılılık bahsi güvenlik tedbirlerinden farklı bir alanda gerçeklesir.

Cezalarda orantılılık yapılan fiilin agırlıgı ve failin kusurlulugu ile iliskilidir.

Fiilin agırlıgı ve failin kusurlulugu ile orantılı olmayan cezalar açıkça

haksızlık teskil eder. Güvenlik tedbirlerinde uygulanan orantılılık ilkesi ise

failin tehlikelilik hali ile iliskilidir. Bu bakımdan orantılılık ilkesi ceza ve

güvenlik tedbirlerinde farklı anlamlar tasımaktadırlar.

Öztürk’e göre ise güvenlik tedbirleri ne idare ne ceza hukuku alanına

girmez, ayrı bir hukuk kolu olarak tasnif edilmesi gerekir.

Hafızogulları’na göre ise güvenlik tedbirleri özünde cezaya benzese

bile bir ceza müeyyidesi degildir. Maddi bakımdan idari sekli bakımdan

kazai tedbirlerdir.

Nuhoglu ise hem ceza hukuku hem de idare hukuku alanında

güvenlik tedbirlerinin mevcudiyetini kabul etmekte; toplum düzenine aykırı

ancak suç olarak düzenlenmemis davranıslara karsı uygulanan güvenlik

tedbirlerin idari tedbirler oldugunu, ceza kanununda belirlenen bir fiile uygun

davranıs nedeniyle uygulanan güvenlik tedbirlerinin ise yaptırım ve cezai

tedbirler oldugunu savunmaktadır.

Kanımızca Nuhoglu’nun ifade ettigi gibi hem ceza hukuku hem de

idare hukuku alanında güvenlik tedbirleri mevcuttur. Kanunlarla suç olarak

düzenlenmemis davranıslara iliskin güvenlik tedbirleri idari tedbirlerdir ve

yargısal nitelik tasımazlar. Bu tür güvenlik tedbirlerine idari makamlarca

karar verilebilir ve uygulamaya konabilirler. Ancak kanunlarca suç olarak

tanımlanan fiillere iliskin olarak yine ceza kanununda belirlenen güvenlik

tedbirleri ise 5237 sayılı TCK 3’üncü madde hükmü geregi yargısal nitelik

tasırlar ve yetkili yargı mercii tarafından hükmolunurlar.

4.2. Cezaların Amacı

Ceza olarak uygulanan davranısların sahip oldugu nitelikleri

açıklamadan önce bu davranıslarla amaçlanan sonuçları kısaca ifade

etmemizin faydalı olacagını mülahaza etmekteyiz.

Cezaların amaçları konusunda tarihi süreçte iki ana görüs mevcuttur.

Bu görüslerden biri cezayı geçmise yöneltir, geçmiste islenmis kötü bir fiil ve

hareket dolayısı ile hükmedilebilirlik ve uygulanabilirlik vasfını kazandıgını

ileri sürerken digeri cezayı gelecege yöneltir ve cezanın gerek uygulandıgı

kisi gerekse toplum açısından gelecekte ortaya çıkaracagı yararlar

nedeniyle uygulanabilecegini savunur. Bu iki akımın gelismesi ve

çatısmasındaki evreleri okullar bölgesinde açıkladık.

Cezanın geçmise yönelik uygulanan bir davranıs oldugunu kabul

eden görüs tarihsel olarak ödetici, kefaret teskil edici niteligini agırlıklı olarak

amaç kabul eder. Bu görüse göre ceza öç alma, yapılanın karsılıgını

ödetme amacını tasır.

Cezanın gelecekteki davranıslar açısından kullanılan davranıs

oldugunu kabul eden görüs ise geçmiste olan olaylar nedeni ile kefareti ya

da ödetmeyi düsünmez. Önemli olan suçlunun gelecekte aynı davranısı ya

da benzeri davranısı yapmamasıdır. Ceza bu amaçla verilir.

Bu iki görüsün etkisi ile ortaya çıkan ve genel kabul gören görüse

göre insanlarda kendilerine yapılan kötülügü ödetmek, ödesmek dogal bir

egilimdir. Bu sebeple kefaret, cezanın amaçlarından biridir. Ancak öncelikli

amaç olarak artık kabul edilmemektedir.

Aynı zamanda cezadan gelecege yönelik faydacı amaçlar beklenir.

Bunlar caydırma (genel önleme), uslandırma (özel önleme), tasfiye ya da

yok etmedir.

Caydırma, uygulanacak ceza ile suç islemeyen diger kisilerin

cezadan çekinerek bu tür bir davranısı islemekten uzaklastırmayı amaçlar.

Cezanın ibret verici ve korkutucu olma niteligi bu amaçta ise yarar. Ancak

pek tabiidir ki ibret vericilik ve korkutuculuk saglayan bu davranıslar insan

haysiyetiyle bagdasır olmalıdır.

Uslandırma ise, uygulanacak ceza ile suçu isleyen kisinin bir daha

suç islememesini saglayarak onu korumayı amaçlar. Bu sebeple uslandırma

amacı için suçlunun tretmanını saglama, suçluyu toplumla yeniden

barıstırma, suçluyu ıslah etme ifadeleri geçerli olmustur. Bu amaç

bakımından önemli husus cezanın müeyyide olarak kabulünden çok

iyilestirme vasıtası olarak kabulü anlayısına gelinmesi olmustur. Bu husus

özellikle cezanın infazı asamasında kendini göstermektedir.

Nihayet cezanın bir amacı da suçlunun toplumdan çıkartılması yani

tasfiye edilmesidir. Suçlu için uslandırıcı amacın gerçeklesmesi imkânsız

hale geldigi kanaati hâsıl oldugunda toplumun korunması cezanın basta

gelen amacı haline gelir. Bu durumda da suçlunun ya toplumdan çıkarılması

ya da tamamıyla tasfiyesi yoluna gidilir. Ancak yeni ceza anlayısıyla birlikte

artık temel amaç suçlunun ıslahı ve yeniden topluma kazandırılması

yönünde gelistiginden tasfiye edici cezanın taraftarları azalmıs bazı hukuk

sistemlerinde uygulamadan çıkarılmıstır.

Bu görüslerin sonunda ilginçtir ki cezanın amacını Beccaria’nın

yaklasık 250 yıl önce ifade ettigi tanımında bulabiliriz: “Cezaların amacı ne

duyarlı bir varlık olan insanı üzüp bunaltmaktır ne de daha önce islenmis

DÖNMEZER / ERMAN: a.g.e., 563 pr.1339

olan bir suçu islenmemisçesine yadsımak yok saymaktır. Cezanın amacı

suçlunun kendi yurttaslarına karsı zarar vermelerini engellemekten ve

baskalarının benzer eylemlerde bulunmalarını önlemekten baska bir sey

degildir.

5237 sayılı TCK Beccaria’nın edebî nitelik tasıyan tanımını günümüz

kosullarına uygun olarak 1 nci maddede ceza ve güvenlik tedbirlerinin

amacını; “kisi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenligini, hukuk

devletini, kamu saglıgını ve çevreyi, toplum barısını korumak, suç

islenmesini önlemektir”, seklinde ifade etmistir.

4.3. Güvenlik Tedbirlerinin Amacı

Zamanla gelisen toplum düzeni ve buna paralel olarak degisen ceza

hukuku anlayısı toplumu suçtan korumak için cezaların yeterli olmadıgı

kanaatinin doktrince paylasılmasını saglamıstır. Pozitivistlerin ortaya

koydugu çözüm önerilerinde ise güvenlik tedbirleri ortaya çıkmıstır.

Uygulanan tedbirlerdeki insanilik unsurunun agır basması ile toplumu

tehlikeye düsüren, toplum için zararlı davranısları icra eden kisilerin kefaret

ödemesi ya da ızdırap çekmelerinin ve bu sayede toplumu korumak ve

suçtan zarar görenlerin tatminini saglamak yerine yeniden suç islemesine

engel olmak (tekerrürü önlemek) ve iyilesmesini saglayarak toplum için

tehlikelilik vasfını ortadan kaldırmak üzere çesitli tedavi ve iyilestirme

tedbirlerinin uygulanması görüsü genel kabul görmüstür.

Özellikle suç islemeye ehil sayılmayan ancak toplum için tehlikeli

olan ve ceza kanunlarında suç olarak tasnif edilen fiilleri isleyen kisilerin

cezai müeyyidelere tabi tutulamaması ve bu tür kisilere yönelik önleyici ve

iyilestirici tedbirlerin mevcut olmaması güvenlik tedbirleri uygulamasının

temel gereklerinden biri olmustur.

Güvenlik tedbirleri sadece suç isleyen kisiye, suçun konusuna ve

suçta kullanılan araca yönelik uygulanır (özel önleme). Güvenlik tedbirleri ile

ceza arasındaki ortak amaç özel önlemedir. Güvenlik tedbiri uygulaması

ile toplumun diger fertlerine korku vermek ya da uyarmak ve bu sayede suç

islenmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaz. Caydırma (genel önleme)

güvenlik tedbirlerinin amaçları arasında degildir. Uygulama neticesinde

böyle bir sonuç ortaya çıksa bile bu etki tali niteliktedir.

Güvenlik tedbirlerinin asıl amacı tehlikeli suçluların toplumdan

uzaklastırılma veya topluma yeniden kazandırılmaları yoluyla toplumu

korumaktır. Güvenlik tedbirleri sadece gelecege yöneliktir. Kısaca ifade

ile amaç suçta tekerrürün önlenmesi degil, suç islenmesinin önlenmesidir.

Burada tekerrür ifadesinin kullanılmasının teknik olarak uygun olmadıgı

görüsündeyiz, çünkü tekerrürün mevcut olabilmesi için kanunda belirtilen

sartların olusması gerekir. Bu sartlar olusmadıgı halde tekrar suç islenebilir

ve böylece tekerrür hükümlerine tabi olmayabilir. Bu sebeple güvenlik

tedbirlerinin amacının suçun islenmesinin önlenmesi olarak ifade edilmesi

gerektigi kanaatindeyiz.

“Güvenlik tedbirleri islenmis olan suç ve bu sebeple failin

cezalandırılmasını degil, toplum bakımından gösterdigi tehlike sebebiyle

gelecege yönelik, toplumu ilerideki suçlardan koruma amacını tasır.”

Nuhoglu’na göre güvenlik tedbirlerinin amacı her bir tedbire göre ayrı

ayrı incelenmelidir. Ancak kanımızca her bir güvenlik tedbirinin

amaçlarının ayrı ayrı belirlenmesi kavramın sistematik yaklasımına ters

düsmektedir. Pek tabidir ki uygulanan güvenlik tedbirleri her zaman aynı alt

amacı gerçeklestirmez. Ancak bu durum tali niteliktedir. Güvenlik

tedbirlerinin suçun önlenmesi olan nihai amacına ulasırken izledigi ara

hedeflerin farklı olması her bir tedbirin amacının ayrı ayrı belirlenmesini

gerektirmez. Bazı tedbirler birden çok ara amacı gerçeklestirerek suçta

tekrarın önlenmesine çalısırken bazı tedbirler ise sadece bir ara hedefi

gerçeklestirerek suçta tekrarı önlemeye ve böylece toplumu suçtan

korumaya çalısır.

4.4 Cezaların Niteligi

Ceza olarak kabul edilen davranıslar tarihsel süreç boyunca

gösterdigi gelisim ile bazı niteliklere sahip olmuslardır. Bu nitelikler kısaca

asagıdaki gibi açıklanabilir.

4.4.1. Ceza kanuni olmalıdır:

Suçlara iliskin cezaları yalnızca yasalar belirler. Bu cezaların hangi

suça ne sekilde ve hangi sınırlar içerisinde verilecegi yalnızca yasa koyucu

tarafından kanun adı altında tanımlanmalıdır. Bu tanımlama çesitli

anlayıslara göre ceza tehdidinin bir ifadesi olarak anlasılabilse bile temel

düsüncesini ceza vermek hakkına sahip devletin keyfi davranıslarını

önlemekte kendini bulur. Yasaları uygulamakla görevli olan hâkimler

(yargıçlar) adaleti yerine getirme savını ileri sürerek toplumun bir üyesini

(kisiyi) yasalarca öngörülmeyen cezalara mahkûm edemez. Ayrıca

yargıçların yasalarca saptanmıs sınırı asarak arttırılmıs bir cezaya

hükmetmesi baslı basına haksızlık olusturur. Çünkü bu tutum kanunla

belirlenmis yasal cezaya yasal olmayan eklemeler yapmak yasa koyucunun

iradesine karsı çıkmak olur. Ceza niteligi tasıyan ancak yasada

tanımlanmayan bir davranısa hükmetmek bir cezaya hükmetmek olarak

kabul edilemez. Çünkü bu durum önceki devirlerdeki keyfi ve fahis cezaların

uygulanmasının toplumda yarattıgı tepkinin neticesi ortaya çıkmıs olan

“kanunsuz suç ve ceza olmaz” prensibinin açıkça ihlali hukuk ve adalet

adına hukuksuzlugun ve haksızlıgın göstergesi olacaktır.

Eski Roma Hukukunda kabul edilen “erubescimus cum sine lege

loquimur: yasaya dayanmadan konustugumuz zaman yüzümüz kızarır”

ilkesi adaleti saglamaya çalısan hukuk adamlarınca hiç akıldan

çıkarılmamalıdır.

Bu sebeple suçta kanunilik prensibinden daha kuvvetli olarak cezada

kanunilik ilkesi çagdas kamu ve anayasa hukukunun esasını teskil eder. Bu

husus çesitli ülkelerin anayasalarında ve uluslararası hukuk bildirgelerinde

yerini almaktadır. (TC.AY.Md. 38)

4.4.2. Ceza ferdilestirilebilmelidir:

Kanunda tanımını bulan ceza failin kisiligine ve suçun islenis sekline

göre asagı ve yukarı sınırlar içinde tertip edilebilmelidir. Maktu, herkese ve

her olaya aynı sekilde uygulanan ceza, adaleti saglamakta eksik

kalacagından toplum tarafından da kabul görmeyecek ve zamanla ortadan

kalkacak, hatta hâkimin adalet duygusunu zedeleyeceginden mümkün

oldugunca uygulanmayacaktır.

Hâkimin cezayı belirleyip suçlunun kisiligine uydururken

uygulayacagı yetki yani takdir yetkisinin sınırları da kanunlarca gösterilmeli,

hâkimde bu yetkiye dayanarak vardıgı hükmün gerekçesini açıkça

göstermelidir. Hâkimler takdir yetkilerini kullanarak karar verirken iki ana

sınıra uymak zorundadırlar. Suçlu olduguna kanaat getirdikleri kisiyi beraat

ettiremezler, suça karsılık gösterilen cezanın üst sınırını asamazlar.

4.4.3. Ceza sahsi olmalıdır:

Kisinin yaptıgı hukuka aykırı ve haksızlık içeren davranısları ile

toplumun tepkisini çekmesi ve bu suretle ceza ile karsı karsıya kalması

günümüz toplumunda gayet normal ve gerekli bir davranıstır. Cezanın

günümüz anlayısına gelene kadar geçirdigi evrelerin ilk bölümüne tekabül

eden kisisel öç döneminde agırlıkla kendini hissettiren, suçlunun acı

çekmesi için kendisine ya da bir yakınına zarar verilmesi anlayısı terk

edilerek sadece, yaptıgı davranısından sorumlu olan suçluya etki eden bir

sistem ortaya konmaya çalısılmıstır. Bu özellikte mümkün oldugunca kisiye

sadece kendi hukuka aykırı davranısı nedeni ile ve sadece kendisine etki

edebilecek cezaların belirlenerek tertip edilmesi amaçlanmıstır. Ancak bu

amaca her zaman erisilmesi mümkün olmamaktadır. Birincil nitelikte

suçluya etki eden cezaların ikincil olarak çevresine ve ailesine etki edip suç

islemeyen suçlu yakınlarını magdur ettigi bir vakıadır. Bununla beraber

cezanın dogasından gelen bu etkinin kabul edilebilir düzeyde tutulması

adalet, fayda ve orantılılık ilkeleri ile degerlendirilerek uygulanması

gerekmektedir. Bu ana esas Anayasanın 38/6’ncı maddesinde ceza

sorumlulugu sahsidir denmek suretiyle güvence altına alınmıstır.

4.4.4. Ceza esit olmalıdır:

Bu kavramdaki esitlik kanun önünde esitlik anlamında anlasılmalıdır.

Yoksa aynı davranısa aynı ceza anlamında uygulanmaz.

Söz konusu olan hukuki esitliktir109. Fiili, gerçekte esitlik olarak

anlasılamaz. “Bazı kisilerin haklı bir nedene dayanarak degisik kurallara

baglı tutulmaları esitlik ilkesine aykırılık olusturmaz. Durumlarındaki

degisikligin dogurdugu zorunluluklar, kamu yararı ya da baska haklı

nedenlere dayanılarak, yasalarla farklı uygulamalar getirilmesini

engellemez”.

4.4.5. Ceza tamir edilebilir olmalıdır:

Adalet adaletsizlik yaratmamalıdır. Adli hata neticesi verilen yanlıs

kararın geri alınabilmesi veya en azından tazminat ödenmesi ile bir makul

bir seviyeye kadar haksızlıgın giderilebilmesi gerekmektedir.

4.4.6. Ceza insani olmalıdır:

Cezanın dogasında acı ve ızdırap var olmakla beraber uygulanan

cezai davranıs insan haysiyeti ile bagdasır olmalıdır. Çünkü cezanın

amaçlarından biri suçluyu ıslah etmek ve yeniden topluma kazandırmaktır.

_nsani olmayan bir muameleye tabi tutularak cezalandırılan kisi topluma

yeniden saglıklı bir biçimde dönebilmek imkânından mahrum edilmis

olacaktır. Bu prensip 1961 Anayasasının 14/4’üncü maddesinde yerini almıs

ve insan haysiyeti ile bagdasmayan ceza konulamayacagı belirtilmistir.

1982 Anayasasının 17/3’üncü maddesi de “Kimseye iskence ve eziyet

yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bagdasmayan bir cezaya ve

muameleye tâbi tutulamaz” hükmünü tekrar ederek cezaların insani

olmasına anayasal dayanak saglamıstır.

Ayrıca Birlesmis Milletler Genel Kurulu´nun 10 Aralık 1948 tarih ve

217 A(III) sayılı Kararıyla ilan edilen _nsan Hakları Evrensel

Beyannamesinin 5’inci maddesi “Hiç kimseye iskence yapılamaz, zalimce,

insanlık dısı veya onur kırıcı davranıslarda bulunulamaz ve ceza verilemez”

hükmünü içermektedir.

6 Nisan 1949 tarih ve 9119 Sayılı Bakanlar Kurulu ile "_nsan Hakları

Evrensel Beyannamesi´nin Resmi Gazete ile yayınlanması yayımdan sonra

okullarda ve diger egitim müesseselerinde okutulması ve yorumlanması ve

bu Beyanname hakkında radyo ve gazetelerde münasip nesriyatta

bulunulması" kararlastırılmıstır. Bakanlar Kurulu Kararı 27 Mayıs 1949 tarih

ve 7217 Sayılı Resmi Gazete´de yayınlanmıstır.

Aynı paralelde 4 Kasım 1950´de Roma´da imzalanmıs ve 3 Eylül

1953 tarihinde yürürlüge girmis olan _nsan Hakları ve Temel Özgürlükleri

Korumaya Dair Avrupa Sözlesmesinin 3’üncü maddesi de “Hiç kimse

iskenceye, insanlık dısı ya da onur kırıcı ceza veya islemlere tabi tutulamaz”

hükmünü içermektedir.

Türkiye Sözlesme´yi 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamıs ve 10 Mart

1954 tarihinde ihtirazi kayıtla onaylamıstır. 6366 Sayılı Onay Kanunu 19

Mart 1954 gün ve 8662 Sayılı Resmi Gazete´de yayınlanmıstır. Türkiye´nin

ihtirazi kaydı söyledir: "_nsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma

Sözlesmesine Ek Protokolün ikinci maddesi 3 Mart 1924 tarihi ve 430 sayılı

Tevhidi Tedrisat Kanununun hükümlerini ihlal etmez."

Sözlesmeyi yeniden düzenleyen 11 Numaralı Protokol 11 Mayıs

1994 tarihinde imzaya açılmıs ve 4. maddeye uygun olarak 1 Kasım 1998

tarihinde yürürlüge girmistir. Türkiye 11 Numaralı Ek Protokolü 11 Mayıs

1994 tarihinde imzalamıs ve 14 Mayıs 1997 tarihinde onaylamıstır. 4255

Sayılı Onay Kanunu 22 Mayıs 1997 gün ve 22996 Sayılı Resmi Gazete´de

yayınlanmıstır.

4.4.7. Ceza orantılı olmalıdır:

_nsanları suç islemekten vazgeçiren cezaların suçun agırlıgı (kamu

esenligine verdigi zarar) ve kusurun derecesi (insanları suça iten nedenler)

ile orantılı olması çagdas ceza hukukunun geregidir. Orantısız ceza

adaletsizlik yaratacagından daha sonraki zamanlarda suçlu veya yakınlarını

suça itme görevi görebilecektir. Ödül ve ceza sisteminin adil ve tutarlı

olarak uygulanmaması toplumda çeliskiye sebep olacaktır. Toplum düzenini

aynı sekilde sarsmayan yani agırlıkları farklı olan iki suça aynı ceza verilirse

insanlar agır olan suçu islemekte herhangi bir sakınca görmeyeceklerdir. Bir

de bu suçun islenmesi ile elde edilen büyük bir çıkar var ise suç islemeye

çok daha kolay karar vereceklerdir.

Netice itibariyle cezaların fiilin agırlıgı ve sorumluluk derecesi ile

orantılı olmaması suça karsı savasta devlet faaliyetinin esasını teskil eden

her türlü manevi adalet kavramını bir kenara bırakmak anlamına

gelecektir. Cezaların infazı konusu da dikkate alındıgında cezaların

sadece suçun agırlıgı ile degil uygulanıs biçimlerine göre de orantılı olmaları

geregi hatırdan çıkarılmamalıdır.

4.4.8. Ceza ıslah edici, ibret verici ve caydırıcı olmalıdır:

Cezanın islevlerinden biri de genel önlemedir. Kisiye uygulanan ceza

kisinin yaptıgından pismanlık duymasını saglayıp özel önleme görevini icra

ederken aynı zamanda toplumun diger fertlerine aynı davranısta

bulunduklarında nasıl bir uygulama ile karsılasacaklarını ve nelerden

mahrum olacaklarını göstererek caydırıcılık yani genel önleme görevini icra

eder. Bu cezadaki korkutucu özelligin topluma bir yansımasıdır.

4.4.9. Cezaya bir yargı kararı ile hükmedilir:

Yasaların uygulanmasından ve düzensizliklerin giderilmesinden

devletin sorumlu oldugu, tartısılmayan bir olgudur. Devletin toplumun

tamamını temsil eden bölümü olan yasama organı hangi davranısların suç

olarak kabul edildigini ve cezasının ne olacagını belirledikten sonra,

yürütme organı yani idare bu esaslara aykırı davrananları tespit eder ve suç

isnadında bulunur. Ceza failin geçmiste isledigi bu davranısa dayanılarak

verilebilir. Ancak artık failin suçlu oldugunun tespiti islemi yürütme ya da

yasama organı tarafından sonuçlandırılamaz. Zira bir suç islendigi iddia

edildiginde toplum daima ikiye bölünür bir taraf suç islendigini ve suçlunun

cezalandırılması gerektigi savını desteklerken diger taraf suç islenmedigini

veya suç isleyen kisiye ceza verilmemesinin gerektigini iddia eder. Bu

durumda ortaya çıkan bu uyusmazlıgı çözecek bir üçüncü kisinin ya da

organın var olması gerekir. _ste yargı organının ve yargın görevi ve var

olusunun dayanagı bu ikilemdir. Failin suçlu oldugunun tespit edilmesi ve

bu tespit sonunda cezaya ehil oldugunun ortaya konması durumunda fail ya

da suçlu için cezaya hükmedilebilir. Yapılan haksızlıgın suç olarak

nitelendirilmedigi, failin davranısından sorumlu olamayacagı ya da cezaya

ehil olmadıgı ortaya çıktıgında cezaya hükmedilemez.

1982 Anayasası 38’inci madde suç, ceza ve ceza yerine geçen

güvenlik tedbirlerinde kanunilik prensibinin kabul edildigini hükme

baglamıstır. 5237 sayılı TCK 2’nci maddesinde “Kanunun açıkça suç

saymadıgı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri

uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden baska

bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. idarenin düzenleyici

islemleriyle suç ve ceza konulamaz.” ifadeleri ile aynı ilkenin tekrarını

yapmıstır. 3’üncü maddedeki “Suç isleyen kisi hakkında islenen fiilin

agırlıgıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur” ifadesi ile ceza ve

güvenlik tedbirlerinin yargı organı tarafından karara baglanacagını

düzenlemistir. Çünkü sadece yargı organlarının verdikleri kararlar hüküm

niteligi tasırlar. idare organlarının verdikleri kararlar ise “karar, görüs veya

kararname” adını alabilirler

_dari mercilerin belirli hallerde cezaya benzer müeyyideler tertip

edebilmelerine iliskin yetkileri olsa bile, bu islemlere karsı itiraz yolu ile yargı

organları karar vereceginden sonuç itibari ile bu islemlerdeki cezayı tespit

yine bir yargı fonksiyonu olarak kalmıs olur.

Cezanın infazı isi idari niteliktedir ve görevli idari mercilerce yerine

getirilir. Bu konuda yargının da infaza katılıp katılmaması konusunda

tartısmalar olmus sonuç olarak cezanın infazında çıkacak belirli meseleler

dolayısıyla verilecek karara hâkimin istiraki kabul edildigi gibi ceza

kurumundaki mahkûmun güvenligi yönünden hâkimin müdahalesinin

gerektigi görüsü egemen olmustur.

