,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
CMK MÜSADERE / 12-04-2013
 CEZA MUHAKEMESİ KANUNU

MüSADERE

Başvuru

MADDE 256. - (1) Müsadere kararı verilmesi gereken hâllerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılan, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir.

(2) Kamu davası açılmış olup da iade edilmesi gereken eşya veya malvarlığı değerleri ile ilgili olarak esasla birlikte bir karar verilmemiş olması durumunda, mahkemece re´sen veya ilgililerin istemi üzerine bunların iadesine karar verilir.

Duruşma ve karar

MADDE 257. - (1) 256 ncı maddeye göre verilmesi gereken kararlar, duruşmalı olarak verilir.

(2) Müsadere veya iade olunacak eşya veya diğer malvarlığı değerleri üzerinde hakkı olan kimseler de duruşmaya çağrılır. Bu kişiler, sanığın sahip olduğu hakları kullanabilirler.

(3) Çağrıya uymamaları, işlemin ertelenmesine neden olmaz ve hükmün verilmesini engellemez.

 

 

Kanun yolu

MADDE 258. - (1) 256 ncı maddeye göre verilecek hükümlere karşı Cumhuriyet savcısı, katılan ve 257 nci maddede belirlenen kişiler için istinaf yolu açıktır.

Suç konusu olmayan eşyanın müsaderesi

MADDE 259. - (1) Suç konusu olmayıp sadece müsadereye tâbi bulunan eşyanın müsaderesine sulh ceza hâkimi tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir

 

 

TÜRK CEZA KANUNU

İKİNCİ BÖLÜM

GÜVENLİK TEDBİRLERİ

Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma

MADDE 53. - (1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,

b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan,

c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,

d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,

e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,

Yoksun bırakılır.

(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.

(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.

(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.

(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.

Eşya müsaderesi

MADDE 54. - (1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.

(2) Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması hâlinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.

(3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.

(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.

(5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.

(6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.

Kazanç müsaderesi

MADDE 55. - (1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddî menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.

(2) Müsadere konusu eşya veya maddî menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hâllerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.

 

 

II.MÜSADERE

1. Genel Olarak

1.1. Kavram ve Tanım

Müsadere, bir şeyin mülkiyetinin devlete geçmesini sonuçlayan bir yaptırımdır. Diğer bir deyimle işlenen bir suç karşılığı olarak, suçlunun malvarlığının tamamı veya bir bölümü üzerindeki mülkiyete son verilmesi ve bu mülkiyetin kamusal bir teşekküle (Devlete) devredilmesi anlamına gelen ve bir yaptırım çeşididir.

1.2. Ceza Kanunumuzun İlgili Hükümleri

5237 Sayılı TCK’nu, suç karşılığı olarak uygulanacak yaptırımları, ceza ve güvenlik tedbiri olarak belirlemiştir. Suç karşılığında yaptırım olarak uygulanacak güvenlik tedbirleri içinde, 54’üncü maddede “Eşya müsaderesi”ne, 55’inci madde de  ise “Kazanç müsaderesi”ne yer verilmiştir.

Bu iki temel hüküm  dışında, 5237 sayılı TCK’nun genel hükümler kısmında; “Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri” başlığını taşıyan 60’ıncı maddede, “Sanığın veya hükümlünün ölümü” başlığını taşıyan 64’üncü maddede, “Af” başlığını taşıyan 65’inci “maddede, “Müsaderede zamanaşımı” başlığını taşıyan 70’inci maddede, “Davanın ve cezanın düşmesinin etkisi” başlığını taşıyan 74’üncü maddede, “Önödeme” başlığını taşıyan 75’inci maddede müsadereye ilişkin düzenlemelere yer almaktadır.

2. Mevzuatımızda Müsaderenin Hukuki Niteliği

Hukukî niteliği bakımından müsadere güvenlik önlemi olarak düzenlenmiştir. Hukukumuz  mülga 765 sayılı TCK’nda müsaderenin bir ceza mı yoksa emniyet tedbiri mi olduğu konusunda doktrinde farklı görüşler bulunmakta ve uygulama da ise müsaderenin mülga 765 sayılı TCK’nın 11’inci maddesinde sayılan cezalar arasında yer almaması nedeniyle müsaderenin bir ceza olmayıp, ceza mahkûmiyeti sonucu bulunan bir tedbir olduğu genel kabul görmekteydi. 5237 sayılı TCK bu konudaki tartışmalara son vererek, müsadereyi (md. 54-55) “Güvenlik Tedbirleri” kategorisinde düzenlemiştir.

3. Müsadere İçin Suçun İşlenmesi Yeterli Olup Mahkumiyet Gerekmemektedir

Hukuki nitelik güvenlik tedbiri olarak kabul edildiğinden, müsadereye hükmedilmesi için bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, bu suçtan dolayı bir kimsenin cezaya mahkum edilmesi gerekmemektedir.Örneğin, fail akıl hastası veya çocuk olması nedeniyle cezalandırılmasa dahi, bu fail tarafından suçta kullanılan eşyanın müsaderesine hükmedilecektir.

4. Müsadere Kasti Suçlarda Mümkündür

5237 sayılı TCK’nun 54’üncü maddesinde, “kasıtlı bir suçun işlenmesinde...” demek suretiyle müsaderenin yalnız kasten işler suçlara uygulanacağı açıkça öngörülmüştür.

5. Kusuru Kaldıran Veya Şahsi Cezasızlık Nedenlerinin Varlığı

İşlenen fiilin tipe uygun ve hukuka aykırı olması müsadereye hükmedebilmek için yeterlidir.Bu nedenle kusuru kaldıran veya şahsi cezasızlık nedenlerinin varlığı bu yaptırıma hükmedilmesine engel teşkil etmez.

6. Müsadere Çeşitleri

6.1. Eşya Müsaderesi

6.1.2. Müsaderenin Konusu Olan Eşya

Eşya müsaderenin konusu “kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyadır. (5237 sayılı TCK md. 54/1) Canlı, cansız, taşınır, taşınmaz her şey eşya müsaderesinin konusu olabilir.

 

 

Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.(md. 54/1) Bu nitelikteki eşyanın müsadere edilebilmesi için, suçta kullanılmak vb. gibi şartların aranmasına ve kime ait olduğunun araştırılmasına gerek yoktur. Bu nitelikteki eşyanın müsaderesinde, oranlılık ilkesi geçerli olmadığı gibi, sanığın ölümü halinde de davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir (5237 sayılı TCK md. 64) .

6.1.3. İyiniyetli Üçüncü Kişilere Ait Eşya

Müsadere edilecek eşyanın, "iyiniyetli üçüncü kişilere ait olması durumunda müsadere kararı verilemeyecektir.(5237 sayılı TCK md. 54/1)

6.1.4. Eşyanın Kaim Değerinin Müsaderesi

Müsadere koşulları gerçekleşmesine rağmen, müsadere edilecek eşya satılmış, elden çıkarılmış veya yok edilmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mahkeme, eşyanın değeri kadar bir para tutarının müsaderesine karar verecektir.(5237 sayılı TCK md. 54/2)

 

 

 

 

6.1.5. Oranlılık ilkesi

Mülga 765 sayılı TCK’nun 36’ıncı maddesi, “müsadere olunur” diyerek, yasal şartların gerçekleşmesi halinde müsadere yapılmasını zorunlu kılmıştı. 5237 sayılı TCK, oranlılık ilkesine yer vermek suretiyle mecburi müsadere sistemini yumuşatmıştır. Artık, mahkeme suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmetmeyebilecektir. (5237 sayılı TCK md. 54/3)

6.1.6. Eşyanın Kısmi müsaderesi

Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir. (5237 sayılı TCK md. 54/5)

6.1.7. Ortak Mülkiyet Durumunda Müsadere

Ortak Mülkiyet halinde müsadereye cevaz verilmiştir. Müsadere edilecek eşya üzerinde birden fazla kişinin müşterek veya iştirak mülkiyet şeklinde ortak mülkiyeti söz konusu olabilir. Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunacaktır.(5237 sayılı TCK md. 54/6)

 

 

6.2. Kazanç Müsaderesi

6.2.1. Genel Olarak

5237 sayılı TCK’nun 55’inci maddesi uyarınca, “Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir”.

6.2.2. Kazanç Müsaderesinin Konusu

Bu müsadere çeşidinde eşya değil, suçla ilgili olan “ekonomik kazanç/maddi menfaatler”dir. Madde gerekçesine göre; bu düzenleme ile güdülen temel amaç, suç işlemek yoluyla kazanç elde edilmesinin önüne geçilmesidir. Bu nedenle yeni, hükümde kazanç müsaderesi kapsamlı bir biçimde düzenlenmiş ve suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edilen ekonomik kazançların müsaderesi olanaklı hale getirilmiştir. Böylece kazanç müsaderesi, karapara aklama, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti, dolandırıcılık, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma gibi ekonomik çıkar elde etme amacıyla işlenen suçlara karşı etkin bir biçimde caydırıcılık özelliği olan yaptırım niteline kavuşmuştur. Bu hükmün uygulanmasında mağdurun ve iyi niyetli üçüncü kişilerin hakları korunacak, bunlara ait maddi değerler kazanç müsaderesine tabi tutulmayacaktır.

6.2.3. Maddî Menfaatin Suçun Mağduruna İade Edilememesinin Gerekmesi

Kazanç  müsaderesine karar verilebilmesi için maddî menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir. (5237 sayılı TCK md. 55/1)

6.2.4. Kaim Değerin Müsaderesi

Müsadere konusu eşya veya maddî menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hâllerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.

