,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
RÜŞVET SUÇU / 12-04-2013
 RÜŞVET SUÇU

BIRINCI BÖLÜM

GENEL BILGILER

I. KAMU IDARESININ GÜVENIRLIGINE ve ISLEYISINE KARSI

SUÇLARIN GENEL PRENSIPLERI

1. Kamu Idaresi Kavramı

19’uncu yüzyılın 2’nci yarısından itibaren büyük bir gelisme kaydeden devletlerin,

faaliyet alanlarını genis bir çerçeveye yayması ile birlikte, bireylerin hak ve menfaatlerinin

korunması yanında, toplumun da ortak menfaatlerinin korunması ve gelismesini saglamak en

yüksek amacı olmustur. Bu amacı gerçeklestirmek üzere Ceza Kanunları bireyleri himaye

ettigi gibi bireylerin ortak menfaatlerini saglamakla yükümlü olan Kamu idaresini d e

unutmayıp Kamu idaresinin faaliyetlerine karsı islenen bazı fiilleri yaptırım altına almıstır.

5237 s.lı Türk Ceza Kanunu da ‘’Millete ve Devlete Karsı Suçlar’’ baslıklı 4’üncü Kısmın,

‘’Kamu Idaresinin Güvenirligine ve Isleyisine Karsı Suçlar’’ baslıklı 1’inci Bölümünde,

diger Ceza Kanunları gibi, bu çesit eylemleri yaptırım altına almıstır.

765 s.lı Türk Ceza Kanununda oldugu gibi, 5237 s.lı Ceza Kanununda da ‘’Kamu

idaresi’’ kavramının tanımı yapılmıs degildir. Fakat ‘’Kamu idaresi’’ kavramının Ceza

hukuku açısından irdelenmesi ve kapsamını tayin etmek, özellikle devletlerin yapılanma

itibariyle günden güne degisime ugraması nedeniyle bir ihtiyaç olarak karsımıza çıkmaktadır.

Belirtmek gerekir ki; ‘’Kamu Idaresi’’ deyiminden, sadece Idare hukuku

anlamındaki ‘’idare’’ anlasılmamalıdır. Ceza hukuku bakımından ‘’Kamu idaresi’’nin ifade

ettigi anlam Idare hukukundaki ‘’idare’’ kavramından çok daha genistir. Idari fonksiyon;

yasama ve yargı fonksiyonları ve yürütme organının sadece siyasal nitelikteki tasarrufları

hariç olmak üzere, devletin günlük toplumsal gereksinimleri karsılamak amacıyla yürüttügü

tüm kamusal faaliyetleri ifade ettigi halde, ‘’Kamu idaresi’’, fonksiyon olarak yasama,

yürütme, yargı erklerini, organ olarak devlet ve diger kamu tüzel kisilerini içine alan bir

anlam tasımaktadır. Bu nedenle Kamu idaresine yönelik olarak islenen suçlar sadece idari

faaliyetleri içine almayıp, yargı ve yasama faaliyetlerini de kapsamaktadır4.

Su hususu da vurgulamakta yarar var ki; Ceza Kanununun bu bölümünde korunan,

devletin erkleri olmayıp, bu erklerin fonksiyonlarını hukuka uygun bir sekilde yerine

getirmesidir. Fakat devletin erkleri, baska hukuki menfaatlerin korunması amacıyla, özel

olarak korunmus ve bu erklerin faaliyetlerinin yerine getirilmesine yönelik eylemler baska

baslıklar altında yaptırım altına alınmıs olabilir. Örnegin Devletin öncelikle adli ve politik

menfaatlerini ihlal eden eylemler, Dördüncü Kısmın Ikinci ve Üçüncü Bölümlerinde suç

olarak düzenlenmislerdir.

5237 s.lı Türk Ceza Kanununda ‘’Kamu Idaresinin Güvenirligine ve Isleyisine

Karsı Suçlar’’, 765 s.lı Türk Ceza Kanununda ‘’Devlet Idaresi Aleyhinde Islenen Cürümler’’

baslıgı altında düzenlenmisti. ‘’Devlet idaresi’’ terimi, Devletin yasama, yürütme ve yargı

erklerinin dısında kalan, fakat toplumun hayatına dogrudan etki yapan bazı kamusal

faaliyetlerin (ör. yerel yönetimler) bu kavram altında toplanamaması; bundan baska,

toplumun gelismesi ile kamusal hayatın da degisikliklere ugramasından dolayı devletin idari

fonksiyonlarına girmeyen bir takım faaliyetlerin de düzenlenerek bunların da cezai

korumadan yararlanması gerekmesi bakımından, anlam olarak eksik kaldıgı için doktrinde

elestirilmekteydi. Bu yüzden doktrinde bazı yazarlar tarafından ‘’Devlet Idaresi’’ yerine

‘’Kamu Idaresi’’ kavramı kullanılmaktaydı. ‘’Devlet Idaresi’’ kavramının tasıdıgı anlam

eksigi 765 s.lı Türk Ceza Kanununun 279’uncu maddesinde, ‘’memur’’ tanımı ile

tamamlanıyordu. Söz konusu maddeye göre ‘’Devlet veya her türlü amme müesseseleri’’

denilerek devletin yanında diger kamu tüzel kisilerinin de ‘’Devlet idaresi‘’adı altında

toplanmak istendigi anlasılmaktaydı. Bu bakımdan 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda ‘’Kamu

idaresi’’ ibaresi kullanılarak kavram karısıklıgına son verildigi için degisiklik yerinde

olmustur.

2. Kamu Idaresine Karsı Suçların Düzenlenisi

a) Genel Olarak

Kamu idaresine karsı suçlar, Ceza Kanunlarının özel kısımlarında düzenlenis yerine

göre farklılık göstermektedir. 1810 Fransız CK. kamu görevlilerinin isledikleri görev

suçlarını ayrı bap ve fasıllarda dagınık bir sekilde düzenlemistir. 1994 Fransız CK., özel

kısmın dördüncü kitabında millet, devlet ve kamu huzuru aleyhine islenen cürüm ve

cünhalara yer vermektedir. 1930 Italyan CK., özel kısmın ikinci babında ‘’Amme idaresi

aleyhine cürümler’’ baslıgı altında (m.314-360) söz konusu cürümlerin faillerine göre ikili

bir ayrım (devlet memurları tarafından islenen suçlar; özel kisiler tarafından islenen suçlar)

yaparak düzenlemistir. 1937 Isviçre CK. ise, bu suçları on sekizinci bapta ‘’Memurluk ve

mesleki vazifelere karsı islenen suçlar’’ baslıgı (m.312-322) altında düzenlemistir.

Kamu idaresine karsı islenen suçların kanunların özel kısımlarında yerleri farklı

oldugu gibi bu suçları düzenleyen bap veya fasıl baslıkları da farklıdır. Bu suçlar; Yunan

CK.’da ‘’memur suçları’’, 1940 Brezilya ve 1921 Arjantin CK.’da ‘’amme idaresi aleyhinde

cürümler’’, 1968 Bulgar CK.’da ‘’devlet organlarının faaliyetine ve toplum müesseselerine

karsı suçlar’’, 1933 Danimarka CK.’da ‘’resmi görevin veya amme vazifesinin icrası

sırasında islenen cürüm ve cünhalar’’, Çekoslovak CK. ‘’kamuya ait islerin düzenine karsı

suçlar’’ baslıgı altında düzenlenmistir.

5237 s.lı Ceza Kanunu, söz konusu suçları ‘’Millete ve Devlete Karsı Suçlar’’

baslıklı 4’üncü Kısmın, ‘’Kamu Idaresinin Güvenirligine ve Isleyisine Karsı Suçlar’’ baslıklı

1’inci bölümünde, 247-266 maddeleri arasında düzenlenmistir. Düzenlenen bu suçlar, söz

konusu suçların failine göre üç grupta toplanabilir:

Birinci grupta sadece kamu görevlileri tarafından islenilebilen suçlar yer alır.

Bunlar; zimmet (TCK m.247), Irtikap (TCK m.250), Denetim Görevinin Ihmali (TCK

m.251), Yetkili Olmadıgı Bir Is Için Yarar Saglama (TCK m.255), Zor Kullanma Yetkisine

Iliskin sınırın asılması (TCK m.256), Görevi Kötüye Kullanma (TCK m.257), Göreve Iliskin

Sırrın Açıklanması (TCK m.258), Kamu Görevlisinin Ticareti (TCK m.259), Kamu

Görevinin Terki veya Yapılmaması (TCK m.260), Kisilerin Malları Üzerinde Usulsüz

Tasarruf (TCK m.261), Kamu Görevine Ait Araç ve Gereçleri Suçta Kullanma (TCK m.266)

suçları seklinde tespit olunabilir.

Ikinci grupta sadece özel kisiler tarafından islenen suçlar yer alır. Bu grupta Kanuna

Aykırı Egitim Kurumu Açma (TCK m.263), Görevi Yaptırmamak Için Direnme (TCK

m.265) suçları yer alır.

Üçüncü grupta ise herkes tarafından islenen suçlar yer alır. Bu grupta Kamu

Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi (TCK m.262), Özel Isaret ve Kıyafetleri Usulsüz

Kullanma (TCK m.264) suçları yer alır.

Ceza Kanunlarında görülen diger bir ayrım da ‘’gerçek memur suçları’’,

‘’görünüste memur suçları’’ ayrımıdır. Gerçek memur suçlarında suç failinin kamu görevlisi

olması suç tipinin yapısı bakımından kurucu unsurdur. Suç tipinin gerçeklesmesi için failin

Kamu görevlisi olması zorunludur; kamu görevlilerinden baskası bu suçu isleyemez. Görevi kötüye kullanma suçu gerçek memur suçlarına örnektir. Görünüste memur suçlarında ise, bu

suça benzer suç ceza kanununun sistemi içinde vardır; failin kamu görevlisi olması, cezaya

etkili oldugu gibi, bu suçun kamu idaresi aleyhine islenen bir suç olarak düzenlenmesini

gerektirmistir. Örnegin, sivil tarafından islendigi takdirde dolandırıcılık suçunu olusturacak

fiil, kamu görevlisi tarafından islendigi takdirde ikna suretiyle irtikap suçunu

olusturabilecektir. Bu bakımdan irtikap suçu görünüste memur suçudur.

b) 5237 s.lı TCK ile 765 s.lı TCK’nın Karsılastırılması

Kamu idaresine karsı suçlar, 765 s.lı Türk Ceza Kanununun ‘’Devlet Idaresinde

Aleyhine Islenen Cürümler’’ baslıklı üçüncü babında, 202-281 maddeleri arasında, toplam 79

maddede (11 madde yürürlükten kaldırıldıgı için bu sayı 68’tir) düzenlendigi halde bu sayı

5237 s.lı Türk Ceza Kanununda 19’a indirilmistir. 765 s.lı Türk Ceza Kanununda yer alıp da,

5237 s.lı Türk Ceza Kanununda yer almayan 15 madde vardır. Diger bir kısım maddeler de

5237 s.lı TCK’nın farklı bölümlerinde düzenlenmistir.

765 s.lı Türk Ceza Kanununda Kamu idaresi ile ilgisi olmayan bazı suçların bu

bölümde yer alması bazı yazarlar tarafından elestirilmisti. Özellikle 261’inci maddede

düzenlenmis olan ‘’Kanun ve nizamlara aykırı mektep veya dershane açmak’’, 262’nci

maddede düzenlenmis olan ‘’ruhsatsız ölü defnetmek’’, 263’üncü maddede düzenlenmis olan

‘’bulasıcı hastalıklardan korunmak için alınan tedbirlere muhalefet’’, 264’üncü maddede

düzenlenmis olan ‘’yıkıcı, öldürücü alet ve atesli eczayı imal, ithal ve nakletmek’’ suçlarının

kamu düzenini bozan fiiller oldugu; yine 253’üncü maddenin 2’nci fıkrasında yer alan ‘’bir

siyasi partinin alamet ve isaretlerini o partinin serefini kıracak sekilde kullanmak’’ suçunun

serefe karsı islenen suçlardan oldugu; söz konusu maddenin 3’üncü ve 4’üncü fıkralarında

yer alarak Kızılay Cemiyeti ile Birlesmis Milletler Dünya Saglık Kurulusunun alamet, mühür

ve damgalarını koruyan hükümlerin de kamu idaresiyle ilgisi bulunmadıgı ileri

sürülmüstür. Yine aynı sekilde 237’nci maddede yer alan genel adap ve aile düzenine karsı

islenen bir suç olan ‘’çifte evlilik’’ suçunun kamu idaresi ile ilgisi bulunmadıgı; 278’inci

maddede düzenlenen ‘’nüfuz ticareti’’ suçunun, dolandırıcılık suçunun unsurlarını

olusturması, herkes tarafından islenebilmesi, zarar görenin devlet olmayıp özel kisiler olması

nedeniyle Kamu idaresi aleyhine islenen suçlar arasında yer alması dogru görülmemistir.

Bu hususları göz önünde bulunduran kanun koyucu 5237 s.lı Türk Ceza Kanunu ile

bazı suçları, yerinde olarak, Kamu idaresi aleyhine islenen cürümler faslından çıkararak

baska bölümler altında düzenlemistir:

Mülga T ürk Ceza Kanununun 205’inci maddesinde yer alan ‘’alım satıma fesat

karıstırma suçu’’ 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 235’inci maddesinde, ekonomi, sanayi ve

ticarete iliskin suçlar bölümü altında; mülga T ürk Ceza Kanununun 235’inci maddesinde

düzenlenen ‘’memurun ögrendigi suçu merciine bildirmemesi’’ suçu, 5237 s.lı Türk Ceza

Kanununun 279’uncu maddesinde, adliyeye karsı suçlar bölümünde; mülga T ürk Ceza

Kanununun 237’nci maddesinde düzenlenen ‘’yasak evlenme’’ suçları, 5237 s.lı Türk Ceza

Kanununun 230’uncu maddesinde, aile düzenine karsı suçlar bölümünde; mülga Türk Ceza

Kanunun 243’üncü maddesinde düzenlenen iskence suçu, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun

94’üncü maddesinde, iskence ve eziyet bölümünde; mülga Türk Ceza Kanununun 262’nci

maddesinde düzenlenmis olan ‘’izinsiz ölü gömme veya gömdürme’’ suçu, 5237 s.lı Türk

Ceza Kanununun 196’ncı maddesinde, kamu saglıgına karsı bölümünde; mülga T ürk Ceza

Kanununun 263’üncü maddesinde düzenlenmis olan ‘’bulasıcı hastalıklardan korunmak için

alınan tedbirlere muhalefet’’suçu, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 195’inci maddesinde,

kamu saglıgına karsı bölümünde; mülga T ürk Ceza Kanununun 264’üncü maddesinde

düzenlenmis olan ‘’yıkıcı, öldürücü alet ve atesli eczayı imal, ithal ve nakletmek’’ suçu, 5237

s.lı Türk Ceza Kanununun 174’üncü maddesinde, genel tehlike yaratan suçlar bölümünde;

mülga T ürk Ceza Kanununda tanımlara iliskin 259, 265, 279’uncu maddeler, 5237 s.lı Türk

Ceza Kanununda ‘’tanımlar’’ baslıgı altında 6’ncı maddede; mülga T ürk Ceza Kanununun

266, 267, 268, 270’inci maddelerinde düzenlenen memura ve resmi heyetlere hakaret suçu,

5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 125’inci v e 127’nci (Hakaret) maddelerinde, serefe karsı

suçlar bölümünde; mülga Türk Ceza Kanununun 271’inci maddesinde düzenlenmis olan

memura karsı müessir fiil suçu, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 86’ncı maddesinde, vücut

dokunulmazlıgına karsı suçlar bölümünde; mülga T ürk Ceza Kanununun 276’ncı

maddesinde düzenlenmis olan ‘’yedieminligin kötüye kullanılması suçu’’, 5237 s.lı Türk

Ceza Kanununun 289’uncu maddesinde, adliyeye karsı suçlar bölümünde düzenlenmistir.

5237 s.lı Türk Ceza Kanununun bu düzenlemesi yerinde olmakla birlikte Kamu

idaresinin güvenirligi ile isleyisinin korunması ile ilgisi olmayan 263’üncü maddede yer alan

‘’kanuna aykırı egitim kurumu açma’’ suçunun bu bölüm içerisinde yer almasının uygun

olmadıgını belirtmek gerekir.

Mülga Türk Ceza Kanununda bu suçlar bakımından ortak agırlastırıcı sebep olan

251’inci ve 281’inci maddelerin karsılıgını ise, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda 266’ncı

madde olusturmaktadır. Bilindigi üzere mülga T ürk Ceza Kanununun 251’inci maddesinde

memur sıfatının unsur ya da agırlastırıcı neden olarak aranmadıgı diger suçların görev

esnasında islenmesi; mülga T ürk Ceza Kanununun 281’inci maddesinde memur sıfatının

unsur ya da agırlastırıcı neden olarak aranmadıgı diger suçların, görev dısında, memuriyete

ait kuvvet ve vasıtalar kullanılarak islenmesi memur suçları açısından genel agırlastırıcı

sebepler olarak düzenlenmisti. Kamu görevini yerine getirmek için memur tarafından

memuriyetine ait kuvvet ve vasıtaların görev sırasında göreve iliskin bir suçta kullanılması

mülga Türk Ceza Kanununun 251’inci maddesine göre; görevi dısında bir suçta kullanılması

mülga Türk Ceza Kanununun 281’inci maddesine göre artırımı gerektirmekteydi. 5237 s.lı

Türk Ceza Kanununun 266’ncı maddesi ile bu ayrım kaldırılmıs olup, kamu görevlisinin

kamu görevine ait araç ve gereçleri görevi ile ilgili bir suçta veya görevi ile ilgisi olmayan bir

suçta kullanması durumunda agırlastırıcı neden uygulama alanı bulacaktır. Fakat 5237 s.lı

Türk Ceza Kanununun 266’ncı maddesi, mülga T ürk Ceza Kanununda karsılıgını olusturan

251’inci maddeden daha dar kapsamlıdır. Söyle ki, mülga T ürk Ceza Kanununun 251’inci

maddesinde memurun vazife sırasında kisilere karsı isledigi suçlar (bu suç, kanunda diger bir

suçun unsuru veya agırlastırıcı nedeni olmamalıdır) için genel bir agırlatıcı sebep kabul

edilmisti. 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 266’ncı maddesinde ise sadece kamu görevine ait

araç ve gereçlerin suçta kullanılması agırlastırıcı sebep olarak kabul edilmistir.

Ayrıca mülga T ürk Ceza Kanununda magdurun memur olmasını genel agırlastırıcı

sebep olarak öngören 273’üncü maddeye 5237 s.lı Türk Ceza Kanunund a y e r

verilmemistir.

3. Kamu Idaresinin Korunmasının Gerekliligi

Kamu idaresi aleyhindeki eylemlerin yaptırım altına alınması ile korunan hukuki

yarar toplumun temel ve hayati menfaatlerinden olan ve onun en esaslı yasama sartını teskil

eden Kamu idaresinin normal olarak islemesidir. Bu baglamda, Kamu idaresi ve

demokratik toplumun tasıması gerekli bir takım nitelikler mevcut olup, bu niteliklerden

birinin bulunmaması veya gayesinden sapması ya da saptırılması, toplumun yararına icra

olunması gereken bu fonksiyonların bir kisi veya sınıf ya da topluluk yararına islemesi

sonucunu dogurur ki bu da ülkede yasayan herkese, herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, esit

ve tarafsız bir sekilde ulastırılması gereken kamu hizmetlerinin demokratik isleyisine sekte

vurur. Kamu idaresinin bu nitelikleri, genel ilkeler halinde, dürüstlük, tarafsızlık , disiplin,

sadakat, süreklilik, hürriyet ve sükunet, itibarın korunması seklinde sayılabilir. Bu

ilkelerden birine veya birkaçına yönelik gerçeklesebilecek eylemlere karsı Kamu Idaresini

korumak gerektiginden bu tip fiiller cezai yaptırıma baglanmıstır.

Bu bakımdan Kamu idaresi aleyhinde suç, sadece kamu görevlisinin görevini ihlal

biçiminde ortaya çıkmaz. Bunun yanında bireylerde mevcut olması gereken kamu idaresinin

faaliyetlerinin satılamayacagı ve satın alınamayacagı, tarafsızlıgı hususundaki güven

duygusu da zedelenecektir. Bu nedenle böyle zarar verici eylemler ceza yaptırımına baglanıp,

kamu idaresine güven duyulmasını temin etmek ve mevcut güvenin korunması saglamak

istenmistir.

II. KAMU GÖREVLISI

1. Genel Olarak

Kamu idaresinin anayasa ve kanunlar geregince kendisine yüklenen görevleri yerine

getirebilmesi, bir takım görevlilerin varlıgını zorunlu kılmaktadır. Bu görevlerin yerine

getirilmesinde ve topluma sunulmasında en büyük sorumluluk ise ‘’kamu görevlileri’’

denilen insan toplulugu tarafından üstlenilmistir. Gerçi Kamu idaresinin görevlerini yerine

getirmesinde para, mal gibi ögelere de gereksinim vardır. Iste kamu görevlileri, bu maddi

unsur dısında, kamu idaresinin insan ögesini olusturmaktadır.

Kamu idaresinin görevlerini eksiksiz bir sekilde yerine getirmesi k a m u

görevlilerinin de belli bir disiplin içinde çalısmasını zorunlu kılmaktadır. Bu dogrultuda

kamu görevlileri kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde yetkiler ile donatılmıstır. Bu

disiplin içinde yetkilerin düzgün olarak kullanılmayıp gevseklik gösterilmesi kamusal

faaliyetleri de sekteye ugratacaktır. Bu bakımdan disiplini kuran devlet, bu disiplinin

bozulmasını önlemek amacıyla tedbir almak zorundadır.

Fakat gerek bireyler tarafından gereksinim duyulan kamusal faaliyetlerin, gerekse

kamusal faaliyetlerin yerine getirilme usullerinin degismesi sebebiyle kimlerin kamu

görevlisi oldugu hususu her zaman güncelligini korumaktadır. Çünkü kamusal faaliyette

bulunan Kamu idaresi ile kamusal faaliyetlerin yerine getirilmesinde araç olarak kullanılan

kamu görevlileri arasında dogrudan baglantı mevcuttur. Bu bakımdan kamu görevlisi

kavramının açıklıgı kavusturulması zorunludur.

Kamu görevlilerinin kimler oldugu sorusu hukuk dallarına göre farklı yönlerden

tartısılmıstır. Fakat çalısmanın konusunun rüsvet suçuna iliskin olması sebebiyle idare

hukukuna iliskin tartısmalara yüzeysel olarak deginilecek olup, ceza hukukunda kimlerin

kamu görevlisi oldugu ayrıntılı bir sekilde ele alınacaktır.

Kamu görevlisi kavramı genis ve dar anlamı ile kullanılmakla birlikte ister genis,

ister ise dar anlamı ile kullanılsın kamu kesimindeki bir örgüte baglı olarak çalısmayı

gerektirir. Genis anlamı ile kamu görevlisi; hukuki statüsü, hiyerarsik statüsüne ve ifa ettigi

göreve bakılmaksızın, kamu kesiminde görev yapan herkesi kapsamaktadır. Dar anlamı ile

kamu görevlileri ise, devletin siyasi organlarındaki görevlilerle, özel hukuk hükümlerine göre

çalısanlar dısındaki diger kamu görevlilerini ifade etmektedir.

Anayasanın ‘’Kamu hizmeti görevlileri ile ilgili hükümler’’ baslıklı 128’inci

maddesinin 1’inci fıkrasında ‘ ’ Devletin, kamu iktisadi tesebbüsleri ve diger kamu

tüzelkisilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin

gerektirdigi asli ve sürekli görevler, memurlar ve diger kamu görevlileri eliyle görü’’lecegi

belirtilmistir. Aynı maddenin 2’nci fıkrasında ‘’Memurların ve diger kamu görevlilerinin

nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve

diger özlük isleri kanunla düzenlenir.’’ denilmistir.

Bu düzenlemede kamu kurum ve kuruluslarının genel idare esaslarına göre

yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdigi asli ve sürekli görevleri

yürüten kisilere vurgu yapılmaktadır. Diger bir deyisle Anayasamızda dar anlamda kamu

görevlilerinden bahsedilmistir. Görülecegi üzere Anayasamız kamu görevlilerini devlet

memurları ile diger kamu görevlileri olmak üzere ikiye ayırmıstır. Devlet asli ve sürekli

kamu hizmetlerini sadece ‘’devlet memurları’’ ile degil, ‘’diger kamu görevlileri’’ ile de

yürütebilecektir. ‘’Diger kamu görevlileri’’, ‘’devlet memurları’’ndan ayrı bir personel

rejimine tabi olmaları bakımından ayrılır.

Söz konusu maddede geçen ‘’genel idare esasları’’ kavramından anlasılması

gereken, kamu hukuku rejimi ve kamusal yönetim usulleridir. Kamu hukuku rejimi ve

kamusal yönetim usulleri ise, kamu gücü icra edilerek tek taraflı idari islemler tesis etmek ve

idari kararlar almaktır. Kamu hizmetine iliskin bir görevin ‘’asli ve sürekli’’ olmasından

anlasılması gereken ise, o görevin bir kadro ile bütünlesmis olmasıdır. Bunun dısında

Anayasanın 128’inci maddesinin 2’nci fıkrasından çıkan sonuç, kamu görevlisi ile onu

istihdam eden idare arasındaki iliskinin bir statü iliskisi olmasıdır. Bu statü de kanun

tarafından belirlenmektedir.

657 s.lı Devlet Memurları Kanununun 4/A maddesinde memur; ‘’Mevcut kurulus

biçimine bakılmaksızın, Devlet ve diger kamu tüzel kisiliklerince genel idare esaslarına göre

yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler, bu Kanunun

uygulanmasında memur sayılır.’’; aynı maddenin 2’nci fıkrasında ‘’Yukarıdaki

tanımlananlar dısındaki kurumlarda genel politika tespiti, arastırma, planlama,

programlama, yönetim ve denetim gibi islerde görevli ve yetkili olanlar da memur sayılır.’’

denilerek belirlenmistir. 657 s.lı Kanunun 1 ’inci maddesinin 1’inci fıkrasında bu kanunun

uygulanacagı kurumlar sayılmıstır: ‘’Bu Kanun, Genel ve Katma Bütçeli Kurumlar, Il Özel

Idareleri, Belediyeler, Il Özel Idareleri ve Belediyelerin kurdukları birlikler ile bunlara baglı

döner sermayeli kuruluslarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kefalet sandıklarında veya

Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüklerinde çalısan memurlar hakkında uygulanır.’’ Bunun

dısında söz konusu Kanunun 4’üncü maddesinde, kamu idarelerinin istihdam ettigi personel

4 baslık altında toplanmıstır. Bunlar; memurlar, sözlesmeli personel, geçici personel ve

isçilerdir.

2. Türk Ceza Kanununa Göre Kamu Görevlisi

Türk Ceza Kanununda failin kamu görevlisi olmasının, suçların bazılarında unsur,

bazılarında ise agırlastırıcı neden olarak düzenlendigi; yine bazı suçların kamu görevlisine

karsı islenmesine unsur olarak veya agırlastırıcı neden olarak yer verildigi görülür. Bu

nedenle Türk Ceza Kanununda kimlerin kamu görevlisi oldugunun açıklıga kavusturulması

gerekir.

Tartısma olmakla birlikte Ceza hukuku açısından kamu görevlisi kavramı, Idare

hukukuna nazaran daha genis bir çerçeve içinde degerlendirilir. Çünkü Ceza hukukunda,

Idare hukukunun aksine, kamusal faaliyet icra eden kisilerle Kamu idaresi arasında istihdam

iliskisinin mevcudiyeti sart olmadıgı gibi, bu görev veya hizmetin devamlı olması da aranmıs

degildir. Hatta Kamu idaresiyle arasında böyle bir iliski bulunmayan kimsenin kamu görevi

veya hizmetini mecburi veya ihtiyari olarak yapması, bunun karsılıgında bir ücret alıp

almaması da önemli degildir.

Ceza hukuku açısından kamu görevlisi kavramı üç grup olarak irdelenebilir: Birinci

grupta Türk Ceza Kanunu’na göre kamu görevlisi sayılanlar, ikinci grupta özel kurulus

kanunlarına göre kamu görevlisi sayılanlar, üçüncü grupta ise özel kurulus kanunlarında

kamu görevlisi gibi cezalandırılanlar.

a) Mülga Türk Ceza Kanunu

Mülga Ceza Kanununda, Ceza Kanunu kapsamında kimlerin memur sayılacagı

hususu 279’uncu maddede düzenlenmistir. Buna göre;

‘’Ceza Kanununun tatbikatında:

1. Devamlı veya muvakkat surette tesrii, idari veya adli bir amme vazifesi gören

Devlet veya diger her türlü amme müesseseleri memur, müstahdemleri;

2. Devamlı veya muvakkat, ücretsiz veya ücretli, ihtiyari veya mecburi olarak tesrii,

idari veya adli bir amme vazifesi gören diger kimseler memur sayılır.

Ceza Kanununun tatbikatında amme hizmeti görmekle muvazzaf olanlar:

1. Devamlı veya muvakkat surette bir amme hizmeti gören Devlet veya diger amme

müessesesinin memur ve müstahdemleri;

2. Devamlı veya muvakkat, ücretli veya ücretsiz ihtiyari veya mecburi surette bir

amme hizmeti gören diger kimselerdir.’’

Tanımdan da anlasılacagı üzere kanun koyucu kamu görevi ve kamu hizmeti

ölçütlerinden yararlanarak, 1’inci fıkrada, iki bent halinde, Ceza Kanunu uygulamasında

kamu görevi, 2 ’ nci fıkrada ise, kamu hizmeti görenlere deginmistir. Ceza Kanunu

uygulaması bakımından kimlerin memur kabul edilecegi hususunda kamu görevi-kamu

hizmeti ölçütlerinden yararlanılmıssa da kanunda kamu görevi ve kamu hizmetinin ne oldugu

tam olarak açıklıga kavusturulmadıgı için Mülga Ceza Kanunu uygulamasında kimlerin

memur kabul edilecegi sürekli tartısılmıstır.

aa) Kamu Hizmeti ve Kamu Görevi Ayrımı

Bazı yazarlar kamu görevi ile kamu hizmeti kavramları arasında bir anlam farkı

olmadıgını ileri sürmüslerdir. Buna karsılık diger yazarlar ise, bu iki kavramın aynı anlama

geldigi kabul edilseydi maddenin ikinci fıkrasında kamu hizmetinin tanımlanmasına ihtiyaç

olmayacagı, bazı maddelerde yalnız memurdan söz edilirken (765 s.lı TCK m.202, 211 vs.)

bazı maddelerde kamu hizmeti görmekle muvazzaf kimselerden bahsedilmeyecegi (765 s.lı

TCK m.483) gerekçeleriyle kamu görevi ve kamu hizmeti kavramlarının farklı anlamlara

geldigini belirtmislerdir.

Yargıtay da önceleri, kamu görevi ile kamu hizmeti kavramları arasında bir anlam

farkı bulunmadıgı gerekçesiyle, kamu hizmeti ile muvazzaf olan kimseleri de Ceza hukuku

açısından memur kabul etmisti. Fakat sonradan görüsünü degistirmis ve Ceza hukuku

bakımından memurun, kamu görevi icra eden kimse oldugunu belirtmistir.

Özetle, 765 s.lı Türk Ceza Kanunu bakımından memurun, kamu görevi gören

kimseler olarak kabul edilmesi sebebiyle kamu görevi görenler ile kamu hizmeti görenleri

ayırt etmek zorunlu olmustur. Bu nedenle doktrinde bu ayrımın kesin sınırlarını çizebilmek

için çesitli kriterler ileri sürülmüstür. Ileri sürülen bu kriterler objektif kriterler ve sübjektif

kriterler olmak üzere iki baslık altında toplanmıstır.

Subjektif kriterler, memur ile kamu idareleri arasındaki münasebeti esas alır.

Subjektif kriterlerden tayin kriterine göre, bireyin memur sayılması için bir kadroya baglı

olarak, maas karsılıgında devamlı olarak çalısması gereklidir. Organ nazariyesine göre ise

memur ile kamu idaresi birlesmistir. Memurun iradesi baglı bulundugu kamu idaresinin

iradesidir. Fakat bu kriterler esas itibariyle idare hukuku ihtiyaçlarına göre düsünülmüstür.

Ceza hukuku açısından memur kavramı daha genis olması sebebiyle bu kriterler

elestirilmistir.

Objektif kriterlerden, Devletin esaslı ve esaslı olmayan gayeleri arasında ayrım

yapan gaye kriteri, devletin esas nitelikte gayelerin elde edilmesine yönelik faaliyetlerinin

kamu görevi; Devletin esaslı olmayan (tali) gayelerinin elde edilmesine yönelik

faaliyetlerinin ise kamu hizmeti olarak nitelendirilmesi gerektigini kabul eder. Yine bu

kritere göre, kamu görevinin devlet tarafından yerine getirilmesinde zorunluluk bulundugu

halde; kamu hizmeti açısından böyle bir zorunluluk aranmayıp, bireyler tarafından da yerine

getirilmesi mümkündür. Bu kriter, asli görev ile tali görev ayrımının her seyden önce siyasi

nitelik arz etmesinden dolayı ve bu nedenle siyasi görüslere göre degisiklik gösterebilecegi

sebebiyle elestirilmistir.

Kamu görevi ve kamu hizmeti ayrımını kamu kudretinin müdahale edip

etmemesinde arayan idare-isletme kriteri, kamu kudreti ile yapılan tasarrufları kamu görevi;

kamu kudretinin kullanılmasını gerektirmeyen tasarrufları ise kamu hizmeti kabul eder. Bu

kritere göre kamu kudretinin müdahalesi ile yapılan tasarruflara istirak edenler kamu

görevlisi; böyle bir kudret kullanılmaksızın yapılan tasarruflara istirak edenler ise kamu

hizmetlisi sayılır. Bu kriter, Devlet iradesinin, sadece kamu görevi alanında üstün olmadıgı,

kamu hizmeti alanında da üstün olabilecegi gerekçesi ile elestirilmistir.

Takdir hakkı kriteri ise, emir ve takdir yetkisine sahip kisilerin faaliyetinin kamu

görevi; bu yetkiye sahip olmayan kisilerin yaptıgı isin kamu hizmeti oldugunu kabul eder.

Bu kriter de takdir hakkının nitelik itibariyle kesin olmaması nedeniyle elestirilmistir.

Fikri-maddi faaliyet kriterine göre ise, kamu görevi az çok fikri bir faaliyet; kamu

hizmeti ise bedeni ve mekanik bir faaliyettir. Bu kriter de yetersiz ve belirsiz görüldügü için

elestirilmistir. Bu anlayısa göre, isi sadece evrak kaydedip dosyalara koymak olan sahsı

kamu görevlisi, tutuklama müzekkeresini yerine getiren eden sahsı ise kamu hizmetlisi

saymak gerekecektir ki, bu da kabul edilemez.

Kamu görevi ve kamu hizmeti ayrımı konusunda Erman tarafından ileri sürülen

ve kabul gören görüse göre; devlet ve diger kamu idareleri, görev ve yetkilerini belli

amaçların gerçeklesmesi için yasama, yürütme, yargı aracılıgı ile is bölümü içerisinde yerine

getirirler. Yasama ve yargı faaliyetlerini icra edenler bu faaliyetlerin niteligi geregi, b u

faaliyetleri hukuki iktidar ve yetkiyi kullanarak yerine getirirler. Bu bakımdan yasama ve

yargı görevi icra edenlerin kamu görevi ifa ettikleri ve bu nedenle kamu görevlisi sayılması

hususunda tartısma yoktur. Fakat yürütme faaliyetlerinde ise durum farklıdır. Bu faaliyetlerin

bir kısmı dogrudan hukuki yetki ve iktidarın kullanılması ile yerine getirilirken (vergi tarh ve

tahsili, kolluk görevi) bir kısmı da (sosyal sigorta, saglık, egitim) böyle bir yetki ve iktidar

söz konusu olmaksızın da yerine getirilir. Buna göre, devlete ait hukuki yetki ve iktidarın

kullanılması ile gerçeklestirilen faaliyetler kamu görevidir. Bu faaliyetlerin yerine

getirilmesine kamu hukuku usulüne uygun olarak istirak ve yardım edenler kamu görevlisi

kabul edilmistir. Yargıtay CGK. da 25.11.1985 tarihinde vermis oldugu bir kararda bu görüsü

benimsemistir.

bb) Mülga Türk Ceza Kanununda Memur Sayılanlar

279’uncu maddeden de anlasılacagı üzere, kamu görevi veya kamu hizmeti ifa

edenlerle, Kamu idaresi arasında istihdam iliskisinin varlıgı sart olmadıgı gibi, bu görev veya

hizmetin devamlı olması da aranmamıstır. Hatta Kamu idaresiyle arasında böyle bir iliski

bulunmayan kimsenin kamu görevi veya hizmetini mecburi veya ihtiyari olarak yapması,

bunun karsılıgında bir ücret alıp almaması da önemli degildir. Kanunda belirtildigi üzere,

önemli olan, kamu görev veya hizmetinin yasama, yargı, idare faaliyetlerine iliskin

olmasıdır.

