TÜRKİYE'NİN EN İYİ- EN KALİTELİ HUKUK/AVUKATLIK BÜROSU OLABİLMENİN İLK ŞARTI, HUKUKA İLGİ DUYAN HERKESİN ARADIĞI BİLGİYE KOLAY VE ÜCRETSİZ ULAŞMASINI SAĞLAMAKTIR.. SİTEMİZDE YER ALAN BİLGİLERİ İNCELERKEN ARADIĞINIZ SORULARIN CEVABINI BÜYÜK ÖLÇÜDE BULABİLECEKSİNİZ..SİTEDEKİ TÜM MAKALELER KONUNUN UZMANI TÜRKİYE'NİN EN İYİ AVUKATLARI- HUKUK MÜŞAVİRLERİ- ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİNCE HAZIRLANMIŞTIR...

,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
TCK 142/1-B MADDESİNDE DÜZENLENEN HIRSIZLIK SUÇU / 15-12-2011

Suçun maddi unsuru icrai ya da ihmali bir hareket, hareketten doğan netice ve hareket ile netice arasındaki nedensellik bağıdır.

Suçun maddi unsurunun gerçekleşmesi için ilk olarak dışa yansıyan bir eylemin bulunması gerekmektedir. Yapılan eylemin hazırlık hareketlerini aşarak icrai hale gelmesi suçun oluşması için zorunludur. Eylem, hazırlık hareketlerini aşmıyorsa bu durumda suçun oluşması mümkün değildir.

Suçun maddi unsurunun gerçekleşmesi için ikinci aşama fiil neticesinde dış dünyada bir değişikliğin meydana gelmesidir. Yani kişinin olumlu veya olumsuz hareketi neticesinde ortaya bir netice çıkmalıdır.

Netice, genellikle zarar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu zarar maddi zarar olabileceği gibi manevi zarar şeklinde de ortaya çıkabilmektedir.

Suçun maddi unsurunun diğer bir öğesi de hareket ile netice arasında bir nedensellik bağının bulunmasıdır. Failin sorumluluğu için yapmış olduğu hareket ile netice arasında sebep- sonuç ilişkisinin bulunması gerekmektedir.

Bu açıklamalardan hareketle; TCK 142/1- b maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun hareket unsuru taşınırı bulunduğu yerden yani herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan yerden almaktır. Ceza Kanununa göre suçun oluşumu için, alındığı sırada o mal üzerinde egemenlik yetkisi kullanan kişinin, rızası dışında söz konusu malın alınmış olması yeterli sayılmaktadır.

Ancak almak unsurunun ne zaman gerçekleştiği konusunda öğretide farklı görüşler bulunmaktadır. Bu farklı görüşleri dört ana başlık altında toplamak mümkündür.

Bir görüşe göre, failin çalınacak olan malın üzerine elini koymasıyla suç tamamlanmış olacaktır. Fail el koymakla hakimiyetini tesis etmiş bulunmaktadır. Bu duruma göre suçun tamamlanması hususu çok genişletilmiş olmaktadır. Adeta suça teşebbüs imkansız hale getirilmektedir.

İkinci görüşe göre, hırsızlık suçunun tamamlanması için failin malı bulunduğu yerdin kaldırması durumunda suç oluşacaktır. Yani malın bir yere götürmesi gerekli olmayıp bulunduğu yerle irtibatın kesilmesi durumu suçun oluşumu için yeterli sayılacaktır.

Üçüncü ana görüşe göre, hırsızlık suçunun tamamlanması için failin malı bulunduğu yerden alarak götürmek istediği yere kadar götürmesi yeterli olacaktır. Mağdurun zilyetliğinin sona ermiş olmasına gerek yoktur.

Nihayet son görüşe göre de hırsızlık suçunun oluşabilmesi için hırsızlığa konu olan malın zilyedin egemenliğinden çıkıp failin veya üçüncü bir kişinin egemenliğine sokulması gerekmektedir.

