,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
MAL BEYANINDA BULUNMAMA SUÇU KONUSUNDA CEZA GENEL KURULU KARARI / 15-12-2011

T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu

Esas No 2001/17HD-298
Karar No 2002/2

İtirazname 128745
Kararı veren Yargıtay Dairesi 17. Hukuk Dairesi
Mahkemesi NARMAN İcra Ceza
Günü 27.07.2001  Sayısı 40/89

Şikayetçi Narman Tarım Kredi Koopretifi
Sanıklar 1- Emrullah Korkmaz
2- Hüseyin Korkmaz
3-Durmuş Özdemir
Temyiz Eden Mal beyanında bulunmamak suçundan sanıklar Emrullah Korkmaz, Hüseyin Korkmaz ve Durmuş Özdemir�in, İİY.nın 337 ve TCYnın 59. maddeleri uyarınca 8�er gün hafif hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin Narman İcra Ceza Mahkemesince verilen 27.07.2001 gün ve 40/89 sayılı hüküm, sanıklar tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 17.10.2001 gün ve 9308/8215 sayı ile;

�Sanığın üzerine atılı suçun içerik ve niteliğine, 17 Ekim 2001 tarih ve 24556 mükerrer sayılı Resmi Gazete�de yayımlanan 4709 sayılı Kanunun 15. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38. maddesine eklenen son fıkra uyarınca �Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz� hükmü ile yapılan bu düzenlemenin sanığın lehinde bulunmaması ve TCK�nın 2/2. maddesi de gözetilerek sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu� bulunduğu gerekçesiyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.

Yargıtay C. Başsavcılığı 12.12.2001 gün ve 128745 sayı ile;

İİK�nun 337 ıncı maddesinde düzenlenen; mal beyanında bulunmama suçunun ön koşulu 7201 Sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak sanığa tebliğ edilmesi ve tebliğ edilen bu belgede mal beyanında bulunma ihtarının yer alması gerekmektedir.

Suçun maddi unsuru mal beyanında bulunmak üzere süresi içerisinde icra dairesine gitmemek veya süresi içinde yazılı beyanda bulunmamak�tır. Mal beyanı ile neyin ifade edildiği, İİK.nın 74. maddesinde, beyanda bulunma süreleri de aynı kanunda gösterilmiştir.

Bu suç kasten veya taksirle işlenebilir. Maddedeki �mazereti olmaksızın� ibaresi bu sonucu doğurmaktadır. Dolayısıyla burada bir objektif sorumluluk hali mevcut değildir. Suçun faili ise icra takibine maruz kalan borçludur.

Mal beyanında bulunmama suçunun hukuki konusu kanunla öngörülen yükümlülüktür. Dolayısıyla bu suçun işlenmesi ile icra işlemlerinin yürütülmesi konusunda kanunla getirilen yükümlülük, yani kamu düzeni ihlal edilmektedir. Bu durumun sözleşmeyle veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülükle ilgisi bulunmamaktadır.

Bu nedenle İİK. nın 337. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suça ilişkin eylemin ika edilmesiyle, her hangi bir sözleşmeye aykırı hareket edilmesi söz konusu olmayıp, kanunla getirilen mal beyanında bulunma yükümlülüğüne aykırı hareket edilmektedir. Bu hal ise Anayasanın 38 maddesinde öngörülen kuralla ilgili değildir.

Şöyle ki, bir icra takibinin yürütülebilmesi için borçlunun mallarının bilinmesi gerekmektedir. Bu malların alacaklı tarafından bilinmemesi halinde ise, borçlunun yeterli malını mal beyanı yoluyla bildirmesi, hatta hiç malı yoksa bu durumu belirterek geçiminin dayanaklarını göstermesi gerekmektedir. Burada mal beyanı yükümlülüğünün kanunen öngörülmesinin nedeni, devletin icra örgütünü kurması ve bu örgütün çalışmasını temin için esas alınan kamu düzeninin sağlanmasıdır.� gerekçesiyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanıkların mal beyanında bulunmamak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda çözümlenmesi gereken hukuki sorun, Anayasanın 38. maddesine 4709 Sayılı Yasa ile 9. fıkra olarak eklenen, �Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz� şeklindeki kuralın İcra İflas Yasası�nın 227/1. maddesinde düzenlenen ve yaptırımı özgürlüğü bağlayıcı ceza olan suç bakımından nazara alınıp alınamayacağı, diğer bir anlatımla ödeme taahhüdünün ihlal edilmesinin, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilememesi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Sorunun çözümünde sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi için, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin, bunların TBMM�inde yapılan görüşmelerin, öğretideki düşüncelerin mal beyanında bulunmama suçunun tarihi gelişimi ve hukuki yapısının ele alınıp değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