Maddede üç kategoriden bahsedilmistir: Yasama görevini yapan memurlar, idare

görevini yapan memurlar, yargı görevini yapan memurlar. Bu kategorilerde kendi içinde,

memurların istihdam bagı olup olmamasına göre ikiye ayrılmıstır.

Yasama görevi yapan, istihdam bagı olan kamu görevlilerinin basında parlamento

üyeleri gelir. Bunun dısında Yüksek Seçim Kurulu, Il Seçim Kurulu, Ilçe Seçim Kurulu’nda

görev alıp da devlet ile arasında istihdam iliskisi bulunanlar da bu grupta yer alır. Yasama

görevi yapan, istihdam bagı bulunmayan kamu görevlilerine Il ve Ilçe Seçim Kurullarına

seçilmis olan siyasi parti temsilcileri örnek gösterilebilir.

Idari görev yapan, istihdam bagı bulunanların basında, devletin merkez teskilatına

baglı bütün organlar, örnegin cumhurbaskanı, bakanlar, müstesarlar, genel müdürler, bakanın

sahsına ait idari isleri gören özel kalem müdürleri, müfettisler, Sayıstay baskan ve üyeleri,

merkez idaresinin tasra teskilatı (valiler, kaymakamlar, nahiye müdürleri) hukuki tasarruf ve

fiilde bulunduklarından idari bir kamu görevi görürler. Ayrıca mahalli idarenin esas

organlarını teskil eden görevliler, örnegin belediye baskanı ve kamu görevi gören belediye

memurları, köy muhtarları ve korucuları idari kamu görevi ifa eden memurlardandır.

Bundan baska defterdarlar, hesap uzmanları, inzibatı temin eden devlet demiryolları,

müstahdemleri idari bir kamu görevi görürler. Idari görev yapan ve istihdam bagı

bulunmayan memurlara ise noterler, gemideki dogum ve ölüm olayını gemi jurnalına

geçirdigi zaman gemi kaptanı, iflas idaresi memurları örnek olarak gösterilebilir48.

Adli görev yapan, istihdam bagı bulunan memurların basında her derecede görev

yapan hakim ve savcılar, askeri hakim ve savcılar, savcılık ve mahkeme kalemlerinde

çalısan memurlar, adli tebligatı yapan posta dagıtıcıları, Adli Tıp Kurulu’nun çesitli

dairelerinde görevli uzman ve memurlar, Maliye Bakanlıgı Bas Hukuk Müsavirligi ve

Muhakemat Genel Müdürlügü Teskilatına veya diger Bakanlıklara baglı olup, bu müdürlük

veya Bakanlık adına idare, hukuk ve ceza davalarını takip eden hazine avukatları gelir. Adli

görev yapan fakat istihdam bagı bulunmayan memurların basında ise avukatlar gelir. Yine

hakemler, bilirkisiler, tanıklar, tercümanlar bu kapsamda yer alır.

Sonuç olarak; 765 s.lı Türk Ceza Kanununda kamu görevi ve kamu hizmetlisi

ayrımı yapılarak kamu görevi görenler memur sayılmıstır. Fakat kamu görevi ve kamu

hizmetinin ne anlama geldigi kesin olarak saptanamadıgı için ceza uygulamasında kimlerin

memur oldugu tartısması sürekli güncelligini korumustur ve bu konuda kesin bir kriter

bulunamamıstır. Bundan dolayı bazı kisilerin memur kavramı kapsamı dısında kalmasının

doguracagı sakıncayı gidermek amacıyla bazı kurumların kurulus kanunlarında ve özel ceza

yasalarında bazı kimselerin memur sayılacakları veya memur olarak cezalandırılacakları

belirtilerek kazuistik yöntem benimsenmistir. 765 s.lı Türk Ceza Kanunu uygulamasında

kimlerin memur sayılacagı hususunda kesin bir teori getirilemediginden kamu hizmeti-kamu

görevi ayrımı belirsizliklere yol açmıstır. Ayrıca bu ayrımın, ihtiyacı karsılamadıgı gibi,

Türkçe dilbilgisi kurallarına da aykırı oldugu ileri sürülmüstür.

b) 5237 s.lı Türk Ceza Kanunu

Mülga Ceza Kanunu ile ilgili olarak yukarıda sözü edilen belirsizligin yarattıgı

sakıncaları gidermek amacıyla ‘’memur’’ kavramı yerine ‘’memur’’ kavramını da kapsayan

‘’kamu görevlisi’’ kavramına yer verilmistir. Kamu görevlisi kavramı, 5237 s.lı Türk Ceza

Kanununun ‘’Tanımlar’’ baslıklı 6’ncı maddesini n 1 ’ inci fıkrasının (c) bendinde

tanımlanmıstır: ‘’Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya

seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli, veya geçici olarak katılan kisi’’

anlasılacagı belirtilmistir.

Ayrıca 6’ncı maddenin gerekçesinde ‘ ’ kisinin kamu görevlisi sayılması için

aranacak yegane ölçüt gördügü isin kamusal faaliyet olmasıdır.’’ denilerek 5237 s.lı Ceza

Kanununda kisinin icra ettigi fonksiyonun niteliginin dikkate alınması gerektigine vurgu

yapılmıstır.

Madde ve gerekçesinden anlasıldıgı üzere, bir kimsenin kamu görevlisi sayılması,

kamusal faaliyetin icrasına katılmasına baglı oldugu için, kimlerin kamu görevlisi oldugu

hususu ‘’kamusal faaliyet’’ kavramının açıklıga kavusturulmasına baglıdır. Niteligi itibariyle,

kamusallıktan ne anlasılması gerektigi; diger bir ifade ile kamusallıgın nerede basladıgı,

nerede bittigi günümüzde de kesin olarak saptanamamıs oldugundan mülga Ceza Kanunu

dönemindeki kamu görevi-kamu hizmeti ayrımı tartısmasının, yeni düzenlemelerle bir baska

alana kayması ihtimal dahilindedir.

Kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmis usullere göre kamu adına

gerçeklestirilen her türlü hizmettir. Bu husus madde gerekçesinde ‘’Bilindigi üzere,

kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmis olan usullere göre verilmis olan bir

siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir.’’ seklinde belirtilmistir. Kamu

otoritesi (Devlet) tarafından icra edilen faaliyet yasama, yürütme, yargı olup; yasamadan

kanun yapılmasına yönelik faaliyetler, yürütmeden kanunları uygulama faaliyetleri ve yerel

yönetimler, yargıdan da yargılama faaliyetleri anlasılır. Kamu otoritesi kavramı, sadece

geleneksel olan erkleri degil, ayrıca Devlet tüzel kisiliginden ayrı, diger kamu tüzel kisilerini

de kapsar. Bu bakımdan yer bakımından yerinden yönetim kurulusları ile hizmet bakımından

yerinden yönetim kuruluslarını veya diger kamu kurum ve kuruluslarını da Kamu otoritesi

içinde düsünmek gerekir.

Bunun sonucu olarak, kamu görevlisi ile Kamu otoritesi arasında iliskin varlıgı

zorunludur. Çünkü Kamu otoritesi, faaliyetlerini kamu görevlileri vasıtasıyla yerine

getirecektir. Bu bakımdan Kamu görevlisi; Kamu otoritesi ile kamu hukuku usulüne göre

kurdugu iliski çerçevesinde, Kamu otoritesinin bu üç organından biri adına çalısan ve

görevini yerine getirmeye mecbur olan kisidir.

Ayrıca kamu görevlisi statüsünün kazanılmas ı i ç in, kamusal faaliyetin

yürütülmesine kamu hukuku usulüne göre, Anayasanın 128’inci maddesindeki ifade ile

‘’genel idare esaslarına göre’’, istirak etmek gerekir. Bu yüzden kamusal faaliyetin

yürütülmesine katılan kisi, az ya da çok Kamu otoritesine ait, iktidar ve yetki

kullanmaktadır56. Kamu görevlisinin, yaptıgı isin niteligi bakımından Kamu Otoritesine ait

gücü az ya da çok kullanılması gereklidir.

Bununla beraber kamu görevi icra eden kisi için bir takım özel yükümlülükler de

bazı yazarlarca elestirilmistir.

öngörülmüstür. Kamusal faaliyetle görevlendirilen kisi, bu görevden dolayı bir kamu hukuku

yükümlülügü altına girmektedir. Buna göre, kendisine kamu görevi verilmis kisiler, kamusal

faaliyetin yürütülmesi sırasında, bu faaliyetlerin gerektirdigi yükümlülüklere uygun

davranmak zorundadırlar. Öyle ki, kamu faaliyetlerinin gerek esitlik, gerek liyakatlilik

açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldügü, kamu görevlilerinin rüsvet kabul etmez

oldugu, diger bir deyisle satın alınamayacakları hususunda toplumda hakim olan güvenin,

inancın zedelenmemesi gerekir. Diger bir ifade ile, kamusal faaliyet icra eden kisi

hakkında, cezai nitelik tasıyan hükümler dısında, toplumun besledigi güvenin zedelenmemesi

için yükümlülük altına girmesi kamu görevlilerini diger kisilerden ayırır. Bu yükümlülüklerin

mevcut olması ise kamusallıgın niteligi geregidir. Böyle bir yükümlülük altına girmeyen

kisilerin kamu görevlisi sayılmayacagı açıktır.

Bu bakımdan faili suçüstü yakalayan kisinin kamu görevlisi sayılması gerektigi

görüsüne istirak etmemekteyim. Yakalamayı gerçeklestiren özel kisi hakkında, suçüstü

halinde bulunan failin yakalanması hususunda bir yükümlülük bulunmaması sebebiyle, Ceza

Muhakemesi Kanununun 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendine istinaden suçüstü bir

durumda, faili yakalayan özel kisilerin kamu görevlisi sayılmaması gerekmektedir.

Madde gerekçesinde de belirtildigi üzere, kamu faaliyetinin yürütülmesine katılan

kisilerin maas, ücret veya sair bir maddî karsılık alıp almamaları önemli degildir. Görev

paralı olabilecegi gibi parasız da olabilir. Yine aynı sekilde kamu görevlilerinin bu isi

sürekli, süreli veya geçici olarak yapmaları da bir önem arz etmemektedir. Bu bakımdan,

örnegin mesleklerinin icrası baglamında avukat veya noterin kamu görevlisi oldugu

hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Aynı sekilde bilirkisilik, tercümanlık ve tanıklık

yapan kisiler faaliyetlerinin icrası kapsamında kamu görevlisidirler. Askerlik görevi yapan

kisiler de kamu görevlisidirler.

Kanun kamu görevini dogrudan dogruya kisiye yükleyebilir. Örnegin kanun, bazı

istisnalar dısında, kisilere tanıklık yapma hususunda mecburiyet getirmistir. Buna karsılık

kanun bazı durumlarda kisileri tanıklık yapma hususunda serbest bırakmıstır. Yine aynı

sekilde bilirkisilik bazen istege baglı bazen de mecburidir. K anun, bazen kamu görevine

katılmayı kisinin iradesine bırakabilir. Mesela kisinin devlet memuru olması kendi istemine

baglıdır. Fakat kisi sübjektif tasarrufla memuriyete girdikten sonra görevinin geregini

yapmak zorundadır.

Kamu görevlisinin sahip oldugu sıfat, görevi geregince ifa ettigi bütün faaliyetleri

kapsayacaktır. Diger bir ifade ile kamu görevlisinin görevi geregince icra ettigi faaliyetler

arasında herhangi bir ayrım yapılmamalıdır. Kamu görevlisinin icra ettigi faaliyetlerin bir

kısmı bakımından kamu görevlisi sayılması, diger bir kısmı bakımından ise kamu görevlisi

sayılmaması mümkün degildir.

Bu açıklamalardan sonra, ‘’kamu görevlisi’’ kavramının, mülga Ceza Kanununda

yer alan‘’memur’’ kavramından daha genis bir anlama sahip oldugu söylenebilir. Çünkü her

memur kamu görevlisidir; fakat her kamu görevlisi memur degildir. Madde gerekçesinde de

bu husus, ‘’765 s.lı Türk Ceza Kanunundaki memur tanımının dogurdugu sakıncaları aynen

devam ettirecek nitelikte olan tanım, Tasarı metninden çıkartılarak; memur kavramını da

kapsayan ‘’kamu görevlisi’’ kavramına yer verilmistir.’’ denilerek belirtilmistir.

Sonuç olarak, bir kimsenin kamu görevlisi sayılabilmesi için kamusal faaliyet icra

etmesi gerekmektedir. Icra edilen faaliyetin kamusallıgından dolayı görev geregi yapılan

islem veya eylemlerin az ya da çok kamu gücünü barındırması sarttır. Yine bu faaliyetlerin

niteliginden dolayı kamusal faaliyetin yürütülmesine katılacak kisi kamusal bir yükümlülük

altında bulunmalıdır.

Bu bakımdan çok daha genis bir kavram olan kamuya yararlı faaliyetin

yürütülmesine katılma ile kamusal faaliyetin yürütülmesine katılmanın aynı kapsamda

oldugu düsünmemelidir. Çünkü faaliyetin kamuya yararlı olması bu faaliyeti yürütecek

kisinin her durumda kamu gücünü kullanmasını gerektirmez. Gerçekten de kamu gücünün

kullanılmasını gerektirmeyen (ör: taksi isletmek) saymakla bitmeyecek kamuya yararlı

faaliyet mevcuttur. Bunun dısında her kamuya yararlı faaliyette bulunacak kisinin her

durumda kamusal yükümlülük altında bulunması da sart degildir.

Tezcan-Erdem-Önok’un da belirttigi ‘’kamu görevlisi’’ kavramı anlamı itibari ile

mülga Ceza Kanununda kamu görevi ifa edenlerle, kamu hizmeti ifa edenleri kapsamına

almaktadır. Fakat kamu görevi ve kamu hizmeti niteliginde bulunmayan kamuya yararlı

faaliyetler bu kapsamda degildir.

Yine madde gerekçesinde ‘’Buna karsılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin

ihaleye dayalı olarak özel hukuk kisilerince üstlenilmesi durumunda, bu kisilerin kamu

görevlisi sayılmayacagı açıktır.’’ denilerek kamusal faaliyetin özel hukuk kisilerince

üstlenilmesi halinde bu kisilerin kamu görevlisi sayılmayacagı belirtilmistir. Fakat hukuk

kuralları çerçevesinde bir kamu hizmetinin yerine getirilmesi ve bu kapsamda kamu gücünün

kullanımı, geçici olarak özel hukuk kisilerine bırakılmıssa, hizmetin kamusal olması ve yasal

dayanagının bulunması sartıyla o kisinin kamu görevlisi sayılmasında yeterli görülmelidir64.

Kamu görevlisi kavramını sadece Türk Hukuku’na göre belirlememek gerekir.

Uluslararası hukukta ve yabancı hukuk sistemlerinde kamu görevlisi olanların da Türk Ceza

Kanunu açısından kamu görevlisi sayılması gerekmektedir. Aksi takdirde uluslararası

hukukta ve yabancı hukuk sistemlerinde kamu görevlisi olarak kabul edilenlerin Türk Ceza

Hukuku açısından gözardı edilmesi sakıncası ortaya çıkacaktır.

3) Özel Ceza Kanunlarında Memurlar

Mülga Türk Ceza Kanununun memur açısından kamu görevi görenleri kapsamına

alması, kamu hizmeti görenleri ise kapsam dısı bırakmasının yarattıgı boslugu gidermek

amacıyla bazı kamu çalısanlarının, kurumlarının kurulus kanunlarında, memur sayılacagı

veya memur gibi cezalandırılacagı v e y a kurumun para, senet ve diger malvarlıgı ile

evraklarına karsı suç isleyenlerin memur gibi cezalandırılacagı belirtilmistir. Sunu

belirtmek gerekir ki ‘’…memur sayılır’’ kavramı ile ‘’…memur gibi cezalandırılır’’ kavramı

birbirinden anlam ve sonuç itibariyle farklıdır. Kanunda ‘’memur sayılır’’ kavramı

kullanılmıssa, fail, mülga Türk Ceza Kanununun 279’uncu maddesi anlamında ‘’kamu görevi

gören’’ niteliginde olup, kendisinin isledigi ve kendisine karsı islenen suçlar bakımından bu

statüye tabi olacaktır. Kanunda ‘’memur gibi cezalandırılır’’ kavramı kullanılmıs ise bu

durumda fail, memur sıfatını almamakta, sadece islemis oldugu suç bakımından memurların

cezalandırılması ile ilgili olan hükümlere tabi olmaktadır.

Öncelikle, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda ‘’kamu görevlisi’’ kavramı mülga

Türk Ceza Kanunundaki ‘’memur’’ kavramı ile aynı anlama gelmedigi için mülga Türk Ceza

Kanununa yapılan atıfların, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununa da yapılmıs kabul edilip,

edilmemesi üzerinde durulmalıdır.

Ilk olarak 5237 s.lı Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisi olmadıgı halde

özel kurulus kanunlarında memur sayılan kisileri incelemek gerekir. Özel kanunların bir

kısmında görevlilerin ‘’Türk Ceza Kanununa göre memur sayılacagı’’ veya ‘’Türk Ceza

Kanununun 279’uncu maddesi geregi memur sayılacagı’’ biçiminde düzenlemeler yer

almaktadır. B u kisiler Ceza Kanunu uygulamasında memur sayılırlar. Ayrıca hem

isledikleri görev suçlarında, hem de kendilerine karsı islenen suçlarda memur olarak kabul

edilmektedirler. Özel kanunlarında memur sayılacagı belirtilen kisilerin Türk Ceza

Kanununun 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının (c) bendi anlamında kamusal faaliyet icra

ettiginde kamu görevlisi olacagından süphe etmemek gerekir. Fakat bu kisiler herhangi bir

kamusal faaliyetin yürütülmesine katılmıyorsa Türk Ceza Kanununun 6’ncı maddesinin

1’inci fıkrasının (c) bendi anlamında kamu görevlisi sayılacaklar mıdır?

Bu konuda, memur sayılan kisiler ile memur gibi cezalandırılanlar arasında ayrım

yapmayan bazı yazarlar70; 5252 s.lı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Sekli

Hakkında Kanun’un (Yür.K.) 3’üncü maddesinin 1’inci fıkrası ‘ ’ mevzuatta yürürlükten

kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda bu

hükümlerin karsılıgını olusturan maddelere yapılmıs sayılır’’ seklindeki hüküm ile 5237 s.lı

TCK’nın 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının (c) bendinin ‘’765 s.lı Türk Ceza Kanunundaki

memur tanımının dogurdugu sakıncaları aynen devam ettirecek nitelikte olan tanım, Tasarı

metninden çıkarılarak; memur kavramını da kapsayan ‘’kamu görevlisi’’ kavramına yer

verilmistir’’ gerekçesi dikkate alındıgında, bu kimselerin kamu görevlisi gibi isledikleri

fiilden sorumlu tutulması gerektigi görüsündedirler.

Kanımca bu görüs, 31.12.2008 tarihine kadarki dönem için yerindedir. Fakat,

Yür.K.’nun Geçici 1’inci maddesinde belirtilen ‘’Diger kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda

gerekli degisiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır.’’ hükmü

karsısında, 31.12.2008 tarihinden sonra kamusal bir faaliyet icra etmeyen bir kimsenin, özel

ceza yasalarında memur sayılacakları belirtilse bile, bu kimselerin kamu görevlisi

sayılmayacagı açıktır. Bu tarihten sonra Türk Ceza Kanununun 5’inci maddesi uygulama

alanı bulacagı için söz konusu özel kanunlarda memur sayılacagı belirtilen kisilerin, 5237 s.lı

Türk Ceza Kanununa göre ayrı ayrı kamu görevlisi olup olmadıgını incelemek gerekir. Sayet

bu kisiler kamusal faaliyetin yürütümüne katılıyorlar ise bunların kamu görevlisi oldugunu

kabul etmek gerekir. Özellikle 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 5’inci maddesinin ‘’hukuk

uygulamasında birligi saglamak ve hukuk güvenligini saglamak’’ amacıyla düzenlendigini

dikkate alırsak bu konuya iliskin görüsüm dogrulanmaktadır.

Ikinci olarak, özel kanunlarında, isledikleri suçlardan dolayı memur gibi

cezalandırılacakları belirtilenler incelenmelidir. Bu kisiler Ceza Hukuku bakımından memur

sayılmayıp, baglı oldukları özel yasalardaki hükümler uyarınca sadece o yasada gösterilen

sınırlar içinde kalan eylemleri nedeniyle cezalandırılırken memur hükümlerine tabi olan

kimselerdir. Bu gruptakiler kendilerine karsı görevlerinden dolayı islenen suçlar açısından

memur hükümlerine tabi degildirler. Bu grupta yer alan kisiler kamu görevlisi sayılmadıgı

için T ürk Ceza Kanununun 5’inci maddesinin uygulama alanına giren bir durum söz konusu

degildir. Bu durumda Yür.K.’nun 3’üncü maddesinin 1’inci fıkrası geregince bu kisiler kamu

görevlileri gibi cezalandırılmaya devam edeceklerdir.

Bu durumu bir örnekle açıklamak gerekirse; Kooperatifler Kanununun 62’nci

maddesinin 3’üncü fıkrasında ‘’Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi

kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar. Bunların suç teskil eden fiil ve

hareketlerinden ve özellikle kooperatifin para ve malları bilanço, tutanak, rapor ve baska

evrak, defter ve belgeleri üzerinde isledikleri suçlardan dolayı "Devlet memurları" gibi ceza

görürler.’’ denilmektedir. Maddeden açıkça anlasılacagı gibi kooperatif yönetim kurulu

üyeleri ve kooperatif memurları kamu görevlisi sayılmayıp, sadece suç teskil eden eylemleri

açısından devlet memurları hükümlerine tabi olacaklardır. Söz konusu kisilerin herhangi bir

kamusal faaliyetin yürütümüne katılması söz konusu olmadıgı için bu kisiler kamu görevlisi

olarak kabul edilemeyecektir.

Fakat ilgili maddede söz konusu kisilerin devlet memuru gibi cezalandırılacagı

degil de memur sayılacagı belirtilseydi, kooperatif yönetim kurulu üyeleri ve memurları

kamusal faaliyetin yürütülmesine herhangi bir sekilde katılmadıgı için kamu görevlisi

olmadıgından Türk Ceza Kanununun 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının (c) bendi ile Koop.

K.’nun 62’nci maddesi arasında çeliski dogacaktı ve bu durumda Türk Ceza Kanununun

5’inci maddesi uygulama alanı bulacaktı. Bu durumda, kooperatif yönetim kurulu üyeleri ve

memurları 31.08.2008 tarihine kadar kamu görevlisi sayılacaktı. 31.12.2008 tarihinden sonra

ise Türk Ceza Kanununun 5’inci maddesi uygulama alanı bulacagından bu kisiler kamu

görevlisi kabul edilmeyecekti. Ancak söz konusu maddede kooperatif yönetim kurulu üyeleri

ve memurlarının ‘’devlet memuru’’ gibi cezalandırılacagı belirtilip bu bakımdan bu kisiler

kamu görevlisi sayılmadıgından Türk Ceza Kanununun genel hükümlerine aykırı özel ceza

hükmü söz konusu degildir.

Kamu iktisadi tesebbüs personelinin cezai sorumluluk rejimini düzenleyen 399

s.lı KHK’nın 11’inci maddesinde ‘’Tesebbüs ve baglı ortaklıkların genel müdür, müessese

müdürü, yönetim ve danısma kurulu veya yönetim komitesi üyeleri ile her çesit

personelinin… Tesebbüslerin ve baglı ortaklıkların paralarına ve para hükmündeki evrak ve

senetlerine ve diger mevcutlarına karsı isledikleri suçlar ile bilanço, tutanak, rapor ve

benzeri her türlü belge ve defterleri üzerinde isledikleri suçlar ile ifa ettikleri görevlerinden

dogan suçlardan dolayı memur sayılarak haklarında Türk Ceza Kanununun 2’nci kitap

üçüncü ve altıncı baplarındaki hükümler uygulanır.’’ denilmistir. Buna göre kamu iktisadi

tesebbüslerin isçileri de dahil olmak üzere bütün personeli, ifa ettikleri görevlerinden dogan

her türlü suçtan degil 765 s.lı Türk Ceza Kanununun 2’nci kitabın 3’üncü ve 6’ncı babında

yer alan alan suçlar açısından memur sayılacaktır. Fakat su hususu vurgulamakta yarar var ki;

söz konusu KHK’da bu yönde bir hüküm bulunmasa bile, kamu iktisadi tesebbüs personeli,

icra ettigi faaliyet bakımından kamu yükümlülügü altına girdiginden ve az da olsa çok da

olsa kamuya ait otoriteyi kullanabildiginden Türk Ceza Kanununun 6’ncı maddesinin 1’inci

fıkrasının (c) bendi anlamında kamu görevlisi oldugunu kabul etmek gerekir.

Son olarak da özel kanunlarında kurumun mal varlıgı ve belgeleri üzerinde suç

isleyenlerin memur gibi cezalandırılacagı belirtilenleri incelemek gerekir. Bunlar da sadece

memur gibi cezalandırılmakta ve memur kabul edilmemektedir. Aynı sekilde kendilerine

karsı görevlerinden dolayı islenen suçlardan dolayı memur hükümlerine tabi degildir. Özel

kanunlarında memur gibi cezalandırılacakları belirtilenler için yapılan açıklamalar bu

gruptakiler için de geçerlidir.

4. Kamu Görevlisi Sıfatının Kapsamı

Ceza Kanunları ‘ ’ kamu görevlisi’’ sıfatını bazı suçlarda unsur, bazı suçlarda ise

agırlastırıcı neden olarak dikkate almıstır.

Dogaldır ki, bu sıfat, sürekli bir nitelik arz etmeyip, sona erecektir. Kamu idaresi ile

aralarında istihdam bagı bulunan kamu görevlilerin, istihdam iliskisinin herhangi bir sebeple

son bulması; Kamu idaresi ile kamu görevlisi arasında böyle bir bag bulunmayan hallerde

kamusal faaliyetin sona ermesi, kamu görevlisi sıfatının da kalkmasına yol açar. Bununla

birlikte kamu görevlisinin isledigi suç, kamu görevlisi sıfatı ortadan kalktıktan sonra açıga

çıkabilecegi gibi, ifa ettigi görev nedeniyle aynı sıfatın ortadan kalkmasından sonra da kamu

görevlisine karsı suç islenmesi mümkündür.

Iste, mülga Ceza Kanununun 280’inci maddesinde, memurun görevi ile ilgili suç

isledikten sonra memuriyet sıfatının kalkması veya memuriyet sıfatı sona erse bile memurun

görevi ile ilgili suç islemesi durumunda; yine aynı sekilde memura karsı memuriyet sıfatı

kalktıktan sonra ifa ettigi görevden dolayı suç islenmesi durumunda failin cezalandırılacagı

öngörülmüstü. Fakat 5237 s.lı Ceza Kanununda böyle bir hükme yer verilmemistir. 5237 s.lı

Ceza Kanununda böyle bir hükme yer verilmemis olması, kamu görevlisi sıfatının sona

ermesi, failin cezalandırılırken sorumlulugunun s ı f a t ına göre belirlenmesine engel

olmayacaktır. Esasında mülga Ceza Kanununda da böyle bir hükme yer verilmesine de

gerek bulunmamaktadır. Suçun unsurları gerçeklestikten sonra kamu görevlisinin sıfatının

sona ermesi cezalandırmayı engelleyecekse asıl bu hususun açıkça belirtilmesi gerekirdi.

Ayrıca kamu görevlilerinin islemis oldukları suçlarda oldugu gibi kamu görevlilerine karsı

islenen veya kamu görevlisine karsı islenmesi agırlastırıcı neden olan suçlarda, kamu

görevlisi sıfatının kalkıp kalkmaması noktasında bir ayrım da yapılmıs degildir. Bu sebeple

5237 s.lı Ceza Kanununda böyle bir hükme yer verilmemis olması kanımca bir eksiklik

Degildir.

Bu yüzden mülga Ceza Kanunu döneminde 280’inci maddenin sonuçları olarak

kabul edilen hususlar 5237 s.lı Türk Ceza Kanunu açısından da geçerli olacaktır. Fakat her

seyden önce kamu görevlisi sıfatı suçun unsuru veya agırlastırıcı nedeni olmalı; bunun dısına

kamu görevlisine karsı bu sıfat ortadan kalktıktan sonra suç islenmesi durumunda ifa edilen

görev ile islenen suç arasında illiyet bagı bulunması gereklidir.

Buna göre; kamu görevlisine görevi nedeniyle suç islenmis ise kamu görevlisi

sıfatının sona ermesi islenmis olan suçu etkilemeyecektir. Yine aynı sekilde kamu görevlisine

ifa ettigi görevden dolayı bu sıfatı sona erdikten sonra suç islenmesi durumunda da suç kamu

görevlisine karsı islenmis olacaktır. Kamu görevlisi, görevi ilgili suç islemisse, bu sıfatı

ortadan kalksa bile islenen suçun kamu görevlisi unsuru var kabul edilecektir.

Bunun dısında kamu görevlisi bazı hallerde bu sıfatı sona erse bile görevine iliskin

suç isleyebilir. Türk Ceza Kanununun 258’inci maddesinde düzenlenen ‘’Göreve Iliskin

Sırrın Açıklanması’’ suçu bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

III. RÜSVET SUÇLARININ TARIHI GELISIMI

1. Ilkçagdaki Gelisim

a) Genel Olarak

Hint Hukukunda memurlar için ihtilas, devlet paralarını çalmaları, halka baskı

yapmaları hakkında çesitli para cezalarından baslayıp ölüm cezasına kadar türlü yaptırımlar

tespit olundugu halde cezalandırılan eylemler arasında rüsvetle ilgili genel düzenleme yer

almamıs olup sadece yargıcın rüsvet alması yaptırım altına alınmıstı.

Eski Iran’da ve Mezopotamya uygarlıklarında rüsvet olayı mevcut bulunup, bu

fiiller cezasız bırakılmamaktaydı. Bu konuda Hammurabi Kanunu’nun 5.inci maddesi tek ilgi

çekici madde olup, yargıcın rüsvet almasını cezalandırıyordu. Yaptırımı ise rüsvete konu

olan seyin on iki misli olarak tazmini ve yargıcın topluluk önünde görevinden azledilmesidir.

Yaygın kanaate göre bu rüsvet alma sekli bütün rüsvet hallerine tesmil etmistir.

Ilkçagın en büyük uygarlıklarından birisini olusturmus olan Mısırlılar gelismis bir

devlet düzenine sahip olup, gelismis bu devlet düzenine paralel olarak Mısırlılarda rüsvetin

bulundugu d a kabul edilir. Fakat bu konuda hukuki düzenleme olup olmadıgı da belli

degildir.

b) Yunan Hukuku

Tarihin en büyük kültürlerinden birini olusturan eski Yunanlılar ileri bir düzeyde

devlet sistemi gelistirdiyseler de, sistemi zayıflatan zaaflara da sahiptiler. Söyle ki;

Yunanlıların en önemli zaaflarından biri, kisileri maddi durumları ile degerlendirmeleri olup,

Yunanlılarda, iyi vatandas zengin; yoksul vatandas kötü olandır anlayısı hakimdi. Hiç süphe

yok ki bu anlayıs rüsvet vb. suçların artmasına yol açmıs ve bunun neticesinde Yunan

Hukuku’nda daha gelismis hükümler getirilmistir. Yunan Hukuku rüsvet fiilini, ‘’Eger bir

Atinalı kanuna aykırılıga sevketmek ve sevkedilmek için baskasına hediye verirse veya

baskasından hediye alırsa, yahut bu yolda söz alırsa yahut verirse, toplulugu zarara

sevkedecegi için halkın laneti üzerinde olsun ve hep yapılageldigi gibi kendisi çocukları ve

malları serefsizlendirilsin.’’, seklinde tanımlamıs olup tanımdan da anlasılacagı üzere Yunan

Hukukunda rüsvet alma ve verme suç kabul edilmistir. Bu genel düzenleme yanında rüsvetin

özel sekilleri de (adli rüsvet, memurların seçiminde islenilen rüsvet) mevcut idi85.

Yunanlılarda rüsvet fiili sonucunda verilecek ceza hakimin takdirine baglı olarak

ölüm cezası veya para cezası olarak belirlenmisti. Para cezası rüsvete konu olan seyin on

misli idi. Hakim ister ölüm cezası, isterse para cezası takdir etsin, bunun mutlak sonucu

ikinci derece serefsizlikti. Ikinci derece serefsizlik medeni hakları kullanamama olup, bu,

suçlunun ölümü halinde çocuklarına da sirayet ederdi. Bazen ise rüsvet suçundan dolayı

sürgün cezasına hükmedildigi de olurdu.

c) Roma Hukuku

Roma Hukukunda, günümüzdeki devlet idaresi aleyhinde islenen suçlardan pek

azına rastlanılmaktadır. Roma Hukukunda, rüsvet suçunun diger devlet idaresi aleyhinde

islenen suçlardan bagımsız bir varlıgı olmayıp, diger devlet idaresi aleyhinde islenen suçlar

gibi ‘’crimen repetundarum’’ denilen suç grubu içinde cezalandırılıyordu. Bunun dısında

Oniki Levha Kanununda hakimlerin rüsvet almaları ve vermeleri ayrı bir suç olarak

düzenlenmisti. Fakat rüsvet suçu Roma Hukukunda ileri bir tarzda islenmis olup bu

hükümler gelecekteki Müsterek Hukukun temelini teskil ettigi gibi ilk modern Batı

kanunlarını da önemli derecede etkilemistir. Roma hukukunda rüsvet suçunun gelisimini

Cumhuriyet ve Imparatorluk Dönemi baslıgı altında inceleme imkanı vardır.

aa) Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyet Döneminde bilinen ilk toplu hukuk derlemesi Oniki Levha Kanunudur

(M.Ö. 450). Bu kanunda rüsvet suçunun cezalandırılan ilk sekli yargıçların rüsvetidir. Bu

suçun sonucunda yargıçlara ölüm cezası veriliyordu90. Yargıçlar dısındaki memurların

 

cezalandırılmalarına ilk önceleri gereksinim duyulmamıs olup daha sonra eyalet valilerinin

çesitli nedenler ile halkı ezmeye baslamaları crimen repetundarum kavramının dogmasına

sebep olmustur. Crimen repetundarum kavramı ile valilerin, baskı vs. gibi yollarla aldıkları

para ve hediyelerin geri istenebilmesi hakkında Romalılara dava açma imkanı verilmistir. Bu

dava açma hakkı sadece rüsvet yoluyla verilen nesnelere özgü olmayıp, memurluk görevinin

kötüye kullanılması suretiyle elde olunan her seye iliskindir. Daha sonraları devletin pek çok

mevkilerinde rüsvet vb. suçların islenmesinin artmasına paralel olarak çesitli kanunlar

yapılmıs olup bu kanunlardan en önemlileri Lex Calpurnia (M.Ö. 149), Lex Junia (M.Ö. 149-

104 arası), Lex Serviliadır (M.Ö. 106 veya 105). Adli rüsvetin artması karsısında ise Lex

Cornelia (M.Ö. 82-79) çıkartılmıstır. Bu kanunla rüsvet sonucu alınan para cezaları

arttırılmıs, rüsvet alan yargıca verilen ölüm cezası aynen kalmıstır. Bir fikre göre, yargıca

rüsvet verme ilk defa bu kanun ile müeyyide altına alınmıstır. Roma Hukuku’nda rüsveti

düzenleyen kurallarda en büyük gelismeyi ise Lex Julia (M.Ö. 59) göstermis olup bu kanun

sonraki düzenlemelere esas teskil etmis ve Digesta’ya da geçmistir. Bu kanun ile cezalar

daha agırlastırılmıs olup para cezaları dört katına çıkartılmıs, agır hallerde sürgün cezası

öngörülmüstür. Rüsvet alanın Senato üyesi olması halinde ise Senatodan ihraç edilmesi

öngörülmüstür.

bb) Imparatorluk Dönemi

Imparatorluk Devri’nde ise Lex Julia yürürlükte kalmakla beraber bu kanunda bir

takım degisiklikler yapılmıstır. Degersiz seyler dısında memurların hediye kabul etmeleri

yasaklanmıs, halkın rüsvet alanları sikayet hakkı genisletilmistir. Önemli bir degisiklik de

Justinian tarafından yapılmıstır. Buna göre; rüsvet alan hukuk yargıcı vaat edilen seyin iki

mislini, rüsvet konusu sey fiilen alınmıssa üç mislini öder ve her iki halde de görevinden

atılırdı. Ceza yargıcı ise müsadere ve sürgünle cezalandırılırdı. En önemli yenilik ise rüsvet

verme ilk defa bu dönemde crimen repetundarum kavramı içine sokulmustur.

Rüsvet konusunda Ilkçagda en gelismis sistemi Roma Hukuku’nun kurdugu

söylenebilirse de rüsvetin diger memur suçlarından kesin bir sekilde ayrılmayıp crimen

repetundarum kavramı içerisinde ele alınması rüsvetin çözümlenemeyen bir yanını teskil

etmektedir.