Kanaatimize göre de; hırsızlık suçunun tamamlanması için suça konu olan malın bulunduğu yerden alınarak  failin veya üçüncü kişinin hakimiyet alanına tam olarak alınabilmesi gerekir. Nitekim bu durum TCK 141/1 m. gerekçesinde de durum açıkça bildirilmiştir. Madde gerekçesinde de bu durum belirtilmiştir.

Hırsızlık suçunun oluşması için fail, mal üzerinde yeni bir egemenlik kurmuş olmalıdır. Egemen görüşe göre bunun için failin mala dokunmuş olması yeterli olmadığı gibi, malın götürülmüş veya bir yere gizlenmiş olmasına da gerek yoktur. Failin hareket halindeki bir araçtan çaldığı cüzdanı, daha sonra almak üzere, araçtan aşağı atması örneğinde olduğu gibi, önceki zilyetliğin ortadan kaldırılması ile yeni zilyetlik kurulması aynı anda olmayabilir. Yeni zilyetliğin mutlaka malı alan kişi tarafından kurulmuş olmasına da gerek yoktur. Mal üzerinde yeni bir zilyetlik kurulup kurulmadığı, somut olayın koşullarına göre yanıtlanması gereken bir sorundur.

Hırsızlık suçu maddi bir suç değil şekli bir suçtur. Yani hırsızlık suçunun tamamlanması için malı bulunduğu yerden alan kişinin bu maldan yararlanmış olması zorunlu değildir. Failin, zilyetliğin devir olgusu bulunmamasına rağmen malı rızası dışında alması hırsızlık suçunu teşkil eder.

Burada belirtilmesi gereken başka bir durum da hırsızlık suçunun hareket unsurlarından diğeri yani malın zilyedinin rızasının bulunmamış olmasıdır. Burada rızası aranan kişi malik değil zilyettir. Ancak malın alınmasına rıza gösterme durumu en geç alma anında bulunmalıdır.Malın diğer kişinin hakimiyet alanına geçmesinden sonra gösterilen rızanın bir önemi bulunmamaktadır.Artık suç tamamlanmış sayılacaktır.

TCK 142/ 1-b maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun maddi unsurlarını iki ana başlık altında inceleyebiliriz. Türk Ceza Kanununun 142 inci maddesinin (b) bendinde, hırsızlık suçunun herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında işlenmesi, suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır.

Kanun koyucu tarafından oluşturulan bu maddeden anlaşılacağı üzere, bu suç tipi için ikili bir ayrıma gitmiştir. Dolayısıyla bu durumun ayrı olarak incelenmesi konunun anlaşılabilir olması bakımından daha faydalı olacaktır.

Türk Ceza Kanununun 142 inci maddesinin (b) bendinde hırsızlık suçunun ilk maddi unsuru, herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmış olan eşya hakkında işlenmiş olmasıdır.

1.1 Herkesin Girebileceği Bir Yerde Bırakılmış Olmakla Birlikte      Kilitlenmek Suretiyle Koruma Altına Alınmış Olan Eşya Hakkında İşlenmesi

Madde içerisindeki ilk nitelikli halin oluşumu için bu iki unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Yani, herkesin girebileceği bir yerde bırakılan eşyanın aynı zamanda da kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmış olması gerekmektedir.

Herkesin girebileceği yer kavramı geniş bir kavram olmakla beraber kastedilen, herkesin gelip geçmesine, girmesine veya orada bulunmasına izin verilen ya da bu hallerin toplum yaşam ve adetleri gereği olağan olduğu yerlerdir.

Cadde, sokak ortası, pazar yeri, meydanlar, açık otoparklar  genele açık olan yerler bu yerlere örnek verilebilirler.

Hayatın günlük akışında en çok karşılaşılan olaylardan biri olan araba (oto) hırsızlığında cadde üzerinde park halinde fakat kilitli bir halde bulunan aracın kilidinin açılmak suretiyle  çalınması halinde eylem bu madde kapsamında değerlendirilecektir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bir kararında bu şekilde gerçekleştirilen bir eylemin TCK 142/1-b maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiğini vurgulamıştır.