Toplumsal barışı sağlamak ve fertlerin hak ve özgürlüklerini güvenceye kavuşturmakla görevli olan Devlet kendiliğinden hak almaya izin vermemiş, buna yönelik eylemleri yaptırıma bağlamış ve hakkın yerine getirilmesini kendi tekeline almıştır. Devletin üstlendiği bu görevi etkin bir biçimde yerine getirebilmesi için ceza politikası gereği bazı önlemlere başvurma gereksinimi bulunmaktadır. İcra hukukunda öngörülen bir kısım önlemler de bu amaca yöneliktir.

Osmanlı imparatorluğunda icra işleri uzun bir dönem, şer�i hükümler çerçevesinde basit olarak icra edilmekte ve icra hukuku ile ilgili hükümler ���(okunamadı) bulunan kurallardan ibaret iken, 1295/1296 yılında, 69. madde ve 1 geçici maddeden ibaret �İlamatı Hukukiyenin Sureti İcrasına Dair Kanunun Muvakkat� kabul edilmiş, 8 Nisan 1330(1914) tarihinde ise 149 maddeden ibaret �İcra Kanunu Muvakkat� bu kanunun yerini almış, her iki yasada da sadece ilamların icrası düzenlenmiştir. İki yasanın ortak özelliği �borcunu ödemeyen borçlu için hapis cezası�nın öngörülmesidir.(32 ve 131. maddeleri)

28 Nisan 1330 tarihli kanunun sadece ilamlı icrayı düzenlemesi ve ilamsız icra ile ilgili herhangi bir düzenleme bulunmaması nedeniyle, Alman yasasından yararlanılarak 15 Mart 1928 tarih ve 1215 sayılı Kanun kabul edilmiş, 7 maddeden ibaret olan bu yasa ile de ilamsız icra düzenlenmiştir.

1330 tarihli yasanın Mecelle ve şer�i hukuk esaslarına göre düzenlenmiş olduğu, cumhuriyet döneminde kabul edilen yasalarla uyumlu olmadığı ve çağın gereklerine yanıt vermediği görüşüyle yeni bir İcra İflas Yasası hazırlığına başlanılmış, İsviçre�nin �Borç için Takip ve İflas Federal Kanunu� esas alınarak, 1424 sayılı 18 Nisan 1929 tarihli İcra ve İflas Kanunu hazırlanmış, 345 maddeden oluşan bu yasa 4 Mayıs 1938 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmış, yayımından itibaren 4 ay sonra yürürlüğe girmiş, bu şekilde cebri icra hukuku tek bir yasada toplanmış ayrıca 1295/1296 ve 1330 tarihli yasalar döneminde yürürlükte bulunan �borç için hapis cezası� sistemi tamamen kaldırılmıştır.

Yasanın onbeşinci bab�ında 322 ila 325 maddelerinde cezai hükümler yer almış, Mallarını bildirmeyen ve göstermeyen borçlular hakkında cezalar başlığını taşıyan 322. maddesinde mal beyanında bulunmama suçu, 70. maddede ise mal beyanında bulunma zorunluluğu ve şekli düzenlenmiştir.

�Borç için hapsin kaldırılması� nedeniyle, yasanın bilhassa borçluları koruduğu eleştirileri yoğunlaşmış, bu aksaklıkların giderilmesi için çalışmalara başlanılmış, �hapis ile tazyik usulüne dönmemek ve ilamsız takip usulünü muhafaza etmek� prensiplerine bağlı kalınarak, yeniden hazırlanan 2004 sayılı yasa ile 1424 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılmıştır.