Cezanın bu nitelikleri yanında dogasından gelen bazı özellikleri

mevcuttur.

Ceza suçluyu ya da faili birtakım yoksunluklara tabi kılar, böyle

olunca da dogal sonuç olarak ızdırap verici, acı çektirici ve bastırıcı bir

özellik gösterir.

Bunun yanında genel olarak cezanın hukuken korunan bazı

degerlerden suçlunun yararlanmasının azaltılması ya da engellenmesine

yönlendigi böylece faili yoksunluklara tabi tuttugu ifade edilebilir. Ancak

hukukun diger dallarındaki bazı müeyyidelerin de aynı özellikleri

göstermesine karsın bu müeyyidelerin zararı gidermek ya da eski hale iade

amacı güttüklerinden ceza niteligi tasımadıkları vurgulanmalıdır (örnegin

borçlunun cebri icra ile borcunu ödemesi gibi).

Aynı durum güvenlik tedbirleri içinde söz konusudur. Bu unsur

güvenlik tedbirleri ile cezalar arasındaki temel farklardan birini teskil

etmektedir.

Her ne kadar günümüzde cezanın niteligindeki acı ve elem verme

özelligi azalmıs görünse de toplumdaki adalet duygusu ve karsılıgını

gösterme (görme) ihtiyacı insan yaradılısından gelen bir özellik oldugundan

suçluya verilen cezanın toplumca kabul edilis nedenlerinden biri olmaya

devam edecektir. Bu sebeple cezadaki suçluyu toplumla uyumlu hale

getirme amacının yanında bu amaca ulasmayı destekleyici bir unsur olarak

suçluya acı ve ızdırap verme özelligi varlıgını ve agırlıgını devam

ettirecektir.

4.5. Güvenlik Tedbirlerinin Niteligi

Ceza konusunda nitelik ve amaçlar açısından yapılan açıklamalara

paralel olarak güvenlik tedbirlerini de inceleyerek cezadan farklı olup

olmadıgına isaret etmemiz gerekir.

Daha önceki kısımlarda belirttigimiz gibi güvenlik tedbirlerinin niteligi

ve hukuk dünyasındaki yeri açısından doktrinde farklı görüsler mevcuttur.

Güvenlik tedbirlerinin müeyyide oldugunu ifade eden yazarlar oldugu gibi

müeyyide olmadıgını önleme tedbiri oldugunu kabul eden yazarlar da

mevcuttur. Aynı sekilde güvenlik tedbirlerinin ceza hukukundan farklı olarak

ayrı bir hukuk dalı seklinde incelenmesini ve bu hukuk dalına güvenlik

tedbirleri hukuku denmesini öneren yazarlar bulunmaktadır.

Bu bölümde bu ifadeleri tartısarak, nitelik ve amaçlarının da

degerlendirilmesi ile bir sonuca varmaya çalısacagız. Bu noktada klasik suç

teorisi ve 5237 sayılı TCK’nın kabul ettigi suç teorisi baglamında farklı

sonuçlara varabilecegimiz görülecektir.

Günümüzde dünya devletleri ceza kanunlarında ayrı bir bölüm

halinde veya maddeler içinde teker teker zikredilerek güvenlik tedbirlerine

yer verilmistir.

Okullar çatısması bölümünde de bahsettigimiz gibi güvenlik tedbirleri

topluma zararlı veya toplumu tehlikeye düsüren hareketleri icra eden

kisilerin ıslah edilerek yeniden topluma katılmasını amaçlar. Kisinin

gelecekte yapabilecegi zararlı veya tehlikeli hareketlerini önlemeye çalısır.

Önemli olan kisinin tehlikelilik halinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu durumda

da güvenlik tedbiri uygulamasında, kiside tehlikelilik halinin varlıgının tespiti

gerek ve yeter sart olmaktadır. Bu temel anlayıs ceza ve güvenlik

tedbirlerini birbirinden kesin olarak ayırır. Uygulamada zaman zaman aynı

sekle bile dönen (örn. özgürlüklerin kısıtlanması) bu iki davranıs biçimi

dayanak noktaları farklı oldugu için birbirinin yerine ikame edilemezler.

Cezaların niteliklerinde izledigimiz sıra ile güvenlik tedbirlerinin

niteliklerini inceleyelim.

4.5.1. Güvenlik tedbiri kanuni olmalıdır:

Güvenlik tedbirleri her ne kadar zararlı ve tehlikeli davranısta bulunan

kisiyi iyilestirme, topluma yeniden kazandırma amacıyla uygulansa da

maruz bırakıldıgı kisinin bazı hak ve özgürlüklerini kullanamaması sonucuna

dogurur. Bu sebeple kisinin en temel hak ve özgürlüklerine bile etki edebilen

bu uygulamanın sınırlarının kanunla belirlenmesi gerekir. Bununla

beraber bu konuda aksi görüsler az da olsa mevcuttur. Hukukumuzda bu

aksi görüslere itibar edilmemistir. Güvenlik tedbirlerinin kanunla

belirlenecegi 1982 Anayasasının 38’inci maddesinde “Güvenlik tedbirleri

kanunla belirlenir” demek sureti ile kabul edilmistir. Takdiri olarak tespit

edilebilmesine imkân tanınırsa sonuç itibarı ile cezalardan çok daha vahim

sonuçlara gidilebilme ihtimali mevcut olur. Örnegin, etrafına zarar

verebilecegi ihtimali bulunan ve bu davranısı bir kez isleyerek tehlikeliligini

ispatlayan bir akıl hastasının tehlikelilik hali sona erene kadar belki de ömür

boyu bir saglık kurulusunda tecrit edilebilme vakası gibi.

4.5.2. Güvenlik tedbiri ferdilestirilebilmelidir:

Pek tabiidir ki toplum için tehlikelilik vasfına sahip her farklı kisinin

iyilesebilme süreci degiskenlik gösterir. Kanunda belirtilen sınırlar içinde

hâkim, bir uzmanın da yardımını alarak uygulanacak iyilestirme (tretman)

programını belirleyecek, kisinin salaha erip ermedigi takip edilerek

uygulama sona erdirilebilecektir. Eger maktu olarak karar verilmesi kabul

edilirse belki kisi salaha ermeden yeniden toplum içine karısabilecegi gibi

salaha eren bir kisi de gereksiz yere güvenlik tedbiri uygulamasına tabi

tutulmaya devam edilebilir. Her iki durumun da güvenlik tedbirinden

amaçlanan sonucu elde edilmesinin imkânsız hale getirecegi kuskusuzdur.

Güvenlik tedbiri uygulamasının sona erdirilmesinde kisinin salaha ermesi

aranmalıdır. Çünkü bazı durumlarda iyilestirme aranırsa bunun mümkün

olmaması halinde uygulama bir ömür boyu sürebilecektir. Yukarıda da

bahsedildigi gibi amaç kisinin toplum için tehlikelilik halinin ortadan kalkması

yani tehlikesizlestirilmesidir, tam olarak iyilestirilmesi degil.

Hâkim kisinin kanunda tanımlanmıs toplum için zararlı ve tehlikeli bir

fiili isledigini tespit ettiginde kanundaki sınırlar içerisinde ancak süresi kesin

belli olmayan bir tedbirin uygulanmasına hükmetmelidir. Fiili isleyen kisi

bakımından da bu esnada ceza sorumlulugunun ve ehliyetinin varlıgı önemli

degildir. Önemli olan kisinin tehlikeli olduguna isaret eden fiili islemesidir.

Ceza sorumlulugunun ve ehliyetinin varlıgının önemli olmaması anlayısı

tüzel kisilere de güvenlik tedbiri uygulanabilmesine imkân saglamaktadır.

Ancak suçun konusu, suçta kullanılan araç veya suç islenerek elde

edilen esya veya kazanç söz konusu oldugunda güvenlik tedbirinin

ferdilesmesi farklı bir anlam kazanmaktadır. 5237 sayılı TCK 54 – 55’inci

maddelerde bu durum düzenlenmistir. Bu durumda artık tehlikeligi isaret

eden fiillerin islenmesi söz konusu olmaz, çünkü bizatihi esyanın varlıgı suç

teskil etmektedir veya suç ile dogrudan iliskilidir. Bu durumda ferdilik

prensibi sadece iyi niyetli üçüncü kisiler açısından bir degere sahip

olabilmektedir. Bu durumda iyi niyetli üçüncü kisiye ait esya bizatihi suç

teskil etmiyor veya tehlikelilik arz etmiyorsa güvenlik tedbiri bu dunumda

uygulanmayacaktır. Bununla beraber suç islenerek elde edilen ekonomik

kazanç ve maddi menfaatler dogrudan güvenlik tedbirinin uygulanmasına

konu olacaklardır. Bu uygulama ile elde edilen ekonomik deger bizatihi suç

veya tehlikelilik arz etmese dahi suçun suçlular açısından kazanç getirmesi

engellenerek tekrar suç islenmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

4.5.3. Güvenlik tedbiri sahsi olmalıdır:

_cra ettigi toplum için zararlı ve tehlikeli bir fiil nedeni ile tehlikeliligi

sabit olan kisiye güvenlik tedbiri uygulanacaktır. Ancak bu tedbir sadece fiili

isleyen kisiye uygulanmalı bir baskasına etki etmemelidir. Bu sonuç ceza

hukukunun en genel prensiplerinden birisidir. Bununla beraber cezalarda

oldugu gibi güvenlik tedbiri uygulanan kisinin yakın çevresinin bundan

etkilenmemesi neredeyse imkânsızdır. Güvenlik tedbirinin

uygulanmasındaki amaç tehlikeliligi sabit olan kisinin tehlikeliliginin ortadan

kaldırılması olduguna göre uygulanacak tedbir mümkün oldugunca tehlikeli

kisinin çevresine etki etmemelidir. Bahse konu çevreye etkinin ceza

hukukunun genel prensipleri paralelinde fayda ve tehlikelilik hali ilkeleri

dikkate alınarak kabul edilebilirlik düzeyinde tutulması gerekmektedir. Bu

esnada dikkate alınması gereken orantılılık ilkesinin nasıl anlasılması

gerektigi ve cezadakinden farkı orantılılık bahsinde açıklanacaktır.

Ferdilestirme bahsinde ifade edildigi gibi suçun konusu, suçta

kullanılan araç veya suç islenerek elde edilen esya veya kazanç söz konusu

oldugunda sahsilik ilkesi farklı anlam kazanmaktadır. Bu durumda güvenlik

tedbiri kisi haricindeki esya veya ekonomik degere yönelik

uygulanacagından sahsilik ilkesi söz konusu olmayacaktır.

4.5.4. Güvenlik tedbiri esit olmalıdır:

Cezanın niteliklerinden bahsederken ifade ettigimiz gibi bu esitlik

mutlak esitlik degil kanun önünde esitlik olarak algılanmalıdır. Topluma

zararlı ya da tehlikeli aynı davranısı isleyerek tehlikeliligi sabit olmus kisilere

aynı tedbirin aynı sekil ve süre ile uygulanmasını istemek güvenlik tedbiri ile

amaçlanan sonuçtan vazgeçmek anlamını tasır. Güvenlik tedbirinin özel

önleme vasfına sahip oldugu unutulmamalıdır.

4.5.5. Güvenlik tedbirinin tamir edilebilirlik niteligi yoktur:

Çünkü güvenlik tedbiri zaten tedbire maruz kalan kisinin

iyilestirilmesini ya da salaha ermesini amaçlar. Kisinin tehlikeli oldugu

isledigi fiil ve uzman personelin görüsü ile ortaya çıkmıstır. Kisiye herhangi

bir zarar verme amacı olmadıgı için tamir edilmesine gerek ve sebep yoktur.

Ancak yine de sadece fiilin islendigi hususunda bir yanılgı mevcut olursa,

kisi tehlikelilik vasfına sahip olmadıgı, en azından bu durumun kanunda

belirlenmis bir fiil ile ispatlanmadıgı halde öyleymis gibi kabul edilip tedbire

maruz kaldıgında sebepsiz yere yapılan bu davranısın haksızlık teskil

edeceginden bahisle mevcut haksızlıgın en uygun sekilde giderilmesi

mümkün olmalıdır.

4.5.6. Güvenlik tedbiri insani olmalıdır:

Tehlikeliligi ortaya çıkmıs bir kisinin iyilestirilmesini, tedavi edilmesini

amaçlayan uygulamaların insani olmaması kabul edilemez. Hukukun en

temel prensiplerinden biri olan insan haklarına saygı her ne suretle olursa

olsun göz ardı edilemez. Topluma tekrar uyumlu hale getirilmek istenen

kisiye “tedavi maksatlı” olarak insanlıkla bagdasmayan muamelelerle

tedbirler uygulamak söz konusu kisinin iyilesmesine degil, toplumla yeniden

uyumlu bir beraberlik kurmasına degil aksine toplumdan nefret etmesine,

toplumla beraber yasamaktan korkmasına sebep olacaktır. Güvenlik tedbiri

uygulamasının temelinde sefkat duygusunun mevcut oldugu amaçları da

dikkate alındıgında asikârdır.

4.5.7. Güvenlik tedbiri fiil ile orantılı olmaz:

Güvenlik tedbiri uygulaması islenen fiil dikkate alınarak degil kisinin

tehlikelilik hali dikkate alınarak yapılır. Bu sebeple cezalardaki fiil ile

orantılılık ilkesi uygulama alanı bulamaz. Güvenlik tedbiri ile adaletin

saglanması amaçlanmamaktadır. _slenen fiil ile orantılılık aramak tehlikelilik

halinin degerlendirilememesine sebep olur. Ancak güvenlik tedbiri

uygulamasında amaç – araç uyumunun dikkate alınması geregi pek tabiidir.

Orantılık ilkesi bu asamada söz konusu olmalıdır. Güvenlik tedbiri

uygulamasında seçilecek araç ile amaç arasındaki uyum mevcut degilse

arada fark edilebilir bir orantısızlık mevcut ise bu durumda güvenlik tedbiri

uygulamasının haksızlık teskil edecegi ve bu suretle de idarenin

sorumlulugunun ortaya çıkacagı tartısma götürmez bir gerçeklik olarak

karsımıza çıkacaktır.

4.5.8. Güvenlik tedbiri ıslah edici olmalıdır:

Ancak ibret verici olmak güvenlik tedbiri anlayısı ile ters düsmektedir.

Güvenlik tedbirleri özel önlemeyi amaçlar, yani kanunda tanımlanan zararlı

ve tehlikeli fiili isleyen kisiyi tekrar aynı zararlı ve tehlikeli davranısı

islemekten alıkoymayı amaçlar. Maksat tek kelime ile tedavidir. Bu

uygulamalar dogası geregi acı ve ızdırap verse de hedef acı ve ızdırap

vermek böylece baskalarını caydırmak degildir. Güvenlik tedbiri bir

baskasına ibret vermek için uygulanmaz. Bu nitelik güvenlik tedbirlerinin

cezalardan ayrıldıgı temel özelliklerden birisidir.

4.5.9. Güvenlik tedbirine yargı kararı ile hükmedilmelidir:

Güvenlik tedbirine hükmedebilmek için önce tehlikeli oldugu iddia

edilen kisinin kendisine yüklenen toplum için tehlikeli ve zararlı fiili isleyip

islemediginin tespit edilmesi gerekir. Bu duruma ise yargı karar

verecektir. Çünkü islendigi iddia edilen fiil ceza kanunlarında suç olarak

tarif edilen fiillerdir. Yargı kararı ile fiilin islendigi sabit oldugunda ikinci

asama olarak hâkim kanunda belirtilen sınırlar içinde uygulanacak tedbire

karar verecektir. Bu esnada karar için uzman yardımı alınsa bile nihai sonuç

hâkim kararı olacaktır. Daha önce de belirttigimiz gibi güvenlik tedbirleri

amacı acı ve ızdırap vermek olmasa da dogası geregi bu sonucu doguran

ve kisinin temel hak ve özgürlüklerine sınırlama getiren bir uygulamadır.

Anayasamızda da güvence altına alınan kisi hak ve özgürlüklerinin yargı

kararı haricinde baska bir sekilde kısıtlanması ya da kullanılmasının

engellenmesi kabul edilemez.

1982 Anayasası 38’inci madde suç, ceza ve ceza yerine geçen

güvenlik tedbirlerinde kanunilik prensibinin kabul edildigini hükme

baglamıstır. 5237 sayılı TCK 2’nci maddesinde “Kanunun açıkça suç

saymadıgı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri

uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden baska

bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. _darenin düzenleyici

islemleriyle suç ve ceza konulamaz.” ifadeleri ile aynı ilkenin tekrarını

yapmıstır. 3’üncü maddedeki “Suç isleyen kisi hakkında islenen fiilin

agırlıgıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur” ifadesi ile ceza ve

güvenlik tedbirlerinin yargı organı tarafından karara baglanacagını

düzenlemistir. Çünkü sadece yargı organlarının verdikleri kararlar hüküm

niteligi tasırlar. _dare organlarının verdikleri kararlar ise “karar, görüs veya

kararname” adını alabilirler

Güvenlik tedbirlerinin infaz isleminin idari nitelikte oldugu genel kabul

görmektedir. Ancak “süresi belirsiz hüküm” uygulaması esası geçerli

oldugundan tedbire maruz kalan kisinin hâkim tarafından tespit edilen tedbir

uygulama süresi ve sekline verdigi cevap sonucu süre azaltılabilir ya da

kanunda uygulanmasına cevaz verilmis bir baska güvenlik tedbiri ile

degistirilebilir. Bu sekilde bir uygulamanın yapılabilmesi için infazdan

sorumlu makam failin (tehlikeliligi sabit olan kisinin) durumundaki

degisiklikleri saptayarak hükmü veren hâkime bildirmek zorundadır.

Hâkim infaz makamlarının bildirdigi durumu degerlendirerek degisiklik kararı

alabilir. Alınacak bu degisiklik kararları sonuç olarak hâkim tarafından

alınacagından infaz isleminin karar verme asamalarında yargısal niteliginin

de korudugu ve netice olarak karma bir nitelige sahip oldugu söylenebilir.

4.6. Degerlendirme:

Ceza ve güvenlik tedbirlerinin nitelik karsılastırmasını yukarındaki

açıklamalar ısıgında kısaca söyle ifade edebiliriz.

Ceza ve güvenlik tedbirleri, AY 38’inci madde ve hukukun temel

prensipleri uyarınca kanunilik, ferdilesebilirlik, esitlik, insanilik, nitelikleri

açısından örtüsmektedir. Her iki uygulamaya da yargı kararı ile

hükmedilmesi geregi bir baska ortak noktalarıdır. Ancak aralarında sahsilik,

tamir edilebilirlik, orantılılık, ıslah edicilik nitelikleri baglamında farklılıklar

mevcuttur

Kısaca bu farklılıkları tekrar zikredelim.

Sahsilik niteligi çerçevesinde cezaya tabi tutulan kisinin çevresinin bu

uygulamadan etkilenmemesi için dikkate alınması gereken esaslar adalet,

fayda ve orantılılık ilkeleri iken, güvenlik tedbiri uygulamasında aynı amacın

tesisi için dikkate alınması gereken esaslar beklenen fayda ve kisinin

tehlikelilik hali olmaktadır.

Tamir edilebilirlik niteligi açısından cezanın ödetme, adaleti saglama

islevleri nedeni ile uygulanmasının geçmiste islenen suçların kefareti

niteligini tasıması ve ortaya çıkan zararın tazmini niteliginde olması dolayısı

ile adli bir hata ile mevcut olmadıgı halde suç isledigi degerlendirilerek

karsılıgında bazı haklarından mahrum bırakılan veya belli bir acı ve ızdıraba

katlanmak zorunda bırakılan kisinin bu durumunun mümkün oldugunca

tamir edilmesi gerekir. Böyle bir durumda haksızlıgı yapan devlet

(cezalandırma otoritesi ve hakkına sahip yapı) bu haksızlıgı dolayısı ile yine

cezanın kefaret özelligi geregince yaptıgını ödeyecek ve mevcut durumu

olabildigince eski hale çevirmeye çalısacaktır. Ancak güvenlik tedbirinin

dogasında herhangi bir kefaret ya da zarar verme amacı olmadıgından

uygulanan güvenlik tedbirinin hatalı tedbir oldugu gerekçesi ile tamir

edilmesine gerek yoktur. Çünkü uygulama ile amaç tedavidir zarar vermek

degil. Yine de güvenlik tedbiri uygulanmasına dayanak teskil eden fiilin

islendigi hususundaki yargılama hatası ile güvenlik tedbirine tabi tutulan

kisinin ihtiyacı ve toplum için tehlikeli olmadıgı halde özellikle özgürlügü

baglayıcı güvenlik tedbirlerine maruz bırakılması halinde yapılan bu

uygulamanın haksızlık olacagı düsüncesinden hareketle devletin bu

hatasını mümkün olan en üst seviyede hakkaniyete uygun olarak tamir

etmesi gerekecektir.

Orantılılık niteligi bakımından ise cezanın islenen suç ile orantılı

olması gerekirken güvenlik tedbirinde bu nitelik aranamaz, bunun yerine

failin tehlikeliligi dikkate alınacaktır. Yine de vurgulamamız gereken bir konu

ise orantılılık arastırmasının güvenlik tedbiri uygulamasındaki araç – amaç

uyumunda göz önüne alınması geregidir.

Ceza ve güvenlik tedbiri ıslah edicilik niteligine sahiptir. Ancak bu

paralelde cezada mevcut olan ibret vericilik ve böylece genel önleme

görevinin yerine getirilmesi beklentisi güvenlik tedbirinde bulunmaz.

Güvenlik tedbiri uygulaması özel önleme görevini icra ettiginden bir

baskasını caydırmak amacı güdülerek uygulanamaz. Böyle bir uygulama

güvenlik tedbirinin tedavi mantıgına tamamen aykırı bir durum yaratır.

5. CEZALAR VE GÜVENL_K TEDB_RLER_N_N ARASINDAK_

FARKLAR

5.1. Süre Bakımından Farklar

Cezalar kanunda belirtilen suçların karsılıgı olarak kanunla konu ve

belirli sınırlar içinde süresi bellidir. Bu tip cezalarda fiilin agırlıgı ve failin

kusurluluguna göre hakim tarafından takdir edilir ve kesinlesir. Daha sonraki

süreçte yeniden süre hesaplaması yapılmaz. Buna karsılık güvenlik

tedbirine failin tehlikelilik derecesi dikkate alınarak hükmedilir ve tehlikelilik

devam ettigi sürece tedbire devam edilir. Süreç içerisinde tedbiri infaz eden

idare ve hâkim tarafından fail takip edilerek tehlikelilik halinin sona erdigi ya

da salaha ulasıldıgı tespit edildiginde yani amaca ulasıldıgında tedbir sona

erdirilir. Failin ne zaman tehlikelilik halinin kalkacagı önceden

kestirilemeyecegi için tedbirin kesin süresi bastan tespit edilemez. Ancak

tehlikelilik halinin hiç kalkmayabilecegi de göz önüne alınarak uygulanacak

tedbir süresinin aynı fiile verilebilecek cezanın üst sınırını asmaması

gereklidir.

Failin iyilesmesinden sonra tedbire devam edilmesi güvenlik

tedbirlerinin amacı ile bagdasmaz. Öte yandan failin iyilestirilmesine yönelik

olmayan güvenlik tedbirleri uygulamalarında, uygulanacak güvenlik tedbiri

için alt ve üst süre sınırları kanun metninde belirlenmeli ve bu sınırlar içinde

hâkimin verdigi hüküm degistirilmeden uygulanmalıdır.

5.2. Kisi Bakımından Farklar

Ceza cezai sorumluluga sahip gerçek kisilere uygulanabilir. Çünkü

cezanın amaçlarından biri korkutmak suretiyle suçun engellenmesidir.

Cezanın amaçlarını kavrayamayacak kisilere karsı ceza uygulaması hiçbir

yarar saglamaz ve gereksizdir. Ancak güvenlik tedbirleri ceza

sorumluluguna sahip olan ve olmayan kisilere karsı uygulanabilir. Zaten

güvenlik tedbirlerinin ortaya çıkıs nedenlerinden en önemlilerinden biri ceza

sorumlulugu olmayan kisilere uygulanacak bir yaptırımın bulunmamasıdır.

Kanuna aykırı bir fiili isledigi için toplum için tehlikelilik hali ortaya çıkan

kisilere güvenlik tedbirleri yaptırımları uygulanabilir. Söz konusu hukuka

aykırı fiil tedbirin uygulanması için sebep degil bir vesiledir. Bu düsünce

cezai sorumlulugu olmayan tüzel kisilere de güvenlik tedbiri uygulanmasının

temel dayanagını olusturur.

Tüzel kisinin fiil ehliyeti yoktur. Belli bir amaca yönelik hareket

edemez. Bu nedenle normun muhatabı olarak telâkki etmek mümkün

degildir. Çünkü ancak insan davranıslarını belli bir amaca yönlendirebilir.

Sadece insan yönlendirici irade kabiliyetine sahiptir. 4721 sayılı Türk

Medeni Kanunu m. 50/1’de bahsedilen “tüzel kisinin iradesi” tüzel kisi adına

gerçek kisilerce açıklanmıs, tüzel kisi adına hukuki sonuç doguran iradedir.

