,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
CEZA HUKUKUNDA ÇOCUK KAVRAMI / 12-04-2013
 CEZA HUKUKUNDA ÇOCUK KAVRAMI

VE CEZAİ SORUMLULUGUNUN

BELİRLENMESİNDEKİ KRİTERLER

I. BÖLÜM

ÇOCUK KAVRAMI VE SUÇLULUK

1.ÇOCUK KAVRAMI

Çocuk, yasamın dogustan ergenlige kadar süren dönemini yasayan varlıktır1. Çocuk

ergenlik çagından önceki birey olarak tanımlanır. Gerek ansiklopedik tanımlarda, gerekse

bilimsel çalısmalarda çocuk tanımı yapılırken “ birey “ veya “ insan” olarak tanım

yapılmaktadır. Çocuk zihinsel,fiziksel ve ruhsal yönden tam bir olgunluga erismemis

toplumdaki rol ve görevlerini henüz ögrenmekte olan bakıma ve egitime ihtiyacı olan

varlıktır.

“Çocuk” terimine yüklenen diger anlamlar sunlardır;

1-Bir yetiskinden beklenen olgunlugu gösteremeyen, büyüklere yakısmayacak

biçimde düsüncesizce davranan, geregince olgunlasmamıs kimse,

2-Aklının bir seye ermedigi, saf oldugu düsünülen kimse,

3-Hosgörülülükle karsılanıp, dogal sayılması gereken basit düsünce ve görüse

sahip kimse,

Çocuk gelistikçe bagımlılıgı azalarak bireysel davranıslarda bulunmaya baslayacak

kendisini bulundugu çevre ve topluma kabul ettirecektir.

Çocukluk, gençlik ve yetiskinligi biçimlendiren bir dönemdir. Çagımızda insanların

18 yasını bitirdiklerinde dahi tam bir olgunluga kavusamadıkları görülmekte bu nedenle

olgunlasmanın 21 yasına kadar sürecegi iddia edilmektedir.

Beijing kuralları olarak bilinen ve 6 Eylül 1985 tarihinde kabul edilen BM Asgari

Standartları kuralları küçügü, hukuk sisteminde , isleyebilecegi bir suçtan dolayı yetiskinlere

nazaran kendisine farklı davranılması gereken kisi olarak tanımlamaktadır.

Çocuk hakları, yetiskin haklarıyla çeliski içinde degildir; tersine insan hakları

hukukunun bir parçasıdır. Çocukların diger insanlara karsı özel haklarla donatılması degil,

gelisme gereksinimleri nedeniyle özel insan haklarıyla donatılmaları anlamına gelir.

2.TARİHSEL SÜREÇTE ÇOCUK KAVRAMI

Eski Yunan’da ve Roma’da babaya çocugu üzerindeki oldukça genis haklar

tanınmıstı, ancak bu hakların kapsamı zamanla sınırlandırılmıstır. Baslangıçta çocuk, tıpkı bir

esya gibi babanın hâkimiyet alanının konusuydu, dolayısıyla yetiskin bir erkegin sahip oldugu

sey üzerindeki tasarrufuna dokunulamazdı. Hıristiyanlık ve devletler ile birlikte, çocugun

degerlendirilisi de degisti. Artık çocuk tanrının ve devletin malıydı, devletlerin

genisleyebilmeleri için savasmaları, savasmak için de askere sahip olmaları gerekiyordu.

Devlet bu sahip olma yetkisini yani iktidarının kaynadıgını da Tanrıdan alıyordu, dolayısıyla

çocuk da olsa bir insanın öldürülmesi devletin denetimine tabi idi ve örnegin kanonik hukukta

savunmasız bir çocugun vaftizden mahrum edilerek öldürülmesi, tanrıya karsı islenmis bir suç

sayılarak cezalandırılmıstı.

Kısacası, çocukların birer yetiskin gibi toplumsal yasamın aktivitelerine katıldıkları

bu dönemde, yetiskinlere göre yasamakta oldukları farklılıkların bilincinde olunmaması ve

tüm yetiskin erkek dısındaki bireyler gibi hâkimiyet iliskisinin süjesi olarak görülmeleri,

yasamı onlar için güçlestiren hatta sona erdiren faktörlerdir.

Ailelerde 15–16 çocuk dogurabiliyor ama bunların yasamlarında ailenin sorumlulugu

arastırılmıyordu. Anti-Otoriter Egitim Kuramcılarına önderlik eden Rousseau bile sütannede

kaç çocugunun kayboldugunu bilmiyordu.

Çocuklugu yetiskinlige hazırlık dönemi olarak gören egemen anlayıs, bu dönem

üzerinde kendini sınırsız söz sahibi saymıs ve dönemin kendine özgü durumunu reddederek

düzenlemeler yapmıstır. Bu farklılık okullara da yansımıs, çocuklar için okullar ayrılmıs ve

yazarların ve bilim adamlarının etkisinden çıkarak, insanların bilgilendikleri yer olmaktan

uzaklasmıs, insanların yetiskinlige hazırlandıgı yer haline gelmistir. Baslangıçta soyut bir

kavram olan “ çocukluk “ okullarla somutlasmıstır. Çocugu gelistirmekten çok onu disipline

sokmayı hedefleyen bu egitim modeli, çocukların karar vermedeki dogal yeteneklerinin

kaybolmasına neden olmustur.

Çocukların kendi seçimlerini yapamayacakları, yetiskinlere bagımlı ve yetiskinlerin

yardımı olmaksızın yasayamayacakları düsüncesi beraberinde çocukların seçim ve eylem

özgürlügüne müdahaleyi de getirdi. Klasik görüs için bu paternalist tutum, çocukların

çıkarlarını ve refahlarını güvence altına almaya yönelik bir tutumdur. Paternalist yaklasımı

benimseyenlere göre “ilgili kisinin refah ve mutluluguna, ihtiyaç veya çıkarlarına referansla

dogrulanan kisinin eylem özgürlügüne yönelik müdahale” anlamını tasıyan paternalizm anti

demokratik de degildir. Burada, müdahaleyi dogruladıgından bahsolunan kisi mutlulugu

refahı ve çıkarına uygunlugunu kimin tayin edecegi tartısılmamaktadır.

Bu paternalist tutum bazen koruma çabasının bizzat kendisinin çocuga zarar vermesi

sonucunu dogurur. Günümüzde bu sakıncaların giderilebilmesi için korumacı yaklasım,

özgürlestirmeci yaklasım ile dengelenmektedir. Bu kapsamda çocugun kendisini ilgilendiren

konularda “çocugun yası ve olgunluk derecesine uygun” olarak ifade ettigi görüslerin

verilecek kararlarda dikkate alınmasına özen gösterilecektir.

Bu durumu Engels “Ailede erkek kapitalisttir. Kadın ve çocuklarsa “Ploreterya”

diyerek özetler. Otoritenin insanı, insanın da çocugu sömürüsü bu sonucun saglanmasına

yönelik kısır döngüdür.Althusser’e göre; insana yasam boyunca otoriteye boyun egme bir

davranıs biçimi olarak okulda kazandırılır.

Çocukluk yası farklı ülkelerde degisik olarak belirlenmistir. Bazı ülkelerde 15,

bazılarında ise 18 yada 21 olarak belirlenmistir. Kanunun çocugun yasını belirlememekte

maksimum ve minimum bir yas hududu tayin etme zorunlulugu çocuga uygulanacak ceza ve

tedbirlerin yerine getirilmesi için belirlenmesi zorunlu bir kriterdir. Genellikle ceza

sistemlerini kabul ettigi çocukluk yas sınırları ile biyoloji, psikoloji gibi diger bilim dallarının

çocukluk için belirledigi kriterler birbirlerine tam uyum saglamamaktadır. Çocuk ve gençlerin

ceza sorumlulugu dısında kalması zorunlulugunu saglayan üst yas sınırları yükseltilmis ve

kosullu sınırlılık yetenegi izin yas dönemi sınırı genis tutulmustur.

Çocukluk, 19. yüzyılın ikinci yarısında, belli bir zamanla sınırlı sosyal durum

olarak tespit edildi. Buna baglı olarak da psikoloji ve egitim bilimlerinin yanı sıra sosyoloji

ve kriminolojide çocukluk dönemi farklı bir kategori olarak belirlendi. Bu süreç, çocuk ve

gençligi toplumda konumlanısının degisimini, haklarının yeniden tanımlanmasını, uyum ve

yeniden projelerinin denenmesini, yaygınlastırılmasını beraberinde getirdi. Bu gelismenin bir

parçası olarak 20.y.y.’ın baslarında Avrupa’nın bir dizi ülkesinde çocuk yargılaması için

normal mahkemelerin isleyisinden farklı ve ayrı hukuksal yaklasımı olan özel mahkemeler

kuruldu.

Birinci yaklasımın temel hukuk ile ayırt edici ilkesinin özellikleri, çocuklara yönelik

verilen kararların sadece hukukçular tarafından verilmesi, çocuk yargılamasında genel ceza

yasasının yaklasımlarından hareket edilmesi ve kararın tespitinde temel belirleyici olan seyin

suçun niteligi olmasıdır.

Sosyallik ilkesinden hakaret eden ve zanlının durumunu temel alan çocuk

yargılamasında, çocuklar hakkında adli kovusturmadan mümkün oldugunca kaçınmak ve

bunun yerine sekli olmayan yoldan çözüm mekanizmalarının gelismisligi,karar verici organın

yetkilerinin genisligi, cezanın sınırlarının çocuk üzerindeki degisime baglı olarak tespiti ve

gereginde belli bir zaman sınırı olmayan müdahale, egitici müdahalenin suçtan bagımsız

olarak tanımlanması ve suç olusmasa dahi tehlike durumunda müdahale edebilmek temel

alınmaktadır.

3.TÜRK HUKUKUNDA ÇOCUK KAVRAMI

Çocukların yaslarının ilerlemesi ve vücutlarının gelismesi ile orantılı olarak akli

melekelerinde bir gelisme ve olgunlasma meydana gelir. Bu bakımdan sorumluluk veya kusur

kavramları ile yas arasında sıkı bir bag bulunmaktadır. Bu husus hemen hemen tüm

devletlerin hukuk sistemine yansımıs, insan hayatı belli devreler içerisinde ele alınmıstır. Türk

Ceza Hukuk sisteminde de aynı yol izlenmistir.

Hukukumuzda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5395 Sayılı Çocuk Koruma

Kanunu yürürlüge girmeden önceki dönemde yasa koyucu net olarak açık bir sekilde çocugun

tanımını yapmamıs, resit olmayanları tanımlamak için” çocuk”, “küçük” ve bazı yerlerde

“genç” tabirlerini kullanmıstır. Ancak bu tabirler arasındaki ayrımın net olarak belirlemek

mümkün degildir.

Anayasanın 19, 24, 50, 144. maddelerinin küçük, 41, 61, 62, maddelerinde çocuk,

58. maddesinde ise genç terimi kullanılmıstır. Yine 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri

Kanunu, 222 Sayılı _lkögretim ve Egitimi Kanununda çocuk terimine, 1593 Sayılı Umumi

Hıfzısıhha Kanununda çocuk ve genç terimlerine yer verilmistir. 2253 sayılı kanunun 41.

maddesinde küçük kavramının 15 yasını bitirmemis kimseler için kullanıldıgını

belirtmekteydi. CMUK’ta 138. maddede 18 yasını bitirmeyen süphelinin talebi aranmaksızın

müdafii ile dinlenecegi belirtilmis, Basın Kanunun 33. maddesinde 18 yasını doldurmamıs suç

fail ve magdurlarının kimlik bilgilerinin ve resimlerinin yayınlanmasını yasaklamaktaydı.

Genel olarak bakıldıgında hukukumuzda kavram bütünlügünün olmadıgı, ancak belli

bir yasın altındakilerin korundugu görülmektedir

.

3.1. 765 SAYILI TCK’DA ÇOCUK KAVRAMI

Ceza sorumlulugunun baslama sınırı çesitli devletlerde farklı düzenlenmistir. Bu

nedenle bir devlette yası itibari ile ceza sorumluluguna sahip bulunan bir sahsın diger bir

devlette ceza sorumluluguna sahip bulunmaması mümkündür.

765 Sayılı TCK’da çocugun cezai sorumluluk açısından üç evre kabul edilmisti.

1- 0-11 yas grubunun cezai sorumlulugu yoktur. Bu çocuklar hakkında cezai

sorusturma yapılamaz ve bu çocuklar hakkında faik mümeyyiz olup olmadıkları, isnat

kabiliyetine sahip bulunup bulunmadıgı hususunda bir arastırma yapılması yasaklanmıstır.

11 Yasını bitirmemis oldugu süpheli hakkında sorusturma ve kovusturma

yapılmaması ve kamu davası açılmaması gereklidir. Eger dava açılmısa mahkemenin

kovusturmaya gerek olmadıgına karar vermesi ile yetinmek gerekir.

2- 11-15 yas grubuna dahi olan küçükler bakımından bunların temyiz

kudretlerine yani isnat yeteneklerinin bulunup bulunmaması yönünden ayrım yapılmakta,

isledikleri fiilin anlam ve sonuçlarını algılayabilen çocukların cezası indirilerek verilmekte,

temyiz kudretine sahip olmayanlar hakkında ise 0-11 yas grubundaki çocuklara uygulanan

hükümler uygulanmaktadır.

3- 15-18 yas grubuna dahil gençlerin cezai sorumlulugu vardır ancak cezalarında

bir indirim yapılacagı öngörülmektedir.

3.2. 2253 SAYILI KANUNDA ÇOCUK KAVRAMI

2253 Sayılı Kanunda ikili bir ayrıma gidilmis, 11. maddede fiili isledigi zaman 11

yasını bitirmemis olanlar hakkında kovusturma yapılamayacagı ve caza verilemeyecegi

düzenlenmistir. Bu döneme sorumsuzluk devresi, ehliyetsizlik , olumsuz muhakeme sartı gibi

çesitli terimler ile ifade edilmistir.

12. maddede ise fiili isledigi zaman 11 yasını bitirip 15 yasını doldurmamıs olan

küçüklerin isledikleri fiilin anlam ve sonuçları kavrayamadıkları ve bu nedenle ceza tertibine

gerek bulunmadıgı hallerde tedbir uygulanmasına, bu yas grubundaki küçüklerin isledikleri

suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabildikleri anlasıldıgı takdirde cezalarından indirim

yapılmasını öngörmüstür.

2253 sayılı kanun ile 765 sayılı TCK bazı noktalarda suç isleyen çocugun durumunu

düzenlerken farklı düzenlemeler içermistir. TCK 54. maddede 11-15 yas arasındaki çocuklar

farık ve mümeyyiz olmadıkları takdirde haklarında ceza tertip olunmayacak ancak islenen fiil

1 yıldan fazla hapis veya daha agır bir cezayı gerektiren cürümlerden ise haklarında tedbir

uygulanacaktır. 2253 sayılı kanunda ise tedbir uygulaması 20. madde geregince yapılacak

inceleme sonucunda ve hakimin takdirine baglı olarak uygulanacaktır. Yani 11-15 yas

arasında çocukların isledigi 1 yıldan çok hapis veya agır cezayı gerektiren cürümlerden

olmasa da tedbirler yinede uygulanacaktır.

2253 sayılı kanunun 41.maddesinde “ küçük “ kavramı tanımlanmıstı.Buna göre “bu

kanundaki küçük deyimi suçu isledigi tarihte henüz 15 yasını bitirmemis kimseleri kapsar.”

Kanunda on bes yasını doldurmamıs bulunanlar “ küçük “ olarak kabul edilmekteydi.

3.4. 5237 SAYILI TCK’ DA ÇOCUK VE CEZA_ SORUMLULUGU

765 Sayılı TCK.nun aksine 5237 sayılı TCK çocugun tanımını yapmıstır. Buna göre

henüz onsekiz yasını doldurmamıs kisi çocuktur.

Kanunun 31 nci maddesinde Ceza ehliyeti konusunda suçun islendigi tarihte bulunan

yas itibarıyla 0-12 yas grubu,12-15 yas grubu ve 15-18 yas grubu olmak üzere üç yas grubu

öngörülmüstür.Ceza sorumluluk yası 12 yasın doldurulmasından itibaren baslatılmıs,ikinci

grup da bulunan çocukların isledigi iddia olunun fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama

ve davranıslarını yönlendirme yeteneginin varlıgı sorumlulugu kabul edilmis ve bu

sorumlulugun ceza hukuku bakımından indirimli ceza uygulaması olugu belirtilmis,üçüncü

grubu olusturan çocukların cezai sorumlulugu prensip olarak kabul edilmis, ancak; indirimle

ceza uygulamasına tabi tutulmustur.

5237 sayılı TCK da çocuklar hakkında uygulanacak güvenlik tedbirleri

düzenlenmemis bu tedbirlerin çocuklara özgü kanunda düzenlenmesi öngörülmüstür. TCK

nın 56.maddesinde atıf yapılan kanun 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu olup, bu kanunda

ise çocuklar hakkında uygulanacak güvenlik tedbirleri, bu tedbirleri yerine getirecek bakanlık,

kurum ve kuruluslar ile korunma ihtiyacı olan çocuklar ve suça sürüklenin çocuklar hakkında

muhakemeyi yürütecek mahkeme, bu mahkemelerde görev yapacak Hakim ve Cumhuriyet

Savcıları ile mahkemede görev yapan sosyal çalısma görevlilerinin nitelikleri, atanmaları ve

görevleri ile mahkeme ve hakim kararlarının yerine getirilmesi, kararların denetimine iliskin

hükümler düzenlenmistir. ÇKK. ayrıca yetiskinler hakkında öngörülmeyen kamu davasının

açılmasının ertelenmesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması müesseseleri

düzenlenmis, uzlasma müessesesinin çocuklar bakımından genisletilmek suretiyle

uygulanması öngörülmüstür.

3.5. 5395 SAYILI ÇOCUK KORUMA KANUNUNDA ÇOCUK KAVRAMI

ÇKK nın l nci maddesi geregince çocuk, daha erken yasta ergin olsa bile, on sekiz

yasını doldurmamıs kisidir.

Kanunda çocuk hukuku ilkelerine uygun olarak “suçlu çocuk, suç islemis çocuk”

ifadelerinin kullanılmasından özellikle kaçınılmıstır.Bununla birlikte kanunların suç olarak

tanımladıgı fiili yapan çocuklar bakımından kullanılacak ifade, terim sorununu da çözmek

amacıyla kanunda suça sürüklenen çocuk ifadesi kullanılmıstır.

Çocuk daha erken yasta ergin olsa bile, on sekiz yasını doldurmamıs kisiye ifade

etmektedir.Bu tanımlama Birlesmis Milletler ÇHDS. 1 ve 2 nci maddelerine ve

özgürlügünden yoksun bırakılan küçüklerin korunması için Birlesmis Milletler Kurallarına

uygundur.

ÇKK. korumaya muhtaç çocuk ile suça sürüklenen çocuk tabirleri tanımlanmıs ve

çocukları içinde bulundukları konuma göre bu ifadelerle tanımlamıstır. ÇKK. 3 maddesinde

bedensel,zihinsel,ahlaki,sosyal ve duygusal gelisimi ve kisisel güvenligi tehlikede olan, ihmal

veya istismar edilen yada suçun magduru olan çocukları korunmaya muhtaç çocuk olarak

belirlemis aynı maddede suça sürüklenen çocuk ise isledigi bir fiil iddiası ile hakkında

sorusturma veya kovusturma yapılan yada isledigi fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine

karar verilen çocuktur seklinde tanımlanmıstır.

2253 Sayılı Kanunun 14 nci maddesinde beden,ruh ve ahlak gelismeleri veya sahsi

güvenlikleri tehlikede olan yahut ebeveynine karsı vahim bir itaatsizlikte bulunan küçük

korumaya muhtaç çocuk olarak tanımlanmıstır. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunda ise

çocugun bedensel ve zihinsel olarak tehlikede bulunması yada manen terk edilmesi

durumunda koruma önlemlerine basvurulabilecegi düzenlenmistir.

ÇHDS 19 ncu maddesinde bedensel,zihinsel,ahlaki,sosyal ve duygusal gelisimi ile

kisisel güvenligi tehlikede olan çocuklar,ihmal ve istismar edilen çocuklar ile suç magduru

olan çocukların korunmaya ihtiyacı olan çocuklar olarak kabul edildigi görülmektedir.

ÇKK. 3 ncü maddesinde suça sürüklenen çocuk kanunlarda suç olarak tanımlanan bir

fiili isledigi iddiası ile hakkında sorusturma veya kovusturma yapılan yada isledigi fiilden

dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk olarak tanımlanmıstır. Burada çocugun

suç islemesinde iradesinin dısındaki faktörlerin etkisinde kaldıgı kabul edilmis ve bu nedenle

suça sürüklenen çocuk tabiri kullanılmıstır.

Korumaya ihtiyacı olan çocuklar hakkında tedbir kararlarını vermeye çocuk hakimi

yetkilidir. Aynı sekilde suça sürüklenen çocuk hakkında sorusturma veya kovusturma

asamasında verilecek tedbir kararları çocuk hakimi tarafından hükmedilecektir.

4.ÇOCUK SUÇLULUGU

4.1.Genel Olarak

Çocuk suçlulugu, çocugun ceza kanunlarınca suç sayılan bir fiili islemesi sonucunda,

yargı organlarının önüne getirilmesi olarak tanımlanır. Çocuk suçlulugu en eski

zamanlardan beri var olmakla birlikte, modern çehresini 19. asırdaki sanayi devrimi ve bu

devrim ile baslayan aydınlanma çagı ile almaya baslamıstır.

Suç çok faktörlü karmasık bir olgudur ve bu olgunun ortaya çıkısında etkili olan bir

çok faktörden söz edilebilir. Suçun türü gerçeklestigi çevre, isleyen kisinin özellikleri, bu

faktörlerin ortaya çıkmasında etkili olabilir. Suçluluk, insanın gruplar halinde yasamaya

baslamasından bu yana vardır. Suç, ceza kanunun ihlalinden, yani ceza kanunu tarafından

öngörülen emir ve yasagın ihlalinden ibarettir. Nitekim suç genel olarak, hukuk düzeninin

ceza tehdidi ile yasakladıgı bir fiil olarak tanımlanır.

Suç genel olarak bir çözüme baglanması gereken sosyal problem içermektedir.

Suçluluk ise insanların gruplar halinde yasamaya baslamasından bu yana vardır.

Toplum içinde meydana gelen her sey sosyal mahiyette oldugundan suçun

toplumdan soyutlanamayacagı ve toplumun bir üyesi olarak ferdin dısında düsünülemeyecegi

açıktır. Çocuk suçlulugu sosyal yada anti sosyal bir davranıs biçimi olmaktan ziyade hatalı

yada eksik sosyallesmenin bir sonucu olarak degerlendirilmelidir. Zira sosyal iliskilerden

kurulu olan toplumda her davranıs örnegi sosyal olsa da bu davranısların normal

davranıslardan sapma dereceleri farklılıklar gösterebilmektedir.

Çocugun sosyal çevresi ile kendi kisiligi arasında denge kuramaması suçlu davranısa

yönelmesine neden olur. Çocukların yargılanmasında çocugun ıslah edilebilmesi amacıyla

hareket edildigine göre, suçlu çocugun içinde bulundugu kosullar ve kisiligine uygun olan bir

yaptırımın bulunması gerekir. Çünkü isledigi suçun karsılıgını ödetmek seklinde cezalandırıcı

bir yaklasıma gidilmesi, çocugun suçlulugunu artırıcı bir yöntem olacaktır. Bu nedenle çocuk

suçlulugu sorununa, katı hukuk kurallarıyla yaklasmayıp, psiko-pedagojik ve sosyal çözüm

yollarına basvurmak gerekir. Ayrıca çocugun özsaygısı üzerinde uzun süreli ve onarılması

güç olumsuz etkiler yaratan ceza yaptırımlarına mümkün oldugunca az basvurulmalıdır.

