,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
EVLİLİĞİN BİTMESİ ve DOĞRDUĞU SONUÇLAR / 15-12-2011

EVLİLİĞİN YANİ AİLENİN SONA ERMESİ; 


ölüm,  gaiplik,  cinsiyet değişikliği, evliliğin yokluğu, irade bozukluğu sonucu evliliğin iptali ve boşanma yollarından birisi ile gerçekleşir. Eşlerden bir tanesi namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya karşı taraf tarafından aldatılırsa öğrenme tarihinden 6 ay içinde dava açarak evliliğin iptali sağlanabilir. 

Boşanma;
 kamu düzeni ile ilgili olduğundan, daha az kusurlu olan tarafa boşanmaya itiraz hakkı tanınmaktadır. Bu hüküm eski Medeni Kanunda da mevcut olup, aynı şekliyle muhafaza edilmesi doğrudur. Sonuçta hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz. Kişi hem boşanma nedenini oluşturup, hem de boşanma davası açamamalıdır.

Yetki;
taraflar daha önce en son altı aydır oturdukları yerde yada davalının ikametgahında boşanma davası açabilmekteydiler. Eski Medeni Kanuna göre Kadının ikametgahı, erkeğin ikametgahı olduğundan davanın açılması aşamasında kadının mağdur olduğunu ifade etmek mümkündü. Yeni Medeni Kanun hükümleri gereğince kadının ve erkeğin ayrı ikametgahları bulunabilir. Boşanma davası eşlerden birinin ikametgahında ya da tarafların son altı ay beraber ikamet ettikleri yer mahkemesinde açılabilir. Bu durumda örneğin eşi tarafından kovulduğu için ailesinin yanına Kars’a giden bir bayanın burada dava açabilmesi mümkün olacaktır. Bu hüküm kadın hakları savunucuları tarafından olumlu bulunmaktadır. Evinden ayrıldığında ailesinden başka sığınacak yeri olmayan ve bulunduğu yerde yeni ev tutmaya imkanı bulunmayan kadın açısından bu durumun savunulması doğaldır.

Fakat bu hükmün, genel Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine aykırı olduğu, dava açanın davalının ayağına gitmesi gerektiğini ifade etmem gerekmektedir. Zira tersi durumun varlığı ile erkeğin sırf kadının duruşmaya gelememesi için il dışına çıkarak orada geçici bir ikametgah oluşturması ve kadına dava açması da mümkün olabilecektir. Tabi karşı taraf fiili imkansızlık nedeni ile mahkemeye gelmediğinde ve dava açanın daha fazla kusurlu olduğunu ileri süremediğinde savunma haklarını kısıtlanacaktır.

Medeni Kanunun 161. Maddesi ve devamındaki maddeler boşanmayı düzenlemiştir. Daha önceki boşanma nedenleri korunmuştur. Bunlar; zina,  hayata kast,  pek kötü yada onur kırıcı muamele, suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme, terk, akıl hastalığı ve evlilik birliğinin sarsılmasıdır. Anlaşmalı boşanma ve herhangi bir nedenle açılan boşanma davasının reddi üzerine üç yıl boyunca müşterek hayatın tesis edilmemesi hallerinde de boşanma gerçekleşecektir. 

Eski Medeni Kanunda sadece pek fena muamele ve cana kast boşanma nedeni olarak kabul edilmekteydi. Şu an ağır derecede onur kırıcı davranış da, boşanma nedenleri içinde değerlendirilmektedir. Sürekli psikolojik saldırı, üçüncü kişilerin önünde şahsiyetini tahkir etme gibi davranışlar onur kırıcı muamele içine girebilmektedir. Mahkemeler ancak somut vakıaların varlığı halinde boşanmaya hükmetmektedirler. Bu noktada eşlerden birisinin, toplum önünde sürekli küçük düşürülmesi ve “sen yapamazsın, bir işe yaramazsın” şeklinde aşağılanmasının tanıklarla ispatı halinde boşanma nedeni olarak kabul edilebilecektir.

Bir eşin haysiyetsiz yaşam sürmesi ya da küçük düşürücü suç işlemesi, diğer eşi evliliği devamı beklenemeyecek duruma sokması boşanma nedenidir. 

Terkin şartları hususunda ise değişiklik mevcuttur. Uygulamada terk nedeni ile boşanma davasının açılmadığını gözlemlemek mümkündür. Terk nedeni ile boşanma, belli prosedürlerinin yerine getirilmesine bağlıdır. Terkten sonra en az dört ay geçmesi, terk ihtarının yapılması ve eve dönme için iki aylık süre tanınması gerekir. Evi terk eden eşin ihtar üzerine geri gelmesi ve dava düştüğünde sorunlar aynı şekilde devam ettiğinden tekrar evi terk etmesi mümkün olduğundan, uygulama da genel olarak tercih edilmemektedir.

Terkin şartlarının oluşması için, terk eden eş müşterek eve geri çağrıldığında BAĞIMSIZ sosyal statülerin uygun, oturabileceği bir evi dayayıp döşeyerek hazırlamak gerekmektedir. Terk eden eş, daha önce anne babası ile oturmayı kabul etse dahi,  terke karar verilmesi için bağımsız bir eve davet edilmesi zorunludur. Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere, eş ailenin anne babası ile oturmak zorunda değildir.

Terk ile ilgili olarak yasanın gerektiğinde ilanen tebligat yapılabileceğini hükme bağlaması, kötüye kullanımlara açıktır. Zira bu durumda davacı koca yanlış adres vermek akabinde zabıta araştırması ve ilanen tebligat yaptırmak suretiyle, daha az kusurlu olan eşini onun haberi olmaksızın boşama imkanına sahiptir.