Fiil ehliyetine sahip olmadıgı için kusur ehliyetine de sahip olmayan tüzel

kisinin ceza yaptırımına muhatap edilmesi mümkün degildir. Ancak bu

durum tüzel kisiye karsı daha baska yaptırımların uygulanamamasına

sebep teskil etmez. Hukukta aslolan, normun muhatabı ile norma aykırılık

halinde yaptırımın uygulanacagı kisinin aynı olmasıdır. Ancak ekonomik

hayattaki gelismeler tüzel kisilerin is iliskilerinde daha fazla yer almalarını,

tüzel kisilerin adına sermaye tahsisini ve kazançlar elde edilmesini gerekli

kılmıstır. Bunun sonucu olarak tüzel kisilerin tazminat sorumlulugunun

kabulü kaçınılmaz olmustur. Özellikle çogu zaman tüzel kisilerin organı

durumundaki gerçek kisilerin (insanların) hukuka aykırı fiillerinin, tüzel

kisilerin malvarlıgı açısından kazanç olarak netice ortaya çıkarması tazminat

sorumlulugunun kabulündeki bir diger önemli gerekçedir.

Bu sebeple cezai sorumlulugu olmayan tüzel kisilere hakkaniyetin

saglanması açısından ceza harici tedbirlerden olan güvenlik tedbirleri

kanunlarda belirtilen sekilde istisnai olarak uygulanabilir.

5.3. Etki Bakımından Farklar

Güvenlik tedbirleri bazı durumlarda cezaya benzer etki gösteririler.

Kisileri bazı haklardan yoksun bırakabilirler. Amaçları bu olmamakla beraber

dogası geregi kisi üzerinde acı ve ızdırap meydana getirebilirler. Ancak

Hafızogulları bunun aksine güvenlik tedbirlerinin bir kötülük biçiminde

gerçeklestiklerinden özünde uygulanan kimseye eza-cefa vermek oldugunu

savunur. Hafızogulları’nın güvenlik tedbirlerinin temelinde kötülük

oldugunu kabul eden bu görüsüne katılmamız mümkün degildir.

Cezalar fiil ile baglantılı oldukları için geçmise etkili (geçmiste olan bir

olayı düzeltmek ya da kefaretini ödetmek), güvenlik tedbirleri ise failin kisiligi

ve tehlikelilik hali ile iliskili oldugu için (iyilestirerek suçun tekrarını önleme)

gelecege etkilidir.

5.4. _nfaz Bakımından Farklar

Cezanın uygulanmasında psikolojik baskı mevcutken güvenlik

tedbirlerinde psikolojik baskı mevcut degildir. Güvenlik tedbirleri kötü

sonuçların gösterilerek kisilerin korkutulmasını amaçlamaz. Ancak fiziki

zorlama, cezalarda oldugu gibi güvenlik tedbirlerinde de mevcuttur. Çünkü

güvenlik tedbiri uygulaması failin istegine bırakılmıs bir uygulama degildir.

Cezaların infazında sadece birkaç farklı sekil mevcutken güvenlik

tedbirleri dogrudan failin kisiligi ile ilgili oldugu için her kisilik için ayrı bir

infaz sekli geçerli olacaktır. Acı ve ızdırap verme düsüncesi güvenlik

tedbirlerinin infazı sürecinde yer bulamaz. Bu tür tedbirlerin infaz edildigi

kurumlarda tıbbi ve pedagojik esaslar geçerli olmalıdır.

5.5. Ceza Hukukunun Genel _lkeleri Bakımından Farklar

Zamanasımına iliskin kuralların güvenlik tedbirlerine uygulanıp

uygulanamayacagı doktrinde tartısmalıdır. Zamanasımı konusunu dava

ve ceza zamanasımı baslıkları altında incelersek su sonuçlara varabiliriz.

Erem’in ayrıntıları ile belirttigi zamanasımı konusunun nitelikleri

dikkate alındıgında suçun olusup olusmadıgı hususunda arastırma yapma

hakkını kullanılmasından vazgeçilmesi hususu öne çıkmaktadır. Her ne

kadar Önder kisinin tehlikelilik hali sebebiyle uygulanan güvenlik

tedbirlerinin zamanasımı ile düsecegini kabul etmenin çeliskili oldugunu

ifade etse bile, dava zamanasımı suç olarak nitelenen davranısın

gerçeklesip gerçeklesmediginin arastırılmasına yönelik olması sebebiyle bu

husus neticelenmeden kisinin tehlikelilik hali konusunda bir yargıya

varılamayacagından dogrudan dava zamanasımının uygulanamayacagını

savunmak tutarlı degildir. Kovusturması yapılamayan bir fiil sebebiyle

güvenlik tedbirine hükmedilemeyecegi için ceza kanunundaki suçlar için

kovusturmaya izin vermeyen dava zamanasımının, ceza kanunundaki

suçların islenmesi vesilesi ile uygulanan güvenlik tedbirleri için de

kendiliginden uygulama alanı bulacagı süphesizdir.

765 sayılı TCK’nun kabul ettigi klasik suç teorisi sebebiyle kanunda

zamanasımının güvenlik tedbirleri hakkında uygulanması ile ilgili bir hüküm

bulunmamasının yarattıgı karısıklık, 5237 sayılı TCK’nun hazırlanılmasında

esas alınan suç teorisi neticesinde ortadan kalkmıstır.

765 sayılı TCK zamanasımı konusunda sadece ceza yaptırımını esas

almıstır. 96ncı madde de “Maznunun vefatı hukuku âmme dâvasını ortadan

kaldırır” ifadesi ile hakkında dava açılan kisinin ölmesi ile davanın ortadan

kalkacagını hüküm altına almıs böylece 36ncı madde geregince

mahkumiyete baglı olarak uygulanabilen müsaderenin uygulanma olanagını

ortadan kaldırmıstır. Bu durum hakkaniyetsiz sonuçlara yol açabilmektedir.

Bu durumda bizatihi suç teskil etmeyen ve tehlikelilik arz etmeyen ancak

suçta kullanılmıs veya suçun islenmesi ile ortaya çıkan esyanın müsaderesi

mümkün olmamaktadır. Çünkü ortada bir mahkûmiyet kararı

bulunmamaktadır.

5237 sayılı TCK ise 54 – 55 ve 64’üncü maddeler ile bu karısıklıgı

sona erdirmis, müsadere güvenlik tedbirinin uygulanması için bir ceza

mahkûmiyetine dayanma sartını ortadan kaldırarak ceza mahkûmiyeti

olmasa bile müsadere tedbirinin uygulanmasına olanak saglamıstır. Ayrıca

64ncü madde ile mahkûmun ölümü halinde “niteligi itibarıyla müsadereye

tâbi esya ve maddî menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların

müsaderesine” imkân tanımıstır.

Bununla beraber güvenlik tedbirleri kanunda belirtilen suçlar

sebebiyle uygulanacaklarından bu suçların kovusturulmasını engelleyen

66ncı maddedeki dava zamanasımını hükümleri sadece güvenlik

tedbirlerine hükmedilebilecek davalar için de geçerli olacaktır.

Ceza zamanasımı konusunda ise güvenlik tedbirlerinin amacının

iyilestirme oldugu bu sebeple kisinin tehlikeli halinin ortadan kalkmasına

kadar uygulanması gerektigi, bu sürecin de zamanasımına ugramaması

görüsü bulunsa da sırf tehlikelilik hali dolayısı ile kisinin aynı suçu isleyen

cezai sorumluluga sahip bir baska kisiden daha agır bir yaptırıma ve

sınırlamaya tabi tutulması hakkaniyet ilkesi ile bagdasmaz. Bu sebeple ceza

zamanasımının, güvenlik tedbirleri için de uygulanması gerekir. Güvenlik

tedbirine hükmedilmesine sebebiyet veren suç için, 5237 sayılı TCK 68’inci

maddede belirlenmis olan ceza zamanasımı süresi sona erene kadar

güvenlik tedbirinin infazına baslanamamıssa, artık kisinin tehlikeliligi

iyilestirilemedi gerekçesi ile tedbirin uygulanması söz konusu olmamalıdır.

Bununla beraber ceza zamanasımı süresinin dolması sonucunda failin

kisiligi yeniden degerlendirilerek tehlikelilik hali halen devam ediyorsa idari

bazı tedbirlere basvurulabilir.

5237 sayılı TCK 70’inci madde “Müsadereye iliskin hüküm,

kesinlesmeden itibaren yirmi yıl geçtikten sonra infaz edilmez” hükmünü

getirmistir. Bu hüküm, ceza zamanasımının güvenlik tedbirleri üzerinde de

uygulanabileceginin, kanunun ruhunda mevcut oldugunu göstermistir.

Af konusunda ise genel ve özel af olarak iki sorun karsımıza

çıkmaktadır. Genel af kamu davasını ve cezayı düsüren bir özellige sahip

oldugundan dava zamanasımı konusunda ifade ettigimiz hususlar burada

da geçerliligini korumaktadırlar. Genel af ile suçu kovusturabilme imkanı

engellendiginden, iddia edilen suç ile ilgili kesin hüküm olusamayacaktır.

Böyle bir durumda uygulanıs sebebi mevcut olmayan bir güvenlik tedbirinin

uygulanmasına imkân yoktur. Bu paralelde 5237 sayılı TCK 65/1’nci

maddesi (765 sayılı TCK 97’nci madde). “Genel af hâlinde, kamu davası

düser, hükmolunan cezalar bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkar”

hükmünü amirdir. Bu hükümde güvenlik tedbirlerinden bahsedilmemis olsa

bile “kamu davasının düsecegi“ hükmü bizi bu sonuca götürmektedir149.

Ancak genel affın mala iliskin güvenlik tedbirleri üzerinde

uygulanması konusunda 5237 sayılı TCK 74’üncü madde ve 765 sayılı TCK

100’üncü madde de özel düzenleme yapılmıstır. Buna göre “Genel af, özel

af ve sikâyetten vazgeçme, müsadere olunan seylerin… geri alınmasını

gerektirmez”.

Özel af konusunda ise güvenlik tedbiri uygulamasına etki etmemesi

gerektigi konusunda doktrinde büyük bir ittifak vardır. Özel af ile genel

affın aksine kamu davası düsmemektedir. Sadece belli bir oranda

cezalandırmadan vazgeçilmesi ya da cezanın degistirilmesi hususu

düzenlenmektedir. Tehlikelilik hali devam eden failin bu düzenlemelerden

yararlanması özel bir düzenleme olmadıkça mümkün degildir. Böyle bir

düzenlemenin yapılması da güvenlik tedbirinden beklenen amaca ters

düsecektir. Nitekim 1930 Fransız Ceza Kanunu tasarısının 90 ncı

maddesinde yapılan “özel affın güvenlik tedbirlerinin infazını

engelleyecegine” dair düzenleme doktrinde elestiriye ugramıstır.

765 sayılı TCK 98’inci madde “Hususi af, havi oldugu sarahate göre

cezayı ortadan kaldırır veya azaltır veya degistirir ve daha agır bir cezadan

mübeddel olan cezaya kanunen ilave edilmemis bulunmak sartiyle

mahkûmun kanuni mahcuriyetini de ref eder. Ancak kanun veya

kararnamesinde hilafı yazılı olmadıkça feri ve mütemmim cezalara tesir

etmez. Hususi affı tazammun eden kanun veya kararnamede sarahat

bulunan ahval müstesnadır”; 5237 sayılı TCK 65/2-3’üncü madde ise “Özel

af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya

infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adli para cezasına

çevrilebilir. Cezaya baglı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları,

özel affa ragmen etkisini devam ettirir” hükümlerini amirdir.

Bu düzenlemeler Türk Hukukunda özel affın sadece cezalara yönelik

oldugunu göstermektedir.

Erteleme konusu da doktrinde tartısmalıdır. Ancak Türk hukukunda

hâkim görüs ertelemenin, güvenlik tedbirleri açısından

uygulanamayacagıdır. 647 sayılı C_K 6’ncı madde, 765 sayılı TCK 89’uncu

madde (bu madde 647 sayılı C_K 6 ve geçici 4/1’inci maddeler karsısında

uygulama olanagına kaybetmistir), ve 2253 sayılı “Çocuk Mahkemelerinin

Kurulusu, Görev ve Yargılama Usulleri Kanunu” 38’inci madde hükümleri

geregi tedbirlerin ertelenmesi mümkün degildir. 5237 sayılı TCK 51’inci

madde de benzer olarak sadece belirli agırlıktaki hapis cezalarının

ertelenmesini öngörmektedir.

Güvenlik tedbirleri toplum için tehlikelilik mevcutsa uygulanır. Bu

tedbirin uygulanmasından belli bir süre vazgeçilerek failin iyilesecegini

beklemek düsünülemez. Erteleme kurumu güvenlik tedbirlerini degil cezalar

sistemini tamamlayan bir müessesedir. Güvenlik tedbirlerinin ertelenmesi

güvenlik tedbiri uygulamasından beklenilen amaca hizmet etmez.

Nuhoglu’na göre ise failin iyilesmesine yönelik olmayan güvenlik

tedbirlerinin ertelenmesi mümkün olmalıdır. Güvenlik tedbirlerinin amacı

dikkate alındıgında erteleme konusunda Nuhoglu’nun bu görüsüne

katıldıgımızı ifade etmeliyiz. Nitekim bu görüse uygun olarak 5237 sayılı

TCK 53/3’üncü madde velayet, vesayet ve kayyımlık hizmetlerine iliskin

güvenlik tedbirlerinin ertelenmesine olanak saglamıstır.

Güvenlik tedbirlerinin zaman bakımından uygulanması konusunda iki

hâkim görüs bulunmaktadır. Bir görüse göre güvenlik tedbirlerine iliskin

hüküm anında yürürlükte olan kanunların uygulanmaları gerekir. Failin

tehlikelilik haline göre hükmedilen güvenlik tedbirleri gelisen teknik ve

anlayıs sebebiyle amacına en uygun halini en son düzenlemede bulacaktır.

Ayrıca hâkim failin hâlihazırdaki tehlikelilik durumunu degerlendireceginden

hüküm verilecegi andaki kanun hükümlerini dikkate almalıdır. Bu görüs

1930 _talyan, 1950 Yunanistan, 1940 Brezilya ve istisnaları saklı tutmak

suretiyle Federal Almanya (§2/6) ceza kanunlarınca kabul edilmistir.

Diger görüse göre ise cezaya çok yaklasan adeta ceza islevi gören

güvenlik tedbirlerinde (hürriyeti baglayıcı veya kısıtlayıcı tedbirler) lehe

kanun uygulanmalı, failin korunması veya yardım amacı güden tedbirlerde

ise yeni kanun hükümleri uygulanmalıdır.

5237 sayılı TCK 7’nci madde bu konuda açık hükümlere yer

vermistir. Buna göre güvenlik tedbirleri hakkında infaz bakımından hüküm

anında yürürlükte bulunan kanun hükümleri uygulanacaktır. Yine genel

hukuk prensipleri çerçevesinde güvenlik tedbiri uygulanmasına dayanak

teskil eden fiil daha sonraki bir kanun ile suç olmaktan çıkarıldıgında tedbirin

uygulanmasının dayanagı ortadan kalkacagından uygulamaya derhal son

verilecektir. 5237 sayılı TCK 7’nci madde 3’üncü fıkrasının ilk halinde,

madde gerekçesindeki, “Maddenin üçüncü fıkrasında güvenlik tedbirleri

hakkında, infaz usul ve uygulamaları yönünden hüküm zamanında

yürürlükte olan hükümlerin geçerli olacagı belirtilmis ve böylece, tedbirlerin

“iyilestirme” islevi vurgulanmıstır” ifadesi ile çelistigini düsündügümüz

“Güvenlik tedbirleri hakkında, infaz rejimi yönünden hüküm zamanında

yürürlükte bulunan kanun uygulanır” hükmü isabetle 28.08.2005 gün ve

5377 sayılı kanun ile gerekçesine uygun olarak “Hapis cezasının

ertelenmesi, kosullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç infaz rejimine

iliskin hükümler derhal uygulanır” seklinde degistirilmistir. Böylece hüküm

tarihinden sonra infaz rejimi yönünden bir degisiklik oldugu takdirde daha

iyilestirici oldugu kabul edilen yeni infaz seklinin uygulanabilmesine imkân

saglanmıstır.

6. CEZALAR VE GÜVENL_K TEDB_RLER_N_N ARASINDAK_

BENZERL_KLER

Yukarıda belirttigimiz nitelikler dikkate alındıgında benzerlikler kısaca

tekrarlanacak olursa dört baslıkta ifade edebiliriz

6.1. Kanunilik Bakımından Benzerlikler

Anayasanın 38’inci ve 5237 sayılı TCK’nun 2’nci maddeleri geregince

güvenlik tedbirleri kanunilik ilkesi ile güvence altına alınmıstır. Kanunda

açıkça belirtilmeyen hiçbir güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

6.2. Konu Bakımından Benzerlikler

Güvenlik tedbirleri yine cezalar gibi kisi özgürlügü, kisi hakları ve

malvarlıgına iliskin olarak uygulanır.

6.3. Fiil Bakımından Benzerlikler

Güvenlik tedbirleri cezalar gibi ancak kanunlarda suç olarak tasnif

edilen davranıslara uygulanabilir.

6.4. Yetkili Makam Bakımından Benzerlikler

Yine güvenlik tedbirleri kanuni güvence altına alındıgından ve bir suç

sebebiyle uygulanabileceginden, sadece suçun olusup olusmadıgının

muhakemesini yapmaya yetkili ceza mahkemelerince hüküm altına

alınabilecektir.

_K_NC_ BÖLÜM

GÜVENL_K TEDB_RLER_N_N TÜRK HUKUKUNDA UYGULAMA

SEK_LLER_

1. 5237 SAYILI TCK´DA DÜZENLENEN GÜVENL_K TEDB_RLER_

Güvenlik tedbirleri kavramı Türk hukukunda çokça kullanılan bilindik

bir kavram degildir. 765 sayılı TCK ile kabul edilen sistemde, zaman

içerisinde yapılan degisiklikler ile dagınık olarak güvenlik tedbiri niteligindeki

yaptırımlar kabul edilmis, ancak sistematik bir anlayıs bulunmamaktaydı.

Sistematigin olmaması nedeni ile de bu tedbirlerin ceza ya da güvenlik

tedbiri oldugu yönünde de tartısmalar mevcuttu. 765 sayılı TCK’da yapılan

degisikliklere paralel olarak 647 sayılı C_K. ile bazı güvenlik tedbirleri

uygulamaya sokulmustu. 5237 sayılı TCK ile ise hukuk felsefesinde ve ceza

hukukundaki gelisime paralel olarak güvenlik tedbirleri ayrı bir bölüm olarak

kanundaki yerini almıs ve en azından belirtilen tedbirlerle ilgili olarak yapılan

tartısmalar sonlandırılmıstır. Pek tabiidir ki güvenlik tedbirleri, 5237 sayılı

TCK’da sayılan tedbirlerden ibaret degildir ve zamanla bu tedbirlere

yenilerinin de dâhil edilebilecegi, bu yolun açık oldugu hatırdan

çıkarılmamalıdır.

Çok genis bir alana etki eden güvenlik tedbirleri incelenmesinde

konunun daraltılması maksadıyla 5237sayılı TCK’da belirtilen tedbirler ana

esasları ile incelenecek ve konu ile ilgili mümkün olabilen teklifler bölüm

içerisinde sunulacaktır.

5237 sayılı TCK 3’üncü maddesinde kabul edilen “Suç isleyen kisi

hakkında islenen fiilin agırlıgıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine

hükmolunur” ifadesinin teknik olarak hatalı düzenlendigi görüsündeyiz.

Güvenlik tedbirlerine failin tehlikelilik hali dikkate alınarak hükmedilir. Oysa

madde metni, güvenlik tedbirlerini cezalardan ayıran en önemli özelligini

tersine çevirmis haldedir. Fiilin agırlıgı ile orantılı olarak tespit edilebilecek

güvenlik tedbiri teknik anlamda mevcut bulunamaz. Böyle bir hüküm

güvenlik tedbiri olarak nitelendirilemez. Madde metninin “Suç isleyen kisi

hakkında islenen fiilin agırlıgıyla orantılı ceza ve failin tehlikelilik

haliyle orantılı güvenlik tedbirine hükmolunur” seklinde düzeltilmesi

gerekmektedir.

Güvenlik tedbirleri niteligindeki yaptırımlar hükümet tarafından

12.05.2003 tarihinde TBMM’ne sevk edilen TCK Hükümet Tasarısında 94

ila 99’uncu maddelerde düzenlenmis, çocuk ve küçüklere iliskin ceza ve

tedbirleri kapsayan hükümler ise 100 ila 127’nci maddelerde düzenlenmistir.

Buna karsın mecliste yapılan görüsmeler neticesinde kabul edilen 5237

sayılı TCK güvenlik tedbirlerini 53 ila 60’ıncı maddelerinde düzenlenmis

çocuklara iliskin tedbirlerin ayrı bir kanunla düzenlenmesini hükme

baglamıstır. Bu hükümle baglantılı olarak hükümet tasarısındaki çocuklara

iliskin hükümler ise 03.07.2005 tarih ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu

ile düzenlemistir. Denetimli serbestlik güvenlik tedbirinin uygulanması

amacıyla gerekli teskilatlanma ve teskilatın yapacagı görevler ile ilgili

hükümler ise 03.07.2005 tarih ve 5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım

Merkezleri _le Koruma Kurulları Kanunu ile düzenlenmistir.

5237 sayılı TCK, güvenlik tedbirleri bölümünde 53’üncü madde ile

genel güvenlik tedbirlerini (belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma), 54

ve 55’inci maddelerde esya ve kazanç müsaderesini, 56’ncı madde ile

çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin ilgili kanunda gösterilecegini, 57’nci

maddede akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerini, 58’inci maddede suçta

tekerrür hükümlerini, 59’uncu maddede yabancılara özgü olarak

uygulanacak sınır dısı edilme tedbirini, 60’ıncı madde ile de cezai

sorumlulugu olmayan ancak suçtan yarar elde edebilen ya da suç islemekte

kullanılabilen tüzel kisilere uygulanabilecek güvenlik tedbirlerini

düzenlemistir.

Bu bölümde düzenlenen güvenlik tedbirlerinden baska özel kısımda

191’inci maddede “Uyusturucu veya uyarıcı madde kullanan kisi hakkında”

uygulanacak tedbirler düzenlenmistir. Buna göre uyusturucu veya uyarıcı

madde kullanan kisi hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine

hükmolunur. Ayrıca 227’inci maddede fuhusa sürüklene kisilerin bir güvenlik

tedbiri olarak tedavi ve terapiye tabi tutulacagı hükmü getirilmistir.

5237 sayılı TCK ile sistemlestirilmeye çalısılan ve kanunun 53 –

60’ıncı maddeleri arasında tanımlanan güvenlik tedbirlerinin bir bölümü 765

sayılı TCK içerisinde mevcut iken bazı tedbirler ise ilk kez uygulamaya

girmislerdir. Güvenlik tedbirleri konusunda 765 ve 5237 sayılı TCK’ları

arasında bir inceleme yapıldıgında güvenlik tedbirlerinin düzenlendigi

maddelerin karsılastırılması asagıdaki tabloda belirtilmistir.

TEDB_R_N ADI

5237 sayılı TCK’nun

düzenlendigi madde

numaraları

765 sayılı TCK’nun

düzenlendigi madde

numaraları

Belli hakları kullanmaktan

yoksun bırakılma

53

20,25,31,33,34,35,41,

121,122,123,124,402

Esya müsaderesi 54

36, 201a, 291, 354, 395,

401, 408,427,487, 567/2

Kazanç müsaderesi 55 201a, 291, 354, 567/2

Çocuklara özgü güvenlik

tedbirleri

56 –

Akıl hastalarına özgü

güvenlik tedbirleri

57 46

Suçta tekerrür ve özel

tehlikeli suçlular

58 81,82,84,85,86,87,88

Sınır dısı edilme 59 –

Tüzel kisiler hakkında

güvenlik tedbirleri

60 –

Bu genel açıklamalardan sonra her biri ayrı ayrı tez konusu olacak

genislikteki 5237 sayılı TCK’da düzenlenen güvenlik tedbirlerini kısaca

inceleyelim.

1.1. Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakma

Bir kisinin herhangi bir suç islemesi sonucu yapılan ceza

yargılamasında suçlu oldugu tespit edildiginde, bu sonuç kanunda belirtilen

ceza yaptırımlarına mahkûmiyeti ve 765 sayılı TCK uyarınca da bazı

durumlarda feri ceza olarak asıl ceza yaptırımından sonra uygulanabilen

yaptırımlara hükmedilmeyi gerektirmekteydi. Bu tür feri cezalar sadece 765

sayılı TCK.’da degil 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (madde 407), 657

sayılı Devlet Memurları Kanunu (madde 48/A/5), 2820 sayılı Siyasi Partiler

K. (madde 11/b), 2908 sayılı mülga Dernekler K. (madde 4/2) gibi

kanunlarda da bulunmaktadır. 04.11.2004 tarih ve 5253 sayılı Dernekler

kanunu ile 2908 sayılı Dernekler Kanunundaki kısıtlama kaldırılmıstır.

Ancak 5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında esas alınan ceza

felsefesinde asli – feri ceza ayrımı kabul edilmemistir. Suç isledigi için

toplumun güvenini kaybeden suçlu, suçtan dolayı mahkûm oldugu cezayı

çekerek iyilestirilmis, yeniden topluma kazandırılmıs ve toplumla arasında

var olan güvensizlik ortamı sona ermistir156. Toplum ve suçlu, deyim yerinde

ise barısmıslardır. Bu sebeple ceza çekildikten sonra iyilesmis olarak

yeniden topluma dönen suçlunun bazı haklarından mahrum bırakılması

uygun degildir. Suç isleyip toplumun güvenini kaybeden kisinin ise toplumla

barısıncaya kadar (mahkûmiyeti bihakkın yerine getirinceye kadar) bazı

haklarından yoksun bırakılması gerekmektedir. Madde ceza mahkûmiyeti

süresince hangi haklardan yoksun bırakılacagını düzenlemektedir.