6.2.5. Kazanç Müsaderesinde Kaim Değerin Müsaderesi

5237 sayılı TCK, kazanç müsaderesinde de kaim değerin müsaderesini olanaklı kılmıştır. Maddenin ikinci fıkrasına göre; müsadere konusu eşya veya maddî menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hâllerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.

 

 

III-BAZI ÖZEL YASALARDA MÜSADERE:

1-6831 SAYILI ORMAN YASASINDA:

A-NAKİL VASITALARININ MÜSADERESİ:

6831  sayılı Orman Yasasının 108.maddesinin son fıkrasında kaçak orman emvalin taşınmasında kullanılan canlı ve cansız bütün nakil vasıtalarının kime ait olursa olsun idarece  el konularak ve mahkemelerce müsaderesine karar verileceği hüküm altına alınmıştır.5237 sayılı TCY’nın 54.maddesinden farklı olarak iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın üçüncü kişilere ait nakil vasıtalarının müsaderesine imkan tanımıştır.Yargıtay 3.Ceza Dairesi başlangıçtan beri benimseyip sürdüğü yerleşen uygulamalarına göre nakil aracının yalnızca çalınması veya gasp edilmesi  gibi iradesi dışında suçta kullanılması halinde mal sahibinin sorumlu tutulamayacağı ve aracın müsadere edilemeyeceğinin ana kurala istisna olarak kabul etmiştir.’dava konusu olayda araç sahibi sanığın dedesi olup ,aynı binada ikamet ettikleri anlaşıldığından sanığın bu eyleminin TCK’nun tanımlandığı anlamda hırsızlık suçunun özelliklerini taşımamasına göre söz konusu nakil vasıtası olan  kamyonun zoralımı yerine sahibine iadesine karar verilmesi(8.10.2001 2001/9052-2001/9442)  Nakil vasıtaları orman alanlarını  açmada veya orman emvali taşınmasında   kullanılır.Örneğin kamyon ile orman emvali taşınırken yakalandı ,araç sahibi kamyonun oğluna verdiğini sonrasında çalındığını  belirterek ihbarda bulunsa sonradan yapılan bu ihbara itibar edilmemekte  ve  aracın müsaderesine karar  verilecektir.Dairenin ana kurala istisna teşkil eden kararlarına örnek olarak, köy otobüsü  beş –altı çuval odun yükledi .Şoför sanığı yoldan aldığını kendisinin araçtan inmediğini sanığın aracın arkasına yüklediğini savunması ve bu savunmasının tanık anlatımlarıyla doğrulanması durumunda otobüs müsadere edilmeyecektir.Özel kişilere dozer ihale ile kiraya veriliyor,Devletin ihale ile yol  yapıyor.Şoförü ile kiralıyor ,yol yaparken tanıdığı biri geliyor mazot koyayım işimi yap diyor,anayola yakın orman sahasını açtırıyor,suç kastı olmadığından şoför beraat ediyor ve aracın müsaderesine karar verilmiyor.Ev taşımak için kamyon kiralıyor ev eşyalarının altına 1-2 ton odun yüklüyor kamyon şoförü iyi bir esnaf gibi ne yüklendiğini bilebilecek durumunda kabul edilerek aracın müsaderesine karar verilecektir.Kişi aracı suçta kullandı ,Mahkemece teminat karşılığında iade edildi,tekrar suçta kullanılması üzerine Yerel Mahkemece 1.suçtan dolayı müsadere kararı verilip teminat parası iade ediliyor,Daire 2.suç için değer tesbiti yaptırılarak değerinin sanıktan tahsiline  karar verilmesini gerektiğinden  bahisle kararı bozuyor.Polise aracın verilmesi onun suç işlemesi durumunda müsadere edilemeyecektir.

B-SUÇ ALETLERİ VE ORMAN EMVALİNİ MÜSADERESİ:

Orman suçlarında kullanılan aletlerin  müsaderesi hakkında 6831 sayılı Orman Kanununda özel bir hüküm bulunmamaktadır.Bu durumda müsaderede genel hüküm niteliğini taşıyan 5237 sayılı TCY’nın 54.maddesiyle uygulama yapılacaktır.Suç aleti müsadere kararından önce satılmışsa tesbit edilen değerinin orman idaresi adına irat kaydına karar verilecektir(6831 SY 84/1,5).Suç konusu orman emvalinin müsaderesi ile ilgili olarak      6831 sayılı Orman Yasanın 116/son (Bu hükme aykırı hareket edenler, bu Kanunun 109 uncu maddesine göre cezalandırılmakla beraber emval müsadere olunur) maddesi dışında özel müsadere hükmüne yer verilmemiştir..Bu nedenle orman emvalinin 5237 sayılı TCY’nın 54.maddesi uyarınca müsaderesine  hükmolunur.Orman emvali müsadere kararından önce satılmış ise ,emvalin müsaderesine karar verilemez.Satış bedelinin orman idaresi adına irat kaydına karar verilir(6831 SY 84/1,5)

C-MAHSUL VE TESİSLERİN MÜSADERESİ:

Orman Yasasının 93.maddesinin uygulandığı ve mahkumiyet hükmü kurulduğu takdirde suç yerindeki her türlü mahsul(ekim sonucu yetişen ürün) ve tesisin (orman içindeki bina, ağıl, ahır, fidanlık, çit gibi kalıcı nitelikteki yapılar) aynı maddenin 4.fıkrasına göre müsaderesine karar verilecektir.’’ Sanık Y.H’nın 6831 sayılı Yasanın 93/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında;  beraatına ve taşınmaz üzerindeki yapıların 6831 s.Y.nın 93/4. maddesi uyarınca müsaderesine  ilişkin  Eyüp 2. Sulh Ceza Mahkemesince 05.02.2003 gün ve 502-123 sayı ile verilen hükmün, sanık müdafii ve  katılan idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.06.2005 gün ve 10026-7359 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise, 29.12.2005 gün ve 211724 sayı ile;

 

“Mahalli mahkeme kararında da belirtildiği üzere suça konu yere ilişkin tapu hukuki değer arz etmektedir. Suça konu yer maki tefrik çalışmaları ve sonraki düzenleme ile orman arazisi olma vasfından çıkıp özel şahsa ait özel mülkiyet alanı kapsamına girmiştir. Sanığın hukuken geçerli tapusuna ilişkin yerde bulunan tesislerin müsaderesine karar verilmesi isabetsizdir” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur. 1987 yılında 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesini uygulayan 40 no’lu Orman Kadastro Komisyonunca yapılan tespit, geçerli bir orman sınırlandırılması kabul edilerek, suça konu ev ve bahçenin kesinleşmiş orman tahdit sınırları  içerisinde kaldığı dolayısıyla taşınmazların müsaderesine karar verilmesinin isabetli olduğu,  ancak suça konu  yerin önceki tapu malikinden satın alınması nedeniyle işgal ve faydalanma kastının bulunmadığı gerekçeleriyle, Yerel Mahkeme hükmü onanmış ise de, suça konu ev ve bahçenin bulunduğu alan hukuken geçerli tapu kapsamında bulunduğundan zoralım kararı verilmesi isabetsizdir’’.(YCGK 14.3.2006 200/3-12-2006/41) ‘’ Bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirme­diğin­den, Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesinin yaptığı gönderme nedeniyle 1412 sayılı CYUY.nın temyiz incelemesi yönünden halen uygulanması olanağı bulunan 322/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık Mahmut Yüksel hakkın­daki kamu davasının gerçek­leşen dava zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı TCY.nın 102/4 ve 5271 sayılı CMY’nın 223/8. mad­desi uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE,

-Kamu davasına konu olan ve Devlet ormanından açma yapılan saha üzerinde bulunan tesis niteliğindeki 10 adet zeytin ağacının 6831 sayılı Yasanın 93/4. maddesi uyarınca ZORALIMINA’’,( YCGK 20.09.2005  2005/3-92-2005/100)

2-  KAÇAKÇILIK SUÇLARINDA MÜSADERE:

1918 sayılı Yasanın 47.maddesi, kaçak eşya  ve madde naklinde  kullanılan veya buna teşebbüs edilen her türlü nakil vasıtalarının müsadere edileceğini düzenlemiştir.Yargıtay madde metninde  yer almasa nakil aracının zoralımı için aracın kaçakçılığı doğrudan doğruya tahsis edilmiş olmasını ve fer’i nitelikte bir kullanma tahsisin olmamasını koşulunu  ,araç sahibinin nakil işine onayını aramamış,sorumluluk için araç sahibinin aracı iradesiyle sanığa vermesini yeterli görmüştür.Örneğin elde taşınması mümkün olan kaçak eşyanın bir taksi içinde yakalanması bu aracın doğrudan doğruya kaçakçılık işine tahsis edildiğini göstermez.Eğer araç çalınmış veya  gasp edilmişse müsaderesi söz konusu olmayacaktır.