2. Ortaçagdaki Gelisim

a) Germen Hukuku

Elde edilen kaynaklara göre genel olarak Germenlerde yargıçların rüsvet alma

fiilleri suç olarak öngörüldügü halde diger memurların bu tür eylemleri yaptırım altına

alınmamıstır. Dogu Gotları (Ostgoten, 493-553), Burgundlar (443-534) ve Ripuariler‘de

(Ripuarier) sadece yargıçların rüsvet almaları yaptırım altına alınıp ölümle cezalandırıldıgı

halde, Langobardlar’da (568-774) memurların isledikleri suçlar topluma ve krala karsı

islenmis gibi kabul edilmekle birlikte, sadece yargıçların degil, bütün memurların rüsvet

almaları yaptırım altına alınıp, kayıp olan hakkın karsılıgının bu fiili isleyenler tarafından

yerine getirilmesi öngörülmüstür.

b) Kilise Hukuku

Kilise hukuku Kilise personelinin bütün statülerini düzenledigi gibi Kilise ile Kilise

dısı iliskilerde uygulanacak kurallara da yer vermistir. Özellikle dini mahkemelerin Kilise

dısındaki kisilere iliskin isleri adalet düzeni bakımından oldukça önemlidir. Devlet örgütü

dısında kalmakla beraber Kilise personeli önemli kamu hizmetleri yerine getirmistir. Bu

örgütün içinde rüsvet olayları görülmüs ve bu tür yolsuzluklarla mücadele edilmistir. Kilise

Hukukunda dini yargı islerindeki rüsvet ile ruhani mevkilerin ve sair menfaatlerin alımsatımı

birbirinden ayrılmıstır. Dini hukuka iliskin bir davayı, herhangi bir vasıta ile

etkileyecek sekilde sonuçlandırma gayreti gösterenler ve bu yönde hüküm veren yargıç

rüsvet suçunu islemis sayılır. Rüsvetin diger bir sekli de Simoni kavramı içerisinde ele alınır.

Her çesit ruhani rütbe, mevki ve sair menfaatlerin alım-satımı anlamına gelen Simoni

kavramının içerisine zamanla her çesit ruhani menfaatin herhangi bir dünyevi karsılıkla

alınıp-satılması da girmistir. Rüsvet suçu, rüsvet alan yargıç bakımından menfaatin istenmesi

ile; rüsvet veren bakımından ise yargıca teklifin yapılması ile tamamlanıp, rüsvet alan yargıç

görevinden azil ve Kiliseden ihraç edilir. Rüsvet veren ise sadece kiliseden ihraç edilirdi.

3. Islam Hukuku

Bilindigi üzere Islam hukukunun kaynakları dörde ayrılır: Kuran, Hadis (Sünnet),

Icma, Kıyas. Kuran hükümlerinin sınıflandırılmasında ceza hukuku kapsamına giren konular,

‘’Ukubat’’ adıyla anılır. Ayrıca Ukubat, Islam hukukunun diger kaynakları olan Sünnet,

Icma, Kıyas yoluyla elde edilen cezai hükümleri de kapsar.

Islam hukukunda suçlar, Allah’ın haklarına karsı suçlar, kulun haklarına karsı

suçlar, hem Allah’ın hem kulun haklarına karsı suçlar olmak üzere üçe ayrılmaktadır.

Allah’ın haklarına karsı suç isleyenlere, önceden her biri belirlenmis cezalar (had), kulun

haklarına karsı suç isleyenlere kısas ve sulh hükümleri uygulanıyordu. Oysa ki bunların

haricinde daha birçok fiil, Islam Ceza Hukukunda suçlar arasında sayılmadıkları gibi bunlara

verilecek cezalar da önceden belirtilmemisti. Bu bakımdan, günlük yasamda rastlanan

fiillerin suç sayılıp sayılmayacakları ve sayılmıslarsa haklarında nasıl bir yaptırım

uygulanacagı, devlet baskanının, ona vekaleten yargıçların ve hatta yüksek devlet

memurlarının takdirine bırakılmıstı.

Kuran’da rüsvet suçunu açık bir sekilde ele alan bir ayet bulunmamaktadır. 189.

Ayet’de ‘’mallarınızı bos yere yemeyin, insanların bir kısım mallarını da günah ederek

yemek için bile bile hakimlere mal vermeyin’’ ibaresi, bazı çevirilere ‘’Yargıçlara rüsvet

vermeyin’’ seklinde geçmistir. Mumcu, bu Ayetin Kuran’da, rüsvet suçunun düzenlendigi

anlamına gelmedigini; çünkü, b u ayette rüsvet kelimesi geçmedigi gibi rüsvet suçunun

unsurlarının da bulunmadıgını, halbuki Kuran’da belirtilen had cezalarında, tanımların açık

ve net oldugunu belirtmektedir.

Kuran hükümlerinin yeterli gelmedigi hususlarda, hadis, önemli bir hukuk

kaynagıdır. Hz. Muhammed’in rüsvet ile ilgili bazı önemli hadisleri vardır. Fıkıh kitaplarında

en çok zikredilen ve rüsvetin hukuken yasaklandıgına genel bir kanıt olarak gösterilen

‘’rüsvet verene de, alana da, ikisi arasında vasıta olanlara da Allah lanet eylesin’’ hadisidir.

Yine ‘’rüsvetten gelisen her cesede en layık sey atestir’’ hadisi de bu arada gösterilebilir.

Fakat bu hadisler rüsvetin kavram olarak bilinmesine emare teskil etmekteyse de, rüsvetin

hukuki mahiyetini ortaya koymaktan uzaktır. Bu hadislere dayanılarak daha sonra rüsvet için

yalnız tazir cezası konulmustur.

Islam hukukçuları özellikle hakimlerin rüsveti üzerinde durmuslardır. Fakat

hakimlerin rüsveti de adli olmayan rüsvet ile büyük ölçüde örtüsmektedir. Hakimin rüsvet

alması, kamu hizmetlisi sıfatıyla, görevine iliskin bir suçtur. Büyük bir günahtır. Rüsvet alan

hakim, sonu küfr olan bir haram eylemde bulunmus sayılır. Bu rüsvet türünün ilk çesidi

hakim olarak tayin edilmek için verilen rüsvettir. Bu sekilde kendini hakim yaptırmıs olanın

tayini geçerli degildir. Verdikleri hükümler de batıldır. Rüsvetin genel nazariyesini olusturan

rüsvet ise ‘’hükümde rüsvet’’tir. Hakim rüsvet yolu ile hukuka uygun hüküm verse bile bu

hüküm batıldır.

Islam hukuku rüsvet vasıtası olarak genellikle para ve mal üzerinde durmustur.

Diger bir deyisle rüsvetin konusunu maddi menfaatler olusturmaktadır.

Rüsvet alanın isledigi suç ile rüsvet verenin isledigi suç arasında hiçbir fark

gözetilmeyip, ikisi de çok agır bir haram fiil ika etmis sayılır. Fakat rüsvet veren nefsini,

malını bir tehlikeden kurtarmak, ailesinden veya akrabalarından birinin katledilmesini

önleyebilmek için baska çare bulamıyorsa, rüsvet vermekle suç islemeyecegi gibi günah da

islemis olmaz. Ayrıca, rüsvete aracılık edenler de rüsvet alan ve veren gibi sorumludur.

Rüsvet verene, günümüz ceza hukukundan farklı olarak hakimi ya da aracıları dava

ederek rüsvet konusu seyleri geri alması için özel hukuk bakımından dava hakkı

tanınmıstır.

Rüsvet fiili sonucunda hakim, rüsvet alana, ihtar vermekle yetinebilir veya rüsvet

alanı, en agır tazir cezasına (79 degnek) çarptırabilir. Hükümdar, rüsvet alanı, hakim

tarafından bu sekilde cezalandırılsa bile devletin selametini tehlikeye düsürdügü gerekçesi

ile idam dahi ettirebilir. Bundan baska, rüsvet alan görevinden azledilir. Fer’i ceza olarak da

sürgün cezası verilebilir.

4. Türk Hukuku

Islamiyet’in kabul edilmesinden önce kurulmus olan Türk devletlerinde ceza

hukukuna iliskin kurum ve kuralların mevcudiyeti hususunda bilgi varsa da bu konu

hakkında fazla arastırma yapılmamıstır. Bu yüzden, Islamiyet’ten önce kurulan Türk

devletlerinde rüsvet olgusunun bulunduguna dair emareler olmakla birlikte, rüsvet suçunun

hukuki yönü hakkında pek fazla bilgi yoktur.

Islamiyet’in kabul edilmesinden sonra kurulan Türk devletlerinde ise Islam

Hukukuna iliskin usul ve esaslar uygulanmıstır. Bunun yanında padisahların yayınladıkları

kanunnamelere dayanan suç ve cezalar da tespit edilmistir. Padisahlar bu kanunnameleri,

genel olarak tazirin türünü ve kapsamını göstermek maksadı ile yayınlamıs ve böylece

keyfiligin önüne geçmeye çalısmıslardır.

Osmanlı Devletinde de padisahlar, Islam ceza hukuku kuralları yanında

yayınladıkları kanunnamelerle bazı suç teskil eden fiilleri tespit ederek, kanunnamelere

dayanan bir ceza hukuku sistemi belirlemislerdir. Osmanlı Devletinin kurulusundan

Tanzimat dönemine kadarki süreç içerisinde cezai hükümler içeren bir takım kanunnameler

çıkarılmıs olmakla birlikte, bu kanunnamelerde rüsvet suçu ile ilgili bir hüküm

bulunmamaktadır.

1839 tarihinde Gülhane’de okunan ferman ile baslayan Tanzimat sonrası safha

(1839-1926) hukukumuza yeni sayfa açmıstır. Tanzimat Fermanı’na dayanılarak çıkarılan

1256 (M.1840) tarihli Ceza Kanunnamesi’nde, 5’inci faslında rüsvet suçu düzenlenmistir.

Kanun, rüsvet suçunu düzenlemisse de rüsvetin tanımını yapmamıs, fakat bu suçları

isleyenlere verilecek cezaları belirtmistir. 3’üncü maddede devlet müstahdemi olmayanların

da rüsvet alabilecekleri öngörülmüstür. 4’üncü maddede rüsvet veren kisinin, rüsvet alan gibi

cezalandırılacagı öngörülmüstür. 5’inci maddede, irtikap, rüsvetin bir sekli olarak

düzenlenmis ve kendisinden cebren rüsvet alınan kimseye ihbar yükümlülügü getirilmistir.

Kanunda rüsvet alanların devlet hizmetlisi olmaları halinde 3 yıl kürek cezasına

çarptırılacakları, bir daha istihdam edilmemek üzere hizmetten azil ve ihraç edilecekleri;

rüsvet alanların devlet hizmetlisi olmaması halinde ise yine 3 yıl süre ile kürek cezasına

çarptırılacakları, ileride devlet hizmetinde kullanılmamaları öngörülmüstü.

Daha sonra yürürlüge giren 1267 (M.1851) tarihli Kanun-u Cedit’in 3’üncü faslının

8’inci ve 9’uncu maddeleri rüsvet suçunu düzenlemistir. Bu kanun büyük oranda 1256 tarihli

kanunla aynı hükümlere yer vermistir. Kendisinden cebren rüsvet alınan kimsenin ihbar

yükümlülügü kaldırılmıs, failin devlet memuru olması halinde ‘’üç sene kürek cezası’’ yerine

cezanın, failin kisiligine göre tespit edilecegi öngörülmüstür.

1810 tarihli Fransız Ceza Kanunu’nun tercümesi olarak meydana getirilen 1274

(M.1858) tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu’nun 1’inci babının 3’üncü faslı rüsvet

suçlarına ayrılmıstır. Kanunun 67’nci maddesinde rüsvet tanımlanmıs ve rüsvet suçunun

tamamlanması için rüsvetin alınıp verilmesi gerektigi belirtilmistir. Fakat 76’ncı maddede

suçun olusması için anlasma yeterli görülmüstür. Bununla birlikte bazı hallerde rüsvet

anlasması yapılsa veya rüsvet alınsa ve verilse bile taraflardan birinin cezalandırılması

öngörülmüstür. 77’nci maddede, rüsvet verenin, haklı bir menfaati korumak amacıyla rüsvet

verip ve durumu ihbar etmesi halinde cezalandırılmayacagı öngörülmüstür. Diger durum ise

79’uncu maddede düzenlenmistir. Buna göre, kendisine rüsvet teklif edilen kimse rüsveti

almadan veya aldıktan sonra ve durumu, baskaları duymadan önce iki ay içinde merciine

bildirir ve aldıgı rüsveti de teslim ederse cezalandırılmaz. 78’inci maddede anlasma olmadan

rüsvet talebi de cezalandırılmaktadır. Buna göre, haklı bir is için rüsvet isteyen memur, karsı

taraf bunu kabul etmese de cezalandırılır. 72’nci ve 73’üncü maddelerde kocalarının bilgisi

dahilinde rüsvet alan, veren veya aracılık eden kadınların kocalarıyla beraber

cezalandırılmaları öngörülmüstür. 68’inci ve 69’uncu maddelerde rüsvet suçunu isleyen

kisilere uygulanacak yaptırımlar düzenlenmistir. Bunlar kalebentlik ve para cezalarıdır116.

IV. RÜSVET SUÇU ile ILGILI DÜZENLEMELER

1. Türk Ceza Kanunu

Rüsvet alma ve verme fiilleri, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda ‘’Millete ve Devlete

Karsı Suçlar’’ baslıklı Dördüncü Kısmın, ‘’Kamu Idaresinin Güvenirligine ve Isleyisine

Karsı Suçlar’’ baslıklı Birinci Bölümünde, 252’nci, 253’üncü ve 254’üncü maddelerinde

düzenlenmistir.

Genel olarak belirtmek gerekir ise 252’nci maddede rüsvetin tanımı, rüsvet suçunu

olusturan eylemler, bu eylemler için öngörülen hapis cezası ve bu cezayı agırlastıran

durumlar; 253’üncü maddede tüzel kisiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması; 254’üncü

maddede ise etkin pismanlık halleri düzenlenmistir.

5237 s.lı Türk Ceza Kanununda, 252’nci maddede; ‘’(1) Rüsvet alan kamu

görevlisi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüsvet veren kisi de

kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Rüsvet konusunda anlasmaya varılması halinde, suç

tamamlanmıs gibi cezaya hükmolunur.

(2) Rüsvet alan veya bu konuda anlasmaya varan kisinin, yargı görevi yapan,

hakem, bilirkisi, noter veya yeminli mali müsavir olması halinde, birinci fıkraya göre

verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(3) Rüsvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir isi

yapması veya yapmaması için kisiyle vardıgı anlasma çerçevesinde bir yarar saglamasıdır.

(4) Birinci fıkra hükmü, kamu kurumu niteligindeki meslek kurulusları, kamu kurum

veya kuruluslarının ya da kamu kurumu niteligindeki meslek kuruluslarının istirakiyle

kurulmus sirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalısan

dernekler, kooperatifler ya da halka açık anonim sirketlerle hukuki iliski tesisinde veya tesis

edilmis hukuki iliskinin devamı sürecinde, bu tüzel kisiler adına hareket eden kisilere

görevinin gereklerine aykırı olarak yarar saglanması halinde de uygulanır.

(5) (Degisik besinci fıkra: 29.6.2005 – 5377/28 md.) Yabancı bir ülkede seçilmis

veya atanmıs olan, yasama veya idarî veya adlî bir görevi yürüten kamu kurum veya

kuruluslarının, yapılanma sekli ve görev alanı ne olursa olsun, devletler, hükümetler veya

diger uluslararası kamusal örgütler tarafından kurulan uluslararası örgütlerin görevlilerine

veya aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere, uluslararası ticarî

islemler nedeniyle, bir isin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde edilmesi

veya muhafazası amacıyla, dogrudan veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi veya

verilmesi de rüsvet sayılır.’’;

253’üncü maddede, ’’Rüsvet suçunun islenmesi suretiyle yararına haksız menfaat

saglanan tüzel kisiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.’’;

254’üncü maddede, ‘’(1) Rüsvet alan kisinin, sorusturma baslamadan önce, rüsvet

konusu seyi sorusturmaya yetkili makamlara aynen teslim etmesi halinde, hakkında rüsvet

suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Rüsvet alma konusunda baskasıyla anlasan kamu

görevlisinin sorusturma baslamadan önce durumu yetkili makamlara haber vermesi halinde

de hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.

(2) Rüsvet veren veya bu konuda kamu görevlisiyle anlasmaya varan kisinin,

sorusturma baslamadan önce, pismanlık duyarak durumdan sorusturma makamlarını

haberdar etmesi halinde, hakkında rüsvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz; verdigi

rüsvet de kamu görevlisinden alınarak kendisine iade edilir.

(3) Rüsvet suçuna istirak eden diger kisilerin, sorusturma baslamadan önce,

pismanlık duyarak durumdan sorusturma makamlarını haberdar etmesi halinde, hakkında bu

suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.’’ denilmek suretiyle rüsvet suçu düzenlenmistir.

Günümüz Ceza kanunları rüsvet fiillerini yaptırım altına alınmakla beraber, bu

suçların kanunlarda düzenlenisi birbirinden farklılık arz etmektedir. Genellikle kanunlar

rüsvet alma ve verme suçları olarak ikili bir ayrım kabul edip, bu suçları birbirinden bagımsız

olarak düzenlemektedirler118. Bazı kanunlar ise (Portekiz CK. m.317) rüsveti tek bir fiil kabul

edip rüsvet alan ve vereni istirak kuralları çerçevesinde cezalandırırlar119. 5237 s.lı Türk Ceza

Kanununda, Mülga Ceza Kanununun aksine, rüsvet alma ve verme suçları birbirinden ayrı

olarak düzenlenmeyip, rüsvet, kamu görevlisiyle fert arasında yapılacak bir anlasma olarak

kabul edilip, iki tarafı da sorumlu hale getirecek tek fiil halinde düzenlenmektedir. Bu

durumda rüsvet alan ve veren, aynı suçu islemis bulunduklarından müsterek fail

konumundadır.

Genelde kanunlar rüsvet suçlarını, rüsvet karsılıgı yapılması istenen isin göreve

uygun olmasına veya olmamasına göre ayrı ayrı düzenlemektedir. Ancak bazı kanunlar

(Örnegin Küba CK. m.169/1) bu ayrıma yer vermezler122. 5237 s.lı Türk Ceza Kanunu da,

basit rüsvet alma fiilini, m.257/3’de düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunun kapsamına

soktugundan ve basit rüsvet verme fiilini (m.252/5’de belirtilen kurum, kurulus, örgüt veya

kisilere teklif veya vaat edilmesi veya verilmesi hali hariç olmak üzere) suç olmaktan

çıkardıgından Türk Ceza Hukuku açısından basit-nitelikli rüsvet ayrımı da sona ermistir.

Genel itibariyle Ceza Kanunlarında, rüsvet alma suçu, verme suçuna göre daha agır

yaptırımlara tabi tutulmustur. 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda ise rüsvet verenin de rüsvet

alan gibi cezalandırılacagını öngörülmüstür.

Bazı kimselerin, örnegin hakimlerin rüsvet almaları halinde verilen cezalar diger kamu görevlilerine göre daha agırdır. Hakimlere veya

hakemlere rüsvet verme fiilinin cezası da diger kamu görevlilerine rüsvet verme fiiline

verilen cezadan daha fazladır (Federal Alman CK. m.333/2, 334/2-2; Yunan CK. m.237/2).

Italyan CK. m.320’de kamu hizmeti ile yükümlü olanların rüsvet fiillerine verilen ceza, kamu

görevlilerinin rüsvet fiillerine verilen cezadan daha hafiftir. Bazı kanunlarda (Isviçre CK.

m.315) ise hakimler ile diger kamu görevlileri arasında bir ayrım yapılmaz. 5237 s.lı Türk

Ceza Kanununun 252’nci maddesinin 2’nci fıkrasında rüsvet alan veya bu konuda anlasmaya

varan kisinin yargı görevi yapan, hakem, bilirkisi, noter veya yeminli mali müsavir olması

halinde verilecek ceza arttırılacaktır.

Bazı kanunlar (Isviçre CK; TCK) gelecege iliskin bir isin yapılmasını veya

yapılmamasını temin için rüsvet alınmasını yaptırım altına aldıkları halde, bazı kanunlar,

rüsvetin geçmiste yapılan bir is için de alınmasını kabul ederler (Federal Alman CK. m.331,

332; Yunan CK. m.235; Italyan CK. m.318/2, 319)126. 5237 s.lı Türk Ceza Kanunu açısından

ise 252’nci maddenin 3’üncü fıkrasında yer alan rüsvet anlasmasının tanımı dikkate

alındıgında cezalandırılan eylem, gelecege iliskin bir isin yapılmasıdır.

Kanunlar rüsvetin konusunun niteligi hususunda da birbirinden farklılık arz eder.

Söyle ki; bazı kanunlarda (1930 Italyan CK. m.318/1) rüsvetin konusu ‘’para veya menfaat’’

olarak belirlenirken, digerlerinde ‘’menfaat’’ (Federal Alman CK. m.331, maddi-manevi

menfaat, Çekoslovak CK. m.160, 161, 162; Brezilya CK. m.317), ‘’hediyeler ve hak etmedigi

menfaatler’’ (Yunan CK. m.235,236), ‘’para, diger bir hediye veya dogrudan veya dolayısıyla

vaat’’ (Arjantin CK. m.256), sadece ‘’maddi menfaat’’ (Avusturya CK. m.304, 305, 306,

306a, 307) olarak belirlenmistir128. 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinin

3’üncü fıkrasında ise rüsvetin konusu ‘’yarar’’ olarak belirlenmistir.

5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 253’üncü maddesinde rüsvet suçunun islenmesi

nedeniyle yararına haksız menfaat saglanan tüzel kisiler hakkında güvenlik tedbiri

uygulanması öngörülmüstür.

254’üncü maddede rüsvet alan veya veren ya da bu suça istirak edenin, bazı

hallerde, bu fiillerinden vazgeçerek yetkili makamları haberdar etmeleri etkin pismanlık

olarak düzenlenmistir.

2. Uluslararası Sözlesmeler

Yolsuzluga ulusal düzlemde aranan çareler, yolsuzluk türlerinin gelismesi ile

uluslararası düzleme tasınmıstır. Bunun sonucunda, yolsuzluk, ülkelerin ortak sorunu haline

gelmistir. Bunu engellemek üzere uluslararası kurumlar bir takım kararlar almakta;

deklarasyon yayınlamakta, ya da ülkeler, bu konuda hazırlanmıs uluslar arası sözlesmelere

taraf olmaktadır.

Avrupa Güvenlik ve Isbirligi Teskilatı (AGIT), 2000 AGIT-PA Nihai Belgesinde

AGIT üyesi devletlere, Uluslararası Islemlerde Rüsvetle Mücadele Sözlesmesi’ne katılmayı

düsünmeleri çagrısında bulunmustur.

Avrupa Parlamentosu tarafından 15.12.1995 tarihinde, Avrupa’da Yolsuzlukla

Mücadele Kararı; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından, Yolsuzlukla Mücadelede

Yirmi Temel Ilke Kararı ve Kamu Görevlileri Için Davranıs Kuralları yayımlamıstır.

Birlesmis Milletler tarafından, 12.12.1996 tarihinde Kamu Görevlileri Için

Uluslararası Davranıs Kuralları, 16.12.1996 tarihinde Uluslararası Ticari Islemlerde

Rüsvet ve Yolsuzluklarla Mücadelede Birlesmis Milletler Deklarasyonu, 15.12.1998

tarihinde Uluslararası Ticari Islemlerde Rüsvet ve Yolsuzluklara Karsı Eylem Kararı

yayınlamıstır. Bunun dısında Yolsuzluga Karsı Birlesmis Milletler Sözlesmesi, rüsvet ve

yolsuzluga karsı uluslararası endiseyi yansıtan baska bir belgedir.

Ekonomik Isbirligi ve Kalkınma Örgütü (OECD), 21.11.1997 tarihli ‘’Uluslararası

Ticari Islemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüsvetin Önlenmesi Sözlesmesi’’,

yabancı görevlilere rüsvet verilmesinin ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir. Sözlesme

hangi eylemlerin yaptırım altına alınması gerektigini, bu fiiller sonucunda tayin olacak ceza

ve tedbirin niteligini belirtmekte olup, ülkelerin birbirlerine yasal yardım yapmalarını

istemektedir. Sözlesmenin 1’inci maddesinde yabancı kamu görevlilerine rüsvet verilmesinin

kapsamı belirlenmistir. 1.2.2000 tarih ve 4518 s.lı Kanunla, Türkiye Büyük Millet Meclisi

tarafından, söz konusu Sözlesmenin onaylanması uygun bulunmustur. Bakanlar Kurulu’nun

9.3.2000 tarih ve 2000/385 s.lı Kararı ile Sözlesme onaylanmıstır. 5237 s.lı Türk Ceza

Kanununun 252’nci maddesinin 5’inci fıkrası, bu Sözlesme paralelinde hükümler getirmistir.

Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanarak 27 Ocak 1999 tarihinde imzaya açılan ve

Türkiye tarafından 27 Eylül 2001 tarihinde Strazburg’da imzalanan, 14.01.2004 tarihli 5065

s.lı kanun ile onaylanması uygun bulunan Yolsuzluga Karsı Ceza Hukuku Sözlesmesi

yolsuzlugu genis bir düsünce olarak kabul etmistir ve yerel, yabancı ve uluslararası kamu

görevlilerinin aktif ve pasif yolsuzlukları, özel islemlerde aktif ve pasif rüsvet, yolsuzluk

sürecinin aklanması ve hesaplarda yolsuzluk da dahil olmak üzere yolsuzluk suçlarına

cezalandırma getirmektedir. Sözlesmenin ‘’Tanımlar’’ baslıklı Birinci Bölümünde ‘’kamu

görevlisi’’ kavramına açıklık kazandırılmaya çalısılmıstır. ‘’Ulusal Seviyede Alınacak

Önlemler’’ baslıklı Ikinci Bölümde ise Sözlesmeci Devletlere, Ulusal kamu görevlilerine

rüsvet verilmesi (m.2), Ulusal kamu görevlilerinin rüsvet alması (m.3), Ulusal kamu

meclisleri üyelerinin yolsuzlugu (m.4), Yabancı kamu görevlilerinin yolsuzlugu (m.5),

Yabancı kamu meclislerinin üyelerinin yolsuzlugu (m.6), Özel sektörde rüsvet verilmesi

(m.7), Özel sektörde rüsvet alınması (m.8), Uluslararası örgüt görevlilerinin yolsuzlugu

(m.9), Uluslararası parlamentolar üyelerinin yolsuzlugu (m.10), Uluslararası mahkemelerin

hakim ve görevlilerinin yolsuzlugu (m.11), Nüfuz ticareti (m.12), Yolsuzluk suçlarından elde

edilen gelirlerin aklanması (m.13), Muhasebe suçları (m.14) konusunda cezai ve diger

tedbirlerin alınması hususunda yükümlülükler öngörmüstür.

Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanarak 04.11.1999 tarihinde imzaya açılan ve

Türkiye tarafından 27 Eylül 2001 tarihinde Strazburg’da imzalanan, 17.04.2003 tarihli 4852

s.lı kanun ile onaylanması uygun bulunan Yolsuzluga Karsı Özel Hukuk Sözlesmesi,

yolsuzluk eyleminden kaynaklanan zararların hakkaniyete uygun bir sekilde tazminini,

yolsuzlukla mücadelede özel hukukun da katkı saglaması gerektigini, ele almaktadır.

3. 5237 s.lı TCK ile 765 s.lı TCK’nın Karsılastırılması

Kanun koyucu 5237 s.lı Türk Ceza Kanunu ile, zimmet ve irtikap suçlarının aksine,

rüsvet suçlarında önemli derecede degisiklikler getirmistir. Bu baslık altında degisikliklere

kısaca deginilecek olup, degisiklikler ilgili bölümlerde genis bir sekilde ele alınacaktır.

Mülga T ürk Ceza Kanununun, ‘’Rüsvet’’ baslıklı 3’üncü faslında, 211’inci ve

219’uncu maddeleri arasında düzenlenen rüsvet suçları, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda

Kamu Idaresinin Güvenilirligine ve Isleyisine Karsı Suçlar baslıklı bölüm içerisinde, 252’nci

ve 254’üncü maddeleri arasında düzenlenmistir.

Mülga Türk Ceza Kanununun, 212’nci maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan ‘’basit

rüsvet alma’’ suçu, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 257’nci maddesinin 3’üncü fıkrasında

‘’görevi kötüye kullanma’’ suçu olarak degerlendirilmis; Mülga Türk Ceza Kanununun,

213’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan ‘’basit rüsvet verme suçu ise 5237 s.lı Türk

Ceza Kanununda suç olmaktan çıkarılmıstır. Bu degisikligin sonucu olarak Türk Ceza

Hukukunda, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinin 5’inci fıkrası hariç olmak

üzere, basit-nitelikli rüsvet ayrımına son verilmistir.

Mülga Türk Ceza Kanununun, 211’inci maddesinde rüsvetin konusu ‘ ’…para,

hediye ve her ne nam altında olursa olsun saglanan diger menfaatler ile alınıp satılan veya

ihale edilen tasınır veya tasınmaz malların gerçek degeri ile verilip alınan bedel arasındaki

fahis fark…’’ oldugu halde 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinde, bu

kavramların hepsini kapsayacak sekilde, ‘’yarar’’ olarak belirlenmistir.

Mülga Türk Ceza Kanununda, ‘’rüsvet anlasması’’ndan açık bir sekilde

bahsedilmedigi halde, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinde ‘’rüsvet

anlasması’’ndan açıkça bahsedilip, suçun anlasmanın yapıldıgı anda tamamlanmıs sayılacagı

açık bir sekilde kabul edilmistir.

Mülga Türk Ceza Kanununun, 216’ncı maddesinde rüsvete aracılık eden kimsenin,

rüsveti veren ve alandan hangisinin vasıtası ise onun suç ortagı sayılacagı belirtilerek istirak

müessesesi özel olarak düzenlendigi halde, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda genel hükümlere

bırakılmıstır.

Bunların dısında rüsvet suçları sonucunda uygulanan yaptırımlar bakımından

degisiklikler getirilmistir. Söyle ki;

Mülga Türk Ceza Kanununun, 212’nci maddesinin 1’inci fıkrasında düzenlenen

basit rüsvet alma suçunun cezası 4 yıldan 10 yıla, 2’nci fıkrasında nitelikli rüsvet alma

suçunun cezası 5 yıldan 12 yıla kadar agır hapis cezası; Mülga Türk Ceza Kanununun,

213’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında düzenlenen nitelikli rüsvet verme suçunun cezası 4

yıldan 12 yıla kadar agır hapis; 2’nci fıkrasında düzenlenen basit rüsvet verme suçunun

cezası para cezası oldugu halde, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda basit rüsvet alma görevi

kötüye kullanma suçu olarak kabul edilip basit rüsvet verme suç olmaktan çıkarılmıs olup,

252’nci maddede rüsvet alma ve verme suçlarının cezası ise 4 yıldan 12 yıla kadar hapis

cezası olarak öngörülmüstür.

Mülga Türk Ceza Kanununun, 212’nci maddesinde rüsvet alma suçu bakımından

hapis cezasına ek olarak öngörülen para cezası 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda yer

almamaktadır.

Mülga T ürk Ceza Kanununun 217’nci maddesinde, kanunda aksine hüküm

bulunmayan hallerde rüsvet olarak verilen para, esya ve diger seylerin veya bunlarla edinilen

mal ve degerlerin müsaderesine hükmedilecegi özel olarak düzenlendigi halde, müsadere

5237 s.lı Türk Ceza Kanununda genel hükümlere bırakılmakla yetinilmistir.

Mülga T ürk Ceza Kanununun 219’uncu maddesinin 3’üncü fıkrasında rüsvet

suçlarıyla mahkum olan kisilerin memuriyetten müebbeten yasaklanacagı özel olarak

düzenlendigi halde, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda memuriyetten yasaklanma genel

hükümlere bırakılmıstır.

Mülga Türk Ceza Kanununun 219’uncu maddesinin 3’üncü fıkrasında, alınan

rüsvet veya yararın degeri hafif oldugu takdirde verilecek cezanın yarısı, pek hafif oldugu

takdirde üçte ikisinin indirilecegi belirtildigi halde, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda rüsvetin

konusunu olusturan yararın niceligine baglı olarak herhangi bir indirim öngörülmemistir.

Mülga T ürk Ceza Kanununun 215’inci maddesinde düzenlenen etkin pismanlık

IKINCI BÖLÜM

RÜSVET SUÇLARI

I. RÜSVET

1. Rüsvet Kavramı

Her dönem ve hemen her ülkenin ceza kanununda cezalandırılan rüsvet fiili, lügat

anlamı olarak ‘’yaptırılmak istenilen bir iste kanun dısı kolaylık saglanması için bir kimseye

mal veya para olarak saglanan çıkar’’dır.

Hukuki anlamda, en genel biçimde rüsvet, ‘’yetkili birisine, baskası tarafından

toplumun usul ve kurallarına aykırı bir tarzda menfaat vaat edilerek veya saglanılarak bir

isin yaptırılması’’dır. Rüsvet, yetkili kisinin hukuki statüsüne göre genis ve dar anlamda ikili

ayrıma tabi tutulabilir. Sayet yetkili kisinin statüsü kamu görevlileri dısındakileri de

kapsamına alırsa genis anlamda rüsvetten söz edilir ve kapsam epeyce genisler. Bu

anlamda özel sektör çalısanları da görevlerine giren bir is dolayısıyla rüsvet alabilir153. Fakat

su hususu belirtmekte yarar var ki modern kanunlarda rüsvet genis anlamı ile karsımıza

çıkmayıp dar anlamı ile kullanılmaktadır. Doktrinde yapılan tanımlarda da görülecegi üzere,

rüsvet alanın hukuki statüsü bakımından genelde Kamu otoritesinin temsiline vurgu

yapılmaktadır:

Dönmezer rüsveti, ‘’özel veya kamusal belirli bir fonksiyonla yükümlü olan bir

kisinin kendisi veya baskası için dogrudan dogruya veya dolayısıyla diger bir kimseden

fonksiyonuna baglı veya fonksiyonunun kolaylastırdıgı bir tasarrufu icra etmek, geciktirmek,

veya ihmal etmek için herhangi bir surette olursa olsun bir sey talep etmesi veya vaatte

bulunulmasını istemesi’’ olarak; Önder, ‘’memurun görevini menfaat karsılıgında satması

veya bir ferdin Devlet fonksiyonunu menfaat karsılıgı satın almaya yönelik girisimde

bulunması’’ olarak; Erman-Özek, ‘’memurun, kendi görevine giren bir tasarruf veya islem

sebebiyle, bir kimseden verilmesi gerekmeyen bir karsılık kabul etmesine yol açan bir

anlasma’ ’ o l a r a k ; Erem-Toroslu, ‘ ’ bir memur ile herhangi bir kisi arasında

gerçeklestirilen ve memurun yetkilerinin icrası ile ilgili bir is için digerinden haklı olmayan

bir karsılık kabul etmesi sonucunu doguran bir anlasma’’ olarak; Artuk-Gökcen-

Yenidünya, ‘’kamu görevlisinin icbar veya ikna tarzında bir hareketi olmaksızın görevin

gereklerine aykırı olarak bir isi yapması veya yapmaması için vardıgı anlasma sonucunda

yarar saglaması’’ olarak; Soyaslan, ‘’bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı

bir isi yapması veya yapmaması için kisiyle vardıgı anlasma çerçevesinde bir yarar

saglaması’’ olarak; Özgenç, ‘ ’ hukuki olan veya olmayan bir isin yapılması ya da

yapılmaması amacıyla, bir kamu görevlisinin haksız bir menfaat temin etmesi’’ olarak

tanımlamıstır.

Yargıtay ise rüsveti ‘’memurun görevine giren, yetkili oldugu konuda karsı tarafla

aralarında serbest iradelerinin ürünü olan, karsılıklı rızaya dayalı bir anlasma sonucunda

çıkar elde etmesidir. Kendi eylemi de suç olusturan rüsvet verenin, sagladıgı çıkarın yasal

olmadıgını bildiginde kusku yoktur’’ seklinde tanımlamıstır.

5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinin 3’üncü fıkrasında rüsvetin

tanımı yapılmıstır. Buna göre; ‘’rüsvet, bir kamu görevlisinin, görevin gereklerine aykırı

olarak bir isi yapması veya yapmaması için kisiyle vardıgı anlasma çerçevesinde bir yarar

saglamasıdır’’. Aynı maddenin 29.6.2005 tarihli, 5377 s.lı kanunla degisik 5’inci

fıkrasında ‘’Yabancı bir ülkede seçilmis veya atanmıs olan, yasama veya idarî veya adlî bir

görevi yürüten kamu kurum veya kuruluslarının, yapılanma sekli ve görev alanı ne olursa

olsun, devletler, hükümetler veya diger uluslararası kamusal örgütler tarafından kurulan

uluslararası örgütlerin görevlilerine veya aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine

getirenlere, uluslararası ticarî islemler nedeniyle, bir isin yapılması veya yapılmaması veya

haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazası amacıyla, dogrudan veya dolaylı olarak

yarar teklif veya vaat edilmesi veya verilmesi de rüsvet sayılır’’ denilmek üzere rüsvetin

kapsamı rüsvet verme bakımından genisletilmistir.