Bu felsefenin neticesi olarak “Memnu Hakların _adesi” diye bir kavram

5237 sayılı TCK tarafından kabul edilmemistir. Bu kabul sonucu ise çesitli

kanunlarda mevcut olan “affa ugramıs olsa dahi” bazı hakların

kullanılamayacagını düzenleyen hükümlerin uygulanma imkânı

bulamayacakları ortaya çıkmaktadır. Bu felsefeye paralel olarak hazırlanan

Adli Sicil Kanunu Tasarısının 19’uncu madde 1/b fıkrasında 2839 sayılı

Milletvekili Seçim Kanunu hariç, çesitli kanunlarda yer alan, belirli suçlardan

dolayı mahkûm olan kisilerin bu mahkûmiyetleri “affa ugramıs olsalar bile”

belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına iliskin hükümlerin

yürürlükten kaldırılması teklif edilmistir. Tasarının gerekçesinde Anayasal

hüküm oldugu gerekçesi ile milletvekili seçilme ile ilgili kısıtlamaların saklı

tutuldugu belirtilmistir. Ancak tasarı kanunlasırken 19’uncu madde 1/b

fıkrasında düzenlenen bu hüküm kabul görmemis, 25.05.2005 tarih ve 5352

sayılı Adli Sicil Kanununa alınmamıstır. Tasarı kanunun 19’uncu maddesi,

degistirilerek kabul edilen kanunda 18’inci madde olarak yer almıstır. Ayrıca

Tasarı Adli Sicil Kanunu 19’uncu maddede teklif edilen hükmün tam aksine

Geçici 2’nci maddesi ile Anayasanın 76’ncı maddesi ve özel kanun

hükümleri saklı tutulmustur.

Kanımızca yapılan bu düzenleme 5237 sayılı TCK’nun felsefesi ile

bagdasmamaktadır. Ayrıca 5237 sayılı TCK da memnu hakların iadesi için

bir düzenleme bulunmadıgı için bu durumda memnu hakların iadesi

kurumunu ihtiva eden 765 sayılı TCK’nundan daha agır sonuçlar ortaya

çıkaracaktır. Bu çeliskili durumun giderilmesi için kanımızca iki farklı yol

izlenebilir. Çözüme daha hızlı ulasmamızı saglayacak yol olarak 5352 sayılı

Adli Sicil Kanununa memnu hakların iadesini saglayacak bir hüküm koymak

tercih edilebilir. Ancak bu uygulama ile kisinin cezasını çektikten sonra

toplumla barıstıgı arada artık bir husumet kalmadıgı görüsünden geri

dönülmüs olur. Uygulamaya konmasını temenni ettigimiz yol ise

Anayasanın 76’ncı maddesinde düzenlenen milletvekili seçilme sartlarında

yeni TCK felsefesine uygun olarak degisiklik yapmak ve buna paralel olarak

Adli Sicil Kanununa, Meclis Adalet Komisyonunca kabul edilmeyen tasarı

kanunun 19’uncu maddesi benzeri hükmü ithal etmektir.

1.1.1. Tedbirin Amacı:

Belli haklardan yoksun bırakma tedbirinin amacı suç isleyerek

topluma ters düsen ve toplumun güvenini kaybeden suçlunun topluma daha

fazla zarar vermesini önlemek, mahkûmiyet (iyilestirme) süresince toplumun

esenligini ilgilendiren ve etkileyen görev, yetki ve haklarının kullanımını

kısıtlamak ve bu sayede toplumu suçtan korumak olarak ifade edilebilir. Bu

güvenlik tedbiri kamu hizmetleri (niteligindeki) kapsamındaki isleri ve

medeni haklardan velayet, vesayet ve kayyımlık hakkının kısıtlanmasını

kapsar. Kisiye özel hak olan vesayet ve özellikle velayet hakkının

kısıtlanması toplumun aile yapısına verdigi özel önemi vurgulamaktadır. Bu

kısıtlama sayesinde velayet ve vesayet altındaki kisinin koruması topluma

zarar vermemis, toplumla bozusmamıs ve toplumun güvenine sahip bir

baska kisiye devredilerek velayet veya vesayet altına alınan kisinin

güvenligi, dolayısı ile toplumun güvenligi saglanmıs, hem de güvenilir kisiligi

nedeniyle kendisine vasilik görevi verilen suçlunun mevcut tehlikelilik hali

gözetilerek mahkeme ile verilen vesayet görevinin yine mahkemece geri

alınması saglanmıstır.

Böyle bir düzenleme yapılmamıs olsa idi korumaya muhtaç olan

velayet veya vesayet altındaki kisinin telafisi imkânsız zararlardan

kaçınması imkânsız olacaktı.

1.1.2. Tedbirin Uygulama Sartları:

Bu bölümde tanımlanan güvenlik tedbirinin uygulanabilmesi için

kanunda belirlenen bir suçun kasten islenmesi ve suçlunun bu sebeple

hapis cezasına mahkûm olması gerekmektedir.

Madde metninde belirtilen “kisi, kasten islemis oldugu suçlardan

dolayı …” ifadesi, taksirle islenen suçlardan dolayı verilen hapis cezası

mahkûmiyetine maddede belirtilen güvenlik tedbirlerinin uygulanmaması

sonucunu dogurur.

Taksirle ya da kasten suç isleyen bir kisiye karsı toplumun güveni

kırılmaktadır. Ceza ile onarılmaya çalısılan güven tamirinin süresinin farklı

olması pek tabii olmakla birlikte, maddenin amacında var olan toplumu

suçtan koruma adına taksirli suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilen

kisinin de hakları kısıtlanabilmelidir. Özellikle taksirli suç isleyip hapis

cezasına mahkûm olan suçlunun cezasının infazı esnasında koruması

altında bulunan (velayeti- vesayeti altında bulunan) kisileri koruyamayacagı

açıktır. Bu sebeple 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 405 ve devamı

maddelerinde bu durumu düzenlemistir. 407’nci madde geregince “Bir yıl

veya daha uzun süreli özgürlügü baglayıcı bir cezaya mahkûm olan her

ergin kısıtlanır. Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir

hükümlünün cezasını çekmeye basladıgını, kendisine vasi atanmak üzere

hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür.” Bu hüküm taksirli

bir suç nedeni ile bir yıldan fazla süreli bir mahkûmiyet alan kisinin 5237

sayılı TCK 53’üncü madde çerçevesinde olmasa bile medeni haklarını

kullanamamasını sonuçlar. Ancak taksirli bir suç nedeniyle bir yıldan az

süreli bir mahkûmiyet alınması veya herhangi bir suç nedeniyle tutuklanma

durumunda kisi infaz kurumunda kaldıgı sürece bazı medeni haklarını fiziki

zorunluluk sebebiyle kullanamayacaktır.

Bu maddenin uygulanmasında su husus önemle vurgulanmalıdır.

Güvenlik tedbirlerinin uygulanma sartları arasında ilke olarak ceza

mahkûmiyeti bulunmamaktadır. Ancak cezaya mahkûm edemedigimiz

kisilere, tehlikelilik halleri saptandıgında uygulayabildigimiz güvenlik

tedbirlerinin uygulanabilmesi için bu maddede özellikle belirtildigi için bir

ceza mahkûmiyetine ihtiyaç duyulmaktadır. Maddede belirtilen (sayılan)

güvenlik tedbirleri ceza mahkûmiyeti yoksa uygulanamaz. Özetle maddenin

1’inci fıkrasında sayılan tedbirler hapis cezasının kanuni sonucudur.

1.1.3. Orantılılık _lkesi:

Madde hükümleri incelendiginde güvenlik tedbirlerinin ilkelerinden biri

olan kisinin tehlikelilik derecesine göre verilmesi ilkesi suçun agırlıgına göre

verilme ile yer degistirmis gibi görünmektedir. Çünkü güvenlik tedbirinin

süresi ceza süresi ile esittir. Ancak maddenin uygulanmasındaki istisnaları

belirten fıkralarda (4–5–6’ncı fıkralar) güvenlik tedbirinin uygulama süresinin

belli suçlar için tehlikelilik hali ile orantılılıgı ilkesinin korundugu

görülmektedir.

1.1.4. Tedbirin Süresi:

Maddede belirtilen güvenlik tedbirlerinin süresi ana ilke olarak ceza

süresi ile esittir ve hapis cezasının infazı bitene kadar sürer. Ancak suç,

güvenlik tedbiri olarak kısıtlanması düzenlenen hak ve yetkilerden birinin

kötüye kullanılması sureti ile islenmis ise, uygulanma süresi ceza

mahkûmiyetinden sonra baslamak üzere hükmolunan cezanın yarısından

bir katına kadar bir süre için ayrıca kötüye kullanılan hak ve yetkinin

kısıtlanması güvenlik tedbirinin devamına hükmedilir. _ste buradaki ek

güvenlik tedbirinin süresinin tespitinde belirtilen suçlu için tehlikelilik

oranının dikkate alınması gerekmektedir.

Yine aynı fıkra hükmüne göre güvenlik tedbiri olarak kısıtlanması

düzenlenen hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle islenen

suç nedeniyle hapis cezasına degil de sadece adli para cezasına

hükmolunmus ise hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına

kadar kötüye kullanılan hak ve yetkinin kullanımının yasaklanmasına karar

verilir.

Adli para cezasına mahkûmiyet halinde hükmolunan hak yoksunlugu

hükmün kesinlesmesiyle yürürlüge girer, süre ise adli para cezasının

tamamen infazından itibaren islemeye baslar.

Ceza ve ceza tedbirlerin infazı kanun madde 106’da adli para

cezasının infazı düzenlenmistir. Madde hükmüne göre adli para cezasını

içeren ilam Cumhuriyet Bassavcılıgına verilir. Sonra 30 gün içinde

hükümlüye ödeme emri teblig eder hükümlü ödemeyi süre içinde yapmıs ise

ödenmeyen kısma karsılık gün sayısınca hapis olunur. Bu süre üç yılı

geçmez, bununla beraber adli para cezası takside baglanmıs olabilir.

Mahkeme hükmünde takside baglanmamıs olsa bile adli para cezasının

üçte birini bir aylık süre içinde ödeyen hükümlü isterse birer ay ara ile iki esit

taksitle kalan kısmı ödeyebilir.

Ödeme yapmayan ve bu sebeple üç yıla kadar hapis olunan hükümlü

hapiste bulundugu süre ile adli para cezasını karsılayamamıs ise geri kalan

kısım 6183 sayılı amme alacaklarının tahsil usulü hakkındaki kanuna göre

tahsil edilir.

5237 sayılı TCK adli para cezası ve hapis cezası arasındaki iliskiyi

söyle düzenlemistir.

5237 sayılı TCK’daki ana ilke hapis cezası ile adli para cezasının yan

yana uygulanmamasıdır. Kanun istisna olarak sadece ekonomik çıkar

amaçlı suçlar için – uyusturucu madde suçu gibi ekonomik çıkar amaçlı

suçlar için ile ilgili olarak kazanç müsaderesi tedbiri uygulanamadıgından –

hapis cezasının yanında adli para cezasını kabul etmistir. Diger suçlar

açısından ise hapis veya adli para cezasına hükmedilmesini düzenlemistir.

1.1.5. Tedbirin _nfazı:

Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma tedbirinin kisinin mahkûm

oldugu hapis cezasının ifası sürece infaz edilecegini bir önceki bölümde

belirtmistik. Bu süre içinde madde de sayılan hak ve yetkiler kullanılamaz

hükümlünün velayeti, vesayeti altında herhangi bir kisi var ise bu kisiler için

yetkili mahkemece vasi tayini gerekir. Kayyımlık görevi var ise yerine yine

yetkili mahkemece bir baska kayyım atanması gereklidir.

Hükümlünün hükümlü oldugu hapis cezası 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin _nfazı Hakkında Kanununun 16 ve 17’nci maddeleri

geregince ertelenebilir veya aynı kanunun 107’nci maddesi geregince

hükümlü kosullu salıverilerek cezasının infaz edildigi ceza infaz

kurumundan çıkabilir.

Böyle bir durumda 5237 sayılı TCK’nun 53/3’üncü maddesi geregince

uygulanmakta olan güvenlik tedbirlerinden kendi altsoyu üzerinde velayet,

vesayet ve kayyımlık yetkilerini kullanmaktan hükümlü yoksun bırakılmaz.

Hükümlü ceza infaz kurumundan erteleme ya da kosullu salıverme neticesi

çıkması ile kendi alt soyu ve üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık

yetkilerini baska bir karara ihtiyaç olmadan kullanabilir. Aynı fıkra hükmüne

göre cezası ertelenen hükümlünün 5237 sayılı TCK 53/1/e maddesinde

belirtilen kamu kurumu veya kamu kurumu niteligindeki meslek kurulusunun

iznine tabi bir meslek ve sanatı kendi sorumlulugu altında serbest meslek

erbabı veya tacir olarak icra etmekten yoksun bırakılma tedbirinin, erteleme

kararını veren mahkemece uygulanmamasına karar verilebilir.

Burada velayet, vesayet ve kayyımlık hakkı yetkilerinin aksine

hükümlünün bu hakkı kullanabilmesi mahkeme kararına baglıdır.

Bu özel ( istisnai ) durumlar haricinde ceza infazı tamamlanıncaya

kadar ceza ertelenmis olsa da hak yoksunlugu güvenlik tedbirlerinin infazı

devam eder.

Hapis cezasını bihakkın ceza ve infaz kurumunda çekerek tahliye

olunması halinde güvenlik tedbirinin infazı sorun degildir. Çünkü özel

durumlar haricinde infaz sona erecektir.

Ancak kosullu salıverme durumunda cezanın ne zaman infaz edilmis

olacagı sorunu karsımıza çıkmaktadır. Bu sorun ise 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin _nfazı Hakkındaki Kanunun 107/14’üncü

maddesindeki hüküm ile çözülmüstür. Madde kosullu salıverilen

hükümlünün denetim süresini yükümlülüklere uygun ve iyi halli olarak

geçirdigi takdirde cezasının infaz edilmis sayılacagını hükme baglamıstır.

Kosullu salıverilen hükümlüye uygulanacak denetim süresi ise 107/6’ncı

maddeye göre kosullu salıverilmesi için ceza infaz kurumlarında geçirilmesi

gereken sürenin yarısıdır. Ancak süreli hapislerde denetim süresi hak

ederek tahliye süresini geçemez. Kanunun 107/2’nci maddesine göre

kosullu salıvermeden yararlanmak için mahkûm olunan hapis cezasının en

az üçte ikisinin ceza infaz kurumunda çekilmesi gerekmektedir. Kosullu

salıverilen kisinin denetim süresi de cezaevinde geçirmesi gereken sürenin

yarısı oldugu için hapis cezası özellikle süreli hapis cezasının karsılıgı olan

güvenlik tedbirleri her durumda hüküm olunan süre kadar infaz edilecektir.

Yani güvenlik tedbirlerinin infaz süresi en az mahkemece hüküm

olunan hapis cezasının süresi kadardır. Ceza ertelemesi yapıldıgında

otomatik olarak erteleme süresi kadar infazı uygulayacaktır.

Agırlastırılmıs müebbet ve müebbet hapis cezasına mahkûm edilen

hükümlüler için ise güvenlik tedbirinin infazı hak ederek tahliye olunacak bir

süre olmadıgı için denetim süresi sonuna kadar sürecektir.

Güvenlik tedbirlerinin infazı ceza tamamen infaz edildiginde veya

infaz edilmis sayıldıgında herhangi bir baska karara gerek olmadan sona

erecek ve hükümlü kullanmaktan yoksun bırakıldıgı haklarını yeniden

kullanabilecektir.

5237 sayılı TCK’nun 53/4’üncü maddesine göre bir yıl veya daha az

süreli aldıgı hapis cezası mahkemece ertelenen kisiler ile fiili isledigi sırada

18 yasını doldurmamıs kisiler hakkında 53/1’inci madde hükmü yani hak

yoksunlugu güvenlik tedbirleri uygulanamaz.

Bu hükmün fiili isledigi sırada 18 yasında bulunmayanlar hakkında

tedbirin uygulanmamasını düzenleyen kısım kanımızca eksik kalmıstır. 18

yasından küçük olan bir kisinin madde 53/1’de sayılan hak ve yetkileri

kullanamayacagı açıktır. Kullanılamayan yetkilerin kısıtlanması da dogal

olarak mümkün ve gerekli degildir. Ancak hükmün failin 18 yasını geçtikten

sonra verildigi veya hükümlünün hapis cezası 18 yasından sonrada ceza

infaz kurumunda kalmasına yol açacak durumda ise hükümlü 18 yasını

geçtiginde (ikmal ettiginde) ne olacagı belli degildir.

Kanımızca bu eksikligin giderilerek 18 yasından sonrası için tedbire

karar verilmesinin düzenlenmesi gerekir. Çünkü cezai sorumluluga sahip 12

yasını bitirip, 18 yasını bitirmemis bir kisiye 5237 sayılı TCK 31’nci maddeye

göre 15 yıla kadar ceza verilebilmektedir. Hali hazırda bu sorun 4721 sayılı

Türk Medeni Kanununun 407’nci maddesi ile çözülmektedir. Madde

hükmüne göre infaz kurumu 18 yasını ikmal eden hükümlü için yetkili

vesayet makamına basvurarak kısıtlama kararı alınmasını talep edecektir.

Ancak uygulamada bazı sıkıntılar dogacagı degerlendirildiginden 18

yasından küçükler hakkında 18 yasının ikmalinden sonraki mahkûmiyet

süresi boyunca uygulanmak üzere 53ncü maddedeki güvenlik tedbirlerinin

uygulanmasını saglayabilecek bir yasal düzenlemenin 5237 sayılı TCK‘na

ithalinin uygun olacagını düsünmekteyiz.

En son olarak cezanın çektirilmemesi durumunda yani ceza zaman

asımı süresi doldugunda hak yoksunlugu tedbirlerinin ne sekilde

uygulanabilecegi sorunu karsımıza çıkmaktadır. Çünkü böyle bir durumda

ceza infaz edilmis sayılmamaktadır. Sadece devletin cezalandırma

hakkında vazgeçmesi söz konusudur. 5237 sayılı TCK 69’uncu madde bu

sorunun çözümünü düzenlemis ve hak yoksunlugu güvenlik tedbirlerinin

ceza zaman asımı doldugunda sona erecegi hükme baglanmıstır.

Yine affın güvenlik tedbirlerinin infazına etkisi 5237 sayılı TCK’nun

65’inci maddesi ile düzenlenmis madde hükmüne göre doktrinle uyumlu

olarak genel affın kamu davasının düsmesini saglaması nedeni ile güvenlik

tedbirlerinin de uygulanmasının sona erdirilmesi kabul edilmistir. Özel affın

ise güvenlik tedbirlerine herhangi bir etkisinin olmayacagı da 65/3’üncü

madde ile hüküm altına alınmıstır.

1.2. Esya müsaderesi / Kazanç müsaderesi

Müsadere Arapça “sudûr” kökünden türetilmis olup memnû, yasak

bir seyin kanuna uygun olarak alınması anlamındadır.

Doktrinde müsadere ile ilgili çesitli tanımlar yapılmıstır.

Bir tanıma göre müsadere, islenen bir suç sebebiyle kisi ve

kurumların mallarının bir kısmına veya tamamına el koyma ve bunların

mülkiyetini ya da bedelini hazineye mâl etmedir.

Bir baska tanıma göre müsadere, bir kimsenin tasınır veya tasınmaz

bir malının kendi istegi olmaksızın devlet güçleri tarafından elinden

alınmasıdır.

Baska bir tanıma göre ise müsadere, kanunda yazıla hallerde belli bir

veya birkaç seyin sahibinin mülkiyetinden devletin mülkiyetine

geçirilmesidir.

Genel olarak müsadereyi, kanunda yazılı durumlarda belirli bir esya

veya malın mülkiyet hakkının mahkeme kararı ile sahiplerinden alınarak

devlete verilmesi seklinde tanımlamak mümkündür.

5237 sayılı TCK kabul edilene kadar müsaderede (zoralımda) genel

hüküm niteligi tasıyan TCK’nun 36’ncı maddesi anlamındaki müsadere,

suçta kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan veya suçun

islenmesinden hâsıl olan esyanın mahkûmiyet halinde ve suça yabancı

kimselere ait bulunmaması sartı ile kullanılması, yapılması, tasınması,

bulundurulması ve satılması suç teskil eden esyanın ise, hiçbir sart ve

kayda tabi olmaksızın mülkiyet hakkının sahiplerinden alınarak devlete

verilmesini ifade etmektedir.

Esya müsaderesinin düzenlendigi 5237 sayılı TCK’nun 54’üncü

maddesinin gerekçesinde ise çok kısa ve öz olarak “müsadere, bir seyin

mülkiyetinin devlete geçmesini sonuçlayan bir yaptırımdır” seklinde

tanımlanmıstır.

5237 sayılı TCK’nun kabulünden önce müsadere yaptırımının niteligi

konusunda doktrinde tartısmalar süre gelmistir. Müsaderenin ceza mı yoksa

güvenlik tedbiri mi oldugu konusundaki görüsler zapt ve müsadere

kavramlarını karsılastırarak kendilerine dayanak bulmaya çalısmıslardır.

Zapt ile müsadere karsılastırıldıgında su hususlar tespit edilebilir.

Zapt, Lûgatte (sözlükte) sıkı tutma, idaresi altına alma, kendine mâl

etme, suç alet ve edevâtını ele geçirip ilgili makama teslim etme

anlamına gelmektedir. Bu sebeple Zapt (elkoyma) ile müsadere (zoralım)

birbirinden ayrı seylerdir. Zapt, zilyedligi geçici olarak kaldıran usuli bir

islemdir. Müsadere ise, bir malı hazine mülkiyetine geçiren kesin bir

tedbirdir. Ancak zapt çok defa müsadereden önce yapılan bir islemdir.

Bundan dolayı kanunlarımızda bazen “zapt ve müsadere” diye ikisi birden

kullanılmıstır. Ceza niteligindeki müsadere bir yaptırım, zapt bir güvenlik

önlemidir. Müsadere ceza veya önlem niteliginde de olsa müsadere edilen

seyin mülkiyeti devlete geçer. Müsadere 765 sayılı TCK’nun 36’ncı maddesi

ile 1412 sayılı CMUK 392 ila 394’üncü maddelerinde düzenlenmis, zapt ise

1412 sayılı CMUK 86’ncı ve devamı maddelerde yer almaktadır.

765 sayılı TCK 36/1’inci maddesindeki zaptın anlamı suçta kullanılan

veya kullanılmak üzere hazırlanan esyayı geçici olarak elde tutmak ve esya

sahibinin esya üzerindeki tasarrufunu önlemektir.

Zapt ve müsaderenin niteligi konusunda ise sunlar söylenebilir.

Zaptın anlam ve tanımına bakıldıgında ve özellikle müsadereden

önce yapılan ve hatta çok defa yapılması sart olan bir islem olması

dolayısıyla “tedbir” niteliginde olduguna süphe yoktur.

Müsaderenin mahiyeti, yani ceza mı yoksa tedbir mi oldugu hususu

tartısmalıdır.

Bir görüse göre, 765 sayılı TCK’nun 11’nci maddesinde sayılan

cezalar arasında “müsadere”nin bulunmaması, suç failine ait olmayan

esyanın da bazı hallerde (TCK 36/2) müsadere edilebilmesi, mahkûmun

ölümü halinde dahi müsaderenin infaz edilmesi (TCK 96/2) hususları

müsaderenin cezai vasıfları tasımadıgını gösterir ve buna göre müsadere

“ceza” degil tedbirdir.

Diger bir görüse göre, 765 sayılı TCK 36/1’inci maddede öngörülen

sekli ile müsadere, niteligi itibarıyla bir cezadır ve kanun koyucu tarafından

mahkûmiyetin bir kanunî neticesi olarak benimsenmistir; 36/2’nci maddede

öngörülen halde ise bir tedbirdir.

Baska bir görüse göre ise müsadere mevzuatımızda bazen bir “ceza”

bazen de bir “emniyet tedbiri” olarak öngörülmüstür.

Uygulamada müsaderenin bazen ceza bazen de tedbir olarak

uygulanan bir yaptırım olduguna iliskin kararlara rastlanırsa da genellikle

müsaderenin bir ceza degil ve fakat cezai mahkûmiyetin neticesi bulunan bir

tedbir oldugu kabul edilmektedir.

Müsadere konusunda yargıda alınan kararların bazıları söyledir.

“Zoralım, kanunda yazılı durumlarda belli malların mülkiyet hakkının

sahiplerinden alınarak Devlete geçmesini saglayan ve bazen ceza bazen de

tedbir olarak uygulanan bir yaptırımdır. (765 sayılı) TCK’nun 36’ncı

maddesinin 1’inci fıkrasında suçta kullanılan esyanın zoralımı bir ceza

olarak öngörülmüstür. Gerçekten bu fıkraya göre, suçta kullanılan esyanın

zoralımı için mahkûmiyet sart oldugu gibi, esyanın faile ait olması da

gereklidir. Buna karsılık aynı maddenin 2’nci fıkrasında “kullanılması,

yapılması, tasınması, bulundurulması cürüm veya kabahat teskil eden esya

bir ceza mahkûmiyeti olmasa ve faile ait bulunmasa bile mutlaka zapt ve

müsadere olunur” diyerek zoralımı bir tedbir olarak düzenlemistir”.

“Müsadere bir ceza degildir. Gerçekten cezaları belirleyen (765

sayılı) TCK’nun 11’inci maddesinde müsadereden söz edilmemistir”.

“(765 sayılı) TCY’nın 11’inci maddesinde sayılan cezalar arasında

yer almayan müsadere (zoralım) bir ceza olmayıp, cezai mahkûmiyetin

sonucu bulunan bir tedbirdir”.

 “Gerek (765 sayılı) TCK’nun 36/1 ve gerekse 6831 sayılı yasanın

108/son maddelerine göre verilen müsadere kararlarının “Fer’i ceza”

olduguna kusku bulunmamaktadır”.