Yerel Mahkemece kaçakçılık eylemine tahsis edildiği anlaşılan 20 DC 660/20 DC 661 plakalı TIR’ın 1918 sayılı Yasanın 47. maddesi uyarınca zoralımına karar vermiş Daire,teminatla iadesine karar verilen dava konusu nakil vasıtası aracın müsaderesi imkansız hale geldiğinde teminatın idare yerine Hazine lehine irad kaydına karar verilmesi, (YCGK 2006/7-8-2006/65) zamanaşımı nedeniyle sanıklar hakkındaki kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmesi halinde : dava konusu kaçak mazotun satışından elde edilen bedelin 4926 sayılı yasanın 31/4.madde uyarınca müsaderesine, nakilde kullanılan 63 KE 208 plakalı aracın, sahibine iadesine( 7 CD 3.3.2005 2004/307-2005/13289) dava konusu yabancı menşeli ve kaçak eşyaların 4926 sayılı kanunun 31/son maddesi uyarınca müsaderesine, nakil aracı ve bu araç için yatırılan teminatın iadesine( 7 CD , 08.03.2005 ,2004/317-2005/1460) ,anılan maddeler uyarınca sanıklar hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ORTADAN KALDIRILMASINA, dava konusu kaçak araç şasisinin 4926 sayılı Kanunun 31/son maddesi uyarınca müsaderesine, kaçak olmadığı tesbit edilen orijinal motorun sanık M. D.’a iadesine ( Y 7CD 19.9.2005) Sanık hakkında münferit ticari kaçakçılık suçundan açılmış bulunan kamu davasının 21.11.2001 günlü kararla 4616 sayılı yasanın 1/4.maddesi uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verildiğine göre, dava konusu araçların iadesi yada müsaderesi hususunun asıl hükümle birlikte değerlendirilmesi gerektiği ve araçlar bakımından ayrıca bir karar verilemeyeceği gözetilmeden, müdahil idare vekilinin müsadere talebi yönünden duruşma açılarak yazılı şekilde hüküm kurulması( Y 7CD 6.7.2005 2004/50-2005/11619), 4616 sayılı kanun uyarınca verilen erteleme kararının temyizi kabil bulunmayıp itirazı kabil ise de; dava konusu eşyaların müsaderesine de karar verildiğinden hükmün temyizi kabil olup, buna göre yapılan inceleme de;

Dava zamanaşımını kesen son işlem olan sanık A.E`in sorgusunun yapıldığı 1.9.1999 günü, sanık İ.P`ın sorgusunun yapılması için verilen 8.11.1999 tarihli ihzar kararı itibariyle temyiz inceleme gününde TCK.nun 102/4.maddesinde öngörülen zamanaşımı tahakkuk etmiş bulunduğundan hükmün BOZULMASINA, anılan madde uyarınca sanıklar hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ORTADAN KALDIRILMASINA, kaçak olduğu anlaşılan dava konusu eşyaların 4926 sayılı kanunun 31/4.maddesi gereğince zoralımına, ( Y 7 CD 02.03.2005 2003/12333-2005/1299)

 

 

 

 

Kasıtlı bir suçtan mahkumiyet halinde, suçun işlenmesine özgülenmiş veya suçtan meydana gelmiş veya kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olmak koşuluyla suçta kullanılmak üzere hazırlanmış bir eşyanın veya suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların mülkiyetinin devlete geçirilmesi işlemine müsadere denilmektedir.(1) Müsadere, bir şeyin mülkiyetinin devlete geçmesini sonuçlayan bir yaptırımdır. ETCK’ da müsaderenin hem ceza hem de güvenlik tedbiri yönü vardı. Ancak YTCK’ da eşya müsaderesi ve kazanç müsaderesi güvenlik tedbiri başlığını taşıyan ayrı bir bölümde yer almaktadır. Dolayısıyla eşya müsaderesinin artık sadece bir güvenlik tedbiri olduğu söylenebilir.(2) Bu açıdan bakıldığında müsadereye hükmedilmesi için bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte bu suçtan dolayı bir kimsenin cezaya mahkum edilmesi gerekmemektedir.

Müsadereyi çeşitli sınıflandırmalara tabi tutmak mümkündür. Genel müsadere ve özel müsadere ayrımı mevcuttur. Genel müsadere suçlunun tüm malvarlığının mülkiyetinin devlete intikalidir ve anayasamız tarafından yasaklanmıştır. Anayasa’nın 38. maddesinde ”genel müsadere cezası verilemez” biçimindeki kural ayrık durumlara izin vermeyen mutlak bir düzenleme niteliğindedir. Özel müsadere ise sadece suçla ilgisi olan eşyanın mülkiyetinin devlete intikalidir.

TCK’ daki hükümlerin içeriğinden de birtakım sınıflandırmaya gidilebilir. Örneğin; eşya müsaderesi ( TCK md.54/1), eşdeğer müsadere (TCK md.54/2), kazanç müsaderesi (TCK md.55/1), kaim değer müsaderesi (TCK md.55/2).(3)

TCK md 5’e göre bu kanunun genel hükümleri tüm özel ceza kanunları için geçerli olacaktır. Bu durumda ister TCK’ da ister özel kanunlarda yer alsın tüm suç tipi için müsadere ve kazanç müsaderesinin uygulanması mümkün olacaktır.(4)

Ben bu çalışmamda suç eşyasının müsaderesini TCK md.54 ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu md.13 bağlamında değerlendirmeye çalışacağım.

A. TCK SİSTEMİNDE EŞYA MÜSADERESİ

TCK md 54 hükmü şu şekildedir;

(1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.

(2) Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması hâlinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.

(3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.

(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.

(5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.

(6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.

TCK’ nın 54. Maddesinin gerekçesinde şu noktalara yer verilmiştir;

“Müsadere” ve “suç nedeniyle mülkiyetin devlete geçmesi” başlığını taşıyan yaptırımlar tasarıda “fer’i ceza” olarak düzenlenmiştir. Bilindiği üzere müsadere, bir şeyin mülkiyetinin devlete geçmesini sağlayan bir yaptırımdır. Bu nedenle müsadere yanında “suç nedeniyle mülkiyetin devlete geçmesi” adıyla ayrı bir yaptırım düzenlemesi, bilimsel açıdan doğru olmadığı gibi kavram karışıklığına da yol açabilecektir.”

Ayrıca, tasarıda müsadere yaptırımı bir “ceza” olarak öngörülmesine rağmen, “suç dolayısıyla hiç kimse mahkum edilmese de” müsadereye hükmedilebilmesi kabul edilmiştir. Ceza niteliğindeki bir yaptırıma, bir kimsenin mahkumiyeti olmadan başvurulamayacağı açıktır.

Belirtilen bu sakıncaların giderilmesi ve müsaderenin anayasada yer alan mülkiyet hakkını zedelememesi için, suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen eşyanın müsaderesine karar verileceği kabul edilmiştir. Ancak, bunun için, eşyanın iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerekir. Başka bir deyişle, kişinin suçun işlenmesine iştirak etmemesi, suçun işlenişinden haberdar olmaması durumunda, sahibi bulunduğu eşya bir suçun işlenmesinde kullanılmış olsa bile, müsadereye hükmedilmeyecektir. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanmış olan eşya ise, suçun icra hareketlerine henüz başlanmamış ise, sadece bu nedenle müsadere edilemeyecektir. Ancak bu eşyanın niteliği itibariyle kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsaderesine hükmedilecektir.

Yapılan yeni düzenleme ile getirilen temel değişiklik müsaderenin hukuki niteliğinin bir güvenlik tedbiri olduğunun kabul edilmesidir. İşte bu nedenledir ki, müsadereye hükmedilmesi için bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, bu suçtan dolayı bir kimsenin cezaya mahkum edilmesi gerekmemektedir. Örneğin suçun işlenmesinde kullanılan tehlikeli eşya, bunu kullanan fail çocuk veya akıl hastası olması nedeniyle cezalandırılamasa dahi, müsaderesine hükmedilebilecektir.

2. fıkraya göre, müsadere konusu eşyanın ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesi başka bir surette imkansız kılınması halinde; bunun değeri kadar para tutarının müsaderesine hükmedilecektir.

3. fıkrada ise, müsaderede orantılılık kuralı kabul edilmiştir. Buna göre, suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında müsaderesine hükmedilmeyecektir.

Maddenin 4. fıkrasında, yasak olan eşyanın müsaderesine ilişkin hükme yer verilmiştir. Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın her halde müsaderesine hükmolunacaktır.

5. fıkrada, kısmi müsadere; 6. fıkrada ise, müşterek veya iştirak halinde mülkiyete konu eşyanın müsaderesi düzenlenmiştir.

TCK md. 54’ te eşya müsaderesi, “suç ile ilgili eşya ve değerinin müsaderesi” ve “konusu suç teşkil eden eşyanın müsaderesi” olmak üzere ikiye ayrılarak düzenlenmiştir.


1. Suç ile İlgili Eşya ve Değerinin Müsaderesi

Suç ile ilgili eşya ve değerinin müsaderesi, üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya bir suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın devlete intikal etmesidir. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya ise, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması halinde müsadere edilir. (TCK md. 54/1) Koşulları;

a. Eşyanın suçta kullanılması, kullanılmak üzere hazırlanması veya suçtan meydana gelmesi;

Suçun işlenmesinde kullanılan eşya, suçun icra hareketlerinin yapılmasına katkı sağlayan, suçun işlenmesini kolaylaştıran eşyadır. Müsadere için o eşyanın suçta kullanılmasının mümkün olması yeterli değildir; kullanıldığının ya da en azından kullanılmak üzere hazırlandığının sabit olması gerekir. Suçun işlenmesinde kullanılan eşya gibi, suçun işlenmesine tahsis edilen eşya da müsadere edilir. Suçun işlenmesine tahsis edilen eşyanın, suçta kullanılmış olması gerekli değildir.(5)

Suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşya, suçun işlenmesi kullanılmak maksadıyla hazırlanmış henüz suçta kullanılmamış olmakla birlikte, suçun işlenmesinden beklenen neticenin elde edilmesine yardım eden eşyadır. Suçun icrai hareketlerinin yapılmasını kolaylaştırma amacıyla hazırlanmış eşyadır. Suçun icra hareketlerine başlanmışsa bu eşya müsadere edilir. Suçun icra hareketlerine başlanmamış ise müsaderenin mümkün olabilmesi için kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlike yaratmasına bağlıdır.(6)

Suç işlenmesi neticesi eşyanın meydana gelmesi halinde de söz konusu eşya müsadere edilecektir.

b. Kasıtlı bir suçun işlenmiş olması;

Taksirle işlenen suçlarda müsadereye gidilemeyecektir. Yargıtay da bir kararında, müsadereye karar verilebilmesi için, sanığın eyleminin suç teşkil edip etmediği, kime ait olduğu saptanmalıdır. Müsadere eyleme bağlıdır. Eylem suç oluşturmuyorsa, eşyanın müsaderesine karar verilemez (Yar.CGK 2.10.1989) demek suretiyle, müsadereye karar verilebilmesi için her şeyden önce ortada işlenmiş bir suçun bulunması gerektiği konusuna açıklık getirmiştir.(7)

c. Eşyanın iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması;

Bu madde bağlamında iyiniyet, failin eşyanın suçun işlenmesinde kullanılacağını veya suçun işlenmesi suretiyle elde edildiğini bilmemesidir. Eşya, üçüncü bir kişiye aitse ve bu üçüncü kişi de eşyanın suçta kullanıldığını bilmiyorsa, müsadereye konu olamaz. Yargıtay bir kararında, “sanık, annesinin bulundurma ruhsatlı tabancasını, izni dışında taşıdığına göre, müsaderesine karar verilmesi yasaya aykırıdır” sonucuna varmıştır.(8)

Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, yalnızca suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur(TCK md.54/6).

d. Oranlılık ilkesinin dikkate alınması;

Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir (TCK md.54/3)

Müsadere edilecek eşyanın ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderenin başka bir surette imkansız kılınması halinde, bu eşyanın değeri kadar paranın müsaderesine hükmedilir (TCK md.54/2).