2004 sayılı Yasanın Meclisteki müzakerelerinde söz alan Adliye Vekili Yusuf Kemal değişiklik gerekçeleri hakkında bilgi verdikten sonra; bu yasada da suç olarak yaptırıma bağlanan mal beyanı ile ilgili olarak;

�-borçlu meri kanunda mal beyanına mecburdur. Arz edilen layihada bu cihet daha ziyade ikmal edilmiştir. Borçlu, kendisinin elinde, başkasının elinde bulunan malını, alacağını, hakkını ve sair nesi varsa beyan etmeye mecburdur. ��.eskiden borçlu borcunu vermediği için, bu gün yalan söylediği için, bu yalanı söylemekle memleketin kredisini, emniyetini ihlal ettiği için o suçtan mücazat görecektir�. biçiminde,

M. Selahattin Bey ise, �.hiç bir borçlu��.alacaklının bilmediğinden istifade edip de malının mevcudiyetini ve kabili hacz olacak hakkını beyan etmemek gibi bir ������Bu kanun alacaklının hakkını muhafaza edecek hususları borçluya emretmiştir. Bu kanunun emrini ifa etmemek yüzünden cezai takibat yapılır ve hakim kararıyla bunlar suç addedilip cezalandırılır, şeklinde görüşlerini açıklamışlardır.

18.02.1965 tarihinde kabul edilerek 07.06.1965 tarihinde yürürlüğe giren 538 Sayılı Yasa ile, İcra İflas Yasasının mal beyanında bulunmama suçunu düzenleyen 337.maddesinin birinci fıkrasının sonuna; �Borçlunun haczi kabil mallarını alacaklının bildiği veya bilmesi lazım geldiği ispat olunursa borçluya ceza verilmez.� cümlesi eklenmiş, düzenlemenin gerekçesi Adalet Komisyonu raporunda; borçlunun müddeti içinde mal beyanında bulunmaması ile alacaklının bundan zarar gördüğü mefruzdur. Burada alacaklı lehine bir karine mevcuttur. Borçlunun bu karinenin hilafını ispat etmesi gerekir. İspat ederse kendisine ceza verilmeyecektir. Borçlunun mal beyanında bulunmaması sebebiyle, alacaklının borçlunun malların bulup haczettirmesi gecikmiş ve bu sebeple de alacağına geç başvurmuş ise; alacaklı borçlunun mal beyanında bulunmamasından zarar görmüş demektir. Buna mukabil alacaklı, borçlunun kendi alacağına yetecek kadar haczi caiz mallarının bulunduğunu kesin olarak bilmekte ve borçlu da bu hususu ispat etmiş ise, alacaklı borçlunun mal beyanında bulunmamış olmasından bir zarar görmemiş demektir. şeklinde belirtilmiş,

15.6.1985 günlü Resmi Gazetede yayınlanarak 15.7.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3222sayılı Yasa ile de; İİY.nın 337. madde metninde yer alan �... bu yüzden zarar gören alacaklı� deyimi, 11.12.1957 tarih ve 16/28sayılı İçtihadı Birleştirme kararında suçun unsuru olarak aranmadığından madde metinden çıkarılmış ve cezanın asgari haddi caydırıcılığı temin bakımından on günden başlatılmak suretiyle, madde bugünkü halini almıştır.

İcra ve İflas Yasasının 337. maddesinin 1. fıkrasına göre; süresi içinde beyanda bulunmak üzere mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayan borçlunun, alacaklının şikayeti üzerine tetkik mercii tarafından �.. hafif hapis cezasıyla cezalandırılacağı öngörülmüş, beyanın içeriği ve süresi ise aynı Yasanın 74 ve 75. maddelerinde düzenlenmiş, 337.maddenin 1. fıkrasının son cümlesinde ise; borçlunun haczi kabil mallarını alacaklının bildiği veya bilmesi gerektiğinin ispat olunması halinde borçluya ceza verilmeyeceği belirtilerek, bir cezasızlık hali öngörülmüştür.

Sanığın bu suçtan cezalandırılabilmesi için, hakkında geçerli bir icra takibinin bulunması, takip nedeniyle icra veya ödeme emrinin Tebligat Yasası hükümlerine uygun olarak borçluya tebliğ edilmesi, tebliğ edilen belgede mal beyanında bulunma ihtarı ve beyan süresinin yer alması, borçlunun ihtara rağmen mazereti olmaksızın süresi içerisinde beyanda bulunmak üzere icra dairesine gitmemesi veya yazılı beyanda bulunmaması ve borçlunun haczi olanaklı mal veya alacaklarının alacaklı tarafından bilindiği ve bilinmesi gerektiğinin ispat olunmaması gerekir.