Yine aracın kilitli olan yakıt deposundan hortum yardımı ile yakıt çalmak, aracın kilitli olan kapısının açılarak içerisindeki teybin çalınması olaylarında da bu maddede belirtilen nitelikli hal oluşacaktır, yoksa kapısı veya camı açık otomobilden yapılan hırsızlık bu bent kapsamına girmemektedir; açıktan, basit hırsızlık olarak nitelendirilmektedir.14 Yine pazar yerlerinde pazarcının sandığını kilitledikten sonra bu sandığın kilidi açılmak sureti ile içerisindeki meyve veya sebzelerin alınması olayında da herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suçu oluşacaktır. Kanun koyucu, belirtilen durumlarda  açıkta olan, herkes kavramını içerebilen yerde kilitli olan eşya üzerinde gerçekleştirilen fiilleri bu madde kapsamına göre cezalandırmaktadır.

Burada gerçekleşmesi gereken diğer koşul ise; eşyanın muhafaza altına kilitlenerek alınmasıdır. Kilit; taşınır veya taşınmaz bir şeyin iç veya dış açılabilir kısmını kapalı tutmaya yarayan anahtar veya ona benzer başka şeylerle açabilen aletlerdir.

Anahtar, düğme gibi takılıp çıkarılabilen bir parça yardımıyla çalışan kapatma aletidir.16 Kilitlemekteki amaç eşyanın güvenli bir şekilde muhafazasına yöneliktir. Bu şekilde insanlar tarafından koruma altına alınmış olan eşyalar üzerinde gerçekleştirilen eylemi, kanun nitelikli bir hal kabul etmektedir.

Kanun burada kilidin niteliğinden bahsetmemiştir. Kilidin çalışır olması yeterlidir, ayrıca muhkem olmasına gerek yoktur.18 765 sayılı TCK da kilidin muhkem olması aranmakta idi. Kilidin suça konu eşyayı muhafaza etmeye elverişli olması yeterlidir.Kilidin bozuk yani işlevsiz olması, anahtarın kilit üzerinde bulunması, gibi durumlarda kanunun aradığı şart gerçekleşmiş olmadığından bu suç oluşmayacaktır.  Eşya, üzerindeki nesneler kilitlenerek açılması, ele alınması veya kullanılması engellenmek amacıyla kilitlenmiştir. Bu kilit açılmadan, aşılmadan malı almak çok zordur. Eşyanın mutlaka bir muhafaza içine alınarak muhafazanın kilitlenmesi de gerekmez. Örneğin; hava alanlarında bulunan ve belli bir ücretle alınıp kullanılabilen ve bir kilitle bir yere tutturulmuş arabaların alınması bu hali oluşturur. Kilidin niteliği bakımından yapılacak değerlendirmede ise elbette ki kilidin niteliği itibariyle belli oranda zorlayıcı nitelikte olması gerekir. Hiç çaba harcanmadan kolayca saf dışı bırakılabilen bir kilidin koruyuculuğundan söz edilemez. Fakat kilidin çok sağlam olmasına da gerek duyulmamalıdır. Belirtilen kilidin elle saf dışı bırakılması yeterli sayılmalıdır.

Gerçekten de suçu nitelikli hale getirme nedeni, kilit engelinin aşılmasıdır. Kilit bir engel niteliğinde değilse daha fazla korumanın başka deyişle daha fazla yaptırımın anlamı olmaz.

Kilidin mutlaka anahtarı ya da anahtar fonksiyonu olan bir aletle açılması değil bu kilide rağmen eşyanın alınması halinde de nitelikli sebep gerçekleşecektir. Bu bentte kilide rağmen almak, kilidi parçalayarak, kırarak almak aynı sonuca götürür. Kilidin anahtar veya aynı fonksiyonu gören aletle açılarak suçun işlenmesi (kilidin açılması hali) ise aynı maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinde düzenlenmiştir.

