,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK VEYA AŞAĞILAMA SUÇU (TCK Md.216) / 23-06-2012
 HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK  VEYA AŞAĞILAMA SUÇU (Md.216)

Bu suçlar yeni TCK’nun “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik  veya Aşağılama” başlıklı 216 ıncı maddesinde;  
“(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 

(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” denilmektedir .

Görüldüğü gibi maddenin her fıkrasında ayrı bir suç düzenlenmiştir. Bunlar; halkı kin ve düşmanlığa tahrik (m.216/1), halkın bir kesimini aşağılama (m.216/2), dini değerleri aşağılama (m.216/3) olarak isimlendirilebilir. 

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik  ile aşağılama suçu 765 sayılı TCK’nun 312 inci maddesinin 2. ve 3. fıkralarında düzenlenmiştir .

XDini değerleri aşağılama (m.216/3) suçunun karşılığı 765 sayılı Kanununda mevcut değildir.

Maddenin 1 inci fıkrasındaki suç, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek suretiyle işlenir. Suçun oluşması bakımından bu tahrikin “kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkarması” gerekmektedir.
Suçu oluşturan “tahrik”, soyut saygısızlık ve reddin ötesinde, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini sağlamaya veya bu tür tavırları pekiştirmeye objektif olarak elverişli olmalıdır. 

Fail sübjektif olarak da bu amacı gütmeli, halk kesimini kin ve nefrete tahrik etmelidir. Bu kapsamda salt yüz çevirme, soyut bir red veya saygısızlık ifade eden bir davranışta bulunma veya bu yönde sözler sarfetme, suçun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Fiilin suç teşkil etmesi için bunların ötesinde, ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin var olması gerekir. Failin fiili, adet ve şahıs olarak muayyen olmayan toplum kesimi üzerinde kin ve nefret duygularının oluşumuna veya mevcut duyguların pekişmesine etkide bulunacak nitelikte olmalıdır. 

Kin, “öç almayı gerektirecek şiddetli düşmanlık hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik bir hâl”; düşmanlık ise, “husumet beslenen konuya karşı düşünerek, tasarlayarak zarar vermeye, onu mağlup etmeye yönelmiş kin duygusu” olarak tanımlanabilir. Şu hâlde kin ve düşmanlık; “husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zemini oluşturan psikolojik bir hâl” olarak açıklanabilir.

Fiil dolayısıyla kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması arandığı için, suç; soyut değil, somut tehlike suçu niteliğindedir. Bu düzenleme sayesinde "kin ve düşmanlık" ibaresinin anlamı da dikkate alındığında sadece "şiddet içeren ya da şiddeti tavsiye eden tahrikler" madde kapsamında değerlendirilebilecektir.

XSöz konusu suçun cezalandırılabilmesi için, kamu güvenliğinin bozulması tehlikesinin somut olgulara dayalı olarak ortaya çıkması gerekir. Hâkim, kullanılan ifadeler dolayısıyla bu tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmediğini, dayanak noktalarını göstermek suretiyle belirleyecektir. Bu kapsamda, kişinin söz ve davranışlarının kamu güvenliğini bozma açısından yakın bir tehlike oluşturduğunun tespit edilmesi gerekir. Kişinin söz ve davranışlarının, halkın bir kesimi üzerinde tahrik konusu fiillerin işleneceği hususunda duyulan endişeyi haklı kılacak bir etki oluşturması ve bu doğrultuda zarar neticesi doğurmayan bir hareketlenmenin meydana gelmesi gerekir. Örneğin, işlenen fiil neticesinde çeşitli halk kesimlerinin bir yerlerde toplanması veya bu halk kesimleri arasında bir infialin meydana gelmesi gibi. Hakim, kararında  bu tür olayları, işlenen fiil ile irtibatlandırılarak kamu barışı açısından meydana çıkan “açık ve yakın tehlike”yi gösterilmelidir. Şu halde, yapılan konuşma veya öne sürülen düşünceler kamu barışı açısından açık ve yakın bir tehlike oluşturması halinde yasaklanabilecektir. Böyle bir tehlikenin varlığı somut olarak tespit edilmedikçe söz konusu suçtan dolayı cezalandırma yoluna gidilemeyecektir.