Suç ile incelenen en önemli degiskenlerden biri yas kavramıdır. Çocuk suçlulugu ile

yetiskin suçlulugunu ayırmada her ülke kendi milli kanunlarında belirlemis oldugu yas sınırını

esas almaktadır. Yas degiskeni süphesiz islenen suçun türüne göre de degisiklik

göstermektedir. Çocuk suçlar grubunun tayinde çesitli milli kanunları müstereken

kullandıkları en temel ölçü yas olmustur. Bununla birlikte ceza hukukundaki yas kavramı ile

özel hukuktaki rüst yasından farklılık gösterebilmektedir. Yasa dayalı olarak yapılan ayrımın

bir çok kez sakıncalı sonuçlar dogurabildigi görülmektedir. Zira kronolojik yas; mental yas

veya olgunluktan tamamen ayrıdır.

Günümüzde suçlar çocuk suçlulugu ve yetiskin suçlulugu olarak bir ayrıma tabi

tutulmus ve bu yaklasım tüm hukuk sistemleri tarafından kabul edilmistir. Çocuk ve yetiskin

suçlulugunun ayrımında yas kavramının ölçüt olarak kullanıldıgı görülmektedir. Çesitli

ülkelerin yürürlükte olan yasaları incelendiginde yas sınırlarının 14-21 arasında degistigini

görürüz.

Çocukları suç islemeye yönelten nedenleri ortadan kaldıracak yöntemlerin önemli

bir kısmının ceza yasası ve diger yasaların dısında oldugunu görmekteyiz.

Asıl olan suç isleyen küçüklerin özel muhakeme kurallarına göre yargılamalarının

yapılarak içinde bulundukları durum ve sartlar ile kisiliklerinin ögrenilmesine imkan

saglanması, suç isleyen küçüklere ceza yerine onları yeniden topluma kazandırmak amacını

güden ve kisiliklerine en uygun egitici ve kötü etkilerden koruyucu tedbirlerin uygulanmasını

saglamaktır. Küçüklerin muhakeme edilerek mahkum edilmesinin amacı onların ıslah ve

terbiyelerinin saglanması olup suçlarının kefaletini ödetmek degildir.

Asıl olan islenen suçun öcünü almak degim suçluda bir düzelmenin gerçeklesmesini

saglamak, suçlu çocugu ceza adaleti sistemine intikal ettirtmeden sosyal hizmetlere

yöneltmektir.

Çocuktaki suçlu davranısın toplumsal ve bireysel etkilerin sonucu olarak ortaya

çıktıgı kabul edilen bir görüstür. Denilebilir ki çocuk suçlulugu aslında hukuksal

olmaktan öte psiko-pedagojik ve sosyal nitelikler gösteren bir sorundur.

4.2.ÇOCUK SUÇLULUGU VE NEDENLERİ

19. Yüzyılın basından beri suçlu çocuk sayısının bir ivme kazanarak artması ve bu

artısın sosyal tehlike teskil etmeye baslaması, bu konu üzerine daha önemle ve yeni usuller

gelistirerek egilmeyi gerektirmistir. Çocukların isledigi suçlar incelendiginde müessir fiil,

hırsızlık,yagma ve cinsel suçların agırlıklı yer teskil ettigi görülmekle, bu suçlar arasında ilk

sırayı mala karsı islenen suçlar almakta, ardından cinsel suçlar gelmektedir.

Yas küçüklügünün ceza sorumluluguna etkisine tarihsel açıdan bakıldıgında; Eski

Hint , Ç in, Mısır, Sümer, Asur, Babil ve _brani toplumlarında , cezanın yasa göre tespit

edildigi söylenemez.Bu milletlerin hukuk uygulamalarında yas küçüklügünün göz önünde

bulundurulmadıgı, herkesin aynı derecede sorumlu tutuldugu görülmektedir. _ngiltere’de

1833 yılı mahkeme kararlarında 9 yasındaki bir küçügün hırsızlık suçundan dolayı idam

cezasına mahkum edildigi görülmektedir.

Genel olarak çocukların sosyallestiginin kabulünden sonra cezai sorumlulugun

baslatılması gerektigi belirtilmektedir.Hukukun intikam amaçlayan ve kollektif sorumlulugu

öngören anlayıstan ıslah edici ve sahsi sorumluluk anlayısının yöneldigi ve sorumlulugun

kapsamının daraldıgı görülmektedir.suçla mücadelede nihai gaye toplum düzenini korumak

için suçun islenmesini önlemek temel amaç kabul edildiginden bu neticeyi saglamak için her

bakımdan en kolay yol görünen ceza üzerinde durulmustur.Bu sekilde kabul edilen ve

uygulanan sistemin temelini, kollektif öç,kefaret,kusurlu hareketin cezalandırılması korkutma

prensipleri olusturmaktaydı.

Çocuk suçlulugu tüm toplumsal düzensizlikler, esitsizlikler, haksızlıklar ve

yoksunluklarla sıkı sıkıya baglı toplumsal bir sorundur. Çocuk suçlulugunu yetiskin

suçlulugundan ayıran en önemli özellik, bu dönemin “problemli evre” yada “geçis evresi”

olarak adlandırılan ergenlik dönemine rastlamasıdır.

Hukuk sistemleri suçun aktif suresini çocuklar ve yetiskinler olmak üzere ikiye

ayırarak, yetiskinleri ve çocukları farlı ceza, yargılama ve infaz siyasetine tabi tutmustur.

Çocugu suça yönelten davranısın nedenlerini bilmek, suç isleme riskini tasıyan

grubu daha iyi tanımanın yanı sıra bu konuda koruyucu çalısmaların yapılmasında ve

engelleyici önlemlerin alınmasında ilgililere yol gösterecektir. Çocugun psiko- sosyal

sorunların neticesi olan suçlu davranısının analizinin yapılması, ona uygun tretmanın

bulunmasında yargı makamlarına yardımcı olacaktır.

Suça elverisli ortamı bir çok eken .bir araya gelerek olusturuldugundan hiçbir

neden tek basına çocugu suçlu davranısa yönelten kesin sebep olmamaktadır.

Çocuk suçluluguna neden olan etkenleri hukuk literatürü genellikle biyolojik ve

toplumsal etkenler ile çocugun içende bulundugu ailenin yapısından kaynaklanan etkenler

olmak üzere üçe ayılır.

Günümüzde her çocugun , ahlaki, fiziki ve zihni gelisimi için yeterli sevgi ve güven

duygusunun kendisine verildigi özgür bir aile ortamına ihtiyacı vardır. Ebeveyni sevgisiz,

güvensiz veya ilgisiz davranan çocuklarda suç isleme potansiyeli daha yüksek

olmaktadır.

Günümüzde aile içindeki gerilim , anlasmazlık ve uyusmazlık gibi duygusal

faktörlerin ailenin dagılmıs olmasının yanında suçlu davranısa daha fazla etkisi oldugu

görüsü kabul görmektedir. Çünkü aile bireyleri arasında duygusal ve sosyal iletisimin

ortadan kalkması çocugu suçlu davranısta bulunmaya iten en büyük etmen olan çocuk

istismarı sorununu yaratacaktır.

Çocugu koruma ve yetistirme görevini aile, toplumdan aykırı olarak

gerçeklestiremeyeceginden , söz konusu durumlarda toplumun da sorumlulugu vardır.

Çocugun içinde yasadıgı toplumun , sosyal , kültürel ve ekonomik özelliklerinin bilinmesi,

duygu, düsünce ve davranıslarının nedenlerinin degerlendirilmesinde ilgililere yol

gösterecektir.

Sosyo- kültürel deger yargılarının degismesi ,ekonomik sıkıntılar, hızlı ve çarpık

kentlesme ve sanayilesme gibi toplumsal etkenler , çocugun suçlu davranısa yönelmesinde

etkili olan sorunlardır. Çocugun sosyal çevresini degistirdigi için topluma uyum saglamasını

güçlestiren göç olayları da manevi gelisimini olumsuz yönde etkileyen nedenler arasındadır.

Çocuga sahsa karsı suçları islemeye yönelten nedenler arasında ise sosyo- kültürel deger

yargıları önemli rol oynamaktadır.

Kısacası çocuk suçlulugunun önlenmesi için, saglık , issizlik , konut ve sosyal

güvenlik gibi toplumsal sorunların ortadan kaldırılmasını saglayacak önlemler alınmalıdır.

Çocugun suça yönelmesinde , ekonomik ve toplumsal etkenlerin yanı sıra dogustan

sahip oldugu biyolojik ve fizyolojik özellikler de etkili olmaktadır.çocuktaki organik

hastalıklar ile zihinsel ve ruhsal bozukluklar , çocugun suçlu davranısta bulunmasına neden

olurlar.

Cezalarda amaç, sadece faili uslandırmak degil, onun toplumsal hayata yeniden

katılımını saglamak olmalıdır. Bu sebeple günümüzde suçlu çocukların ıslahında , onların

yeniden topluma kazandırılmaları amacıyla hareket edilmekte, cezalandırma ve yaptıgını

ödetme amacı güden tretmanlar terk edilmektedir.

1982 Anayasası herkese, yasama, maddi ve manevi varlıgını gelistirme ve koruma

hakkı tanımıstır. Çocuk maddi ve manevi yönden devamlı gelisme süreci içinde olan bir

varlıktır. Her gelisme dönemine uygun olarak psikolojik, pedagojik, biyolojik ve sosyolojik

uygulamaların bulunması ile suçlu çocugun tedavisi ve sosyal hayata alısması saglanır.

4.4.TÜRK_YE’DE ÇOCUK SUÇLULUGU

ÇHDS. ye göre çocugun cezai sorumlulugu konusunda asgari yas sınırını taraf

devletlerin belirlemeleri gerektigi belirtilmistir. Bu sınırın , küçügün duygusal, zihinsel ve

fikri olgunluga eristigi yasın altında olmamasına dikkat edilmelidir.

2253 Sayılı Kanuna göre hürriyeti baglayıcı ceza, temyiz kudretine sahip olan ve

cezai sorumlulugu gerektirecek bir suç isleyen 11-15 yas grubundaki küçüklere

uygulanmaktadır.

Ülkemizde suçların yaklasık yarısını 25 yas altındaki çocuk ve ergenlerin islemis

olması ve ileri yaslarda suç isleyenlerin büyük bölümünün çocukluk ve ergenlik dönemlerinde

de suç islemis olmaları sorunun önemini daha da arttırmaktadır.

Anne ve babanın çocugu, terbiye etmekle, bakım ve gözetimini yapmakla hükümlü

oldukları açıktır. Anne ve babanın çocuga Anayasanın 42. maddesi geregince egitim

kazandırmaya hükümlü oldugu görülmektedir. Çocuk Hakları Bildirisinde, çocuklara

saglanan bu haklara açıklık getirilmistir.

II.BÖLÜM

CEZAİ SORUMLULUGUN BELİRLENMESİNDE YAS

KÜÇÜKLÜGÜ

1-GENEL OLARAK

Hak ile haksızlıgı, dogru ile yanlısı, iyi ile kötüyü ayırabilme ve bu anlayısa göre

davranabilme yetenegi olarak tanımlanan isnat yetenegine sahip olan kisi kusurlu hareket

edebilir. Bu yetenegi etkiledigi kabul edilen ve isnat yetenegini azaltan yada kaldıran

sebeplerden biri de yas küçüklügüdür. _snadiyet kusurlu olan neticeden faili sorumlu

tutmanın bir kosuludur. Yani isnad yetenegi failde bulunması gereken subjektif bir kriterdir.

Kusur yetenegi anlama ve isteme yetenegidir ve bu yetenegin hareketin yapıldıgı anda

varolması gerekir.

Kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesinin bir sonucu olarak ancak kusurlu hareket eden

failin cezalandırılabilecegi benimsenmis ve kisiyi kusurlu olarak nitelendirebilmek için de her

seyden önce isnat yetenegine sahip olması gerektigi kabul edilmistir.

Çocukluk döneminde toplum kurallarına ve degerlerine uygun davranma bilinci

henüz olusmamıstır. Bu bilinç ergenlesme ile olusur ve bu bilinç anlama ve isteme yetenegine

karsılık gelmektedir. Buna göre çocukların anlama ve isteme yetenekleri zamanla gelisir ve bu

gelisim sürecinde ilerlendikçe anti sosyal davranıslardan uzaklasma görülür. Dolayısıyla

çocukların en önemli özellikleri henüz anlama ve isteme yeteneklerinin onları anti sosyal

davranıslarından sorumlu tutacak düzeyde gelismemis olmasıdır.

Özel bir konum olarak tanımlanan çocuklugun topluma uyumda belli bir sorular

içeren bir dönem olarak belirlenmesinin yanı sıra, belli bir yas grubunun isledigi suçların

diger suçlardan farklılıgı nedeniyle suçluya müdahale biçimlerinde farklı yaklasımlar ortayla

çıkmaktadır. Genellikle bu farklı müdahale biçimleri pratikte gelistirilen projelerdir.

Uygulamada basarılı oldugu tespit edildikten sonra bu yeni koruma modelleri yasayla formüle

edilerek yaygın uygulamaya geçilmistir. Bu özelligi nedeniyle de çocuk adalet sistemi

sürekli degisen ve kendini yenileyen bir sistemdir.

Son 20-30 yıl içinde gelistirilen ve Avrupa’nın bir dizi ülkesinde uygulanmakta olan

bu yeni müdahale biçimlerini gözetme yükümlülügü, sanık ve magduru uzlastırma programı ,

sosyal alıstırma kursları, yeni tedbir biçimleri ve kapalı kurum yerine açık veya yarı açık

kurumlara yerlestirme seklinde tanımlanabilir. Çocuk adalet sisteminde uygulanan bu

modellerin bazıları genel ceza yasalarına da girmistir. Bu açıdan bakıldıgında, çocuk adalet

sisteminin reforma yatkınlıgının genel ceza yasalarının da reforma tabi tutulmasında baslı

basına bir etki oldugu söylenebilir.

2-TAR_HSEL SÜREÇTE YAS KÜÇÜKLÜGÜ

2.1.Roma Hukukunda

Roma’da “klasik hukuk öncesi dönemde” 12 Levha Kanunundan itibaren insanlar,

erginler ve ergin olmayanlar diye ikiye ayrılmakta ve ceza sorumlulugu buna göre tespit

edilmekteydi. Yani, cezai sorumlulugun belirlenmesinde kisinin belli bir yasa gelmesi degil

ergin olup olmaması esas alınıyordu. Cezai olgunluga erismeyenler hakkında koruma

tedbirleri alınmaktaydı. Örnegin, ölüm cezasını gerektiren bazı suçlarda ergin olmayan

küçüge ihtar cezası verilir ancak zararın iki katını ödemeye mahkûm edilirdi.

Klasik hukuk döneminde genel ve özel suç ayrımını dikkate alarak özel suçlarda

dogumdan çocugun konusabilecegi zamana kadar devam eden dönemi kesin sorumsuzluk

devresi olarak kabul etmistir. Kesin sorumsuzluk dönemini geçirmis fakat buluga ermemis

bulunan küçükler ise yine iki döneme ayrılmıstır. Konusamayana yakın olanlar ve buluga

yakın olanlar, bunlardan ilk grupta olanların sorumsuzlugu kabul edildigi halde ikinci

gruptakiler isledikleri fiillerden sorumlu tutulmuslardır.

Jüstinyen hukukunda ise sorumsuzluk yası olarak 7 yas sınırı tespit edilmistir. Bu

yastan büyükler için ise klasik dönem hukuku hükümleri uygulanmıstır.

2.2.Kilise Hukukunda

Kilise hukuku büyük ölçüde Roma Hukukundan etkilenmistir. Buna göre cezai

sorumluluk 7 yasında baslamaktaydı. Kilise Hukukunun, 7 yasını bitirmemis küçükleri akıl

hastası gibi gördügünü ve bunun sonucu sorumsuz kabul ettigini görmekteyiz. 7 yasını

bitirmis ergin olmayan küçükler karsısında da hâkime, her olayda sanıgın kastının olup

olmadıgını arastırmak görevi yüklenmektedir.

Cermen Hukukunda, cezanın gayesi zararın tazmini olarak kabul edildiginden ve

zararın tazmini de suçlunun mensup oldugu zümreye yükletildiginden failin yasına hiç önem

verilmezdi. Fakat zamanla çocuklar tarafından islenen fiiller daha hafif cezaları gerektiren

gayri iradi fiiller grubuna sokulmus ergenlik sınırı olarak da 12 yası tespit edilmistir.

Bu konuda Cermen Hukukçuları “ kasta ehliyetsizlik “ görüsünü olusturmuslardı.

Kasta ehil olmamaları sebebiyle iradeleri dısında bir fiil islemis kabul edilen küçükler

cezalandırılmamalarına karsın baglı bulundukları aile veya zümreye belirli bir tazminat

yükleniyordu. Burada esas alınan ölçü bizatihi yas küçüklügü olmayıp küçük yasta bulunan

bir kimsede kastın olamayacagı görüsünden hareket edilirdi54.

2.3.İslam Hukukunda

İslam Dini, çocugun, büyük insanlardan oldukça farklı bir ruhi yapıya sahip

oldugunu öteden beri kabul etmistir. İslam âlimlerini öteden beri her hususta çocuk

sorunlarını ayrı ele alıp büyüklerinkinden farklı olarak incelemeye sevk etmistir. İslam’da

cezalar ve cezai sorumlulugun varlıgı esas itibarıyla ergin olanlar ve olmayanlar ayrımına

göre uygulanmaktaydı. İslam dininde ceza sorumluluguna esas alınan ergenlik, eski batı

ülkelerine oranla çok daha ayrıntılı incelemeye tabi tutulmustur. İslenen fiil, bir cezayı

gerektiriyorsa failin cezalandırılabilmesi için akıl hastası olmaması ve iradesini kullanabilme

yetenegine sahip olması gerekmekteydi. Bu sartların yanında failin buluga ermis olması sartı

da aranmaktaydı. Bu sebeple erginlige ulasmamıs bir kimseyi islemis oldugu fiilden dolayı

cezalandırmak mümkün degildi.

_slam Hukukunda cinsi olgunlugu ifade eden bulug, kisisel olgunlasma için varlıgı

gereken sebeplerin olusması anıdır. Diger bir ifadeyle bulug, insanda aklın gelismesine,

düsünme ve idrak unsurlarının olusmasına dayalı bir haldir.

Buluga eren bir kisinin bedeni olarak olgunlasmasının yanı sıra akli gelisimini de

tamamlaması gerekir. Buluga ermemis kimselerin zekâları henüz gelismeye baslamadıgından

isteklerini eglenceye yöneltmekten alıkoyamazlar. Yine bu kisiler iyi ile kötüyü ayırt

edemediklerinden baskalarına zarar verebilirler. Bu sebeplerle, Buluga ermemis insanların

islemis oldukları fiillerden dolayı cezai sorumlulukları bulunmamaktadır.

Bulug, bazen yasla bazen de belirtiyle ortaya çıkar. Kızlarda belirti hayız, ihtilam ve

hamileliktir. Yas itibarıyla en asagı müddet 9 yastır ve bu baskın olan görüstür. Erkeklerde

buluga erisme belirtisi ihtilam ve hamile bırakmadır. Yas itibarıyla en asagı müddet

12’dir.Erkek 18 yasına kız da 17 yasına basınca hükmen buluga ermis sayılırlar58.

_slam Hukukunda bulug, gerçek ve hükmi olmak üzere ikiye ayrılmakta bir taraftan

“gerçek bulug” diger taraftan” hükmi bulug ‘ sabit yaslara göre belirlenmis

bulunmaktadır.İslam Hukukunda buluga ermemis kimseler “sabi” diye isimlendirilir. Bunlar

“gayri mümeyyiz sabiler ve mümeyyiz sabiler” diye iki kategoride toplanmıslardır. Birincileri

iyi ve kötüyü ayırt edemeyenler, ikincileri ise iyi ve kötüyü ayırt edebilen küçüklerdir. Bu iki

gruptaki çocuklar medeni hukuk bakımından da farklı hükümlere tabi tutulmustur.

Buluga erenlere had cezası verilebilirken gayri baliglere had cezası verilemez. Gayri

baliglere ancak tazir cezası verilebilir. Buluga ermemis olup da mümeyyiz olmayanlar ise

isledikleri fiillerden dolayı asla cezaya çarptırılamazlar.

2.4.Yakın Dönem Ceza Hukukunda

Sosyallik ilkesinden hareket eden ülkelerde cezai müeyyide yası daha yukarı

tutulmaktadır. Örnegin bu ilkenin geçerli oldugu Belçika ve Romanya’da ceza sorumluluk

yası 18, Portekiz , İskoçya ve İspanya’da 16, İskandinav Ülkelerinde ise ( _sveç, Norveç,

Finlandiya ve Danimarka) 15’tir. Almanya, Avusturya , Macaristan ve _talya’da 14 olan ceza

sorumluluk yası, Fransa ,Polonya ve Yunanistan’da 13 olarak tespit edilmesine ragmen bazı

durumlarda daha alt yas gruplarına da ceza yasası çerçevesinde müdahale edilebilmesi

mümkün görülmüstür. Hollanda’da 12, _ngiltere’de 10 olan ceza sorumluluk yasına

ragmen bu ülkelerdeki genel egilim, hürriyeti kısıtlayıcı cezaları uygulama yasının 15 olarak

tespit edilmesidir. _rlanda’da Amerika Birlesik Devletlerinin bir dizi eyaletinde oldugu gibi

ceza sorumluluk yası 7 olarak tespit edilmistir . Ancak _rlanda’da da hürriyeti kısıtlayıcı ceza,

ancak 15 yasından büyükler için verilebilmekte ve 15-18 yas grubuna ise çok özel

durumlarda hapis cezası verilebilmektedir. Ceza sorumluluk yasının alt sınırının Avrupa’nın

bütün ülkelerinde çok farklı olmasına ragmen hürriyeti kısıtlayıcı cezaların verilme yasının

alt sınırı 14 veya 15’den baslamaktadır. Avrupa ülkelerindeki diger bir ortak nokta ise çocuk

ceza yasasının uygulanma ve çocuk mahkemelerinin görev alanının 18 yas ile yani medeni

asada tespit edilen resit olma yası sınırlı tutulmasıdır. Bazı ülkelerde ise, çocuk ceza

yasalarının kapsamı 21 yasına kadar genisletilmektedir. (Almanya, _skandinav Ülkeleri ,

Hollanda ).

Çocuk ceza yasasının hürriyeti kısıtlayıcı kararlarına temel olarak alınan 2 farklı

model Avrupa’da uygulanmaktadır. Bunlardan biri Almanya, Galler, _rlanda,Sırbistan,

Hollanda, Hırvatistan ve Slovenya’da uygulandıgı gibi çocuk ceza yasası tarzında özel bir

yasanın varlıgı. _kinci model ise, genel ceza yasasını temel alarak belli yas gruplarında

indirimlere dayalı sistem. Bu modelde de indirimlerin uygulandıgı üst yas sınırı açısından iki

grup olusmakta . _ngiltere, Danimarka , Finlandiya, Fransa , _talya ,Yunanistan, Norveç ,

Avusturya , _sveç ve _skoçya’da 21 yasına kadar olanlara indirim uygulanırken, Portekiz,

Macaristan., Türkiye ve Rusya’da 18 yasına kadar indirim uygulanmaktadır.

3-KARSILASTIRMALI HUKUKTA YAS KÜÇÜKLÜGÜ

Avrupa’da çocuk yargılama sitemi sürekli bir degisim ve gelisim içindedir.