Bu tanımlardan sonra rüsvet suçunu tarif eden söyle bir tanım verilebilir: Kamu

görevlisi ile bir kimsenin, kamu görevlisinin görevi dahilinde bulunan bir islem veya eylemi,

görevinin gereklerine aykırı olarak yapması veya yapmaması karsılıgında yarar saglama

hususunda anlasmalarıdır.

Rüsvete konu olan ve yapılması istenen isin, memurun yapması gereken veya

yapmaması gereken bir is olmasına göre bir ayrım yapılıp, bu ayrıma göre de tanım

yapılabilir. Yarar, memurun kanun ve nizamlara göre yapması gereken bir isin karsılıgı ise

basit rüsvet166ten; yapmaması gereken bir isin karsılıgı ise nitelikli rüsvetten söz edilir.

5237 s.lı Türk Ceza Kanununa göre, 252’nci maddenin 5’inci fıkrasında düzenlenen rüsvet

suçu hariç olmak üzere, basit rüsvet alma eylemi, diger sartları olustugu takdirde 257’nci

maddede düzenlenen görevi kötüye kullanma suçuna vücut verirken, basit rüsvet verme suç

olmaktan çıkarılmıstır.

Rüsvet suçu, yararın verilis zamanına göre de ikiye ayrılmaktadır. Rüsvet kamu

görevlisine isin yapılmasından önce verilirse ‘’önceden rüsvet’’; tarafların arasında bir

anlasma olmadıgı halde, is yapıldıktan sonra verilirse ‘’sonradan rüsvet’’ten bahsedilir169.

Türk Ceza Kanununa göre ise rüsvet anlasmasına esas teskil eden husus, görev gereklerine

aykırı olarak yapılması veya yapılmaması gereken isin, gelecege yönelik olmasıdır. Bu

nedenle rüsvet anlasması olmadan geçmiste yapılan bir is için sonradan yarar kabul edilmesi,

diger sartları olustugu takdirde 257’nci maddede düzenlenen görevi kötüye kullanma suçuna

vücut verir.

2. Rüsvet Suçunun Hukuki Yapısı

Ceza K anunlarında rüsvet suçu ile ilgili iki sistem kabul edilmektedir. Birinci

sisteme göre rüsvet; fert veya kamu görevlisinin haksız menfaat teklif veya vaat etmesi veya

vermesi, karsı tarafın da bunu kabul etmesi seklinde iki tarafın ayrı ayrı fiilleri olarak

düzenlenmektedir. Rüsvet alanın ve verenin sorumlulukları, aralarında istirak durumu

olmaksızın, birbirinden bagımsız olarak dogar. Diger bir deyisle rüsvet alan ve veren tek

suçun serikleri degil, birbirinden ayrı ve bagımsız iki suçun failleridir. Mülga Türk Ceza

Kanununun kabul ettigi sistem budur. Gerçekten de Mülga Türk Ceza Kanununda rüsvet

alma ve verme eylemleri ayrı maddelerde yaptırım altına alınarak (m.212’de rüsvet alma;

m.213’de rüsvet verme), bu suçlarının birbirinden bagımsız olarak gerçeklestigi kabul

edilmekte ve faillerin sorumlulukları ayrı ayrı dogmaktaydı.

Ikinci sistemde ise rüsvet, kamu görevlisi ile birey arasında yapılan bir anlasma

olup, her iki tarafı da sorumlu hale getirecek tek fiil halinde düzenlenmektedir. Ikinci

sistemde rüsvet alan ve veren birbirinin seriki durumundadır; gerçeklesen sadece tek

suçtur. 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun kabul ettigi sistem budur. Bu husus 252’nci

maddenin gerekçesinde de söyle vurgulanmıstır: ‘’Bir tarafta, rüsvet veren; diger tarafta ise

rüsvet alan kamu görevlisi yer almaktadır. Rüsvet veren ve alan, aynı amacın gerçeklesmesini

hedeflemektedirler. Bu itibarla, veren ve alan açısından rüsvet suçu tek bir suçtur.’’ Rüsvet alma

ve verme eylemlerinin hukuki konusu aynıdır. Rüsvet suçunun olusabilmesi için, rüsvet alan

ile birlikte rüsvet verenin de bulunması zorunludur. Suçun gerçeklesmesi için tarafların

iradeleri de aynı yönde olup anlasmanın olusması gerekmektedir. Bu bakımdan rüsvet alan

ve veren birbirlerine istirak etmektedirler ve suçu birlikte gerçeklestirmektedirler.

Doktrin ve uygulamada rüsvet suçu, çok failli suç olarak nitelendirilmistir.

Bilindigi üzere kanuni tanıma uygun bir surette islenebilmeleri için birden fazla failin

bulunması sart olan suçlara çok failli suçlar denir. Yukarıda da bahsedildigi üzere rüsvet

suçunun olusması, rüsvet alan ve veren olmak üzere iradeleri aynı yönde olan iki kisinin

bulunmasını zorunlu kılar.

Çok failli suçlar doktrinde, yakınsama (tekarüb) suçları, karsılasma (telaki) suçları

olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmaktadır. Yakınsama suçlarında, zorunlu olarak suçun

islenisine katılan ve aynı gayenin gerçeklesmesini isteyen kisiler, aynı yönden hareket

etmektedirler. Karsılasma suçlarında ise, zorunlu olarak suçun islenmesine katılan kisiler

yine aynı gayenin gerçeklesmesini istemekte; fakat aynı gayeyi gerçeklestirmek üzere farklı

yönlerden hareket etmektedirler. Rüsvet suçunun gerçeklesmesi için, rüsvet alan ve veren

olmak üzere, aynı gayeyi gerçeklestirmek için farklı yönlerden hareket eden kisilerin

bulunması gerektiginden, rüsvet, karsılasma suçları arasında yer alır.

Karsılasma suçları da kendi aralarında ‘’homojen hareketli karsılasma suçları’’ ve

‘’heterojen hareketli karsılasma suçları’’ olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Rüsvet

suçunda, faillerin ‘’almak’’ ve ‘’vermek’’ gibi iki farklı hareketin karsılasması

öngörüldügünden rüsvet suçu ‘’heterojen hareketli karsılasma suçu’’dur.

3. Rüsvet Suçunun Niteligi

Nitelik bakımından rüsvet suçu, ‘’yüz kızartıcı suçlar’’ grubunda yer alır.

Anayasamızda ve bazı kanunlarımızda ‘’yüz kızartıcı suçlar’’dan bahsedilip, bu suçların

islenmesine bir takım sonuçlar baglanmıstır. Bununla birlikte yüz kızartıcı suç kavramı

kolayca belirlenen bir kavram olmayıp; yüz kızartıcı suç kavramından ne anlasılması

gerektigi hususunda doktrin ve uygulamada açıklık yoktur. TBMM.´nin 12 Mayıs 1937 gün,

991 s.lı Yorum Kararında, bu kapsamda yer alması gereken suçları belirleyecek olanın yargı

mercileri olduguna isaret edilmistir.

Anayasa ve diger kanunlarda yer alan ‘’…zimmet, ihtilas, irtikap, rüsvet, hırsızlık,

dolandırıcılık,sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla…’’

cümlesinden hareketle, ‘’gibi’’ edatının sadece cümlede geçen suçları kapsayacak sekilde dar

yorumlanması gerektigini belirten görüse karsılık, ‘ ’ gibi’’ edatının benzetme amacıyla

kullanıldıgını, bu yüzden cümlede yer alan suçlar dısındaki küçük düsürücü, utandırıcı

suçların da bu kapsamda yer alması gerektigi görüsü ileri sürülmüstür.

Doktrinde, anayasada ve bazı kanunlarda belirtilen bu suçların ortak özelliginden

hareketle, yüz kızartıcı suçlar, failin hile, zor kullanma, güveni kötüye kullanma

unsurlarından herhangi birini gerçeklestirerek, kendisine veya bir üçüncü sahsa malvarlıksal

menfaat saglamak amacıyla islenen suçlardır, seklinde tanımlanmıstır. Fakat ne kadar

tanım yapılırsa yapılsın, bu kavram, fiilden ziyade duyguya baglı bir durum olup ahlakı

ilgilendirmektedir. Bu da, toplumdan topluma, zamandan zamana, kisiden kisiye

degismektedir. Bu yüzden bu kavramın içerigini objektif olarak ispatlamak imkansızdır.

Kendisine çok agır sonuçlar baglanmıs bulunan bir kavramın, içeriginin tam olarak

saptama imkanının bulunmaması, bu kavramın mantıga uygun, dengeli bir ölçüsünün

yapılamaması hukuki güvence açısından sakınca yarattıgından, ‘’yüz kızartıcı suç’’ kavramı,

haklı olarak, elestirilerek anayasadan ve kanundan bu kavramın çıkarılması gerektigi ileri

sürülmüstür.

4. Rüsvet Suçunun Konusu

Rüsvet suçunun konusu, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak

bir isi yapması veya yapmaması için kisiyle vardıgı anlasma çerçevesinde bir yarar

saglamasıdır.

Yarar, sözlük anlamı olarak, ‘’Bir iste kullanılan herhangi bir seyin verdigi iyi

sonuç, kazanç, fayda, kar, menfaat, çıkar’’manalarına gelmektedir. Hukuki anlamda ise

‘’…Kamu görevlisinin durumunu maddi veya manevi bakımdan degistirerek onu tatmin eden,

almadıgı, kabul etmedigi haline nispetle kendisini daha müsait duruma getiren her sey…’’

anlamına gelmektedir.

‘’Yarar’’ kavramı genis bir sekilde anlasılmalıdır. Bunun kapsamına para ile

birlikte kıymet ifade eden her türlü mal dahildir. Bir malın verilmesini saglamak, senet

kırmak, borç vermek, bir borcun vadesini uzatmak, borca kefil olmak, cebri icrayı

durdurmak, bir baskasına ait tasınır veya tasınmaz malı bedel ödemeksizin kullanmak,

kendisine veya yakınlarından birine bedel ödemeksizin hayat sigortası temin etmek, meslekte

ilerlemeyi saglamak ‘’yarar’’ kavramına dahildir.

Maddi yarar konusunda tartısma olmamakla beraber manevi yararın da ‘’yarar’’

kavramı içerisinde degerlendirilmesi gerektigi hususu doktrinde tartısmalıdır. Bir görüse

göre, insanın hosuna giden, gururunu oksayan, övünmesine vesile olan veya sırf estetik

hislere hitap eden hususlar ile cinsel veya benzeri arzuların tatmini de yarar kavramı

içerisinde degerlendirilmelidir.

Kanunda ‘’yarar’’ kavramını dar yorumlamayıp manevi yararların kapsam dısı

bırakılmasını gerektirecek herhangi bir hüküm bulunmadıgından bu görüs yerindedir. Kısaca

kisinin maddi, manevi her türlü ihtiyacına cevap veren seyler, yarar kavramı içerisinde

mütalaa edilmelidir.

Yararın, gerekçede de belirtildigi üzere, bir isin hukuki olmayarak yapılması ya da

yapılmaması amacıyla temin edilmis olması gerekir. Dolayısıyla böyle bir amaç

bulunmaksızın, diger bir deyisle herhangi bir teklif veya anlasma olmaksızın, isin

yapılmasından sonra, bundan duyulan memnuniyet sonucu kamu görevlisine hediye

verilmesi halinde rüsvet suçunun olustugundan bahsedilemez. Yine aynı sekilde yarar

gelecege iliskin bir isle ilgili olmalıdır. Yararın geçmiste bir islem veya eylemin

yapılmasından dolayı saglanması durumunda, taraflar arasında islem veya eylemin yerine

getirilmesinden önce yapılmıs rüsvet anlasması bulunmadıgından, rüsvet suçu

olusmayacaktır.

Yararın miktarının az ya da çok olmasının suçun olusması açısından önemi yoktur.

Degerin azlıgı sadece, hakim tarafından cezanın miktarı belirlenirken dikkate alınabilir.

Ancak, rüsvetten söz edilebilmesi için, kamu görevlisinin yaptıgı hizmet ile kisinin sagladıgı

yarar arasında makul bir oranın bulunması da gerekir. Dolayısıyla bu ikisi arasında apaçık bir

oransızlık bulundugunda, örnegin ufak bir bagıs veya ikram veya nezaket ifadesi olan küçük

hediyeler yahut bir kutlama veya ziyafet söz konusu oldugunda, bunun memurun görevini

yapıp yapmamak konusundaki iradesine etki ettigi söylenemez ve rüsvetten söz edilemez.

Yine aynı sekilde yerlesmis bir gelenek sebebiyle verilen bahsisler de rüsvet sayılmaz. Keza

belirli islerin yapılması karsılıgında, ilgili mercilerin bilgi ve onayı ile verilecegi vaat olunan

ödüller de rüsvet sayılmaz. Örnegin arabası çalınan kisinin, suçun faillerini bulan polis

memurlarına ödül veya para ikramiyesi verecegini bildirmesi veya i lan etmesi rüsvet vaadi

olarak kabul edilemez.

Suçun olusması için yararın dogrudan kamu görevlisine yönelik olmasına da gerek

bulunmamaktadır. Kamu görevlisi ile üçüncü kisi arasında anlasma bulunmak sartı ile, bu

kisinin de elde ettigi yarar da, rüsvet sayılır. Görevden çekilmis veya ayrılmıs olan kamu

görevlisinin görevi sırasında yaptıgı bir isten dolayı yararı sonradan kabul etmesi halinde de

rüsvet suçu gerçeklesir.

Rüsvet suçu, tarafların anlasması ile gerçeklestiginden menfaatinin sarta baglı

olarak verilmesi rüsvet suçunun olusmasına engel olmaz.

Temin edilen yararın gerçek olmaması halinde, diger bir ifade ile kamu görevlisine

deger ihtiva ediyormus gibi gösterilen fakat gerçekte hiçbir deger ihtiva etmeyen bir yarar

temin edilmesi, örnegin kamu görevlisine rüsvet olarak verilen paranın sahte çıkması, halinde

de rüsvet suçu gerçeklesecek midir? Bu durumda da rüsvet suçu gerçeklesecektir. Çünkü

rüsvet suçu, taraflarca, anlasmanın yapılması ile gerçeklesir. Daha sonradan edimlerin

anlasmaya uygun bir sekilde yerine getirilmis olup olmamasının rüsvet suçunun

gerçeklesmesi bakımından bir önemi yoktur. Aynı sekilde yarar vaat eden tarafın bu vaadini

yerine getirip getirmemesi de önemli degildir.

Yine, suç anlasma ile olustugundan, saglanan yararın iade edilmesi de suçun

olusmasını engellemez. Fakat bu durumda, fail, islenmis bir suçu islenmemis hale

getirmese de sahsi cezasızlık sebebi olarak etkin pismanlık hükümlerinden faydalanabilir.

Mülga Türk Ceza Kanununda rüsvete konu olan nesneler 211’inci maddenin 1’inci

fıkrasında: ‘’para, hediye, her ne nam altında olursa olsun saglanan diger menfaatler, alıp

satılan veya ihale edilen malların gerçek degeri ile verilip alınan bedel arasındaki fahis

fark’’ olarak kabul edilmisti. Mülga Türk Ceza Kanununda zimmet ve irtikap suçlarında

farklı kavramlar kullanılmıs olması sebebiyle kavram birlikteligi saglanamamıstı. 5237 s.lı

Türk Ceza Kanununda ise ‘ ’yarar’’ kavramı kullanılarak suçlar arasındaki kavram birligi

saglandıgı için degisiklik yerinde olmustur. Ayrıca 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 252’nci

3’üncü fıkrasında geçen ‘’yarar’’ kavramı hiç süphesiz mülga Ceza Kanununda geçen

‘’para, hediye, her ne nam altında olursa olsun saglanan diger menfaatler’’i de

kapsamaktadır.

5. Kamu Görevinin Gereklerine Aykırılık

Kamu idaresine karsı suçlar, kamu görevi kötüye kullanılarak islenildigi için birer

görev suçudur. Bu niteligi itibariyle kamu idaresine karsı suçların tespiti açısından,

görevini usulüne uygun bir sekilde elde etmis olan kamu görevlisinin görevi dahilinde

bulunan isi, ne surette görevinin gereklerine aykırı bir biçimde ifa edebilecegini belirlemek

gerekir.

Ilk olarak; kamu görevlisi, kamu görevini usulüne uygun bir sekilde kazanmalıdır.

Eger usulüne uygun bir sekilde görevlendirilmemisse, görevi geregi yapmak veya yapmamak

zorunda oldugu isten bahsedilemez204. Bu durumda diger unsurları da mevcut ise kamu

görevinin usulsüz üstlenilmesi veya dolandırıcılık suçları olusur.

Ikinci olarak; kamu görevlisinin görevinin kapsamını belirlemek gerekir. Rüsvet

suçu da rüsvet alan bakımından görev suçudur. Kamu görevlisinin görevin gereklerine aykırı

olarak bir isi yapması veya yapmaması söz konusudur. Bu nedenle görevin gereklerine aykırı

olarak yapılması veya yapılmaması gereken is kamu görevlisinin görevine girmeli; diger bir

ifade ile rüsvet söz konusu olmadan da yapılması veya yapılmaması gereken is kamu

görevlisinin görevi dahilinde bulunmalıdır.

Görev, kamu görevlisinin yürüttügü faaliyetle ilgili kanun, tüzük, yönetmelik,

genelge, emir ya da talimat gibi düzenleyici islemler ile belirlenir. Görev, genel bir görev

olabilecegi gibi, özel bir görevde olabilir. Kamu görevlisi görev bakımından hangi

kamusal faaliyet alanında çalısmaktaysa o alandaki mevzuata göre görevin gerektirdigi

davranıs kurallarını belirlemek gerekir.

Rüsvet anlasmasına konu olan yapılması veya yapılmaması istenen isin kamu

görevlisinin görevi kapsamında olabilmesi için, söz konusu is, kamu görevlisinin yer

bakımından da görevli olmasını d a gerektirir. Kamu görevlisinin yer bakımından görevli

olmadıgı hallerde menfaat temin etmesi diger unsurları da bulunmak sartıyla dolandırıcılık

suçunu olusturabilir.

Kamu görevlisinin bireyle anlastıgı görevinin gereklerine aykırı olarak yapılması

veya yapılmaması gereken is, belirli bir is olmalıdır. Bu is için genel olarak

görevlendirilmesi yeterli olup ayrıca özel olarak görevlendirilme sartı aranmaz.

Peki rüsvete konu olan isin kamu görevlisinin görevine giren bir is olmasının

anlamı nedir? Bu sorun doktrinde de tartısılmıstır.

‘’Görev’’ kavramını dar yorumlayan görüse göre, rüsvet suçundan bahsedilebilmesi

için rüsvete konu olan isin kamu görevlisinin dogrudan görevi dahilinde bulunması ve o is

bakımından kamu görevlisinin dogrudan yetkili olması gerekir. Söz konu is dogrudan kamu

görevlisinin görevine girmemekte ise, kamu görevlisi görevli degildir ve rüsvet anlasması

görev icabı degil, kamu görevlisinin sıfatı sebebiyle yapılmıstır ve söz konusu fiil rüsvet

teskil etmeyecektir. Çünkü, maddede, görevin gereklerine aykırı olarak bir isin

yapılmasından veya yapılmamasından bahsedilmektedir. Bunun gerçeklesmesi ise isin

göreve dahil olması ile mümkündür. Kısaca, bu görüs, rüsvet suçunun gerçeklesmesi

açısından, söz konusu isin dogrudan kamu görevlisinin görevine giren bir is olması

gerektigini belirtmektedir.

Bu görüs, ‘’Görev’’ kavramını genis yorumlayan görüs tarafından elestirilmis ve

denmistir ki; rüsvet suçu ile korunan hukuki yarar idarenin saibe altında bulundurulmasına ve

idari islemlerin satın alınabilirligi hususunda toplumda meydana gelebilecek bir düsünceye

engel olmaktır. Öyle ise, kamu görevlisinin rüsvet konusu isle dogrudan görevli olması

gerekli olmamalıdır. Bu görüs taraftarları rüsvet konusu olan isin dogrudan kamu

görevlisinin görevi içerisinde yer almasa bile, söz konusu isin, kamu görevlisinin görev

yaptıgı dairenin yetkisi içinde bulunmasını yeterli görmektedirler.

Kanaatimce de rüsvet suçları ile korunan hukuki yarar dikkate alınmak suretiyle,

kamu görevlisinin dogrudan görevli oldugu hallerin yanında, dolaylı olarak görevli oldugu

halleri de suç kapsamında degerlendirmek gerekir. Söz konusu isin kamu görevlisinin

çalıstıgı dairenin yetkisi içinde bulundugu hallerde de somut olaya göre kamu rüsvet suçunun

gerçeklestigini kabul etmek gerekir. Yargıtay da bu görüstedir.

Dolayısıyla görevli olma kapsamına kamu görevlisinin baska kamu görevlileriyle

yapacagı isler de girmektedir. Kamu görevlisinin yaptıgı isin bir baska merci tarafından iptal

edilebilir olması ya da islemin diger kamu görevlilerinin imza veya mührüyle tamamlanması,

kamu görevlisinin isin bir kısmı açısından görevli olması halleri i sin onun görevine

girmedigini göstermez. Keza söz konusu isin kesin veya itirazı mümkün, denetlenmeye

tabi olup olmaması da önemli degildir. Rüsvet anlasmasına konu olacak isin, bu anlasmaya

taraf olacak kamu görevlisinin tek basına veya onun dahil bulundugu kurulca yapılabilecek

bir islem olması da önem tasımaz. Bu bakımdan bir kurul üyesinin lehte veya aleyhte oy

kullanmasını saglamak amacıyla kamu görevlisine yarar saglanması da rüsvet suçuna vücut

verir.

Üçüncü olarak; kamu görevlisi, görevinin gereklerine aykırı hareket etmelidir.

Görev geregine aykırı hareket; kamu görevlisinin yürüttügü kamusal faaliyetle ilgili olarak

kendisine yüklenmis olan davranıs kurallarına aykırı hareket etmis olmasıdır218.

Görev gereklerine aykırı davranıs, aslında, görev nedeniyle kamu görevlisine

verilen yetkilerin kötüye kullanılmasıdır. Gerçekten de ‘’yetki’’, ‘’görev’’den daha somut

anlama sahip olup, aynı zamanda görevin gereklerinin yerine getirilmesi açısından sahibi

tarafından kullanılması zorunlu bir olgudur. ‘’Yetki, görevin yerine getirilmesi için, su veya

bu biçimde davranma, karar verme imkanı saglayan kanuni haktır’’. Bu bakımdan kamu

görevlisinin, görevinin gereklerini yerine getirmesi açısından yetkilendirilmesi ve bu

yetkilerini hukuksal düzenlemelerle getirilen usul ve esaslara uygun kullanması zorunludur.

Iste, kamu görevlisine kanun ve diger hukuksal düzenlemelerle verilen bu yetkilerin,

kanunların gösterdigi usul ve esaslara aykırı olarak kullanılması görev geregine aykırılık

anlamına gelmektedir.

Ayrıca kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi icrai (yapma)

bir biçimde gerçeklesebilecegi gibi, ihmali (yapmama) bir biçimde de gerçeklesebilir.

Doktrinde kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı davranıldıgını gösteren

haller söyle belirtilmistir: Herhangi bir sekilde kanuni yetkisini asması; kanunun koydugu

usul ve sekle uymaması; takdir yetkisini gayesi dısında kullanması; görevin gerektirdigi ön

kosullara uyulmaması; yargı kararlarına uyulmaması. Kamu görevlisinin, görev geregince

yapılması gereken bir isi, belli bir süre geciktirmesi için anlasma yapması durumunda da

görev gereklerine aykırılık mevcuttur. Çünkü kamu görevlisi bu durumda tarafsızlık

ilkesinden ayrılarak hareket etmektedir.

Su halde rüsvet anlasması da bu çerçevede yapılmıs olmalıdır. Somut olayda hakim,

mevzuat hükümlerine göre isin, kamu görevlisinin görev kapsamı içinde olup olmadıgını

takdir edecektir.

II. TCK m.252/3’de DÜZENLENEN RÜSVET SUÇU

1. Genel Olarak

Önceden de belirtildigi üzere, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun kabul ettigi sistemde

rüsvet, 765 s.lı Türk Ceza Kanununun aksine, kamu görevlisi ile birey arasında yapılan bir

anlasma olup, her iki tarafı da sorumlu hale getirecek tek fiil halinde düzenlenmektedir.

Bundan dolayı bu sistemde taraflar birbirlerinin seriki durumundadırlar. Buna göre rüsvet

alan ve veren müsterek fail durumundadır. Müsterek faillik durumu da kanundan dogan bir

zorunluluktur. Bu durum hiç kuskusuz rüsvet suçunu çesitli yönlerden etkilemektedir. Yeri

geldikçe rüsvet suçunun bu durumuna deginilecektir. 5237 s.lı Türk Ceza Kanunu

düzenlemesi itibariyle Türk Ceza Hukukunda (TCK m.252/5 hariç olmak üzere) ‘’rüsvet

alma’’ ve ‘’rüsvet verme’’ suçu ayrımı da son bulmaktadır. Bu nedenle rüsvet suçu

anlatılırken ‘’rüsvet alma suçu’’ ve ‘’rüsvet verme suçu’’ diye bir ayrım yapılmayacak, yeri

geldikçe faillerin sıfatından ve eylemlerinin niteliginden dogan farklılıklara deginilecektir.

2. Korunan Hukuki Yarar

Devleti devlet yapan ve devletin devamını saglayan ögelerden biri de güvenilir

olmasıdır. Devletin, ülkesinde yasayan bireylerin, ister vatandas ister yabancı olsun, devlete

olan güvenlerin korunması ve devamının saglanması büyük önem tasır. Devletler,

güvenirligin saglanması ve devamı için hukuk çerçevesinde hareket edip, bütün bireylere

karsı esit ve dürüst yaklasmalıdır.

Bu anlayıs ve inanç Anayasada, kanunlarda vd. hukuki düzenlemelerde yer aldıgı

gibi bu düzenlemelere paralel olarak toplumu olusturan bireylerde de mevcuttur. Devletin

bireylerinde yer alan böyle anlayıs ve inancı bir an için bile sekteye ugratacak olan rüsvet

fiili, devlet faaliyetlerinin satın alınabilecegi inancını dogurur. ‘’Kamu hizmetlerinin esitlik

ve liyakatlilik açısından adalete uygun yürütüldügü’’, ‘’kamu görevlilerinin rüsvet kabul etmez

ve satın alınamaz” oldukları hususunda toplumda hâkim olan güvenin, inancın sarsılmaması

gerekir. Iste rüsvet suçları ile bu güven korunmak istenmistir.

Bunun dısında rüsvet anlasması ile ferdin hizmetine giren kamu görevlisinin, kamu

görev ve hizmetini ihmal etmesi, hizmetine girdigi ferdin çıkarını kamunun menfaatinden

üstün tutması, kanun ve nizamları korumaktan ileri gelen sorumlulugu çignemesi, kamu

idaresine göstermesi gereken sadakat yükümünü de ihlal etmis olmaktadır. Rüsvet eylemleri

cezalandırılarak, bu tür davranısların da önüne geçmek amaçlanmıstır.

Sonuç olarak, rüsvet suçu ile himaye altına alınan, kamu hizmetlerinin esitlik ve

tarafsızlıkla yürütülmesi; kamu hizmetlerinin esitlik ve tarafsızlıkla yürütüldügü ve kamu

görevlilerinin satın alınamaz oldugu hususunda güvenin korunması; ayrıca kamu görevlilerin

baglı oldukları kamu idaresine karsı sadakatlerinin korunmasıdır; kısaca, Kamu Idaresinin

düzgün islemesini temin etmektir.

3. Fail

Rüsvet suçunda, rüsvet alan ve veren olmak üzere en az iki kisiye ihtiyaç vardır:

Icbar veya ikna tarzında bir fiil olmaksızın, görevin gereklerine aykırı davranması hususunda

rüsvet alanın ve verenin haksız bir menfaat karsılıgında anlasması gereklidir. Bunun sonucu

olarak, rüsvet suçu, rüsvet alan ile birlikte rüsvet vereninde eyleme katılımını zorunlu kılar.

Bu bakımdan Mülga T ürk Ceza Kanununun aksine b u kisiler aynı suçun zorunlu failleri

durumundadırlar.

a) Rüsvet Alma Bakımından

5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinin 1’inci fıkrası hükmüne göre

rüsvet alma ancak kamu görevlisi tarafından gerçeklestirilebilir. Bu husus söz konusu

maddede; ‘’rüsvet alan kamu görevlisi…cezalandırılır’’ denilmek suretiyle belirtilmistir.

Yine aynı sekilde kamusal faaliyet icra etsin etmesin kurulus kanunlarında ‘’memur

sayılanlar’’ veya ‘’memur gibi cezalandırılanlar’’ da bu suçun faili olabilir.

Bunun dısında aynı maddenin 4’üncü fıkrasında, ‘ ’ Birinci fıkra hükmü, kamu

kurumu niteligindeki meslek kurulusları, kamu kurum veya kuruluslarının ya da kamu

kurumu niteligindeki meslek kuruluslarının istirakiyle kurulmus sirketler, bunların

bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalısan dernekler, kooperatifler ya da

halka açık anonim sirketlerle hukukî iliski tesisinde veya tesis edilmis hukukî iliskinin devamı

sürecinde, bu tüzel kisiler adına hareket eden kisilere görevinin gereklerine aykırı olarak

yarar saglanması hâlinde de uygulanır.’’ denilerek rüsvet alan açısından suçun kapsamı

genisletilmistir. Buna göre bu kisiler kamu görevlisi olmasalar bile, bu kisilerin görevlerinin

gereklerine aykırı olarak bir isin yapılması veya yapılmaması için yarar saglaması rüsvet

suçu kapsamı içerisinde degerlendirilecektir.

Söz konusu fıkrada belirtilen tüzel kisiler adına hareket eden kisiler, baskaları ile

baglı bulundukları tüzel kisiler arasında görev gereklerine aykırı olarak bir hukuki iliskinin

kurulması için veya kurulmus hukuki iliskinin devamı sürecinde yarar saglaması halinde bu

suçun faili olacaklardır. Bu kisilerin rüsvet suçunun faili olabilmeleri için hukuki iliskinin

kurulmasının görev gereklerine aykırı bir biçimde olması; diger bir ifade ile kurulmaması

gereken bir hukuki iliski için anlasmaya varılması veya yararın saglanması gerekir. Yine,

maddede belirtildigi gibi, hukuki iliskinin devamında görev gereklerine aykırı hareket

edilmesi için anlasmaya varılmalı veya yarar saglanmalıdır.

252’nci maddede, rüsvet alma bakımından, sadece yukarıda belirtilen kimselerin,

diger bir ifade ile, belirli sıfat veya nitelikleri tasıyan kisilerin suç faili olacagı öngörüldügü

için bu suç ‘’özgü suç’’tur. Suçun bu niteligi, ileride deginilecegi üzere, suça istirak

bakımından önem arz etmektedir.

Öncelikle, bir kimsenin görevinin geregine aykırı davranmak amacıyla menfaat

saglaması için, bu göreve usulüne uygun bir biçimde sahip olması gerekir. Bu bakımdan fiili

durum yeterli degildir. Ayrıca, görev geregi yapılması veya yapılmaması gereken islem

failin görevi dahilinde bulunmalıdır; diger bir ifade ile kamu görevlisi ‘’tervici merama

muktedir olmalı’’dır. Aksi takdirde rüsvet suçu olusmayacaktır. Bu bakımdan çesitli

ihtimaller öngörülebilir. Birinci ihtimal, failin sıfatını kötüye kullanarak sahsı, bir menfaat

temini vaadine icbar veya ikna etmesidir. Bu durumda irtikap suçu söz konusudur. Ikinci

ihtimal, failin sahsı görevli olduguna inandırmak suretiyle menfaat saglamasıdır. Bu

ihtimalde fail sıfatını kötüye kullanarak magduru inandırmıssa ikna suretiyle irtikap suçu

olusur233. Üçüncü ihtimal, kamu görevlisinin, özel iliskileri nedeniyle bu konuda yetkili olan

kisilere isi yaptırabilecegine veya herhangi bir sekilde isi yapabilecegine inandırarak menfaat

temin etmesidir. Bu durumda yetkili olmadıgı bir is için yarar saglama suçu olusacaktır.

Dördüncü ihtimal ise magdurun kamu görevlisi olmayıp, magduru kamu görevlisi olduguna

inandırıp menfaat temin etmesidir. Bu durumda dolandırıcılık suçu olusacaktır.

Bu söylenenler kamu görevlileri için geçerli olup, 252’nci maddenin 4’üncü

fıkrasında belirtilenler açısından ‘’tervici merama muktedir olma’’ sadece rüsvet suçu

açısından geçerlidir. Diger hallerde, b u kisiler kamusal faaliyetin yürütümüne katılan

konumunda degilse, diger sartların da gerçeklesmesi halinde, birinci ihtimalde yagma veya

dolandırıcılık, ikinci, üçüncü, dördüncü ihtimallerde dolandırıcılık suçu olusabilir.

Failin suçu isledigi sırada kamu görevlisi (veya m.252/4’de belirtilen kurumların

temsilcisi) olması yeterlidir. Sonradan bu sıfatını kaybetmesi veya fiili görev basında

olmadıgı sırada islemesi durumu degistirmez. Kamu görevlisinin fiili, görevli oldugu yerin

dısındaki yerlerde; tatil günü veya mesai haricinde de islenmesi mümkündür.

252’nci maddenin 2’nci fıkrasında failin sıfatı cezayı arttırıcı bir neden olarak

öngörülmüstür. Buna göre, ‘’rüsvet alan veya bu konuda anlasmaya varan kisinin, yargı

görevi yapan, hakem, bilirkisi, noter veya yeminli mali müsavir olması halinde…’’ ceza

arttırılacaktır.

b) Rüsvet Verme Bakımından

Rüsvet verme fiili herhangi bir kimse tarafından gerçeklestirilebilir. Madde de

rüsvet verenin sıfatı bakımından herhangi bir nitelik aranmamıstır. Bu husus maddenin

birinci fıkrasında ‘’Rüsvet veren kisi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.’’ denilerek

belirtilmistir. Rüsvet verme açısından failde herhangi bir nitelik aranmıs olmadıgı için kamu

görevlilerinin de rüsvet veren konumunda olmalarına herhangi bir engel söz konusu degildir.

Fakat rüsvet veren açısından, failin sıfatı hakkında bir sart aranmadıgı için kamu görevlisi,

görevi geregi elinde bulundurdugu araç ve gereçleri rüsvet suçunda kullanırsa verilecek ceza

arttırılır (TCK m.266).

4. Magdur

Rüsvet suçunun, hukuki yapı itibariyle heterojen hareketli karsılasma suçu oldugu

ve dolayısıyla çok failli suçlar grubunda yer aldıgı yukarıda belirtilmisti. Bundan dolayı

rüsvet suçunun gerçeklesmesi aynı gayeyi gerçeklestirmek üzere farklı taraflardan hareket

eden en az iki faile ihtiyaç gösterdigi için rüsvet alan ve veren bu suçun ne magduru ne de

zarar görenidir.

Rüsvet suçunun islenmesi ile kamu hizmetlerinin esitlik ve tarafsızlıkla yürütüldügü

ve kamu görevlilerinin satın alınamaz oldugu hususunda bireylerin Kamu idaresine karsı

besledigi güven sarsıldıgı için suçtan zarar gören K amu idaresidir. Suçun magduru ise

toplumu olusturan herkestir.

Bunun dısında, eylemin tesebbüs asamasında kalması halinde, kendisinden rüsvet

istenen kisinin, yapılması veya yapılmaması gereken isinin gecikmeye ugraması halinde

zarar göreceginden, bu kisinin de suçun magduru konumunda olabilecegi ileri sürülmüstür.

Fakat bu ihtimalde kamu görevlisinin rüsvet suçuna mı yoksa irtikap suçuna mı tesebbüs

ettigine dikkat edilmelidir.

5. Maddi Unsur

Rüsvet suçunun, hukuki yapı itibariyle heterojen hareketli karsılasma suçu oldugu

ve dolayısıyla çok failli suçlar grubunda yer aldıgı yukarıda belirtilmisti. Bundan dolayı

rüsvet suçunun gerçeklesmesi, aynı gayeyi gerçeklestirmek üzere farklı taraflardan hareket

eden en az iki faile ihtiyaç göstermesi, rüsvet alanın ve verenin hukuk aleminde sonuç

doguran hareketlerinin de birbirinden farklılık arz etmesini gerektirmektedir. Bu bakımdan,

aynı gayeyi gerçeklestirmek üzere farklı taraflardan ilerleyen suçun faillerinden rüsvet alanın

hareketi ‘’rüsvet alma’’dır; rüsvet verenin hareketi ise ‘’rüsvet verme’’dir.