Ayrıca şu husus da düşünülmelidir ki; malı almak için mutlaka kilidi bertaraf etmek gerekli değildir. Yukarıda örneği verilen arabalar için mesela, kilidi ile beraber yerinden sökme veya kilide dokunmadan başka bir parçayı almak halinde durum böyledir. Sonuç olarak, kilide dokunulsun dokunulmasın, kilit altındaki eşyanın veya parçalarının alınmasında TCK 142/1-b bendi uygulanacaktır.

Konuya ilişkin olarak vermiş olduğu bir kararında Yargıtay Anahtar uydurmadan ya da başka bir cismi anahtar gibi kullanmaksızın, yakınana ait işyerinin kapısının kilidini zorlayıp açarak suça konu para ve eşyayı çalan sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCY.nın 142/1-b maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, aynı Yasanın 142/2-d maddesiyle uygulama yapılması nı bozma nedeni olarak belirtmiştir.

Başka bir Yargıtay kararında Katılana ait otomobilin kapısının belirlenemeyen bir şekilde açıp, direksiyon muhafazasını kırıp düz kontak yaparak aracı çalan sanıkların eyleminin, 5237 sayılı TCK nın 142/1-b maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, aynı Yasanın 142/1-e maddesi ile uygulama yapılmasını bozma nedeni saymıştır.

Belirtmek gerekir ki burada, kapı kilitlendikten sonra anahtarın kapı üzerinde unutulmasında artık kapı her ne kadar kilitli olsa da kanun koyucunun korumuş olduğu kilitli olma durumu önemini kaybetmiş olacaktır, çünkü kilitlenme durumu, başka bir tabirle anahtar kapı üzerinde bırakılarak bertaraf edilmiştir. Artık TCK 142/2-d fıkrasındaki kanuni tipin bu durumda uygulanma alanı kalmamaktadır. Ancak bu durumda bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suç tipi uygulama alanı bulacaktır.

Bu açıdan değerlendirilmesi gereken başka bir hususta anahtarın evin kapısına yakın olan saksı içerisine veya paspas altına bırakılması durumudur. Bu durumda eve (bina) hırsızlık için gelen failin, saksıda veya paspas altında bulunan anahtarı kolay bir şekilde bulup alarak kapıyı açtıktan sonra hırsızlık eylemini gerçekleştirmesi halinde yine kapının kilitli olma durumunun bertaraf edilmiş olup olmadığıdır, yani kapının kilitli olmasının bir önemi kalmakta mıdır?

Bu konuda değişik görüşler öne sürülmüş ise de, her eylemin somut olay içerisinde değerlendirilmesi gerekmekle birlikte anayasal haklar bağlamında da nitelikli halin oluştuğunu kabul etmek gerekecektir. Failin anahtarı bu şekilde ele geçirmesini kanun koyucu kayırarak koruyacak değildir. Yani bu durumda da haksız yere elde bulundurulan anahtar ile kilit açmak suretiyle hırsızlık suçu vücut bulacaktır.

Burada belirtilen nitelikli hale örnek olarak, dükkânın önündeki yola konulmuş kilitli dolap içinden dondurma çalma, yolun kenarında kilitli halde bulunan bisikleti çalma, yol kenarında demirliklere bağlı bulunan köpeği çalma gösterilebilir. Fakat bir seyyar satıcının tablası üzerinde bulunan sebzeleri açıkta olduğu halde, satıştan kazandığı paraların bulunduğu kilitli kısımdan çalınması bu suçun oluşumuna sebep verirken, muhafaza altına alınmamış sebzelerin çalınması nitelikli hırsızlık suçunu oluşturmayacaktır.

Bu suç bakımından kilit noktasında değinilmesi gerekli bir konu da kilide ne şekilde müdahale edildiğidir. Yani hırsızlık eylemi gerçekleştiği sırada kilidin kırılarak veya anahtar veya benzeri bir aletle açılması mümkündür. Bu madde açısından kilidin; zarar görmesi, nitelikli şekilde yıpratılması, kırılması, sert bir cisimle zorlanması suretiyle açılmış olması gereklidir, yoksa bir maymuncuk vasıtası ile kapıya zarar vermeden açılan kilit için artık kanunun 142/2-d maddesinde öngörülen suç oluşacaktır.