Özgül bir gençlik yasası; cezai ve yardım yasalarının çocuk ve gençlere yönelik özel

uygulamaları yerlesti. Çocuklara yönelik kontrol yapılarının ülkelerde farklılıgına ragmen

çocuk yargılama sisteminin çocuklar hakkında özel düzenlemeler ve kurumlar olusturması

saglandı.

Bu gelisimin süreci tamamlanmıs degildir, tam tersine bir yandan yeni denenen

projelerle yeni yasal degisiklikler gündeme gelmekte ve diger yandan bazı ülkelerde basarılı

olarak uygulanan projeler diger ülkelere örnek teskil etmektedir.

Suç olarak tanımlanan fiillerin azaltılması ve medeni kanun çerçevesinde

çözümlerinin ön plana çıktıgını görüyoruz.

Toplumların gelisimi ve modernizmin etkilerini ceza yasalarıyla kontrol altına

almanın mümkün olmadıgı tespitinden yomla çıkarak, pratikte gelistirilen kuruma alma dısı

çözümler yaygınlasmakta ve özgürlügü kısıtlayıcı cezaların son tedbir uygulaması bir ilke

olarak yerlesmektedir.

Son 30 yıldaki gelismeyi ceza ve sorumluluk yası ve çocuk yasalarının kapsamı

açısından degerlendirdigimiz de cezai müeyyide yasının _sviçre ve Yunanistan’da 7, _talya’da

9, Romanya’da 12, Arjantin,Bulgaristan ve Macaristan’da 14, Danimarka’da 15, _spanya’da

16 oldugu görülmektedir, (Ceza Sorumluluk Yası Romanya’da 14’den 18’e(1977); _srail’de

9’dan 13’e(1977); Küba’da 12’den 16’ya (1979): Kanada’da 7’den 14’e (1982); Norveç’te

14’ten 15’e (1987) ‘de ) çıkarıldıgı ve özgürlügü kısıtlayıcı ceza verme yasının yükseldigini

görüyoruz.

3.1. Alman Hukukunda

Almanya’da 1923 yılında “Çocuk Mahkemeleri Kanununun” kabul edilmesine kadar,

çocuklarla ilgili düzenlemeler 1871 tarihli Alman _mparatorlugu Ceza Kanununda yer

almıstır. Bu dönemde 12 ila 18 yasları arasındaki çocuklar genel mahkemelerde

yargılanıyorlardı. Bu kanun ile 12 yasından küçüklerin cezai sorumluluklarının olmadıgı

kabul edilmis ve 12-18 yas grubundaki çocukların ise cezalarının indirilmesi seklinde

hükümler yer almıs ancak çocuklar hakkında özel tepki araçlarına ve terbiye amacına yer

verilmemisti.

1923 yılında yürürlüge giren kanun ile cezai ehliyet yası 14 olarak kabul edilmis ve

14-18 yas arasındaki kisilerin fiilin hukuka aykırılıgını anlama yetenegine sahip olup

olmadıgının arastırılarak bu yetenege sahip olmadıgı anlasıldıgında cezai sorumluluklarının

olmadıgı kabul edilmistir.

Alman Ceza Kanununda yapılan 10.03.1987 tarihli bir degisiklik ile de suç isledigi

sırada 14 yasını doldurmamıs küçüklere ceza verilemeyecektir. Eger fail suçu isledigi sırada

14 yasını doldurmus olup da 18 yasını doldurmamıssa failin fiili isledigi sırada ahlaki ve ruhi

gelisme seviyesi bakımından yaptıkları eylemin hukuka aykırılıklarını anlayabilecek ve bu

iradesi dogrultusunda hareket edebilecek kadar olgun olup olmadıgı hususu tespit edilecektir.

Bu yas grubundaki kisiler fiili isledikleri zaman ahlaki ve fikri gelisimleri itibariyle fiilin

hukuka aykırı oldugunu kavrayabiliyorlarsa ve buna göre hareket edebiliyorlarsa

sorumludurlar. 18–21 yasları arasında olanlar normal cezalandırmaya tabi olacaklar fakat

yargılanmaları gençlerin yargılanması usulüne göre yapılacaktır. Yine kanuna göre

Almanya’da tüm gençler için ölüm, müebbet hapis ve hapis cezaları kaldırılmıstır.

Federal Almanya Çocuk Mahkemeleri Kanunu çocuk ve genç yetiskin olmak üzere

iki kavrama yer vermistir. Buna göre 18 yasını doldurmamıs olan kisi çocuk olarak kabul

edilirken, 18 yas ile 21 yas arasındaki kisiler genç yetiskinler olarak kabul edilmektedir.

Alman Hukukunda gençler hakkında uygulanan hukuki müeyyidelerde zaman içerisindeki

degisim “ceza yerine egitim” ilkesi yerine “lüzumu olan yerde ceza vererek egitim” ilkesi ana

fikir olarak kabul edildigini göstermistir. Alman hukukunda küçüklerin yargılamasında

gizlilik ilkesi kabul edilmis buna göre çocuk suçluların yargılanması ve hükmün açıklanması

gizli olur ancak genç yetiskinler için bu husus hakimin takdirine bırakılmıs ve kural olarak

yargılamanın açık olacagı kabul edilmistir.

Federal Alman Genç Mahkemeleri Kanunu genç suçlular için kefaret amacının yani

yapılan kötülügün etkisini gidermek için kötülügü ödetmeyi degil terbiye ve egitim amacını

güttügünden çok suçta tek sorumluluk ilkesini kabul etmistir. Federal Alman Genç

Mahkemeleri Kanununun 31. maddesinde bir gencin bir çok suç islemesi halinde dahi hakim

tarafından yalnızca tek bir terbiye tedbiri,disiplin aracı veya hürriyeti baglayıcı cezaya karar

verebilecegi belirtilmistir. Buna göre birden çok suç isleyen genç hakkında içtima hükümleri

uygulanmaz.

Gençlerin islemis oldukları birden fazla suç olsa dahi hakim gençler için bir terbiye

tedbiri,disiplin aracı veya hürriyeti baglayıcı ceza tayin eder. Ancak burada hakim kararında

failin kisiligine göre sorumlulugu belirler.

Federal Alman Genç Mahkemeleri Kanununda Yetiskinlerin Ceza Kanunundan

farklı olarak failin kisiligi esas alınmıs,ancak terbiye tedbirleri ve disiplin araçlarının gencin

eyleminden ortaya çıkan zararlı egilimlerin terbiyesi bakımından yeterli olmaması ve

kusurun agırlıgının gerektirmesi durumunda cezai yaptırım uygulanır.

3.2.Fransa Ceza Hukuku

Fransız ihtilali ile baslayan süreçte 1824 yılında kabul edilen ve 1832 yılında

degisikliklere ugrayan kanun ile küçüklerin hukuki durumlarının iyilestirilmesi çalısılmıs,

çocukların islemis oldukları iddia edilen suçlar nedeniyle agır ceza mahkemeleri yerine ıslah

amacıyla tek hakimli mahkemelerde yargılanmaları kabul edilmistir. 1906 yılında çıkarılan

kanun ile cezai ehliyet yası on altıdan on sekize çıkarılmıs ve muhafaza,gözetim ve terbiye

tedbirlerinin yirmi bir yasına kadar devam etmesi kabul edilmisti.

Fransa’da 1912 yılında Çocuk Mahkemeleri kurularak küçüklere özgü usul ile

yargılanmalarına baslanmıs ve cezai sorumsuzluk yası on üç belirlenmistir. 1945 yılında ise

çocuk hakimligi ve ihtisaslasmıs bir idari teskilat kurulmustur. Buna göre ana kural suç

isleyen çocuklar için egitim tedbirleri öngörülmekte, cezai yaptırım ise istisna olarak ele

alınmakta idi. _dari koruma anne ve babanın onayı ile uygulanmakta ve önleyici gaye

gütmekte iken adli koruma çocuk için bir tehlike yada suç durumu tespit edildikten sonra

koruma amacı gütmektedir.

Fransa Ceza hukukunda sorumsuzluk yası 13’tür. Bu dönemde çocuga ceza

verilemez, 13-18 yas grubundaki çocukların kisisel durumu ve kosullar gerektiginde, ceza

uygulamasını gerektiriyorsa ceza verilir ancak bu ceza tedbir niteligindedir. Yas

küçüklügünün hafifletici mazeret sayılması 16 yasın altındakiler için zorunlu, 16-18 yas

arasındakiler için ise ihtiyaridir.

3.3._talya Hukuku

_talya ‘da ilk yazılı ceza kanunu 17.02.1861 tarihinde yürürlüge girmistir. Bu kanuna

göre cezai sorumsuzluk yası 9 olarak tesbit edilmisti.

1889 Tarihli _talyan Ceza Kanunu yas küçüklügünü 5 devrede incelemis, buna göre

cezai sorumsuzluk yası 9 olup, 9 ila 14 yas arasındakiler temyiz kudretinin varlıgı sartıyla

indirimle cezaya tabi tutulacaktır. Sayet temyiz kudreti yoksa sadece tedbir

uygulanabilecektir.14 ila 18 yas arasındakiler ise indirimle cezaya tabi tutulacaktır.

_talyan Ceza Hukukunda ikili bir ayrım mevcuttur. Buna göre 14 yasına kadar olan

çocuklara ceza verilemeyecek, 14 ile 18 yasları arasındaki dönemde küçügün, anlama ve

isteme yeteneginin bulunup bulunmamasına göre indirim, Hatta bir defaya mahsus olmak

üzere ilk defa suç isleyen küçügün cezasını hâkim hal ve sarta göre kaldırabilecektir ki, buna

“ adli af “ denmektedir.

_talyan Hukukunda sorumsuzluk yası 14 olarak belirlenmistir. 14-18 yası arasındaki

çocuklar isledikleri fiilin anlam ve sonuçlarını kavarama yetenegi yok ise cezai sorumlulukları

bulunmamaktadır. Eger isledikleri fiilin anlam ve sonuçlarını kavraya biliyorlarsa ceza özel

rejim ile infaz edilir.

4.ULUSLARARASI HUKUKTA VE SÖZLESMELERDE YAS KÜÇÜKLÜGÜ

4.1. Çocuk Mahkemeleri Hakkında Yapılan Uluslararası Çalısmalar

Çocuk mahkemeleri hakkında ilk uluslar arası çalısma 1910 yılında Washington

Kongresinde yapılmıstır. Bu kongrede çocuklar için yetiskinlerden ayrı bir yargılama

kurumunun kurulması gerektigi sonucuna varılmıstır. _kinci çalısma 1911 yılında Paris’te “

Birinci Uluslar arası Çocuk Hakları Kongresinde” olmustur. Çocuk mahkemeleri konusu

üçüncü olarak 1931 “ Uluslar arası Prag Ceza Kongresinde “ ele alınmıstır.

Bu kongrede esas olarak çocuk mahkemelerinin nasıl olusacagı ve yardımcı

hizmetlerin ne sekilde teskilatlandırılacagı konuları görülmüstür. Ayrıca mahkemelerin

yanında, devamlı yardımcı servisler bulunacak ve bunlar hükümden önce ve sonraki evlerde

önleyici ve tedavi edici faaliyetler göstereceklerdir. Bu kongrede, son olarak küçük hakkında

alınacak tedbir ve tedbirin degisikligi, tedbirin tescili ya da büsbütün ortadan kaldırılması,

mahkemenin yetkisine bırakılmıs ve küçükler için alınacak tedbirlerin infazını saglayacak

kurumların kurulması gerektigi de belirtilmistir.

Çocuk mahkemeleri hakkında en kapsamlı çalısmanın Milletler Cemiyeti tarafından

yapıldıgı görülmektedir. 1925’te baslatılan çalısmalar sonucunda 1936 yılında çocuk

mahkemelerinde uygulanması gereken prensiplerin yer aldıgı ayrıntılı bir rapor

yayınlanmıstır. Bu raporda, Çocuk mahkemelerinin teskilatlanması, yetki ve görevleri,

yargılama usulü, küçük hakkında alabilecegi tedbirler ve yardımcı kurulusların nitelikle

ayrıntılı bir biçimde yer almaktadır.

15 Aralık 1951 tarihinde yapılan Birlesmis Milletler Avrupa Semineri çalısmalarında

da suçlu küçügün durumu incelenmistir. Amaç, suça itilen çocugun cezai sorumluluk

derecesini ve buna göre uygulanacak tedavi usulünü belirlemek ve onu topluma iyi bir kisi

olarak kazandırmaktır. 1985 yılında Birlesmis Milletler Kongresi tarafından Küçükler _çin

Adalet Sistem85ine Dair Birlesis Milletler Asgari Standart Kuralları (Beijing Kuralları) kabul

edilmistir.

4.2.Çocuk Haklarına Dair Sözlesme

09.12.2004 tarihinde 4058 sayılı kanunla onaylanması uygun bulunan “Çocuk

Haklarına Dair Sözlesme” yürürlükteki çocuk haklarına iliskin kanuni düzenlemelerin yeni bir

anlayısla ele alınmasını zorunlu kılmıstır. Sözlesme yasama,yürütme ve yargı organları

tarafından çocukla ilgili olarak yürütülen bütün faaliyetlerde çocugun yararının ön planda

tutulması esasının benimsenmesi ve sözlesmeye taraf olan devletlere sözlesmede tanınan

hakların uygulanması amacıyla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alma yükümlülügünü

düzenlemistir.

Bir çocugun cezai sorumlulugun hangi yasta baslayacagına dair uluslar arası bir

birliktelik yoktur. Zira toplumların sosyo-kültürel yapısına göre davranıs standardının farklı

olması ortak bir standardın tespitini güçlestirmektedir. Bu nedenle ÇHDS 40/3 maddesinde

çocugun cezai sorumsuzlugunun sınırının belirlenmesini taraf devletlerin kendi kosullarına

bırakmıstır.

Çocuk hukukunu politika ve hukuk gündemine tasıyan etkenler arasında 20 Kasım

1989 da New York ta birlesmis Milletler genel kurulunda kabul edilen ÇHDS çocuk

hukukunda uluslar arası standartları tespit eden bir sözlesme olup, Türkiye tarafından

02.09.1990 tarihinde yürürlüge girmistir.

Türkiye sözlesmenin azınlık çocuklarının dil,egitimi ve kültür alanındaki haklarına

iliskin 17,29 ve 30.maddelerine çekince koymustur.

_kinci Dünya savasında çocukları en fazla kıyıma ugramıs ve acı çekmis halk olarak

Polonya resmi makamları aracılıgıyla 1978/79 yıllarında 20 kasım 1959 Cenevre Çocuk

Hakları Bildirgesinin baglayıcı bir sözlesmeye dönüstürülmesi için BM katında yogun bir

çaba harcadı.1979 yılının çocuk yılı olarak benimsenmesinden sonra baslayan uzun

müzakerelerin sonunda, on yıl sonra 1989 yılında, yine bir 20 kasım günü Cenevre Bildirgesi

Newyork sözlesmesine dönüstürüldü.

Çocuk hakları sözlesmesi tüm uluslar arası sözlesmelerin zaafını bünyesinde

tasır.Kurallar dolaysız bir yürürlüge elverisli açık seçildikten, kesinlikten uzaktır. Bu nedenle.

de daha çok ulusal Anayasa ve yasa kurallarının yorumuna ısık tutan dolaylı bir yürürlük gücü

tasımakta kalır.

Bu sözlesme aynı zamanda uluslar arası baglayıcılık niteligine sahiptir. l.Maddesi,

milli kanunlar daha erken bir yası öngörmedikçe 18 yasından küçük herkesi çocuk kabul

etmektedir. Sözlesmenin 37.maddesinde çocukla ilgili alınacak her türlü önlemde çocugun en

yüksek çıkarlarının konacagı hususu düzenlenmektedir.

Çocuk haklarına iliskin sözlesmenin 40. maddesinde çocukların muhakemesi

sırasında çocuklara tanınacak haklar söyle sıralanmıstır.

1- Masumluk ilkesi

2- Suçlamayı ögrenme hakkı

3- Yetkili, bagımsız ve yansız bir kat veya mahkeme önünde gecikmeksizin

yargılanma hakkı

4- Susma hakkı

5- _ddia tanıklarını sorguya çekme, çektirme, yararına olan tanıkların davet edilmesini

ve dinlenmesini isteme hakkı

6- Tercümandan yararlanma hakkı

7- Özel hayatın gizliliginin korunması hakkı

8- Yasal yollara basvurma hakkı

Birlesmis Milletler Teskilatının çocuga iliskin düzenlemeleri 1959 yılından sonra

hızlanmıs ve bu yönde suça yönelmis çocuklar ile ilgili Çocuk Mahkemeleri Asgari Standart

Kuralları(Beijing Kuralları)1984 yılında kabul edilmistir.

5.TÜRK CEZA HUKUKUNDA YAS KÜÇÜKLÜGÜ

765 Sayılı Türk Ceza Kanunun 54/1 maddesinde 11-15 yas grubundaki çocukların

sorumlulugunun belirlenmesinde ölçüt olarak farik mümeyyizlik kavramı esas alınmıstır.

2253 Sayılı Kanunun 20 maddesinde farik ve mümeyyizligin çocugun isledigi suçun da

belirtilmesi suretiyle uzman doktor tarafından belirlenmesini esas almıstır.

Doktrinde farik ve mümeyyizlik kavramı hakkında farklı görüsler bulunmaktadır.

Bazıları kisinin isledigi suçun cezalandırılan bir fiil olma niteligini anlayıp aylamayacagını

esas alırlar. Bunun yanı sıra fiilin ahlaki niteligini yada küçügün psisik genel gelismesini esas

alan fikirler bulunmaktadır.

Farik ve mümeyyiz olmanın esasını tıbbi açıdan “alken saglam yani mümeyyiz olan

bir çocugun yapmakta bulundugu eylemin kendisine ve karsısındakine doguracagı sonuç ve

sorumluluklarının idrakinde olup dogruyu yanlıstan ve iyiyi kötüden ayırt edebilme, yani

herhangi bir eylem ve olay ile karsılasan çocugun önünde açılan degisik çözüm yollarından

dogru ve toplumca makul olanını ayırt edebilme, yani farik olması” hususunu olusturur.

Burada çocukta zeka geriliginin ve belirgin bir çocukluk devresi psikiyatrik

sendromunun var olup olmadıgı ve buna baglı olarak çıkabilecek iyiyi ve dogruyu ayırt edip

edemeyeceginin birlikte degerlendirilmesi gerekir.

Farık ve mümeyyiz kavramı Türk Ceza Hukuk açısından belirli bir yas içinde

bulanan kimsenin yaptıgı fiilin suç oldugunu, fiilin anlamını ve neticelerini anlayabilmesi ve

duyabilmesidir. 2253 sayılı kanunun 20. maddesinde bu hususun sosyal hizmet uzmanları,

pedagoglar, psikologlar ve psikiyatrlara basvurularak suçu isleyeninin farık ve mümeyyiz

olup olmadıgı belirlenecektir. Küçükler incelemeye alındıgında genel anlamda temyiz gücü

yerine islemis oldugu suçun farık ve mümeyyiz olup olmadıgı tespit olunacaktır. Bu tespit

yapılırken küçügün dogum tarihi kesin biçimde ortaya konulacaktır.

Yargıtay farık ve mümeyyiz konusunda hakimin uzman bilirkisilere ve somut

delillere bakarak degerlendirecegini, bilirkisilerin düsüncelerinin hakim için baglayıcı

olmayacagını belirtmektedir. Uygulamada 2253 Sayılı Kanun geregince alınan farık ve

mümeyyiz raporlarının kanunda öngörülen amaca gerektigi kadar uygun olmadıgı

görülmektedir.

6.ÇOCUK MAHKEMELERİ

Mukayese hukuk arastırmaları bize küçükler ile ilgili yargılamaların üç sekilde icra

edildigini göstermektedir.

1.si örnegin: Suçlu küçüklerin çocuk mahkemesi önünde fakat idare kurulları

seklinde ve üyeleri arasında hukukçular olmayan organlar önüne çıkarılmalarıdır. İsveç’te bu

sistem uygulanmaktadır.

2.si örnegin: Yargılamaların çocuk mahkemesi yada genç mahkemesi denilen özel

yargı organları tarafından yapılmasıdır. _lk defa kuzey Amerika’da baslayan bu usul kısa

zamanda tüm dünyaya yayılmıstır.

3.si örnegi: Çocuk mahkemesi kurmayan bazı ülkeler ise küçüklerin muhakemelerini

genel mahkemeleri bırakmıstır.

Çocuk Mahkemeleri genel ceza mahkemesi gibi suçlulugu tespit ettikten sonra

çocugu cezaevine gönderen yasal bir kurum degildir. Bu mahkemelerde çocuklar hakkında

psikiyatri, tıp, sosyoloji gibi bilimlerin verilerini ilgili dalların uzmanlarının bilgilerine

danısılarak çocugun davranıs bozukluguna sebep olan ve kendisini suç islemeye yönelten

sebeplerin ve bunların çözüm yolları ile uygulanacak tedbirlerin neler oldugu belirlenerek

çocugu ıslah etmeyi hedef alan bir yapıda olmaları gerekir. Ayrıca çocuk mahkemesinde

görevli hakimlerin de çocuk suçlulugu hususunda yetirli bilgi uzmanlıga sahip olmaları,

mahkeme bünyesinde suç isleyen çocuk hakkında en isabetli kararı verebilmek için yeteri

kadar sosyal hizmet uzmanı, pedagog, psikolog, egitimci ve psikiyatr bulunmalıdır.

6.1.Çocuk Mahkemelerinin Tarihi Gelisimi

Aydınlanma çagından önce, çocugun durumuna bakıldıgında, onun aile reisinin

egemenligi altında tutuldugu görülür. Devletlerin kurulmasıyla ya da güçlenmesiyle beraber,

aile reisinin çocuk üzerindeki mutlak egemenliginin sınırlandıgı ileri sürülse de bu çok dar bir

alan üzerinde olmus ve ortaçag boyunda da çocuk aile reisinin egemenligi altında kalmıstır.

Ortaçag’ın en önemli özelligi, bu dönemde her alanda etkin olan Hıristiyanlıktır. “_lk Günah”

düsüncesinin neden oldugu anlayısa göre çocuk, dogustan kötüdür ve sıkı bir egitime tabi

tutulması gerekmektedir. Sonuç olarak bu dönemde çocuk için en iyi pedogoloji aracı dayak

olmus ve çocuga kayıtsız kalınmıstır.

Aydınlanma çagının ise en önemli özelligi, ocugun dogustan kötü oldugu yolundaki

ortaçag düsüncesinin terk edilmeye baslanmasıdır. Bu çagda Voltaire, çocuklugu bir saflık

dönemi olarak nitelemektedir. Çocugun ne iyi ne de kötü olarak dogdugunu, içinde yasadıgı

çevrenin etkisi ile suça ya da erdeme yöneldigini söyler. Rousseau da aynı düsünceleri

savunmaktadır. “ Emile “ isimle eserinde, çocugun dogustan iyi olarak dogdugunu

belirtmektedir. Rousseau ayrıca çocugun egitiminde annenin rolünün önemini vurgulamakta

ve çocugun babaya olan itaatinin tabiata uymadıgını ileri sürmektedir.

Ortaya çıkan düsünce akımlarından en önemlisi “ sosyal hukuk “ düsüncesidir. Bu

düsüncenin ortaya çıkmasına neden olan teknigin gelisim ve bunun sonucunda sosyal yasamın

ugradıgı degisikliktir. Sosyal hukuk deyimi, toplumda sosyal haksızlıkların düzeltilmesini

ifade etmektedir. Bunun yanında sosyal hukuk, insan tabiatına birlesik hakları da göstermekte,

fakat bu haklar gerçeklesmek için devletin müdahalesini istemektedir.