Boşanma sebeplerinden birisi olan akıl hastalığının varlığı halinde, değişiklik vuku bulmuştur. Daha önce akıl hastaları evlenemezken, şimdi evlenebilmeleri mümkündür.

Ancak belli şartların varlığı sağlık kurulu raporu ile belgelendiği durumlarda evlenemeyecekleri, evlilerse bu nedenle boşanmanın gerçekleşebileceği hüküm altına alınmıştır. Akıl hastalığının diğer eş için çekilmez hale gelmesi ve kişinin tedavi edilemeyeceğinin resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edilmesi durumunda, sadece diğer eşin boşanma davası açma hakkı mevcuttur.

Evlilik birliğinin temelden sarsılması genel boşanma nedenidir. Evlilik birliği ve ortak hayatı sürdürmek beklenmeyecek derecede temelden sarsılırsa, eşlerden herhangi biri boşanma talep edebilecektir. Davacının daha fazla kusuru olması halinde diğer eşin itiraz hakkı bulunmaktadır. Fakat bu itiraz hakkının hakkın kötüye kullanılması şeklinde uygulanması ya da evlilik birliğinin devamında çocuklar ve bizatihi itirazda bulunan davalı açısından korunmaya değer bir yarar kalmaması halinde boşanmaya karar verilecektir.

Bilindiği üzere bir yılı geçen evliliklerde anlaşmalı boşanma, tarafların, evliliğin tüm sonuçlarını kapsayan bir protokol yapması sonucu gerçekleşir. Mahkeme ilamında protokol karara geçirilir. Hakimin özellikle çocukların velayeti hususunda protokole müdahale etme hakkı bulunmaktadır. Hakim gerekli gördüğü takdirde tarafların anlaştığı kısmı değiştirebilir. Anlaşmalı boşanma davalarında, uygulamada bazı kararlarda “protokolün aynen kabulüne” ifadesinin yer alması hukuken yeterli değildir. Protokol maddeleri madde madde boşanma hükmüne geçirilmelidir.

Medeni Kanun değişikliği ile boşanma davası devam ederken, davacının ölümü halinde mirasçılarına davaya devam etme imkanı tanımıştır. Medeni Kanunun mantığına aykırı bu hüküm sonuçları açısından da eleştirilmektedir. Davada sağ kalan eşin kusurlu olduğu ispatlanırsa, evlilik boşanma ile son bulmakta ve kişi miras alamamaktadır. Bu hüküm ailenin yapısına zarar vermektedir. boşanma taraflar arasında aile mahremiyeti ile ilgilidir. Boşanma davasında üçüncü kişilerin özellikle mirasçıların araya girmesi, aile kavramını zedeleyecektir.

Nafaka talep edenin daha fazla kusurlu olmaması ve boşanma halinde yoksulluğa düşmesi halinde süresiz olarak nafaka talep edebilmektedir. Nafakanın bir tarafın geçinmesini sağlayacak şekilde tespit edilmesi gerekmektedir.

Nafaka borçlusunun ölümü halinde üstsoy, altsoy ve kardeşler aleyhine mirastaki sıra gözetmek suretiyle nafaka davası açılmasına imkan tanınmıştır. Bu surette baba ölse dahi kişinin örneğin dededen nafaka talep etmesi mümkün olacak.

Medeni Kanunda bireylerin sürekli nafaka artırım davası açmasını gerektirmeyecek bir hükme de yer verilmiştir. Hakimin talep halinde ileriki yıllarda ne kadar nafaka ödeneceğine karar verebileceği ifade edilmiştir. Daha önce hakim karar verdiğinde dava açma tarihinden itibaren faiz istenebiliyordu, fakat nafaka sabitti. Şu an talep halinde Hakimin nafakayı endeksleme hakkı mevcuttur. Hakim nafakanın her sene tüketici endeksine, altın döviz artışına göre arttırılabileceğine ilişkin hüküm koyabilir. (Bu surette artık sürekli olarak nafaka bedelinin artırım davası açılmasına gerek kalmayacaktır.)

Taraflar anlaşmalı boşanma davalarında nafakanın döviz üzerinden verilmesini kararlaştırabilirler.

Yeni Medeni Kanun gereği çocuğuna bakmak,  eşlerden her ikisinin de yükümlülüğü altında bulunduğundan,  taraflardan birisi çocuk ile ilgili nafaka talebinden vazgeçemez.

Tazminata ilişkin hükümlerde bir değişiklik bulunmamaktadır. Yeni Medeni Kanunumuz edinilmiş mal ortaklığı sistemini kabul etse dahi tazminat ile hükümler varlığını korumaktadır. Kusurlu olan taraf, daha az kusurlu olan tarafa boşanma sonucu uğradığı zararları, mevcut yada beklenen menfaatlerini tazmin ile mükelleftir. Yoksun kalınan maddi menfaatler arasında sağlık sigortası bulunmaktadır. Kadının boşanma sonucu sağlık güvencesinden yoksun kalacağı unutulmamalıdır. Fakat hakim, hakkaniyet kuralları içerisinde, tazminat talep eden tarafa edinilmiş mallarının yarısını aldığını dikkate almalıdır.

 
Bugün Tekil: 202 Bugün Çoğul: 478 Dün Tekil: 1276 Toplam Tekil: 1637302 Toplam Çoğul: 4049903
        Dataişlem