Burada değinilmesi gereken bir diğer husus ise 765 sayılı TCK da ki düzenlemede yer alan hırsızlığın işlenmesi esnasında oluşan zarar maddenin nitelikli hali içerisinde yer almakta iken; 5237 sayılı yeni TCK da bu durumun nasıl gerçekleşeceğidir? Yani, örneğin hırsızlık esnasında kilidin kırılması sonucu mala zarar verme suçu da oluşacak mıdır?

Kanun yürürlüğe girdiğinde bu konu ile ilgili bir belirsizlik bulunmaktaydı ve uygulayıcılar genel olarak eski düzenlemede olduğu gibi tek bir suçtan değerlendirme yoluna gitmekteydiler. Fakat yeni Ceza Kanunu sistematiği de göz önüne alındığında artık bu eylemin de ayrıca cezalandırılması şeklinde bir uygulamaya gidilmiştir.

Doktrinde; hırsızlık suçu ile işlenen mala zarar verme ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarının ayrıca cezalandırılmasını düşünenlerle birlikte25 bunu benimsemeyenlerde bulunmaktadır. (İlgili konuya içtima kısmında değinilecektir.) Ancak belirtmek gerekir ki konuya ilişkin Yargıtay uygulaması da gerçek içtimadan yönedir, yani bu suç gerçekleştirilirken ihlal edilen diğer suçlar ayrıca değerlendirilerek her bir suç için farklı ceza tesis edilecektir.

Türk Ceza Kanununun 142 inci maddesinin (b) bendinde hırsızlık suçunun diğer maddi unsuru ise bina veya eklentileri içinde koruma altına alınmış olan eşya hakkında işlenmesi durumudur.

1.2. Bina veya Eklentileri İçinde Koruma Altına Alınmış Olan Eşya  Hakkında İşlenmesi

Kanun maddesi içerisinde tanımı bulunmayan bina ve eklenti kavramlarına açıklık getirdikten sonra, kanun koyucunun öngördüğü yoruma ulaşmak daha işlerlikli olacaktır.

Bina, Arapça kökenli bir kelime olup; Türk Dil Kurumu sözlüğünde; yapı, çatı olarak adlandırılmaktadır. Kent bilim terimleri sözlüğünde ise, duvarlar ya da sütunlar üstüne oturtulmuş bir çatısı bulunan, insanların, hayvanların ve malların barınması ya da başka gereksinmeleri karşılamaları amacıyla yapılmış; bir yapı tasarcılık ürünü olarak tanımlanmıştır.

Yine bina başka bir tanımla; kendi başına kullanılabilen, bir veya daha fazla odayı ya da dış ve iç duvarlar tarafından çevrilmiş diğer alanları kapsayan, çatı ile örtülmüş, temelden çatıya kadar uzanan konut, tarımsal, endüstriyel, ticari, kültürel, v.b. amaçlar için tasarlanmış yapılar olarak ta açıklanmıştır.

En geniş ve ceza hukuku bakımından ise bina; başkasının girme hakkı olmadığı, başkalarının girmesine izin verilmediğini gösterecek biçimde dış dünyadan ayrılmış, yanları muhkem surette yapı malzemesiyle örtülmüş üstü kapalı, sabit ya da taşınabilir yapıdır. YCGK 02/05/1994 tarih ve 96/128 sayılı kararında da belirtildiği üzere bu bent içerisinde yer alan muhafaza altına alma ifadesinin özel bir anlamı yoktur. Malın bulunduğu yer itibari ile bir nitelikli hal söz konusudur.

Eşya evde veya eklentilerinde bulunmakta olduğundan esasen bu konumu itibariyle korumaya alınmış, saklanmış olmaktadır. Bina kavramı meskenden, süknadan, oturulan yer kavramından daha dar anlaşılmalı ve konuta göre daha farklı değerlendirilmelidir. Bu bakımdan mesken (konut) kavramı ile bina kavramları arasındaki ilişki üzerinde biraz daha durmak gerekir.