Sosyal hukuk kendini koruyamayan insanı, sosyal ve ekonomik baskılardan

kurtarmak için tanınması gereken ayrıcalıkların tümünü ifade etmektedir. Sosyal hukuk

düsüncesinin, çocukların korunmasının toplumun görevi haline dönüsmesinde ve devletin

çocukların gözetimi ve korunmasını üstlenmesinde etkili oldugunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

19. yüzyılın baslarında sanayi devriminin etkileriyle ortaya olumsuzluklar suçlulugun

ve özellikle de çocuk suçlulugunun artmasına neden olmustur. Sanayi devrimiyle birlikte

toplumsal yapılanmada farklılar olusmus ve toplum yapısı farklılasmaya baslamıstır. Bu

degisimden en fazla zarar görenler de çocuklar olmus, çocukların islemis oldukları suçlarda

meydana gelen artıs da resmi ve özel kurulusları çocukların korunması hususunda düsünmeye

ve tedbir almaya sevk etti.

.

19. yy ‘ın basında ortaya çıkan klasik okul, suçu hukuki bir olay olarak bagımsız bir

sekilde ele aldıgı gibi suçluyu da aynı sekilde ele almaktadır. Bu okula göre cezanın tasıması

gereken niteligi, her seyden önce suçluya uygulanan bir fenalık ve acı verici olmasıdır. Fakat

ceza aynı zamanda, hem adalete uygun olması hem de mümkün oldugu ölçüde sosyal iyilik ve

toplumun varlıgını koruma sartlarını da tasımalıdır.

Klasik okul ceza sorumlulugunu irade serbestîsi ve temyiz kudretine baglamakta

küçükler için cezai sorumsuzluk yasının belirlenmesini saglamıstır. Bu dönemde temyiz

kudretinin olup olmamasına göre ceza tayin edildigini görmekteyiz. Ancak bu okulun

düsüncelerine ragmen artan çocuk suçlulugu oranı dikkati çekmeye baslamıstır. Klasik okulun

öncelikle suçluyu ele alması bütün çalısmalarını, suç ve suçun unsurları üzerinde toplaması

hususu yer almaktadır. Klasik okulun amacı kisi hürriyeti ve dokunulmazlıgına hiçbir surette

zarar vermeden ve tehlikeye düsürmeden toplumu savunmak, dokunulmazlık ve hürriyet ile

toplumun savunulması çatıstı zaman ise kisi hürriyet ve dokunulmazlıgını üstün tutmaktır.

Bu dönemde suçlu çocuklara verilen kısa süreli hürriyeti baglayıcı cezalar onların

ıslahlarını saglayamamıs, aksine gelecekte suçlu sayısının artmasına neden olmustur.

Cezaevlerinin son derece olumsuz sartları ve suçların adli sicile yansıması çocuklar hakkında

verilen mahkûmiyet kararlarını çocuk suçlulugunu önlemede etkisiz kılmıstır.

Pozitivist okul suçluluk olayının bütün Avrupa ülkelerinde gösterdigi artıs ve 19.

yy.da görülen büyük ilmi hareketler nedeniyle ortaya çıkmıstır. Suçlu çocugun isledigi

hareketin cezalandırılmasından çok failin ıslahını amaçlayan yeni fikirlerin ortaya çıkmasıyla

çocugun “sui generis” bir suçlu oldugu kabul edildi. Çocugun içinde bulundugu çevreden

uzaklasması saglanarak ahlaki ve dini egitime tabi tutularak ıslahı öngörüldü.

Pozitivist okul suçluyu bagımsız olarak ele almamıs, suçlunun kisiligini ve onu suça

iten nedenleri incelemistir. Bunun neticesinde suçluluk nedenlerinin farklılıgı tespit edilmis

bu farklılıga binaen cezaların da degisik olması gerektigi vurgulanmıstır. Bunun çocuk

suçlulugu açısından önemi büyüktür. Cünkü suç islemis çocukların isledigi fiillerden bagımsız

olarak, her birinin ayrı sekillerde degerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Çocuk hakkında

koruyucu ve düzeltici tedbirler ancak çocugun kisiliginin özel olarak incelemesinden sonra

seçilebilecektir. Pozitivist okul tamamen egitim aracılıgıyla küçüklerin ıslahı usulünü kabul

etmistir. Önleyici tedbir olarak da kimsesiz çocukların korunması gerektigini belirtmistir.

Sonuç olarak, zaman içinde toplunun asıl görevinin çocugu cezalandırmak degil,

ıslah etmek oldugu anlasılmıstır. Çocugun cezalandırılması yerine onun egitilmesi gerektigi,

bununda çocugun içinde bulundugu kötü kosullardan kurtarmakla gerçeklesebilecegi kabul

edilmistir.

Çocuk mahkemeleri ilk olarak XIX. yy ‘ın sonunda ABD de ortaya çıkmıstır.

Çocuk mahkemeleri kurulmadan önce birçok ülkede, yargılama usulleri birbirinden

ayrılmaya baslamıstır. Bununla birlikte, çocuklara suçlu muamelesi yapılmaması, gözetim ve

korumaya, egitimi muhtaç kisiler olarak ele alınmaları ancak çocuk mahkemeleriyle birlikte

gerçeklesebilmistir.

Avrupa’daki ilk çocuk mahkemesi _ngiltere’de kurulmustur. _ngiltere’de 1908

yılında “ Çocuklar Kanunu “ çıkarıldı. Bu kanunla birlikte 16 yasından küçük çocukların özel

bir biçimde yargılanacagı, durusmaların diger mahkemelerin bulundugu binadan ayrı binada,

eger diger mahkemeler ile aynı yerde ise, ayrı odada ve yetiskin davalarının görüldügü saatten

ayrı bir saatte yapılacagı kabul edildi. Bu kanuna göre durusmalar gizli olacaktı. Mahkemenin

de bir baskan ve olanak oldugu takdirde biri kadın olmak üzere iki üyeden olusacagı

öngörülmüstü. Bu kanunun önemli maddelerden biri de ceza yasının 16’dan 17’ye

çıkarmasıdır.

Fransa’da çocuk mahkemelerinin ortaya çıkması ise 22 Temmuz 1912 tarihli kanunla

gerçeklesmistir. Bu kanun o zamana kadar yapılan çalısmaları korumakla beraber, baskaca

yenilikler de getirmistir. Bu kanunla 13 yas mutlak bir sorumsuzluk yası olarak belirlenmis,

hâkime çocugun yetistigi çevreyi arastırmak görevi yüklenmis, durusmanın aleni olması ilkesi

kaldırılmıstır. Ayrıca bir takım egitim tedbirleri öngörülmüs ve gözetim rejimi kabul

edilmistir.

Almanya’da ise 1907 yılında çocuk mahkemelerinin, idari kararlarla olusturuldugu

görülmektedir. Çocuk mahkemelerinin adli teskilat bünyesine sokan kanun ise 16 Subat 1923

tarihinde çıkarılmıstır. Diger ülkelerin aksine Almanya’da çocuk mahkemeleri ayrı bir teskilat

degil, genel mahkemelerin ihtisaslastırılmıs özel bir dairesi durumundadır.

_sviçre nin Kantonlarından Zürich ve Bern de oldugu gibi bazı ülkelerde “ genç

savcılıgı “ olarak adlandırılan ayrı bir savcılık kurumunun teskilatlandırıldıgı

görülmektedir.

Belçika, İtalya,Lüksembourg, Brezilya ve Yeni Zelanda’da çocuk mahkemeleri için

ayrı bir savcılık teskilatı öngörülmemis, bu mahkemelerde görev yapan savcıların

ihtisaslasmasını saglayacak önlemler alınmıstır.

Bilimsel gelismelerin dogal bir sonucu olarak yas küçüklügünün islenen eyleme

uygulanacak cezai yaptırım ve tedbirler yönünden ayrı olarak degerlendirilmesi,suçtan

sorumlu tutma cezalandırma, yargı kuralları yönünden farklı kurallar konulması zorunlu hale

gelmistir.

Gelismeler bir taraftan suçlu çocugu ceza hukukunun dısına çıkarmayı, diger taraftan

hareketin cezalandırılmasından ziyade “ su generis “ bir suçlu olarak kabul edilmesi ve bu

çocukların çevresinden uzaklastırılmaları suretiyle ahlaki ve dini, egitime tabi tutarak topluma

kazandırılması sonucunu dogurmustur.Bu sonuçlardan birisi de bu amacın yerine getirilmesini

saglayacak özel yargılama kuralları ve donanıma sahip çocuk mahkemelerinin kurulması

olmustur.

Dünyada ilk çocuk mahkemesi ABD de Massachusetts de 1878 de

kurulmustur.Bundan sonra yine ABD de Chicago da 1899 da çocuk mahkemesi

kurulmustur.Bunu takiben _ngiltere de 1905, Kanada, Portekiz de 1911,Belçika da 1912,

Fransa da 1912, _talya’da 1934, Avusturya da 1919, Macaristan da 1913, Polonya’da 1919,

Yunanistan’da 1939 Japonya’da 1923 yılında Meksika da 19390, Sili de 1928 senesinde ilk

çocuk mahkemesi kurulmustur.

Çocuk mahkemeleri; genel ceza mahkemeleri gibi suçlulugu tespit ettikten sonra

çocugu, cezaevine gönderen yargısal kurumlar degildir.Bu mahkemeler,suç islemek suretiyle

sosyal sapma gösteren çocuklar hakkında; tıp, psikiyatri, psikoloji,sosyoloji ilimlerinin

verilerini göz önüne alınarak, davranıs bozukluguna neden olan unsuru ve çocugun tedavisi

hususunda gereken tedbirleri saptamaya çalısan ve tedbirlerle onu ıslah etmeyi hedef alan

kuruluslardır.Çocuk mahkemeleri, özel mahkemeler olup,suça itilmis çocuklar özel

statüsünün en etkin kurumu ve çocuk adalet sisteminin en önemli halkalarından biridir.

6.2. Türkiye’de Çocuk Mahkemeleri

Çocuk mahkemeleri kurulmadan önce ülkemizde çocukların yargılanması ile

yetiskinlerin yargılanması arasında CMUK’ta yer alan bir iki hüküm dısında bir fark

bulunmamaktaydı.

CMUK’ta yer alan hükümlerden ilki gizlilige iliskindir. 375 nci maddede, Kuskusuz

ki CMUK’ta yer alan bu hükümler yetersiz kalmıstır. Söz konusu özel hükümler dısında

CMUK’unun diger hükümleri küçükler hakkında da uygulanmaktaydı. Eski usullere baglı

yargılamalar, çocuk üzerinde her türlü olumsuz etkiyi yaratabilecek nitelikteydi.

Suçlu çocukların cezalarının infazı ise 765 Sayılı TCK 53’ e göre onsekiz yasını

bitirmemis olanlar için ıslah kurumlarının olacagını düzenlemistir.

6.2.1. Çocuk Mahkemelerinin Kurulması

Türkiye’de çocuk mahkemeleri düsüncesi ilk kez 1916 yılında Necmettin Sadak

tarafından “Muallim” dergisinde dile getirilmistir111. Türkiye’de çocuk mahkemeleri

kurulmasına iliskin çalısmalar gerçekte 1945 yılına kadar uzanmaktadır. Dünya da çocuk

mahkemelerinin kurulması ve yaygınlasmasından sonra bu konu ülkemizde ceza

hukukçularını ve sosyal bilimcileri ilgilendirmeye basladı. _lk olarak 1945 yılında bu konuda

bir kanun taslagı hazırlanarak Adalet Bakanlıgına sunulmustur.

1961 Anayasasında çocuklar için özel yargılama usulleri kabul edilebilecegi

belirtilmisti. 1982 Anayasasında küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler

konulacagı belirtilmektedir.

2253 Sayılı ÇMK. çocuk mahkemelerinin 15 yasından küçükler tarafından islenen

suçlara iliskin davalara bakacagı ve aynı kanunda yazılı tedbirleri alacagı belirtilmistir.

Çagdas hukuk sistemleri fikren olgunlasmayı benimsemislerdir. Almanya ve _talya 14-18,

Fransa’da 13-18 yas grubundaki çocuklar çocuk mahkemesinde yargılanmaktadırlar.

Türkiye’de ise çocuk mahkemelerinin yapısı çocugun toplum ile yeniden bütünlesmesini

degil, cezayı öngören çocugun gereksinimlerini degil, suçu ön plana alan geleneksel yaklasımı

benimsemistir.

2253 Sayılı ÇMK. çocuk mahkemelerinin adli yargı hakimleri arasından seçilen

baskan ve üyelerinin tercihen 30 yasını bitirmis çocuk sahibi ve kadro imkanlarının elverdigi

ölçüde ayrı cinsiyette olmaları gerektigi belirtilmistir. Bu kriterlerden çocuk sahibi olma

kosulu bir çok elestiri almıstır. Çünkü ast olan hakimin çocuk sahibi olması degil, çocuklar ile

ilgili alanlarda uzmanlasmıs olmasıdır.

Çocuk mahkemeleri kanununun çıkarılma amacı 07.03.1978’de sunulan gerekçede

belirtilmis, ilk olarak dünyada neden çocuk mahkemelerine gereksinim duyuldugu

açıklanmıstır. Bu da daha çok 19. yy. da çocuk suçlulugu konusunda ortaya çıkan yeni

egilimlere baglanmıstır. Bu egilimlerle birlikte suçlulugun nedenleri, çocuk psikolojisindeki

gelisim farklılıgı, ceza yerine çocuk suçlulara tedbir uygulanmasıyla ortaya çıktıgı ve sonuçta

onların özel mahkemelerde yargılanması gerektiginin belirlendigi ileri sürülmüstür115.

Birlesmis Milletler _nsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 8 nci maddesine göre;

“Herkesin anayasaya veya yasa ile kendisine tanınmıs olan temel haklarını çigneyen

islemlere karsı yetkili ulusal mahkemeler önünde etkin bir yargı yoluna basvurma hakkı

vardır.” Bildirgenin 10’cu maddesine göre ,”Herkes, haklarının ve yükümlülüklerinin veya

kendisine yöneltilen her hangi bir suçlamanın saptanmasında, tam bir esitlikle davasının

bagımsız ve tarafsız bir mahkemece adil bir sekilde ve açık olarak görülmesi hakkına

sahiptir.”

Anayasanın 9 ncu maddesine göre, “Yargı yetkisi ,Türk Milleti ardına bagımsız

mahkemelerce kullanılır.”

Anayasanın 142 nci maddesine göre, mahkemelerin kurulusu , görevleri, yetkileri,

isleyisi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.

Genel Mahkemeler, aksi belirtilmedikçe adalet yargısı alanına giren her türlü

uyusmazlıgı çözmeye yetkili bulunan ve bakacakları isler , belirli kisi ve konulara göre

sınırlandırılmamıs bulunan, türlü ise bakan mahkemelerdir.

Özel Mahkemeler, adalet yargısı alanında ancak belli tür ve belli kisiler arasındaki

uyusmazlıklara bakan mahkemelerdir.

1982 Anayasasının 141 inci maddesinin son fıkrasına göre, davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. Anayasanın 36.’ıncı

maddesine göre, herkes , mesru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri

önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz .

2253 Sayılı ÇMK. nun 7 nci maddesi yer bakımından yetki kuralını düzenlemistir.

madde metni söyledir “illerdeki çocuk mahkemelerinin yargı çevresi, kuruldugu ilis mülki

yönden baglı bulundugu ilçelerin hudutları ile ilçelerdeki çocuk mahkemelerinin yargı çevresi

ise, Adalet Bakanlıgının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir “

Buna göre henüz çocuk mahkemesi kurulmamıs olan yerlerde, küçükler tarafından

islenen suçlara ait sorusturma ve kovusturma o yerdeki görevli adli mahkemece ve

Cumhuriyet Savcılıgınca yapılacaktır.

2253 Sayılı ÇMK nun 8 nci maddesi, çocuk hakkında alınacak tedbirler de yer

bakımından yetki kuralını düzenlemektedir.

“ 10.maddede yazılı tedbirler suçun islendigi yerde, yetkili çocuk mahkemesince

alınabilecegi gibi, küçügün menfaatleri bakımından ailesinin veya birlikte yasadıgı kimselerin

bulundugu yerde, yetkili çocuk mahkemesince de alınabilir”

2253 Sayılı ÇMK 8 nci maddesinde on bir yasından küçükler söz konusu oldugunda

sorun yaratmamaktadır. Gerçekten de bu küçüklerin cezai sorumlulugu olmadıgından,

haklarında sadece tedbir uygulamasına karar verilebilecektir. Bu nedenle de suçun islendigi

yerde, ailesinin yanında veya birlikte yasadıgı kimselerin bulundugu yer mahkemesinde tedbir

alınmasında herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Suça itilen çocugun beden, ruh .aile ve

terbiye durumunun çocugun ikamet ettigi veya geçici olarak oturdugu yerde daha iyi

incelenecegi belirtilerek bu hüküm savunulmaktadır.

5235 sayılı Adli Yargı _lk derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin

kurulus, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ile , adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge

adliye mahkemelerinin kurulus, görev ve yetkilerini düzenlemektedir. Adli Yargı ilk derece

mahkemeleri, hukuk ve ceza mahkemeleridir. Hukuk Mahkemeleri, sulh hukuk ve asliye

hukuk mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diger hukuk mahkemeleridir. Ceza

Mahkemeleri, sulh ceza, asliye ceza ve agır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan

diger ceza mahkemeleridir.

6.2.2. Çocuk Mahkemeleri ile Çocuk Agır Ceza Mahkemeleri

5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanununun 25.’inci maddesiyle, 5235 sayılı Adli Yargı

İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kurulus, Görev ve Yetkileri

Hakkında Kanunun 13.’üncü maddesi hükmü göz önünde bulundurularak çocuk

mahkemeleri ile çocuk agır ceza mahkemeleri kurulmaktadır.

Çocuk Agır Ceza Mahkemesi,agır ceza mahkemelerinin yargılamayla görevli

oldukları suçlar ile ilgili olarak görevli mahkemelerdir. Bu mahkemelerde Cumhuriyet Savcısı

bulunur ve mahkeme heyet olarak toplanır. Çocuk mahkemeleri, çocuk agır ceza

mahkemelerinin görev alanına girmeyen suçlarla ilgili yargılama yapmakla görevlidir. Çocuk

mahkemesi tarafından yapılan yargılamada cumhuriyet savcısı bulunmayacaktır.

2253 Sayılı ÇMK. na göre 15 yasını bitirmemis olan küçükler isledikleri suçlardan

dolayı çocuk mahkemelerinde yargılanacaklardı. Konuyu düzenleyen ÇMK nun 6/1 maddesi

“ 15 yasını bitirmeyen küçükler tarafından islenen ve genel mahkemelerin görevine giren

suçlarla ilgili davalara çocuk mahkemelerinde bakılır” seklindeydi.

Bu hüküm doktrinde yogun elestirilere ugramıstır. Zira gelisim psikologları

bireyin biyolojik ve psikolojik gelisiminin 21 yasından önce tamamlanamayacagı konusunda

görüs birligi içindedirler. Bu bilgilerin ısıgında çocuk mahkemelerinin yargı yetkisinin 15

yasından küçük çocuklarla sınırlamasını savunmak imkânsızdır. Yine birey ancak zihni

duygusal ve toplumsal yönden bagımsızlık kazanarak olgunlasabilir.

5395 Sayılı ÇKK. na göre Çocuk Mahkemeleri her il merkezinde kurulacaktır.

_lçeler bakımından kurulması yönünde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulana yetki

verilmektedir. Buna göre, bölgelerin cografi durumları ve is yogunlugu göz önünde tutularak

belirlenen ilçelerde Hakimler ve savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüsü alınarak

kurulabilir.

Kanunda çocuk mahkemesinin, tek hakimden olusacagı hükme baglanmıstır. Yine

maddeye göre çocuk mahkemelerinde yapılan durusmalarda Cumhuriyet Savcısı

bulunmayacaktır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 188 nci maddesi geregince kural olarak

durusmalarda Cumhuriyet Savcısı bulunacaktır. Bununla birlikte, Ceza Muhakemesi

Kanununun 188 nci maddesinin 2. fıkrasında sulh ceza mahkemelerinde yürütülen

durusmalar bakımından bu kurala bir istisna getirilmistir. Bu Kanunun bu maddesiyle de,

çocuk mahkemeleri bakımından bu kurala ikinci bir istisna getirilmektedir.

Kanunda çocuk agır ceza mahkemelerinin nerelerde kurulacagı açık bir sekilde

belirtilmemistir. Bu mahkemelerin nerelerde kurulacagı tümüyle Hakimler ve Savcılar

Yüksek Kuruluna bırakılmaktadır. Buna göre bu mahkemeler bölgelerin cografi durumları, is

yogunlugu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde Hakimler ve Savcılar yüksek kurulunun

olumlu görüsü alınarak kurulacaktır.

_s durumunun gerekli kıldıgı yerlerde çocuk agır ceza mahkemelerinin birden

fazla dairesi olusturulabilir. Bu daireler numaralandırılır.

Çocuk agır ceza mahkemelerinde bir baskan ile yeteri kadar üye bulunur ve

mahkeme bir baskan ve iki üye ile toplanır.

CMK’da kanun yollarına iliskin genel hükümler, 260 ile 267 nci maddelerde

düzenlenmistir. CMK’nın 260 ncı maddesine göre, hakim ve mahkeme kararlarına karsı

Cumhuriyet Savcısı, süpheli , sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almıs olanlar ile

katılma istegi karara baglanmamıs, reddedilmemis veya katılan sıfatını alabilecek surette

suçtan zarar görmüs bulunanlar için kanun yolları açıktır. Maddenin ikinci fıkrasında

Cumhuriyet Savcısının kanun yolu bakımından görev ve yetki sınırları belirtilmistir. Buna

göre, asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet Savcıları, mahkemenin yargı

çevresinde asliye ceza ve sulh ceza mahkemelerinin kararlarına karsı kanun yollarına

basvurulabilirler. Cumhuriyet Savcısının kanun yoluna basvura bakımından yetkisi

sınırlandırılmıstır. Maddede, çocuk mahkemeleri ile çocuk agır ceza mahkemeleri

kararlarına karsı kanun yoluna basvurabilecek Cumhuriyet Savcısı bakımından bir

yetkilendirme bulunmamakta oldugundan, Çocuk koruma Kanununun 25 nci maddesinin

birinci fıkrasının son cümlesinde , mahkemelerin bulundugu yerlerdeki Cumhuriyet

Savcıları, çocuk mahkemeleri kararlarına karsı kanun yoluna basvurabilecegi belirtilmistir.

Suça sürüklenen çocuklar hakkında yürütülecek sorustura görevi, Cumhuriyet

Bassavcısı tarafından görevlendirilecek Cumhuriyet Savcısı tarafından yerine getirilecektir.

Bu Savcının görevlendirilmesi, tercihen çocuk hukuku alanında uzmanlasmıs, çocuk

psikolojisi ve sosyal hizmet alanlarında egitim almıs Cumhuriyet Savcıları arasından

yapılacaktır.

Tüm il ve ilçe Cumhuriyet Bassavcılıklarında bir çocuk bürosu kuracaktır.

Kanunların çocuklar üzerinde yürütülecek sorusturmaya iliskin tüm hükümleri çocuk bürosu

tarafından yerine getirilecektir. Bu büro Cumhuriyet Bassavcısı tarafından görevlendirilecek

Cumhuriyet Savcılarının sorumlulugu altında görev yapacaktır.

ÇHDS. nin 40. maddesinin 3. fıkrasında “ taraf devletler , hakkında ceza ihlal ettigi

iddiası ileri sürülen , bununla itham edilen yada ihlal ettigi kabul olunan çocuk bakımından,

yalnızca ona uygulanabilir yasarın, usullerin , onunla ilgili makam ve kurulusların

olusturulmasını tesvik edeceklerdir. “ hükmü yer almaktadır.