2. Konusu Suç Teşkil Eden Eşyanın Müsaderesi

TCK md. 54/4’te,”üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir” şeklinde, yasak olan eşyanın her durumda müsadere edileceği düzenlenmektedir. Burada eşyanın faile ait olup olmaması önemli değildir.

B. YTCK’NIN ETCK’YA GÖRE EŞYA MÜSADERESİ AÇISINDAN BAZI FARKLI DÜZENLEMELERİ

1. Müsadere konusu eşyanın ortadan kalkması halinde söz konusu eşyanın ortadan kalkması halinde eşyanın tutarı kadar paranın müsadere edilebilmesi mümkündür. Kural olarak müsadere kararı verebilmek için eşyanın zapt edilmesi gerekir. 765 sayılı TCK md. 36; zabıt ve müsadere olunur ifadesine yer vermesi ve kaim değerin müsaderesini olanaklı kılmaması nedeniyle, zapt edilip emanet alınmayan ya da yediemine tevdi edilemeyen eşyanın müsaderesi mümkün değildi. Ancak 5237 sayılı yasada kaim değerin müsaderesinin mümkün olması nedeniyle, eşyaya fiilen el konulmasa bile, diğer şartların da gerçekleşmesi durumunda müsadere olanaklı hale gelmiştir. Bu nedenle Yargıtay’ın eşyaya el konulmaması nedeniyle müsadere kararı verilmesinin mümkün olmadığı yönündeki içtihatların, kaim değerin olanaklı hale gelmesi nedeniyle güncelliğini yitirdiği söylenebilir.(9)

2. Müsaderenin suçtan ağır sonuçlar doğuracağı ve hakkaniyete aykırı olacağı düşünülüyorsa müsadereye karar verilmeyebilecektir. Ancak orantılılık ilkesi, yalnızca eşyanın suçta kullanılması bakımından kabul edilmiştir.

3. Müsadereye konu eşyanın, bütününe zarar vermeden ayrılabilen kısımların müsadere edilmesi mümkündür.

4. Birden fazla kişinin malik olduğu eşyanın müsadere edilmesi durumunda müsadere yalnızca suça iştirak eden kişinin payı üzerinde gerçekleştirilir.

5. Müsadere konusu eşyanın “kasıtlı” bir suçta kullanılmış veya suçun işlenmesine özgülenmiş veya suçtan meydana gelmiş olması konusunda açıklık getirilmiştir.

6. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere” hazırlanan” eşyanın müsadere edilebilmesi için eşyanın kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması koşulu aranmıştır.(10)


C. TÜZEL KİŞİLER HAKKINDA UYGULANAN MÜSADERE

Tüzel kişiler hakkında müsadereye karar verilebilmesi için;

1. Faaliyette bulunan bir özel hukuk tüzel kişiliği bulunmalıdır
2. Faaliyet özel hukuk tüzel kişi yararına işlenmelidir
3. TCK’ nın 54. Maddesinde yazılı müsadereye ilişkin yasal koşullar gerçekleşmelidir.

Tüzel kişilerin cezai sorumluluğu olmasa da, haklarında güvenlik tedbirlerinin uygulanması mümkündür. Çünkü cezanın kefaret ve ıslah edici fonksiyonu gerçek kişiler açısından söz konusu olabilir, tüzel kişiler açısından böyle bir durum söz konusu olamaz.(11)

D. ÖZEL DURUMLARDA MÜSADERE

1. Beraat kararı verilmesi halinde müsadere

Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, yüklenen suç açısından sanığın kast veya taksirinin bulunmaması durumlarında suçun unsurları gerçekleşmediğine göre beraat kararı verilecektir ve müsadere de mümkün değildir. Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmemiş olması veya yüklenen suçun sanık tarafından işlenmiş olmaması hallerinde de beraat kararı verilir. Bu hallerde beraat kararı verildiğinde beraat eden sanığa ait olan eşyanın başlı başına suç oluşturmaması şartıyla müsaderesi mümkün değildir.

2. Yaş küçüklüğü akıl hastalığı gibi kusur yeteneğini etkileyen hallerde müsadere

Kusurluluk, failin kusur yeteneğine sahip olmasına bağlıdır. Kusur yeteneğini etkileyen haller suçun oluşmasına değil, failin cezalandırılmasını engelleyen, ceza verilmesine etki eden hallerdir. Hukuka aykırı fiil ispatlanmış ve kusur yeteneğinin bulunmadığı yargısına varılmış ise, fail hakkında, kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir. Ancak işlediği fiil haksızlık ve dolayısıyla, suç teşkil etme özelliğini devam ettirdiği için, her ne kadar kişi hakkında bir cezaya hükmedilmeyecekse de, güvenlik tedbiri uygulanabilecektir. Müsadere için mahkumiyet koşulu aranmasa da ortada ispatlanmış bir suçun varlığı gerekmektedir. Bu durumda hukuka aykırı filin ispat edilmiş olması koşuluyla bu kişiler hakkında müsadereye hükmedilebilecektir.(12)


3. Hukuka Uygunluk Nedenlerinin Varlığı ve Sınırın Aşılması Halinde Müsadere

Müsadere için, en azından ispatlanmış hukuka aykırı bir fiilin varlığı gerekir. Oysa hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı, fiil yasal tanıma uygun olduğu halde hukuka aykırı değildir. Ve bu durumda müsadere mümkün değildir. Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın aşılması durumunda ;

a. Sınırın taksirle aşılması suretiyle işlenen suç, taksirle işlendiğinde de cezalandırılan bir fiil ise, fail, taksirli fiilden cezalandırılacaktır. Ancak fiil taksirli olduğundan müsadere mümkün olmayacaktır.

b. Sınırın taksirle aşılması suretiyle işlenen suç, ancak kast bulunduğunda cezalandırılabilen bir suç ise, fail cezalandırılmayacaktır. Bu durumda fail, hukuka uygunluk sebeplerinden yararlanmaya devam eder ve müsadere yoluna gidilemez.

c. Sınırın kasten aşılması durumunda, TCK 27/1 uygulanmaz. Fail, hukuka uygunluk sebeplerindeki sınırı bilerek ve isteyerek aşması durumunda sınırın kasten aşılmasından söz edilir ve faile gerçekleşen neticenin ilişkin olduğu suça ait ceza aynen verilir.

d. TCK 27/2 gereğince meşru savunmada sınırın aşılması, fail bakımından mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmişse faile ceza verilmeyecektir. Bu durumda verilecek olan karar kusurun bulunmaması nedeniyle ceza verilemesine yer olmadığı kararıdır. Fiil hukuka aykırılığını koruduğundan müsadereye de hükmedilebilecektir.


4. Şahsi cezasızlık sebeplerinin varlığı halinde müsadere

Şahsi cezasızlık sebebinin varlığı eylemi suç olmaktan çıkarmaz; sadece failin cezalandırılmasını engeller. Fiil suç olmaya devam ettiğine ve engellenen de ceza olduğuna göre, hukuki niteliği güvenlik tedbiri olarak kabul edilen müsadere uygulanmalıdır.

5. Etkin pişmanlık hallerinde müsadere

Etkin pişmanlık hallerinin suçun haksızlık içeriğine bir etkisi olmadığından hukuki niteliği güvenlik tedbiri olarak kabul edilen müsadereye hükmedilebilecektir. Çünkü müsadereye hükmetmek için varlığı ispatlanmış yasal tanıma uygun bir fiilin varlığı yeterlidir.


E. USUL HÜKÜMLERİ

CMK md.256 vd. maddelerinde, müsadere usulü düzenlenmiştir. Buna göre müsadereye karar verme yetkisi mahkemeye aittir. Mahkeme asıl ceza davasıyla birlikte, bu konuda da karar verir. Asıl ceza davasıyla birlikte karar verilmeyen hallerde ise, ayrıca müsadere davası açılır.

Müsadere konusunda karar verilmesi için talepte bulunma yetkisi Cumhuriyet Savcısı veya katılana aittir (CMK md.256/1). Bu konuda yetkili mahkeme ise, esas davayı görmekle yetkili mahkemedir. Esas dava bulunmayan hallerde de, talep esas davaya bakmaya yetkili olan mahkemeye yapılır (CMK md.256/1). Duruşma yapılarak verilen müsadereye ilişkin karalara karşı (CMK md 257), ilgililer istinaf kanun yoluna gidebilirler(CMK md 258).