Bu suçun hukuki konuşu, cebri icra işlemlerinin yürütülmesi sırasında borçluya yasa ile getirilen bir yükümlülüktür. Nitekim bu husus mal beyanında bulunmama suçunu konu olan 11.12.1957 gün ve 16/28 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; �Prensip itibariyle İcra ve İflas Kanununa vaz olunan cezai hükümler borçluyu kanun emirlerine itaate mecbur etmek ve dolayısıyla alacaklının hakkını kolayca istihsal eylemek için bir nevi müeyyideden ibarettir,� şeklinde açıklanmıştır.

Mal beyanında bulunmama sucunun hukuki yapısı irdelendikten sonra; Anayasanın 38. maddesine 9. fıkra olarak, 4709 sayılı Yasanın 15 inci maddesi ile eklenen �Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.� Şeklindeki düzenlemenin anlam ve amacı, Meclisteki görüşmeler, uluslar arası temel metinler ve öğretideki görüşler ışığında ele alınıp değerlendirilmelidir. Anılan Yasa değişikliğinin Mecliste görüşülmesi esnasında, bir soru üzerine Anayasa Komisyonu Başkanı: �Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Dördüncü Protokolünun 1. maddesi, borçlar hukuku ilişkisinden kaynaklanan borçlarını rızasıyla ödeyemeyen bir borçlunun bu yüzden hapis cezasıyla cezalandırılmasını yasaklamıştır. Borcun ödenmemesi, ya borçlunun mal varlığı bulunmadığı için çaresizlikten veya buna rağmen kötü niyetten olabilir. Birinci halde yani kendi ihmal veya kusuru olmaksızın borcunu ödemekte acze düşen kişi, bu yüzden hapis cezasına çarptırılamaz, ancak, borçlunun hileyle veya kasten borcunu ifa etmekten kaçınması halinde protokolün bu hükmünden yararlanması mümkün değildir.� şeklinde açıklamalarda bulunmuş,

Değişikliğe ilişkin Anayasa Komisyonu raporunda ise, 4 No.lu Protokol gereği değişikliğin hükme eklendiği, sözleşmeden doğan yükümlülük içinde borçların da olduğu belirtilmiştir.

19.10.1992 tarihinde ülkemiz adına imzalanıp, 23.2.1994 tarih ve 3975 Sayılı Yasayla onaylanarak, o tarihten itibaren yasa değerinde bir hüküm olan ve 4709 sayılı yasal değişiklik ile de Anayasal bir kural haline gelen 4 No. lu Protokolün 1. maddesinin öğretide ve konuya ilişkin sempozyumlarda ele alınarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır.

Nitekim Prof. Dr. Tekin Akıllıoğlu, 1 Aralık.2001günü yapılan bir sempozyumda sunduğu tebliğinde (�AİHS ve Anayasa md. 38, f. 8 Açısından Ödenmeyen Para Borçlarında Yaptırımlar Sempozyumu Sh. 4 vd.);

�Genellikle uluslar arası antlaşmalarda hazırlık sırasında kullanılan� açıklayıcı belge� (explanatory report) buna bir çeşit gerekçe belgesi denebilir, sonradan antlaşmaya eklenirken, AİHS� nin 4 No.lu Protokole ek açıklayıcı belge bulunmamaktadır.4 No.lu Protokolün uzmanlar komisyonunca yapılan bir açıklayıcı raporu vardır. Ancak yayınlanmadığından hizmet içi belge olarak kalmıştır.

Fransız ceza hukukunda ve pek çok Avrupa ülkesinde borçlunun ödemeye zorlanması için hapsedilmesi (la contraintae par corps) denilen hukuki usul, kanundan doğan borçlarda veya kamu gücü iradesinden doğan borçlarda halen uygulanmaktadır.

Bu madde yetkili kamu makamlarının kişi özgürlüğünü kaldırmak yetkisini sınırlamaktadır. Bu nedenle AİHS 5. maddesinin 1(b) hükmü ile bağlantılıdır. Madde 5/1 (b) hükmüne göre; �bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması� söz konusudur.
Başka bir anlatımla, kanunun öngördüğü yükümlülükler arasından � sözleşmeden doğan borçları� çıkarmak gerekir.