“Müsadere (zoralım) bir ceza degil, fakat cezai mesuliyetin neticesi

bulunan bir tedbirdir. Cezaları belirleyen (765 sayılı) TCK’nun 11’inci

maddesinde zoralımdan söz edilmemistir”.

Meclise sunulan hükümet tasarısında ise müsadere yaptırımı ceza

olarak tanımlanmıs ancak herhangi bir mahkûmiyet hükmü olmasa bile

müsadereye hükmedilebilme olanagı kabul edilmistir. Hâlbuki ceza

niteliginde bir yaptırımın uygulanabilmesi için o kisinin suçlulugunun ispatı

neticesi mahkeme tarafından o ceza müeyyidesine mahkûmiyet kararı

gerekmektedir. Bu sebeple tasarı hükmüne göre ceza mahkûmiyeti

olmadan cezai nitelik tasıyan müsadere yaptırımının uygulanabilmesi ilkeler

arasında çeliskiye sebep olmaktadır. Çünkü ceza niteligindeki bir yaptırıma

bir kimsenin mahkûmiyeti olmadan basvurulamayacagı açıktır.

5237 sayılı TCK ise bütün bu tartısmaların sona ermesini saglamıs

ve müsadereyi açıkça güvenlik tedbiri olarak nitelemistir. Böylece 765 sayılı

TCK176 ve diger kanunlarda çok çesitli maddelerle düzenlenen müsadere

yaptırımı sistematik bir düzenlemeye kavusmus, güvenlik tedbiri olarak

nitelendirildigi için de mahkûmiyet kararı olmadan uygulanma ortamı

bulmustur.

5237 sayılı TCK kabul edilmeden önce 765 sayılı TCK’da kazanç

müsaderesine iliskin özel bir hüküm olmamasına ragmen kanunun göçmen

  kaçakçılıgını düzenleyen 201/a ile 291, 354 ve 567/2 maddelerinde kazanç

müsaderesine iliskin hükümler mevcuttur. Eski düzenlemedeki bu kazuistik

sistem 5237 sayılı TCK sistematiginde ortadan kaldırılmıstır. Bu nedenle de

Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanunda bulunan

müsadereye iliskin hükümler, Orman Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri

Kanununda, Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda vs, pek çok kanundaki

müsadereye iliskin bütün hükümler 5237 sayılı Ceza Kanununun bu

düzenlemeleri karsısında uygulama kabiliyetini yitirmis olacaktır.

1.2.1. Tedbirin Amacı:

5237 sayılı TCK’da yapılan düzenlemenin esas amacı müsadere

yaptırımı konusundaki kazuistik sistemin terk edilerek yerine günümüzde

kabul edilen ceza hukuku sistemine uygun olan soyut kanun sistemine

geçmek ve müsaderenin niteligi konusundaki tartısmaları sonlandırmaktır.

Bu düzenlemenin yapılması ile çesitli kanunlarda dagınık olan düzenlemeler

sistematik bir yapıya kavusturulmustur.

Müsadere yaptırımının temel amacı; toplumu suçtan korumak

maksadı ile suçun islenmesinde kullanılabilecek veya kullanılan mal veya

esyanın suçlunun elinden alınarak devlet mülkiyetine geçirilmesi, böylece

aynı zarar ya da tehlike suçunun tekrar islenmesini fiilen imkânsız hale

getirilmesidir. Suç nedeni ile elde edilen kazancın müsaderesinde ise suç

isleyen kisinin elde ettigi kazanımların elinden alınması neticesinde kazanç

saiki ile suç isleme arzusunun önüne geçilmesidir.

Bu tanımdaki birinci cümle esya müsaderesi ikinci cümle de kazanç

müsaderesinin amacı olarak degerlendirilebilir.

Esya ve kazanç müsaderesinin amaçları kısa ve öz olarak söyle ifade

edilebilir. Esya müsaderesindeki temel amaç, suç ile iliskili esyanın

müsaderesi ile faile tekerrür sansı vermemek, kazanç müsaderesindeki

temel amaç ise suç islemek suretiyle ekonomik kazanç elde etmeyi

engellemektir.

Müsadere yaptırımları güvenlik tedbirleri yaptırımlarının

amaçlarından biri olan iyilestirme ve yeniden sosyallestirme amacını

tasımaz. Müsadere ile suçlunun mülkiyetindeki mal ve kazançların devletin

mülkiyetine geçmesi sonucu suçlu mevcut durumuna göre sadece

fakirlesecektir. Ancak bu durumun sebebi, suçlunun mesru olamayan yol ile

elde ettigi kazançlarının temelinde haksız bir davranıs oldugu bu sebeple

hukuki dayanaktan yoksun olması ve mesru yoldan elde ettigi kazançlarını

ise yetkilendirilmedigi bir davranısı icra etmek için (ruhsatsız silah almak

gibi) kullanmasıdır. Her iki durumda da temeli sakat olan islemin sonucunun

da sakat olacagı ilkesi geregince bahse konu kazanımların kaybedilmesi

dogal bir sonuç olacaktır. Müsadere bu temel amacın uygulanması için

sistemlestirilmis bir güvenlik tedbiri müessesesidir.

1.2.2. Tedbirin Uygulama Sartları:

5237 sayılı TCK’nun 54’üncü maddesinde düzenlenen esya

müsaderesinin uygulanabilmesi için asagıdaki kosulların varlıgı aranmalıdır.

Esyanın kasıtlı bir suç islenilmesinde kullanılması veya böyle bir

suçta kullanılmasa bile suçun islenilmesine tahsis edilmesi gerekmektedir.

Esyanın kasıtlı bir suç islenmesi sonucu ortaya çıkması gerekir.

Suçun islenilmesinde kullanılmayan ancak kullanılmak için hazırlanan

esyanın yalnızca kamu güvenligi, kamu saglıgı veya genel ahlak açısından

tehlikeli olması durumunun mevcudiyeti aranacaktır. Bir baska deyisle bir

kisiyi öldürmek üzere alınan bir ekmek bıçagı, fail suçu isleyemeden

yakalanmıs ve niyetini açıkça belirtmis olsa bile suçun islenilmesinde

kullanılmadıgı, kamu güvenligi, kamu saglıgı veya genel ahlak açısından

tehlikeli olmadıgı için müsadere edilemeyecektir.

Suçta kullanılan veya suçun islenilmesine tahsis edilen esyanın iyi

niyetli üçüncü kisilere ait olmaması gerekir. Daha açık bir ifade ile, esya

sahibi kisinin suçun islenmesine istirak etmemesi, suçun islenisinden

haberdar olmaması durumunda, sahibi bulundugu esya için bir suçun

islenmesinde kullanılmıs veya suçun islenilmesine tahsis edilmis olsa bile,

müsadereye hükmedilemeyecektir.

Eger suçta kullanılan veya suça tahsis edilen, suçtan meydana

gelen, suçta kullanılmak üzere hazırlanan kamu güvenligi, kamu saglıgı

veya genel ahlak açısından tehlikeli olan esyanın herhangi bir sekilde

müsadere edilmesi engellenir ise o esyanın degeri kadar para tutarı

müsadere edilir. Bu durum yine temeli sakat olan kazanımların neticesi elde

edilen yararların suçlunun elinden alınması amacına yönelik olarak

müsadere güvenlik tedbirine basvurulması gereginin bir sonucudur. Bu

durumda müsadere edilen sey para olsa bile bu bir kazanç müsaderesi

olarak kabul edilemez. Suçlunun kanuna karsı hile yapmasının önüne

geçilerek aynı suçunu tekerrür etme imkânından uzaklasmasına yönelik bir

ikame müsadere tedbiridir.

Herhangi bir suç islenmesi ile ilgisi olmamasına ragmen esyanın

kendisi bizzat suç olusturuyorsa yani üretimi, bulundurulması, kullanılması,

tasınması, alım ve satımı suç olusturan esya, her halde müsadere

edilecektir. Bu tür esyanın müsadere edilebilmesi için herhangi bir ceza

kararnamesine yani esya sahibinin herhangi bir suçtan suçlu bulunup

mahkûm edilmesine gerek yoktur.

Maddenin besinci fıkrası geregince kısmi müsadere de yapılabilir.

Buna göre bir seyin sadece bazı kısımlarının müsaderesine karar vermek

gerekiyorsa ve tümüne zarar verilmeksizin bu kısımların ana unsurdan

ayrılabilmesi olanaklı ise, sadece o kısımların müsaderesi mümkündür. Ana

parçadan ayrılamayan seyler için ise bütünün müsaderesine

hükmedilmelidir. Ancak orantılılık bahsinde biraz daha ayrıntılı olarak

inceleyecegimiz madde 54/3 geregi bu durum islenen suça nazaran daha

agır sonuçlar doguracaksa müsadere kararı verilemez.

Maddenin altıncı fıkrası ise istirak halindeki esyanın müsaderesini

düzenlemistir. Bu hükme göre istirak halindeki mülkiyete konu esyadaki

sadece suça istirak eden kisinin payı müsadere olunabilir. Bu tür esyalar

için müsadere kararının uygulanabilmesi, besinci fıkra hükmü

uygulanabiliyorsa o sekilde, uygulanamıyorsa ortaklıgın giderilmesi

sorununun çözümünü müteakip olabilir. Bu durumda kanımızca esyanın fiili

müsaderesi yerine ikinci fıkra hükmündeki parasal karsılıgın müsaderesi

uygulanmalı ve suça istirak etmemis olan diger istirakçilerin magduriyeti

önlenmelidir.

5237 sayılı TCK’nun 55’inci maddesinde düzenlenen kazanç

müsaderesinin uygulanabilmesi için aranacak sartlar ise söyle açıklanabilir.

Müsadere edilecek sey maddi menfaatler veya ekonomik

kazançlardır. Bunlar ev, araba, para, altın gibi seyler olabilir.

Söz konusu maddi menfaatler veya kazançlar suça istirak eden kisiye

ait olmalıdır.

Söz konusu maddi menfaatlerin suçun islenmesi ile elde edilmesi

(çocuk kaçırarak fidye almak gibi), bizzat suçun konusunu olusturması

(tehditle haraç almak gibi), ya da suçun islenmesi için saglanması (para

karsılıgı adam öldürme gibi) gerekmektedir. Bu uygulamada 54’üncü

maddede aranan kazancın ya da menfaatin fiilen suçtan sadır olması

hususuna bakılmaz. Kanun bu tür menfaatlerin daha sonra yasal yollarla da

olsa isletilip degerlendirilmesini ya da baska bir seye dönüstürülmek

suretiyle ortadan kaybolması ihtimalini de dikkate alarak bu sekildeki

islemlerle elde edilen ekonomik kazançların da müsaderesine imkân veren

bir düzenleme de yapmıstır. Ancak bu müsadere tedbiri söz konusu suçtan

elde edilen maddi menfaat ve kazançların suçun magdurlarına iade

edilememesi halinde uygulanabilir.

Bu hüküm ile kazanç müsaderesi, “karapara aklama”, uyusturucu

veya uyarıcı madde ticareti, dolandırıcılık, kaçakçılık, ihaleye fesat

karıstırma gibi ekonomik çıkar elde etme amacıyla islenen suçlara karsı

etkin biçimde caydırıcılık özelligi olan bir yaptırım niteligine

kavusturulmustur. Bu hükmün uygulanmasında magdurun ve iyi niyetli

üçüncü kisilerin hakları korunacak, bunlara ait maddî degerler kazanç

müsaderesine tabi tutulmayacaktır. Müsadere konusu esya, maddi

menfaat veya ekonomik kazançların müsadere edilememesi durumunda

54/2’nci madde hükmüne paralel olarak düzenlenen hüküm ile bu degerlerin

karsılıgını olusturan degerlerin müsaderesine karar verilir. Ceza

hukukumuza yeni katılan bir düzenleme olan “kaim degerin müsaderesi”

sayesinde müsaderesi imkânsız kılınan degerlerin karsılıgı bir para ya da

parasal esiti bir baska degerin müsaderesine imkân saglanmıstır. Adalet

Bakanlıgı’nca yapılan TCK tanıtım seminerlerinde ise bu uygulamanın

mahkemelerin is yükünü arttırıp isleyisini yavaslatacagı degerlendirilerek

kanımızca uygun olmayan “ya maktu deger uygulamasına geçilmesi ya da

hükmün kaldırılması” önerilmistir.

1.2.3. Orantılılık _lkesi:

Müsadere tedbirinin uygulanmasındaki orantılılık güvenlik

tedbirlerinin niteligi bölümünde bahsettigimizin aksine failin tehlikeliliginde

degildir. Uygulamada önemli olan müsadere edilecek esya, maddi menfaat

veya ekonomik çıkarın islenen suç ile olan iliskisidir.

Suç islemekte kullanılan esyanın müsadere edilmesinde dikkate

alınan orantılılık güvenlik tedbiri niteliginin aksine cezanın nitelikleri içindeki

suçun agırlıgı ile iliskilidir. 54/3’üncü maddeye göre suçta kullanılan esyanın

müsadere edilmesi islenen suça oranla daha agır bir netice ortaya

çıkaracak ve bu da hakkaniyet ilkesine aykırı olacak ise esyanın

müsaderesine hükmedilmeyebilir. Bu ihtimalin tespiti hakimin takdirine

bırakılmıstır. Buradaki orantı suçun agırlıgı ile ilgili oldugu için müsadere

tedbirinin ceza niteliklerine de sahip oldugu söylenebilir. Çünkü güvenlik

tedbiri ile ceza arasındaki en önemli farkın güvenlik tedbirinin failin

tehlikeliligi, cezanın ise suçun agırlıgı ile orantılı olarak ve bu esaslara

dayanarak uygulanması oldugunu nitelikleri bahsinde belirtmistik.

Madde hükmü geregi suçun agırlıgı ile orantılılıgın mevcut olması

sebebiyle esya müsaderesi tedbirinde nitelik tartısmasının bu düzenleme

dolayısıyla devam edecegini söyleyebiliriz.

Bu düzenleme ile kanun koyucunun esya müsaderesi güvenlik

tedbirini teknik uygulama zorunlulugundan dolayı güvenlik tedbiri olarak

isimlendirdigi ancak nitelik itibarıyla ceza olarak gördügü ortaya çıkmaktadır.

1.2.4. Tedbirin Süresi:

Müsadere önce zapt sonra devlet mülkiyetine geçirme islemlerinin

yapılması ile meydana geldiginden anlık bir uygulamadır.

Müsadere hükmü verildiginde derhal usulî islemlere baslanır ve

devlet mülkiyetine geçirme islemi sonuçlandırılır. Bu islem için öngörülen bir

süre mevcut degildir. Bu tedbirin uygulanmasında süre sadece tedbirin

uygulanmasını düzenleyen zamanasımı esaslarında kendini gösterir.

5237 sayılı TCK 70’inci madde müsaderede zamanasımını hükmün

kesinlesmesinden itibaren yirmi yıl olarak belirlemistir. Müsaderenin

kesinlesmesinden itibaren yirmi yıl geçmesine ragmen halen müsadere

veya kaim deger müsaderesi yapılamamıssa artık yapılamaz.

1.2.5. Tedbirin _nfazı:

Müsadere tedbirinin infazı idari nitelikte bir islemdir. Mahkemenin

verdigi müsadere kararı ile esya veya ekonomik degerin mülkiyeti devlete

geçmez. Bu islem için normal süreç uygulanacaktır. Mahkeme kararına

dayanan önce el koyma sonra da devlet mülkiyetine geçirme usulî islemleri

uygulanacaktır. Müsaderenin infazında erteleme kurumu yoktur. 5275 sayılı

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin _nfazı Hakkındaki Kanunun ertelemeyi

düzenleyen hükümlerinde müsadere ile ilgili bir hüküm bulunmamaktadır.

5237 sayılı TCK’nun 64/1’inci maddesi hükmü geregi genel af halinde

kamu davası düseceginden ve hükmolunan bütün cezalar neticeleri ile

birlikte ortadan kalkacagından bu davaya baglı olarak müsaderesine

hükmedilmis olan ancak çesitli sebeplerle usulî islemler tamamlanamadıgı

ya da bulunamadıgı için fiilen devletin mülkiyetine geçirilemeyen esya veya

ekonomik degerin durumunun ne olacagı sorusu sorulabilir.

Kanımızca bir esya, mal veya ekonomik deger hakkında mahkemece

verilen müsadere kararı kesinlestiginde söz konusu esya, mal veya

ekonomik degerin müsadere oldugu kabul edilmelidir. Bu degerlerin devlet

mülkiyetine geçirilmesi islemleri usulî islemlerdir. 5237 sayılı TCK’nun

74/1’inci maddesinde düzenlenen “af müsadere olunan seylerin geri

alınmasını gerektirmez” hükmü geregi yapılamayan usulî islemlerin

durdurulup müsadere edilen seyin geri verilmesi mümkün degildir. Ancak

yirmi yıllık zamanasımı süresinin geçmesine ragmen idari nitelikteki mülkiyet

devir islemi yapılamaz ise artık o mal veya ekonomik degerin müsadere

kararı infaz edilemez.

1.3. Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri

Çocuklar bir toplumun gözbebegidir. Bu sebeple çok iyi korunmaları

ve yetistirilmeleri gerekmektedir. Toplum hayatına yeni giren kuralları

ögrenmeye çalısan çocukların bu süreç içerisinde hata yapacakları

muhakkaktır.

Çocukların egitiminde önemli olan yapacakları bu hataların topluma

büyük zararlar vermeden önlenmesine bu mümkün degilse etkisinin en aza

indirilmesine yönelik çalısmalardır.

Çocukların toplumsal kuralları, iyiyi, kötüyü anlayıp özümsemeleri,

iradelerini kullanıp karar verebilmeleri zamanla gelisecek özellik ve

yetilerdir. Bu kabiliyetleri tam olarak gelismis olmadıgından kusurluluk

hallerinin var olmadıgı ya da tam ehliyetli olmadıkları konusunda herhangi

bir tartısma yoktur. Çocuklar davranıslarını icra ederken topluma ve

kendilerine zarar vermelerini engellemek için özel tedbirler alınması normal

ve gereklidir.

Bununla beraber muhakeme ve algılama yetenekleri tam gelismis

olmayan çocukların, kötü niyetli kisilerce kanunu dolanmak suretiyle suç

islemeye yönlendirdikleri ve böylece topluma karsı tehlikelilik vasıflarının

arttıgı bir gerçektir. Toplumun gelecegi olan çocukların bu etkilerden

korunması ve topluma yararlı bir birey olarak yetistirilmesi için devletin

gerekli önlemleri alması zaruridir. Bu konuda uluslararası alanda da çok

çesitli antlasmalar yapılmıs, BM Çocuk Haklarına Dair Sözlesmesi ile

çocuklara özgün kanun, usul ve mahkemeler olusturma gerekliligi tüm taraf

devletler için bir yükümlülük haline gelmistir.

Türk ceza hukukunda çocuklara özgü ilk kanun 7.11.1979 tarih ve

2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kurulusu, görev ve yargılama usuller

hakkındaki kanun olup 01.06.1982 tarihinde yürürlüge girmis ve günümüze

kadar altı kere degisiklige ugramıstır181.

1.3.1. Tedbirin Amacı:

Bu güne kadar ki Türk Hukuku uygulamasında çocuklarla ilgili

düzenlemeler bir sistematik içinde yer alamamıstır. Önce klasik suç

teorisine göre kusur eksikligi sebebiyle suç isleyemeyecek olan çocuklara

uygulanacak iyilestirici, gelistirici ve koruyucu nitelikteki güvenlik

tedbirlerinin ne olacagı net bir düzenlemeye kavusamamıs ve sorun

giderilememistir. Ancak 5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında esas alınan

suç teorisine göre kusur suçun unsurları arasında kabul edilmediginden,

çocukların suç isleyebilecekleri ancak kusur ve tehlikelilik durumlarına göre

ceza ya da güvenlik tedbirleri uygulamasına maruz bırakılabilecekleri kabul

edilmistir. Pek tabiidir ki yetiskin bir kisiye uygulanacak güvenlik tedbirleri ile

çocuklara uygulanacak güvenlik tedbirleri içerik ve uygulamaları açısından

farklı olacaktır. Madde ile bu gereklilik göz önüne alınarak çocuklara özgü

güvenlik tedbirlerinin özel bir kanunla belirlenmesi gerekliligi düzenlenmistir.

Yasa koyucu bu gerekliligi 02.07.2005 tarihinde 5395 sayılı Çocuk Koruma

Kanununu kabul ederek yerine getirmistir.

Çocuklar hakkında uygulanacak olan güvenlik tedbirlerinin neler

olacagını, nasıl uygulanacagını düzenleyen çocuk koruma kanunu 49’uncu

maddesinde belirtilen hükümler haricinde yayımı ile birlikte yürürlüge

girmistir.

1.3.2. Tedbirin Uygulama Sartları:

Baslı basına ayrı bir tez çalısmasına konu olabilecek çocuklar

hakkındaki güvenlik tedbirlerinin neler oldugu ve bunların uygulama sartları

hususu 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun da belirlenmistir. Kanunun

11’inci maddesi, aynı kanunun 5’nci maddesinde belirtilen koruyucu ve

destekleyici tedbirlerin suça sürüklenen (kanunlarda suç olarak tanımlanan

fiilleri isleyen) ve ceza sorumlulugu olmayan çocuklara özgü güvenlik

tedbirleri olarak uygulanacagını hükme baglamıstır. Çocuk Koruma

Kanunun 5 nci maddesinde belirlenen koruyucu ve destekleyici tedbirler

yani çocuklara özgü güvenlik tedbirleri sunlardır.

Koruyucu ve destekleyici tedbirler

MADDE 5.- (1) Koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocugun öncelikle kendi

aile ortamında korunmasını saglamaya yönelik danısmanlık, egitim, bakım, saglık

ve barınma konularında alınacak tedbirlerdir. Bunlardan;

95

a) Danısmanlık tedbiri, çocugun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk

yetistirme konusunda; çocuklara da egitim ve gelisimleri ile ilgili sorunlarının

çözümünde yol göstermeye,

b) Egitim tedbiri, çocugun bir egitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak

devamına; is ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna

gitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöre

ait isyerlerine yerlestirilmesine,

c) Bakım tedbiri, çocugun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir

nedenle görevini yerine getirememesi hâlinde, çocugun resmî veya özel bakım

yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlara

yerlestirilmesine,

d) Saglık tedbiri, çocugun fiziksel ve ruhsal saglıgının korunması ve tedavisi

için gerekli geçici veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna, bagımlılık yapan

maddeleri kullananların tedavilerinin yapılmasına,

e) Barınma tedbiri, barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı

tehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma yeri saglamaya,

Yönelik tedbirdir.

5237 sayılı TCK’nun 31/1-2’nci maddelerine göre fiili isledigi sırada

12 yasını doldurmamıs olan çocukların ve fiili isledigi sırada 12 yasını

doldurmus olup, 15 yasını doldurmamıs olanların isledigi fiilin anlam ve

suçlarını algılayamayan ve davranıslarını yönlendirme yeteneginin yeterince

gelismemis oldugu mahkemece tespit edilen çocukların ceza sorumlulugu

yoktur.

Bu çocuklara sadece yukarıda sayılan güvenlik tedbirleri uygulanır.

Bu durumu düzenleyen 31’inci maddenin gerekçesi söyledir.

“Kisinin, fiziksel gelisimine paralel olarak, toplumun deger yargılarını,

bunların anlam ve içerigini algılama yetenegi gelismektedir. Yine bu gelisim

sürecinde algılama yeteneginin yanı sıra, ayrıca toplumdaki ölçü davranıs

kurallarının gerekleri dogrultusunda hareketlerini yönlendirebilme (irade) yetenegi

de gelismektedir.

Suç olusturan fiili isledigi sırada henüz oniki yasını bitirmemis olan

çocukların ceza sorumlulugu bulunmamaktadır. Fiili isledigi sırada henüz oniki

yasını bitirmemis olması, çocuk açısından kusurlulugu mutlak surette ortadan

kaldıran bir neden olarak kabul edilmistir.

_zlenen suç ve ceza politikasının geregi olarak, bu gruba giren yas

küçüklerinin ceza sorumlulugunun olmadıgı normatif olarak kabul edilmistir.

Çünkü, bu çocuklar hakkında ceza yaptırımının uygulanması, cezanın özel önleme

ve yeniden topluma kazandırma islevi bakımından tamamen ters etki gösterecektir.

Hatta, bu çocuklarla ilgili olarak ceza kovusturmasına iliskin islemlerin yapılması,

psikolojik gelisimleri üzerinde olumsuz etkiler meydana getirebilmektedir. Bu

nedenle, suç yoluna sürüklenmis olan bu çocuklarla ilgili olarak, sadece koruyucu

ve egitici nitelikte olan güvenlik tedbirlerine basvurulabilir.

Çocukluktan gençlige geçis sürecinde bulunan oniki yasını doldurmus ve

fakat henüz onbes yasının tamamlamamıs kisiler, genellikle isledigi fiilin bir

haksızlık olusturdugunun bilincinde olmakla beraber, bazı durumlarda fiili

islemekten kendini alıkoyamamakta ve bazı davranıslar açısından iradesine

yeterince hâkim olamamaktadır. Bu nedenle, suç olusturan bir fiili isledigi sırada

oniki yasını bitirmis olup da henüz onbes yasını bitirmemis olan kisilerin, isledigi

suç açısından davranıslarını yönlendirebilme yetenegine sahip oldugunun

belirlenmesi hâlinde, ceza sorumlulugunun oldugu kabul edilmistir.