Suç konusu olmamakla birlikte müsadereye tabi olan eşyanın müsaderesine sulh ceza hakimince duruşmasız olarak karar verilir (CMK md 259). Bu karara karşı, ilgililer itiraz yoluna başvurabilirler.

Müsadere usulüyle ilgili olarak kanunda kısmi müsadere de düzenlenmiştir. Buna göre kısmen müsadere edilebilecek eşyanın tamamı müsadere edilmeyecektir. Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmının müsaderesine karar verilir.

Kanunda müsaderenin uygulanmasında orantılılık ilkesi de 3. bentte açıkça belirtilmiştir.

TCK’ nın 54. maddesinde “müsadere edilir” ibaresi koşulları gerçekleştiğinde müsadereye hükmetmenin zorunlu olduğu anlamına gelmektedir. Buna karşılık md 54/3 suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebileceğini düzenlemiştir. Orantılılık ilkesi böylece müsaderenin bir unsuru olarak belirlenmiştir.

F. 5607 SAYILI KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE KANUNU’NDA MÜSADERE

Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun ” müsadere “ başlıklı 13. Maddesine göre;

1. Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgili olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır. Ancak kaçak eşya taşımasında bilerek kullanılan veya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü taşıma aracının müsadere edilebilmesi için aşağıdaki koşullardan birinin gerçekleşmesi gerekir:

a. Kaçak eşyanın, suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış veya taşınmış olmalı

b. Kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göre miktar veya hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması veya naklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması.

c. Taşıma aracındaki kaçak eşyanın, Türkiye’ye girmesi veya Türkiye’den çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısından zararlı maddelerden olması.

2. Etkin pişmanlık nedeniyle fail hakkında cezaya hükmolunmaması veya kamu davasının düşmesine karar verilmesi, sadece suç konusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.
**
Maddeden anlaşılacağı üzere Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda tanımlanan suçlara konu eşya ve taşıtların müsaderesi TCK’ nın hükümlerine göre yapılacaktır. Etkin pişmanlık nedeniyle faile ceza verilmemesi veya kamu davasının düşmesine karar verilmesi, suça konu eşyaya müsadere hükümlerinin uygulanmasına etki etmez. Maddede kaçak eşyanın taşınmasında kullanılan aracın müsadere edilmesi için üç koşul öngörmüş ve bunlardan birinin gerçekleşmesi gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay, kaçak eşyanın her ne şekilde olursa olsun bir yerden bir yere naklini -kaçak eşyanın taşınması- olarak değerlendirmemekte bunun için taşımanın uzun mesafeli olmasını aramaktadır. Yine kaçak eşya taşımasında kullanılan aracın da bu taşımaya tahsis edilmişsi- müsadereye konu olabileceği anlaşılmaktadır. Örnek 1. “Kaçak eşyanın hacmine ve ağırlığı ile kat ettiği mesafe gözetildiğinde bu eşyayı taşıyan aracın kaçak eşya nakline tahsis edildiği anlaşılırsa müsaderesine karar verilmelidir” (7. CD Esas 1997/10806 Karar 1997/10579 Tarih 22/12/1997 ). 2. “kaçak mazotun hacmi ve ağırlığı ile kat ettiği mesafeye göre, bunu taşıyan traktör ve buna bağlı tankın kaçak eşya nakline tahsis edilip edilmediği saptanmalı, tahsis edilmişse müsaderesine karar verilmelidir” (7 CD Esas 1997/10802 Karar 1997/10576 Tarih 22/12/1997)(13).
************
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 13. maddesinde, bu kanunda tanımlanan suçlarla ilgili olarak TCK’ nın eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir. Ayrıca suç konusu kaçak eşya taşımasında kullanılan veya kullanılmasına teşebbüs edilen her türlü taşıma aracının müsadere edilebilmesi için bu aracın kaçak eşya taşımasında bilerek kullanılmasının yanında aşağıdaki üç halden herhangi birinin varlığının da aranacağı düzenlenmiştir. Bunlar;

a. Kaçak eşyanın, suçun işlenmesini kolaylaştıran veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış veya taşınmış olması,

b. Kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göre miktar ve hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması veya naklinin sadece belirli özelliklere sahip bir araç gerektirmesi ve naklin böyle bir araçla yapılması,

c. Taşıma aracındaki kaçak eşyanın, Türkiye’ye girmesi veya Türkiye’den çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısından zararlı maddelerden olması,

Kaçak eşya taşınmasında aracın bilerek kullanılmasında, aracı kullanan ile sahibi ayrı kişilerse, sahibinin araçta kaçak eşya taşındığını bilmesi ya da bilebilecek durumda olması gerekir. Taşımanın araç sahibinin bilgisi dâhilinde değil de ihmalinden yararlanılarak yapıldığı anlaşılırsa araç müsadere edilemeyecektir.

Birinci fıkranın a bendinde belirtilen ”özel olarak hazırlanmış gizli tertibat” ifadesinden, kaçak eşyayı gizlemek amacı ile araca, normal bir kontrolde tespit edilemeyecek gizlenmiş biçimde sonradan yapılmış, zula olarak tabir edilen bir düzenek anlaşılmalıdır. Bu aracın müsadere edilebilmesi için eşya, araçta ilk bakışta görülemeyecek şekilde gizlenmiş bir bölümde aranarak bulunmalıdır. Aracın orijinal yapısından kaynaklanan bölümler veya dışarıdan bakıldığında görülebilecek şekilde yapılan ilaveler “özel olarak hazırlanmış gizli tertibat” kapsamında değerlendirilemez. Örneğin aracın bagajı, yakıt deposu, lastikleri ve stepnesi, gibi yerler özel olarak hazırlanmış gizli tertibat kapsamında kabul edilemez.

Aracın müsaderesi için b bendinde belirtilen kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göre miktar veya hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması hali, Yargıtay kararlarında “aracın taşıma kapasitesi ve taşınan eşya miktarına nazaran suç konusu eşyanın araçtaki yükün hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması” olarak değerlendirilmektedir.

Özelliği nedeniyle taşınması buna uygun araç gerektiren eşyanın, böyle bir araçla taşınması halinde, başka bir deyişle eşya, farklı bir özellik arz ediyorsa ve bu özelliğe uygun olmayan bir araçla taşınamıyorsa ve sadece bu özelliğe uygun araç gerekliyse böyle bir kaçak eşya taşımasında kullanılan aracın, eşyanın miktar ve hacmine bakılmaksızın müsaderesine karar verilecektir.

Taşıma aracındaki kaçak eşyanın c bendinde belirtilen Türkiye’ye girmesi veya Türkiye’den çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısından zararlı maddelerden olması halinde bu eşyanın miktar ve hacmine bakılmaksızın taşıma aracı müsadere edilecektir.

Bu madde kapsamında kaçak eşya naklinde kullanılan aracın müsaderesi için Türkiye siyasi sınırları içerisinde naklin başlamış olması gerekir. Eşyanın taşınma mesafesinin önemi yoktur.

Maddenin 2. fıkra hükmüne göre faile ceza verilsin veya verilmesin suç konusu kaçak eşyanın her halde müsadere edilir fakat suç konusu kaçak eşyanın taşındığı aracın müsaderesinin söz konusu olabilmesi için faile ceza verilmesi gerekmektedir.

Müstakil müsadere davalarında mahkemece eşyanın, yurda yasal yollardan girip girmediği araştırılacak, eğer müsadere konusu kaçak eşyanın yurda hangi yoldan girdiği tespit edilemiyorsa, 3. maddenin 1. fıkrası kapsamında gümrük işlemine tabi tutulmadan yurda sokulduğu kabul edilerek müsaderesine karar verilecektir. Bu bağlamda kaçak eşyanın 3. madde kapsamında suç oluşturan kaçakçılık fiillerinden birinin işlenmesi sonucu ya da 3. maddenin 10 veya 11. fıkrası kapsamında işlenen kabahat fiili sonucu yurda sokulduğu tespit edildiğinde fiilin konusuna göre eşyanın müsaderesine karar verilebilecektir. (14)

Duruşmalı olarak yapılan müsadere davasında verilen ve kesinlik sınırı altında olmayan müsadere kararının temyizi kabildir.

SONUÇ OLARAK

Güvenlik tedbiri olarak öngörülen müsadere TCK md 54 ve TCK md 55’ te eşya müsaderesi ve kazanç müsaderesi şeklinde düzenlenmiştir. Nitekim TCK md.54’ ün gerekçesinde, ”yapılan yeni düzenleme ile getirilen temel değişiklik, müsaderenin hukuki niteliğinin bir güvenlik tedbiri olduğunun kabul edilmesidir. İşte bu nedenledir ki, müsadereye hükmedilmesi için suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, bu suçtan dolayı bir kimsenin mahkum edilmesi gerekmemektedir. Örneğin suç işlenmesinde kullanılan tehlikeli eşya, bunu kullanılan fail çocuk veya akıl hastası olması nedeniyle cezalandırılmasa dahi, müsaderesine hükmedilebilecektir” ifadesiyle müsaderenin güvenlik tedbiri olduğu açıkça dile getirilmektedir. (15)

Müsaderenin güvenlik tedbiri olarak düzenlenmesi yerinde olmamıştır. Çünkü güvenlik tedbiri niteliğini taşıyan düzenleme TCK 54/4’ teki düzenlemedir. Buna karşılık TCK 54/1, 54/2 ve 55 hükümleri ceza hükümleri taşımaktadır.(16)

Ayrı bir başlık altında kazanç müsaderesinin düzenlenmesi ile kaim değerin müsaderesi mümkün kılınarak müsadere için eşyanın zapt edilmesi gerektiği kuralından vazgeçilmiştir. Aynı şekilde güvenlik tedbiri başlığı altında düzenlenmiş olması da mahkumiyet hükmü aranmadan müsadereye hükmedilebilmesini sağlamıştır.