Borçtan (obligation) ne anlaşılmak gerekir? Madde sadece �sözleşmeden doğan borcu� (obligation contractuelle) korumaktadır.

Sözleşme bir para borcuna ilişkin olabileceği gibi satın alma, satma borcuna ilişkin de olabilir. Aynı şekilde bir şeyi verme, yapma, yapmama taahhütleri de bu anlamdadır. Sadece özel kişiler arasında yada özel hukuk alanında yapılanları değil taraflardan biri kamu tüzel kişisi olan yada kamu hukukuna giren bütün sözleşmeleri (idari imtiyaz sözleşmeleri, devlet ihale kanunu kapsamındaki sözleşmeler) 1. maddeye girer. Bu bakımdan AİHS 5/1(b) de geçen �yasanın koyduğu bir yükümlüğün yerine getirilmesini sağlamak için� deyimi 4 No.lu Protokol 1. maddenin öngördüğü � sözleşmeden doğan borç� kavramına dahil değildir.

Birinci madde �yerine getirememe� den (inability) söz etmektedir. Dolayısıyla borçlu ödeyebilecek durumda olup da ödemeyi ret ediyorsa, koruma kapsamında girmez. Ayrıca madde � yalnızca� (merecly) kelimesi de kullanılmıştır. Borçlu hileyle yada kötü niyetle hareket etmişse 1 inci madde hapsine engel değildir. Sonradan ödemezlik durumunda olduğu anlaşılsa bile durum değişmez. Gerçekten 1 inci madde irade olmayan ödeyememe durumuna ilişkindir. Maddede geçen � yerine getirememe(n�est pas en mesure d�executer/on the ground of inability) deyiminin � istese bile ödeyemeyecek� olan bir kimsenin durumunu anlattığı açıktır.

Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun verdiği bir karara göre; bir kimsenin kanun emrettiği halde buna uymayarak alacaklının mal varlığı hakkında beyanda (affidavit) bulunmamış olduğu için mahkemece hapsine karar verilmesi 1. maddenin koruduğu alana girmez. İcra hukukumuzdaki mal beyanına zorlama için başvurulan 10 güne kadar hapsin koruma kapsamına girmediği K komisyonun bu kararına bakılarak söylenebilir.

AİHS� nin 5/1(b) hükmü nasıl anlaşılmaktadır? Madde 5/1(b); � bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması� ndan söz etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre( engel ve diğerleri kararı) �kanunun emrinden kaynaklanan borç� ifadesi, bir kimsenin o zamana kadar yerine getirmeyi ihmal ettiği belli ve somut bir borç veya edimi yerine getirmeye zorlanması amacıyla hapsedilmesini anlatmaktadır. Bu kural geniş yorumlanmamalıdır. �bir vatandaşın genel nitelikte kanuna itaat ödevinden bahisle mecburi oturmaya mahkum edilmesi� (Guzzardi kararı) �bir ordu mensubunun bundan böyle borçlarına sadık kalması amacıyla oda hapsinde tutulması� (Ciulla kararı) genel nitelikte ödev ifasına zorlamadır, AİHS 5/1(b) kapsamına (koruduğu alana) girmez.� şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.

Doç. Dr. Metin Feyzioğlu, aynı sempozyumda sunduğu tebliğinde; (Sözleşmeden Kaynaklanan Yükümlülükler Nedeniyle Hürriyetin Kısıtlanması, age.sh.30)

�Mal beyanında bulunmak yükümlülüğü sözleşmeden değil kanundan kaynaklandığından, bu suç Anayasa md. 38 i ihlal etmemektedir.�

Prof. Dr. Ejder Yılmaz, aynı sempozyumda; (age. Sh.72) �Mal beyanı vermenin nedeni, alacaklının alacağını tahsil edebilmesini sağlamaya yöneliktir. Alacaklı borçlunun hangi mallarına haciz koyduracak, bunu bilmesi olanaksızdır. Bu nedenle kanun koyucu, mal beyanında bulunma zorunluluğunu getirmiş, eğer mal beyanında bulunmazsa bundan dolayı hapis cezası vardır. Bunun da �sözleşme� kavramı dışında olması sebebiyle Anayasanın 38. maddesiyle ilgili olmadığı kanısındayım.�

Yard. Doç. Dr. İbrahim Ercan, (Mukayeseli Hukuktaki Düzenlemeler); Cebri icranın etkinliğinin sağlanması amacıyla, Almanya, Avusturya ve İsviçre�de zorlayıcı tedbirlerin öngörüldüğünü, bu ülke uygulamalarından örnekler vererek belirttikten sonra; mal beyanında bulunmama suçunda, doğrudan doğruya sözleşmeden doğan bir hak ihlalinin söz konusu olmadığını, ayrıca bu eylemin, devletin hakkın yerine getirilmesi konusundaki ödevinin etkin bir şekilde yerine getirilmesinin sağlanması amacıyla suç olarak belirlediğini, bu nedenle mal beyanında bulunmama suçunun cezasının özgürlüğü bağlayıcı ceza olmasının Anayasanın 38. maddesine aykırı olmadığı, şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.

Yine öğretide Dr. Şeref Ünal (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 329 ve 330 uncu sh.) konuya ilişkin olarak;

�bu hüküm borçlar hukuku ilişkisinden kaynaklanan borçlarını rızasıyla ödemeyen bir borçlunun, bu yüzden hapis cezasıyla cezalandırılmasını yasaklamıştır. Borcun ödenmemesi, ya borçlunun mal varlığı bulunmadığı için çaresizlikten veya buna rağmen kötü niyetten olabilir.

Birinci halde, yani kendi kusuru olmaksızın borcunu ödemekte acze düşen kişi, bu yüzden hapis cezasına çarptırılamaz. Ancak borçlunun hile ile veya kasten borcunu ifa etmekten kaçınması halinde, protokolün bu hükmünden yararlanması mümkün değildir.

Akde muhalefetin suç sayılarak hapis cezasıyla cezalandırılabilmesi için, yasal unsurlarının bulunması gerekir. Örneğin, borçlarından kurtulmak için ülkeden kaçma hazırlıkları yapan bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması, sözleşmeye aykırı sayılmaz.

Nitekim, bu gerekçeyle İİK�nın 331 ve onu izleyen maddelerinde kötü niyetli borçlular için cezai müeyyideler öngörülmüştür. Buna göre, alacaklısını zarara sokmak kastıyla malvarlığını eksilten, borç ödemeden aczine kendi fiiliyle sebebiyet veren borçluların hapis cezasıyla cezalandırılmaları mümkündür. Bu gibi hallerde yasal dayanak İİK�nın söz konusu hükümleri olduğu için, borçluların cezalandırılması, Protokolün bu hükmüne aykırı sayılmamalıdır.

Borcun ifasının imkansızlığı, sonradan borçlunun mali durumunun bozulması yüzünden ortaya çıkabileceği gibi, başlangıçta, yani akdin yapıldığı anda da söz konusu olabilir. Örneğin, BK�nın 117. maddesine göre, �borçluya isnat olmayan haller münasebetiyle borcun ifası mümkün olmazsa, borç sakıt olur.� Bu ikinci halde borç kendiliğinden ortadan kalkacağından, borcun ödenip ödenmemesi zaten söz konusu değildir.� şeklinde görüş bildirmiştir.

Bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Borçlu �sanıklar hakkında başlatılan icra takibinde sanıklara ödeme emrinin tebliğ edildiği ancak mal beyanında bulunmadıkları anlaşılmak tadır.

İİK�nın 337. maddesinde düzenlenen mal beyanında bulunmama suçu, yasal bir yükümlülüğün mazeretsiz olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanmaktadır.

Bu suç ile korunmak istenen hukuki yarar �borcun ödenmesi� olmayıp, yasa hükmüne uyulmasının sağlanması suretiyle, cebri icranın etkin bir şekilde yürütülmesinin sağlanmasına ilişkin kamu otoritesidir. Belirtilen suçun yalnızca sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi ile ilgili bulunmadığından, Anayasanın 38. maddesinin 9. fıkrası ile getirilen yasak kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazın kabulüne karar verilmelidir.

SONUÇ Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Özel Daire bozma kararına KALDIRILMASINA, dosyanın esas hakkında inceleme yapılmak üzere 17. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 22.01.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.

 
Bugün Tekil: 84 Bugün Çoğul: 225 Dün Tekil: 547 Toplam Tekil: 1640723 Toplam Çoğul: 4058750
        Dataişlem