Konut ile ikamet arasında sıkı bir ilişki mevcuttur. Medeni Kanunumuz ikamet kavramını açıklamamış olmakla birlikte yoğun kabul edilen görüşe göre kişinin yaşam faaliyetlerinin cereyan ettiği yere, ya da kişinin ve ticari ilişkilerinin merkezi olan yer  olarak kabul edilmektedir.Kişinin ancak bir tane ikametgahı bulunabilir. (MK madde 19). Konut ikametgah ile aynı değildir fakat ikametgah konutun bir türüdür. Ceza kanunu konut kavramını Medeni Kanundaki ikametgah kavramına karşı daha geniş anlamda almıştır. Ceza Kanununda konutun ne tanımı yapılmış ne de öğeleri açıklanmıştır. Ancak konut dokunulmazlığı suçu ile kanunun koruduğu şey kişi hürriyeti olduğu madde gerekçesinde belirtilmiştir. Ceza hukuku bakımından konut, bir kişinin geçici de olsa oturmak için sığındığı yerdir denilebilir.32 Konut dokunulmazlığı kişinin temel haklarındandır. Kişi özgürlüğünün devamı niteliğindedir. Bu nedenle konut dokunulmazlığı, kişi dokunulmazlığının da doğal sonucudur.33 Konut dokunulmazlığı ile korunan hakkın mülkiyet hakkı ile ilgisi yoktur. Konut içinde oturan kimsenin konutun mülkiyetine sahip olup olmamasının önemi yoktur. Konut yalnızca bu konut dokunulmazlığıyla korunan hakkın sınırını belirlemektedir. Konut dokunulmazlığıyla konutta oturanların kişi hürriyeti korunmaktadır, bu açıdan konut dokunulmazlığı ile korunan, oturma hakkı değildir.

Konut dokunulmazlığını ihlal suçu hürriyete karşı işlenen suçlardan biri olmasına karşın hareketin doğrudan doğruya yönelik olduğu konu bakımından yasamızın korumak istediği yerler mesken (konut) veya müştemilat ( konutun eklentisi) tır.

Örneğin; bir çadır mesken olarak kullanılabilir ve fakat yapılışı itibari ile bina niteliğinde olmayabilir.

Yargıtay; bina kavramına bina, başkasının girme hakkı bulunmayan yanları yapı malzemeleri ile örülmüş üstü kapalı dış dünyadan ayrılmış geçici veya sabit bir mekândır. Küçüklüğü ve büyüklüğü önemli olmadığı gibi binanın sabit olması da gerekmez. Portatif evler, seyyar dükkânlar bina vasfında sayılır şeklinde açıklık getirmiştir.Nitekim kontrplaktan yapılma üstü kapalı seyyar ayakkabı tamirhanesinden yapılan hırsızlıkta, bina dâhilinde yapılan hırsızlık niteliğine kabul edilmiştir. Buna karşılık, Yargıtay 11. Ceza Dairesi pencere camları ve kapıları takılmamış halde olan bir inşaattan yapılan hırsızlığı bina dâhilinde kabul etmemiştir. Yani bir yapının bina olarak kabulü için inşaatın tamamlanması, başkalarının girmesine mani olacak şekilde dış dünyadan soyutlanması gerekecektir.

Belirtilmesi gereken başka bir husus ta hırsızlık eyleminin gerçekleştiği yerin mesken ya da işyeri olması nitelikli halin oluşumu için 765 sayılı kanundaki düzenlemenin aksine önem arz etmeyecektir. 765 sayılı eski TCK 492/1. fıkrasında yer alan süknaya mahsus yer ibaresine yeni ceza kanununun 142/1-b bendinde yer verilmemiştir.