TCK’ nın beşinci maddesindeki hüküm dolayısıyla müsadere özel yasalardaki suçlar bakımından da uygulama alanı bulmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu bağlamındaki suçlara da TCK md 54 ve 55 hükümleri uygulanacaktır. 54 ve 55 ‘inci maddelerinin yanı sıra Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu müsadere başlıklı 13. maddesinde, kaçakçılık fiillerine TCK’ nın uygulanacağını belirtse de kaçak eşyanın taşındığı aracın müsaderesine ilişki bir takım özel koşullar mevcuttur.

 

SUÇLA İLGİLİ EŞYANIN (TCK m. 36/1) MÜSADERESİNDE

MAHKÛMİYET ŞARTININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Evrensel bir kurum olan, tarihsel geçmişi eskilere dayanan ve mülkiyetin bir çeşit kaybı sonucunu doğuran “müsadere”; kanunda yazılı durumlarda belirli bir malın mülkiyetinin, mahkeme kararıyla, sahiplerinden alınarak kamusal bir teşekküle verilmesini sağlayan ve bazen ceza, bazen de tedbir olarak uygulanan bir yaptırım olarak tanımlanmaktadır.

Türk ceza mevzuatında, müsadereye ilişkin genel hüküm Türk Ceza Kanununun 36’ncı maddesinde düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanununun 36’ıncı maddesi; suçta kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan veya suçun işlenmesinden husule gelen eşyanın mahkûmiyet halinde ve fiilde methali olmayan kimselere ait olmamak şartıyla; kullanılması, yapılması, taşınması, bulundurulması ve satılması cürüm veya kabahat teşkil eden eşyanın ise “mahkûmiyet” ve “aidiyet” şartlarına tâbi olmaksızın; taşınması yasak olmayan ve fakat ruhsatsız taşınan silâhların mülkiyet hakkının sahiplerinden alınarak devlete verilmesini ifade etmektedir.

Genel hüküm TCK m. 36 dışında, gerek TCK’nın diğer maddelerinde, gerekse birtakım özel yasalarda müsadereye ilişkin özel hükümler yer almaktadır.

1. Suçla ilgili eşya (TCK m. 36/1) ve hukukî nitelik

TCK’nın; 36’ncı maddesiyle müsadere konusunda genel hüküm sevk ederek, müsadereye tâbi eşyayı üç grup halinde sayma yoluyla belirtmiştir. Bunlar: Bir suçta kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan veya fiilin irtikabından husule gelen eşyadan ibaret “suçla ilgili eşya” (m. 36/1); kullanılması, yapılması, taşınması, bulundurulması ve satılması cürüm veya kabahat teşkil eden eşyadan ibaret “suç teşkil eden eşya” (m. 36/2); taşınması yasak olmayan ve fakat ruhsatsız taşınan silâhlar (m. 36/3).

TCK’nın 36’ncı maddesinin 1’inci fıkrasına göre, yani cürüm ve kabahatte “kullanılan” veya “kullanılmak üzere hazırlanan” veya “fiilin irtikabından husule gelen” ibaret suçla ilgili eşya, “mahkûmiyet” halinde ve “fiilde methali olmayan kimseler”e ait bulunmamak koşuluyla müsadere edilir.

Böylece, TCK m. 36/1 bakımından müsadereye konu olacak eşyanın “suçla ilgili eşya”, yani suçta kullanılması, kullanılmak üzere hazırlanması veya suçtan husule gelmesi gerekir. Yalnız bu tür eşyaların müsaderesi için suçlunun mahkûmiyetine karar verilmiş olmalı ve eşya fiilde methali olmayan kimselere ait olmamalıdır.

Hukukî niteliğe gelince, TCK m. 36’nın hukukî niteliği, gerek doktrinde, gerekse uygulama da tartışmalıdır. Hukukî nitelik konusunda iki görüş mevcuttur: Birinci görüşe göre, TCK m. 36’ da düzenlenen müsadere hukukî niteliği itibariyle ceza değil, bir “emniyet tedbiri” dir.

Diğer bir görüşe göre ise, TCK 36’ncı maddesinin 2’nci fıkrası “emniyet tedbiri”; 1’inci fıkrası ise “ceza” niteliğindedir.

Yargıtay ise, TCK’nın 11’inci maddesinde sayılan cezalar arasında yer almayan müsaderenin bir ceza olmayıp, ceza mahkûmiyeti sonucu olan bir tedbir olduğu görüşündedir.

Demek ki, “suç teşkil eden eşya”nın müsaderesini öngören TCK m.36/2’nin bir emniyet tedbiri olduğu konusunda doktrinde ve uygulamada görüş birliği mevcuttur. Tartışma, “suçla ilgili eşya”nın müsaderesini öngören TCK m. 36/1’e ilişkindir.

2. Mahkûmiyet şartı

A. Genel olarak

Eşyanın suçla ilişkili olması kendiliğinden müsadere edilmesini gerektirmez. Suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan veya suçtan husule gelen eşyanın müsaderesi ancak “mahkûmiyet” halinde mümkündür. Böylece, TCK m. 36/1’e göre müsadere edilecek eşyanın, kullanıldığı, kullanılmak üzere hazırlandığı veya husule geldiği suçtan mahkûmiyet kararı verilmesi gerekmektedir. Örneğin, adam öldürme suçunda kullanılan bıçağın müsadere edilebilmesi için, suç failinin esas suçtan, yani adam öldürme suçundan mahkûm olması gerekir. Demek ki, eşyanın suçla ilgisinin sabit olması yeterli değildir; çünkü kanun müsadereyi mahkûmiyet haline inhisar ettirmiştir.

TCK m. 36’nın da içinde bulunduğu TCK birinci kitap üçüncü babın başlığı “ceza mahkûmiyetlerinin neticeleri” adını taşıdığına göre, burada sözü edilen mahkûmiyet, ceza mahkûmiyetidir.

Kanunumuz, müsadere bakımından cürüm-kabahat ayrımı yapmamış; mahkûmiyetin cürüm veya kabahat sebebiyle verilmesini eş saymıştır. Öte yandan suçun tamamlanmış veya teşebbüs aşamasında kalmış olması da müsadere bakımından önemsizdir. Ancak sistemimizde yalnızca cürümlere teşebbüs cezalandırıldığından kabahatlere teşebbüs halinde müsadere uygulanmayacaktır.

Kanunumuz açıkça “mahkûmiyet” aradığına göre, “beraat” halinde müsaderenin uygulanmaması doğaldır. Öte yandan, “ret”, “durma”, “düşme” (CMUK m. 253) kararlarının verildiği durumlarda da müsadere uygulanmayacaktır.

Suçla ilgili eşyanın (TCK m.36/1) müsaderesi için kanunumuz açıkça “mahkûmiyet” aradığına göre, “akıl hastalığı” (TCK m. 46) ve “yaş küçüklüğü” (TCK. 53) nedeniyle ceza verilemeyen hallerde, yani uygulamadaki deyimiyle, “ceza tertibine yer olmadığına” kararlarının verilmesi halinde müsadere uygulanabilir mi?

Erem’e göre, kanun mahkûmiyet şartı aradığına göre, her türlü beraat kararları bu ibarenin kapsamı dışında kalacağından, beraat sebeplerine göre ayrımda bulunmaya gerek yoktur. Bu nedenle suç sabit olmakla birlikte, failin ceza sorumluluğu olmadığından beraat kararı verilmesi halinde suçla ilgili eşyanın müsaderesine karar verilemez.

Aydın ise, müsaderenin emniyet tedbiri olduğundan hareketle, cezanın failin subjektif hali nedeniyle -yaş, akıl hastalığı gibi- uygulanmaması müsadereye engel olmayacağı kanısındadır.

Yargıtay ise, önceleri, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı gibi sebeplerle işlediği suçun fariğ ve mümeyyizi olmayan sanık hakkında ceza tayinine yer olmadığına karar verildiği durumlarda, suçta kullanıldığı sabit olan eşyanın müsadere edilemeyeceği görüşünde idi. Yeni tarihli kararlarında ise, müsaderenin ceza değil tedbir olduğu görüşünden hareketle, emniyet tedbirleri muhakemesi yapılması gereken durumlarda da TCK m. 36/1’in uygulanabileceği sonucuna varmaktadır. Örneğin, CGK. 14.6.1982 tarihli bir kararında: “Müsadere bir ceza değildir. TCK’nın 11’inci maddesinde müsadereden söz edilmemiştir. Bilindiği gibi TCK’nın 54’üncü maddesi suç işlediği sabit olan küçükler hakkında uygulanır. Şayet küçük işlediği suçun fariğ ve mümeyyizi değilse, küçük hakkında ceza tertip edilmeyecektir. Hâl böyle olunca, suçta kullanılan bıçağın müsaderesine karar vermek zorunludur” demiştir.

İlginçtir ki, Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi, yeni tarihli bir kararında, “TCK’nın 36’ncı maddesi, mahkûmiyet halinde suçta kullanılan eşyanın zoralımını öngörmekte olup, sanık hakkında TCK’nın 46’ncı maddesine göre ceza tertibine yer olmadığına karar verilmesi, suça konu silâhın menşeinin belli olması ve meşru bulunması durumunda, zoralıma karar verilemez” demiştir.

Emniyet tedbirleri muhakemesi yapılması gereken durumlarda dahi suçta kullanılan eşyanın müsadere edilebileceğine ilişkin Yargıtay kararları doktrinde eleştirilmiştir.