Bu grup yas küçüklerinin ceza sorumlulugunun olup olmadıgı, çocuk hâkimi

tarafından tespit edilir. Ancak, bu belirlemeden önce, yas küçügünün içinde

bulundugu aile kosulları, sosyal ve ekonomik kosullar ile psikolojik ve egitim

durumu hakkında uzman kisilerce rapor hazırlanması istenir. Çocuk hâkimi,

hazırlanan bu raporları, ceza sorumlulugunun belirlenmesiyle ilgili olarak yapacagı

degerlendirmede dikkate alır.

Kusur yetenegi bulunmayan yas küçügü hakkında ceza tertibine yer

olmadıgına karar verilir. Ancak, bu kisiler hakkında koruyucu, egitici ve yeniden

topluma kazandırıcı nitelikte güvenlik tedbirlerine hükmedilir.

Çocuk hâkimi, isledigi suç açısından ceza sorumlulugunun oldugunu kabul

ettigi yas küçügü hakkında ise kural olarak indirilmis cezaya hükmedecektir.

Fiili isledigi sırada onbes yasını doldurmus ve fakat henüz onsekiz yasını

tamamlamamıs gençler, normal kosullarda, gerçeklestirdikleri davranısların hukukî

anlam ve sonuçlarını kavrama yetenegine sahip olmakla birlikte; bu kisilerin,

davranıslarını yönlendirme yetenekleri yeterince gelismemis olabilmektedir. Bu

nedenle, suç yoluna girmis olan gençlerin, isledikleri suçlar baglamında irade

yeteneginin zayıf oldugu normatif olarak kabul edilmistir. Azalmıs kusur

yetenegine sahip bulunan gençler hakkında kural olarak indirilmis cezaya

hükmedilir.”

5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 7/3’üncü maddesine göre

çocuklar hakkında bir veya birden fazla güvenlik tedbirine karar verilebilir.

Çocuklar hakkında uygulanacak güvenlik tedbirlerine ilke olarak çocuk

mahkemeleri ve çocuk agır ceza mahkemeleri karar verir. _stirak halindeki

suçlarda yani çocugun istirak halinde yetiskinlerle beraber suç islemesi

halinde özel durumlar 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu 17’inci madde ile

düzenlenmistir. Buna göre sorusturma ve kovusturma ayrı yürütülür. Çocuk

hâkimi gerekli görür ise çocuk hakkındaki yargılamayı genel mahkemedeki

davanın sonucuna kadar bekletebilir. Davanın birlikte yürütülmesi

gerekliligine karar verildiginde ise birlestirilen davalar genel mahkemede

görülür ve çocuk hakkındaki güvenlik tedbirlerine genel mahkeme karar

verir.

Çocuk hakkında güvenlik tedbirlerine karar vermede ilke 5395 sayılı

Çocuk Koruma Kanunu 4/1/4’üncü maddeye göre en son çare olarak bu

tedbire basvurmaktır.

Özet olarak çocuklar hakkında güvenlik tedbirlerine hükmedilebilmesi

için çocugun bir suç islemesi ve ceza sorumlulugunun bulunmadıgının

çocuk mahkemesince tespiti gerekir. Bunun dısında baska sebeplerle bir

çocuk hakkında alınan aynı tedbirler koruyucu ve destekleyici tedbirler

olarak kabul edilmektedir.

1.3.3. Orantılılık _lkesi:

Çocuklar hakkında uygulanacak güvenlik tedbirlerine çocugun

tehlikelilik haline orantılı olarak hükmedilir. Bu durumda suçun agırlıgı

karara hiçbir sekilde etki edemez. Bu tedbirler, bu nitelikleri nedeni ile

doktrinsel olarak tam anlamda güvenlik tedbirlerinin niteliklerine sahiptirler.

1.3.4. Tedbirin Süresi:

Çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinde herhangi bir süre kısıtlaması

bulunmamaktadır. Ancak 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu madde 7/5

geregince güvenlik tedbirleri uygulaması çocugun 18 yasını doldurması ile

kendiliginden sona erer. Ancak hakim bu durumda, hakkında tedbire

hükmedilmis ve 18 yasını doldurmus kisinin egitim ve ögretimine devam

edebilmesini saglamak maksadıyla ve rızası alınmak kaydıyla tedbirin

uygulanmasına belli bir süre daha devamına karar verebilir.

Güvenlik tedbirleri kararlarının uygulanması, kararı veren

mahkemece en geç 3’er aylık sürelerle incelettirilir. Çocugun gelisimi göz

önünde bulundurularak tedbirin kaldırılmasına veya degistirilmesine karar

verilir.

1.3.5. Tedbirin _nfazı:

Tedbirlerin infazı 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu 45’inci madde

de sayılan MEB, SHÇEK, Yerel Yönetimler, Çalısma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlıgı ve Saglık Bakanlıgınca yerine getirilir.

Bu konularda ihtiyaç duyulan her türlü tesis, bakım evleri kurulmalı ve

isletilmelidir. Bu konuda devlet gereken tedbirleri almakla ve bu tür

kurumların isletilmesini saglamakla yükümlüdür. Hâlihazırda bu ihtiyaçların

karsılanabilecegi yeterlilikte bir kurumlasmanın mevcut olmadıgı

bilinmektedir. Temennimiz bu yeni kanunun hükümlerinin kanun hükmü

olmaktan çıkıp hayata geçmesinin bir an önce saglanmasıdır. Bu

saglanamadıgı takdirde beklenilen amaçlara ulasması imkânsızdır ve

çocuklarımızın, dolayısı ile toplumumuzun saglıklı bir gelecek beklentisi

karsılanamayacaktır.

1.4. Akıl Hastalarına Özel Güvenlik Tedbirleri.

Tarihin en eski dönemlerinden beri akıl hastası olarak kabul edilen

kisilerin kusurlu davranamayacakları, iradelerini kontrol edemediklerini bu

sebeple de cezai sorumluluga sahip olmadıkları kabul edilmektedir. Bu

sebeple akıl hastalarına ceza verilmemektedir. Ancak bu kisilerin toplum

için tehlike arz etmeleri nedeniyle haklarında ceza olmayan baska

yaptırımların uygulamasının gerekliligi de kabul edilmis ve buna yönelik

uygulamalar yapılmıstır. Tarihimizde akıl hastalarına yönelik olarak özel

kurumlar yapılmıs, su ve musiki ile tedavi yöntemleri denenmistir. Bu tür

kurumlardan biri de Osmanlı _mparatorlugu zamanında yapılan Çankırı’daki

akıl hastanesidir.

Günümüzde ise bu ana düsüncelerin etkisi ile akıl hastalarına yönelik

özel yaptırımların uygulanması kabul edilmis ve bu yaptırım genellikle bir

akıl hastanesine gönderme seklinde ortaya çıkmıstır.

Almanya, _sviçre, Avusturya ve Polonya ceza kanunları gibi bazı

kanunlar akıl hastanesine gönderme tedbirinin bütün akıl hastaları için

uygulanmasını kabul ederken 765 sayılı TCK anılan tedbirin sadece tam

akıl hastası kisiler hakkında uygulanmasını, yarı akıl hastası kisilerin ise

belli bir oranda indirimli cezalar ile cezalandırılmasını kabul etmistir. 765

sayılı TCK’nun kabul ettigi bu uygulama elestirilmistir.

Çünkü öncelikle bu tür rahatsızlıga sahip kisilerin tespiti zordur ve bu

kisiler irade yeteneklerini tam kullanamadıkları için aynı suçu isleyen normal

kisilerden daha tehlikelilerdir. Bu sebeple bu kisiler normal irade sahibi

suçlulardan nazaran daha erken topluma geri döndürülmemeli, en azından

bir müddette bir tedavi kurumunda (akıl hastanesi) tedavi edilmelidirler186.

Yapılan bu elestiriler ısıgında 5237 sayılı TCK 32’nci madde ile akıl

hastalıgı konusunda tam ve yarı akıl hastalıgı kavramını isabetle kaldırmıs

bulunmaktadır. Maddeye göre yine ayrı iki kısımda akıl hastalıgı

degerlendirilmekle beraber tam, yarı akıl hastalıgı kavramı kaldırılmıs konu

failin isledigi fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya bu fiille ilgili

olarak davranıslarını yönlendirme yeteneginin azalma derecesinde

çözümlenmistir. Pek tabidir ki bu konuda karar gerekli tıbbi kontrollerin

neticesinde ortaya çıkacak raporlara paralel olarak mahkeme hâkimince

takdir edilecektir.

Madde ile söz konusu yeteneklerin önemli ölçüde azaldıgının tespiti

durumunda fail hakkında cezaya degil güvenlik tedbirine hükmedilecegi

belirtilmistir. Maddenin 2’nci fıkrasında ise bu konuda bir yenilik

hukukumuza girmistir.

Birinci fıkrada yazılı olan nitelikte olmasa bile davranıslarının

sonuçlarını algılama ve yönlendirme yetenegi azalmıs olan fail için

maddede belirtilen oranda indirilmis cezaya hüküm olunur. Bununla beraber

bu ceza süresi aynı kalmak kosulu ile kısmen veya tamamen akıl

hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak uygulanabilir. Böylece tüm akıl

hastalarının saglık kurumunda tedavi edilebilmeleri, bu sürelerin de akıl

hastalıklarına baglı tehlikelilik durumlarının göz önüne alınarak tespiti

mümkün kılınmıstır.

Maddenin getirdigi baska bir yenilikte akıl hastanesi tedbiri yerine

“Yüksek Güvenlikli Saglık Kurumları“ ifadesinin kabulüdür. Bu ifade devlete

bu tip suçlular için özel olarak yüksek güvenlikli saglık kurumları tesis etme

görevini yüklemistir.

1.4.1. Tedbirin Amacı:

Tedbirin amacı; uygulanacak tedbirin ne oldugu ve usulünün ne

olacagını ayrıntılı olarak açıklayan 57’nci madde hükümleri de dikkate

alındıgında, failin muhafaza ve tedavisinin saglanması böylece toplumu

suçtan korumak oldugu olarak ifade edilebilir. Mukayeseli hukukta da

karsımıza bu tedbirin amacının, kisinin iyilestirilmesi ve toplum için

tehlikelilik derecesinin azaltılması oldugu çıkmaktadır. Alman C_K’nun

136’ncı maddesine göre tedbirin amacı saglık kurumuna (akıl hastanesine)

yatırılan kisinin iyilestirilmesi veya toplum için tehlike arz etmeyecek sekilde

düzeltilmesidir. Avusturya C_K 165 ve Avusturya Ceza Kanunu 21’inci

maddelerine göre tedbirin uygulanması için kurulan kurumların islevi sadece

faili emniyete almak degil aynı zamanda psikolojik, psikiyatrik ve pedagojik

olarak tedavi etmektir.

1.4.2. Tedbirin Uygulama Sartları:

Failin 57’nci madde hükmünde belirtilen güvenlik tedbirine maruz

bırakılabilmesi için kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili islemesi

gerekmektedir.

Failin bu suçu islerken isledigi fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını

algılayamadıgı veya fiille ilgili davranıslarını yönlendirme yeteneginin önemli

ölçüde azaldıgı tespit edildiginde, sadece maddede belirtilen güvenlik

tedbirine hükmedilebilir. Bu durumda herhangi bir cezaya hükmedilemez.

Failin algılama ve davranıslarını yönlendirme yetenegi önemli ölçüde

olmasa bile azalmıs oldugu tespit edildiginde ise 32’nci maddede belirtilen

esaslar çerçevesinde cezaya hükmedilebilir. Bununla beraber hâkim gerekli

görüyorsa bu cezanın bir kısmının ya da tamamının yüksek güvenlikli saglık

kurumunda tamamlanmasına karar verebilir.

Failin algılama ve davranıslarını yönlendirme yetenegi konusunda

yetkili bir tıbbi kurumun tespit raporunun mevcudiyeti gereklidir. Hâkim bu

rapora paralel olarak hüküm kurmalıdır.

1.5.3. Orantılılık _lkesi:

Akıl hastalarının yüksek güvenlikli saglık kurumlarında koruma ve

tedavi altına alınma tedbiri, kisinin davranıslarını algılama ve yönlendirme

yetenegi önemli ölçüde azaldıgı ve bu nedenle cezai sorumlulugunun

bulunmadıgı kabul edildiginde bu kisilere tehlikelilik durumları ile orantılı

olarak uygulanır. Bu durum söz konusu tedbirin, güvenlik tedbirlerinin

nitelikleri bahsinde açıkladıgımız özelliklere tam olarak uyumlu oldugunu

gösterir. Bu tür kisilere yönelik güvenlik tedbiri kararlarına hükmedilirken

kesinlikle suçun nevi, niteligi ve agırlıgı göz önüne alınamaz.

_kinci gruba giren yani algılama ve davranıslarını yönlendirme

yetenegi önemli ölçüde olmasa da azalmıs olan kisiler hakkında ise ceza

sorumlulugu var olarak kabul edildiginden öncelikle suçun nevi, niteligi ve

agırlıgı ile beraber failin kusurluluk durumu (kusur oranı) dikkate alınarak

kanunda belirtilen sınırlar içinde cezai yaptırıma hüküm olunur. Ancak bu

durumda dahi hâkim yüksek güvenlikli saglık kurumunun fail hakkında

hazırladıgı tehlikelilik durumunu belirten rapora dayanarak cezanın

tamamının veya bir kısmının yine aynı kurumun tehlikelilik durumunun

giderildigini belirten raporuna kadar güvenlik tedbiri olarak uygulanmasına

karar verir. Bu düzenlemede suçun agırlıgının dikkate alındıgı, bu sebeple

güvenlik tedbiri niteliginin var olmadıgı iddia edilirse, suçun agırlıgı güvenlik

tedbiri uygulanmasında degil cezai yaptırıma hükmedilmede kullanıldıgı için

bu iddia mesnetsiz kalacak ve kabul görmeyecektir. Burada güvenlik tedbiri

uygulanmasına karar verilirken tehlikelilik durumu dikkate alındıgından

tedbirin niteliklerinden olan tehlikelilik durumuna orantılı olarak

hükmedebilme durumu uygulanmaya devam etmektedir. Tedbir bu

düzenleme sekli ile güvenlik tedbirlerinin niteliklerine tam olarak haizdir.

1.4.4. Tedbirin Süresi:

5237 sayılı TCK 57’nci madde metnine göre fiili isledigi sırada önemli

ölçüde algılama ve davranıslarını yönlendirme yetenegini kaybetmis kisiler

(failler) hakkında hükmedilecek güvenlik tedbirlerinin süre açısından bir

kısıtlaması yoktur.

Ancak bu durumda hâkimin aynı suç için ceza kanununda ön görülen

üst sınır ile baglı oldugu kanaatindeyiz. Aksi düsüncenin kabulü failin

iyilesme derecesine ve süresine baglı olarak çok uzun dönemlere

sarkabilecek böylece aynı suçu isleyen normal bir suçlunun topluma geri

dönebilmesine karsın akıl hastası kisi belki de salaha eremedigi için ömür

boyu yüksek güvenlikli bir saglık kurumunda yasamak zorunda kalacaktır.

Böyle bir durum hakkaniyet ilkesi ile bagdasmayacaktır. Madde de bir üst

süre sınırı belirtilmemis olmasına ragmen bu tip suçluların kanundaki suça

tertip edilen cezanın üst sınırına ulasıldıgında güvenlik tedbiri uygulamasına

son verilerek gerekirse normal bir ruh ve sinir hastalıkları merkezinde

tedavisine devam edilebilir.

Sadece güvenlik tedbirlerine hükmedilen suçlulara uygulanan

güvenlik tedbirleri infaz süresince kurumca düzenlenen raporlara ve bu

raporda belirtilen toplum açısından tehlikeliliginin kalktıgı veya önemli

ölçüde azaldıgının tespiti hükmüne göre mahkeme veya hâkim kararı ile

sona erdirilebilir.

Algılama ve davranıslarını yönlendirme yetenekleri önemli ölçüde

olmasa bile azalmıs ve yüksek güvenlikli saglık kurumunca düzenlenen

rapora dayanarak cezasının güvenlik tedbiri olarak infazına hüküm olunan

kisilere uygulanan tedbirin süresi ceza olarak kabul edilen süredir. Bu

sürenin sona ermesi ile tedbir uygulaması sona erdirilir. Yine bu kisiler

hakkında saglık kurumunun düzenledigi raporla tehlikeliliginin ortadan

kalktıgı veya önemli ölçüde azaldıgının tespiti sonucunda mahkeme veya

hâkim kararı ile güvenlik tedbirinin uygulanmasına son verilir. Bu durumda

fail cezasının geri kalan kısmını ceza infaz kurumunda çekmeye devam

eder.

1.4.5. Tedbirin _nfazı:

Tedbirin infazı yüksek güvenlikli saglık kurumlarında icra edilecektir.

Madde de bu kurumların devlet kurumu olma mecburiyetinin açıkça

belirtilmemis olmasına ragmen devletin ıslah etme, suçta tekerrürü önleme,

hak vazifeleri geregince bu kurumların devlet kurumu niteliginde olması

gerekmektedir. Çünkü cezai sorumlulugu olan ancak irade yeteneklerinin

azalması nedeni ile cezasını yüksek güvenlikli saglık kurumunda güvenlik

tedbiri uygulaması olarak geçirmesine hüküm olunan kisinin özel bir

kurumda ceza yerine uygulanan bir yaptırıma maruz bırakılması düsüncesi

tutarlı degildir. Ceza infaz kurumları ile güvenlik tedbirlerinin uygulandıgı

kurumların devlet kurumu olması gerekmektedir. Madde de akıl hastanesi

kavramı yerine yüksek güvenlikli saglık kurumu kavramının kullanıldıgı

görülmektedir. Bu düzenleme ile devlete akıl hastanelerinin haricinde

güvenlik tedbirini uygulamak üzere yüksek güvenlikli saglık kurumları kurma

ve isletme görevi verilmistir. Yeteri miktarda bu tür kurumlar ihdas edilip

isletmeye açılıncaya kadar uygulamanın yüksek güvenlik tedbirlerine sahip

ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde yapılmasına devam edilmek

zorundadır. Ancak hâkim karar verirken özellikle bir kurum ismi örnegin

“Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi” gibi kısıtlamada

bulunmamalıdır.

_sim zikredilerek verilen bir karar, bu görüse paralel olarak

Yargıtay’ca düzeltilerek onanmıstır. Yargıtay 1nci C.D.12.05.1994 tarihli bir

kararında, “sanıgın tedavi altında bulundurulacagı kurumun Bakırköy Ruh

ve Sinir Hastalıkları Hastanesi olarak hassaten tasrihi suretiyle tedavi ve

tedbire iliskin infazın kısıtlanması.........bozma sebebi saymıstır. Ancak bu

husus yeniden yargılamayı gerektirmediginden hüküm fıkrasındaki

“Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde ” kaydının çıkarılarak ve

sanıgın (765 sayılı) TCK’nun 46/3 maddesi uyarınca resmi bir kurumda

muhafaza ve tedavi altında bulundurulması cümle ilavesi suretiyle hükmün

degistirilerek onanmasına” karar vermistir.

Mukayeseli hukukta da belirtilen kurumların özel olmamaları, devlete

ait olmaları esası kabul edilmis, Almanya, _sviçre ve Avusturya hukukundaki

uygulamalarda bu tür kurumların resmi olması gerektigi kanunlarında yer

almıstır.

Maddenin uygulanmasında hâkim, yaptıgı yargılamaya müteakip

hükmünü verirken sadece” yüksek güvenlikli bir saglık kurumunda koruma

ve tedavi altına alınmasına” ifadesini kullanmalıdır. Bu kurumun nerede ve

hangi kurum olacagının idarece (Adalet Bakanlıgınca) belirlenmesi

gerekmektedir. _darenin (Adalet Bakanlıgının) bu tespiti bazı ölçütlere dikkat

ederek yapması gerekir. Güvenlik tedbirine maruz bırakılan fail hakkında

5237 sayılı TCK 57’nci madde 2,3,4,5’inci fıkra hükümleri geregi belirli

aralıklarla kurumun saglık kurulunca durum tespit raporları düzenlenir ve bu

raporlar (Usul Ekonomisi Geregi) kararı veren mahkemeye veya infazdan

sorumlu hâkime gönderilir. Bu islemin uygulanabilirligi açısından fail kendisi

hakkında güvenlik tedbirine hükmeden mahkemeye en yakın yüksek

güvenlikli saglık kurulusuna gönderilmelidir. Böyle bir uygulama yapılamaz

ise karar süreci gecikecek ve hazırlanan raporlar yeterince

kıymetlendirilemeyebilecektir.

_kinci olarak failin tehlikelilik durumu dikkate alınarak güvenlik

seviyelerine göre en uygun durumdaki yüksek güvenlikli saglık kurumu

tercih edilmelidir.

Her failin tedaviye cevap verme süresi ve tehlikelilik oranı farklı

oldugundan ferdilestirilebilme ilkesi geregi bu iki ölçüt dikkate alınarak

uygulama farklı yüksek güvenlikli saglık kurumlarında fail hakkında

hazırlanan raporlar da dikkate alınarak sürdürülmelidir.

Hukukumuzda yüksek güvenlikli saglık kurumlarındaki idare ve

isletme sisteminin ayrıntılı olarak belirlendigi özel bir düzenleme mevcut

degildir. Bu tür kurumlar için özel bir düzenlemeye ihtiyaç duyuldugu

kanaatindeyiz. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin _nfazı Hakkındaki

Kanunun 9’uncu maddesi ceza tedbirlerinin uygulandıgı yüksek güvenlikli

infaz kurumlarını tanımlamaktadır. Bu hükme paralel olarak yüksek

güvenlikli saglık kurumlarının güvenliginin saglanması konusunda kanunun

9’uncu maddesi çerçevesinde bir düzenlemenin yapılabilecegi

kanaatindeyiz.

Yüksek güvenlikli saglık kurumları da güvenlik tedbirleri infazı

esnasında tıbbi takip ve kontrolün hazırlanan raporda gösterilen süre ve

aralıklarla cumhuriyet savcılıgınca bu kisilerin teknik donanım ve yetkili

uzmanı olan saglık kurulusunca gönderilmeleri ile saglanacagı 5237 sayılı

TCK’nun 57/4’üncü maddesi ile hükme baglanmıstır.

Ancak bu takip ve kontrolün failin tedavi gördügü yerde

yapılabilmesine yönelik çalısmalar yapılmalı ve bu kurumlar teknik donanım

ve uzman personel olarak yeterli hale getirilmelidir. Bu yapılabildiginde

tedbirin amacına daha çabuk ulasabilecegi kanaatindeyiz.

Yüksek güvenlikli saglık kurumlarında koruma ve tedavi altına alma

tedbiri 5237 sayılı TCK 57/7 maddesi geregi suç isleyen alkol ve uyusturucu

bagımlısı kisilere de uygulanabilir. Bu durumda tedbirin infazı failin alkol ya

da uyusturucu veya uyarıcı madde bagımlılıgından kurtulmasına kadar

devam eder. Bu kisiler yerlestirildikleri kurumun saglık kurulunca bu yönde

düzenlenecek rapor üzerine söz konusu mahkeme veya hâkim kararı ile

serbest bırakılıp söz konusu güvenlik tedbiri uygulamasına son verilir.

1.5. Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular

Ceza ve güvenlik tedbirlerinin amaçlarından birinin iyilestirme ve

caydırma görevlerini yerine getirmek suçlunun tehlikeliliginin giderilmesi ve

böylece suçta tekerrürün önlenerek toplumun suçtan korunması oldugunu

belirtmistik. Daha önce suç isleyerek cezaya mahkûm olan kisinin yeniden

suç islemesi ile suç islemek konusunda kararlılık göstermesi bu kisinin

toplum içinde tehlikeliliginin devam ettiginin bir göstergesi olarak kabul

edilmektedir. Tekerrür hali ile ifade edilen durum kisinin tehlikelilik halinin

devamı durumudur. Bu sebeple mükerrir durumda olan kisi için bu durum

cezanın infazı esnasında ve cezanın infazından sonraki süreçte dikkate

alınacak bir olgu olarak degerlendirilmektedir. Bu degerlendirmenin neticesi

olarak mükerrerlik, ceza infazı esnasında özel infaza tabi tutulma ve ceza

infazından sonrada denetimli serbestlik güvenlik tedbirinin uygulamasının

nedeni olarak kabul edilmistir.

Ceza infaz seklinin özel uygulamaya tabi tutulması ve infazdan sonra

denetimli serbestlik tedbirinin uygulanabilmesi sebebiyle 5237 sayılı

TCK’nun getirdigi sistemde tekerrür cezada artırım sebebi olmaktan isabetle

çıkarılmıstır. Çünkü bu tür kisilerin daha çok ceza çekmeye degil cezasının

infazı ve infaz sonrası dönemde özel tedbirlerle iyilestirilmeye ihtiyaçları

vardır. Sadece ceza tedbiri bu kisilerin tehlikelilik hallerinin giderilerek

topluma tekrar katılabilmeleri yetmemektedir.

Madde ile tekerrür hükümlerinin ne zaman ve hangi sartlarda

uygulanacagı düzenlenmis ayrıca yeni getirilen hükümle yabancı ülke

mahkeme kararlarının tekerrüre etki alanı genisletilmistir. Buna göre yurt

dısında “kasten adam öldürme, kasten yaralama, yagma, dolandırıcılık,

uyusturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile parada veya kıymetli

damgada sahtecilik” suçları tekerrüre esas teskil edecektir.

1.5.1. Tedbirin Amacı:

Tedbirin amacı suç isleme konusunda kararlılık gösterip mükerrir

olan kisilerin diger kisilere (mükerrir olmayan suçlulara) nazaran daha fazla

tehlikelilik haline sahip oldukları düsüncesine dayanarak bu tür kisilerin

daha sıkı tedbirlerle iyilestirilip, caydırılarak kisinin yeniden suç islemesini

engelleyici etkileri güçlendirmek, böylece suçlunun yeniden sosyallesmesini

saglayarak toplumu suçtan korumak olarak ifade edilebilir.