Fakat söz konusu kanun hükmünün birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde ‘’Rüsvet

konusunda anlasmaya varılması halinde, suç tamamlanmıs gibi cezaya hükmolunur.’’

denilerek, suçun tamamlanması açısından vurgu, asagıda daha ayrıntılı olarak deginecegimiz

‘’rüsvet anlasması’’na yapılmaktadır. Bundan dolayı bu anlasmanın tarafları ika ettikleri

rüsvet alma ve verme fiillerini, rüsvet anlasması sonucu gerçeklestirmek zorundadırlar. Bu

sebeple ilk önce ‘’rüsvet anlasması’’ kavramının açıklıga kavusturulması gerekmektedir.

a) Rüsvet Anlasması

Alınan veya saglanan yararın rüsvet suçunu olusturabilmesi için kamu görevlisi ile

birey arasında rüsvet anlasması yapılması zorunludur. Rüsvet anlasmasından söz

edilebilmesi için kamu görevlisi ile birey arasında, kamu görevlisinin, görevinin gereklerine

aykırı olarak bir isi yapmasına veya yapmamasına karsılık yarar saglanması hususunda

anlasmaya varılması gerekir.

Rüsvet anlasmasının her iki yanı, bu anlasmadan yarar saglamayı

amaçlamaktadırlar. Buna göre, kamu görevlisi bu anlasma ile haksız yarar saglamayı, birey

ise kamu görevlisinin görevinin geregine aykırı olarak yapacagı isten yarar elde etmeyi

amaçlamaktadır. Esasen kamu görevlisi yanında bireyinde cezalandırılmasının sebebi bu

yararı elde etmek için gayrimesru zeminde olmasıdır. Bu nedenle, faili harekete geçiren

etkenler, herhangi bir yarar elde etme degil de, dostluk veya acıma gibi nedenlerden

kaynaklanıyorsa anlasmanın varlıgından bahsedilemez. Ayrıca, anlasmanın gerçeklesmesi

için gerekli olan rızaların, özellikle bireyin rızasının, herhangi bir sebeple fesada

ugratılmaması gereklidir. Bireyin rızası cebir, tehdit, hile ile elde edilmisse veya birey

kendiliginden hataya düsmüsse diger sartları var ise irtikap suçu söz konusu olur.

Teklifin kamu görevlisinden veya bireyden gelmesi önemli olmayıp, teklif hangi

taraftan gelirse gelsin rüsvet anlasması karsı tarafın kabulü ile tamamlanacaktır.

Kamu görevlisinin bireyle anlastıgı görevinin gereklerine aykırı olarak yapılması

veya yapılmaması gereken is, belirli bir is olmalıdır. Bu sebeple bireyin, ileride kamu

görevlisi ile sıklıkla is iliskisinde bulunacagından bahisle, önceden belli olmayan isler için

menfaat saglaması durumunda rüsvet anlasmasından söz edilemeyecektir.

Anlasma, hukuka aykırı bir hususta yapıldıgından hukuk düzenince korunacak

nitelikte anlasma olmayıp, hukuk düzenince korunacak seklinde yapılması sartı da aranmaz.

Anlasma için tarafların bir araya gelmeleri sart olmayıp, herhangi bir sekil sartı d a söz

konusu degildir. Anlasmanın, kamu görevlisi ile bireyin, karsılıklı görüserek sarih bir

sekilde gerçeklesmesi mümkün oldugu gibi, birey tarafından kamu görevlisine menfaat

gönderildigi hallerde, kamu görevlisinin bu menfaatin görevinin gereklerine aykırı bir isin

yapılması veya yapılmaması amacıyla gönderildigini anladıktan sonra bunu kabul etmesi

durumu gibi zımni bir sekilde gerçeklesmesi de mümkündür.

Taraflar arasında yapılan anlasma bir isleme iliskin olabilecegi gibi bir eylemin

yerine getirilmesine iliskin de olabilir. Bir islem veya eylemin görevin gereklerine aykırı

olup olmadıgını saptarken bu anlasmanın yapıldıgı tarihe bakmak gerekir. Anlasmanın

yapıldıgı tarihten sonra anlasma konusu islem veya eylemin görevin gereklerine uygun hale

rüsvet suçunu, görevi kötüye kullanma suçuna (TCK m.257/3) döndürmez.

Hakim, temini istenen hususun yerine getirilmesinin, kamu görevlisinin görevinin

gereklerine aykırı olup olmadıgını arastırmalıdır.

Taraflar anlasma konusu borçlarını anlasma esnasında yerine getirebilecekleri gibi,

daha sonradan da yerine getirebilirler. Anlasma konusu isin veya vaadin yerine getirilip

getirilmemesi de suçun gerçeklesmesi açısından önem tasımaz. Anlasma ile suç

gerçeklestiginden, görev gereklerine aykırı olarak yapılan veya yapılmayan anlasma konusu

islemin veya eylemin yerine getirilmesinden sonra birey tarafından vaat edilen yararın yerine

getirilmesi veya getirilmemesi de önemli degildir. Rüsvet verenin, sonradan vazgeçerek

durumu kolluk kuvvetlerine bildirmesi durumunda da suçun niteligi degismeyecek, suç

irtikaba dönüsmeyecektir. Sartları varsa birey etkin pismanlık hükümlerinden

faydalanacaktır.

Rüsvet anlasmasının gerçeklesmesi bakımından önemli olan esit durumda bulunan

tarafların serbest irade ile uyusmus olmasıdır. Bu yüzden kamu görevlisinin rüsvet suçu

islediginin ögrenilmesi üzerine, görevliler tarafından temin olunan kisinin, kamu görevlisini

yakalamak amacıyla, kamu görevlisi ile rüsvet anlasması yapması durumunda rüsvet suçunun

olusup olusmadıgı tartısılmıstır.

Bu konuda doktrinde çesitli fikirler ileri sürülmüstür. Bir görüse göre; birey verdigi

paranın failin yakalanması için verildigini bilmekte olup, kamu görevlisi ile aralarında

serbest iradenin ürünü olan bir anlasma mevcut degildir. Bu nedenle rüsvet verenin eylemi

suç teskil etmemektedir. Yine aynı görüse göre, serbest iradeye dayalı bir anlasmanın sonucu

olmadıgı için yararı kabul eden kamu görevlisinin eylemi görevi kötüye kullanma

niteligindedir. Yargıtay da önceki kararlarında bu görüste idi.

Bu görüs Erman tarafından elestirilmis ve denmistir ki; rüsvet anlasması kanuna

aykırı oldugundan batıldır ve batıl anlasma yapan tarafların sübjektif durumları ile mesgul

olmak, görünürde rıza ile yetinmeyip gerçek bir rıza aramak yersizdir. Bu durumda menfaati

verenin ceza almamasının sebebi etkin pismanlık hükümlerinden yararlanabilecek durumda

olmasıdır. Menfaati kabul eden kamu görevlisinin ise cezalandırılması gerekmektedir. Çünkü

sadece menfaati verenin gerçek arzusunun ne merkezde olduguna bakarak, kamu görevlisinin

bastan beri degismeyen davranısını farklı sekilde nitelendirmek, fiile yabancı unsurlara

bakarak failin fiiline anlam verilmesini yasaklayan suç unsurları genel teorisinin esaslarına

da aykırıdır.

Diger bir görüse göre ise, rüsvet anlasmasının gerçeklesebilmesi tarafların gerçek

manada yapılan anlasma dogrultusunda iradelerinin birlesmesine baglıdır. Bu yüzden birey,

kamu görevlisini yakalatmak amacıyla onunla anlasmıs gibi görünürse bu durumda maddenin

aradıgı anlamda rüsvet kabul etme söz konusu olmadıgından rüsvet suçu kamu görevlisi

açısından tesebbüs asamasında kalır. Yargıtay da yeni kararlarında bu gibi durumlarda

rüsvet suçunun tesebbüs asamasında kaldıgını kabul etmektedir. Kamu görevlisi kendisine

rüsvet teklif eden sahsı yakalatmak amacı ile anlasmıs gibi görünürse kamu görevlisi

açısından herhangi bir suç olusmaz.

Rüsvet anlasmasının sarta baglı olarak yapılması da mümkündür. Bir görüse

göre, rüsvet anlasmasının konusunun görev gereklerine aykırı bir isin yapılması veya

yapılmaması oldugundan ve sart gerçeklesmediginde anlasma da ortadan kalkacagından

kosula baglı rüsvet anlasması yapılamayacaktır. Yargıtay kararları da bu yöndedir. Fakat

suçun tamamlanması için anlasmayı yeterli bulan, vaadin yerine getirilmesini dahi aramayan

Türk Ceza Kanununun sistemi göz önünde bulunduruldugunda, sarta baglı olarak rüsvet

anlasmasının yapılmasına hiçbir engel bulunmamaktadır. Korunan hukuki yarar da dikkate

alındıgında bireylerin kamu idaresine olan güven duygusunun zedelenmesi açısından

anlasmanın sarta baglı olması ile olmaması arasında bir fark olmadıgı da açıktır. Bu açıdan

bakıldıgında sarta baglı rüsvet anlasması yapılabilir.

b) Rüsvet Alma

Rüsvet alma bakımından gerçeklesmesi gereken hareket ‘’rüsvet alma’’dır. ‘’Rüsvet

alma’’; rüsvete konu nesnenin, rüsvet verenin egemenlik alanından çıkarılıp, failin veya onun

öngördügü üçüncü kisinin egemenlik ve nüfuz alanına sokulması ile tamamlanır.

Yargıtay’ın kararları da bu dogrultudadır.

‘’Alma’’ fiili görevin gereklerine aykırı olarak bir islemin veya eylemin yapılması

veya yapılmaması için olmalıdır. Bunun sonucu olarak da kamu görevlisinin anlasmaya konu

olan yapması veya yapmaması gereken islem veya eylemin görevi dahilinde bulunması

gereklidir.

Rüsvet almanın gerçeklesebilmesi için yararın rüsvet anlasmasının konusunu

olusturması gerekir. Diger bir ifade ile, böyle bir anlasma yapılmamıs olsaydı böyle bir yarar

da saglanmayacak olmalıdır. Bu nedenle ortada anlasma yok iken, yapılması veya

yapılmaması görev gereklerine aykırı olan bir is, yerine getirildikten sonra, kamu

görevlisinin bireyden yarar talep veya kabul etmesi halinde rüsvet suçu olusmayacaktır264. Bu

durumda diger sartları da olusmak kaydı ile görevi kötüye kullanma (TCK m.257/1)

suçundan bahsedilebilecektir. Yargıtay da bu gibi durumlarda görevi kötüye kullanma266

veya disiplin suçu olusacagı kanaatindedir.

Rüsvet anlasmasına konu olan yararın saglanmasının, s u ç un tamamlanması

bakımından önemi yoktur. Rüsvet verenin yanlıslıkla aradaki anlasmayı asar bir biçimde

ödemede bulunması, kamu görevlisinin de bu hatanın farkına vardıgı halde, fazla olan kısmı

iade etmemesi halinde, kamu görevlisine görev sebebiyle tevdi söz konusu olmadıgından

hatadan yararlanmak suretiyle irtikap suçu olusmayıp, rüsvet suçuna ilave olarak TCK

m.160’da düzenlenen kaybolmus veya hata sonucu ele geçmis esya üzerinde tasarruf suçu da

olusacaktır.

Yararın alınmasının zamanı önemli degildir. Rüsvet anlasması önce yapılmak

kaydıyla anlasmanın geregi daha sonradan yerine getirilebilir. Hatta anlasmaya konu olan

yararı, kamu görevlisi, bu sıfatı kalktıktan sonra da alabilir. Önemli olan, yapılması veya

yapılmaması göreve aykırı olan is ile yarar arasında illiyet bagının bulunmasıdır.

Rüsvet suçunun konusunu olusturan yararın kamu görevlisi tarafından bizzat

alınması da gerekmez. Bu yarar, anlasma geregi baskasına da saglanabilir.

c) Rüsvet Verme

Rüsvet veren açısından gerçeklesmesi gereken hareket, rüsvet vermedir. Bu husus

252’nci maddenin 1’inci fıkrasında ‘ ’ Rüsvet veren kisi de kamu görevlisi gibi

cezalandırılır.’’ denilmek suretiyle belirtilmistir. Verme fiili ile birlikte menfaat üzerindeki

tasarruf yetkisi, 252’nci maddede sayılan kimselere devredilmis olacaktır.

Rüsvetin 252’nci maddede sayılan kimselere verilmesi, vaat veya teklif edilmesi

gerekmektedir. Aksi takdirde mefruz suça iliskin hükümler uygulanır. Rüsvet verilen kamu

görevlisinin, rüsvet vermeye sebep olan is konusunda yetkili olması gereklidir. Kamu

görevlisinin görevine iliskin bulunmayan bir is için menfaat verilmesi durumunda rüsvet

suçu olusmaz.

Rüsvetin 252’nci maddede sayılan kimselere, yapılması veya yapılmaması

görevlerinin gereklerine aykırı bir is için verilmesi gerekir. Kamu görevlisine, görevinin

gerektirdigi sekilde hareket etmesi için yarar saglanması, 5237 s.lı Ceza Kanununda

yaptırıma baglanan bir eylem olarak düzenlenmedigi için rüsvet suçu veya baska bir suç

gerçeklesmeyecektir.

Ayrıca yarar, rüsvet veren ile kamu görevlisi arasında yapılan anlasmanın geregi

olarak verilmelidir. Tarafların arasında herhangi bir anlasma olmadan, kamu görevlisinin

yaptıgı bir islem veya eylemden duyulan memnuniyet sonucu yarar verilmesi halinde yine

rüsvet suçu gerçeklesmeyecektir.

Rüsvet alma da oldugu gibi suçun gerçeklesmesinde önemli olan anlasmanın

yapılmasıdır; yoksa suçun tamamlanması açısından anlasmanın konusunu olusturan yararın,

252’nci maddede gösterilen kimselere saglanması degildir.

d) Suçun Tamamlanma Anı

Görüldügü üzere, rüsvet suçunun maddi unsurunu olusturan hareket rüsvet alan

açısından, ‘’rüsvet alma’’; rüsvet veren açısından ise, ‘’rüsvet vermedir’’. Bu bakımdan

suçun tamamlandıgı an, rüsvet alan açısından, rüsvetin alındıgı; rüsvet veren açısından ise

rüsvetin verildigi andır. Fakat bu alma ve vermenin, rüsvet suçunu olusturabilmesi için rüsvet

alan ve veren arasında yapılan bir anlasmanın sonucu olması gerekmektedir.

Iste; kanun koyucu tarafından, 2 5 2 ’nci maddenin 1’nci fıkrasında, ‘’Rüsvet

konusunda anlasmaya varılması halinde, suç tamamlanmıs gibi cezaya hükmolunur’’

seklinde hüküm getirilerek, cezalandırma açısından, suçun tamamlandıgı anın, anlasmanın

yapıldıgı an oldugu belirtilerek, suçun tamamlanması öne alınmıstır. Bu nedenle suçun

tamamlandıgı an, kamu görevlisi ile bireyin, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı

olarak bir isi yapması veya yapmaması ve bireyinde bu ise karsılık bir yarar saglaması

hususunda hür iradeleri ile anlastıkları zamandır.

Bu husus gerekçede, ‘’Rüsvet suçu, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin

edildigi anda tamamlanmıs olur. Ancak izlenen suç siyaseti geregi olarak, rüsvet suçunun

kamu görevlisi ile is sahibi arasında belli bir isin yapılması veya yapılmaması amacına

yönelik menfaat teminini öngören bir anlasmanın yapılması durumunda dahi rüsvet suçu

tamamlanmıs gibi cezaya hükmedilecektir.’’ seklinde ifade edilmistir.

Bu bakımdan rüsvet suçu tarafların anlasmaları ile tamamlanmıs olup, yararın

saglanmasına gerek olmasa da, yararın saglanması suçun sona ermesi anı bakımından önem

arz edecektir. Bunun sonucu olarak, taraflar arasında rüsvet anlasması yapılıp suç

tamamlansa bile, rüsvet verilene kadar suça istirak edilebilecektir.

Suçun tamamlanma anının tespiti dava zamanasımı bakımından da önem arz

etmektedir. Kanunda tarafların anlasmaya varması ve yarar saglaması gibi iki farklı durum

söz konusu oldugundan dava zamanasımının baslangıcını da bu farklı iki duruma göre tespit

etmek gerekir. Birinci durum tarafların sadece anlasma yapması durumudur. Bu durumda

dava zamanasımı, suçun islenis tarihi olan, tarafların anlasmaya vardıkları tarihte

baslayacaktır. Ikinci durumda ise, tarafların anlasma yapması ile birlikte daha ileri gidilerek,

anlasmanın konusu da yerine getirilmistir. Bu durumda dava zamanasımı, söz konusu

menfaatin verildigi ve alındıgı tarihte islemeye baslayacaktır.

Suçun tamamlanma anı Mülga T ürk Ceza Kanunu döneminde de tartısılmakta idi.

Doktrinde hakim fikir ve Yargıtay’ın görüsü rüsvet suçunun anlasma ile tamamlanacagı

yönündeydi. Bazı yazarlar ise rüsvet suçunun tamamlanması için tarafların anlasmasına

gerek olmadıgını, rüsvet talebinin karsı tarafa ulasması ile suçun tamamlanacagını ileri

sürmüslerdi.

5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinin 1’inci fıkrasında, ‘’Rüsvet

konusunda anlasmaya varılması halinde, suç tamamlanmıs gibi cezaya hükmolunur’’

seklinde hüküm getirilerek, suçun tamamlandıgı anın, anlasmanın yapıldıgı an oldugu açık

bir sekilde belirtilmesi, bu konuda açıklık sagladıgı için yerinde olmustur.

6. Manevi Unsur

Rüsvet suçu kasten islenebilen suçlardandır. Taksirle islenmesi mümkün

olmayıp, hareketin ve neticenin failler tarafından istenmis olması gerekir.

Rüsvet suçunun kasten islenmesi gerektigi kabul edilmekle beraber, faillerin, kastın

yanında bir amaç güderek hareket edip etmemesi gerektigi hususu doktrinde farklı görüslere

sebep olmustur.

Bazı yazarlar, rüsvet suçunun gerçeklesmesi konusunda faillerin genel kastla

hareket etmelerinin yeterli oldugu görüsündedirler. Rüsvet alma bakımından kamu

görevlisi, fail niteligini haiz oldugunu, görevine giren biri isi, kendi veya baskasının yararına,

görevin gereklerine aykırı olarak yapacagı veya yapmayacagı hususunda anlasmaya vardıgını

bilmesi ve neticeyi istemesi yeterlidir. Rüsvet verme bakımından da, bireyin, 252.maddede

belirtilen kimselere görevinin gereklerine aykırı olarak bir isi yapması veya yapmaması için

anlasmaya vardıgı bilmesi ve neticeyi istemesi yeterlidir.

Bazı yazarlar ise 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun sistemine göre kasten islenen

suçların hem dogrudan hem de olası kast ile islenebilecegini, bu yüzden rüsvet suçunun

islenmesi için olası kastın yeterli oldugunu ileri sürerler.

Diger yazarlar ise rüsvet suçunun olusabilmesi için failin özel kast ile hareket

etmesi gerektigi ileri sürmektedirler. Gerçekten de rüsvet suçunun gerçeklesmesi

açısından, faillerin sadece hareketi bilmesi ve bunun sonucunu istemesi yeterli olmayıp,

rüsvet alma açısından kamu görevlisinin kendisine yarar saglama kastının yanında, amacının

da olmasını gerektirir. Bu amaç da, görevin gereklerine aykırı olarak bir isin yapılması veya

yapılmamasıdır. Rüsvet verme bakımından da, birey 252’nci maddede belirtilen kimselere,

görev gereklerine aykırı olarak bir isin yapılması veya yapılmaması amacıyla hareket

etmelidir. Bu nedenle rüsvet suçu sadece özel kast ile islenebilir.

Bu özelligi nedeni ile rüsvet suçu amaç suç niteligi tasımaktadır. Fakat bu suçun

olusabilmesi için amaçlanan seyin yapılmasına veya yapılmamasına gerek yoktur.

Failin, görevinin gereklerine aykırı olarak yapacagı veya yapmayacagı isin, görevi

sınırları içinde kalıp kalmadıgı hususunda hataya düsmüs olması halinin de manevi unsur

açısından degerlendirilmesi gerekmektedir. Failin, mesleki deneyimsizlik veya diger

sebeplerden dolayı görevine giren bir isi görevine dahil degilmis gibi zannederek anlasma

yapmıs olması durumunu Türk Ceza Kanununun 30’uncu maddesinin 4’üncü fıkrası hükmü

çerçevesinde degerlendirmek gerekir. Esasında, Türk Ceza Kanununun 4’üncü maddesi

uyarınca, kanunu bilmemek mazeret sayılmamaktadır. Fakat bu hükme de Türk Ceza

Kanununun 30’uncu maddesinin 4’üncü fıkrası ile, ‘’Isledigi fiilin haksızlık olusturdugu

hususunda kaçınılmaz bir hataya düsen kisi, cezalandırılmaz.’’ denilerek, istisna

getirilmistir. Buna göre, kamu görevlisi görevin kapsamı bakımından kaçınılmaz bir hataya

düsmüsse, rüsvet suçundan degil de, yetkili olmadıgı bir is için yarar saglama suçundan

(TCK m.255) bahsedilmesi gerekir.

Bu durumda kamu görevlisine rüsvet verme hususunda anlasan birey hangi suç ile

cezalandırılacaktır? Diger bir ifade ile kamu görevlisinin kaçınılmaz hatasından birey de

yararlanabilecek midir? Bu sorunun cevabını verebilmek için iki durum arasında fark

gözetmek gerekir. Birinci durumda birey, anlasma konusu isin, kamu görevlisinin görevine

girdigini bilmemektedir. Bu durumda rüsvet verme hususunda kamu görevlisi ile anlasan

birey de Türk Ceza Kanununun 3 0 ’uncu maddesinin 4’üncü fıkrası hükmünden

yararlanacaktır ve 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda basit rüsvet verme eylemi suç olmaktan

çıkarıldıgı için, bireyin eylemi suç teskil etmeyecektir. Ikinci durumda ise rüsvet verme

hususunda kamu görevlisi ile anlasan birey, anlasma konusu isin, kamu görevlisinin görevi

dahilinde oldugunu bilmektedir. Bu durumda ise birey, kamu görevlisini aldatarak hareket

etmisse, diger sartların da gerçeklesmesi kaydı ile dolandırıcılık suçu olusur. Sayet birey,

aldatıcı fiil olmaksızın hareket etmisse, bu durumda, rüsvet alan ve rüsvet veren, rüsvet

suçunun 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda düzenlenisi itibariyle, birbirinin zorunlu seriki

durumunda oldugundan, istirak hükümlerini dikkate almak gerekecektir. Baglılık Kuralını

düzenleyen Türk Ceza Kanununun 40’ıncı maddesinde ‘’Suçun islenisine istirak eden her

kisi, digerinin cezalandırılmasını önleyen kisisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın

kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.’’ denmekle, rüsvet alan kamu görevlisinin kendisini

ilgilendiren cezai sorumlulugunu kaldıran bu nedenden, rüsvet alan kamu görevlisinin seriki

konumunda bulunan rüsvet veren bireyin yararlanamaması sonucunu dogurmaktadır.

Keza, bireyin kamu görevlisine, görevine uygun olarak bir isi yapması için yarar

saglaması, fakat bu isin yapılması veya yapılmaması kamu görevlisinin görevlerine aykırı

olması durumunda da diger sartlar bulunmak kaydı ile Türk Ceza Kanununun 30’uncu

maddesinin 4’üncü fıkrası hükmü uygulama alanı bulabilir. Bu durumun tersi olarak,

bireyin kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir isi yapması veya

yapmaması için rüsvet vermesi, fakat yapılması veya yapılmaması istenen isin kamu

görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olmaması durumunda mefruz suça iliskin hükümler

uygulama alanı bulacagından ve basit rüsvet verme suçuna 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda

yer verilmemesi sebebiyle herhangi bir suç olusmayacaktır.

Görevin gereklerine uygun davranmak için rüsvet alan kamu görevlisi, görevin

gereklerine aykırı davranmak için rüsvet aldıgını zannederse bu durumda mefruz suç

kuralları geregince diger sartları da olusmak kaydı ile icbar suretiyle irtikap suçundan veya

291 Önder, s.148-149

84

görevi kötüye kullanma suçlarından biri ile cezalandırılır.

Rüsvet veren birey, ugradıgı veya ugraması mümkün haksız muameleyi bertaraf

etmek amacıyla yarar saglarsa, suç kastı gerçeklesmedigi için rüsvet suçu olusmaz. Bu

durumda diger sartların da gerçeklesmesi durumunda kamu görevlisi irtikap suçundan

cezalandırılır.

Anlasmanın taraflarından birinde yas küçüklügü (TCK m.31) veya akıl hastalıgı

(TCK m.32) sebebiyle ceza sorumlulugunu ortadan kaldıran nedenlerin bulunması

durumunda, digeri açısından rüsvet suçu olusup olusmayacagı incelenmesi gereken diger bir

meseledir. Rüsvet suçunun hukuki yapısı incelenirken rüsvet suçunun niteligi geregi rüsvet

alan ve verenin bulunmasının zorunlu oldugu ve rüsvet alan ve verenin isledikleri eylemlerin

birbirinden bagımsız olmayıp tek bir suç olusturdugu belirtilmisti. Taraflardan birinde ceza

sorumlulugunu ortadan kaldıran nedenlerin bulunması durumunda, rüsvet suçunun yapısı

geregi tarafların eylemlerinin birbirinden bagımsız olmaması nedeniyle, diger tarafın da

cezalandırılmaması akla gelebilir. Fakat böyle düsünülmemesi gerekir. Çünkü ceza

sorumlulugunu ortadan kaldıran nedenlerden birinin mevcut olması islenen eylemi ortadan

kaldırmayıp faile sadece ceza kovusturması yapılmasını (TCK m.31) veya ceza verilmesini

(TCK m.32) engeller. 32’nci maddenin gerekçesinde de belirtildigi üzere bu eylemlerin

hukuka aykırı niteligi devam eder. Sorumlulugu kaldıran nedenler kendisinde mevcut olan

faile sadece güvenlik tedbiri uygulanır. Fakat ceza sorumlulugunu kaldıran nedenler islenmis

bir eylemin islenmemis hale gelmesine yol açmaz. Rüsvet suçunun yapısı bakımından aranan

sart da rüsvet alma ve verme eylemlerinin islenmis olmasıdır. Islenmis rüsvet alma ve verme

eylemleri yas küçüklügü veya akıl hastalıgı gibi sebeplerle islenmemis duruma

dönüsmeyecegi için rüsvet suçu ceza sorumlulugu kalkmayan fail açısından

gerçeklesecektir.

Kamu görevlisinin maasını alamaması veya maasının azlıgı sebebiyle geçimini

saglayamamasının, rüsvet almasın ı m esru kılıp kılmadıgını ise zaruret müessesesi

çerçevesinde degerlendirmek gerekmektedir. Bilindigi üzere, cezai sorumlulugu ortadan

kaldıran zaruret halinin olusması için kisinin bilerek sebebiyet vermedigi kendisinin veya

baskasının hakkına yönelik agır ve muhakkak bir tehlike mevcut olmalı, bu tehlikeden baska

türlü korunma imkanı bulunmamalı, zorunluluk halinde islenen fiil ile tehlike arasında oran

bulunmalıdır. Maasının azlıgı veya maasını alamaması sebebiyle kamu görevlisinin

hakkına yönelik tehlike mevcut oldugu söylense bile, bu tehlikeden baska türlü kurtulma

imkanının bulunması, diger bir ifade ile geçim sıkıntısını kredi alarak, vs. tehlikeyi bertaraf

edebilecegi için zaruret hali olustugundan bahsedilemezse de istisnai olarak kamu

görevlisinin kredi vs. gibi tehlikeyi o an hemen bertaraf edebilecek herhangi bir imkanı

mevcut degilse zaruret müessesesinin sartlarının olustugunu kabul etmek gerekir.

7. Suçun Özel Görünüs Sekilleri

a) Tesebbüs

Esasında, yukarıda da izah olundugu gibi, rüsvet suçunun maddi unsurunu olusturan

hareketler, rüsvet alma ve rüsvet vermedir. Fakat, kanun koyucu, suçun tamamlanma anını

öne alarak, anlasmanın yapılması ile suçun tamamlandıgını kabul etmistir.

Bununla birlikte, rüsvet suçu, tesebbüs müessesesi açısından degerlendirilirken bu

suçun karsılasma tipi çok failli suç niteligi de dikkate alınmalıdır. Tarafların hareketleri

birbirinden bagımsız degerlendirilmemesi gerekir. Çünkü, cezalandırılan eylem, tarafların

anlasmasıdır. Anlasma durumunda tarafların hareketleri birbiri ile kesismektedir. Bu yüzden

taraflardan birinin hareketi olmazsa rüsvet suçu da tesebbüs asamasında kalacaktır298.

aa) Rüsvet Alma Bakımından

Rüsvet alma fiili açısından rüsvet suçu, tesebbüse müsaittir. Icra hareketleri

tamamlanmadan failin iradesinden bagımsız nedenlerle, hareketin kesilmesi halinde tesebbüs

hükümleri uygulanacaktır.

Kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir isi yapması veya

yapmaması için kisiden yarar talebinde bulunmasına ragmen, bu talebin birey tarafından

kabul edilmemesi halinde, suç, rüsvet alan açısından tesebbüs asamasında kalacaktır299.

Yargıtay da bu görüstedir. Fakat rüsvet almak için yapılan teklifin, her iki tarafın

menfaatine olması gerekip, aynı zamanda kamu idaresinin menfaatini ihlal edici olmalıdır.

Yapılan teklifin bireyin de menfaatine uygun olup, bu teklifin birey tarafından reddedilmesi

halinde rüsvet alma bakımından suç tesebbüs asamasında kalacaktır. Teklif, bireyin

menfaatine uygun düsmeyen nitelikte ise; diger bir ifade ile, onu haksız bir konumdan daha

az haksız veya haklı bir konuma getirmeyip, bireyin bulundugu durumdan daha kötü bir

duruma düsmemesi için yapılmıssa bu durumda diger sartları da olusmak kaydı ile irtikap

suçundan söz etmek gerekir. Böyle bir teklif kabul edilmezse yarar talep eden kisi irtikap

suçuna tesebbüs etmis olacaktır.

Yine aynı sekilde tarafların pazarlıga girismesi ve pazarlıgın üçüncü kisinin

müdahalesi ile sonuçsuz kalması halinde de eylem her iki taraf açısından da tesebbüs

asamasında kalmıstır. Diger ihtimal ise taraflardan birinin kendi ihtiyari ile pazarlıktan

çekilmesi durumudur. Bu durumda ihtiyariyle pazarlıktan çekilen taraf, sartları mevcutsa,

etkin pismanlık hükümlerinden yararlanabilir.

Kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir isi yapması veya

yapmaması karsılıgında bireyden yarar talebinde bulunması; asıl amacı yarar talebinde

bulunan kamu görevlisini yakalatmak olan bireyin de, kamu görevlisini suçüstü

yakalatabilmek için bu talebi görünüste kabul etmis olması durumunda rüsvet alanın

eyleminin tesebbüs asamasında kaldıgını yukarıda belirtilmisti.

bb) Rüsvet Verme Bakımından

Rüsvet verme fiili açısından da rüsvet suçu tesebbüse müsaittir. Birey tarafından

kamu görevlisine veya 252’nci maddenin 4’üncü fıkrasında sayılan kisilere teklif edilen

rüsvetin bu kisilerce kabul edilmemesi halinde rüsvet suçu birey açısından tesebbüs

asamasında kalmıs olacaktır. Yargıtay da bu görüstedir. Çünkü kamu görevlisi suçu

dogrudan dogruya icraya baslamıs olmakla birlikte elinde olmayan sebeplerle

tamamlayamamıstır. Fakat teklifin soyut nitelikte olmaması gerekmektedir. Aksi takdirde,

diger sartları da bulunmak sartıyla, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçu

olusabilir.

Keza tarafların, görevin gereklerine aykırı olarak bir isin yapılması veya

yapılmaması karsılıgında yarar konusunda pazarlıga girismesi ve bu pazarlıgın sonuçsuz

kalması durumunda, eylemlerin tesebbüs asamasında kaldıgını kabul etmek gerekir.

Bireyin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir isi yapması veya yapmaması için

kamu görevlisine yarar talebinde bulunması; asıl amacı yarar talebinde bulunan bireyi

yakalatmak olan kamu görevlisinin de, bireyi suçüstü yakalatabilmek için bu talebi görünüste

kabul etmesi durumunda taraflar arasında serbest iradeye dayanan rüsvet anlasması

bulunmamasından dolayı rüsvet verenin eylemi tesebbüs asamasında kalacaktır.

b) Içtima

Içtima konusunda genel hükümler uygulanır. Rüsvet; kamu görevlisi açısından

görevi kötüye kullanma suçunun özel bir sekli oldugu için bu suçun olustugu hallerde ayrıca

görevi kötüye kullanma suçundan ceza verilmez.

Fakat su hususa dikkat etmek gerekir ki, taraflar arasında rüsvet anlasması

yapılması ile suç gerçeklestiginden, anlasma yapıldıktan sonraki olaylar suça etki etmez, ama

yeni bir suç olusturabilir. Rüsvet anlasmasının yapılmasına ragmen, vaat olunan menfaatin

verilmesini saglamak amacıyla, kamu görevlisinin bireyi tehdit etmesi, irtikap suçunu teskil

etmezse de bagımsız cebir, tehdit suçunu veya yagmayı olusturabilir. Bu durumda kamu

görevlisinin, gerçek içtima kuralları uyarınca, hem rüsvet suçundan, hem de bundan sonra

islenen diger suçtan sorumlu tutulması gerekir.

Rüsvet suçunun sebebini teskil eden ve rüsvet dolayısıyla görev gereklerine aykırı

olarak yapılan veya yapılmayan isin, ayrı bir suç olusturması halinde, bu suç rüsvet almanın

unsuru veya agırlastırıcı nedeni olmadıgı için gerçek içtima hükümleri uygulama alanı

bulacaktır. Örnegin, kamu görevlisinin ögrendigi suçu yetkili makamlara bildirmemek için

rüsvet alması durumunda, islenen suçu bildirmeme; yine aynı sekilde kamu görevlisinin

meslege iliskin sırrı açıklanması durumunda, meslege iliskin sırrın açıklanması, rüsvet

suçunun unsuru ya da agırlastırıcı nedeni olmadıgından faile rüsvet suçu ile birlikte, islenen

suçu bildirmeme nedeniyle, Türk Ceza Kanununun 279’uncu maddesinden; meslege iliskin

sırrın açıklanması nedeniyle 258’inci maddeden ceza verilmesi gerekir. Keza gözaltındaki

sanıga iskence etmek için rüsvet alan kamu görevlisi, kisiye fena muamelede bulunursa, bu

takdirde de gerçek içtima hükümleri uygulanmalıdır. Çünkü iskence suçu, rüsvet suçunun

unsuru ya da agırlastırıcı sebebi degildir.

Bunun tam tersi olarak rüsvet veren, rüsvet suçu dısında bir baska suçun d a

olusmasına yol açmıssa, mesela tanıgın yalan beyanda bulunmasını veya bilirkisinin gerçege

aykırı mütalaa vermesini saglamıssa ayrıca bu suçlardan da cezalandırılır.

Türk Ceza Kanununun 235’inci maddesinin 4’üncü fıkrası geregince, ihaleye fesat

karıstırılması; Türk Ceza Kanununun 236’ncı maddesinin 3’üncü fıkrası geregince, edimin

ifasına fesat karıstırılması rüsvet karsılıgında yapılmıssa, kamu görevlisi, ihaleye fesat

karıstırma veya edimin ifasına fesat karıstırma suçunun yanında rüsvet suçundan d a

cezalandırılacaktır.

Rüsvet alanın, bu suçtan kaynaklanan menfaati yurt dısına çıkarması veya bu

kazancın kaynagını gizlemesi ve bu menfaatin mesru yollardan elde edilmis oldugu

konusunda kanaat uyandırmak maksadı ile çesitli islemlere tabi tutması durumunda, rüsvet

ile birlikte, T ürk Ceza Kanununun 282’nci maddesinde düzenlenen ‘’suçtan kaynaklanan

malvarlıgı degerlerini aklama’’ suçundan da cezalandırılması gerekir. Yine aynı sekilde

rüsvet veren verdigi rüsvet karsılıgında bir takım malvarlıgı elde edip, bu gayrimesru

menfaati aklama fiiline konu ettigi takdirde rüsvet suçu ile beraber ‘’suçtan kaynaklanan

malvarlıgı degerlerini aklama’’ suçundan cezalandırılması gerekir.