Öztürk’e göre, suçla ilgili eşyanın müsaderesini hüküm altına alan TCK m. 36/1, bir cezadır. Hâl böyle olunca, akıl hastalığı (TCK m. 46) ve yaş küçüklüğü (TCK m. 53) gibi nedenlerle isnat yeteneği bulunmayan kişinin fiili, suç genel teorisi esasları çerçevesinde suç olarak nitelenemeyeceğine göre, bunların fiilinden dolayı “ceza” olan müsadereye hükmedilemez.Aksi tutum, emniyet tedbirlerinin ancak kanunla konulabileceğini hüküm altına alan Anayasa’nın 38’inci maddesine aykırı olur. Başka bir deyimle, emniyet tedbirleri konusunda bulunan boşluğun kıyas yoluyla doldurulması anlamına gelir ki, bu uygulama, “ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” düzenlemesini getiren Anayasa’nın m. 38’e aykırı olur.
Öte yandan, ceza kanunumuzun birinci kitap üçüncü babının başlığını dikkate aldığımızda, bu tedbirin “ceza mahkûmiyetinin neticesinde” verilebileceği sonucuna varırız ki, “ceza tertibine mahal olmadığına” dair verilen kararlar mahkûmiyet hükmü olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Öyleyse, akıl hastalığı (TCK m. 46) ve yaş küçüklüğü (TCK m. 53) sebebiyle ceza verilemeyen hallerde, gerekse emniyet tedbirlerine mahkûmiyet halinde müsadere kararı vermek mümkün değildir.

1997 tarihli Türk Ceza Kanunu Tasarısının (TCKT) 77’nci maddesinde; suçta kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan veya suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçtan meydana gelen eşyanın müsadere edileceğini ve müsadere kararının verilmesi için suç dolayısıyla bir kimsenin mahkûm edilmiş bulunması şartının aranmayacağını düzenlemiştir.

B. Bazı özel durumlarda mahkûmiyet şartının değerlendirilmesi

a. Ölüm

aa. Sanığın ölümü

Ceza davasını düşüren nedenler mevcut olduğu takdirde, mahkûmiyet şartı gerçekleşmediğinden, müsadere kararı verilemez.

Sanığın ölümünden söz eden TCK m. 96/1’e göre, “maznunun vefatı hukuku amme davasını ortadan kaldırır.” Sanığın ölümü halinde kamu davası ortadan kalkacağından, ölen sanığın aslî veya fer’î bir cezaya mahkûm edilmesine imkân yoktur.

TCK m. 36/1’in uygulanabilmesi için failin mahkûm olması şarttır. Mahkûmiyet olmadıkça suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan suçtan husule gelen eşyanın müsaderesi imkânsızdır. Bu nitelikleri nedeniyle, müsadere ceza mahkûmiyetinin bir neticesidir. Bu nedenle sanığın ölümü halinde, kesinleşmiş bir hüküm söz konusu olmadığından suçla ilgili eşyanın müsaderesini öngören TCK m. 36/1 uygulanamaz; şayet eşya müsadere edilmişse mirasçılara iade edilmesi gerekir.(24) Çünkü, sanığın ölümü mahkûmiyete engel olur. Ancak bu durum suçun tek kişi tarafından işlenmesi haline özgüdür.(25) Suçun iştirak halinde işlenmesi durumunda, sanıklardan birinin ölümü müsadere uygulamasına engel teşkil etmez.

Böylece sanığın ölümünden sonra, suçla ilgili eşyanın (TCK m. 36/1) müsaderesine karar verilmezse de, “suç teşkil eden eşya”nın (TCK m. 36/2) müsaderesine engel bir durum yoktur. Zira, “suç teşkil eden eşya”; ceza mahkûmiyeti olmasa ve faile ait bulunmasa bile müsadere edilir.

bb. Mahkûmun ölümü

Sanığın ölümünden farklı olarak, hükümlünün ölümü, sadece infaz ilişkisini düşürür.(28) Gerçekten de, TCK m. 96/2’ye göre; “Mahkûmun vefatı ceza mahkûmiyetini ve hatta icra edilmemiş olan ağır ve hafif cezayı nakdî hükümlerini bütün neticesiyle beraber ortadan kaldırır. Ancak eşyanın zapt ve müsaderesi ve mahkeme masrafları için sadır olup mahkûmun ölümünden evvel katiyet kesbeden hükümler tenfiz olunur.”

Maddeden de anlaşılacağı gibi, hükümlünün ölümü, ceza mahkûmiyetini ve mahkûmiyetin bütün cezaî sonuçlarını ortadan kaldırır; fakat cezaî olmayan sonuçları etkilemez.(29) Ancak müsadere ile ilgili olarak verilip de hükümlünün ölümünden önce kesinleşen kararlar infaz olunur (TCK m. 96/2). Çünkü bu durumda eşya devletin malı olmuştur; hatta müsaderesine karar verilmiş olan eşya henüz devlet elinde olmasa dahi durumda bir değişiklik olmaz.(30)

Kanunumuz, 96/2 maddesinde, müsadereyi genel bir tabir olarak kullanmış olup, söz konusu olan eşyanın “suçla ilgili eşya” (TCK m. 36/1), “suç teşkil eden eşya” (TCK m. 36/2) olması arasında bir fark gözetmemiştir.(31) Başka bir deyimle, müsadere bakımından kanunumuz, her iki halde de mahkûmun ölümünün müsaderenin infazına engel olamayacağını belirtmektedir.(32) Hatta doktrinde, müsadere tabiri yalnız 36’ncı madde ile sınırlandırılmamakta, bazı varaka ve eşyanın ortadan kaldırılması, imhası kararları da (örneğin TCK m. 486, 487) TCK m. 96/2’ ye dahil edilmektedir.

b. Genel ve özel af

TCK’nın 97’nci maddesine göre, mahkûmiyetten önceki genel af kamu davasını ortadan kaldırır. Böylece mahkûmiyetten önce gerçekleşen genel af, failin mahkûmiyetine engel olacağından, mahkûmiyetin doğurabileceği aslî ve tali bütün sonuç ve etkilerin gerçekleşmesine engel olur. Bu durumda mahkûmiyet şartı gerçekleşmediğinden, müsadere kararı verilmesi mümkün olmamaktadır.

Mahkûmiyetten sonraki genel af ise, hükmolunan aslî ve fer’î cezalar ile cezaî neticeleri ortadan kaldırır ve infazına engel olur. Bu durumda cezanın infazına başlanmamışsa, ceza çektirilmez; cezanın infazına başlanmış ise infaza hemen son verilir.

İşte bu durumu, yani mahkûmiyetten sonra çıkan genel affın mahkûmiyeti ortadan kaldıracağını ve müsaderenin de mahkûmiyet şartına bağlı olmasından dolayı müsadere edilen eşyanın geri verilmesi gerektiğini düşünen kanun koyucu, böyle bir sonucu önlemek amacıyla açık bir hüküm (TCK m. 100) sevketmiştir. TCK m. 100’e göre, genel ve özel af, zarar görenin şikâyetinden vazgeçmesi müsadere edilen eşyanın iadesini gerektirmez.

İlâve edelim ki, mahkûmiyetten önce ve sonra çıkan genel affın tedbir niteliğinde olan ve TCK m. 36/2’de hüküm altına alınan müsadereye bir etkisi olmadığı gibi, müsadere edilen eşyanın iadesini de gerektirmez.

Genel aftan farklı olarak özel af, sadece infaz aşamasında söz konusu olmakta ve yalnızca cezayı ortadan kaldırmakta veya azaltmakta veya değiştirmektedir. Yani mahkûmiyet tüm neticeleriyle ortadan kalkmamaktadır. Özel af, kanun veya kararnamesinde aksine yazılı olmadıkça fer’î cezalara etki etmez (TCK m. 98).

TCK’nın 100’üncü maddesinde belirtildiği üzere özel af, ister tedbir olsun ister ceza olsun müsadere uygulamasına engel teşkil etmez; müsadere edilen eşyanın iadesini gerektirmez.

c. Şikâyetten vazgeçme

TCK’nın 99’uncu maddesinde, “takibat yapılabilmesi dava veya şikâyete bağlı suçlarda suçtan zarar gören kimsenin vazgeçmesi hukuku amme davasını düşürür. Ancak kanunda hilâfı yazılı olmadıkça cezanın infazına mâni olmaz...” denilmektedir.

Maddeden de anlaşılacağı gibi, şikâyetten vazgeçme kamu davasını düşürmekte; hakkında şikâyetten vazgeçilen suçtan dolayı mahkûmiyet verilmemektedir. Bu durumda mahkûmiyet şartı gerçekleşmediğinden, müsadereye karar verilmeyecektir. Ancak, suç teşkil eden eşyanın müsaderesine (TCK m. 36/2), şikâyetten vazgeçmenin bir etkisi yoktur.

Kanunumuzda bazı ayrık hâllerde, infaz devam ettiği sürece de vazgeçme mümkün olmaktadır. Örneğin TCK 444’üncü maddesi gereğince, infaz sona erinceye kadar vazgeçme mümkündür. İşte bu gibi ayrık hâllerde şikâyetçinin şikâyetinden vazgeçmesi ile ceza düştüğü takdirde, infaza henüz başlanmamışsa, buna kalkışılmaz, infaz devam etmekte ise buna hemen son verilir. Ancak bu keyfiyet, TCK m. 100 gereğince, müsadere edilen eşyanın geri verilmesini gerektirmez.

d. Zaman aşımı

Dava zaman aşımı da kamu davasını ortadan kaldırmaktadır. Bu durumda mahkûmiyet şartı gerçekleşmediğinden suçla ilgili eşyanın müsaderesine (TCK m. 36/1) karar verilmeyecek demektir. Fakat, suç teşkil eden eşyanın (TCK m. 36/2) müsaderesine karar verilecektir.