1.5.2. Tedbirin Uygulama Sartları:

Tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için suç isleyen kisinin daha

önce bir baska suçtan dolayı kesinlesmis bir ceza mahkûmiyetinin olması

gerekir. Daha önce isledigi bir suçtan dolayı yapılan yargılama devam

ederken yeni bir suç islemesi nedeni ile yapılan yargılamada tekerrür

hükümleri uygulanamaz.

Tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için sonradan islenen suçtan

önce kesinlesmis bir ceza mahkûmiyetinin olması yeterlidir. Kesinlesmis

mahkûmiyetin, 765 sayılı TCK’daki hükümlere paralel olarak, infaz edilmesi

gerekmez.

Tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için madde metninde

kesinlesmis hüküm ifadesi bulunmasına ragmen bu ifadenin ceza

mahkûmiyeti olarak anlasılması gerekir. Bu sebeple daha önce isledigi bir

suçtan dolayı kisi hakkında sadece güvenlik tedbirine hükmedilmesi

durumunda bu kesin hüküm tekerrüre esas teskil edemeyecektir.

Tekerrür hükümlerinin uygulanmaması için maddenin 2’nci fıkrasında

bes ve üç yıllık iki farklı süre tespit edilmistir. Ancak tekerrür hükümlerinin

uygulanmasını kısıtlayan bu sürelerin isleyebilmesi cezanın infaz edilmesi

kosuluna baglanmıstır. Cezanın infazı tamamlanıncaya kadar bu süreler

tekerrürün hükümlerinin uygulanmasına etki etmez.

Fiili isledigi sırada 18 yasından küçük olan kisiler hakkında ise cezai

sorumlulukları tam olmadıgı ve bu kisilerin koruma altında bulunmaya

ihtiyaç duymaları sebepleri ile tekerrür hükümleri uygulama olanagı

bulunamaz. Bu düzenleme ile çocuklara özgü özel düzenleme yapılması

geregi ve yükümlülügü de yerine getirilmis olmaktadır.

Madde ile getirilen önemli bir yenilikte 9’uncu fıkra ile hüküm altına

alınmıstır. Buna göre itiyadi suçlular, suçu meslek edinen kisiler veya örgüt

mensubu suçlular hakkında mükerrirlere özgü infaz rejimi ve ceza

infazından sonra uygulanan denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına

hükmedilecegi düzenlenmistir.

Bu hükümler madde ile getirilen esaslı yeniliklerdir.

Ancak madde ile ilgili olarak en önemli yeniligin örgüt mensuplarına

yönelik olarak yapılan düzenleme oldugunu degerlendirmekteyiz. _tiyadi

suçlu ve suçu meslek edinen kisiler anılan suçları birden fazla islemek

durumunda oldukları halde örgüt mensubu için böyle bir durum söz konusu

degildir.

Örgüt mensupları ilk kez bu suçtan dolayı yargılanıp ceza

mahkûmiyeti ile cezalandırılırken tekerrürün genel ilkesi aksine tek bir örgüt

suçu nedeni ile tekerrür hükümlerince ve denetimli serbestlik uygulamasına

tabi tutulabilmektedirler.

Bu düzenleme tekerrür uygulamasına istisna imis gibi görünse de

örgüt kurarak veya örgüte üye olarak tehlikelilik halinin çok üst seviyede

oldugunun isaretlerini veren örgüt mensubu kisinin topluma yeniden

katılabilmesi ve yasalara saygılı bir vatandas olabilmesi maksadıyla özel

tedbirlere maruz bırakılması toplumun suçtan korunması açısından hayati

önem arz etmektedir.

Denetimli serbestlik tedbirinin nasıl uygulanacagı ayrıntılı olarak

03.07.2005 tarih ve 5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri

_le Koruma Kurulları Kanunu ile belirlenmistir. Baslı basına ayrı bir tez

konusu olan bu kanunun incelenmesini konumuzu sınırlandırmak açısından

bu bölümde yapmayı uygun görmemekteyiz.

1.5.3. Orantılılık _lkesi:

Tekerrür halinde hüküm olunan cezanın mükerrirlere özgü infaz

rejimine göre çektirilecegi ayrıca mükerrir hakkında cezanın infazından

sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacagı 6’ncı fıkrada hükme

baglanmıstır.

Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve denetimli serbestlik tedbirinin ne

suretle uygulanacagı 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin _nfazı

Hakkındaki Kanunun 108’inci maddesi ile belirlenmistir. Madde ile

mükerrirlerin kosullu salıverilmeden hangi durumlarda yararlanabilecekleri

düzenlenmistir. Buna göre fail, agırlastırılmıs müebbet hapis cezasının

otuzdokuz yılını, müebbet hapis cezasının otuzüç yılını, süreli hapis

cezasının dörtte üçünü, infaz kurumunda iyi hâlli olarak çekmesi durumunda

kosullu salıvermeden yararlanabilir. Bu farklı süreler failin tehlikelilik

durumuna oranla artırılmıs oldugundan süreçte suçun agırlılıgının degil failin

tehlikelilik durumunun dikkate alındıgı açıktır. Bu kisilerin tehlikelilik

durumunun diger suçlulardan daha yüksek oldugu kesin olarak kabul

edilmistir. _kinci defa tekerrür hükümlerine tabi tutulan failin tehlikelilik

durumunun çok daha yüksek oldugu kabul edildiginden kosullu

salıvermeden yararlanamayacagı hükmü uygulamada esas alınan durumun

failin tehlikeliligi oldugunun çok açık bir sekilde ifade etmektedir.

Denetimli serbestlik süresinin tespitinde de failin tehlikelilik halinin

kıymetlendirilmesi neticesi bir ile bes yıl arasında bir sürenin hükme

baglanabilmesi de bu tedbirin kisisellestirilmesinin mümkün oldugunu ve bu

kararın da tehlikelilik hali ile orantılı verilmesi geregini ifade etmektedir.

Bu hüküm verilirken failin tehlikelilik hali kararını veren mahkeme

kıymetlendirecektir. Bir saglık kurulusundan buna yönelik bir rapor

istenmesine gerek yoktur.

Karine olarak toplum için tehlikeliligi yüksek seviyede oldugu kabul

edilen kisilere karsı ceza infazı asamasında kanunla belirlenmis yazılı

kuralların uygulanması yanında, ceza infazından sonraki asamada kisinin

sahsi tehlikelilik derecesinin degerlendirilmesi neticesiyle denetimli

serbestlik tedbirinin uygulanma süresinin kararlastırıldıgı tekerrür

uygulamasında, suçun agırlıgı yerine kisinin sahsi tehlikelilik durumuna

orantılı islem yapılması bu tedbirin güvenlik tedbiri niteliklerine sahip

oldugunu göstermektedir.

1.5.4. Tedbirin Süresi:

Tekerrür hükümlerinin uygulanmasında hak düsürücü süre

mevcuttur. Bu süre devletin tekerrür nedeni ile suç islemekte ısrarını

böylece tehlikeli oldugunu gösteren fail hakkında tekerrür hükümlerinin

uygulanması hakkında tek taraflı olarak vazgeçtigi süreyi belirtir.

Devlet karine olarak bu hak düsürücü süreler geçtikten sonra kisinin

tehlikelilik halinin diger suçlulara göre arttıgı düsüncesinden vazgeçer. Bu

süre 5237 sayılı TCK 58/2’nci maddeye göre bes yıldan fazla süreyle hapis

cezasına mahkûmiyet halinde cezanın infaz edildigi tarihten itibaren bes yıl,

bes yıl ve daha az süreli hapis ya da adli para cezasına mahkûmiyet halinde

ise cezanın infaz edildigi tarihten itibaren üç yıldır. Burada bu hak düsürücü

sürelerin baslaması için hükmün kesinlesme tarihi degil cezanın infazın

tamamlanma tarihi dikkate alınacaktır. Böyle bir uygulama failin cezasını

tamamlayıp iyileserek toplumla barısmasının üzerinden belirtilen süreler

geçene kadar bir suç islemeyerek tehlikelilik halinin ortadan kalktıgını

varsayımına dayanır.

Mükerrirlere uygulanacak olan denetimli serbestlik tedbirin süresi ise

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin _nfazı Hakkındaki Kanunun 108

nci maddesi ile belirlenmistir. Buna göre denetimli serbestlik tedbirinin

süresi en az bir en çok bes yıl olabilir. Buradaki sürelerde tekerrür

hükümlerinin uygulanmasındaki hak düsümü süreleri ile orantılı

düzenlenmistir. Cezanın infazından sonra en çok gözetimsiz olarak bes yıl

kanunlara ve nizamlara saygılı hayat süren suçlunun tehlikelilik halinin

kalktıgı kabul edildigine göre gözetimli olarak kanunlara ve nizamlara saygılı

geçirilen ve kanunda belirtilen özel tedbirlerle toplum hayatına yeniden

kazandırılmak istenen kisinin bes yılı tehlikelilik halinin kalktıgı durumunun

kanıtı olarak kabul edilebilir. Zaten mükerrir suçlu cezasının infaz tarihinden

sonra en çok bes yıl içinde kanunlara ve nizamlara uygun davranıs

sergilemis herhangi bir suç islememis ise artık 5237 sayılı TCK 58/2’nci

maddesindeki hüküm geregi hakkında bir baska suç için tekerrür hükümleri

uygulanmayacaktır.

1.5.5. Tedbirin _nfazı:

Tekerrür hükümlerinin infazı için mükerrir olan kisi hakkında

yargılama yapıp hüküm veren mahkemenin kararında 58/7’ye göre

“hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve ceza infazından

sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacagı” belirtilir. Mahkeme

kararında böyle bir hüküm bulunmaz ise ceza infaz kurumları hükümlü

hakkında tekerrür hükümlerini uygulayıp cezayı mükerrirlere özgü infaz

rejimine göre çektiremez. Mahkeme, 5237 sayılı TCK 58/7’nci maddesinde

belirtilen sekilde hüküm vermemis ise bu durumun usûl hatası sayılarak

kararın Yargıtay’ca bozulması gerekir. Ancak bu halde Yargıtay düzelterek

onama yolunu seçmemelidir. Çünkü mahkemenin denetimli serbestlik

tedbirinin süresini tespit sorumlulugu vardır. Yargıtay alt mahkemenin yerine

geçip bu süreyi tespit edemez. Böyle bir durumda hükmü veren mahkeme

hatasını düzelterek denetimli serbestlik süresini de belirleyerek hükmünü

yenilemelidir.

Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması esnasında hâkim mükerrir

hakkında verdigi denetim süresini uzatabilir.

Mükerrirlere özgü ceza infaz rejimi 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin _nfazı Hakkındaki Kanunun 108’inci maddesinde

tanımlanmıstır. Bu madde hükmüne göre kosulu salıverilmeden

yararlanabilmek için infaz kurumunda iyi halli olarak geçirilmesi gereken

süreler artırılmıs, ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda

ise hükümlünün kosullu salıverilmeden yararlanma olanagı kaldırılmıstır.

Cezanın infazından sonra uygulanması gereken denetimli serbestlik

tedbirinin geçirilmesi esnasında kosullu salıverilmeye iliskin hükümler

madde 108/4 delaletiyle uygulanır.

Tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için kesinlesmis ceza

hükmünün aranması temel gerekliliktir. Ancak 5237 sayılı TCK 58/9’uncu

maddesi geregince itiyadi suçlular, suçu meslek edinenler ve örgüt

mensubu suçlu hakkında bu gereklilik aranmamaktadır.

Cezanın infazından sonraki denetimli serbestlik tedbirlerinin nasıl

uygulanacagı, bu tedbirlerin infazından sorumlu mahkeme kurumun kim

oldugu 5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri _le Koruma

Kurulları Kanununca düzenlenmistir.

Kanuna göre denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasından Adalet

Bakanlıgı sorumludur. Merkez teskilatında Adalet Bakanlıgı Ceza ve

Tevkifevleri Genel Müdürlügü bünyesinde olusturulacak Denetimli Serbestlik

ve Yardım Hizmetlerinden Sorumlu Daire Baskanlıgı ile tasra teskilatında ilk

derece adli yargı mahkemelerinin bulundugu yerlerde olusturulacak

Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Sube Müdürlügü ile Koruma Kurulu

tedbirin infazını saglayacaktır. Sube müdürlükleri Cumhuriyet

Bassavcılarına baglı olarak çalısacaklardır.

5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri _le Koruma

Kurulları Kanunu ile denetimli serbestlik tedbirinin infazından sorumlu anılan

kurumların görevleri 14 ve 15’inci maddelerde ayrıntılı olarak sayılmıstır.

1.6. Sınır Dısı Edilme

Güvenlik tedbiri niteliginde hukukumuza giren yeni bir yaptırım

yabancılar için uygulanabilecek olan sınır dısı edilme tedbiridir. Anılan tedbir

hukukumuzda daha öncede var olmasına karsın 5237 sayılı TCK’da ilk kez

güvenlik tedbiri olarak tanımlanmıstır. Devletin toplumu suçtan koruma hak

ve görevi vardır. Bu ilke tartısmasız olarak kabul edilmektedir. Devlete

vatandaslık bagı ile baglı olan herkesin de toplumsal kurallara kanun ve

nizamlara uygun davranma yükümlülügü vardır. Bu kurallara uymayan

vatandas devlet tarafından topluma uyum saglaması ve yeniden

sosyallestirilmesi için ceza ve güvenlik tedbirlerine tabi tutulurlar. Devlet

kendine vatandaslık bagı ile baglı olan kisilerin suç islemesi durumunda

yukarıda da belirttigimiz üzere bu kisilerin iyilesmesi ve topluma yeniden

döndürülmesi görevini yapmak zorundadır. Suç isleyen bu kisilere karsı

devletin sorumlulugu budur. Devlet suç isleyen vatandaslarını toplum dısına

çıkaramaz. Baska bir degisle suçlu vatandasını kendi egemenlik gücünü

kullandıgı yerlerin dısına çıkararak sorunu çözdügünü, toplumu suçtan

korudugunu iddia edemez. Çünkü suç isleyen vatandasın suç islemesine

ragmen ait oldugu toplum içinde yasamaya hakkı vardır. Ancak yabancı bir

ülke vatandası ya da vatansızların yani kısaca yabancıların vatandaslık bagı

ile baglı olmadıkları bir devletin egemenligindeki bölgelerde (ülke sınırları

içinde) yasayabilmeleri özel sartlarla düzenlenmistir. Yabancılar böyle bir

haktan yararlanmak istediklerinde o devletin ya da toplumun kabul ettigi,

koydugu tüm kurallara uymak zorundadır. Yabancı böyle davranmadıgı

zaman muhatap devlet ya da toplum ile yaptıgı sözlesmenin hükümlerine

aykırı davranmıs olur. Bu sebeple kabul eden devlet, toplum kurallarına

uymayan, suç isleyen yabancı hakkında özel tedbirler alarak toplum dısına

çıkarma islemi yapabilir. Yani devlet kendi kurallarına uymayan, suç isleyen

bir yabancıyı sınır dısı edip, toplumu bu yolla suçtan koruyabilir.

Yabancı kurallara nizamlara kanunlara uyarak, bir baska devlet

egemenligi altında yasayabilme hakkına sahiptir. Yabancı bu hükümlere

aykırı davrandıgında ise bu hakkını kaybeder. Öyle ise sınır dısı edilme

güvenlik tedbiri yukarıdaki açıklamalar dikkate alındıgında bir hak

yoksunlugu tedbiri olarak nitelendirilebilir. 5237 sayılı TCK’nun 59’uncu

maddesi bu durumu düzenleyen bir maddedir.

1.6.1. Tedbirin Amacı:

Madde ile getirilen tedbirin amacı isledigi suç nedeni ile belli bir

toplumsal tehlikelilik seviyesine sahip olugu kabul edilen yabancının

cezasını çektikten sonra tekrar topluma katılarak tehlikelilik durumunun

devamını engellemek ve yabancıyı toplum dısına çıkararak toplumu suçtan

korumaktır.

1.6.2. Tedbirin Uygulama Sartları:

Tedbirin uygulanma sartları olan oldukça basit görünmektedir. Eger

bir yabancı isledigi bir suç nedeni ile hapis cezasına mahkum edilirse

kosullu salıverilmeden yararlandıktan ve her halde cezasının infazı

tamamlandıktan sonra, durumu sınır dısı edilme islemleri ile ilgili olarak

degerlendirilmek üzere derhal _çisleri Bakanlıgına bildirilir. Burada bildirimin

kim tarafından yapılacagı açıkça belirtilmemisse de Savcılıkça yapılması en

uygun çözüm tarzı olacaktır.

Görüldügü gibi tedbirin uygulanması cezanın infazına baglıdır. Bir

infaz kurumunda cezası infaz edilen bir yabancı için uygulamada herhangi

bir sorun görülmemektedir. Cezanın infazından sonra infaz kurumundan

alınan yabancıya sınır dısı edilme islemi uygulanabilir. Ancak ceza infaz

edilemediginde ya da ceza infaz edilmesine ragmen idarede meydana

gelebilecek kusurlar veya baska sebepler yüzünden sınır dısı islemi yerine

getirilemediginde tedbirin durumunu ne olacaktır sorusuna cevap

verilmelidir. Bu durumda sınır dısı edilme tedbirine zamanasımı kuralları

uygulanabilecek midir?

Kanımızca ceza infaz edilemediginde ceza zamanasımı süresi takip

edilecek, süre doldugunda cezanın infazı mümkün olmayacaktır. Çünkü

ceza zamanasımı nedeni ile cezanın infazı yapılamadıgından 5237 sayılı

TCK’nun 69’uncu maddesi geregi hak yoksunlugunun süresi sona ermis

olacaktır. Bir hak yoksunlugu olarak kabul ettigimiz sınır dısı edilme güvenlik

tedbirinin de bu durumda uygulanabilirligini kaybettigi görüsündeyiz.

Ceza infaz edilmesine ragmen çesitli sebeplerle sınır dısı edilemeyen

yabancılar, 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de Seyahat ve _kametleri

Hakkında Kanunun 23’üncü maddesi geregi içisleri bakanlıgının gösterecegi

yerde ikamet etmeye mecburdurlar. Bu durumdaki yabancılar hakkında da

aynı düsüncelerle sınır dısı edilmeye sebep olan ceza hakkında düzenlenen

zamanasımı süresi doldugunda sınır dısı edilme tedbirin artık

uygulanamayacagı görüsündeyiz.

Dolayısı ile soruya verilecek cevabın “hak yoksunlugu olarak kabul

ettigimiz sınır dısı edilme tedbiri için kanunda açık hüküm bulunmamasına

ragmen sınır dısı edilme tedbiri hakkında hüküm verilmesine sebep olan

ceza için düzenlenen ceza zamanasımı süresinin 5237 sayılı TCK 69’uncu

madde nedeni ile uygulanması gerekir” seklinde oldugu düsüncesindeyiz.

Sınır dısı edilme tedbirinin uygulaması sırasında bir baska problemle

daha karsılasılabilir. Sınır dısı edilme tedbirine tabi tutulması için içisleri

bakanlıgına durumu bildirilen yabancı eger 5237 sayılı TCK’nun 18’inci

maddesinde belirtilen geri verme hükümlerinden birisi nedeni ile geri

verilemeyecek kisilerden ise sınır dısı edilme tedbiri uygulanmamalıdır. En

azından böyle bir durumda yabancı 18’inci maddede belirtilen uygulamalara

maruz bırakılmayacak bir ülkeye sınır dısı edilmelidir. Bu durumda

yabancının sınır dısı edilerek gönderilecek ülkenin seçiminde de dikkatli

davranılmalı bu ülkenin yabancı kisiyi kendi ülkesine göndermeyecegi

güvence altına alınmalıdır. Yabancının sınır dısı edilme kararına 18’inci

maddede belirtilen durumların varlıgı iddiası ile itiraz hakkının oldugu kabul

edilmeli ve bu itiraz detaylı olarak incelenmelidir. Böyle bir durumda yabancı

hapis cezasına mahkûm edilse bile sınır dısı edilme tedbirinin uygulama

olanagının olmadıgı kanaatindeyiz.

Maddenin ilk halindeki düzenlemesinde sınır dısı edilmenin mahkeme

kararı ile uygulanabilmesi nedeniyle güvenlik tedbiri niteliginde oldugunu

söyleyebiliriz. Ancak yapılan degisiklikle bugünkü hale gelen düzenlemede

sınır dısı edilme kararı idarenin takdirine terk edildiginden hâkim tarafından

hükmedilme ilkesine aykırı bir durum ortaya çıkmıs, bu sebeple de ceza

hukuku açısından güvenlik tedbiri niteligini kaybetmistir. Kanımızca bu

durumda kanunun “güvenlik tedbirlerini düzenleyen bölümünde yer

almasına ragmen ” idare hukuku kapsamında idari güvenlik tedbiri olarak

nitelenebilir.

1.6.3. Orantılılık _lkesi:

Madde ile hapis cezası alan yabancıların tehlikelilik seviyelerinin

toplum için problem teskil ettigi kabul edilmistir. Böylece tedbirin

uygulanmasında dikkate alınan hususun hapis cezası alan yabancının

tehlikelilik durumu oldugu bu sebeple de güvenlik tedbirleri için dikkate

alınan orantılılık ilkesi ile paralel bir düzenleme oldugu söylenebilir.

1.6.4. Tedbirin Süresi:

Sınır dısı edilme tedbirinin anlık bir islem olması nedeni ile icra

islemine baslama ve bitisi arasında uygulanacak bir süre kısıtlaması

olmadıgı görüsündeyiz. Ancak süre konusunun sınır dısı edilen yabancının

yeniden ülkeye giris yapmak istemesi durumunda dikkate alınmasının

uygun olacagını degerlendiriyoruz. 5683 sayılı kanunun 22’nci maddesi

hükmünün aksine bu durumda sınır dısı edilen yabancının sınır dısı

edilmesine sebep olan cezanın ceza zamanasımı süresince tekrar yurda

girisine izin verilmemesi gerektigi görüsündeyiz. Çünkü hak yoksunlugu

olarak kabul ettigimiz sınır dısı edilme yani ülkede yasayamama tedbirinin

5237 sayılı TCK 69’uncu madde geregi süresinin ceza zamanasımı

doluncaya kadar geçerli olacagı hükme baglanmıstır. Bu sebeple sınır dısı

edilen yabancıların ülkeye girisiyle ilgili 5683 sayılı kanunun 22’nci

maddesindeki “içisleri bakanlıgının izin vermesi” hususunun uygulamadan

kaldırılması ilgili diger mevzuatın da bu hükümlerle uyumlu hale getirilmesi

gerektigi kanaatindeyiz.

1.6.5. Tedbirin _nfazı:

Tedbirin infazı idari bir islem olarak kolluk kuvvetlerince yapılır. Ancak

sınır dısı edilebilme sartlarının varlıgı Dısisleri ve _çisleri Bakanlıgının

birimlerince, uygulama süresinin tespitinin Adalet Bakanlıgınca, sınır dısı

edilme ve yurda alınmama islemlerinin de _çisleri Bakanlıgının birimlerince

uygulanması gerektiginden infazın bu üç bakanlıgın sorumlulugunda oldugu

görüsündeyiz.

1.7. Tüzel kisiler hakkında güvenlik tedbirleri:

Anayasamızda da güvence altına alınan ceza sorumlulugunun

sahsiligi ilkesinin geregi olarak sadece gerçek kisiler ceza sorumluluguna

sahip olabilirler. Dolayısıyla sadece gerçek kisiler için cezai yaptırımlara

hükmedilebilir.

Ancak toplumdaki gelismelere paralel olarak hukuk dünyasında sanal

ya da hukuki kisilik diyebilecegimiz tüzel kisilerin de mevcudiyeti gerekli

olmustur. Bu kisiler de hukuk sisteminin izin verdigi ölçüde haklara sahip

olabilir ve borçlarla yükümlü kılınabilirler. Toplum yasantısına etki

edebilecek faaliyette bulunabilirler. Kanunlara ve nizamlara aykırı islemlerle

kazanımlara sahip olabilirler. Kanunlara aykırı faaliyetlerin yapılmasında

araç durumunda bulunabilirler.

Klasik ceza hukuku suç teorisine göre ise gerçek kisi olmadıkları için

kisilik olarak ceza sorumluluguna sahip degillerdir. Çünkü isledikleri fiilleri

bizzat degil birer gerçek kisi olan organları veya temsilcileri vasıtası ile

islerler. _radeleri gerçek kisilerin iradelerinde varlık bulur. Bir kisinin ortaya

koydugu irade ile bir baska kisi cezalandırılamayacagı yada dogrudan

sorumlu tutulamayacagı için tüzel kisiler suçun faili dolayısı ile ceza

yaptırımının muhatabı olamazlar.

5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisine göre

de bu durum aynen kabul görmüstür.

Ancak tüzel kisilerin organları vasıtası ile islenen suçlardan yarar

görebildikleri bir gerçek olarak karsımızda durdugundan bu tip suçların

islenmesi ile yarar saglandıgı anlasıldıgında buna karsı hiçbir yaptırımın

uygulanamaması da “toplumu suçtan korumak ilkesinin hayata

geçirilebilmesi için” mümkün kabul edilemez.

Bu sebeple tüzel kisiler hakkında ceza olmayan yaptırım seçenekleri

aranmıs ve uygulanabilecek en uygun yaptırım seklinin güvenlik tedbirleri

niteligindeki yaptırımların oldugu genel kabul görmüstür. Güvenlik tedbirleri

uygulanması da ceza sorumlulugunun sahsiligi ilkesine aykırı bir düzenleme

olarak kabul edilemez. Çünkü uygulanacak olan yaptırım bir ceza degildir ve

nitelikler bahsinde belirttigimiz gibi cezadan esaslı farklılıklara sahiptir.