Belçika, _talya ,Lüksemburg , Brezilya ve Yeni Zelenda’da çocuk mahkemeleri için

ayrı bir Savcılık teskilatı öngörülmemis, bu mahkemelerde görev yapan Savcıların

ihtisaslasmasını saglayacak önlemler alınmıstır.

ÇKK 15 maddeye göre suça sürüklenen çocuklar hakkındaki sorusturma islemlerini

yürütmek, çocuk bürosunda görevlendirilen Cumhuriyet Savcısı tarafından bizzat yerine

getirilecektir.

Ceza Muhakemesi Kanununun 157 nci maddesi geregince kanunun baska hüküm

koydugu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek kosuluyla sorusturma

evresinde usul islemleri gizlidir.

Ceza Muhakemesi Kanununun 160 ncı maddesi geregince Cumhuriyet Savcısı, ihbar

veya baska bir suretle bir suçun islendigi izlenimini veren bir hali ögrenir ögrenmez kamu

davasını açmaya yer olup olmadıgına karar vermek üzere hemen isin gerçegini

arastırmaya baslar. Bu arastırmada Cumhuriyet Savcısı süphelinin lehine ve aleyhine olan

delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve süphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.

Cumhuriyet Savcısı tarafından çocuklar hakkında tedbir alınması gereken

durumlarda, çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet Savcısı tarafından gecikmeksizin gerekli

tedbir alınması saglanacaktır. Bu tedbirler Çocuk koruma Kanununun 5.’inci maddesinde

öngörülen tedbirler olabilecegi gibi, Türk Medeni Kanununda öngörülen tedbirlerde olabilir.

Çocuk Koruma Kanununun 6.’ınca maddesi geregince adli merciler korunma ihtiyacı

olan çocugu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumana bildirmekle yükümlüdür. Bu

nedenle, Cumhuriyet Savcısı görevi nedeniyle kendinse intikal eden korunma ihtiyacı olan

çocuklar ile suça sürüklenip de hakkında koruma tedbiri alınması gerekliligi bulunan

çocuklar hakkında ilgli mahkemeden tedbir kararı alınması için gerekli islemleri yürütmekle

birlikte, çocugun korunma altına alınması amacıyla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme

Kurumuna basvurmakla görevlidir.

ÇHDS’nin 3.’üncü maddesi geregince , kamusal yada özel sosyal yardım

kurulusları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve

çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocugun yararı temel düsüncedir.

Pekin Kurallarının 12.’inci maddesine göre; küçüklerle sık sık mesgul olan veya

küçüklerin isledikleri suçların önlenmesi için öncelikle çaba gösteren polislerin görevlerini

tam olarak yerine getirebilmeleri için, kendilerine özel bir egitim ve ögretim verilir. Büyük

kentlerde bu amaçla özel polis birimleri kuruludur.

Çocuk koruma Kanununun 31.’inci maddesinin ikinci fıkrası geregince kolluk

tarafından, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocuklar hakkında isleme

baslandıgında durumun bir maddede sayılan kisi ve kurumlara bildirilmesi gerekmektedir.

Kollugun bildirim hususunda takdir yetkisi bulunmamaktadır. Bildirim kolluk bakımından

bir yükümlülüktür.

Kolluk tarafından bildirim yapılacak olanlar sunlardır.

1. Çocugun veli veya vasisine veya çocugun bakımını üstelen kimseye,

2. Baroya,

3. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna ,

4. Çocuk resmi bir kurumda kalıyorsa bu kurum temsilcisine,

Çocuk bürosu korunma ihtiyacı olan, suç magduru veya suça sürüklenen

çocuklardan yardıma, egitime, ise , barınmaya ihtiyacı olan veya uyum güçlügü çeken

kimselere ihtiyaç duydukları destek hizmetlerini saglamak üzere, ilgili kurum ve kurulusları

ve sivil toplum kuruluslarıyla isbirligi içinde çalısmak, bu gibi durumları çocukları

korumakla görevli kurum ve kuruluslara bildirmekle görevlidir.

Bu nedenle çocuk bürosu , suç magduru veya suça sürüklenen çocuklardan yardıma,

egitime ,ise, barınmaya ihtiyacı olan çocuklar ile uyum güçlügü çeken kimselere ihtiyaç

duydukları hizmetleri vermek amacıyla , ilgili kamu kurum ve kurulusları ile sivil toplum

kuruluslarıyla isbirligi yapabilecektir.yine destek hizmetlerine ihtiyacı bulunan çocukları, bu

çocukları korumakla görevli bulunan kurum ve kuruluslara bildirmekle yükümlüdür.

Bildirim yapılacak kurumların basında Sosyal hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu

gelmektedir. Bu bildirimin, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tasra teskilatı

birimlerine bildirilmesi yeterlidir. Yoksa, Sosyal hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu

Genel Müdürlügüne bildirilmesi zorunlulugu yoktur.

6.2.3.Çocuk Yargılamasında Egemen Olan _lkeler

Çocuk mahkemeleri genel ceza mahkemeleri gibi suçlulugu tespit ettikten sonra

çocugu cezaevine gönderen yargısal kurumlar degildir. Çocuk mahkemeleri suç islemek

suretiyle bir takım davranıs bozuklukları gösteren çocuklar hakkında tıp,psikiyatri,psikoloji ve

sosyoloji gibi bilimlerin de verilerinden faydalanarak ıslahı amaçlarlar.

6.2.3.1 Uzman Hakim İlkesi

Çocuk ceza hukukunda fiil degil fail dikkate alınarak bir yargılama yapılmalı ve bu

suretle çocuk ruhunun çocugu suça iten nedenlerin anlasılması gerekir. Bu ise çocuk

mahkemelerinde görev yapan hakimlerin özel olarak yetistirilmeleri ve bu nevi islerde sürekli

olarak çalıstırılarak uzmanlasmaları saglanarak yerine getirilebilir.

Çocuk mahkemelerinin ilk ortaya çıkısından buyana çocuk hâkimlerinin çocuk

suçlulugu ve psikolojisi alanlarında uzman olması gerektigi ileri sürülmüstür. Bazı ülkelerde

uzmanlastırma için aynı hâkimin senelerce çocuk mahkemelerinde bırakılması benimsenirken

diger ülkelerde bununla yetinilmemis ve çocuk mahkemesi hâkimlerinin diger hâkimlerden

ayrı mesleki bilgilerle donatımları öngörülmüstür.

Fransa’da bu ilkeyi saglamak amacıyla çocuk hakiminin çocuk sorunlarına gösterdigi

ilgi ve yetenek dikkate alınmak suretiyle çocuk mahkemelerinin bulundugu yerdeki asliye

mahkemesi hakimleri arasından üç yıl için seçildigi bu süre zarfında mesleki açıdan yetisen

hakimlerin psikolojik ve pedagojik egitimden geçmeleri saglanmaktadır.

2253 Sayılı Kanunun 2. maddesinde Çocuk Mahkemelerinin hakimlerinin adli yargı

hakimleri arasından 30 yasını bitirmis, çocuk sahibi ve kadro imkanlarının elverdigi ölçüde

ayrı cinsiyette olan hakimlerden olusacagı belirtilmistir. hakimlerin görevde kalacakları

sürenin belirli olmaması uzmanlasmayı önlediginden ve kısa süreligine görevde oldugunu

bilen hakimin isine olan ilgisi azalabilecegi belirtilmistir. Bunun yanı sıra uzunca bir süre

çocuk mahkemelerinde görev yapmanın hakimlerin yükselme imkanlarını yok edecegi ve

motivasyonunun azalabilecegi de belirilmistir.

5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanununun 28 maddesindeki düzenleme ile bu kriterler

degistirilerek tercihen çocuk hukuku alanında uzmanlasmıs,çocuk psikolojisi ve sosyal

hizmetler alanında egitim almıs olan adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları arasından

belirlenecegi öngörülmüstür. Ayrıca çocuk mahkemelerinde görev almak isteyenler ile daha

önce çocuk mahkemelerinde görevli olanlara öncelik tanınacagı belirtilmistir.

5395 Sayılı Kanunda tek hakimden olusan çocuk mahkemeleri ile bir baskan ve iki

üyeden olusan çocuk agır ceza mahkemelerinde çocukların yargılanacagı öngörülmüstür.

Çocuk agır ceza mahkemesindeki durusmalara cumhuriyet savcısı katılırken çocuk

mahkemesindeki durusmalara ÇKK 25/1 maddesi geregi katılmayacaktır.

6.2.3.2 Savcı ve Yardımcı Teskilatın Varlıgı

Çocuk hakimlerinde olması gereken niteliklerin çocukların isledikleri iddia olunan

suçlarla ilgili sorusturmalarda görevli savcılarda olması gerekmektedir.

Belçika,_talya,Lüksemburg,Brezilya ve Yeni Zelanda gibi ülkeler savcıların uzmanlasmalarını

öngören ülkeler olarak örnek gösterilebilir.

2253 Sayılı ÇMK. da çocuk sorusturmaları ile görevli savcının hangi niteliklere

sahip olması gerektigi hakkında herhangi bir düzenleme bulunmazken ÇKK da hakimlerde

bulunan niteliklerin savcılarda da bulunması gerektigi belirtilmistir. Çocuk yargılamasının

önemli bir bölümünde görevli olan savcının niteliklerinin belirlenmesinin yerinde bir

düzenleme oldugu kanaatindeyiz.

2253 Sayılı ÇMK na göre çocuklar hakkındaki hazırlık sorusturmasının bizzat savcı

tarafından yapılması zorunludur. Gerekçe olarak küçüklerin isledikleri suçlarda sorunun bütün

yönleriyle ilgilenilmesi, eksik bir hususun bırakılmaması ve böyle bir sorusturmanın çocuk

psikolojisi egitimi gerektirdigi belirtilmekte ve bu nedenle sorusturmanın yapılmasının bizzat

Cumhuriyet Savcılarına verildigi açıklanmaktadır. Danıstay, CMUK na dayanılarak çıkartılan

Yakalama,Gözaltına Alma ve _fade Alma Yönetmeliginin 18/c bendinde “on bes yasının

doldurmus, ancak on sekiz yasını doldurmamıs olanların hazırlık sorusturması kolluk kuvveti

tarafından yapılabilir” hükmünün hukuka aykırı olduguna karar vermistir .

5395 Sayılı Kanunun 15 maddesinde de benzer bir düzenleme ile çocukların

isledikleri suçlar hakkındaki sorusturmanın çocuk bürosunda görevli savcı tarafından bizzat

yapılması gerektigi belirtilmistir.

Burada amaç, çocuk hakkında yapılacak sorusturmanın bu alanda yetkili ve uzman

kisilerce yapılması ve polisin çocuk üzerinde uyandıracagı olumsuz etkilerin önlenmesidir.

Ayrıca 5395 Sayılı Kanun 7. madde hükmü ile savcıya, çocugu yakından tanıma

imkânı yaratılmaktadır. Savcı hazırlık sorusturması asamasında eger çocuk için tedbir

alınması gerektigi kanaatine varırsa, bu tedbirlerin alınmasını mahkemeden talep

edebilecektir.

Ancak çocuk yargılamasının daha etkin olarak yürütülebilmesi için uzman personele

de ihtiyaç vardır 5395 Sayılı Kanun 33. maddede çocuk mahkemelerine en az lisans egitimi

almıs sosyal çalısma görevlilerinin atanacagını düzenlemis bunların çocuklar hakkında sosyal

inceleme yapacagı belirtilmistir.

Hazırlık sorusturması neticesinde savcı üç tür karar verebilir. Ya çocuk hakkında

topladıgı deliler neticesinde kamu davası açar veya sartları gerçeklesmemisse kamu davası

açılmasının ertelenmesine karar verir, ya da dava açmak için delil yetersizligi varsa

kovusturma yapılmasına yer olmadıgına karar verir. Kamu davasının açılmasında ise “

Mecburilik “ ve “ _se Uygunluk “ diye iki sistem mevcuttur.

Mecburilik sisteminde, ceza davası açmakla görevli resmi makam, dava açmak için

gerekli kanuni sartlar gerçeklesince kamu davasını açmak zorundadır.

_se uygunluk sisteminde ise dava açmak için gerekli kanuni sartların gerçeklesmesi

yetmemekte, bunun yanında gereklilik sartı da her olayda arastırılmaktadır. Kanuni sartlar

gerçeklesince savcı CMK 170 maddesi geregi iddianame ile kamu davası açmak zorundadır.

Fakat bu sistemin de sakıncalarını gidermek için bar takım kurumlar vardır. Kamu davasının

açılmasının ertelenmesi,hükmün açıklanmasının geriye bırakılması veya cezanın ertelenmesi

gibi.

6.2.3.3. Mahkeme Asamasında Geçerli Olan _lkeler

Çocuk mahkemelerinde yargılamaya egemen olan ilkeler gizlilik, sadelik ve

basitliktir.

6.2.3.3.1. Basitlik _lkesi

Hakim ile çocugun durusmalarda uygulanan her türlü usuli kural ve merasimden

mümkün oldugunca uzaklasarak serbestçe konusabilmelerini saglamaya yönelik uygulanan

bir ilkedir.

Bu ilke geregi çocuk mahkemelerinin yetiskinler için uygulanan sekil kurallarını

çocuklar için uygulamaması gerekmektedir. Çocugun kisiliginin daha iyi bir sekilde tahlil

edilebilmesi ve bu sayede çocugu suça iten nedenlerin anlasılabilmesi için bu ilkenin

uygulanması gerekmektedir. Zira bu sayede sorunu belirleyerek çözüm yollarını arastırmak

daha kolay ve etkin olacaktır

6.2.3.3.2. Sadelik _lkesi

Sadelik ilkesinin anlamı mahkeme salonunun sade dösenmis olması hâkim için ayrı

bir kürsü bulunmaması, hâkimin resmi elbise içinde olmaması, çocugun parmaklıgın

arkasında durmaması gibi mahkemenin fiziki kosullarına iliskindir. Bu esasın getirilme sebebi

ise çocukla hâkim arasında bir yakınlık yaratmak, çocugun hâkime korkulacak bir insan gibi

bakmasını önlemektir.

Basitlik ve sadelik ilkeleri birbiri ile iç içedir. Her iki ilkede sekil sartlarından

mümkün oldugunca uzaklasılarak çocuk ile daha iyi bir diyalog ortamı kurulmaya

çalısılmakta ve çocugu suça iten nedenlerin daha etkin olarak belirlenmedi amaçlanmaktadır.

Sadelik ilkesi ile yakından iliskili bir ilke de basitliktir. Basitlik ilkesiyle, çocuk

mahkemelerinde yetiskinler için uygulanan sekil kurallarının uygulanmaması gerektigi

anlasılmaktadır. Hâkimin, usul kurullarıyla baglı kalmayarak çocukla serbestçe konusması,

onu istedigi gibi inceleyebilmesi bu ilkeyle saglanmak istenmistir.

6.2.3.3.3. Gizlilik _lkesi

Ceza Muhakemesi Hukukunda son sorusturmanın açıklıgı ilkesi temel ilkelerden

biridir. Burada verilecek hükme herkes tarafından güven duyulmasını saglamak ve adil

yargılamanın yapılmasını temin etmek amaçlanmaktadır.

Gizlilik ilkesiyle yargılanmakta olan çocugun üzerindeki ürkeklik ve çekingenlik

duygusu kaldırılmaya çalısılacak, durusma salonunda bulunan dinleyicilerin çocuk üzerinde

yapabilecekleri olumsuz etkinin önüne geçilebilecektir. Aynı zamanda çocugun yargılama

esnasında hakim ile daha rahat konusabilme ve kendisini rahatça ifade etmesi de saglanmıs

olacaktır.

2253 Sayılı Kanunda sadece gizlilik ilkesine yer verilmisti. Ancak basitlik ve sadelik

ilkesinden bahsedilmemisti.

CMK 182 maddesinde durusmanın herkese açık oldugu belirtilmistir. Ancak 185

maddede 18 yasından küçüklerin yargılanmasında durusmanın kapalı yapılacagı belirtilerek

durusmanın açıklıgı kuralına çocuklar bakımından istisna getirmistir.

Durusmaların aleni olmasının sanık çocuk için zararlı oldugu kabul edilmektedir. Bu

zararlar, çocugun izleyicilerden ürkmesi, dogruyu söylemekten çekinmesi veya izleyicilerin

karsısında gurura kapılması seklinde özetlenebilir.

Ayrıca CMK 183 maddesinde durusmalarda ses ve görüntü alınmasını yasaklamıstır.

6.2.3.3.4. Tedbire _liskin Son Kararın Derhal Yerine Getirilmesi

Tedbirlere iliskin son kararların ıslah amacını güttügü dikkate alınarak derhal infaz

edilmesi çocugun menfaatinedir. Ancak verilecek cezaların infazı için kararın kesinlesmesi

gerekecektir.

Bunun dısında çocuk mahkemelerindeki yargılamaya egemen olan ilkelere ceza

yargılamasında da geçerli olan çabukluk ve ucuzluk gibi ilkeler de eklenebilir. Özellikle,

çocuklara ait yargılamanın onların iyiligi için bir an önce sonuçlandırılması gerekmektedir.

6.2.3.3.5. Her Zaman Son Kararın Üzerine Dönülebilmesi

Kural olarak hakimler verdikleri kararları degistiremezler. Ancak tedbirlere iliskin

kararlar kesin hüküm olusturmadıgından hakim bu kararı kendiliginden yada talep üzerine

degistirebilir. Zira çocugun içinde bulundugu kosulların degismesi tedbirlerin de

degistirilmesini gerektirebilecektir.

Bu degistirme çocuk mahkemeleri için istisnai bir özellik tasımamaktadır. Gerçekte,

çocuk mahkemelerinin kurulus amacı düsünüldügünde, kararların kesin hüküm niteligi

tasımaması dogal karsılanmalıdır. Hâkim her seyden önce çocugun ıslah ve egitilmesini

düsünmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük çocuk hakkında en uygun kararı aldıktan sonra da

devam etmekte, aldıgı bu kararın uygulamadaki sonuçlarını da izlemesi gerekmektedir. Eger

aldıgı kararın çocugun ıslahı için yeterli olmadıgını görürse bunu degistirebilme imkânına da

sahip olması gerekir. Hâkim gerçi kararını vermeden önce çocuk hakkında gerekli incelemeyi

yapacak veya yaptıracak ve ancak bunların sonucunda kararını verecektir. Ancak bu inceleme

yeterli olmayabilir. Bu nedenle de karar ile uygulama arasında bir iliski yaratmak ve kararın

uygulamadaki sonuçlarına bakmak zorunludur.

Uygulanan bir tedbirin degistirilmesine, bu tedbiri hükmeden mahkeme yetkilidir.

Acele hallerde küçügün bulundugu yerde, yetkili çocuk mahkemesince de geçici tedbir

alınabilir. Bu takdirde durum ilk tedbiri alan mahkemeye bildirilir. İcap eden tedbire veya

tedbirin degistirilmesine bu mahkemece hükmolunur.

Temyiz edilen karaların Yargıtay’da görüsülmesi de elestirilmektedir. Bunun

gerekçesi olarak Yargıtay ‘ın sadece dosya üzerinde inceleme yaptıgı, bu yüzden çocugun

içinde bulundugu sartları bilemeyecegi ve bu nedenle de saglıklı bir karar veremeyecegi

gösterilmektedir.

2253 Sayılı Kanunda sikâyetten vazgeçme, davayı düsüren bir sebep olarak kabul

edilmemistir. Gerçekten de çocuk hakkında tedbir alınmasını gerektiren nedenler göz önünde

tutulursa sikâyet bir kere yapıldıktan sonra bunun geri alınmasının baslamıs olan yargılamayı

durdurmaması ve verilmis olan tedbirin uygulanmasına son vermeyi gerektirdigi sonucuna

varılır. 2253 Sayılı Kanun 24. maddede bu durumun 10.maddede yazılı tedbirlerden birinin

uygulanmasına engel olmadıgı açıkça belirtilmistir.

Bunun dısında sikâyetten vazgeçmenin davayı düsürmemesi, çocugu haksız

sikâyetlerden de koruyacak, çocuklar hakkında keyfi sikâyetlerin yapılmasını önleyecektir.

III.BÖLÜM

ÇOCUKLARIN YARGILANMASI VE CEZAİ

SORUMLULUKLARIN BELİRLENMESİ

1.GENEL OLARAK

Çocuk Yasalarının temel ilkesi; egitim, yardım veya cezalandırma ikilemi arasında

ele alınamaz. Çocuk yasaları politikasının temel felsefesi , mümkün oldugu kadar çok yardım

ve gerekli oldugu kadar az ceza olmalıdır.

Çocukların yetiskinlerden farklı özelliklere sahip olmaları bulundukları ortamdan

büyüklere oranla çok daha fazla etkilenmeleri, bunlar hakkında koruyucu önlemler alacak,

yaptırım uygulayacak mahkemelerin farklı yapıda olusması ve farklı bir muhakeme sistemi

uygulanması düsüncesini dogurmustur. Yavas yavas çocuk ve gençlerin psikolojisine vakıf

cezadan ziyade terbiye tedbirlerine hükmeden ve sadece suç isleyenler ile degil korunmaya

muhtaç kimseler ile de ilgilenen özel yargı mercileri kurulmustur.

2-TÜRK CEZA HUKUKUNDA ÇOCUGUN CEZAİ SORUMLULUGU

2.1. 12 Yasını Doldurmamıs Çocukların Cezai Sorumlulugu

2253 Sayılı Kanunun çesitli maddelerinde geçen 11 yas deyimi 5252 Sayılı Kanunun

11. maddesi geregince 12 yas olarak degistirilmis olup, 5237 Sayılı TCK.nın 31/1 maddesine

göre fiili isledigi zaman 12 yasını doldurmamıs çocukların cezai sorumlulukları bulunmadıgı

hükmü getirilmistir.

Bu yas grubundaki çocuklar hakkında isledikleri iddia olunan fiillerden dolayı

kovusturma yapılamaz ve ceza verilemez. O halde haklarında sorusturma yapılabilir. Ancak

bu yas grubundakilerin sadece yaslarının tespiti ve mümkün ise ifadelerinin alınması ile

yetinilmeli bunun dısında çocuk hakkında herhangi bir islem yada muhakeme tedbirine karar

verilmesi mümkün olmamalıdır.

Cezai sorumluluk bakımından bu yas grubundaki küçüklerin kusurları bulunmamakta

ve dolayısıyla cezai ehliyetlerinin olmadıgı mutlak bir sekilde kabul edilmektedir. Bu yas

grubundaki bir çocuk isledigi fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme ve

davranıslarını hukukun gerekleri dogrultusunda yönlendirebilme yeteneginden mutlak olarak

yoksundur. Ancak çocuk isledigi eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilse ve

kendini bu fiilleri islemekten alıkoyabilecek yetenege sahip olsa dahi izlenen ceza siyaseti

mülahazalarıyla çocugun tekrar suç islemesini önlemek ve tekrar topluma kazandırmak

amacıyla bu yas grubundaki çocukların mutlak bir sekilde cezalandırılmamaları gerektigi

kabul edilmistir. Zira bu yas grubundaki çocuklara ceza yaptırımının uygulanmasının cezanın

özel önleme ve sosyal hayata yeniden kazandırma amaçları bakımından olumsuz etki

yapacagı düsünülmüstür.