Ceza zaman aşımında, hüküm mevcut ve kesinleşmiş olduğundan, müsadere kararı ile birlikte eşya devletin malı olmuştur. Bu nedenle ceza zaman aşımı müsadere bakımından etkisizdir.

e. Ön ödeme

Ön ödeme müessesesi, ön ödeme nedeniyle kamu davasının açılmaması; dava açılmışsa bile bunun ortadan kaldırılması sonucunu doğurmaktadır. Bu durumda mahkûmiyetten söz edilemeyeceğine göre, suçla ilgili eşyanın (TCK m. 36/1) müsadere edilemeyeceği düşünülebilir. Ancak TCK’nın 119/8’inci maddesinde açıkça, “bu madde gereğince kamu davasının açılmaması veya ortadan kaldırılması... zoralıma ilişkin hükümleri etkilemez” denilmektedir. Buna göre, ön ödeme nedeniyle kamu davasının açılmaması, yani hazırlık soruşturmasında takipsizlik kararı verilmesi veya açılan kamu davasının ön ödeme nedeniyle ortadan kaldırılması müsadere uygulamasına engel değildir.

Ceza Genel Kurulunun 8.2.1988 tarihli bir kararına göre; TCK m. 36/1’ de öngörülen eşyanın müsaderesi mahkûmiyet halinde mümkündür. Ölüm, genel af, şikâyetten vazgeçme, zaman aşımı, ön ödeme ve benzer davayı düşüren hâllerin varlığı halinde TCK m. 36/1 uygulanmaz ise de; TCK’nın 119/8’inci maddesinde (...) denilerek ön ödeme halinde suçta kullanılan eşyanın müsaderesine ilişkin istisnaî hüküm getirilmiş olup bu hususta bir karar verilmesi için CMUK’un 392 ve müteakip maddeleri gereğince Cumhuriyet savcısı veya davacının esas davayı görmekle yetkili mahkemeye başvurması gerekmektedir.
f. Hukuka uygunluk sebepleri ve hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılması

Hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı halinde, mahkûmiyet şartı gerçekleşmediğinden, müsadere uygulanamaz. TCK’nın 49’uncu maddesinde belirtilen meşru müdafaa şartları içinde hareket edilerek ve savunmada aşırılığa kaçmadan silâh kullanılması halinde bundan dolayı müsadere yoluna gidilemez) “Kabule göre 36’ncı madde sarahatine aykırı olarak meşru müdafaa halinde kullanılan çiftenin müsaderesine karar verilmesi yolsuzdur.”

Yargıtaya göre, halin icabına göre silâh kullanılmasında zaruret bulunan hâllerde de silâhın müsaderesi yoluna gidilemez.

Sonuç

Yaptığımız çalışmayla şu sonuçlara ulaşmış bulunuyoruz:

- TCK m. 36/1; cürüm ve kabahatte “kullanılan” veya “kullanılmak üzere hazırlanan” veya “fiilin irtikabından husule gelen” eşyadan ibaret olan “suçla ilgili eşya”nın müsaderesini öngörmektedir. Suçla ilgili eşyanın müsadere edilebilmesi için, “mahkûmiyet” şarttır.

- TCK m. 36’nın da içinde bulunduğu TCK birinci kitap üçüncü babın başlığı “ceza mahkûmiyetlerinin neticeleri” adını taşıdığına göre, burada sözü edilen mahkûmiyet, ceza mahkûmiyetidir.

- Kanunumuz, müsadere bakımından cürüm-kabahat ayrımı yapmadığı gibi, suçun tamamlanmış veya teşebbüs aşamasında kalmış olması da müsadere bakımından önemsizdir. Ancak sistemimizde yalnızca cürümlere teşebbüs cezalandırıldığından kabahatlere teşebbüs halinde müsadere uygulanmayacaktır.

- Kanunumuz açıkça “mahkûmiyet” aradığına göre, “beraat”, “ret”, “durma”, “düşme” (CMUK m. 253) kararlarının verildiği durumlarda müsadere uygulanmayacaktır.

- Yargıtay, yaş (TCK m. 51), akıl hastalığı (TCK m.46) gibi nedenlerle verilen “ceza tertibine yer olmadığına” dair kararların müsadereyi engellemeyeceği görüşündedir.

- Ölüm, genel af, şikâyetten vazgeçme, zaman aşımı, ön ödeme ve benzer davayı düşüren hâllerin varlığı halinde TCK m. 36/1 uygulanmaz ise de; TCK’nın 119/8’inci maddesinde (ön ödemenin zoralımı engellemeyeceği) denilerek ön ödeme halinde suçta kullanılan eşyanın müsaderesine ilişkin istisnaî hüküm getirmiştir.

- TCK m. 96/1 gereğince sanığın ölümüyle kamu davası ortadan kalkacağından, eş anlatımla sanığın ölümü mahkûmiyete engel olduğundan, suçla ilgili eşyanın müsaderesini öngören TCK m. 36/1 uygulanamaz.

- TCK m. 96/2 gereğince, hükümlünün ölümü, ceza mahkûmiyetini ve mahkûmiyetin bütün cezaî sonuçlarını ortadan kaldırır. Ancak müsadere ile ilgili olarak verilip de hükümlünün ölümünden önce kesinleşen kararlar infaz olunur.

- TCK m. 100’e göre, genel ve özel af, zarar görenin şikâyetinden vazgeçmesi müsadere edilen eşyanın iadesini gerektirmez.

İSpat Edemedİklerİ Mallarin MÜsaderesİ Hakkinda Kanun

               Kanun Numarası: 170

Kabul Tarih: 22/12/1960

Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 29/12/1960

Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 10693

Madde 1 - 1 sayılı kanunun 23 üncü maddesinin 2 nci fıkrası ile Yüksek Adalet Divanının Muhakeme Usulüne ait 3 sayılı kanunun 9 uncu maddesi gereğince mal beyanına davet edilen eski iktidar mensupları ile yakınlarından haklarında ceza takibatı yapılmıyanlara veya muhakemelerinin men´ine karar verilenlere veya haklarındaki dava düşenlere ait beyanname üzerinde yapılan inceleme ve soruşturma neticesinde:

A) Haksız olarak mal iktisap edildiğine yahut bu suretle iktisap edilen malların kaçırıldığına veya gizlendiğine;

B) Hakikate aykırı olarak beyanda bulunulduğuna;

C) Sahte belgeler ibraz edildiğine;

Beyanname talebeden mercilerce kanaat getirildiği takdirde bu husustaki soruşturma evrakı ilgili Cumhuriyet Savcılığına tevdi olunur.

Cumhuriyet Savcısı umumi hükümler dairesinde salahiyetli Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde hukuku amme davası açmaya mecburdur.

Bu davalar acele işlerden sayılır.

Madde 2 - Mahkeme duruşma sonunda:

A) Haklı olarak iktisap edildiği ispat edilemiyen menkul ve gayrimenkul mallar ile sair hak ve alacakların müsaderesine karar verir.

B) Beyannamenin hakikata aykırı olarak verilmesi halinde suçlu hakkında altı aydan iki seneye kadar hapis cezasına hükmeder.

C) Beyannameye dercedilen malümatı teyit için verilen belgelerin sahteliğinin sübutu halinde Türk Ceza Kanununun hükümlerini tatbik eder.

 

Ç) Haklı olarak iktisap edildiği sabit olmıyan malları müsadereden kurtarmak maksadiyle bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra gizlediği veya kaçırdığı usulen sabit olanlar hakkında bundan dolayı da ayrıca bir seneden beş seneye kadar ağır hapis cezasına hükmeder.

Sanığın görülmekte olan dava ile ilgili bir suç işlediği duruşma sırasında meydana çıkarsa bu suç asıl dava ile birleştirilerek rüyet olunur.

Madde 3 - Mal ve hakları müsadere edilenlerin üçüncü şahıslara olan borçlarından Hazine mesul olmaz.

Ancak, 27 Mayıs 1960 tarihinden evvel yapılmış sözleşmeler ile alacaklı durumda olan bankalar ve mezkur tarihten evvele ait ilam veya bu mahiyetteki belgelere dayanarak hak iddia eden alacaklılar, borçluların müsadere dışında kalmış mal ve haklarının alacaklarını karşılamadığını ispat ettikleri takdirde ve müsadere edilmiş mal ve hakların müsadere tarihindeki değeri ile sınırlı olmak üzere alacaklarının Hazine tarafından ödenmesini talep edebilirler.

Madde 4 - Üçüncü şahısların Hazineye karşı bu kanundan doğan dava hakları müsadere kararının kesinleşmesine ıttılaları tarihinden itibaren bir sene ve her halde kararın kesinleşmesinden itibaren beş sene geçmesiyle düşer.

Madde 5 - Haklarında Yüksek Adalet Divanında herhangi bir fiilden dolayı son tahkikatın açılmasına karar verilenler servetlerini meşru yollardan edindiklerini isbat edemedikleri takdirde Divanca bu servetlerin gayrimeşru kısmının müsaderesine karar verilir.

Bunlar hakkında da bu kanunun 3 ve 4 üncü maddeleri hükümleri uygulanır.

 

Madde 6 - Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

 

Madde 7 - Bu kanunun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Geçici Madde 1 - Bu kanuna göre mahkemeye intikal eden işlerde daha evvel ilgili merciler tarafından alınmış olan tedbir ve kararlar mahkemece hilafına karar verilinceye kadar devam eder.

 

 
Bugün Tekil: 85 Bugün Çoğul: 296 Dün Tekil: 547 Toplam Tekil: 1640724 Toplam Çoğul: 4058821
        Dataişlem