Düşünceyi açıklama özgürlüğüne getirilebilecek demokratik bir sınırlamanın ölçüsü, düşüncenin ifade ediliş biçimi nedeniyle topluma yönelik, belirli,  kesin, filhal  mev¬cut yakın bir tehlikenin varlığı ve bu tehlikenin düşünce açıklanırken kişilerin ya da kitlelerin eyleme kışkırtılmasından kaynaklanmış olmasıdır.

Hakim suçlanan fiilin kanun ile korunan hukuki ya¬rarı ihlal etmeye elverişli olduğunu tereddütsüzce saptamadıkça ceza veremeye¬cektir.

Yeni TCK’nun 216/2 nci maddesinde halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge bakımından farklı bir kesiminin alenen aşağılanması suç sayılmıştır.

Suçla korunan hukuki yarar kamu barışıdır. 

Bu suç, halkın bir kesiminin, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılanması suretiyle işlenebilir. Suçun oluşması için fıkrada belirtilen özelliklere sahip ve halkın bir kesimini oluşturan gayrimuayyen sayıdaki kişilerin aşağılanması, tahkir edilmesi gerekir.

Maddenin üçüncü fıkrasında bir halk kesiminin benimsediği dinî değerlerin alenen aşağılanması, suç hâline getirilmiştir. Fiilin cezalandırılabilmesi için, “kamu barışını bozmaya elverişli” olması gerekir.

Eski ve Yeni TCK’nın bu suçlar açısından mukayesesi:

1- Kanunun 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında tanımlanmış olan “halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu”nun oluşabilmesi için, failin halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmesi gerekir. Ayrıca suçun tamamlanabilmesi için, 765 sayılı TCK’nun 312 nci maddesinin 2 nci fıkrasından farklı olarak, işlenen fiil nedeniyle kamu güvenliği açısından “açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” gereklidir. Uygulamada ortaya çıkan tereddütleri gidermek amacıyla ve suçun somut tehlike suçu niteliğini vurgulamak üzere “kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike” kriteri getirilmiştir.

2- 216 ıncı maddenin 2 nci fıkrasında düzenlenen suç bakımından, aşağılama fiilinin  “alenen” işlenmesi aranmıştır.

3- 765 sayılı TCK’nun 312/3 üncü maddesinde öngörülen “insan onurunu zedeleme” unsuru yeni Kanunun 216/2 nci fıkrasında yoktur.

4- Maddenin ikinci fıkrasında, halkın bir kesiminin, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılanması suç haline getirilmiştir. Söz konusu fıkranın 765 sayılı Kanundaki karşılığı olan 312 nci maddenin 3 üncü fıkrasında ise, halkın bir kısmının aşağılanması ve insan onurunu zedeleyecek bir şekilde tahkir edilmesi cezalandırılmaktadır. Görüldüğü gibi 216 ncı maddenin 2 nci fıkrasında 312/3 üncü maddeden farklı olarak, halkın alenen aşağılanmasının hangi hallerde cezalandırılacağı (sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığı) belirtilmiştir.

5- Kanunun 216 ncı  maddesinin ikinci fıkrasının, 765 sayılı TCK’nun 312/3 üncü maddesinden farklı olan diğer bir yanı ise, söz konusu suç için öngörülmüş cezanın miktarıdır. 312. maddenin 3. fıkrasında faile “altı aydan iki yıla kadar” hapis cezası verileceği belirtilmiş olmasına karşın, 216 ncı maddenin 2 nci fıkrasında suçun işlenmesi halinde altı aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmüş, böylece cezanın üst sınırında indirime gidilmiştir. 

6- Yeni Kanunun “Ortak Hüküm” başlıklı 218 inci maddesi hükmü ile 216 ncı maddedeki suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hali bir ağırlatıcı sebep olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı Kanunun 312/4 üncü maddesinin 311 inci maddeye yaptığı yollama ile birlikte 765 sayılı Kanunda da benzer bir ağırlatıcı sebep gösterilmiştir. Bu konuda 5237 sayılı Kanun ile 765 sayılı Kanun arasındaki farklar bakımından tekrar olmaması açısından yukarıda 214 üncü maddeye ilişkin bilgilere atıf yapmakla yetiniyoruz. 
 
 
Bugün Tekil: 200 Bugün Çoğul: 445 Dün Tekil: 1276 Toplam Tekil: 1637300 Toplam Çoğul: 4049870
        Dataişlem