Rüsvet alma suçunun müteselsil suç seklinde islenmesi de mümkündür. 43’üncü

maddenin 1’inci fıkrasında ‘’…bir kisiye karsı…’’ ibaresi, rüsvet suçunun daima Kamu

idaresine karsı islenen suç olması nedeniyle, rüsvet suçuna müteselsil suç hükümlerinin

uygulanamayacagı izlenimini uyandırsa da, Türk Ceza Kanununun 43’üncü maddesinin

1’inci fıkrasının 4’üncü cümlesinde ‘’Magduru belli bir kisi olmayan suçlarda da bu fıkra

hükmü uygulanır.’’ denilerek, madde gerekçesinde de belirtildigi üzere, rüsvet ve çevre

suçları gibi magduru belli olmayan suçlara da müteselsil suç hükümlerinin uygulanmasına

olanak saglanmıstır.

Fakat su hususa dikkat edilmelidir: Rüsvet suçunun olusumu için aynı amaca

ulasmak üzere farklı taraflardan hareket eden iki kisinin mevcudiyeti sarttır. Daha evvelden

de belirtildigi üzere bu suç, rüsvet alan ve veren tarafından, birlikte yapılan anlasma

çerçevesinde kamu idaresine karsı islenmektedir. Bu yüzden olaya müteselsil suç hükümleri

uygulanacaksa rüsvet alan kamu görevlisi ile rüsvet veren bireyi birlikte düsünmek gerekir.

Bu bilgiler ısıgında; kamu görevlisi ve bireyin, aynı suç isleme kararıyla, kamu görevlisinin

görevinin gereklerine aykırı olarak bir isi yapması veya yapmaması, buna karsılık bireyinde

menfaat saglaması hususunda birden fazla defa rüsvet anlasması yapılması durumunda

müteselsil suç hükümleri uygulanır.

Aynı suçun icrası kapsamında olsa bile, kısa zaman aralıklarında kamu görevlisinin,

farklı kisilerle, birbirlerinden ayrı olarak rüsvet anlasması yapması durumunda failde aynı

suç isleme kastı bulunmadıgından müteselsil suç hükümleri uygulanamayacaktır. Kamu

görevlisi rüsvet anlasması yaptıgı kisi sayısı kadar rüsvet suçundan cezalandırılacaktır.

Çünkü yapılan her anlasmanın tarafı farklıdır. Yargıtay’ın kararları da bu yöndedir.

Kamu görevlisinin aynı suçun icrası kapsamında, aynı islem v eya eyleme iliskin

olarak, birden fazla kimse ile rüsvet anlasması yapması durumunda, kamu görevlisi bir rüsvet

suçundan cezalandırılır, hakkında müteselsil suç hükümleri uygulanmaz. Çünkü karsı taraf

birden fazla kisi olsa bile anlasma bir tanedir. Rüsvet verme hususunda anlasmaya varan

kisiler de ayrı ayrı rüsvet suçundan cezalandırılırlar.

Rüsvet anlasmasında öngörülen yararın kısım kısım alınması durumunda da

müteselsil suç hükümleri uygulama alanı bulmaz. Çünkü yine taraflar arasında yapılmıs bir

tane anlasma mevcuttur ve bunun geregi kısım kısım yerine getirilmektedir.

Özetle belirtmek gerekir ise; rüsvet suçunun müteselsilen islenip islenmedigini

tespit ederken aynı suçun icrası kapsamında, tarafları aynı olan, birden fazla rüsvet anlasması

yapılıp yapılmadıgına bakmak gerekir.

Rüsvet suçunun müteselsil suç müessesesi açısından incelenmesi gereken diger bir

yönü de, TCK m. 43/2’ün (aynı suçun birden çok kisiye karsı tek bir fiille islenmesi durumu)

rüsvet suçuna uygulanmasıdır. Rüsvet suçu, daima Kamu idaresine karsı islenir. Bu nedenle

rüsvet suçunun birden fazla kimseye karsı islenmesi mümkün degildir. Bu yüzden rüsvet

suçu açısından, T ürk Ceza Kanununun 4 3 ’üncü maddesinin 2’nci fıkrası hükmünün

uygulama alanı bulması imkansızdır.

c) Istirak

Rüsvet alma ve verme eylemlerinin birbirinden bagımsız suç olup olmadıgı hususu

eski kanun döneminde de tartısılmıstı. Mülga Ceza Kanununun sistemi geregince rüsvet alma

ve verme eylemleri birbirinden bagımsız nitelik arz ettigi, bu nedenle rüsvet alan ve verenin

birbirinin seriki durumunda olmadıgı kabul edilmisti. Fakat, 5237 s.lı Ceza Kanununun

sistemi açısından rüsvet alan veya veren rüsvet suçunu islemekle beraber, diger tarafın

isledigi suça da istirak etmektedir. Rüsvet alan ve veren suçun müsterek faili

konumundadırlar. Bu istirak kanundan kaynaklandıgı için zorunlu bir istirak söz

konusudur. Fakat, failligin seriklige göre asliligi kuralı geregince, sadece islemis oldugu

rüsvet suçundan cezalandırılmaktadır. Karsı tarafın islemis oldugu rüsvet suçuna istirakten

cezalandırılmamaktadır.

Rüsvet suçuna rüsvet alan konumunda bulunan kisiye menfaat saglanana kadar

istirak edilebilir. Yararın saglanması, verilmesi, devri hususunda bilerek yardım ve aracılık

edenler suça istirak etmis sayılırlar. Taraflar sadece rüsvet anlasması yapmıslar ise, en geç

anlasma yapılana kadar istirak mümkündür.

Rüsvet suçu faillerin ve eylemlerin çokluguna ragmen tek bir suç olarak

düzenlendigi için rüsvet alanın veya verenin veya her ikisinin eylemine istirak edilmesinin

önemi yoktur. Her halükarda sadece rüsvet suçuna istirak edilmis olacaktır. Fakat rüsvet

suçunu istirak müessesesi açısından incelerken, söz konusu suçun niteligi geregi, diger bir

ifade ile suçun rüsvet alan bakımından özgü suç olması nedeniyle, rüsvet alma ve verme

eylemlerine istiraki bir ayrıma tabi tutmak gerekir.

Herkes tarafından degil de, ancak belirli sıfata sahip kisiler tarafından islenilmesi

mümkün oldugu için rüsvet suçu, rüsvet alan açısından ‘ ’ özgü suç’’tur. T ürk Ceza

Kanununun 40’ıncı maddesinin 2’nci fıkrasında belirtildigi üzere ‘’Özgü suçlarda, ancak

özel faillik niteligini tasıyan kisi fail olabilir. Bu suçların islenisine istirak eden diger kisiler

ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.’’ Söz konusu hüküm, rüsvet alma

açısından degerlendirildiginde, rüsvet alan kamu görevlisi ile fiili birlikte isleyecek kisinin,

rüsvet alan kamu görevlisi ile aynı sartları tasıması gerektigi anlasılacaktır. Diger bir ifade

ile, istirak hükümlerinin uygulanabilmesi için fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulması

gerekmektedir. Fiili, kamu görevlisi ile birlikte isleyen kisi de kamu görevlisi sıfatını

tasımalı, söz konusu is görevine girmelidir. Kısacası rüsvet alan kamu görevlisi hangi sartları

tasıyorsa, fiili kamu görevlisiyle birlikte isleyen kisinin de aynı sartları tasıması

gerekmektedir. Fiile istirak eden kisi, kamu görevlisi degil ise veya kamu görevlisi olup,

rüsvet alan kamu görevlisi ile aynı sartları tasımıyorsa, suça katkısına göre azmettiren veya

yardım eden olarak sorumlu tutulacaktır.

Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinin 4’üncü fıkrasında kamu görevlilerinin

dısında bazı kimselerin de rüsvet alma açısından rüsvet suçunun faili olabilecegi

düzenlenmistir. Söz konusu maddede belirtilen kuruluslar, sirketler, vakıflar, dernekler,

kooperatifler ile hukuki iliski tesisinde veya tesis edilmis hukuki iliskinin devamı sürecinde,

bu tüzel kisiler adına hareket eden kisilere görevinin gereklerine aykırı olarak yarar

saglanması halinde rüsvet suçuna iliskin hükümlerin uygulanacagı belirtilmistir. Maddede

belirtilen tüzel kisilerin adlarına hareket eden kisilerin, bu suçtan cezalandırılması için iki

durum öngörülmüstür: Birincisi, hukuki iliski tesisi için yarar saglanması; ikincisi, tesis

edilmis bir hukuki iliskinin devamı sürecinde yarar saglanması. Bu iki durumda da, maddede

belirtilen tüzel kisiler adlarına hareket eden kisinin gerçeklestirdigi rüsvet alma eylemine,

birlikte isleyen sıfatıyla istirak edilebilmesi için, istirak edecek kisinin de madde de belirtilen

tüzel kisilerin temsilcisi konumunda bulunması gerekir. Diger bir ifade ile fiilin üzerinde

müsterek hakimiyet kurulması gerekir. Çünkü 252’nci maddenin 4’üncü fıkrasında da rüsvet

alma eylemi bakımından özgü suç söz konusudur. Bu eylemin de özgü suç olması sebebiyle

Türk Ceza Kanununun 40’ıncı maddesinin 2’nci fıkrası uygulama alanı bulacaktır. Istirak

edecek kisi, 4’üncü fıkrada belirtilen tüzel kisileri temsil etme bakımından yetkili olmayıp

baska bir sıfatla çalısıyorsa, hatta sirket dısından birisi ise, bu durumda ya azmettiren sıfatı

ile ya da yardım eden sıfatı ile suça istirak etmis olacaktır.

Rüsvet verme eylemine istirak açısından ise rüsvet suçu bir özellik arz etmez. Buna

göre herkes, rüsvet verme eylemine, seriklik sıfatlarından herhangi biriyle suça katkı

saglayabilir.

Rüsvete aracılık yapma hususuna da deginmekte yarar vardır. 5237 s.lı Ceza

Kanununda, Mülga Ceza Kanununun 216. maddesinde325 yer alan ‘’rüsvete aracılık eden

kimse, rüsveti veren ve alandan hangisinin vasıtası ise onun suç ortagı sayılır’’ hükmüne yer

verilmemistir326. Esasında, bunun sebebi, 5237 s.lı Ceza Kanununda rüsvet alma ve verme

eylemlerinin tek suç olarak kabul edilmesidir. Bunun sonucu olarak aracı konumunda

bulunan kisi, rüsvet alma veya verme eylemlerinin her ikisine birden istirak etse bile sadece

rüsvet suçuna istirak etmis sayılacaktır. Aracının sorumlulugu da genel hükümlere göre

tespit edilecek olup fail veya azmettiren veya yardım eden konumunda olup olmadıgı suçun

islenmesindeki katkısına göre belirlenecektir.

Rüsvet alan ve veren arasında yapılan anlasma geregince menfaatin üçüncü bir

kisiye saglanması halinde, üçüncü kisinin rüsvet suçuna istirak edip etmedigini tespit

ederken, bu kisinin suça katkısını arastırmak gereklidir. Örnegin, dikkatlerin kamu

görevlisinin üzerine çekilmemesi amacıyla, üçüncü kisinin menfaati kendi üzerine alması

durumunda suçun islenmesine, en azından, yardım etme derecesinde bir katkı söz konusu

oldugu için, üçüncü kisinin istirak kulları geregince cezalandırılması gerekebilir. Fakat kamu

görevlisinin, baska hukuki iliskiden dolayı borçlu konumda oldugu üçüncü kisiye borcunu

ödemek maksadı ile, baskası ile yapmıs oldugu rüsvet anlasması sonucu yararın alacaklıya

ödenmesi halinde, alacaklı olan üçüncü kisinin rüsvet suçu islediginden söz edilmez. Bu

ihtimalde diger sartları da olusmak kaydı ile kamu görevlisi açısından suçtan kaynaklanan

malvarlıgı degerlerini aklama suçu olusabilir.

III. TCK m.252/5’de DÜZENLENEN RÜSVET SUÇU

1.Genel Olarak

17 Aralık 1997 tarihinde, Türkiye’nin de aralarında bulundugu otuz ülke tarafından

Paris’te imzalanan ve 15 Subat 1999 tarihinde yürürlüge giren ‘’Uluslararası Ticari

Islemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüsvetin Önlenmesi Sözlesmesi’’

sözlesmeci devletlere bazı yükümlülükler öngörmüstür. 1.2.2000 tarih ve 4518 s.lı Kanunla,

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, söz konusu Sözlesmenin onaylanması uygun

bulunmustur. Bakanlar Kurulu’nun 9.3.2000 tarih ve 2000/385 s.lı Kararı ile Sözlesme

onaylanmıstır. Ülkemiz açısından, Sözlesme’nin öngördügü yükümlülüklerin yerine

getirilmesi açısından mevzuatta bazı degisiklikler yapma zorunlulugu dogmustur.

Bu kapsamda olmak üzere, Mülga Ceza Kanununda, 2.2.2003 t.li, 4782 s.lı

‘’Uluslararası Ticari Islemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüsvet Verilmesinin

Önlenmesi Için Bazı Kanunlarda Degisiklik Yapılmasına Dair Kanun329’’ ile degisiklige

gidilmistir. Söz konusu Degisiklik Kanunu ile Mülga Ceza Kanununun 211’inci maddesine,

‘’Yabancı bir ülkede seçilmis veya atanmıs olan, yasama veya idarî veya adlî bir görevi

yürüten kamu kurum veya kuruluslarının memur veya görevlilerine veya aynı ülkede

uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere, uluslararası ticari islemler nedeniyle, bir

isin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir menfaatin elde edilmesi veya muhafazası

amacıyla, dogrudan veya dolaylı olarak birinci fıkranın öngördügü menfaatlerin teklif veya

vaat edilmesi veya verilmesi de rüsvet sayılır.’’ seklinde 3’üncü fıkra eklenmistir. Ayrıca

daha önce yürürlükten kaldırılan Mülga Ceza Kanununun 220’nci maddesi, ‘’Bu Fasılda yer

alan rüsvet verme suçları, tüzel kisilerin yetkili temsilcileri tarafından islendiginde, bunlar

cezalandırılmakla beraber tüzel kisi hakkında da suçla elde edilen menfaatin iki katından üç

katına kadar agır para cezasına hükmolunur.’’ seklinde yeniden düzenlenmistir.

5237 s.lı T ürk Ceza Kanununda da, Mülga Ceza Kanununda yer verilen bu

hükümlere paralel olarak düzenlemelere gidilmistir. 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 252’nci

maddesinin 5’inci fıkrasının ilk seklinde, ‘’Yabancı bir ülkede seçilmis veya atanmıs olan,

yasama veya idarî veya adlî bir görevi yürüten kamu kurum veya kuruluslarının memur veya

görevlilerine veya aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere, uluslararası

ticarî islemler nedeniyle, bir isin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde

edilmesi veya muhafazası amacıyla, dogrudan veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat

edilmesi veya verilmesi de rüsvet sayılır.’’ denilerek Mülga Ceza Kanunu ile aynı

düzenlemeye gidilmistir.

5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinin 5’inci fıkrası, 29.6.2005 t.li,

5377 s.lı Kanunun 28’inci maddesi ile, ‘’Yabancı bir ülkede seçilmis veya atanmıs olan,

yasama veya idarî veya adlî bir görevi yürüten kamu kurum veya kuruluslarının, yapılanma

sekli ve görev alanı ne olursa olsun, devletler, hükümetler veya diger uluslararası kamusal

örgütler tarafından kurulan uluslararası örgütlerin görevlilerine veya aynı ülkede

uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere, uluslararası ticarî islemler nedeniyle, bir

isin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazası

amacıyla, dogrudan veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi veya verilmesi de

rüsvet sayılır.’’ seklinde degistirilerek, rüsvet suçu, rüsvet verilecek kisi ve kurumlar

açısından genisletilmistir.

5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 253’üncü maddesinde tüzel kisiler hakkında

güvenlik tedbiri uygulanması ile ilgili düzenleme de sözlesme hükümlerine paralel olarak

getirilmistir.

Maddenin düzenlenmesinden de anlasılacagı üzere, yaptırım altına alınan eylem,

Türk Ceza Kanununun 252’nci maddenin 3’üncü fıkrasından farklı olarak, Mülga Ceza

Kanunu’nda yer alan basit ve nitelikli rüsvet halleridir. Yine aynı sekilde Türk Ceza

Kanununun 252’nci maddesinin 3’üncü fıkrasından farklı olarak rüsvet vaat veya teklif etme

veya verme halleri de madde kapsamında cezalandırılan eylemler arasındadır.

Bazı yazarlarca, ulusal düzeyde rüsvet (TCK m.252/3) ile uluslar arası düzeyde

rüsvet (TCK m.252/5) arasında fark yaratılıp, yabancı devlet veya uluslararası örgütlerin

ticari menfaatlerinin korunması, Kamu idaremizin korunmasına nazaran daha önemliymis

gibi ulusal düzeyde rüsvet suçunun kapsamının daha dar tutulması haklı olarak

elestirilmistir.

2. Korunan Hukuki Yarar

Rüsvet suçu ile ilgili 252’nci maddede, rüsvet suçu açısından, yabancı kamu

görevlileri ile ulusal kamu görevlileri arasında fark yaratılmasının sebebi Türkiye’nin, adı

geçen uluslararası sözlesmeye taraf olmasıdır. Bu yüzden yabancı kamu görevlileri ile ilgili

rüsvet suçunun korudugu hukuki yararı, böyle bir uluslararası sözlesme yapılmasının

gerekçesinde aramak gerekir.

Sözlesmede, ‘’Rüsvetin, ticaret ve yatırım alanları dahil olmak üzere, uluslararası

ticarî islemlerde ciddî ahlakî ve siyasî kaygılara sebep olan, kamu idaresini ve ekonomik

gelismeyi etkileyen ve uluslararası rekabet sartlarını bozan yaygın bir olgu oldugunu dikkate

alarak…’’ denilmekle, rüsvet suçu ile ülke bazında korunması gereken hukuki yararın

yanında, uluslararası rekabetin bozulmasını önlemek de amaçlanmıstır.

Yine, Sözlesmede ‘’Bu alandaki her türlü asamanın, sadece ülkelerin tek baslarına

çabalarını degil, aynı zamanda çok taraflı düzeyde bir isbirligi, denetim ve takibini de

gerektirdiginin bilincinde olarak…’’denilmekle ülkelerin rüsvet ile tek basına mücadele

etmekte yetersiz kalacagı, rüsvet ile mücadelede ülkelerin ortak hareket etmesi geregi

vurgulanmıstır.

3. Fail

Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinin 5’inci fıkrasında belirtilen suçta, vurgu,

rüsvet vermeye yapılmıstır. Fakat kanunun açık ifadesinden anlasılmasa da, söz konusu

hüküm rüsvet alma eylemlerini de yaptırıma baglamaktadır.

a) Rüsvet Alma Bakımından

Rüsvet alma bakımından suçun faili, rüsvet alan, bu yöndeki vaat veya teklifi kabul

eden yabancı kamu görevlisidir. Bu husus kanun maddesinde açık olarak belirtilmemistir.

Bu husus dolaylı olarak anlasılmaktadır. Ayrıca, söz konusu uluslararası sözlesmenin 1’inci

maddesinin 1’inci fıkrasında kamu görevlilerinin de cezalandırılması konusunda, sözlesmeye

taraf ülkelere yükümlülük getirilmistir.

Kamu görevlisi kavramını sadece Türk Hukuku’na göre belirlememek gerekir.

Uluslararası hukukta ve yabancı hukuk sistemlerinde kamu görevlisi sayılanların da Türk

Ceza Kanunu açısından kamu görevlisi sayılması gerekmektedir. Aksi takdirde uluslararası

hukukta ve yabancı hukuk sistemlerinde kamu görevlisi olarak kabul edilenlerin Türk Ceza

Hukuku açısından göz ardı edilmesi sakıncası ortaya çıkacaktır. Fakat 27 Ocak 1999

tarihinde imzaya açılan ve Türkiye tarafından 17 Eylül 2001 tarihinde imzalanan, 14.1.2004

t.li ve 5065 s.lı Kanunla onaylanması uygun bulunan ‘’Yolsuzluga Karsı Ceza Hukuku

Sözlesmesi’’nin 1’inci maddesinin (c) bendinde ‘’Bir diger Devletin kamu görevlisini

alakadar eden kovusturma hallerinde, kovusturmayı yapan Devlet, kamu görevlisi tanımını,

bu tanımın kendi milli hukuku ile bagdastıgı ölçüde uygulayabilir.’’ denilerek yabancı kamu

görevlisine rüsvet verilmesi halinde kamu görevlisi kavramını ulusal mevzuat ile sınırlı

tutulması hususunda sözlesmeye taraf ülkelere takdir yetkisi tanınmıstır.

Hükümde hangi yabancı kamu görevlilerinin rüsvet alma eylemini

gerçeklestirebilecekleri belirtilmistir. Bunlar;

‘’Yabancı bir ülkede seçilmis veya atanmıs olan, yasama veya idarî veya adlî bir

görevi yürüten kamu kurum veya kuruluslarının görevlileri;

Yapılanma sekli ve görev alanı ne olursa olsun, devletler, hükümetler veya diger

uluslararası kamusal örgütler tarafından kurulan uluslararası örgütlerin görevlileri;

Aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenler’’ dir.

Bir kimsenin görevinin geregine aykırı davranmak amacıyla m enfaat saglaması

için, bu göreve usulüne uygun bir biçimde sahip olması gerekir. Bu bakımdan fiili durum

yeterli degildir.

Yapılması veya yapılmaması istenen is, yabancı kamu görevlisinin görevi dahilinde

bir olmalıdır. Aynı sekilde haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazasını

gerçeklestirebilecek islemin de yabancı kamu görevlisinin görevi dahilinde bulunması

gerekmektedir.

b) Rüsvet Verme Bakımından

Hükümde belirtilen yabancı kamu görevlilerine, uluslararası ticarî islemler

nedeniyle, bir isin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde edilmesi veya

muhafazası amacıyla, dogrudan veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat eden veya veren

kisi rüsvet verme fiili bakımından faildir.

Rüsvet verme fiili herhangi bir kimse tarafından gerçeklestirilebilir. Madde de

rüsvet verenin sıfatı bakımından herhangi bir nitelik aranmamıstır. Bu husus maddenin

besinci fıkrasında ‘’…uluslararası ticarî islemler nedeniyle, bir isin yapılması veya

yapılmaması veya haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazası amacıyla, dogrudan veya

dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi veya verilmesi de rüsvet sayılır.’’ denilerek

belirtilmistir. Rüsvet verme açısından failde herhangi bir nitelik aranmıs olmadıgı için kamu

görevlilerinin de rüsvet veren konumunda olmalarına herhangi bir engel söz konusu degildir.

Fakat rüsvet veren açısından, failin sıfatı hakkında bir sart aranmadıgı için kamu görevlisi,

görevi geregi elinde bulundurdugu araç ve gereçleri rüsvet suçunda kullanırsa verilecek ceza

arttırılır (TCK m.266).

Bununla beraber rüsvetin 252’nci maddenin 5’inci fıkrasında sayılan kimselere

verilmesi, vaat veya teklif edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde mefruz suça iliskin

hükümler uygulanır.

4. Maddi Unsur

a) Rüsvet Verme

252’nci maddenin 5’inci fıkrasında düzenlenen rüsvet suçunun rüsvet verme fiili

bakımından maddi unsuru, yarar teklif veya vaat edilmesi veya verilmesidir. Bu husus 252.

maddenin 5. fıkrasında ‘’…dogrudan veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi veya

verilmesi de rüsvet sayılır.’’ denilerek vurgulanmıstır.

Suçun maddi unsurunun gerçeklesmesi açısından söz konusu fıkrada belirtilen

kimselere uluslararası ticarî islemler nedeniyle, bir isin yapılması veya yapılmaması veya

haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazası amacıyla yarar teklif veya vaat edilmesi

veya verilmesi yeterlidir. Yine aynı fıkraya göre teklif veya vaadin veya vermenin dogrudan

veya dolaylı olmasının da bir önemi bulunmamaktadır.

Söz konu fıkrada yararı teklif veya vaad etmenin veya vermenin, yapılması istenen

islem veya eylemin görev gereklerine aykırı olup olmaması açısından herhangi bir ayrım

yapılmamıstır. Diger bir ifade ile Mülga T ürk Ceza Kanununda düzenlenen rüsvet verme

fiilinin nitelikli sekli yanında basit sekli de yaptırım altına alınmıstır. Bununla birlikte Türk

Ceza Kanununun 252’nci maddesinin 3’üncü fıkrasında düzenlenen ve iç hukuku ilgilendiren

rüsvet suçunun olusumu açısından anlasmanın yapılması sart iken, söz konusu fıkrada

düzenlenen ve uluslar arası hukuku ilgilendiren rüsvet suçunun olusumu için anlasma sart

olmayıp, yarar teklif veya vaadi yeterlidir.

Bu niteligi itibariyle 5’inci fıkrada düzenlenen rüsvet suçu, birden fazla hareketle

gerçeklestirilebildigi için seçimlik hareketli suç; suçun tamamlanması için tesebbüs

hareketlerinin icra edilmesi yeterli görüldügünden tesebbüs suçu, mahiyetini arz etmektedir.

b) Rüsvet Alma

Rüsvet alma fiili açısından ise, vaat veya teklifin kabul edilmesi; diger bir ifade ile,

yabancı kamu görevlisi ile bireyin rüsvet anlasması yapması yeterlidir338. Söz konusu fıkrada

yarar teklif veya vaadinin veya vermenin kabul edilmesi açısından, yapılması istenen islem

veya eylemin görev gereklerine aykırı olup olmaması bakımından herhangi bir ayrım

yapılmamıstır. Diger bir ifade ile Mülga Türk Ceza Kanununda düzenlenen rüsvet alma

fiilinin nitelikli sekli yanında basit sekli de yaptırım altına alınmıstır.

5’inci fıkrada, rüsvet anlasmasının kapsamını 252’nci maddenin 3’üncü fıkrasında

belirtilenden daha genis oldugunu düsünmek gerekir. Çünkü rüsvet anlasması 3’üncü fıkrada

görevin gereklerine aykırı olarak bir isin yapılması veya yapılmamasına iliskin oldugu halde,

5’inci fıkrada böyle bir ayrım yapılmayıp görevin gereklerine uygun olarak bir isin yapılması

veya yapılmaması da suçun kapsamındadır.

c) Suçun Tamamlanma Anı

5’inci fıkrada düzenlenen rüsvet suçunun verme fiili bakımından maddi unsurunun,

yabancı kamu görevlisine, bir isin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde

edilmesi veya muhafazası amacıyla, dogrudan veya dolaylı olarak yarar vaat veya teklif

edilmesi veya verilmesi oldugu yukarıda belirtilmisti.

Görülecegi üzere rüsvet veren açısından suçun olusması için taraflar arasında

anlasma yapılması aranmamıstır. Suçun tamamlanması için yararın vaat veya teklif edilmesi

yeterlidir. Vaadin veya teklifin yabancı kamu görevlisi tarafından kabul edilmemis olması,

rüsvet veren açısından suçun gerçeklesmesini engellemez.

Rüsvet alan açısından ise, vaat veya teklifin kabul edilmesi anında suç

tamamlanacaktır. Diger bir ifade ile, rüsvet alan yabancı kamu görevlisinin cezalandırılması

için en azından anlasmanın yapılması gerekmektedir.

5. Manevi Unsur

Bu suçun olusması için failde özel kast bulunması gerekir. Yararın, uluslararası

ticarî islemler nedeniyle, bir isin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde

edilmesi veya muhafazası amacıyla vaat veya teklif edilmesi veya verilmesi gerekmektedir.

Rüsvet alan yabancı kamu görevlisi açısından da, bu amaçla yararın alınması gerektiginden,

failde özel kast bulunmalıdır. 252’nci maddenin 1’inci fıkrasında düzenlenen rüsvet

 

suçundan farklı olarak, bu fıkrada kamu görevlisine görevinin gereklerine aykırı olarak bir

isin yapılması veya yapılmaması için yararın vaat veya teklif edilmesi veya verilmesinin

yanında, görevin gereklerine uygun davranılması amacı ile de yararın vaat veya teklif

edilmesi veya verilmesi bu suç kapsamında cezalandırılmıstır. Diger bir ifade ile rüsvet

suçunun basit ve nitelikli sekilleri bu madde kapsamında cezalandırılan eylemlerdir.

Yabancı kamu görevlisinin, yapılması veya yapılmaması istenen isin görevine

girdigi zannetmesi, fakat söz konusu isin dogrudan veya dolaylı olarak göreve dahil

olmaması durumunda mefruz suç hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Aynı husus yarar

vaat veya teklif eden veya veren birey için de geçerlidir. Bireyin, yararı, söz konusu isin

yabancı kamu görevlisinin görevine dahil oldugunu düsünerek vaat veya teklif etmesi veya

vermesi, fakat isin, yarar vaat veya teklif edilen veya verilen yabancı kamu görevlisinin

görev sınırları dısında kalması halinde de mefruz suç hükümleri uygulama alanı bulacaktır.

Aksi durumda ise hataya iliskin hükümler uygulanır.

6. Suçun Özel Görünüs Sekilleri

a) Tesebbüs

Rüsvet veren açısından suç, yararın vaat veya teklif edilmesi anında

tamamlanacagından Mülga Ceza Kanunundaki nitelikli rüsvet verme suçundaki tesebbüs

müessesesine iliskin tartısmalar bu suç açısından da devam edecektir.

Mülga Ceza Kanununda yer alan nitelikli rüsvet verme suçu da vaat veya teklif ile

tamamlanmaktaydı. Bir görüse göre bu suç, sekli itibariyle neticesi harekete bitisik suç

olmasından dolayı bu suça tam tesebbüs mümkün degildi. Yargıtay’ın kararları da bu

dogrultudaydı. Diger bir görüs ise, bu suça tam tesebbüs mümkün olmamakla birlikte, icra

hareketleri kısımlara bölünebiliyorsa suçun eksik tesebbüs asamasında kalabilecegi

yönündeydi.

252’nci maddenin 5’inci fıkrasında düzenlenen rüsvet suçu da neticesi harekete

bitisik suçtur. Icra hareketinin yapılması ile suç tamamlanmaktadır. Fakat bu icra

hareketlerinin bölünebilmesi durumunda, icra hareketlerini elde olmayan nedenlerle

tamamlayamayan failin bu madde açısından tesebbüs hükümlerine göre cezalandırılması

gerektigini kabul etmek gerekir.

Rüsvet alan bakımından ise suç ‘’alma veya kabul etme’’ eylemi ile

tamamlanacagından, yabancı kamu görevlisi kisiden rüsvet istemesine karsın, birey

tarafından bu teklif reddedilirse, icra hareketleri failin elinde olmayan sebepler yüzünden

tamamlanamadıgı için rüsvet alan bakımından suç, tesebbüs asamasında kalır.

b) Içtima

Içtima konusu genel hükümlere göre çözülecek olup, bu konuda 252’inci maddenin

1’inci fıkrasında düzenlenen rüsvet suçu ilgili yapılan açıklamalara bakılmalıdır.

c) Istirak

Rüsvet verme fiili bakımından Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinin 1’inci

fıkrasında düzenlenen rüsvet suçundan farklı olarak, bu suç tipi yararın vaat veya teklif

edilmesi veya verilmesi ile tamamlandıgından bu suça en geç yarar vaat veya teklif edilmesi

veya verilmesi anına kadar istirak edilebilir. Bunun dısında istirak konusu genel hükümlere

göre çözülecek olup bu konuda 252’nci maddenin 1’inci fıkrasında düzenlenen rüsvet suçu

ilgili yapılan açıklamalara bakılmalıdır.

IV. MÜSTEREK HUSUSLAR

1. Hukuka Uygunluk Sebepleri

Rüsvet suçu için özel bir hukuka uygunluk sebebi bulunmamaktadır. Fakat bazı

genel nitelikteki hukuka uygunluk sebeplerinin rüsvet suçu açısından degerlendirilmesi de

zorunludur.

Amirin emrini icra eden kamu görevlisi, verilen emir dogrultusunda rüsvet alırsa

Türk Ceza Kanununun 24’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasında konusu suç teskil eden emrin

hiçbir surette yerine getirilemeyecegi aksi takdirde emri veren ile birlikte bu emri yerine

getireninde sorumlu olacagı belirtilmistir. Böyle bir emrin konusu suç olusturdugu için bu

emri veren ile birlikte, emir dogrultusunda rüsvet alan veya bu konuda anlasmaya varan

kisiler de bu fiilden sorumlu olur.

2. Etkin Pismanlık Hükümleri

a) Genel Olarak

Kanunda etkin pismanlıga iliskin hükümlerin yer almasının sebebi açıktır. Rüsvet

suçunun islenmesine engel olmak; rüsvet suçunun gizli kalmasını önlemek; ayrıca böyle bir

pismanlık gösteren faili ödüllendirmektir. Türk Ceza Kanununun 254’üncü maddesinde üç

fıkra halinde rüsvet alan veya bu konuda anlasmaya varan, rüsvet veren veya bu konuda

anlasmaya varan kisiler ile rüsvet suçuna istirak eden diger kimselerin etkin pismanlıgı

düzenlenmistir. Etkin pismanlık hükümlerinden faydalanabilecek kimseleri ayrı olarak

incelemeye geçmeden önce bazı hususların açıklanmasında fayda vardır.

Hükmün gerekçesinde de belirtildigi üzere, maddede belirtilenlerin, etkin pismanlık

hükümlerinden yararlanabilmesi için, bu kisiler hakkında adli veya idari nitelikte de olsa

sorusturmaya baslanmamıs olması gerekmektedir.

Adli sorusturma, Ceza Muhakemesi Kanununun 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının

(e) bendine göre yetkili mercilerce suç süphesinin ögrenilmesi ile baslar. Suçları

sorusturmakla görevli ve yetkili makam ise Ceza Muhakemesi Kanununun 160’ıncı ve

161’inci maddeleri geregi C. Savcılıgı ve onun emrindeki adli kolluk kuvvetleridir. Bu

nedenle etkin pismanlıktan faydalanmak isteyen kisi, suç süphesinin C. Savcılıgı ve onun

emrindeki kolluk kuvvetlerince ögrenilmesine kadar, durumu, C. Savcılıgına veya onun

emrindeki kolluk kuvvetlerine bildirmesi gerekmektedir. Bununla beraber, etkin pismanlıktan

faydalanacak kisi hakkında, bildirimden önce, idari nitelikte sorusturmaya da baslanmamıs

olması gerektiginden, etkin pismanlık hükümlerinden yararlanabilmek için, olayın, kamu

görevlisinin baglı bulundugu kurum tarafından ögrenilmesinden önce bildirim yapılmalıdır.

Cezayı ortadan kaldıran sahsi sebep olarak, etkin pismanlık, faile ceza verilmesini

engeller. Yoksa islenmis olan bir suçu islenmemis durumda getirmez. Bu nedenle etkin

pismanlık sartlarını yerine getiren fail hakkında ceza dısındaki diger ceza yaptırımları

uygulanabilir. Dogaldır ki, bu cezasızlık sebebinden pismanlık göstererek olayı yetkili

makamlara bildiren yararlanacaktır. Yoksa taraflardan birinin etkin pismanlık hükümlerinden

yararlanmasının digerinin eylemine etkisi olmayacaktır.

Bu cezasızlık sebebinden yararlanan fail hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun

223’üncü maddesinin 4’üncü fıkrası geregince ‘’ceza verilmesine yer olmadıgı’’ kararı

verilmelidir.

b) Rüsvet Alma Bakımından

Rüsvet alma bakımından, etkin pismanlık hükümleri 254’üncü maddenin, 1’inci

fıkrasında düzenlenmistir. Birinci fıkrada iki farklı durum öngörülmüstür. Rüsvet alan kisi

ile, rüsvet alma konusunda baskası ile anlasan kisi arasında, eylemlerin niteligi geregi ayrım

yapılmıstır.

Rüsvet alan kisinin etkin pismanlık hükümlerinden yararlanabilmesi, almıs oldugu

rüsvet konusu seyi, sorusturma baslamadan önce, sorusturmaya yetkili makamlara aynen

teslim etmesi sartına baglanmıstır.

Cümlede rüsvet konusu seyin tesliminin ‘’aynen’’ olmasından bahsedilmistir. Fakat

maddede, aynen teslimin olanaklı bulunmadıgı durumlarda nasıl bir sonuca ulasılacagı

belirtilmemistir. Bir görüse göre, rüsvet alan kisinin, rüsvete konu olan malı iade

etmesinin olanaksız oldugu durumlarda, malın bedelini teslim etmesi halinde de etkin

pismanlık hükümlerinden yararlanması gerektigini ileri sürmektedirler. Diger bir görüse

göre ise misli olmayan seylerle ikame teslim, failin etkin pismanlık hükümlerinden

yararlanması için yeterli degildir. Gerçekten de etkin pismanlık hükümlerinin kanunda

düzenlenis amacı dikkate alındıgında, aynen iadesi mümkün olan mal ile aynen iadesi

mümkün olmayan mal arasında ayrım yapmak ve buna göre bir sonuca varmak kanun

koyucunun amacına ters düsmektedir. Fakat, kanımca hatalı olarak, maddenin metninde açık

bir sekilde ‘’aynen teslim edilmesi’’ ifadesine yer verilmesi nedeniyle iadesi aynen mümkün

olmayan malların nakden teslim edilmesi halinde kamu görevlisi etkin pismanlık

hükümlerinden faydalanamayacaktır.