Suçun kanuni tarifinde yer alan eklenti kavramı ise Türkçe  kökenli bir kelime olup; Türk Dil Kurumu sözlüğünde; Bir şeye eklenmiş olan, ek durumunda bulunan parça ve bir yapıya sonradan eklenmek üzere yapılan ve ana yapıya bağlı olması her kez gerekmeyen yardımcı bölüm  olarak tanımlanmakla birlikte Yargıtay Ceza Genel Kurulu eklentiyi; binaya doğrudan doğruya veya dolayısıyla bağlı olan ve binayı tamamlayan yerlerdir şeklinde açıklamaktadır. Bu bakımdan doğrudan veya dolayısı ile binaya bağlı olup, fiilen kullanma bakımından konutun hizmetine ayrılan veya onu tamamlayan yerler eklenti olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan balkon, teras, sahanlık, garaj, ahır, samanlık, avlu, bahçe gibi yerler eklenti niteliğindedirler.

Bina veya eklentiye giriş şekli bakımından da konuyu irdelemek gerekmektedir. Bina veya eklentiye giriş şekli önemli değildir. Yani, açık olan kapı veya pencereden içeriye girmek hırsızlığın bu nitelikli halinin oluşumu açısından önemli değildir. Bu bakımdan burada ortaya bir başka durum olan el uzatılarak bina veya eklentiye girilmeden eşyanın çalınması halinde bu hırsızlık suçunun oluşup oluşmayacağıdır. Aslında bu sorunun cevabı madde içerisinde38 bulunmaktadır. Burada eşyanın alınma şekli değil, bulunduğu yer önem arz etmektedir. Böylece bina veya eklentileri içindeki malvarlığı değerlerinin korunması amaçlanmaktadır. Zira yasa koyucu bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlığın nitelikli hırsızlık olarak kabul etmesinin nedeni; bina veya eklentileri gibi özel engellerin aşılarak hırsızlığın işlenmesidir. Böylece bina veya eklentileri içindeki malvarlığı değerinin korunması amaçlanmıştır.39 Bu durumda bina ve eklentilerine girilmiş olması gibi bir zorunluluk aranmadığı için, dışarıdan bu gibi yerlere el uzatmak suretiyle işlenen hırsızlık suçlarında da 142/1-b maddesinde düzenlenen nitelikli halin uygulanması gerekecektir.

Herkesin izinsiz girip çıkabileceği umuma açık yerler, örneğin kahvehane, iş yeri, lokanta gibi yerlerde yapılan hırsızlık da üzerinde durulması gereken bir durumdur. Söz konusu yerlerde hırsızlık eğer kilitlenerek muhafaza altına alınan eşya hakkında gerçekleştirilmiş ise bu durumda TCK 142/1-b maddesindeki hırsızlık suçu gerçekleşmiş olacaktır. Burada bir sorun olmamakla birlikte eğer; kilit altına alınmadan bu yerlerde bulunan eşyalar üzerinde hırsızlık suçu gerçekleştiğinde durum ne olacaktır? Örneğin kahvehane veya herkese açık olan yerlerde yapılan hırsızlık eylemlerinin bu madde kapsamında değerlendirilemeyeceğini savunulmaktadır. 142/1-b maddesinde böyle bir ayrıma gidilmesi mümkün değildir. Suça konu eşyanın bina veya eklentilerinde olması yeterli olup ayrıca kilit altına alınması veya başkaca şekilde korunmasına gerek yoktur. Mal satın alınmak amacıyla girilen bir marketten veya misafir olarak girilen bir konuttan hırsızlık suçunun işlenmesi halinde, bentte düzenlenen nitelikli hal gerçekleşmiş olacaktır.

Bina veya etrafı çevrili eklentilerinde yapılan hırsızlıkta binaya giriş şekline önem verilmemiş, herkesin girebileceği veya izinle girilebilen bina veya eklentileri bakımından bu nitelikli halin oluşumu için bir ayrım gözetilmemiştir. Bu nedenledir ki; suça konu malın bulunduğu yerin vasfına göre nitelikli halin uygulanması yoluna gidilmesi gerekecektir.

 

 
                                  Sayaç
Bugün Tekil: 98 Bugün Çoğul: 0 Dün Tekil: 308 Toplam Tekil: 218054 Toplam Çoğul: 30
        Dataişlem