Bu çocuklar hakkında ancak güvenlik tedbirleri uygulanabilecektir. 5237 sayılı

Kanunun 56 maddesi yollamasıyla 5395 Sayılı Kanunun 11. ve 5. maddesinde belirtilen

çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilecektir ancak bu tedbirlerin uygulanması

takdire bırakılmıstır. 5395 Sayılı Kanunun 11. maddesine göre bu kanunda gösterilen

koruyucu ve destekleyici tedbirler “suça sürüklenen ve ceza sorumlulugu olmayan çocuklar”

bakımından çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak anlasılır. 2253 Sayılı Kanunun 11/2

maddesinde 11 yasını doldurmayan çocukların islemis oldukları iddia olunan fiil bir seneden

fazla hapis cezasını gerektiriyorsa haklarında tedbire hükmedilecegi belirtilmis ve böylece

tedbire karar verilmesi için suçun belli bir cezai agırlıgının olması gerektigi öngörülmüstü.

Oysa 5237 Sayılı Kanunda islenildigi iddia olunan suç için kanunda belirlenen ceza miktarı ne

olursa olsun çocuklara özgü güvenlik tedbirine karar verilmesi hakimin takdirine bırakılmıstır.

Çocuklara özgü koruyucu ve destekleyici tedbirler çocugun öncelikle aile ortamında

kalmasına yönelik danısmanlık,egitim,bakım,saglık ve barınma konularında alınacak

tedbirlerdir.

Çocuklar için 5237 Sayılı TCK.nın 31/1 maddesinde sorumsuzluk yasının 12 olarak

belirlenmesi karsısında 5326 Sayılı Kabahatler Kanunun 11/1 maddesinde kabahat

niteligindeki fiili isledigi zaman 15 yasını doldurmamıs çocuk hakkında idari para cezasının

uygulanamayacagı belirtilmis böylece kabahatler bakımından sorumsuzluk yası 15 olarak

belirlenmistir.

2.2. 12-15 Yas Arasındaki Çocukların Cezai Sorumlulugu

Fiili isledigi sırada on iki yasını doldurmus olup da on bes yasını doldurmamıs

olanların isledigi fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranıslarını

yönlendirme yeteneginin yeterince gelismemis olması hâlinde ceza sorumlulugu yoktur.

Ancak bu kisiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. _sledigi fiilin

hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranıslarını yönlendirme

yeteneginin varlıgı hâlinde, bu kisiler hakkında suç, agırlastırılmıs müebbet hapis cezasını

gerektirdigi takdirde on iki yıldan on bes yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdigi takdirde

dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Diger cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi

yıldan fazla olamaz.

2253 Sayılı Kanunda 11-15 yas grubundaki çocukların cezalandırılabilmeleri için

isledikleri iddia olunan fiilin farik ve mümeyyizi olmaları gerektigi belirtilmisti. 5395 Sayılı

Kanun ile bu kavramlar yerine çocugun isledigi iddia olunan fiilin hukukî anlam ve

sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranıslarını yönlendirme yeteneginin varlıgı

aranmıstır.

Bu yas grubundaki çocuklar genellikle isledikleri fiilin hukuka aykırılıgının

idrakindedirler ancak bazı durumlarda davranıslarını hukukun gereklerine göre yönlendirme

yetenegi zayıflamakta bazen de tamamen kaybolmaktadır. 765 Sayılı Kanunun 54 üncü

maddesinde “farik ve mümeyyiz” olma kavramlarından bahsedilmekte ve bununla çocugun

ayırt edebilme kabiliyetinin varlıgından bahsedilmis ancak ayırt edilecek hususun ne

oldugundan bahsedilmemekteydi. Aynı maddenin ikinci fıkrasında “fiilin suç oldugunu fark

ve temyiz” kabiliyetinden bahsedilmistir 2253 Sayılı Kanunun 20 inci maddesinde “isledigi

suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme” yeteneginin bulunması gerektiginden bahsedilmis

ancak kisinin bu dogrultuda hareketlerini yönlendirebilme kabiliyetine sahip olup olmadıgı

hususuna deginilmemistir. Oysa bu yas grubundaki suç isledigi iddia edilen çocuklarda

algılama yeteneginden ziyade irade yeteneginin zayıflaması ve yitirilmesi önemli rol

oynamaktadır.

2253 Sayılı Yasanın 20. maddesinde küçügün isledigi suçun anlam ve sonuçlarını

kavrayabilme yönünden bedeni, akli ve ruhi durumunun mütehassıs kimselere tespit

ettirilecegi belirtilmekteydi ve bu hususta karar verme yetkisinin hakime ait olması gerektigi

gerekçesiyle elestirilmekteydi. 5395 Sayılı Kanunda bu hususta karar verme yetkisinin

mahkemeye ait oldugu düzenlenmistir.

5395 Sayılı Kanunun 35/1 maddesinde “Bu Kanun kapsamındaki çocuklar hakkında

mahkemeler, çocuk hâkimleri veya Cumhuriyet savcılarınca gerektiginde çocugun bireysel

özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren inceleme yaptırılır. Sosyal inceleme raporu,

çocugun, isledigi fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak

davranıslarını yönlendirme yeteneginin mahkeme tarafından takdirinde göz önünde

bulundurulur.” hükmüne yer verilmistir. Buna göre bilirkisi ancak çocugun içinde bulundugu

durumu, fiziksel ve ruhsal gelisimi,aile ortamı ve egitim düzeyi gibi verileri gözlemleyerek

çocuk hakkında bir rapor düzenleyecektir. Ancak bu raporda çocugu algılama ve irade

Hakkında Kanunun 19. ve 20. Maddeleri, Yeni Adalet Dergisi, S.:25, Ekim-Kasım-Aralık 1992, s.41.

yetenegine sahip olup olmadıgı hususunda degerlendirme yapamaz zira bu husustaki

degerlendirme hakime aittir.

Kusur yetenegi bulunmadıgı belirlenen çocuk hakkında beraat kararı verilemez ancak

5271 Sayılı CMK 223/3-a maddesinde bu durumda “ceza verilmesine yer olmadıgına” karar

verilecegi belirtilmistir.

Bu durumda çocuk mahkemesi kusur yetenegi olmayan çocuk hakkında çocuklara

özgü güvenlik tedbirlerine karar verecektir. On iki yasını doldurmayan çocuklar hakkında bu

güvenlik tedbirlerinin uygulanması takdire bırakılmıs iken bu yas grubundaki çocuklar için

takdiri nitelikte degildir.

Kusur yetenegine sahip oldugu anlasılan çocuk hakkında cezai yaptırım

uygulanabilecektir. Ancak bu durumda 5237 Sayılı TCK 61 maddesinde belirtilen usul

dairesinde yaptırım belirlenecektir.

5237 Sayılı Kanunun 50/3 maddesinde daha önce hapis cezasına mahkum edilmemis

on sekiz yasından küçüklerin mahkum oldukları kısa süreli yani bir yıl ve daha az süreli hapis

cezaları aynı kanunun 50/1 maddesinde belirlenen seçenek yaptırımlara çevrilmek zorundadır.

Bu hususta mahkemeye takdir yetkisi verilmemistir. 5237 Sayılı TCK nın 51/1 maddesinde

ise on sekizden küçük kisilerin üç yıl veya daha az cezayı gerektiren fiillerinden dolayı

cezalarının ertelenebilecegi düzenlenmistir.

On sekiz yasını doldurmamıs olan küçüklerin islemis oldukları eylemlerle ilgili

olarak 5237 Sayılı Kanunun 53/4 maddesi geregi 53/1 maddesinde belirtilen hakları

kullanmaktan yoksun bırakılamaz. Keza 58/5 maddesinde on sekiz yasını doldurmamıs

çocuklar hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanamayacagı belirtilmistir.

2.3. 15-18 Yas Arasındaki Çocukların Cezai Sorumlulugu

Bu yas grubundaki çocugun hareketini algılayabilme ve sonuçlarını

kavrayabilme,hareketlerini bu dogrultuda yönlendirebilme sahip olup olmadıgı arastırılmaz

sadece cezalarında, sadece cezalarında yeniden topluma kazandırma, yeni suçların islenmesini

engelleme amacıyla belli indirimler yapılır.

Fiili isledigi sırada on bes yasını doldurmus olup da on sekiz yasını doldurmamıs

olan kisiler hakkında suç, agırlastırılmıs müebbet hapis cezasını gerektirdigi takdirde on sekiz

yıldan yirmi dört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdigi takdirde on iki yıldan on bes yıla

kadar hapis cezasına hükmolunur. Diger cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için

verilecek hapis cezası on iki yıldan fazla olamaz.

Bedeni ve ruhi olarak olgunlasmıs oldugu kabul edilen bu yas grubundaki çocukların

kusur yetenegine sahip oldukları kabul edilir. Bu nedenle bu kisilerin kusur yeteneklerinin

arastırılmasına gerek yoktur. Her ne kadar bu yas grubundaki çocukların kusur yeteneginin

oldugu kabul edilse de suça sürüklenmis çocukların tekrar topluma kazandırılması ve bir

daha suç islemelerinin önlenmesi amacıyla mahkum olacakları cezaların tür ve miktarları ile

verilecek cezaların nasıl infaz edilecegi hususunda farklı düzenleme yapılması yoluna

gidilmistir.

Kusur yetenegi bulunmadıgı belirlenen çocuk hakkında beraat kararı verilemez ancak

5271 Sayılı CMK 223/3-a maddesinde bu durumda “ceza verilmesine yer olmadıgına” karar

verilecegi belirtilmistir.

12-15 yas grubundaki çocuklar ile ilgili açıklamalarda da deginildigi üzere 5237

Sayılı Kanunun 50/3 maddesinde daha önce hapis cezasına mahkum edilmemis on sekiz

yasından küçüklerin mahkum oldukları kısa süreli yani bir yıl ve daha az süreli hapis cezaları

aynı kanunun 50/1 maddesinde belirlenen seçenek yaptırımlara çevrilmek zorundadır. Bu

hususta mahkemeye takdir yetkisi verilmemistir. 5237 Sayılı TCK nın 51/1 maddesinde ise on

sekizden küçük kisilerin üç yıl veya daha az cezayı gerektiren fiillerinden dolayı cezalarının

ertelenebilecegi düzenlenmistir.

On sekiz yasını doldurmamıs olan küçüklerin islemis oldukları eylemlerle ilgili

olarak 5237 Sayılı Kanunun 53/4 maddesi geregi 53/1 maddesinde belirtilen hakları

kullanmaktan yoksun bırakılamaz. Keza 58/5 maddesinde on sekiz yasını doldurmamıs

çocuklar hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanamayacagı belirtilmistir.

2.4. 5395 Sayılı Kanun Kapsamında Çocuklar _çin Öngörülen Kurumlar

2.4.1. Adli Kontrol

Adli kontrol, tutuklama sebeplerinin varlıgına baglı olarak isledigi bir suçtan dolayı

sorusturma ve kovusturma evresinde süpheli veya sanıgın, bütün usul islemlerinde hükmün

infazında veya altına alınabilecegi yükümlülükleri yerine getirmek üzere hazır bulunması

amacıyla adli makam veya merci denetimi altına alınmasıdır.

Ceza Muhakemesinin saglıklı bir sekilde yapılarak yargılama sonucunda verilecek

kararların yerine getirilmesini saglamak için basvurulan ve temel hak ve özgürlüklere

müdahale niteliginde olan koruma tedbirlerinden en agırı olan tutuklama tedbiri yerine 1982

Anayasasının 13. maddesinde belirtilen “ölçülülük” ilkesi geregi mümkün oldugu kadar adli

kontrol koruma tedbirinin uygulanması yerinde olacaktır.

Adli kontrol 5271 Sayılı Kanunun 109 ve devamı maddelerinde düzenlenmistir.

Buna göre CMK 100. maddesinde belirtilen tutuklama sebeplerinin varlıgı halinde ve üst

sınırı üç yılı asmayan eylemler için hakim adli kontrol kararı verebilecektir.

Adli Kontrol , kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar , kamuya yararlı bir iste

çalıstırma, cezanın kosullara baglı ve denetimli olarak ertelenmesi , büyüklere, çocuklara

alkol yada uyusturucu madde bagımlılarına özgü güvenlik tedbirleri, kosullu salıverilme,

kosullu salıverilenler ile mükerrirler ve özel tehlikeli hükümlüler hakkında denetimli

serbestlik , cezanın konutta infazına iliskin hükümler ceza hukukunun sosyal müesseseleri

olup, ceza mevzuatımızda bunlara da yer verilmistir.

5395 Sayılı Kanunun 20. maddesinde adli kontrol ile ilgili düzenleme yer almaktadır.

Kanun CMK 109. maddeye atıf yaparak adli kontrol tedbiri olarak bu kanundaki tedbirler ile;

a) Belirlenen çevre sınırları dısına çıkmamak,

b) Belirlenen bazı yerlere gidememek veya ancak bazı yerlere gidebilmek,

c) Belirlenen kisi ve kuruluslarla iliski kurmamak,

Tedbirlerine basvurabilecek ve eger bu tedbirlerden sonuç alınamaması, sonuç

alınamayacagının anlasılması veya tedbirlere uyulmaması durumunda tutuklama kararı

verilebilecektir.

Adli kontrol kararına konu olan yükümlülükler niteligi itibariyle tutuklama tedbiri

hariç olmak üzere kisi hürriyeti ve güvenligini esaslı bir sekilde sınırlandırmadıgı için adli

kontrol altında geçen süre daha sonra mahkumiyet kararı verilmesi halinde cezadan mahsup

edilmeyecektir.

2.4.2.Uzlasma

Ceza hukukumuz bakımından yeni bir kurum olan uzlasma aslında bir suçtan dogan

magduriyetin giderilmesi yöntemidir. Magduriyetin giderilmesi cezanın uygulanacagı yada

kamu davasının açılacagı tehdidini içeren zorlama sonucu olabilecegi gibi magdur ile failin

uzlasması sonucu da olabilecektir. Uzlasma yargı dısı yollar ile suç isledigi iddia olunan

çocugun ceza adaleti sürecinden alınmasını veya bu sürece intikal ettirilmemesini ve

genellikle toplumsal yardım hizmetlerine yönlendirilmesini saglamak amacıyla olusturulan

müessesedir.

Suçun islenmesi ile fail ile magdur arasında meydana gelen ihtilafı ortadan kaldırmak

ve magduriyeti gidermek fail ile magdurun tarafsız olan uzlastırıcı huzurunda iradi olarak bir

araya gelip magduriyetin giderilmesine çalısırlar.

Ceza Kanununda düzenlenen her suç kalıbı bir hukuki menfaati korur. Ancak

menfaatin korunması her zaman ceza hukuku tarafından gerçeklesmez, hukuk düzeninin tüm

araçları bunun için yardımcı olur. Asıl olan hukuka aykırı fiilden dogan sorunun çözmek için

en son çare olarak ceza hukukuna basvurulmasıdır.

5237 Sayılı TCK.nın 73/8 maddesinde uzlasma müessesesi düzenlenmis buna göre

sorusturulması ve kovusturulması sikayete tabi olan suçlarda failin suçu kabullenerek,

meydana gelen zararın tamamını veya büyük bir bölümünü ödemesi ve bu hususta magdur ile

failin anlasmaları halinde kamu davası açılamayacagı belirtilmistir. 5271 Sayılı CMK 253.

maddesinde ise uzlasma müessesesinde izlenecek usul açıklanmıstır.

5395 Sayılı Kanunun 24. maddesinde uzlasma müessesesi ile ilgili düzenlemeler yer

almaktadır. Buna göre;

“[1] Suça sürüklenen çocuklarla ilgili olarak uzlasma, sorusturulması ve

kovusturulması sikâyete baglı olan veya kasten islenen ve alt sınırı iki yılı asmayan hapis

veya adlî para cezasını gerektiren ya da taksirle islenen suçlarda uygulanır.

[2] Suç tarihinde onbes yasını doldurmayan çocuklar bakımından, birinci fıkrada

öngörülen hapis cezasının alt sınırı üç yıl olarak uygulanır.”

Burada çocuklar için uzlasma müessesesinin daha genis olarak düzenlendigi

görülmektedir. Çocugun isledigi iddia edilen eylem için öngörülen eylemin agırlıgı belli bir

sınırı asmadıgı taktirde eylem sikayete tabi olmasa dahi uzlasma kurumu uygulanabilecektir.

Bu düzenleme yerinde bir düzenlemedir ancak beraberinde bazı sorunlar da getirmektedir.

Örnegin ruhsatsız tabanca bulundurması nedeniyle 6136 Sayılı Yasaya Muhalefet eylemiyle

itham edilen bir çocuk için cezanın alt sınırı dikkate alındıgında uzlasma müessesesinin

uygulanması gerekecektir. Ancak burada çocuk ile uzlasacak kisi yada kurum açıklanmamıs

oldugundan çocugun lehine olan bu kurumun nasıl isleyecegi hususu belirsiz kalmıstır.

Kanaatimizce kamu yararını gözetecek olan cumhuriyet savcısına bu hususta yetki verilmesi

en isabetli çözüm olacaktır.

Uzlasmanın avukatlar vasıtasıyla yapılması elestirilmistir. Özbek’e göre avukatın

uzlastırıcı olma niteligine sahip degildir. Keza avukatlık mesleginin amacı da bu degildir,

avukat ancak uzlasma konusunda yeterli egitimi aldıktan sonra uzlastırma yapabilir.

Uygulamada uzlasma müessesesinin uygulanmasında uzlastırıcı olarak atanan

avukatların ücretlerini nasıl alacakları sorun olmakta, barolar uzlasmacı avukat atamak için

uzlastırılacak kisilerin avukatlık ücretlerini bankaya yatırmalarını istemektedir. Bu hiç

süphesiz uzlasma kurumu ile ulasılmak istenen amaç ile uyusmamaktadır.

2.4.3. Emniyet Tedbirleri

Haklarında genellikle ceza kovusturması yapılamayan ve dolayısıyla

cezalandırılması imkanı olmayan failin fiilinin toplumda arz ettigi tehlike dikkate alınarak

uygulanan ve fail tarafından yeni suçlar islenmesini önlemeye iliskin ceza hukuku yaptırımı

olan tedbirlere emniyet tedbiri denmektedir. Emniyet tedbirleri toplumun kendisini ve

üyelerini korumak için asırlar boyunca basvurdugu cezanın yetersiz kalması karsısında bir

zorunlulugun sonucu olarak ve toplumun genel menfaati geregi suçluların tehlikelilik

durumlarına karsı alınan önlemlerdir.

Emniyet tedbirleri ceza muhakemesinin yapılabilmesini yada hükmün yerine

getirilebilmesini saglamak amacıyla henüz hüküm verilmeden önce kural olarak hakim

kararıyla basvurulan ve her biri bir temel hakka müdahale niteligindedir. Söz konusu tedbirler

ceza yargılaması önlemleri, zorlayıcı önlemler, ihtiyati tedbir, usul tedbiri olarak da

adlandırılmaktadır.

Cezalandırmaya dayanan sisteme karsı reform hareketini _talya’da bulunan pozitivist

hukukçular baslatmıssa da emniyet tedbirlerine ilk defa 1893 tarihli _sviçre Ceza Kanunu

Öntasarısında yer verilmistir.

Emniyet tedbirlerinin uygulanabilmesi için kisinin isledigi eylemin toplum için

“tehlike” arz etmesi, bu tehlikenin meydana gelmesinden sonra hakimin kanunda öngörülen

tedbirlerin uygulanmasına karar vermesi gerekir. Ceza ve emniyet tedbirleri kanunilik

prensibine baglı olsa da cezanın amacı geçmiste islenen fiile karsılık kefaret ve gelecege

.

yönelik olarak özel ve genel önleme olmasına karsın emniyet tedbirleri sadece ileriye

yöneliktir. Burada amaç failin suç islemesini önlemeye ve toplumu korumaya yöneliktir.

Emniyet tedbirleri, kisinin hukuki degerlerini azaltma,mahrum kılma ve hukuki

menfaatleri kısıtlama yolu ile gerçeklestiginden hukuki anlamda bir kötülük ve zarar

biçiminde gerçeklesir.

Toplumun suça ve suçluya tepkisinin ifadesi olan cezaya duyulan ihtiyaç inkar

edilemez. Ancak islenen fiilin agırlıgına göre hükmedilen ceza, suçlunun fiilini tekrar

etmesini her zaman önleyemediginden emniyet tedbirlerine de hukuk sisteminde ihtiyaç

duyulmaktadır.

765 sayılı TCK’da küçügün suç islemesinden sonra emniyet tedbiri olarak

müesseseye konulması, yada ana baba veya vasiye teslimi öngörülmüstür. Emniyet

tedbirlerinin geri alınması mümkündür ve tekerrüre esas teskil etmezler. Tedbire

hükmedilebilmesi için failin 1 seneden fazla hapis cezasını veya daha agır cezayı gerektiren

bir cürümü islemis olması gerekmektedir. 2253 Sayılı Kanunun 10. maddesinde de emniyet

tedbirlerine yer verilmistir. Ayrıca 647 Sayılı Kanunda da emniyet tedbirleri

düzenlenmekteydi.

2253 Sayılı Kanunda çocuklar için veli, vasi ya da bakıp gözetmeyi üzerine alan

akrabaya çocugun teslimi öngörülmekteydi. Ayrıca çocugun güvenilir aile yanına yerlestirme,

bakım ve yetistirme yurtlarına nakledilme yada genel ve katma bütçeli daire, mahalli idare,

banka gibi kurumlara yerlestirme tedbirleri öngörülmüstü.

765 Sayılı TCK sisteminde hakim, tedbire hükmederken küçügün fiili isleyip

islemedigini arastıracagı ve çocugun en az incinecek oldugu tedbirin uygulanacagı

belirtilmekteydi.

2253 Sayılı Kanunun 10. maddesi tedbirleri, gerek hakkında uygulanan çocuklar

açısından gerek tedbirlerin niteligi ve amacı açından hiçbir sınıflandırmaya tabi tutmamıstır.

Öte yandan tedbirler arasında hiçbir sınıflandırma ve derecelendirme yapılmamıstır.

2253 Sayılı Kanun kapsamında kalan küçüklerin suç islemeleri halinde uygulamada

çocugun veli, vasi yada bakıp gözetmeyi üzerine alan akrabalardan birine teslim edilmesini

öngören hüküm uygulanmakta, yeterli kurum ve altyapı saglanamadıgından diger tedbirlere

çogunlukla hükmedilememektedir.

Oysa çocugu suça iten etkenlerin arasında ailesinin ve yasadıgı çevrenin büyük

ölçüde etkisinin oldugu dikkate alındıgında çocukların suç isledikten sonra tekrar aynı ortama

gönderilmelerinin bir çok kez uygulanması amaçlanan tedbirle bagdasmayacagı açıktır.

5395 Sayılı Kanunun 36 ve devamı maddelerinde çocugun denetim altına alınması

ile ilgili hükümlere yer almaktadır. 5395 sayılı Kanunun 36. maddesi söyledir;

“Hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verilen, kamu davasının

açılmasının ertelenmesi kararı onanan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen

çocugun denetim altına alınmasına karar verilebilir.”

Çocuklara uygulanan emniyet tedbirleriyle çocugun hukuksal varlıgı, özgürlügü veya

malvarlıgı kısıtlanabilecegi gibi, toplum içindeki saygınlıgı da bir ölçüde azaltılabilir.

2.4.3.1.Resmi veya Özel Bir Kuruma Konulma

Eylemi suç sayılan çocuklarla, tehlikelilik hali gösteren uyumsuz veya korunmaya

muhtaç çocuklara yaptırım olarak bir kuruma konma tedbiri uygulanabilir. Bu kurumlar

küçüklerin kisilik özelliklerine göre degismektedir. Çocugun bedensel ve ruhsal bakımdan

tedavi görmesi gerektiginin belirlenmesi yada egitimi güç olan bir kisilige sahip oldugunun

tespit edilmesi durumunda tedavi,rehabilitasyon ve egitimi güç olan çocuklara özgü egitim

veren kurumlara yerlestirilebilecektir. Ülkemizde çocukların yaslarına göre kurumlar

belirlenmektedir.0–12 yas grubundaki çocuklar çocuk yuvalarına yerlestirilirken, 12–18 yas

grubundakiler yetistirme yurtlarında barındırılmaktadır.