Cezaların uygulanabilmesi için yetkili mahkemelerce hükme

baglanmıs bir ceza mahkûmiyetine ihtiyaç varken güvenlik tedbirleri

uygulanmasında ceza mahkûmiyetine ihtiyaç yoktur. Sadece iddia edilen

davranısın ifa edilip edilmedigi konusunda, davranısın icra edildigi sonucuna

ulasılması güvenlik tedbirleri uygulaması için yeterlidir. Bununla beraber

tüzel kisilere, gerçek kisilere uygulanan güvenlik tedbirleri ile aynı tedbirlerin

uygulanması da mümkün görülmemektedir. Çünkü gerçek kisinin bir gerçek

fiili yasamı, kendisinden sadır olan iradesi, ruhsal durumu vardır. Buna

karsın tüzel kisiler ise hukuki bir yasam sürdürürler. Tüzel kisilerin iradesi

birer gerçek kisi olan organları veya temsilcileri vasıtası ile ortaya çıkar.

Yani ortaya çıkan irade aslında gerçek kisilere ait bir iradedir. Sayet bu

iradeyi tüzel kisilik adına bünyesinde bulunan herkesi kapsayacak bir

biçimde kabul edersek, cezaların bireyselligi ilkesi ile açık bir çeliskiye

düsülür. Bu sebeple tüzel kisiler kusurlu hareket edemezler, çünkü anlama

ve isteme yetenekleri yoktur192.

1.7.1. Tedbirin Amacı:

Tüzel kisilere güvenlik tedbiri uygulanmasından maksat herhangi bir

suçtan yararlanan hiçbir kimsenin (gerçek-tüzel kisi) sorumluluktan

kaçamamasını ve bu durumun yanlarına kâr olarak kalmamasını saglamak

bu suretle gerçek kisilerin tüzel kisileri kullanıp suç islemesini önleyerek

toplumu suçtan korumaktır.

1.7.2. Tedbirin Uygulama Sartları:

Tüzel kisilere uygulanacak güvenlik tedbirleri faaliyet izninin iptali ve

müsadere olmak üzere iki tanedir. Bu tedbirlerin uygulanabilmesi için gerekli

sartlar ise 5237 sayılı TCK’nun 60/1’inci maddesinde sayılmıstır. Maddeye

göre sadece özel hukuk tüzel kisilerine güvenlik tedbirleri uygulanabilir.

Özel hukuk tüzel kisinin güvenlik tedbirine maruz bırakılması için iki

kosul gereklidir. Birincisi özel hukuk tüzel kisisine belirli bir faaliyette

bulunabilmesine iliskin bir kamu kurumunca verilen iznin varlıgıdır. Yani özel

hukuk tüzel kisisi özel bir faaliyet alanında izinli olmalı ve bu izine

dayanarak icra edilen bir faaliyet bulunmaktadır.

_kinci kosul ise bu iznin saglandıgı yetkinin kötüye kullanılması

suretiyle tüzel kisi yararına bir suç islenmelidir. Burada önemli olan tüzel kisi

yararına islenen herhangi bir suç degil islenen suçun verilen izin

çerçevesinde icra edilen faaliyetle islenmesidir. _slenen suç ile verilen izinin

kullanılması arasında nedensellik bagı olmalıdır.

Üçüncü olarak da bahsedilen suç islenmesine özel hukuk tüzel

kisisinin organ veya temsilcilerinin istirak etmesi gereklidir.

Bu hallerde özel hukuk tüzel kisisinin faaliyet izninin iptaline karar

verilecektir.

Bu sebeplerle tüzel kisiler hakkında uygulanabilecek güvenlik

tedbirinin özel olarak belirlenmesi gerekmektedir. Bu düzenlemede 60’ıncı

madde ile yapılmıstır. Burada yapılan düzenlemeler genel olarak tüzel kisiye

uygulanabilen hak yoksunlukları olarak ifade edilebilir.

Ancak tüzel kisilerin toplum yasamına olan etkilerinin derecelerine

göre bu tedbirler uygulanıp uygulanmayacagı da ayrıca degerlendirilmelidir.

Çünkü toplumu suçtan korumak maksadıyla, topluma çok daha fazla zarar

verebilme tehlikesi her zaman mevcut olacaktır. Bu gerekçeyle 5237 sayılı

TCK 60’ıncı maddede bu hususun degerlendirilmesine imkân tanıyan bir

düzenleme yapılmıstır.

Birinci fıkrada belirtilen özel suç tipi haricinde bir tüzel kisi yararına

suç islendiginde ve bu sebeple tüzel kisiligin elde ettigi esya veya maddi

çıkarların müsadere edilmesi hususu da ikinci fıkra ile düzeltilmistir. Bu

durumda yukarıda aranan özel sartlar aranmayacak sadece özel hukuk

tüzel kisisinin yararına olarak islenen bir suç ve bunda elde edilen yararların

varlıgı dikkate alınacaktır. Yine bu durumda orantılılık ilkesi ve iyi niyet

ilkeleri dikkate alınarak iyi niyetli üçüncü kisilerin haklarının korunması

hususu dikkate alınacaktır.

Maddenin son fıkrası yukarıda açıklanan izin iptali ve müsadere

güvenlik tedbirlerinin sadece kanunda özel olarak belirtilen hallerde

uygulanabilecegini hüküm altına almıstır. Bu fıkra hükmüne göre herhangi

bir suç nedeniyle tüzel kisiler hakkında güvenlik tedbirleri uygulamasına

kanunen cevaz verildiginde bu tedbirler uygulama sahası bulacaklardır.

5237 sayılı TCK ikinci kitap özel hükümler bölümünde hangi suçlar

sonucunda tüzel kisilere güvenlik tedbirleri uygulanabilecegi düzenlenmistir.

Bu suçların düzenlendigi maddeler ve baslıkları söyledir:

MADDE 76- Soykırım,

MADDE 77- _nsanlıga karsı diger suçlar,

MADDE 78-Örgüt,

MADDE 79- Göçmen kaçakçılıgı,

MADDE 80-_nsan ticareti,

MADDE 90-_nsan üzerinde deney,

MADDE 91-Organ veya doku ticareti,

MADDE 111- Tehdit, santaj, cebir veya kisiyi hürriyetinden yoksun kılma

MADDE 132- Haberlesmenin gizliligini ihlâl

MADDE 133- Kisiler arasındaki konusmaların dinlenmesi ve kayda alınması

MADDE 134- Özel hayatın gizliligini ihlâl

MADDE 135- Kisisel verilerin kaydedilmesi

MADDE 136- Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme

MADDE 137- Nitelikli hâller

MADDE 138- Verileri yok etmeme

MADDE 141- Hırsızlık

MADDE 142- Nitelikli Hırsızlık

MADDE 155- Güveni kötüye kullanma

MADDE 157- Dolandırıcılık

MADDE 158- Nitelikli Dolandırıcılık

MADDE 181- Çevrenin kasten kirletilmesi

MADDE 188- Uyusturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti

MADDE 226- Müstehcenlik

MADDE 227- Fuhus

MADDE 228- Kumar oynanması için yer ve imkan saglama

MADDE 235- _haleye fesat karıstırma

MADDE 236- Edimin ifasına fesat karıstırma

MADDE 237- Fiyatları etkileme

MADDE 238- Kamuya gerekli seylerin yokluguna neden olma

MADDE 239- Ticari sır, bankacılık sırrı veya müsteri sırrı niteligindeki bilgi

veya belgelerin açıklanması

MADDE 240- Mal veya hizmet satımından kaçınma

MADDE 241- Tefecilik

MADDE 243- Bilisim sistemine girme

MADDE 244- Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya degistirme

MADDE 245- Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması

MADDE 252- Rüsvet

MADDE 282- Suçtan kaynaklanan malvarlıgı degerlerini aklama

MADDE 303- Devletin birligini ve ülke bütünlügünü bozmak

MADDE 305- Devlete karsı savasa tahrik

MADDE 310- Anayasayı ihlâl

1.7.3. Orantılılık _lkesi:

Tüzel kisilere yönelik güvenlik tedbiri uygulanmasında genel ilkelere

paralel olarak suçun agırlıgı dikkate alınmaz. Önemli olan tüzel kisinin organ

ve temsilcileri eliyle (istirakiyle) ve tüzel kisinin kullanmasına izin verilen

yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle kasıtlı bir suçun islenmesidir. Bu

durumun tüzel kisinin tehlikelilik durumunu ortaya çıkardıgı kabul edilir. Bu

kabul bir orantılılık unsuru degildir. Orantılılık unsuru tüzel kisiye bu sebeple

uygulanacak olan tedbirin infazı ile ortaya çıkacak durum ile suçun

islenmesi ile ortaya çıkan durumun kıyaslanmasında kendini gösterir.

Eger tedbirin uygulanması ile ortaya çıkacak durum suçun islenmesi

nedeni ile ortaya çıkan durumdan toplum için daha agır, daha tehlikeli

sonuçlara sebep olacak ise tedbir uygulanmaz ve uygulanmamalıdır. Çünkü

madde gerekçesinde de belirtildigi üzere tüzel kisiye uygulanan güvenlik

tedbiri sonucu iyi niyetli birçok kimse zarar görebilir, issiz kalabilir. Bu durum

çok daha vahim sonuçlara yol açabilir. Mahkeme güvenlik tedbirine

hükmederken ve tedbir uygulanırken açıklanan orantılılık durumunun

dikkatle degerlendirilmesi gerekmektedir.

1.7.4. Tedbirin Süresi:

Tüzel kisiler hakkındaki güvenlik tedbirleri anlık bir idari islem ile

sonuçlanacagı için belli bir süresi yoktur. Mahkeme güvenlik tedbirlerine

hükmedip karar kesinlestiginde iznin iptali ve/veya müsadere hükmü derhal

uygulanacaktır.

Net süre olarak ifade edilebilecek zaman dilimleri zamanasımı

uygulamasında kendini gösterecektir. Müsadere hükmü için yukarda yapılan

açıklamalarda belirtildigi üzere zamanasımı süresi 5237 sayılı TCK’nun

70’inci maddesi geregi yirmiyıl’dır. Yirmiyıl içinde müsadere hükmü

uygulanamamıssa artık uygulanamaz.

_znin iptali tedbiri uygulandıgında bu tedbirin süresi ne kadar devam

edecek sorusuna sınır dısı edilme tedbirini açıklarken kullandıgımız mantık

ile söyle cevap verebiliriz. Verilen iznin iptali bir hak yoksunlugudur. Bu

sebeple iznin iptali tedbiri uygulanan tüzel kisi (eger hala hukuki varlıgını

sürdürebiliyorsa) adına, tekrar aynı izin talebi oldugunda tedbirin bir hak

yoksunlugu oldugu ve uygulamasının 5237 sayılı TCK’nun 69’uncu maddesi

geregi hükmedilmesini gerektiren cezanın zamanasımı süresi dolana kadar

sürecegi nedeniyle talep reddedilecektir. Hükmedilmesini gerektiren cezanın

zamanasımı süresi doldugunda ise aynı tüzel kisilik iptal edilen izni tekrar

alıp faaliyette bulunabilecektir. Çünkü hak yoksunlugu süresi sona ermistir.

1.7.5. Tedbirin _nfazı:

Tüzel kisiler hakkında uygulanacak müsadere güvenlik tedbirinin

infazı esya ve kazanç müsaderesi tedbirinin açıklamasında belirtildigi gibi

oldugundan burada tekrar etmenin fazlalık bir tekrardan öteye

geçmeyecegini düsünüyoruz.

Verilen iznin iptali tedbiri için ise sunlar söylenebilir.

Tedbir kararın kesinlesmesinde itibaren tamamen idari bir faaliyet

haline dönüsmektedir. Verdigi izin iptal edilen idare derhal mahkeme

kararına dayanarak verilen iznin iptal islemin gerçeklestirerek varsa bunun

için tüzel kisiye verilen belgeleri geri alır ve zamanasımı süresi dolana kadar

bu faaliyetin icra edilmemesi için gerekli tedbirleri alır. Tüzel kisilik kazanma

sebebi sadece bu verilen izne baglı ise iznin iptali nedeniyle tüzel kisilik

sona erdirilir.

2. GÜVENL_K TEDB_RLER_N_N TÜRK HUKUKUNDAK_

UYGULAMALARI HAKKINDA TEKL_F VE ÖNER_LER

Daha önceki bölümlerde yaptıgımız tekliflerin bu bölümde daha kısa

ve toplu bir sekilde bulunmasının gerekliligi düsüncesindeyiz. Genellikle

yaptıgımız tespit ve teklifler 5237 sayılı TCK, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin infazı Hakkındaki Kanun maddeleri hakkında olmustu. Bu

tekliflerimizi yeniden söyle ifade edebiliriz

5237 sayılı TCK 3’üncü maddesinde kabul edilen “Suç isleyen kisi

hakkında islenen fiilin agırlıgıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine

hükmolunur” ifadesinin teknik olarak hatalı düzenlendigi görüsündeyiz.

Güvenlik tedbirlerine failin tehlikelilik hali dikkate alınarak hükmedilir. Oysa

madde metni, güvenlik tedbirlerini cezalardan ayıran en önemli özelligini

tersine çevirmis haldedir. Fiilin agırlıgı ile orantılı olarak tespit edilebilecek

güvenlik tedbiri teknik anlamda mevcut bulunamaz. Böyle bir hüküm

güvenlik tedbiri olarak nitelendirilemez. Madde metninin “Suç isleyen kisi

hakkında islenen fiilin agırlıgıyla orantılı ceza ve failin tehlikelilik

haliyle orantılı güvenlik tedbirine hükmolunur” seklinde düzeltilmesi

gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nun 53/4’üncü maddesine göre bir yıl veya daha az

süreli aldıgı hapis cezası mahkemece ertelenen kisiler ile fiili isledigi sırada

18 yasını doldurmamıs kisiler hakkında 53/1’inci madde hükmü yani hak

yoksunlugu güvenlik tedbirleri uygulanamaz.

Bu hükmün fiili isledigi sırada 18 yasında bulunmayanlar hakkında

tedbirin uygulanmamasını düzenleyen kısmı kanımızca eksik kalmıstır. 18

yasından küçük olan bir kisinin madde 53/1’de sayılan hak ve yetkileri

kullanamayacagı açıktır. Kullanılamayan yetkilerin kısıtlanması da dogal

olarak mümkün ve gerekli degildir. Ancak hükmün failin 18 yasını geçtikten

sonra verildigi veya hükümlünün hapis cezası 18 yasından sonrada ceza

infaz kurumunda kalmasına yol açacak durumda ise hükümlü 18 yasını

geçtiginde (ikmal ettiginde)ne olacagı belli degildir.

Kanımızca bu eksikligin giderilerek 18 yasından sonrası için tedbire

karar verilmesinin düzenlenmesi gerekir. Çünkü cezai sorumluluga sahip 12

yasını bitirip, 18 yasını bitirmemis bir kisiye 5237 sayılı TCK 31’inci

maddeye göre 15 yıla kadar ceza verilebilmektedir. Hali hazırda bu sorun

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 407’nci maddesi ile çözülmektedir.

Madde hükmüne göre infaz kurumu 18 yasını ikmal eden hükümlü için

yetkili vesayet makamına basvurarak kısıtlama kararı alınmasını talep

edecektir. Ancak uygulamada bazı sıkıntılar dogacagı degerlendirildiginden

18 yasından küçükler hakkında 18 yasının ikmalinden sonraki mahkûmiyet

süresi boyunca uygulanmak üzere 53ncü maddedeki güvenlik tedbirlerinin

uygulanmasını saglayabilecek bir yasal düzenlemenin 5237 sayılı TCK ‘na

ithalinin uygun olacagını düsünmekteyiz.

Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri ile ilgili olarak temennimizi söyle

ifade edebiliriz Tedbirlerin infazı 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu 45nci

madde de sayılan MEB, SHÇEK, Yerel Yönetimler, Çalısma ve Sosyal

Güvenlik Bakanlıgı ve Saglık Bakanlıgınca yerine getirilir. Bu konularda

ihtiyaç duyulan her türlü tesis, bakım evleri kurulmalı ve isletilmelidir. Bu

konuda devlet gereken tedbirleri almakla ve bu tür kurumların isletilmesini

saglamakla yükümlüdür. Hâlihazırda bu ihtiyaçların karsılanabilecegi

yeterlilikte bir kurumlasmanın mevcut olmadıgı bilinmektedir. Temennimiz

bu yeni kanunun hükümlerinin kanun hükmü olmaktan çıkıp hayata

geçmesinin bir an önce saglanmasıdır. Bu saglanamadıgı takdirde

beklenilen amaçlara ulasması imkânsızdır ve çocuklarımızın dolayısı ile

toplumumuzun saglıklı bir gelecek beklentisi karsılanamayacaktır. Sf 100tk3

Akıl Hastalarına Özel Güvenlik Tedbirleri konusunda ise

Hukukumuzda yüksek güvenlikli saglık kurumlarındaki idare ve isletme

sisteminin ayrıntılı olarak belirlendigi özel bir düzenleme mevcut degildir. Bu

tür kurumlar için özel bir düzenlemeye ihtiyaç duyuldugu kanaatindeyiz.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin _nfazı Hakkındaki Kanunun

9’uncu maddesi ceza tedbirlerinin uygulandıgı yüksek güvenlikli infaz

kurumlarını tanımlamaktadır. Bu hükme paralel olarak yüksek güvenlikli

saglık kurumlarının güvenliginin saglanması konusunda kanunun 9’uncu

maddesi çerçevesinde bir düzenlemenin yapılabilecegi kanaatindeyiz.

Yüksek güvenlikli saglık kurumları da güvenlik tedbirleri infazı

esnasında tıbbi takip ve kontrolün hazırlanan raporda gösterilen süre ve

aralıklarla cumhuriyet savcılıgınca bu kisilerin teknik donanım ve yetkili

uzmanı olan saglık kurulusunca gönderilmeleri ile saglanacagı 5237 sayılı

TCK’nun 57/4’üncü maddesi ile hükme baglanmıstır. Ancak bu takip ve

kontrolün failin tedavi gördügü yerde yapılabilmesine yönelik çalısmalar

yapılmalı ve bu kurumlar teknik donanım ve uzman personel olarak yeterli

hale getirilmelidir. Bu yapılabildiginde tedbirin amacına daha çabuk

ulasabilecegi kanaatindeyiz.

5237 sayılı TCK 59’uncu maddede düzenlenen sınır dısı edilme

tedbirinin uygulaması asamasında, sınır dısı edilme tedbirine tabi tutulması

için içisleri bakanlıgına durumu bildirilen yabancı eger 5237 sayılı TCK’nun

18’inci maddesinde belirtilen geri verme hükümlerinden birisi nedeni ile geri

verilemeyecek kisilerden ise sınır dısı edilme tedbiri uygulanmamalıdır. En

azından böyle bir durumda yabancı 18’inci maddede belirtilen uygulamalara

maruz bırakılmayacak bir ülkeye sınır dısı edilmelidir. Bu durumda

yabancının sınır dısı edilerek gönderilecek ülkenin seçiminde de dikkatli

davranılmalı bu ülkenin yabancı kisiyi kendi ülkesine göndermeyecegi

güvence altına alınmalıdır. Yabancının sınır dısı edilme kararına 18’inci

maddede belirtilen durumların varlıgı iddiası ile itiraz hakkının oldugu kabul

edilmeli ve bu itiraz detaylı olarak incelenmelidir. Böyle bir durumda yabancı

hapis cezasına mahkûm edilse bile sınır dısı edilme tedbirinin uygulama

olanagının olmadıgı kanaatindeyiz.

Sınır dısı edilme ve tüzel kisilere uygulanacak güvenlik tedbirleri

konusunda zamanasımı kurallarının nasıl uygulanacagı konusunda

kanunda ayrıntılı hüküm mevcut degildir. Hak yoksunlugu olarak kabul

ettigimiz bu tedbirlerin uygulaması için 5237 sayılı TCK 69’uncu maddeyi

dayanak yapmaktayız. Bu yorumumuzu güçlendirmek için sınır dısı edilme

ile ilgili diger kanunlar da dâhil olmak üzere zamanasımı uygulamasının

kanunda net olarak düzenlenmesi gerektigi kanısındayız. Bu sebeple sınır

dısı edilen yabancıların ülkeye girisiyle ilgili 5683 sayılı kanunun 22’nci

maddesindeki “içisleri bakanlıgının izin vermesi” hususunun uygulamadan

kaldırılması ilgili diger mevzuatın da bu hükümlerle uyumlu hale getirilmesi

gerektigi kanaatindeyiz.

SONUÇ

Çerçeve itibariyle çok genis bir kapsamı olan Ceza Hukukunda

Güvenlik Tedbirleri konusunu incelemeye çalıstık. Bazı bölümler içerisinde

görüslerimizi ifade etmeyi uygun bulmadık. Konunun tamamını dikkate

alarak yaptıgımız çıkarımları bu bölümde ifade etmenin görüslerimizin toplu

olarak yansıtılması açısından daha uygun oldugunu degerlendiriyoruz. Bu

baglamda sonuç olarak sunları söyleyebiliriz.

Ceza hukuku felsefesinin gelismesiyle önceleri ceza yaptırımına rakip

olarak ortaya çıkan ancak daha sonra rakip degil birbirlerini tamamlayan ve

farklı niteliklere sahip oldugu anlasılan güvenlik tedbirleri yaptırımlar sistemi

içindeki yerini dördüncü ana unsur olarak almıstır. Böylece hukuk

kurallarına uymayan kisilere yönelik tepkilerin ortaya çıkardıgı yaptırımlar

Zorla icra, zararın tazmini, ceza ve güvenlik tedbirleri olarak tasnif edilebilir.

5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisi

güvenlik tedbirleri ile ilgili degerlendirmeler ve uygulamaların daha tutarlı ve

dayanakları saglam hale getirmistir. Klasik suç teorisine göre suç

isleyebilecegi kabul edilmeyen kisilerin 5237 sayılı TCK’nun

hazırlanmasında esas alınan suç teorisine göre suç isleyebilecekleri ancak

muaheze edilemeyecekleri öngörüldügünden güvenlik tedbirlerinin dayanak

noktası da ceza kanunlarında yazılan bir suçun islenmesi olabilmistir. Bu

sayede bazı müelliflerin itiraz ettikleri güvenlik tedbirleri dayanak noktasının

olmadıgı, bunun saglanması için ayrı bir hukuk kolunun ihdasının gerekliligi

teklifleri de karsılanmıs olmaktadır.

Bu temel esaslar çerçevesinde 5237 sayılı TCK’nun kabul ettigi suç

teorisine göre suçun tanımı “Yaptırımı ceza ve güvenlik tedbiri olan

kanundaki tarifine uygun (tipe uygun) hukuka aykırı bir hareket” olarak

yapılabilir.

Toplumun suçtan korunma vasıtalarından biri olan güvenlik

tedbirlerinin amacı kanımızca suçta tekerrürü önlemek maksadıyla faildeki

tehlikelilik durumunun ortadan kaldırılması ve failin toplumla uyumlu hale

getirilmesidir.

Yaptırım sisteminde yerini alan güvenlik tedbirleri kanımızca söyle

tanımlanabilir; “ceza kanununda tanımlanan bir suçun islenmesi sebebiyle

bir ceza yargısı sonucu olusan hâkim kararına dayanarak; suçun konusu,

suçta kullanılan araçlar üzerinde veya cezai sorumlulugu olmasa bile fail

hakkında failin tehlikelilik hali ile orantılı olarak uygulanan; failin tehlikelilik

halini ortadan kaldırarak failin tekrar suç islemesini engellemeyi ve iyilesip

topluma yeniden katılabilmesini amaçlayan, ceza ile veya yalnız basına

uygulanabilen, faile acı ve ızdırap verebilen onun bazı haklarından yoksun

kalmasını saglayan bir yaptırımdır”.

Uygulanabilmesi için mutlaka bir ceza mahkemesinden alınan yargı

kararına ihtiyaç duyan güvenlik tedbirleri uygulama safhasına geldiginde

çok farklı idari makamlar tarafından infaz edilebilirler. Bu tedbirlerin

infazından maddelerin degerlendirilmesinde daha açık ifade ettigimiz

_çisleri, Dısisleri, Adalet, Saglık, Milli Egitim, Çalısma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlıkları ile yine bu bakanlıklara baglı birçok alt birimin ve yerel

yönetimlerin görevli oldugunu görmekteyiz. _nfaz islemi sürecinde kararı

veren hâkimin ya da mahkemenin infaz sürecini denetleme ve gerekli

görüldügünde tedbirin degistirilmesi imkânına sahip oldugu dikkate

alındıgında güvenlik tedbirlerinin karar asamasının yargısal ancak infaz

asamasının karma bir nitelik tasıdıgını söyleyebiliriz.

Güvenlik tedbirlerinin cezalardan ayrıldıgı en önemli nokta ceza

mahkûmiyetine degil suçun islenip islenmedigine yönelik bir olumlu kararın

varlıgına gereksinim duymasıdır. Bu kanı olustugunda da tedbir failin

tehlikelilik derecesine orantılı olarak uygulanacaktır. Hâlbuki ceza

uygulamasında önemli olan suçun agırlıgı, kamu esenligine olan zararıdır.

5237 sayılı TCK’da yapılan düzenlemelerin her biri her zaman güvenlik

tedbirlerinin bütün niteliklerine sahip bir görüntü vermedigi bölümlerdeki

açıklamalarda belirtilmisti. Bununla beraber sistematik bir sekilde bir arada

düzenlenmis bu tedbirlerin ceza hukukumuzun gelismesi için çok önemli bir

konumda oldugu da gözden kaçırılmamalıdır.

 

 
Bugün Tekil: 1175 Bugün Çoğul: 2176 Dün Tekil: 1341 Toplam Tekil: 1582191 Toplam Çoğul: 3927625
        Dataişlem