Ayrıca, rüsvete konu olan malın bir kısmının hasar görmüs sekilde iade edilmesi

halinde de etkin pismanlık hükümleri uygulanamayacaktır. Bunun dısında, kısmi teslimde

veya teslim taahhüdünde bulunulması durumunda etkin pismanlık hükümlerinin

uygulanmasını gerektirir bir teslimden söz edilemez.

Kamu görevlisinin etkin pismanlık hükümlerinden faydalanabilmesi için rüsvet

konusu seyi yetkili makamlara teslim etmelidir. Bu husus hükümde ‘’…sorusturmaya

yetkili makamlara aynen teslim etmesi…’’ denilerek belirtilmistir. Teslim, yetkili makamlara

degil de, rüsvet veren kisiye yapılmıssa etkin pismanlık hükümleri uygulanamayacaktır.

Madde gerekçesinde de belirtildigi gibi, etkin pismanlık sadece cezayı ortadan

kaldıran sahsi bir sebep olup, islenmis olan rüsvet suçunu, islenmemis durumda

getirmeyeceginden rüsvet konusu seyin müsaderesi gerekmektedir.

254’üncü maddenin 1’inci fıkrasının 2’nci cümlesinde ise rüsvet alma hususunda

baskaları ile anlasan kamu görevlisinin etkin pismanlıgı düzenlenmistir. Söz konusu cümlede

‘’Rüsvet alma konusunda baskasıyla anlasan kamu görevlisi’’ denilerek, 252’nci maddede

suçun faili olarak belirtilen, fakat kamu görevlisi olmayan kisilerin bu kapsamda olup

olmadıgı açık degildir. Söz konusu fıkranın ilk cümlesi ile ikinci cümlesi arasında etkin

pismanlık hükümlerinden yararlanacak kisiler açısından fark yaratılması gereksiz olup, bu

durumun kanun koyucunun özensizliginden kaynaklandıgı kanaatindeyim. Etkin pismanlık

müessesesinin düzenlenis amacını da dikkate alarak, bu çeliskinin giderilmesi için, 252’nci

maddede belirtilen, fakat kamu görevlisi olmayan kisilerin de cümle kapsamında oldugunu

düsünmek gerekir. Kaldı ki, suç yolunda daha fazla ilerleyerek rüsvet konusu seyi alan kamu

görevlisi olmayan kisinin etkin pismanlık hükümlerinden yararlanması; buna karsılık henüz

rüsvet konusu seyi almayıp sadece anlasan kamu görevlisi olmayan kisinin faydalanamaması

adaletsiz bir durum yaratacaktır.

Maddenin gerekçesinde de belirtildigi üzere, rüsvet alma konusunda baskaları ile

anlasan kamu görevlisi bu asamada rüsvet konusu seyi henüz almadıgından bu durumda

teslim ve müsadere söz konusu degildir.

Kamu görevlisinin etkin pismanlık hükümlerinden faydalanabilmesi için, Mülga

Ceza Kanununun aksine, rüsvet karsılıgında yapılması veya yapılmaması istenen isi yerine

getirip getirmemesi önemli degildir. Kamu görevlisi, yapılması veya yapılmaması görevinin

gereklerine aykırı olan isi yerine getirse dahi diger sartları olusmussa etkin pismanlık

hükümlerinden faydalanabilir. Fakat etkin pismanlık hükümlerinden faydalanan kamu

görevlisinin, rüsvet karsılıgında görevinin gereklerine aykırı olarak yaptıgı veya yapmadıgı is

suç olusturuyorsa, o suçtan; özel bir suç olusturmuyorsa diger sartları da bulunmak kaydı ile

torba hüküm niteliginde bulunan görevi kötüye kullanma suçundan (TCK m.257)

cezalandırılması gerekir. Çünkü ortada iki suç mevcut olup, etkin pismanlık hükümleri

sadece rüsvet suçu için uygulanacaktır.

c) Rüsvet Verme Bakımından

254’nci maddenin 2’nci fıkrasında ‘’Rüsvet veren veya bu konuda kamu görevlisiyle

anlasmaya varan kisinin, sorusturma baslamadan önce, pismanlık duyarak durumdan

sorusturma makamlarını haberdar etmesi halinde, hakkında rüsvet suçundan dolayı cezaya

hükmolunmaz; verdigi rüsvet de kamu görevlisinden alınarak kendisine iade edilir.’’

denilerek, rüsvet veren veya bu konuda anlasmaya varan kisinin etkin pismanlıgı

düzenlenmistir.

Birinci fıkrada ‘’…yetkili makamlara haber vermesi…’’, bu fıkrada ise ‘’…yetkili

makamları haberdar etmesi…’’ ifadeleri kullanılması, anlam açısından karısıklık yaratmasa

da, aynı madde içerisinde gereksiz yere farklı ifadeler kullanılması, kanun koyucunun etkin

pismanlık hükümlerini düzenlerken özensiz davrandıgını göstermektedir.

Rüsvet veren kisi, pismanlık duyarak, henüz sorusturma baslamadan önce,

sorusturma makamlarını haberdar ederse cezalandırılmayacaktır. Bu durumda, rüsvet suçu

tamamlanmıs olmasına ragmen, rüsvet fiillerinin ortaya çıkarılması amacıyla, rüsvet konusu

sey, k amu görevlisinden alınıp kendisine geri verilecektir ve rüsvet konusu sey hakkında

müsadere hükümleri uygulanmayacaktır.

Söz konusu maddede rüsvet veren veya bu konuda anlasmaya varan kisinin etkin

pismanlık hükümlerinden faydalanabilmesi, pismanlık duyması sartına baglanmıstır. Diger

bir ifade ile rüsvet veren veya bu konuda anlasmaya varan kisinin, etkin pismanlık

hükümlerinden faydalanabilmesi için kendiliginden hareket etmesi gereklidir. Rüsvet

verildikten veya bu konuda anlasmaya varıldıktan sonra, rüsvet alan veya bu konuda

anlasmaya varan kisinin anlasmanın gereklerini yerine getirmemesinden dolayı, rüsvet veren

veya bu konuda anlasmaya varan kisinin, sorusturma baslamadan önce yetkili makamları

haberdar etmesi halinde etkin pismanlık hükümlerinden faydalanamayacaktır. Çünkü, rüsvet

veren veya bu konuda anlasmaya varan kisi, yetkili makamları haberdar ederken duydugu

pismanlıktan dolayı degil de, rüsvet alan veya bu konuda anlasmaya varan kisinin

anlasmanın gereklerini yerine getirmedigi için yetkili makamları haberdar etmektedir.

Bu fıkrada ‘’…bu konuda kamu görevlisiyle anlasmaya varan kisi…’’ denilmesi

nedeniyle, 252’nci maddede belirtilen, fakat kamu görevlisi olmayan kisilerle anlasmaya

varılması durumunda etkin pismanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacagı hususunda

açıklık bulunmamaktadır. Aynı tereddüt 1’inci fıkrada da mevcut olup, 1’inci fıkra ile ilgili

açıklamalarda da belirtilen gerekçelerle, bu fıkrada da etkin pismanlık hükümlerinden

yararlanacak kisileri genis düsünmek gereklidir. Aksi takdirde, etkin pismanlıktan, kamu

görevlisi ile anlasmaya varan kisinin yararlanması, halka açık anonim sirket yöneticisi ile

anlasan kisinin yararlanamaması çelisik bir durum yaratacaktır. Bu da etkin pismanlıgın

kanunda düzenlenis amacına aykırılık olusturacaktır.

d) Rüsvet Suçuna Istirak Eden Diger Kisiler Bakımından

252’nci maddenin 3’üncü fıkrasında ‘’Rüsvet suçuna istirak eden diger kisilerin,

sorusturma baslamadan önce, pismanlık duyarak durumdan sorusturma makamlarını

haberdar etmesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.’’ denilerek rüsvet

suçuna istirak eden diger kisilerin etkin pismanlıgı düzenlenmistir.

Dikkat edilecegi üzere fıkrada ‘’Rüsvet suçuna istirak eden diger kisiler’’ ifadesi

kullanılmıstır. Daha önceden de bahsedildigi üzere, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda rüsvet

alan ve veren birbirlerinin seriki durumundadır. Bu fıkrada da istirak eden diger kimselerden

bahsedilerek rüsvet alan ve verenin dısındaki kisiler kastedilmistir.

Rüsvet suçuna istirak eden diger kimselerin etkin pismanlık hükümlerinden

yararlanabilmesi için sorusturma baslamadan önce yetkili makamları haberdar etmeleri

gereklidir. Bunun yanında bu kimselerin de pismanlık duymaları gereklidir.

Suça istirak eden kisilerin sayısının birden fazla olması halinde ise durumu yetkili

mercilere hangi serik bildirmisse sadece o etkin pismanlık hükümlerinden faydalanabilir.

Çünkü etkin pismanlık sahsi cezasızlık sebebidir ve Türk Ceza Kanununun 4 0 ’ıncı

maddesinin 1’inci fıkrasında belirtildigi üzere ‘’Suçun islenisine istirak eden her kisi,

digerinin cezalandırılmasını önleyen kisisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi

kusurlu fiiline göre cezalandırılır.’’

3. Yaptırım

a) Hürriyeti Baglayıcı Ceza

252’nci maddenin 1’inci fıkrasına göre, rüsvet alan veya veren failin 4 yıldan 12

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmüstür. Suç, tarafların anlasması ile

tamamlandıgından, anlasmaya varılması halinde de rüsvet alma ve verme hususunda anlasan

kisilerin aynı ceza ile cezalandırılması öngörülmüstür.

Aynı maddenin 2’nci fıkrasında rüsvet suçu açısından agırlastırıcı neden

öngörülmüstür. Buna göre ‘’Rüsvet alan veya bu konuda anlasmaya varan kisinin, yargı

görevi yapan, hakem, bilirkisi, noter veya yeminli mali müsavir olması halinde…’’ verilecek

cezanın üçte birden yarı oranına kadar arttırılacaktır.

b) Tüzel Kisiler Hakkında Güvenlik Tedbiri Uygulanması

253’üncü maddede, ‘’Rüsvet suçunun islenmesi suretiyle yararına haksız menfaat

saglanan tüzel kisiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.’’

denilmektedir.

Maddenin uygulanması için tüzel kisi lehine haksız bir yararın saglanması

gereklidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu madde her tüzel kisi açısından uygulama alanı

bulmayıp, tüzel kisiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasının kosulları 60’ıncı maddede

belirtilmistir.

Buna göre söz konusu tüzel kisinin, bir kamu kurumunun verdigi izne dayalı olarak

faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kisisi olması gerekir. Bunun yanında suçun, bu tüzel

kisinin organı veya temsilcisinin istirakiyle ve verilen iznin sagladıgı yetkinin kötüye

kullanılması suretiyle kasten islenmesi sarttır. 60’ıncı maddenin gerekçesinde de belirtildigi

üzere bu tedbirin uygulanması için tüzel kisinin isledigi suç ile, verilen izin arasında nedensellik

bagı bulunmalıdır.

Tüzel kisilere uygulanan tedbirlerden biri faaliyet için verilen iznin iptalidir (TCK

m.60/1). Digeri ise müsaderedir (TCK m.60/2). Maddenin gerekçesinde de belirtildigi üzere,

tüzel kisi yararına islenen suç bakımından müsadereyi düzenleyen hükümlerdeki sartlar

gerçeklestigi takdirde, suç ile baglantılı esya veya maddi çıkarın müsaderesine de

hükmedilecektir.

Esasında bu tedbire hükmetmek mahkumiyetin sonucu olup, takdire baglı degildir.

Kural bu olmakla birlikte somut olaya göre hakim, tüzel kisiler hakkında müsadere

uygulanması islenen fiile nazaran daha agır sonuçlar ortaya çıkaracaksa, 60’ıncı maddenin

3’üncü fıkrası geregi bu tedbire hükmetmeyebilir.

c) Müsadere

5237 s.lı Türk Ceza Kanununda rüsvet suçunu düzenleyen hükümlerde, Mülga Ceza

Kanununun aksine, genel hükümlerden ayrı olarak müsadere hükümlerine yer

verilmemistir. Bu nedenle müsadere konusunda genel hükümlere göre uygulama

yapılacaktır.

5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 55’inci maddesinde ‘’kazanç müsaderesi’’ne yer

verilmis olup, maddenin birinci fıkrasında, suçun islenmesi ile elde edilen veya suçun

konusunu olusturan ya da suçun islenmesi için saglanan maddî menfaatler ile bunların

degerlendirilmesi veya dönüstürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların

müsaderesine karar verilecegi hükme baglanmıstır.

Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise müsadere konusu esya veya maddî menfaatlere

el konulamadıgı veya bunların merciine teslim edilmedigi hâllerde, bunların karsılıgını

olusturan degerlerin müsaderesine hükmedilecegi belirtilmistir.

Rüsvet veren veya bu konuda kamu görevlisi ile anlasmaya varan kisinin,

sorusturma baslamadan önce etkin pismanlık göstermesi durumunda rüsvet suçu

tamamlanmıs olmasına ragmen 254’üncü maddenin 2’nci fıkrasına göre rüsvet konusu

menfaatin müsaderesine hükmedilemez.

d) Belli Haklardan Yoksun Bırakma

Türk Ceza Kanununun 53’üncü maddesinde mahkumiyet hükmünün sonucu olarak

belli haklardan yoksun bırakılma halleri düzenlenmistir. Yoksun bırakılacak haklar 53’üncü

maddenin 1’inci fıkrasında sayılmıstır: sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevi

üstlenilmek, bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliginden veya Devlet, il,

belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluslarca

verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmek; seçme

ve seçilme ehliyetinden ve diger siyasî hakları kullanmak; velayet hakkı ile vesayet veya

kayyımlıga ait bir hizmette bulunmak; vakıf, dernek, sendika, sirket, kooperatif ve siyasî

parti tüzel kisiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmak; bir kamu kurumunun veya kamu

kurumu niteligindeki meslek kurulusunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi

sorumlulugu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmek.

Aynı fıkraya göre bu maddedeki güvenlik tedbirinin uygulanabilmesi için kasten

islenmis bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkum edilmis olmak gerekir. Yine, maddenin

ikinci fıkrasına göre, bu güvenlik tedbiri, cezanın infazı tamamlanıncaya kadar

uygulanacaktır.

3’üncü fıkraya göre, mahkum oldugu hapis cezası ertelenen veya sartla salıverilen

hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet, kayyımlık yetkileri açısından tedbire

karar verilmez. Mahkumiyetin ertelenmesinde serbest meslegin icrası yönünden karar

vermek ise hakimin takdirindedir.

Maddenin 4’üncü fıkrasında, mahkumiyetin ertelenmis kısa süreli hapis cezası

olması veya fiilin islendigi tarihte 18 yasın doldurulmaması hallerinde 1’inci fıkrada

belirtilen tedbirlere hükmedilmeyecegi belirtilmistir.

5’inci fıkrada ise, mahkumiyete esas teskil eden suçun 1’inci fıkrada sayılan hak ve

yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle islenmesi durumunda cezanın yarısından bir katına

kadar süre ile bu hak ve yetkilerin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Yine fıkrada

belirtildigi üzere bu yasak, cezanın infazının tamamlanmasından sonra baslar. Ayrıca

belirtmek gerekir ki bu yasak takdire baglı olmayıp, mahkumiyetin bir sonucudur. Takdir

hakkı sadece ek yoksunluk süresinin miktarı (cezanın yarısından bir katına kadar)

bakımından mevcuttur.

4. Agırlastırıcı Nedenler

Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesinin 2’nci fıkrasında ‘’Rüsvet alan veya bu

konuda anlasmaya varan kisinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkisi, noter veya yeminli

mali müsavir olması halinde, birinci fıkraya göre verilecek ceza üçte birden yarısına kadar

arttırılır.’’ denilerek, agırlastırıcı neden bakımından failin sıfatı esas alınmıstır.

Fakat söz konusu fıkrada sadece rüsvet alandan bahsedilmesi, agırlastırıcı nedenin

sadece rüsvet alan kisi açısından uygulanması anlamına gelmemelidir. Bu durum fıkrada

açıkça belirtilmese de, ‘’…birinci fıkraya göre verilecek ceza… arttırılır.’’ denilerek rüsvet

alan yanında rüsvet vereni de cezalandıran birinci fıkra hükmüne atıf yapılmıstır. Kuskusuz

bu atıf rüsvet alanla birlikte vereni de kapsamaktadır. Fakat rüsvet veren açısından

agırlastırıcı nedenin uygulanması kamu görevlisinin bu sıfatının bilinmesine baglıdır.

Mülga Ceza Kanunun aksine 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda rüsvet suçu açısından

agırlastırıcı nedenin yanında cezayı hafifleten nedenlere yer verilmemistir.

‘’Yargı görevi yapan’’ kavramı Türk Ceza Kanununun 6 ’ncı maddesinin 1’inci

fıkrasının (d) bendinde açıklıga kavusturulmustur. Buna göre, yargı görevi yapan

deyiminden; ‘’…yüksek mahkemeler ve adli, idari ve askeri mahkemeler üye ve hakimleri ile,

Cumhuriyet savcısı ve avukatlar’’ anlasılmalıdır.

Agırlastırıcı nedenin uygulanması için bentte belirtilen kimselerin görevinin

gereklerine aykırı olarak bir isi yapma veya yapmama karsılıgında rüsvet alması veya bu

konuda anlasmaya varması sarttır. Bununla birlikte söz konusu kimselerin yargı görevini

yürütüyor olmaları gerekir. Örnegin, hakim kadrosunda bulunmak ve bu kadro derecesinden

mali haklarını almakla birlikte bakanlık ya da idari kadrolarda danısman, uzman vb.

kadrolarda görev alanlar yargı görevi yapan kimseler olarak kabul edilmezler. Yine aynı

sekilde avukatlık sıfatı olmakla birlikte, bu görevi yapmayıp yargılama faaliyeti dısında

milletvekilli vb. görevleri yürütmekte olanlar da bu bent kapsamında yer almazlar.

‘’Hakem’’, iki taraf arasındaki uyusmazlıgın giderilmesi için görevlendirilen

kimsedir. Uyusmazlıgın mahkemeler dısında hakem eliyle çözülmesine tahkim

denilmektedir. Tahkime iliskin detaylı hükümler Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun

(HUMK) 516’ncı vd. maddelerinde düzenlenmistir. Esasında hakemler de hakimler gibi

taraflar arasında uyusmazlıgı çözümlemekle görevlidirler. Fakat hakemin hakimden farkı bu

hususta resmi bir sıfatının bulunmaması ve tarafların iradesi ile tayin olunmasıdır.

Belirtmek gerekir ki, bu agırlastırıcı nedenin uygulanması bakımından, hakemlerin yargı

organları tarafından görevlendirilip görevlendirilmemesi önemli degildir. Baska Kamu

idaresi tarafından hakem olarak uyusmazlıkların çözümünde görevlendirilen kimselerin de

rüsvet alan konumunda bulunmaları bu agırlastırıcı nedenin uygulanmasını gerektirir.

‘’Bilirkisi’’ bir davada çözümü hakim tarafından bilinmeyen özel ve teknik bilgiyi

gerektiren hallerde oy ve görüsüne basvurulan kisilere bilirkisi denir. Bilirkisi görüsüne

basvurulan husus hakkında özel ve teknik bilgisine dayanarak inceleme yapar ve vardıgı

sonuçları mahkemeye bildirir. Diger bir ifade ile özel ve teknik bilgisiyle yargılamaya

yardımcı olur.

‘’Noter’’ler, 18.01.1972 t.li, 1512 s.lı Noterlik Kanununun 60-71’inci maddeleri ve

diger kanunlarda belirtilen görevleri bu kanuna göre ifa etmektedirler. Yine aynı kanununun

33., 34., 35., 36’ncı maddeleri geregince noterlik makamına geçici vekalet edenler kisilerin

de rüsvet suçunu islemeleri durumunda bu agırlastırıcı neden uygulama alanı bulacaktır.

‘’Yeminli mali müsavir’’lerin görevi 01.06.1989 t.li, 3568 s.lı Serbest

Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müsavirlik Ve Yeminli Mali Müsavirlik

Kanununun 2’nci maddesi uyarınca, gerçek ve tüzelkisilere ait tesebbüs ve isletmelerin

muhasebe sistemlerini kurmak, gelistirmek, isletmecilik, muhasebe, finans, mali mevzuat ve

bunların uygulamaları ile ilgili islerini düzenlemek veya bu konularda müsavirlik yapmak;

maddede belirtilen konularda, belgelerine dayanılarak, inceleme, tahlil, denetim yapmak,

mali tablo ve beyannamelerle ilgili konularda yazılı görüs vermek, rapor ve benzerlerini

düzenlemek, tahkim, bilirkisilik ve benzeri isleri yapmaktır. Bunun dısında söz konusu

kanunun 12’nci maddesine göre Yeminli mali müsavirler gerçek ve tüzelkisilerin veya

bunların tesebbüs ve isletmelerinin mali tablolarının ve beyannamelerinin mevzuat

hükümleri, muhasebe prensipleri ile muhasebe standartlarına uygunlugunu ve hesapların

denetim standartlarına göre inceledigini tasdik ederler.

V. SORUSTURMA ve KOVUSTURMA

1. Rüsvet Alan Bakımından

a) Rüsvet Alanın Türk Kamu Görevlisi Olması Halinde

Suç süphesi ortaya çıktıgı andan hüküm verilinceye kadar ki geçen evrede temel

olarak uygulanacak kanun Ceza Muhakemesi Kanunudur. Buna göre, C. Savcısı suç

süphesini ögrenmekle birlikte emrindeki adli kolluktan yararlanarak gerekli sorusturmayı

tamamlayıp, suç islenip islenmedigi hususunda yeterli delil elde ettigi takdirde süpheli

hakkında iddianame ile kamu davası açmaktadır. Bunun üzerine, yetkili ve görevli

mahkemece iddianame kabul edildikten sonra kovusturma evresi baslayıp, yine bu kanun

hükümlerine göre yargılama yapılıp sanıgın suç isleyip islemedigi hususunda bir sonuca

varılır.

Genel olarak yargılama bu sekilde islemekle birlikte, failin sıfatı, suçun niteligi gibi

çesitli nedenlerden dolayı, suçla ilgili sorusturmada, daha iyi bir sonuçlar verecegi

düsünüldügünden sorusturma ve kovusturma için özel kanunlarda usul kuralları

düzenlenmistir.

Bu özel kurallar 17 Subat 1913 t.li ve 133 s.lı ‘’Memurin Muhakematı Hakkındaki

Kanunu Muvakkat’’ ile memurlar hakkında uygulanmıstır376. Bu kanun uzun bir süre

yürürlükte kalmıs olup 02.12.1999 t.li ve 4483 s.lı ‘’Memurlar ve Diger Kamu Görevlilerinin

Yargılanması Hakkında Kanun’’ ile ilga edilmistir. Bu kanun ile, kamu görevlilerinin

görevleri sebebiyle isledikleri suçlardan dolayı yargılama yapılabilmesi için izlenmesi

gereken prosedür belirlenmistir. Buna göre, kamu görevlileri hakkında sorusturmaya

baslanabilmesi için 3’üncü maddede belirtilen mercilerden ‘ ’ sorusturma izni’’ alınması

gerekir. 5’inci maddeye göre, izin vermeye yetkili merciiler, bu kanun kapsamına giren bir

suç islenildigini ögrendiginde ‘’ön inceleme’’ baslatır. Izin üzerine, genel hükümlere göre

yetkili ve görevli Cumhuriyet Bassavcılıgı, ceza muhakemesi ve diger kanunlardaki

yetkilerini kullanmak suretiyle sorusturmayı yürütür. Bazı istisnalar dısında davaya

bakmaya yetkili ve görevli mahkeme genel hükümlere göre belirlenen mahkemedir.

10’uncu maddede ise bu kanun kapsamındaki suçların istirak halinde islenmesi durumunda

kamu görevlisi olmayan kisinin de kamu görevlileriyle aynı mahkemede yargılanacagı

belirtilmistir.

Rüsvet suçunun da, rüsvet alan açısından, kamu görevlileri tarafından

islenmesinden dolayı bu kanuna tabi olacagı düsünülse bile, yine bu kanunun kapsamını

tayin eden 2’nci maddenin 2’nci fıkrasına göre ‘’Görevleri ve sıfatları sebebiyle özel

sorusturma ve kovusturma usullerine tabi olanlara iliskin kanun hükümleri ile suçun niteligi

yönünden kanunlarda gösterilen sorusturma ve kovusturma usullerine iliskin hükümler

saklıdır.’’ denilmesi sebebiyle, inceleme konusu suç hakkında 19.04.1990 t.li ve 3628 s.lı

‘’Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüsvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’’ hükümleri

uygulama alanı bulacaktır. Bu husus 3628 s.lı kanunun 17’nci maddesinin 1’inci fıkrasındada ‘’Bu Kanunda ve 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununda yazılı suçlarla,

irtikâp, rüsvet, basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık,

resmî ihale ve alım ve satımlara fesat karıstırma, Devlet sırlarının açıklanması veya

açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından veya bu suçlara istirak etmekten sanık olanlar

hakkında 2.12.1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diger Kamu Görevlilerinin

Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmaz.’’ denilerek vurgulanmıstır. Aynı

maddenin 2’nci fıkrasında müstesarlar, vali ve kaymakamlar hakkında 1’inci fıkranın

uygulanmayacagı belirtilmistir.

3628 s.lı kanunun 17’nci maddesinin 1’inci fıkrasında bu kanuna tabi suçlar

arasında rüsvet suçuna da yer verilmistir. Rüsvet suçu hakkında sorusturma bu kanun

hükümlerine göre yapılacaktır. Buna göre, 19’uncu madde geregince, Cumhuriyet Savcısı

rüsvet suçunun islendigini ögrendigi takdirde suç süphesi altında bulunan kisiler hakkında,

herhangi bir merciden izin almaksızın, dogrudan sorusturmaya baslamakla birlikte, atamaya

yetkili amiri veya aynı kanunun 8’inci maddesinde sayılan mercileri durumdan haberdar

edecektir. Cumhuriyet Savcısı, yapılan sorusturma sonucunda yeterli delil elde edildigi

takdirde kamu davası açacak (CMK. m.170); yeterli delile ulasılamadıgı takdirde (CMK.

m.172) veya suç süphesi altında bulunan kisinin etkin pismanlık hükümlerinden yararlanması

durumunda (CMK. m.171) kovusturmaya yer olmadıgına karar verecektir (CMK. m.172).

Ayrıca rüsvet suçu ile ilgili sorusturma veya kovusturmayla ilgili olarak Ceza

Muhakemesi Kanununun 128’inci maddesinde düzenlenen ‘’tasınmazlara, hak ve alacaklara

el koyma’’, Ceza Muhakemesi Kanununun 135’inci maddesinde düzenlenen ‘’iletisimin

tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması’’, Ceza Muhakemesi Kanununun 140’ıncı maddesinde

düzenlenen ‘’teknik araçlarla izleme’’ tedbirlerine basvurulabilir.

Yabancı ülkede Türkiye adına görevlendirilen kamu görevlisi, görevlendirilmis

oldugu ülkede rüsvet suçunu islemesi durumunda, yabancı ülkede bu suça iliskin

mahkumiyet hükmü verilmis bulunsa bile Türk Ceza Kanununun 10’uncu maddesi geregi

Türkiye’de yeniden yargılanır.

b) Rüsvet Alanın Yabancı Kamu Görevlisi Olması Halinde

Türk Ceza Kanununun 8’inci maddesi geregince Türkiye sınırları içinde suç

islenmesi durumunda Türk kanunları uygulama alanı bulur. Maddede failin vatandas veya

yabancı olması bakımından bir ayrım yapılmayıp rüsvet suçunu islemesi durumunda yabancı,

Türk kanunlarına göre cezalandırılır. Baska ülke adına Türkiye’de görev icra eden yabancı

kamu görevlisinin rüsvet alması durumunda da kamu görevlisi sıfatı Türk kanunlarına göre

belirlenir. Yabancı kamu görevlisine islemis oldugu bu suçtan dolayı kendi ülkesinde hüküm

verilmis olsa bile, yabancı kamu görevlisi, Türk Ceza Kanununun 9’uncu maddesi geregince

Türkiye’de yeniden yargılanır.

Türk Ceza Kanununun 13’üncü maddesinde, sınırlı olarak sayılan bazı suçların

yabancı ülkede vatandas veya yabancı tarafından islenmesi durumunda Türkiye’de yargılama

yapılabilmesinin sartları düzenlenmistir. Buna göre Türkiye’de yargılama yapılabilmesi için

vatandas veya yabancı tarafından yabancı ülkede islenen suçun 13’üncü maddede belirtilen

suçlardan birisi olması gerekir. Bunun dısında bu suçtan dolayı Türkiye’de yargılama

yapılabilmesi için Adalet Bakanının talebi gerekir. Rüsvet suçu da 13’üncü maddenin birinci

fıkrasının (h) bendinde sayılmıstır. Bu bakımdan Türk Ceza Kanununun 252’nci maddesini

ihlal eden yabancı kamu görevlisi de Adalet Bakanının talebi ile Türkiye’de

yargılanacaktır.

2. Rüsvet Veren Bakımından

Rüsvet veren sivil kisi hakkında sorusturma ve kovusturma genel hükümlere göre

yapılır. Fakat, Türk Ceza Kanununun 13’üncü maddesi geregince yabancı ülkede rüsvet

suçunu isleyen vatandas Adalet Bakanının talebi ile Türkiye’de yargılanır.

3. Görevli Mahkeme

26.09.2004 t.li, 5235 s.lı Adli Yargı Ilk Derece Mahkemeleri Ile Bölge Adliye

Mahkemelerinin Kurulus, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun381’un 12’inci maddesinde,

‘’Kanunların ayrıca görevli kıldıgı haller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan

yagma (m.148), irtikap (m. 250/1 ve 2), resmi belgede sahtecilik (m.204/2) , nitelikli

dolandırıcılık (m. 158), hileli iflas (m. 161) suçları ile agırlastırılmıs müebbet hapis, müebbet

hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve islere bakmakla

agır ceza mahkemeleri görevlidir.’’ denilerek agır ceza mahkemesinin görevini

düzenlenmistir. Rüsvet suçu için öngörülen ceza 10 yıldan fazla oldugu için davaya bakmaya

görevli mahkeme agır ceza mahkemesidir.

C. Savcılıgı tarafından, suç süphesi altında bulunan kisinin eyleminin 3628 s.lı

Kanunun 17’nci maddesinin 1’inci fıkrasında belirtilen suçlardan birini olusturdugu

düsüncesiyle dava açılıp, fakat yapılan yargılama sırasında eylemin 4483 s.lı Kanunun

kapsamına girdigi anlasıldıgı takdirde, mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanununun 223’üncü

maddesi geregince durma kararı vererek, dosyayı sorusturma izni vermeye yetkili mercie

göndermeli ve izin vermeye yetkili merciin sorusturma izni vermesi halinde yargılamaya

devam etmelidir. Yargıtay da önceleri bu görüsü383 benimsedigi halde daha sonraki

kararlarında aksi yönde kararlar vermistir.

VI. RÜSVET SUÇUNUN BENZER SUÇLARDAN AYRIMI

1. Irtikap Suçundan Ayrımı

Irtikap suçu ile rüsvet suçu birbirine benzemekte olup rüsvet suçunun yapısından

kaynaklanan bir takım farklılıklardan dolayı bu ayrımın iyi bir sekilde yapılması zorunludur.

Rüsvet suçu ile irtikap suçu arasındaki sınır çizilemedigi takdirde kamu görevlisine yarar

saglayan kisinin haksız olarak cezalandırılması veya bunun tam tersi olarak haksız olarak

cezalandırılmaması yoluna gidilebilecektir.

Irtikap suçu Türk Ceza Kanununun 250’nci maddesinde ‘’(1) Görevinin sagladıgı

nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya baskasına yarar saglanmasına veya bu

yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, bes yıldan on yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevinin sagladıgı güveni kötüye kullanmak suretiyle

gerçeklestirdigi hileli davranıslarla, kendisine veya baskasına yarar saglanmasına veya bu

yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan bes yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Ikinci fıkrada tanımlanan suçun kisinin hatasından

yararlanarak islenmis olması hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.’’

denilmek suretiyle üç fıkra halinde düzenlenmistir.

Rüsvet suçu ile irtikap suçunun farklarını tespitten önce benzer taraflarının

belirtilmesinde yarar vardır. Buna göre ilk olarak her iki suçun failleri arasında, ayniyet

bulunmasa da, benzerlik olabilecegini söylemek gerekir. Ayniyet olmamasının sebebi kamu

görevlilerinin yanında, rüsvet suçu 252’nci maddenin 4’üncü ve 5’inci fıkralarındaki kisiler

tarafından da islenebilecek olmasıdır. Her iki suçta da fail, kendisine veya bir üçüncü sahsa

haksız bir yarar saglamak amacıyla hareket etmektedir. Her iki suç da kamu idaresinin

 

zararına islenmektedir.

Irtikap ve rüsvet suçları arasında ilk ve en belirgin fark, irtikap suçunun tek faili,

rüsvet suçunun ise çok failli bir suç olmasıdır. Rüsvet suçunun yapısı rüsvet alan yanında,

rüsvet verenin de varlıgını zorunlu kılmaktadır. Bu bakımdan rüsvet suçunda rüsvet alan ve

rüsvet veren fail durumunda oldugu halde, irtikap suçunda sadece kamu görevlisi faildir.

Irtikap suçunda yarar saglayan veya vaatte bulunan kisi suçlu durumda olmayıp

suçun magduru konumunda oldugu halde, rüsvet suçunda suçun faili sayılmaktadır. Çünkü

Irtikap suçunda yarar saglayan veya vaatte bulunan kisi suç isleme kastı ile hareket

etmemektedir. Böyle bir yararın saglanmasına veya vaat edilmesine kamu görevlisi

tarafından icbar veya ikna edildiginden veya hatasından yararlanılmasından dolayı magdur

durumdadır. Magdurun kendisine bir yarar saglama amacı da bulunmamaktadır. Oysa rüsvet

suçunda rüsvet veren kisi kamu görevlisine, görevinin gereklerine aykırı davranmasını

amaçlayarak yarar saglayıp lehine bir durum yaratmaya çalısmaktadır. Bu nedenle rüsvet

alan yanında rüsvet veren de gayrimesru bir zemin üzerindedir.

Bireyin gayrimesru zeminde olması mutlak olarak onu magdur statüsünden çıkarıp

rüsvet veren statüsüne sokacak mıdır? Esasında bu, Yargıtay uygulamaları ile ortaya çıkan,

rüsvet ve irtikap suçlarının birbirinden ayrılmasında kullanılan bir kriterdir. Fakat mutlak

bir kriter degildir. Çünkü bir kimse gayrimesru zeminde bulunsa dahi korunmaya deger bir

takım haklarının mevcut olması ihtimal dahilindedir ve bu noktada uygulanan icbar, irtikap

suçunu olusturabilir. Yargıtay da yeni bir kararında gayrimesru zeminde bulunan bir

kimseyi yarar saglamak için icbar eden kamu görevlisinin eylemini irtikap olarak

degerlendirmistir.

Diger bir ihtimal de kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olarak bir isin

yapılması veya yapılmaması için bireyden yarar talep etmesi, bireyin de bu talebi reddetmesi

halinde kamu görevlisinin irtikap veya rüsvet suçlarından hangisi açısından tesebbüs

asamasında kaldıgıdır. Bu ihtimalde yapılan teklifin bireyin korunmaya deger bir takım

haklarına yönelik icbar niteligini tasıyıp tasımadıgına bakmak gerekir. Yukarıda da

belirtildigi üzere rüsvet almak için yapılan teklif, her iki tarafın menfaatine olması gerekip,

kamu idaresinin menfaatini ihlal edici olmalıdır. Yapılan teklifin bireyin de menfaatine

uygun olup, bu teklifin birey tarafından reddedilmesi halinde rüsvet alma bakımından suç

tesebbüs asamasında kalacaktır. Sayet yapılan teklif bireyin menfaatine olmayan, diger bir

ifade ile onu haksız bir konumdan daha az haksız veya haklı bir konuma getiren bir teklif

olmayıp, bireyin bulundugu durumdan daha kötü bir duruma düsmemesi için yapılmıssa bu

durumda diger sartları da olusmak kaydı ile irtikap suçundan söz etmek gerekir. Böyle bir

teklif kabul edilmezse yarar talep eden kisi irtikap suçuna tesebbüs etmis olacaktır.

Rüsvet suçunda esit durumda bulunan iki tarafın hür iradeleri ile hukuka aykırı

olarak anlasarak hareket etmeleri söz konusudur. Irtikap suçunda ise görevinin saglamıs

oldugu nüfuz veya güvenden dolayı üstün durumda bulunan kamu görevlisinin, iradesi cebir,

ikna veya hata sonucu fesada ugramıs, diger bir ifade ile hür iradesi ile hareket etmeyen,

kisiden yarar saglamaya çalısması söz konusudur. Bu bakımdan irtikap suçunda taraflar esit

konumda degildir ve magdur hür iradesi ile hareket edememektedir.