Ülkemizde gerek korunmaya muhtaç gerekse suçlu ve uyumsuz çocukların bakım,

koruma ve yeniden egitiminde alınan tedbirler, kurumların yetersizligi nedeniyle uygulama

alanı bulamamaktadır. Mevcut kurumlar da genellikle korunmaya muhtaç çocukları egitmek

amacıyla örgütlendikleri için suça itilmis ve uyumsuz çocukları kabulden kaçınmakta ya da

bu konuda basarılı olamamaktadırlar.

Korunmaya muhtaç veya suçlu bir çocugun ailesinden ve çevresinden koparılarak bir

kuruma yerlestirilmesi oldukça agır bir tedbirdir. Birçok ülkede bu tedbirin uygulanması sıkı

sartlara baglı tutulmustur.

Ülkemizde bu tedbir çocuk mahkemesince uygulanır, Bu suretle çocuklar hakkında

uygulanacak tedbirler en geç 18 yasını bitirmeleri ile son bulur.

2.3.4.2.Gözetim Altında Serbesti

Gözetim altında serbesti, ceza ehliyetine sahip olsun veya olmasın bütün suç islemis

çocuklara uygulanabilen bir tedbirdir. Kendisine söz konusu tedbir uygulanan küçük, bir

gözetim delegesi tarafından izlenir. Gözetim tedbiri küçügün ailesi ve toplumsal çevresi

üzerinde egitici eylemlerde bulunmak, çocukla toplumsal çevresi arasında iliskileri

düzenlemek ve küçüge oldugu gibi, ailesine de destek olmak için kullanılmaktadır.

Çocugun gözetim sırasında uyması gereken kosullar açıkça belirtilir. Bu kosullar

çocugun ve gözetim delegesinin istegi üzerine degistirilebilir. Gözetim tedbiri uygulanan

hükümlü çocuk, sosyal hizmet uzmanının gözetiminde bir süre kalmakta ve böylece

ıslahevinin olumsuz kosullarından uzakta egitilmeye çalısılmaktadır. Bu yöntem özellikle

_ngiltere ve ABD de genis bir uygulama imkânı bulmaktadır.

_ngiltere’de “Probation” kurumu adı verilen bu tedbirde, suç islemis çocuk

probation memurun denetiminde belirli sürelerle dogal çevresinde bırakılabilecegi gibi, bu

çevre çocuk için zararlı ise “Probation Hostel” (yurt, misafirhane ) veya “ Probation Home” (

ev, yuva) gönderilmesine karar verilir. Yurttaki çocuklar bir ise yerlestirilirler. Her iki

kurumda da çocuk, gözetim delegesinin gözetimi altındadır. Adam öldürme, Vatana ihanet,

Sahte Para Basmak gibi suçlar dısında diger bütün suçların failleri bu tedbirlerden

faydalanabilirler. Bu husus hâkimin takdirine bırakılmıstır.

Gözetim tedbiri, birçok yararının yanı sıra, dikkatli uygulanmadıgı takdirde zararlı

sonuçlara da yol açabilir. Suç islemesinde çevre ve ailenin etkili oldugu durumlarda çocugun,

bu ortamda yasamasına izin verilmesi yeni bir suç islemesine neden olabilir. Bu durumlarda

gözetim delegesine büyük sorumluluklar düsmektedir. Gözetim delegesinin yeterli egitim ve

bilince sahip olmaması halinde, tedbirin basarısızlıga ugraması kaçınılmazdır.

2.3.4.3.Belli Bir Merkeze Devam Etme

Suç islemis çocukların egitimini tamamlamak için, bunların bos zamanlarında belli

merkezlere devam etmeleri mecburiyeti de getirilebilir.

Suç islemis çocugu ailesine, vasiye veya bakımını üzerine alan birine bırakabilmek

için; 1-Ailenin çocugun biyolojik, psikolojik ve toplumsal gelisimini olumlu bir biçimde

yönlendirecek durumda olması,2-Çocugun yasının büyük, isledigi suçun agır olmaması,3-

Toplumsal çevresinin onu suça itecek yapıda olmaması gereklidir.

Uzman Personel Tarafından çocuk ve koruyucu aile üzerinde yapılacak arastırmadan

sonra uygun görüldügü takdirde çocuk, yapılacak yazılı bir sözlesmeden sonra koruyucu aile

yanına yerlestirilebilir.

Çocuga emniyet tedbirleri uygulanmasında güdülen amaç, çocugun toplum içinde

suçlu olarak damgalanmasını önleyerek, egitilmesi ve yeniden topluma kazandırılmasıdır. Bu

nedenle kanunlar, çocugun toplum içinde saygınlıgını zedeleyen yaptırımlardan

kaçınmaktadırlar.

Ancak, bazen çocuk isledigi suçla kendisine toplumda saygınlık kazandırmaya

çalısabilir veya saygınlıgını arttıracagını sanabilir. Özellikle gençlik çetelerinde, grup içinde

kendisine üstün bir yer edinmek genellikle islenilen suçla dogru orantılı olmaktadır. Böyle

durumlarda çocugun uyarılması, suç isleyerek toplumun öfkesini kazandıgını anlamasına

yardımcı olur.

Bütün bu tedbirler uygulanırken, çocugun kisiliginin, bulundugu dogal çevresin,

uygulanacak tedbire elverisli olması gerekmektedir. Tedbir uygulanmasına karar verilmeden

önce çocugun yası, fiziki durumu, psikolojik yapısı, aile bagının niteligi, ailesinin, okul veya

is çevresinin durumu arastırılıp çocugun genel gidisi yakından gözlenmelidir. Tedbir

uygulanırken amacın, çocugu yeniden egitip topluma kazandırmak oldugu unutulmamalıdır.

Bu nedenle uygulamayı gerçeklestirecek elemanların çok iyi yetistirilmeleri gerekir.

Çagdas ceza infaz sisteminin temel amacı , hükümlünün sosyallesmesini tesvik

etmek. Yeniden suç islemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, üretken , kanunlara ve

toplumsal kurullara saygılı sorumluluk tasıyan bir yasam biçimine uyumunu

kolaylastırmak ,böylece özel ve genel önlemeyi saglamak, toplumu suça karsı korumaktır.

19.’uncu yüzyılın ikinci yarısından itibarken tartısılmaya baslayan cezanın amacı ve

nitelikleri konusundaki yeni görüsler, buna baglı olarak yeni yöntem ve kurumların ortaya

çıkmasına neden olmustur. Ceza hukuku alanında insana deger veren düsüncelerin etkinlik

kazanması nedeniyle; hapis cezalarının her zaman iyi sonuç vermedigi, hükümlünün

toplumla bütünlesmesini gerçeklestirmede yeterli etkiyi yapmadıgı, infaz rejimlerinde

hükümlünün iyilestirilmesini ve topluma yeniden kazandırılmasına imkan saglayacak

degisiklikler yapılması gerektigi görüsleri de gündeme getirilmistir. Tüm bu çabalara ragmen,

kısa ve uzun hürriyeti baglayıcı cezaların kötü etkileri ortadan kaldırılamamıstır. Yapılan

kriminolojik arastırmalarda, hükümlünün kisiligine bilimsel yöntemlerle yaklasılması,

uygulamalarda degisiklikler yapılması gerektigi düsüncelerini dogrulayıp desteklemistir172.

Anne ve babanın çocugu, terbiye etmekle, bakım ve gözetimini yapmakla hükümlü

oldukları açıktır. Anne ve babanın çocuga Anayasanın 42. maddesi geregince egitim

kazandırmaya hükümlü oldugu görülmektedir. Çocuk Hakları Bildirisinde, çocuklara

saglanan bu haklara açıklık getirilmistir.

Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kuralları Kanunu ile

denetimli serbestlik hizmetlerini yerine getirmek üzere, Bakanlık merkez teskilatında daire

baskanlıgı, tasra teskilatında sube müdürlükleri( Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri

Sube Müdürlügü) ve koruma kuralları kurulmaktadır.

Denetimli serbestlik hizmetleri , insan onuruna saygı ve dürüstlük, gizlilik ,

tarafsızlık ilkelerine uygun sekilde yürütülecektir.

Denetimli serbestlik ve yardım merkezleri sube müdürlügü ile denetim

görevlilerinin yükümlülügü bu olmakla birlikte hakkında herhangi bir tedbire hükmedilen

kisi bakımından yükümlülük de, karara uygun olarak sube müdürlügünün hazırladıgı

programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymak

ve katlanmaktır.

Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri Sube Müdürlügünün görevleri asagıdaki

sekilde sınıflandırmak mümkündür.

1. Adli kontrol altına alınan süphelilerle ilgili olarak, kararda belirtilen

yükümlülüklerin yerine getirilmesine iliskin çalısmaları yürütmek

2. Süpheli hakkında sosyal arastırma raporu düzenleyip sunmak

3. Suçtan zarar gören kisilerin karsılastıkları psiko-sosyal ve ekonomik

sorunların çözümünde danısmanlık yapmak ve bu kisilere yardımcı olmak.

Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kuralları Kanununun

11.’inci maddesine göre, denetimli serbestlik ve yardım merkezi sube müdürlügü çocuk

mahkemeleri ile aile mahkemeleri, denetimli serbestlik , yardım ve koruma hizmetleri

alanında gözetim esaslarına göre yardımda bulunmakla görevlidir. Kanun Koyucu, denetimli

serbestlik ve yardım merkezi sube müdürlügüne çocuklar hakkına uygulanacak denetimli

serbestlik esasları bakımından da görev vermistir. Ancak, bu görevin yerine getirilmesine

“gözetim esasının” ölçüt oldugu belirtilmistir. Denetimde, denetim görevlisi hakkında islem

yürüttügü kisinin dısındadır. Oysa,çocuklar bakımından paylasma, birlikte olma ve

yönlendirme ilkelerinin gözetilmesi gerekmektedir ki, Kanun Koyucu bunu saglamak

amacıyla çocuklar hakkında yürütülecek denetimli serbestlik uygulamasının “gözetim

esaslarına” uygun olacagını belirtmistir.

Esas itibariyle aynı ilke, Çocuk Koruma Kanununun 37.’inci maddesinin birinci

fıkrasında da korunmustur. Buna göre, korunma ihtiyacı olan çocuklar veya suç tarihinde

oniki yasını bitirmemis suça sürüklenen çocuklar ile çocugun aileye teslimi yönünde karar

verilmesi halinde, bu çocuklar hakkında denetim görevi Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme

Kurumu tarafından “gözetim esaslarına göre” yerine getirilir.

2.3.4.4. Denetimli Serbestlik Uygulaması

2.3.4.4.1. 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanununa göre

1. Hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verilen,

2. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı onanan ile ,

3. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen çocugun denetim altına

Alınmasına karar verilebilir.

Bu hususlara dayalı olarak çocugun denetim altına alınması hakim veya mahkemenin

takdirine bırakılmaktadır. Bu hususlara dayalı olarak çocugun denetim altına alınması

zorunlulugu bulunmamaktadır.

Çocuk Koruma Kanununa göre denetimli serbestlik bürolarının (denetimli serbestlik

ve yardım merkezi sube müdürlügü) çocuklarla ilgili olarak yürütecekleri görevler bunlar

olmakla birlikte, bu birim tarafından çocuklarla ilgili olarak yürütülecek olan çalısmalar

yalnızca bunlar degildir. Bunun yanında Türk Ceza Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

_nfazı Hakkında Kanun ile diger bir kısım kanunlarda da çocuklar hakkında denetimli

serbestlik birimi tarafından yürütülecek islemler bulundurulmaktadır. Asagıda, çocuklarla

ilgili olarak diger kanunlarda yer alan ve denetimli serbestlik birimi tarafından yürütülecek

islemler hakkında bilgi verilmistir.

5237 Sayılı TCK nun 51.’inci maddesine göre, isledigi suçtan dolmayı üç yıl veya

daha az süreyle hapis cezasına mahkum edilen çocugun cezası maddede belirtilen kosulların

gerçeklesmesi durumunda ertelenebilir.

Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir

denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı , mahkum olunan ceza süresinden az olamaz.

Denetim altına alınması hususunda hakime takdir yetkisi tanınmamıstır. Bu nedenle cezası

ertelenen çocugun denetim altına alınmasına mutlaka karar verilecektir.

5237 Sayılı TCK nun 51.’inci maddesinin üçüncü fıkrası geregince cezası ertelenen

hükümlü çocuk hakkında, bir yıldan az , üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi

belirlenir. Bu sürenin alt sınırı , mahkum olunan ceza süresinden az olamaz. Bu nedenle

denetim süresi hiçbir sekilde bir yıldan az olunmayacak, bununla birlikte mahkum olunan

ceza süresinden az olamayacaktır. Ancak her halükarda denetim süresi üç yıldan fazla

alamayacaktır.

5237 Sayılı TCK nun 51.’inci maddesi geregince, çocugun denetim altına alınması

zorunlu olmakla birlikte, denetim belli kosullara da baglanabilir. Çocugun bu kosullara tabi

tutulması zorunlu degildir.(TCK.m.51/6)

5237 Sayılı TCK nun 51.’inci maddesinin yedinci fıkrası geregince, hükümlünün

denetim süresi içinde kendisine yüklenen yükümlülüklere , hakimin uyarısına ragmen ,

uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda

çektirilmesine karar verilebilir. Türk Ceza Kanununun 51.’inci maddesinin sekizinci fıkrası

geregince, denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildigi takdirde ,

ceza infaz edilmis sayılır.

765 sayılı Türk Ceza Kanununun konuyla ilgili olan 95’inci maddesinde , cezası

ertelenen mahkumun öngörülen sürede yine bu maddede öngörülen cezalara mahkum

olmazsa, cezası tecil edilmis olan mahkumiyeti esasen vakı olmamıs sayılmaktayken , 5237

Sayılı TCK. nu bu konuda temel bir degisiklik yapılmaktadır. Buna göre denetim süresi

yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildigi takdirde., ceza infaz edilmis sayılır.

Bu nedenle ,mahkumiyete baglı sonuçlar devam edecektir.

Genelde ceza mahkemesinde sahit olarak kabul edilen magdurun, bu sistemde

güçlendirilmesi ve magdurun istemlerinin ön planda tutması saglanır. Bu yolla barısın

toplumda güçlenmesi ve yerlesmesi amaçlanmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 58’inci maddesinin besinci fıkrası geregince

fiili isledigi sırada onsekiz yasını doldurmamıs olan kisilerin isledigi suçlar dolayısıyla, diger

kosulların varlıgına ragmen, mükerrir sayılmaları mümkün degildir.

2.3.4.4.2. 5275 Sayılı Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna

Göre

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin _nfazı Hakkında Kanunun 104’üncü maddesi

geregince, cezaları ertelenen , salıverilen veya haklarında hapis cezası dısında herhangi bir

tedbire hükmedilen hükümlülerin toplum içinde izlenmesi, iyilestirilmesi , psiko-sosyal

problemlerin çözülmesi , salıverme sonrası korunması ve yargılanan kisiler hakkında psikososyal

arastırma raporlarının düzenlenmesi ve magdurun korunması gibi görevleri yerine

getirmek üzere denetimli serbestlik ve yardım merkezleri kurulacaktır.

Kanunun 104’üncü maddesinin üçüncü fıkrasın geregince, denetimli serbestlik ve

yardım merkezleri ile koruma kurallarının kurulusu, çalısma yöntem ve esasları, ilgili

kanununda düzenlenecektir.

Bu amaçla 03.07.2005 tarihli ve 5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Koruma

Kuralları Kanunu kabul edilmistir.

2.4.4. Kosullu Salıverilme

Sartlı salıverilme, mahkum edildigi özgürlügü baglayıcı cezadan, kanunun gösterdigi

bir kısmını iyi hal ile ve kurallara tam uyarak geçirmis bulunan hükümlünün, konulmus

bulunan sartlara her bakımdan uymadıgı takdirde geri alınması kosulu ile, mahkumiyet

süresini tamamıyla bitirmeden, merciinde alınacak bir karar ile salıverilmesini ve böylece

özgür yasama dönmesini saglayan bir kurumdur.

Sartlı salıverme müessesi ancak hapis cezalarında uygulanabilecektir. Buna göre kisi

ceza infaz kurumunda hükümlülük süresinin bir kısmını “iyi hal” ile geçirdikten sonra adli

makamlar tarafından cezanın kalan kısmı ceza infaz kurumunda tamamlattırılmadan serbest

bırakılacaktır.

647 Sayılı Kanunun 19.maddesine göre sartla salıverilmesinin kosulları sunlardı;

1-Hürriyeti baglayıcı cezaya mahkûm olanların, hükümlülüklerinin yarısını iyi

hal ile geçirmeleri, (ancak 8.maddenin l,2,3 bentleri geregince cezalarının özel sekilde

infazına karar verilmis olanlar bu kurumdan faydalanamazlar )

2-Ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilmis olanların 20 yılı iyi halle

geçirmis olmaları,

3-Cezalarının infazı sırasında ceza infaz kurumlarından kaçmıs veya kaçmaya

tesebbüs etmis olanların, hürriyeti baglayıcı ceza süresinin ¾ ünü, ömür boyu hapis cezasının

ise 26 yılını çekmeleri gerekir.

Hangi hükümlülerin iyi hal göstermis olarak kabul edilecekleri Ceza _nfaz Kurumları

ve Tevkif evlerinin Yönetimine ve cezaların infazına dair tüzügün 245.maddesindeki ilkelere

göre belirlenir.

2253 Sayılı Kanunun 39.maddesi sartlı salıverilme bakımından küçükler hakkında

bazı özel hükümler getirmisti. Buna göre;

1-Sartlı salıverilmeye cezanın infaz edildigi yerdeki çocuk mahkemesi karar

verir.

2-Sartlı salıverilmis hükümlüler hakkında, sartla salıverilme süresinin sonuna

kadar TCK m 28.3.4 hükümleri uygulanırken, küçükler hakkında söz konusu hükümler ÇMK

m.39 geregince uygulanmayacaktır.

3-Sartlı salıverilen küçükler, deneme devresinin sonuna kadar ÇMK m.29 ve

32’de sözü edilen gözetim delegeleri tarafından gözetim altında tutulurlar. Sartla salıverilme

dönemi içinde gözetimin hangi ilkelere göre yapılacagı bu konuda karar veren mahkemece

saptanır.

Sartla salıverilmeye ait süre ve iyi hal kosulları bakımından küçük suçlularla

yetiskinler arasında herhangi bir fark gözetilmemistir.

Sartla salıverilme süresi içinde mahkûm yeniden kasıtlı bir cürüm islerse ve bundan

dolayı hürriyeti baglayıcı cezaya mahkûm olursa veya uymak zorunda oldugu sartları yerine

getirmezse sartla salıverilme kararı geri alınır. Bu takdirde sartla salıverilme halinde geçen

süre, dikkate alınarak kalan ceza aynen çektirilir. Bir daha sartla salıverilmez. Sartla

salıverilme süresinin iyi hal ile geçirilmesi halinde ise kalan ceza infaz edilmis sayılır.

2253 Sayılı Kanunun 38. maddesinde “Para cezasından baska bir cezayla hükümlü

olmayan ve 15 yasını doldurmayan küçük, isledigi bir suçtan dolayı agrı veya hafif para veya

3 yıla kadar hürriyeti baglayıcı cezalardan birine mahkum olup ve geçmisteki haliyle ahlaki

temayüllerine göre cezanın ertelenmesi ileride cürüm islemekten çekilmesine sebep olacagı

hakkında mahkemece kanaat getirilirse bu cezanın sartlı olarak ertelenmesine hüküm

olunabilir” denmektedir. Burada 765 sayılı TCK’nın 89. maddesinde bahsedilmis olan

erteleme müessesesinin küçükler bakımından uygulanma sekli gösterilmekteydi.tecil adlı

ferdilestirme aracının failin bazı tavır ve hareket sartlarına baglı olarak kullanılması demek

olan sartlı erteleme hakime ferdilestirme amacıyla failin bazı davranıs sartlarına baglı olarak

salıverme yetkisini veren modern çagın hürriyeti baglayıcı ceza yerine uygulanabilecek

elverisli ferdilestirme müesseselerinden biridir.

2253 Sayılı Kanunda cezanın infazının tecilimi yoksa sarta baglı mahkumiyet

esasının mı kabul edildigi belirsizdi.cezanın infazının tecilinde cezanın infazı mümkün

degildir ancak mahkumiyet bakidir ve bu mahkumiyetin infaz dısındaki sonuçları dogacaktır.

Sarta baglı mahkumiyet esasında ise mahkumiyet baki olmamıs sayılacak ve hatta deneme

süresi iyi geçirildikten sonra islenen suçlardan mahkumiyetler de tecil edilebilecek, önceki

mahkumiyet tekerrüre de esas alınmayacaktır. Suç isleyen çocuk 1 yıldan 3 yıla kadar

deneme süresine tabi tutulacaktı. 765 sayılı TCK’nın 95. maddesinde ise kabahatler için 1 yıl,

cürümler için ise 5 yıl olarak bu süreler belirlenmisti. Bu durumda aynı tarihte kabahatten

dolayı hakkında hüküm kurulan ve cezası ertelenen bir küçük 3 yıllık deneme süresine tabi

tutulabilecekken , kabahat isleyen bir yetiskinin 1 yıl deneme süresine tutulacagı sonucuna

varılabilecekti. Bu nedenle 2253 Sayılı Kanunun 38. maddesi daha lehe bir düzenleme

getirmistir.

5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin _nfazı Hakkında Kanunun 107.’inci

maddesinde kosullu salıverilme müessesesi düzenlenmistir.

Kosullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onsekiz yasını

dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdigi bir gün, iki gün olarak dikkate alınacaktır.

Kisinin kosullu salıverilme tarihinin ve hak ederek tahliye tarihinin hesaplanmasında, cezanın

infazı sırasında onsekiz yasını doldurma tarihinden sonra ceza infaz kurumunda geçirecegi her

bir gün yine iki gün degil bir gün olarak kabul edilecektir.

5275 Sayılı Kanunun 107.’inci maddesi geregince kosullu salıverilen hükümlü

denetim altına alınacaktır.

Maddede onsekiz yasından küçük bulunan hükümlülerle ilgili özel düzenleme

yapılmıstır. Buna göre, onsekiz yasından küçük olan hükümlüler, denetim süresinde

egitimlerine, gerektiginde barınma imkanı da bulunan bir kurumda devam ederler. Bu

hükmün uygulanabilmesi için kisinin,suç tarihinde onsekiz yasından küçük olması degil,

kosullu salıverilme tarihinde halen onsekiz yasını doldurmamıs olması gerekmektedir.

5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin _nfazı Hakkında Kanunun 108.’inci

maddesinde mükerrirlere özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbirine iliskin hükümlere

yer verilmistir.

Maddede , tekerrür halinde islenen suçtan dolayı kosullu salıverilme tarihleri yeniden

belirlenmekte ve kosullu salıverilme tarihleri, mükerrir bulunmayan kisilere göre daha uzun

tutulmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasına göre, tekerrür nedeniyle kosullu salıverme süresine

eklenecek miktar, tekerrüre esas alınan cezanın en agrından fazla olmayacaktır. İkinci defa

tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda, hükümlü kosullu salıverilmez.

3.ÇOCUK YARGILAMASINDA ERTELEME MÜESSESESİ

3.1.ERTELEME KAVRAMI

Suç isleyen kisinin mahkum oldugu cezanın infaz edilmesiyle güdülen amaç, kisiye

gerçeklestirdigi haksızlık nedeniyle etkin bir uyarıda bulunmak ve kisinin etkin bir pismanlık

duymasını saglamaktır. Kisinin sosyal sorumluluga sahip olması saglanmaktır.

İsledigi suç nedeniyle kisinin cezalandırılması kural olmakla birlikte ceza siyasetinin

bir sonucu olarak belli kosulların varlıgı halinde kisinin belli yükümlülüklere uyması halinde

kisinin cezasını çekmesi denetim süresince ertelenerek bu süre zarfında iyi hal göstermesi ve

yükümlülüklerini yerine getirmesi durumunda mahkum olunan hapis cezası infaz kurumu

dısında çekilecektir.

Erteleme müessesi önemsiz bir suç islemis olan ve ileride yeniden suç

islemeyecegine kanaat getirilen kimselerin cezaevlerinin olumsuz etkilerinden uzak

tutulmasını saglamak amacıyla düzenlenmis bir kurumdur. Erteleme müessesesi belli bir süre

içinde failin yeniden suç islememesi ve öngörülen diger sartlara uyması kosuluyla kamu

davasının açılmasının, kamu davası açılmıssa durusmanın yapılmasının yada durusma

yapılmakla birlikte mahkumiyet hükmünün verilmemesi veya mahkumiyet hükmü verilmisse

cezanın infaz edilmemesi sonucunu doguran hukuki bir müessesedir. İyi hal göstermeyen

fail hakkında ise kovusturma devam eder ve ya verilen ceza infaz edilir. İlk ortaya

çıktıgında yalnız küçükler için kabul edilen erteleme müessesesi, bugün tüm suçlulara

uygulanmaktadır.

Erteleme dendiginde ilk akla gelen cezanın ertelenmesidir. 5237 Sayılı TCK

ertelemeyi hapis cezası ile sınırlı tutmustur. Ertelemede amaç faile uygulanacak yaptırımın

bireysellestirilmesi suretiyle, belli süre içinde failin iyi hal göstermesi ve kendisine yüklenen

mükellefiyetleri yerine getirmis olması karsısında devletin kovusturma, cezalandırma ve

tedbir uygulama hak ve yetkisinden vazgeçmesidir.

Bir suçun islendiginin haber alınması üzerine hazırlık sorusturmasına baslanması ve

yeterli delil elde edilince de kamu davası açılmasının zorunlu olması kovusturmanın

mecburiligi ilkesidir. Bunun yanında yaptırımın bireysellesmesini amaç edinen maslahata

uygunluk prensibinde yetkili makamlar hazırlık sorusturmasını sonuçlandırmakta ve kamu

davası açmakta takdir yetkisine sahiptirler.

3.2.KAMU DAVASININ AÇILMASININ ERTELENMES_

Fail hakkında isledigi iddia olunan suçun önemi nazara alınarak belirli bir süre iyi hal

göstermesi ve yükümlülüklerine uyması sartıyla kamu davasının açılmasından

vazgeçilmektedir.

Burada savcının yapmıs oldugu sorusturma sonucunda süphelinin suç isledigine dair

kamu davası açmak için yeterli delil elde ettigi taktirde kamu davası açmasının zorunlu olup

olmadıgı hususunun belirlenmesi gerekmektedir. CMUK 148 maddesinde Cumhuriyet

Savcısının yaptıgı sorusturma sonucunda yeterli delil elde etmesi halinde kamu davasını

açılacagını düzenlemis ve “yasallık” anlayısını esas almıstı. Benzer düzenleme CMK 170.

maddesinde de yer almaktadır. Yasallık anlayısı Almanya,_talya,_spanya ve _sviçre’nin bazı

kantonlarında ve dogu Avrupa ülkelerinin birçogunda ve ülkemizde de geçerli olmustur.

Ancak 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanununun 19. maddesinde “maslahata uygunluk”

anlayısının bir sonucu olan kamu davasının ertelenmesi müessesi düzenlenmistir.

Bu yöntemde cumhuriyet savcısı sorusturma asamasında belli bir deneme süresi

içerisinde belirlenen kosullara uygun davranması halinde süpheli hakkında kamu davasının

açılması ertelenmektedir. Ancak savcının erteleme kararını vermesi zorunlu degildir. Tüm

kosulların varlıgı halinde dahi savcı kamu davasını açmayı ertelemeyebilir. Ancak kamu

davasının açılmasının ertelenmesi kararının uygulanması çocuk hakiminin onamasına

baglıdır. Maslahata uygunluk yönteminin bir sonucu olarak görünen kamu davasının kosullu

ertelenmesi kurumu ülkeler arasında farklı olarak uygulanmaktadır.

Finlandiya’da savcı baska bir makamın onay veya iznine gerek kalmadan kamu

davasının açılmasının ertelenmesine karar verebilmekte, Danimarka’da ise savcının süpheliye

yükletmeyi tasarladıgı yükümlülüklerin mahkemece onaylanması gerekmektedir. Hollanda’da

bu müessesenin uygulanmasından önce hakim ve ilgili makamın görüs ve iznini alması sart

kosulmustur. Danimarka ve Norveç gibi ülkelerde yöntemin uygulanması sanıgın açıkça

kabulüne baglı tutulmustur .

Karsılastırmalı hukukta kamu davasının açılmasının ertelenmesinde az önemli islerde

kamu yararı düsüncesiyle örnegin Finlandiya’da islenen eylemin para cezasını veya üç ayı

geçmeyen hürriyeti baglayıcı cezayı gerektirmesi, Norveç’te degeri düsük bir malın hırsızlıgı

gibi yine aynı düsünceyle eylemin türü ve agırlıgı dikkate alınmadan da kurum

uygulanabilmektedir. Belçika 1965 tarihli Gençlerin Korunmasına Dair Kanun ile on sekiz

yasından küçükler için Japonya ise 1924 tarihli kanunla çocuklar ve yetiskinler için maslahata

uygunluk prensibini kabul etmistir.

Ülkemizde gerek Çocuk Muhakemesi Hukuku, gerekse Genel Muhakeme Hukuku

kurallarında kamu davasının açılmasının ertelenmesi müessesesine yer verilmedigi

görülmekteydi. Ancak özel olarak bazı suçlar için belirli sartlar ile bir deneme süreci kabul

edilmis oldugunu belirtmekte yarar vardır.

Kamu davasının açılmasının ertelenmesi süphesiz yaptırımın yargılanmadan öncede

bireysellestirilmesine olanak verecektir. ÇHDS. 37. maddesinde düzenlenen yargı

organlarının mümkün oldugu kadar fazla bireysellestirme araçları ile donatılması ve en son

çare olarak çocuga özgürlügü baglayıcı ceza verilmesi hükmü de hayata geçmis olacaktır.

Erteleme için kabulün aranmaması suçsuz olduguna inanan bir kimsenin dava

açılmadıgından suçsuzlugunu kanıtlama gibi bir olanaktan yoksun bırakılmasına ve bu

nedenle bir suçlu olarak damgalanmasına neden olur. Öteden beri kuruma yapılan en önemli

itirazlardan biri sanıgın suçsuzlugunu kanıtlama olanagından yoksun bırakılmasıdır. Diger

itirazlar ise söyledir. Bu kurum ile cezada bulunması gereken kefaret esası zedelenir.

Ertelemeden sonra deliller kaybolabildiginden ilerideki olası durusmalarda zorluk çıkabilir,

hakimlik gibi tarafsız bir organ olmayan savcılıgın Kamu davasının açılmasının ertelenmesine

karar vermesi hukuk devleti anlayısına aykırıdır. Davanın açılması ile bir kimsenin mahkeme

huzurunda suçsuzlugunu kanıtlayarak beraat etmesi de muhtemeldir. Bu bakımdan

ertelemenin kabule baglanması daha isabetlidir.

Erteleme müessesi ile küçüklerin islemis oldukları hafif suçlarda verilen deneme

süresinde yüklenen yükümlülüklere uymasını saglayarak küçüklerin sabıkalı birey olmasını

önlemek ve küçükleri topluma yararlı bir birey olarak kazandırmaktır.

Çocuk Mahkemesi küçügün velisi, vasisi veya bakıp gözetmeyi üzerine alan

kimsenin yada magdurun talebi üzerine mahkeme tarafından kamu davasının açılmasının

ertelenmesi kararı kaldırılarak çocugun yargılanmasına karar verilebilir.

Kamu davasının açılmasının ertelenmesi müessesi sartla salıvermeyle belirli

yükümlülüklerin yüklendigi deneme süresi açısından benzerlikler gösterse de sartla

salıvermede deneme süresi cezanın bir müddet infazından sonra cezanın dısarıda infaz

edilmesini öngörürken, kamu davasının açılmasının ertelenmesinde verilen deneme süresi ise

erteleme kararının dogrulugunun tespiti ile ilgilidir.

3.3.HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİYE BIRAKILMASI

Hükmün ertelenmesi (probation), durusması yapılan faile verilecek hükmün kosullu

olarak geri bırakılmasıdır194. Hükmün ertelenmesi yoluna failin suçu tespit edildikten sonra

karar verilebilecegi gibi suç tespit edilmeden hükmün verilmesi ertelenebilmekte yani

suçlulugun tespiti ertelenebilmektedir.

Federal Alman Ceza Yasasının 59. paragrafının 1. fıkrasına göre bazı kosulların

varlıgı halinde sanıgın suçlulugunu ve para cezasını belirleyen hakim, cezanın

hükmedilmesini erteleyerek suçluya belirledigi bir deneme süresi içerisinde iyi davranması

uyarısında bulunur ve yükümlülükler de yükleyebilir.

5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda failin suçlulugunun tespit edilerek hükmün

verilmemesi yani verilecek hükmün ertelenmesi kabul edilmistir.

Suçluya verilecek hüküm belli bir süre ile ve bu süre içerisinde iyi hal gösterilesi

kosulu ile ertelenmektedir. Deneme süresinde gözetim (probation) altına alınan suçlu hakimin

yükleyecegi yükümlülüklere uymak zorundadır. Deneme süresini iyi halle geçiren ve uymaya

zorunlu tutuldugu yükümlülükleri yerine getiren suçlu cezadan kurtulabilmekte aksi halde

suçun cezasının tespitiyle infaza geçilmektedir.

Almanya’da gencin isledigi fiil nedeniyle cezayı gerektirecek kadar zararlı bir

egilimin varlıgını tespit edebilmek amacıyla hakim tarafından belirlenecek bir deneme süresi

içerisinde hükmün verilmesini erteleyerek gencin kusuru tespit edilmektedir.

5395 Sayılı Kanun ile hükmün açıklanmasının geriye bırakılması müessesesi

çocuklar bakımından düzenlenmistir. 5395 Sayılı Kanunun 23 maddesine göre “hakim çocuga

yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda belirlenen ceza, en çok üç yıla kadar (üç

yıl dâhil) hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilebilir.”

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesi belli sartlarla

baglanmıstır. Buna göre;

a) Çocugun daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamıs bulunması.

b) Çocugun yeniden suç islemeyecegi hususunda kanaat gelmis olması.

c) Çocuk hakkında, kisilik özellikleri ile durusmadaki tutum ve davranısları itibarıyla

bir cezaya hükmedilmesine gerek görülmemesi.

d) Suçun islenmesiyle magdurun veya kamunun ugradıgı zararın, aynen iade, suçtan

önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekmektedir.

Çocugun denetimli serbestlik süresi içerisinde isledigi kasıtlı bir suçtan hapis

cezasına mahkum olmadıgı ve yükümlülüklere uygun davrandıgı taktirde davanın düsmesine

karar verilecek, aksi halde mahkeme geri aldıgı hükmü açıklayacaktır. Ancak mahkeme

yükümlülükleri yerine getirme durumunu dikkate alarak belirlenen cezada indirim

yapabilecektir.

1912 tarihli Fransız Kanunun 21. maddesinde deneme süresini iyi hal ile geçiren ve

daha önceden suçlulugu tespit edilen küçük hakkında yine de cezai nitelik tasımayan egitim

tedbirlerine basvurulabilecegi öngörülmekteydi202. Hükmün ertelenmesi müesesesinin

düzenlendigi ÇKK. 23. maddesine bu sistem benimsenmemis, deneme süresinde

yükümlülüklere uyulması durumunda kamu davasının düsmesine karar verilecegi

belirtilmistir.

Erteleme kurumunun etkin olarak uygulanması sanıga ceza yaptırımının

uygulanmasının asıl amaç olmaktan çıktıgının ve amacın mümkün oldugunca ceza

yaptırımının uygulanmamasını saglamak ve böylece kisinin sabıkalı olmasının önüne geçilmis

olacaktır. Mahkemelerde hafif nitelikteki yargılamaları yapmayarak is yükünü azaltmıs

olacaklardır.

3.4. CEZANIN İNFAZININ ERTELENMESİ

Burada kisinin isledigi suçun kısmen veya tamamen hukuksal sonuçlarından

kurtarmak ve belirli bir süre içinde kendisi için öngörülen kosullar yerine getirdigi takdirde

cezanın infaz edilmeyecegi konusunda faile güvence verilmektedir.

2253 Sayılı Kanunun m.38’de erteleme için aranan sartlar sunlardı;

1-Hürriyeti baglayıcı bir ceza ile hükümlü olmamak,

2-Yeni suç için verilen cezanın agır veya hafif para cezası veya üç yıla kadar

hürriyeti baglayıcı ceza olması.

3-Yapılacak inceleme neticesinde erteleme halinde ileride suç islemeyecegine

dair hâkimde kanaat olusması

Görüldügü üzere kanun, cezayı agır hapis ve hapis olarak ayırmamıs hürriyeti

baglayıcı ceza demekle yetinmisti.

765 Sayılı TCK m.95’de cezanın çektirilmesi, deneme süresi içerisinde yeni bir suç

islenmesi kosulu ile mümkünken, 2253 Sayılı Kanun 38. maddesinde bu kosulun yanı sıra

egitim ve ıslah kosullarına veya uyarılara uymamayı da eklemisti. Ayrıca islenen yeni suçun

kasti olması aranmaktadır. Cezası ertelenen küçügün üç yıla kadar gözetim altında

bulundurulmasına da karar verilebilecekti.

5237 Sayılı Kanunun 51 maddesine göre iki yıl veya daha az süre ile hapis cezasına

mahkum edilen kisinin cezası ertelenebilir. Bu süre on sekiz yasını doldurmamıs çocuklar için

üç yıldır. Ancak ertelemeye hükmedilebilmesi için failin daha önce üç aydan fazla bir süre ile

kasıtlı bir suçtan mahkum edilmemis olması ve failin tekrar suç islemeyecegi hususunda

hakimde olumlu bir kanaat olusması gerekir.

5237 Sayılı Kanunda düzenlenen erteleme kurumu yürürlükten kaldırılan 765 sayılı

TCK ve 647 Sayılı Ceza _nfaz Kanunundan farklılıklar göstermektedir. Buna göre hapis

cezaları ertelenebilecek ancak adli para cezaları ertelenemeyecektir. Eger hem hapis hem de

adli para cezasına karar verilmisse sadece hapis cezası ile ilgili olan kısım ertelenebilecektir.

Bir suçtan dolayı verilen hapis cezası adli para cezasına çevrilse dahi verilen bu adli para

cezası yine ertelenemeyecektir. 647 Sayılı Kanunda hükümlüye verilen deneme süresi

cürümlerde bes sene olarak belirlenmisken 5237 Sayılı Kanunda bu süre bir yıl ile üç yıl

arasındadır.

647 Sayılı Kanunda cezası ertelenen hükümlünün deneme süresi içerisinde bir

denetime baglı tutulması söz konusu degildi. Buna karsılık 5237 Sayılı Kanunun 51/3

maddesinde bu hususta hakime takdir yetkisi verilmistir.

765 Sayılı TCK 95 maddesinde erteleme süresini iyi halle geçiren kisinin ertelenmis

olan cezanın esasen vaki olmadıgı öngörülmüs olmasına ragmen, 5237 Sayılı Kanun

kapsamında cezası ertelen kisi denetim süresini iyi halle geçirdigi taktirde ceza infaz edilmis

sayılmaktadır. Bu nedenle kisinin tutuklu kaldıgı süre mahkum oldugu hapis cezasını

karsılıyorsa artık erteleme kararı verilmesine gerek bulunmamaktadır.

Yargıtay tarafından, ertelemenin bölünmezligi kuralı geregince aynı mahkemede

birden fazla suçtan dolayı yargılanan kisinin bu suçlardan birinden dolayı mahkum oldugu

SONUÇ

Çocugun tanımının yapılması, hukuki sorumlulugun belirlenmesi ve çocuklar için

uygulanacak hukuki politikaların etkin olarak uygulanabilmesi için oldukça önemlidir. Ancak

dogal olarak çocugun kesin olarak tanımını yapabilmek ve çocuklugun sınırlarını

belirleyebilmek pek mümkün degildir.

Çocuklugun belirlenmesinde en temel ölçütün yas oldugu açıktır. Ancak çocuklugun

hangi yas sınırları içerisinde kabul edilecegi hususu dahi ülkeden ülkeye farklılıklar arz

etmektedir.

Toplum içerisinde olusan ve toplumda yasayan bireylerin uymakla yükümlü

oldukları kuralların ihlali halinde kendilerine toplum tarafından çesitli yaptırımlar

uygulanabilmektedir. Bedenen ve ruhen hızlı bir gelisme devresi içerisinde olan çocugun

hukuk düzenine aykırı olarak yapmıs oldugu hareketler nedeniyle nasıl bir tepki ile

karsılasacagı hususu ise önemli bir sorundur.

Çocuga uygulanacak olan yaptırım yada tedbirin türü dogal olarak islenen fiilin

agırlıgına göre degil, çocugun kisiligine göre tespit edilmelidir. Çocugun kisiligine göre

cezanın miktarının saptanabilmesi ve çocuga uygun yaptırım seçilebilmesi için yargılama

makamlarına genis takdir yetkisi verilmelidir. Keza bu konu ile ilgili olarak Beijing

kurallarında yargılamanın her asamasında mahkemelere takdir yetkisi tanınması gerektigi

belirtilmektedir

Çocugun, büyüdügünde topluma yararlı bir fert olabilmesi, onun küçükken iyi bir

egitim görmesine ve iyi kosullarda büyümesine baglıdır. İste çocuk suçlulugu bu noktada

önem arz etmektedir. Hiç bir çocuk kendiliginden suça yönelmez onu suça iten bir takım

nedenler vardır. Bu nedenler çocugu, istenmeyen bir davranıs olan suça yöneltir. Çocugu suça

yönelten nedenlerin tespit edilerek bu nedenlerin ortadan kaldırılması çocuk suçlulugunun

önlenmesinde önemlidir.

Çocuk suçlulugunu önlemek hiç degilse azaltmak gerekmektedir. Ve bu husus

toplumun varlıgı ve devamı için hayati bir konudur. Zira toplumun gelecegi ve dinamik

unsuru çocuklardır.

Çocuk hukuku konusunda son dönemlerde yapılan degisiklikler oldukça olumludur.

Çocukların isledikleri suçlarla ilgili topluma kazandırılmalarını amaçlayan ve yargılama

yapılmaksızın çözüm içeren uzlasma,kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılması müesseseleri oldukça yerinde düzenlemelerdir.

Ülkemizde çocuk mahkemeleri, cezanın verilmesinde takdir yetkisine sahip

degillerdi. Çocuk suçlularla yetiskin suçlulara verilen cezalar arasındaki tek fark cezanın

belirli bir ölçüde indirilerek uygulanmasından ibaretti. Bu ise özellikle çocuk yargılamasında

güdülen amaç olan ıslah etme ve yeniden topluma kazandırma amacına her zaman uygun bir

yöntem degildi. 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile çocuk mahkemelerine verilen takdir

yetkisinin genisletilmesi özellikle “erteleme” kurumu yönünden oldukça olumludur. Çocugun

kisiligi,çevresi ve islenen suçun niteligi dikkate alınarak çocuk hakkında kamu davasının

açılması ertelenebilecek yada görülmekte olan bir davada hükmün açıklanması geriye

bırakılabilecektir. Kanaatimizce bu kurumların olusturulması olumlu bir gelismedir.

Ancak çocuklar hakkında mümkün oldugunca yargı dısı yollara müracaat ederek

çözüm bulunmaya çalısılması daha yararlı olacaktır.

Uzlasma kurumu da belli bir agırlıgı asmayan suçlar nedeniyle çocuklar hakkında

yargılama yapılmadan uyusmazlıgın çözülmesini öngören önemli bir kurumdur. Ancak

uzlasma kurumu sadece kisilere karsı islenen suçlar için kabul edilmis bunun dısında toplum

düzenine kası islenen suçlar hakkında bu kurum düzenlenmemistir. Çocukların kisiler

aleyhine isledigi suçlarda uygulanabilen bu müessesenin kamu aleyhine islenen suçlarda

uygulanmaması yerinde degildir. Çocugun suça yönelmesini saglayan iradesinin tam bir

gelisme göstermemis olması islenen suçlar arasında farklılık gözetilmemesi geregini dogurur

Denetimli serbestilik sisteminin öngörüldügü Çocuk Koruma Kanununda uzman

personelden faydalanılması da öngörülmüstür. Ancak yapılan düzenlemelerin etkin olarak

yürütülmesi kanun metninde öngörülen hükümlerin hayat bulması elbette bu kuralların

uygulanması ile ilgili alt yapının olusturulmasına,yardımcı kurum ve kuruluslar ile isbirligine

ve uzman personel istihdamına baglıdır. 2253 Sayılı Kanunda öngörülen çocuk

mahkemelerinin hala tüm illerimizde kurulmamıs olması da önemli olanın kanunları yapmak

kadar uygulayabilmek oldugunun açık bir göstergesidir. Kanunda öngörülen kuralların

uygulanabilmesi ve uygulanacak kurallardan toplum yararına sonuçların elde edilebilmesi

yargı sisteminin isleyisini daha verimli kılacak yardımcı olacak donanımlı kisi ve kurumların

varlıgına baglıdır.

Bunun yanı sıra tüm yargı sisteminin sıkıntısı oldugu üzere hakim ve savcıların

bakmakla oldukları olay sayısının çoklugu da yargılamanın aksamasına neden olmaktadır. Suç

isleyen çocuklar üzerinde yetiskinlere göre daha fazla özenle durulması,çocukları suça

sürükleyen nedenlerin belirlenmesi, yapılarına uygun çözüm yollarının bulunması uzmanlık

yanında zaman ve mesai ayrılması gerektiren önemli bir konudur. Oysa ülkemizde hakim ve

savcıların bakmakla oldugu is sayısı olması gerekenin çok uzagında anormal denecek

seviyededir. Bu nedenle adli sisteme yansıyan olaylar ile yeterince ilgilenememektedir.

Adliyelerin fiziki kosullarının yeterli olmaması, egitilmis ve yeterli sayıda personelin

olmaması, teknolojiden henüz istenilen seviyede yararlanılamaması gibi hususlar da dikkate

alındıgında kanunların etkili ve istenilen amaç dogrultusunda yüksek bir verimlilik ile

uygulanamayacagı oldukça açık bir sekilde anlasılmaktadır.

Ancak her seye ragmen çocuk hukuku manasında 5395 Sayılı Kanun çocuklugun yas

sınırını on sekiz yas olarak belirlemesi, çocuk hukukunda yargısal çözüm yollarının yanı sıra

yargı dısı çözüm yollarını öngören çok önemli kurumları düzenlemesi, uluslar arası kurallar

ile hukukumuzun uyum saglaması için yerinde düzenlemelere yer vermesi oldukça yerindedir.

bul 1993.

 
Bugün Tekil: 674 Bugün Çoğul: 2077 Dün Tekil: 698 Toplam Tekil: 1584945 Toplam Çoğul: 3934242
        Dataişlem