Iki suç arasında zarara ugrayanlar bakımından da fark mevcuttur. Rüsvet suçunda

tarafların anlasması Kamu idaresine zarar vermekte olup, irtikap suçunda kamu idaresinin

yanında icbar, ikna veya hata ile iradesi fesada ugramıs kisi de zarar görmektedir.

Rüsvet suçunda görevin, irtikap suçunda ise görevin sagladıgı nüfuz ve güvenin

kötüye kullanılması söz konusudur. Rüsvet suçunda kamu görevlisi görevini kötüye

kullanmak amacıyla yarar saglamaktadır. Irtikap suçunda ise yararın saglanması amacıyla

görevin sagladıgı nüfuz veya güven kötüye kullanılmaktadır.

Rüsvet suçu ile irtikap suçu arasında bu suçların niteliginden dogan farkların

yanında kanunda düzenlenis itibariyle farklılıklarına da deginmek gerekir. Her iki suçun faili

kamu görevlisi olsa da, rüsvet suçlarını kamu görevlilerinin yanında Türk Ceza Kanununun

252’nci maddesinin 4’üncü ve 5’inci fıkralarında belirtilen kisilerin de islemesi mümkündür.

Bunların dısında Türk Ceza Kanununun 251’inci maddesinde irtikap veya zimmet suçunun

islenmesine kasten göz yuman veya denetim görevini ihmal eden kisilerin cezalandırılacagı

öngörüldügü halde rüsvet suçlarında böyle bir durum ayrıca cezalandırılmamıstır. Rüsvet

suçlarında etkin pismanlık hükümleri öngörüldügü halde irtikap suçunda etkin pismanlık

hükümlerine yer verilmemistir.

2. Dolandırıcılık Suçundan Ayrımı

Esasında her iki suçun korudugu hukuki yarar birbirinden farklıdır. Rüsvet suçu

Kamu Idaresine iliskin menfaatleri korudugu halde, dolandırıcılık suçu malvarlıgına iliskin

bireysel varlık ya da menfaatlerin yanında kisinin irade özgürlügünü korunmaktadır.

Rüsvet suçunun dolandırıcılık suçundan ayrımını her iki suçun failinde aramak

gereklidir. Rüsvet suçu (rüsvet alan bakımından), suçu isleyen kisi itibariyle (kamu görevlisi

olması sebebiyle) özgü suçtur. Dolandırıcılık suçunun faili açısından ise böyle bir sart

gerekmemektedir. Kamu görevlisi olmayan kisi kamu görevine iliskin bir hizmetin yapılması

veya yapılmaması konusunda kendisinin yetkili ve görevli oldugu, söz konusu isi yapacagı

kanaatini uyandırarak karsı taraftan menfaat temin etmesi dolandırıcılık suçunu

olusturacaktır. Yine aynı sekilde görülmesi istenen is konusunda görev ve yetkisi

bulunmayan kamu görevlisinin kendisini görevli ve yetkili olarak göstererek menfaat

temininde de dolandırıcılık suçu olusacaktır.

Bir diger fark da suçların yapısına iliskindir. Rüsvet suçu, tarafların serbest

iradelerinin birlesmesi sonucu olusan çok failli bir suç olup iki tarafın da suçun faili oldugu

halde, dolandırıcılık suçunda gayrimesru zeminde yer alan tarafların yapmıs oldugu bir

sözlesme olmayıp hile ile kandırılan magdurun malvarlıgına yönelik tasarruflarından

yararlanan fail söz konusudur. Bu bakımdan rüsvet suçlarında iki fail oldugu halde,

dolandırıcılık suçunda tek fail bulunur.

3. Yetkili Olmadıgı Bir Is Için Yarar Saglama Suçundan Ayrımı

Türk Ceza Kanununun 255’inci maddesinde, yetkisi dahilinde olmayan bir isi

yapabilecegi veya yaptırabilecegi kanaatini uyandırarak yarar saglayan kamu görevlisinin,

cezalandırılacagı belirtilmistir.

Bu suçun gerçeklesmesi için, rüsvet suçundan farklı olarak, yapılması veya

yapılmaması istenen is, kamu görevlisinin görevi dahilinde bulunmamalıdır. Bunun sonucu

olarak, rüsvet suçunun gerçeklesmesi için kamu görevlisinin görevini kötüye kullanması

gerekirken, bu suçta kamu görevlisi sıfatını kötüye kullanmalıdır. Fail, bu sıfatını, yararı elde

etmek için icbar veya ikna biçiminde bir hareketle kötüye kullanırsa irtikap suçu; fail sıfatını

da kötüye kullanmıyor ise diger sartları olusmak kaydıyla dolandırıcılık suçu olusur.

Madde gerekçesinde de belirtildigi üzere yarar temin eden kisi, yapılmasını istedigi

isin kamu görevlisinin görevi dahilinde olmadıgını bilmesi gerekir. Sayet kamu görevlisi

yetkili ve görevli olmadıgı halde söz konusu isi, kendisinin yetkili ve görevli oldugu

hususunda karsı tarafı inandırarak, isi yapacagından bahisle yarar temin ederse dolandırıcılık

suçu olusacaktır.

Esasında bu suç da rüsvet suçu gibi çok failli bir suçtur. Fakat kanun hükmüne göre

cezalandırılan sadece yararı alan kamu görevlisi olup, yararı temin eden kisi hakkında

herhangi bir yaptırım öngörülmediginden, bu suç, rüsvet suçu gibi dar anlamıyla çok failli

suç olmayıp, genis anlamıyla çok failli suçtur.

4. Görevi Kötüye Kullanma Suçundan Ayrımı

Mülga T ürk Ceza Kanununda farklı maddelerde yer alan ‘’Görevi Kötüye

Kullanma’’, ‘’Görevi Ihmal’’, ‘’Basit Rüsvet Alma’’ suçları, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun

257’nci maddesinde ‘’Görevi Kötüye Kullanma’’ baslıgı altında üç fıkra halinde

düzenlenmistir. Türk Ceza Kanununun 257’nci maddesinin 1’inci fıkrasında, kanunda ayrıca

suç olarak tanımlanan hâller dısında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle,

kisilerin magduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kisilere haksız bir kazanç

saglayan kamu görevlisinin; 257’nci maddenin 2’nci fıkrasında, kanunda ayrıca suç olarak

tanımlanan hâller dısında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,

kisilerin magduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kisilere haksız bir kazanç

saglayan kamu görevlisinin; 257’nci maddenin 3’üncü fıkrasında, irtikâp suçunu

olusturmadıgı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle

kisilerden kendisine veya bir baskasına çıkar saglayan kamu görevlisinin cezalandırılacagı

belirtilmistir.

Esasında Mülga Türk Ceza Kanununda yer alan bu üç ayrı suç, 5237 s.lı Türk Ceza

Kanununda tek bir maddede ve aynı baslık altında toplanmıs olsa bile bu maddenin içerigi

itibariyle üç ayrı suçu kapsadıgını kabul etmek gerekir. T ürk Ceza Kanununun 257’nci

maddesinin 1’inci fıkrasında görevin icrai hareketle kötüye kullanılması, 2’nci fıkrasında

görevin ihmali hareketle kötüye kullanılması, 3’üncü fıkrasında görevin çıkar karsılıgında

yerine getirilmesi düzenlenmistir.

Ilk iki fıkrada düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunda, kamu görevlisi

görevinin gereklerine aykırı bir biçimde hareket etmektedir. 3’üncü fıkrada düzenlenen

görevi kötüye kullanma suçunda ise kamu görevlisi görevinin gereklerine uygun davranmak

için yarar saglamaktadır. Diger bir ifade ile 3’üncü fıkrada kamu görevlisi, ilk iki fıkrada

düzenlenen suçların aksine görevinin gereklerine aykırı bir is yapmamaktadır.

Ilk iki fıkradaki suçların yarar karsılıgında islenmesi durumunda rüsvet suçunun

olusacagından süphe etmemek gerekir. Fakat bu, rüsvet suçunu ilk iki fıkrada düzenlenen

görevi kötüye kullanma suçundan ayırmaya yetmemektir. Çünkü rüsvet suçunun olusması

için görevin gereklerine icrai veya ihmali bir sekilde aykırı davranmak gerekmeyip, yarar

karsılıgında, görevin gereklerine icrai veya ihmali bir sekilde hareket edilecegi hususunda

anlasma yapmak yeterlidir. Bu bakımdan rüsvet suçunun olusması için anlasma yeterli

oldugu halde, ilk iki fıkrada düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunda görevin gereklerine

aykırı davranma sarttır.

Diger bir fark suçun yapısından kaynaklanmaktadır. Rüsvet suçu çok failli bir suç

olup rüsvet alan ve veren suçun failleridir. Buna karsılık, ilk iki fıkrada düzenlenen görevi

kötüye kullanma suçunda fail, sadece, görevinin gereklerine aykırı davranan kamu

görevlisidir.

Diger bir fark da suçun olusması için bir zarar sartı aranıp aranmamasında kendini

gösterir. Rüsvet suçunun olusumu için tarafların anlasması yeterli olup herhangi bir zarar

dogması sart degildir. Ilk iki fıkrada düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunda ise

görevinin gereklerine aykırı bir sekilde davranma fiili kisilerin magduriyetine veya kamunun

zararına neden olmalı ya da kisilere haksız bir kazanç saglamalıdır.

3’üncü fıkradaki suç ise Mülga T ürk Ceza Kanununda rüsvet alma suçunun basit

sekli olarak düzenlenmekle birlikte, 5237 s.lı T ürk Ceza Kanunu ile görevi kötüye kullanma

suçunun bir sekli olarak degerlendirilmistir. 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 252’nci

maddesinin 3’üncü fıkrasında, rüsvet suçunun olusması, görevin gereklerine aykırı bir husus

için anlasma yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Diger bir ifade ile rüsvet suçunda, kamu

görevlisi, görevinin gereklerine aykırı hareket etmesinin karsılıgı olarak yarar saglamaktadır.

257’nci maddenin 3’üncü fıkrasında düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunda ise, kamu

görevlisi, görevinin gerektirdigi sekilde davranmak için yarar saglamaktadır.

Bunun dısında 252’nci maddenin 5’inci fıkrasında düzenlenen rüsvet suçu ile,

257’nci maddenin 3’üncü fıkrasında düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu arasında ise

suçun faili bakımından fark vardır. Görevinin gereklerine uygun davranmak için yarar

saglayan kamu görevlisinin 252’nci maddenin 5’inci fıkrasında belirtilen kisilerden olması

durumunda ise rüsvet suçu olusacaktır. Çünkü 252’nci maddenin 5’inci fıkrasında rüsvetin

basit sekli de yaptırım altına alınmıstır.

SONUÇ

Kamu görevlisi ile bir kimsenin, kamu görevlisinin görevi dahilinde bulunan bir

islem veya eylemi, görevinin gereklerine aykırı olarak yapması veya yapmaması karsılıgında

yarar saglama hususunda anlasmaları, olarak tanımlayabilecegimiz rüsvet suçu hakkında

Mülga Ceza Kanununun sistemi, 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun yürürlüge girmesi ile

büyük ölçüde degisiklige ugramıstır.

Rüsvet alma ve verme eylemleri Mülga Ceza Kanunun aksine, tek suçun hareketleri

olarak öngörülmüstür. Bunun sonucu olarak rüsvet alan ve rüsvet veren, rüsvet alma ve

rüsvet verme suçunu degil, tek suç olarak ve birlikte rüsvet suçunu islemektedirler. Suç tipi

rüsvet alanın yanında, rüsvet verenin varlıgını da zorunlu kılmaktadır.

Suçun olusabilmesi için kanunda rüsvet alan ve veren olmak üzere iradeleri

birbirleri ile uyusan iki kisinin varlıgı zorunlu oldugundan rüsvet suçu çok failli bir suçtur.

Bu kisiler aynı gayeyi gerçeklestirmek üzere farklı yönlerden hareket etmekte oldukları için

rüsvet suçu karsılasma tipi çok failli suçlardandır. Yine, rüsvet suçu, suçun olusması için suç

tipinde rüsvet almak ve rüsvet vermek gibi farklı iki hareketin karsılasması öngörüldügünden

heterojen hareketli çok failli suçtur.

Rüsvet alma bakımından suçu isleyebilecek olan kisilerin belirli sıfat ve niteliklere

sahip olmaları zorunludur. Bu kisiler kamu görevlileri ve 252’nci maddenin 4’üncü

fıkrasında belirtilen kimselerdir. Rüsvet alma bakımından suçu isleyecek olan kisilerde belirli

sıfat ve nitelik arandıgı için rüsvet suçu özgü suçtur. Rüsvet suçunun gerçeklesmesi açısından

ise failde herhangi bir nitelik aranmamıstır. Rüsvet verme bakımından, bu suç, herkes

tarafından islenebilir.

Rüsvet suçunun gerçeklesmesi, aynı gayeyi gerçeklestirmek üzere farklı taraflardan

hareket eden en az iki faile ihtiyaç göstermesi, rüsvet alanın ve verenin hukuk aleminde

sonuç doguran hareketlerinin de birbirinden farklılık arz etmesini gerektirmektedir. Bu

bakımdan, aynı gayeyi gerçeklestirmek üzere farklı taraflardan ilerleyen suçun faillerinden

rüsvet alanın hareketi ‘’rüsvet alma’’dır; rüsvet verenin hareketi ise ‘’rüsvet verme’’dir.

Faillerin aldıkları veya verdikleri yararın rüsvet suçunu olusturabilmesi, bu yararın rüsvet

alanın ve verenin arasında yapılan anlasmanın sonucu olmasını gerekli kılar. Taraflar

arasında herhangi bir anlasma olmadan yarar saglanması veya verilmesi halinde rüsvet suçu

olusmaz.

Fakat 252’nci maddenin 1’inci fıkrasının 3’üncü cümlesinde ‘’Rüsvet konusunda

anlasmaya varılması halinde, suç tamamlanmıs gibi cezaya hükmolunur.’’ denilerek, suçun

tamamlanması açısından vurgu ‘’rüsvet anlasması’’na yapılmaktadır. Rüsvet anlasması,

kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı davranmasına karsılık kisi ile yarar temini

hususunda uzlasmaya varmalarıdır. Böyle bir anlasmanın olusabilmesi, görev gereklerine

aykırı olarak davranılması istenen isin kamu görevlisinin görevi dahilinde bulunmasını

gerektirir. Saglanan yarar ise görev gereklerine aykırı olarak davranma karsılıgı olmalıdır.

Yarar kamu görevlisinin durumunu maddi veya manevi bakımdan degistirerek, almadıgı,

kabul etmedigi haline göre daha müsait duruma getiren her seydir. Para, esya gibi maddi

seyler yararın kapsamında oldugu gibi cinsel veya benzeri arzuların tatmini gibi manevi

seylerin de bu kapsam da oldugunu düsünmek gerekir. 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda

rüsvet suçunun maddi konusunun ‘’yarar’’ olarak ifade edilmesi sonucu, rüsvet suçu ile diger

suçlar arasında uyum saglandıgı için degisikligin yerinde oldugu belirtilebilir.

Rüsvet anlasmasının tarafları esit durumda olmalı; anlasma, kamu görevlisinin

bireye karsı zorlama veya ikna tarzında bir hareketi olmadan tarafların serbest iradeleri ile

gerçeklesmelidir. Anlasmanın gerçeklesmesi için teklifin hangi taraftan geldigi önemli

degildir. Anlasma açık bir sekilde olabilecegi gibi örtülü bir sekilde de olabilir. Anlasmanın

sarta baglı olarak yapılmasına da bir engel bulunmamaktadır.

3’üncü fıkrada belirtildigi üzere anlasmanın yapılması ile rüsvet suçu olusmaktadır.

Anlasmaya konu olan isin veya yarar vaadinin yerine getirilmesi veya getirilmemesi suçun

olusması bakımından önemli degildir. Anlasmaya konu olan vaadin yerine getirilmesinin

önemi suçun sona erme anı bakımındandır. Bunun sonucu olarak, taraflar arasında rüsvet

anlasması yapılıp suç tamamlansa bile, rüsvet verilene kadar suça istirak edilebilecektir.

Suçun tamamlanma anının tespiti dava zamanasımı bakımından da önem arz etmektedir.

Kanunda tarafların anlasmaya varması ve yarar saglaması seklinde iki farklı durum söz

konusu oldugundan dava zamanasımının baslangıcını da bu farklı iki duruma göre tespit

etmek gerekir. Zamanasımı, taraflar sadece anlasma yapmıslarsa anlasmanın yapıldıgı

tarihte; anlasma yapılmakla birlikte daha ileri gidilerek, anlasmanın konusunun da yerine

getirilmesi halinde yararın alındıgı tarihte islemeye baslayacaktır.

Rüsvet suçunun olusabilmesi için faillerin özel kast ile hareket etmesi

gerekmektedir. Faillerin sadece hareketi bilmesi ve bunun sonucunu istemesi yeterli olmayıp,

rüsvet alma açısından kamu görevlisinin kendisine yarar saglama kastının yanında, amacının

da olmasını gerektirir. Bu amaç da, görevin gereklerine aykırı olarak bir isin yapılması veya

yapılmamasıdır . Rüsvet verme bakımından da, kisi 252’nci maddede belirtilen kimselere,

görev gereklerine aykırı olarak bir isin yapılması veya yapılmaması amacıyla hareket

etmelidir . Bu nedenle rüsvet suçu sadece özel kast ile islenebilir.

Rüsvet suçuna tesebbüs mümkündür. Kamu görevlisinin, görevinin gereklerine

aykırı olarak bir isi yapması veya yapmaması için kisiden yarar talebinde bulunmasına

ragmen, bu talebin birey tarafından kabul edilmemesi halinde, suç, rüsvet alan açısından

tesebbüs asamasında kalacaktır. Fakat rüsvet almak için yapılan teklifin, her iki tarafın

menfaatine olması gerekip, aynı zamanda kamu idaresinin menfaatini ihlal edici olmalıdır.

Teklif, bireyin menfaatine uygun degil ise; diger bir ifade ile, onu haksız bir konumdan daha

az haksız veya haklı bir konuma getirmeyip, bireyin bulundugu durumdan daha kötü bir

duruma düsmemesi için yapılmıssa bu durumda diger sartları da olusmak kaydı ile irtikap

suçundan söz etmek gerekir. Böyle bir teklif kabul edilmezse yarar talep eden kisi irtikap

suçuna tesebbüs etmis olacaktır. Rüsvet verme fiili açısından da rüsvet suçu tesebbüse

müsaittir. Birey tarafından kamu görevlisine teklif edilen rüsvetin kabul edilmemesi halinde

rüsvet suçu birey açısından tesebbüs asamasında kalmıs olacaktır. Yine, tarafların, görevin

gereklerine aykırı olarak bir isin yapılması veya yapılmaması karsılıgında yarar konusunda

pazarlıga girismesi ve bu pazarlıgın sonuçsuz kalması durumunda, eylemler tesebbüs

asamasında kalacaktır. Kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir isi yapması

veya yapmaması karsılıgında bireyden yarar talebinde bulunması; asıl amacı yarar talebinde

bulunan kamu görevlisini yakalatmak olan bireyin de bu talebi görünüste kabul etmis olması

durumunda taraflar arasında serbest irade ile yapılan rüsvet anlasması bulunmadıgından

rüsvet alanın eylemi tesebbüs asamasında kalacaktır.

Içtima konusunda genel hükümler uygulanır. Rüsvet suçunun sebebini teskil eden

ve rüsvet dolayısıyla görev gereklerine aykırı olarak yapılan veya yapılmayan isin, ayrı bir

suç olusturması halinde, bu suç rüsvet almanın unsuru veya agırlastırıcı nedeni olmadıgı için

gerçek içtima hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Bunun tam tersi olarak rüsvet veren,

rüsvet suçu dısında bir baska suçun da olusmasına yol açmıssa, mesela tanıgın yalan beyanda

bulunmasını veya bilirkisinin gerçege aykırı mütalaa vermesini saglamıssa ayrıca bu

suçlardan da cezalandırılır.

Rüsvet suçunun müteselsil suç seklinde islenmesi de mümkündür. Türk Ceza

Kanununun 43’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının 4’üncü cümlesinde ‘’Magduru belli bir kisi

olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.’’ denilerek, madde gerekçesinde de

belirtildigi üzere, rüsvet ve çevre suçları gibi magduru belli olmayan suçlara da müteselsil

suç hükümlerinin uygulanmasına olanak saglanmıstır. Rüsvet suçunun müteselsilen islenip

islenmedigini tespit ederken aynı suçun icrası kapsamında, tarafları aynı olan, birden fazla

rüsvet anlasması yapılıp yapılmadıgına bakmak gerekir. Aynı suçun icrası kapsamında olsa

bile, kısa zaman aralıklarında kamu görevlisinin, farklı kisilerle, birbirlerinden ayrı olarak

rüsvet anlasması yapması durumunda failde aynı suç isleme kastı bulunmadıgından

müteselsil suç hükümleri uygulanamayacaktır. Bu durumda kamu görevlisi rüsvet anlasması

yaptıgı kisi sayısı kadar rüsvet suçundan cezalandırılacaktır.

Suçun zorunlu müsterek failleri rüsvet alan ve veren dısındaki kimselerin rüsvet

suçuna istirak etmeleri bakımından bir engel bulunmamaktadır. Fakat, rüsvet suçu, faillerin

ve eylemlerin çokluguna ragmen tek bir suç olarak düzenlendigi için rüsvet alanın veya

verenin veya her ikisinin eylemine istirak edilmesinin önemi yoktur. Her halükarda sadece

rüsvet suçuna istirak edilmis olacaktır. Türk Ceza Kanununun 40’ıncı maddesinin 2’nci

fıkrasında belirtildigi üzere ‘’Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteligini tasıyan kisi fail

olabilir. Bu suçların islenisine istirak eden diger kisiler ise azmettiren veya yardım eden

olarak sorumlu tutulur.’’ Söz konusu hüküm, rüsvet alma açısından degerlendirildiginde,

rüsvet alan kamu görevlisi ile fiili birlikte isleyecek kisinin, rüsvet alan kamu görevlisi ile

aynı sartları tasıması gerektigi anlasılacaktır. Fiile istirak eden kisi, kamu görevlisi degil ise

veya kamu görevlisi olup, rüsvet alan kamu görevlisi ile aynı sartları tasımıyorsa, suça

katkısına göre azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulacaktır. Rüsvet verme

eylemine istirak açısından ise rüsvet suçu bir özellik arz etmez.

5237 s.lı Ceza Kanununda, Mülga Ceza Kanununun 216’ncı maddesinde yer alan

‘’rüsvete aracılık eden kimse, rüsveti veren ve alandan hangisinin vasıtası ise onun suç

ortagı sayılır’’ hükmüne yer verilmemistir. Esasında, bunun sebebi, 5237 s.lı Türk Ceza

Kanununda rüsvet alma ve verme eylemlerinin tek suç olarak kabul edilmesidir. Bunun

sonucu olarak aracı konumunda bulunan kisi, rüsvet alma veya verme eylemlerinin her

ikisine birden istirak etse bile sadece rüsvet suçuna istirak etmis sayılacaktır. Aracının suça

istirakinin türü suça katkısına göre genel hükümlere göre belirlenecektir. Rüsvet alan ve

veren arasında yapılan anlasma geregince menfaatin üçüncü bir kisiye saglanması halinde,

üçüncü kisinin rüsvet suçuna istirak edip etmedigini tespit ederken, bu kisinin suça katkısını

arastırmak gereklidir. Örnegin, dikkatlerin kamu görevlisinin üzerine çekilmemesi amacıyla,

üçüncü kisinin menfaati kendi üzerine alması durumunda suçun islenmesine, en azından,

yardım etme derecesinde bir katkı söz konusu oldugu için, üçüncü kisinin istirak kulları

geregince cezalandırılması gerekebilir.

Maddenin 5’inci fıkrasında rüsvet vermenin kapsamı genisletilmistir. Bu fıkrada

belirtilen yabancı kamu görevlilerine, uluslararası ticarî islemler nedeniyle, bir isin yapılması

veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazası amacıyla, dogrudan

veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi veya verilmesi de rüsvet sayılır.

Anlasılacagı üzere rüsvetin basit ve nitelikli sekli bu madde kapsamında yaptırım altına

alınan eylemlerdir. Rüsvet veren bakımından yararın teklif vaat edilmesi veya verilmesi ile

suç tamamlanır. Vaadin veya teklifin yabancı kamu görevlisi tarafından kabul edilmemis

olması, rüsvet veren açısından suçun gerçeklesmesini engellemez. Maddeden açıkça

anlasılmasa da rüsvet alan veya anlasmaya varan kamu görevlisinin de cezalandırılacagını

kabul etmek gerekir. Rüsvet alan açısından, vaat veya teklifin kabul edilmesi anında suç

tamamlanacaktır. Diger bir ifade ile rüsvet alan yabancı kamu görevlisinin cezalandırılması

için en azından anlasmanın yapılması gerekmektedir. Bu suçun islenmesi için faillerde özel

kast bulunması gerekmektedir. Bu suç neticesi harekete bitisik suçtur. Icra hareketinin

yapılması ile suç tamamlanmaktadır. Fakat bu icra hareketlerinin bölünebilmesi durumunda,

icra hareketlerini elde olmayan nedenlerle tamamlayamayan failin tesebbüs hükümlerine

cezalandırılması gerektigini kabul etmek gerekir. Rüsvet alan bakımından ise suç ‘’alma veya

kabul etme’’ eylemi ile tamamlanacagından, yabancı kamu görevlisi kisiden rüsvet

istemesine karsın, birey tarafından bu teklif reddedilirse, icra hareketleri failin elinde

olmayan sebepler yüzünden tamamlanamadıgı için rüsvet alan bakımından suç, tesebbüs

asamasında kalır. Bu suç tipi yararın vaat veya teklif edilmesi veya verilmesi ile

tamamlandıgından bu suça en geç yarar vaat veya teklif edilmesi veya verilmesi anına kadar

istirak edilebilir.

Uluslar arası düzeyde rüsvet suçunda (TCK m.252/5) rüsvet almanın ve vermenin

basit ve nitelikli sekilleri yaptırım altına alınmıstır. Ayrıca bu fıkraya göre rüsvet verme

suçunun gerçeklesmesi için rüsvetin vaat veya teklif edilmesi yeterli olup, yabancı kamu

görevlisi tarafından kabul edilmesi dahi gerekmemektedir. Ulusal düzeyde rüsvet suçunun

(TCK m.252/3) gerçeklesebilmesi için ise kamu görevlisine saglanan yararın karsılıgında

yapılacak isin yapılması veya yapılmaması görev gereklerine aykırı olmalıdır. Diger bir ifade

ile cezalandırılan rüsvet almanın ve vermenin nitelikli seklidir. Kanun koyucu rüsvet almanın

basit seklini görevi kötüye kullanma suçu olarak degerlendirip, rüsvet vermenin basit seklini

ise suç olmaktan çıkarmıstır. Basit rüsvet vermenin suç olmaktan çıkarılmasının yolsuzlukla

mücadele açısından dogru olmadıgını söylemek gerekir. m.252/5’de yaptırıma baglanan

rüsvet vermenin basit sekli vaat veya teklif edilmesi ile olustugu halde, m.252/3’de basit

rüsvet vermenin suç olmaktan çıkarılmasını anlamak mümkün degildir. Esasında m.252/5’de

rüsvet suçunun bu sekilde düzenlenmesinin sebebi ülkemizin ‘’Uluslararası Ticari Islemlerde

Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüsvetin Önlenmesi Sözlesmesi’’ne taraf olmasıdır.

Fakat yabancı devlet veya uluslar arası örgütlerin ticari menfaatlerinin korunması ne kadar

önemli ise Kamu idaremizin de aynı sekilde korunması en az o derece önemlidir. Bu nedenle

ulusal düzeyde rüsvet suçunun, m.252/5’e nazaran dar kapsamlı tutulmaması gerekirdi.

Türk Ceza Kanununun 254’üncü maddesinde üç fıkra halinde rüsvet alan veya bu

konuda anlasmaya varan, rüsvet veren veya bu konuda anlasmaya varan kisiler ile rüsvet

suçuna istirak eden diger kimselerin etkin pismanlıgı düzenlenmistir. Maddede

belirtilenlerin, etkin pismanlık hükümlerinden yararlanabilmesi için, bu kisiler hakkında adli

veya idari nitelikte de olsa sorusturmaya baslanmamıs olması gerekmektedir. 254’üncü

maddenin 1’inci fıkrasının 1’inci cümlesinde rüsvet konusu seyin tesliminin ‘’aynen’’

olmasından bahsedilmistir. Fakat maddede, aynen teslimin olanaklı bulunmadıgı durumlarda

nasıl bir sonuca ulasılacagı belirtilmemistir. Kanımca hatalı olarak, maddenin metninde açık

bir sekilde ‘’aynen teslim edilmesi’’ ifadesine yer verilmesi nedeniyle iadesi aynen mümkün

olmayan malların nakden teslim edilmesi halinde kamu görevlisi etkin pismanlık

hükümlerinden faydalanamayacaktır. 254’üncü maddenin 1’inci fıkrasının 2’nci cümlesinde

ise rüsvet alma hususunda baskaları ile anlasan kamu görevlisinin etkin pismanlıgı

düzenlenmistir. Söz konusu cümlede ‘’Rüsvet alma konusunda baskasıyla anlasan kamu

görevlisi’’ denilerek, 252’nci maddede suçun faili olarak belirtilen, fakat kamu görevlisi

olmayan kisilerin bu kapsamda olup olmadıgı açık degildir. Söz konusu fıkranın ilk cümlesi

ile ikinci cümlesi arasında etkin pismanlık hükümlerinden yararlanacak kisiler açısından fark

yaratılması gereksiz olup, bu durumun kanun koyucunun özensizliginden kaynaklandıgı

kanaatindeyim. Etkin pismanlık müessesesinin düzenlenis amacını da dikkate alarak, bu

çeliskinin giderilmesi için, 252’nci maddede belirtilen, fakat kamu görevlisi olmayan

kisilerin de cümle kapsamında oldugunu düsünmek gerekir. Kaldı ki, suç yolunda daha fazla

ilerleyerek rüsvet konusu seyi alan kamu görevlisi olmayan kisinin etkin pismanlık

hükümlerinden yararlanması; buna karsılık henüz rüsvet konusu seyi almayıp sadece anlasan

kamu görevlisi olmayan kisinin faydalanamaması adaletsiz bir durum yaratacaktır. Rüsvet

alma konusunda baskaları ile anlasan kamu görevlisi bu asamada rüsvet konusu seyi henüz

almadıgından bu durumda teslim ve müsadere söz konusu degildir. Kamu görevlisinin etkin

pismanlık hükümlerinden faydalanabilmesi için, Mülga Ceza Kanununun aksine, rüsvet

karsılıgında yapılması veya yapılmaması istenen isi yerine getirip getirmemesi önemli

degildir. Etkin pismanlık hükümlerinden faydalanan kamu görevlisinin, rüsvet karsılıgında

görevinin gereklerine aykırı olarak yaptıgı veya yapmadıgı is suç olusturuyorsa, o suçtan;

özel bir suç olusturmuyorsa diger sartları da bulunmak kaydı ile torba hüküm niteliginde

bulunan görevi kötüye kullanma suçundan (TCK m.257) cezalandırılması gerekir. Çünkü

ortada iki suç mevcut olup, etkin pismanlık hükümleri sadece rüsvet suçu için

uygulanacaktır.

254’nci maddenin 2’nci fıkrasında ‘’Rüsvet veren veya bu konuda kamu görevlisiyle

anlasmaya varan kisinin, sorusturma baslamadan önce, pismanlık duyarak durumdan

sorusturma makamlarını haberdar etmesi halinde, hakkında rüsvet suçundan dolayı cezaya

hükmolunmaz; verdigi rüsvet de kamu görevlisinden alınarak kendisine iade edilir.’’

denilerek, rüsvet veren veya bu konuda anlasmaya varan kisinin etkin pismanlıgı

düzenlenmistir. Birinci fıkrada ‘’…yetkili makamlara haber vermesi…’’, bu fıkrada ise

‘’…yetkili makamları haberdar etmesi…’’ ifadeleri kullanılması, anlam açısından karısıklık

yaratmasa da, aynı madde içerisinde gereksiz yere farklı ifadeler kullanılması, kanun

koyucunun etkin pismanlık hükümlerini düzenlerken özensiz davrandıgını göstermektedir.

Söz konusu fıkrada rüsvet veren veya bu konuda anlasmaya varan kisinin etkin

pismanlık hükümlerinden faydalanabilmesi, pismanlık duyması sartına baglanmıstır. Diger

bir ifade ile rüsvet veren veya bu konuda anlasmaya varan kisinin, etkin pismanlık

hükümlerinden faydalanabilmesi için kendiliginden hareket etmesi gereklidir. Rüsvet

verildikten veya bu konuda anlasmaya varıldıktan sonra, rüsvet alan veya bu konuda

anlasmaya varan kisinin anlasmanın gereklerini yerine getirmemesinden dolayı, rüsvet veren

veya bu konuda anlasmaya varan kisinin, sorusturma baslamadan önce yetkili makamları

haberdar etmesi halinde etkin pismanlık hükümlerinden faydalanamayacaktır. Rüsvet veren

veya bu konuda anlasmaya varan kimsenin aksine, rüsvet alanın veya bu konuda anlasmaya

varan kisinin etkin pismanlık hükümlerinden yararlanması için pismanlık duyma sartı

aranmayarak rüsvet alan ve veren arasında fark yaratılmasının sebebi anlasılamamaktadır. Bu

fıkrada ‘’…bu konuda kamu görevlisiyle anlasmaya varan kisi…’’ denilmesi nedeniyle,

252’nci maddede belirtilen, fakat kamu görevlisi olmayan kisilerle anlasmaya varılması

durumunda etkin pismanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacagı hususunda açıklık

bulunmamaktadır. Aynı tereddüt 1’inci fıkrada da mevcut olup, 1’inci fıkra ile ilgili

açıklamalarda da belirtilen gerekçelerle, bu fıkrada da etkin pismanlık hükümlerinden

yararlanacak kisileri genis düsünmek gereklidir. Aksi takdirde, etkin pismanlıktan, kamu

görevlisi ile anlasmaya varan kisinin yararlanması, halka açık anonim sirket yöneticisi ile

anlasan kisinin yararlanamaması çelisik bir durum yaratacaktır. Bu da etkin pismanlıgın

kanunda düzenlenis amacına aykırılık olusturacaktır.

252’nci maddenin 1’inci fıkrasına göre, rüsvet alan veya veren failin 4 yıldan 12

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmüstür. Anlasmaya varılması halinde de

rüsvet alma ve verme hususunda anlasan kisilerin aynı ceza ile cezalandırılması

öngörülmüstür. Maddenin 2’nci fıkrasına göre rüsvet alan veya bu konuda anlasmaya varan

kisinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkisi, noter veya yeminli mali müsavir olması halinde

verilecek cezanın üçte birden yarı oranına kadar arttırılacaktır. 253’üncü maddede, rüsvet

suçunun islenmesi ile yararına haksız menfaat saglanan tüzel kisiler hakkında güvenlik

tedbirlerine hükmolunacagı belirtilmistir. 5237 s.lı Türk Ceza Kanununda rüsvet suçunu

düzenleyen hükümlerde, Mülga Ceza Kanununun aksine, genel hükümlerden ayrı olarak

müsadere hükümlerine yer verilmemistir. Bu nedenle müsadere konusunda genel hükümlere

göre uygulama yapılacaktır. 5237 s.lı Türk Ceza Kanununun 55’inci maddesinde ‘’kazanç

müsaderesi’’ne yer verilmis olup, maddenin birinci fıkrasında, suçun islenmesi ile elde edilen

veya suçun konusunu olusturan ya da suçun islenmesi için saglanan maddî menfaatler ile

bunların degerlendirilmesi veya dönüstürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların

müsaderesine karar verilecegi hükme baglanmıstır. Türk Ceza Kanununun 53’üncü

maddesinin 5’inci fıkrası geregi rüsvet alanın, cezanın yarısından bir katına kadar süre ile bu

hak ve yetkileri kullanılması yasaklanır.

Rüsvet suçu hakkında sorusturma 3628 s.lı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüsvet

ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu hükümlerine göre yapılacaktır. Buna göre, 19’uncu

madde geregince, Cumhuriyet Savcısı rüsvet suçunun islendigini ögrendigi takdirde suç

süphesi altında bulunan kisiler hakkında, herhangi bir merciden izin almaksızın, dogrudan

sorusturmaya baslamakla birlikte, atamaya yetkili amiri veya aynı kanunun 8’inci

maddesinde sayılan mercileri durumdan haberdar edecektir.

 

 
Bugün Tekil: 343 Bugün Çoğul: 951 Dün Tekil: 698 Toplam Tekil: 1584615 Toplam Çoğul: 3933116
        Dataişlem