,
 
Menu
Anasayfa Hakkımızda Kadromuz Çalışma Alanlarımız Linkler Önemli Bilgiler İletişim
AİLE HUKUKU / 11-01-2013
 YARGITAY NAFAKA ARTIŞINDA ÜFE NİN ESAS ALINMASINA HÜKMETTİ

YARGITAY, nafaka artırımı davalarında emsal bir karara imza attı. Kararda, nafaka artırım oranının TÜİK’in yayınladığı ÜFE’ye (Üretici Fiyatları Endeksi-Bir önceki yılın aynı ayına göre değişim) göre belirlenmesi gerektiği belirtildi. Bu kararın ardından nafaka artırım talepleri ÜFE oranını geçemeyecek. Söz konusu boşanma davasında mahkemeye dilekçe sunan taraf, hüküm altına alınan aylık 200 TL yoksulluk nafakasının yetersiz kaldığını ileri sürerek 400 TL’ye çıkarılmasını talep etti. Mahkeme, 200 liralık nafakanın 400 liraya yükseltilmesine karar verdi. Davalı, yerel mahkemenin verdiği kararı temyiz etti. İncelemeyi yapan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, mahkemenin kararını bozdu. Bozma kararında, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde nafakanın artırılması veya azaltılmasının mümkün olacağına dikkat çekilerek şu görüşlere yer verildi:

DENGE KORUNMALI

“Nafaka alacaklısı davacının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır. Somut olayda; tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında boşanma davasından sonra olağanüstü bir değişiklik olduğu ileri sürülmemiştir. O halde; yoksulluk nafakasının niteliği ve takdir edildiği tarih gözetilerek, nafakanın ÜFE oranında artırılması suretiyle dengenin yeniden sağlanması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yüksek nafaka takdiri doğru görülmemiştir.” Bu karara göre yüzde 7’lik artış baz alındığında 200 liralık nafakanın 214 liraya yükselmesi gerekiyor.


 

DANIŞTAY´DAN EMSAL ´AİLE KONUTU´ KARARI

İzmir´de bir vatandaş, karısının maliki olduğu taşınmazın tapu kaydına ´´aile konutu şerhi´´ konulması istemiyle başvuru yaptı. Davacının istemi reddedildi. Davacı koca, isteminin reddine ilişkin işlemlerin dayanağı Tapu Sicil Tüzüğü´nün 57. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi ile Aile Konutu Şerhi Genelgesi´nin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay´da dava açtı.

Danıştay 10. Dairesi, ´´aile konutu şerhi için, konutun aile konutu olduğunu kanıtlayan muhtarlıktan ve varsa apartman yönetiminden alınmış belge ile birlikte vukuatlı nüfus kayıt örneği veya evlilik cüzdanı aranacağına´´ ilişkin tüzük hükmü ve ´´Malik olmayan eşin talebiyle, evlilik birliğinin resmen devam ettiğini kanıtlayan nüfus kayıt örneği ile bu konutta birlikte yaşantılarını sürdürdüklerini kanıtlayan muhtarlıktan alınmış belgenin ibrazi halinde aile konutudur şerhinin işlenmesi´´ni düzenleyen genelgenin yürütmesini durdurmuştu.

Daire, bir taşınmazın aile aile konutu niteliğini taşıyıp taşımadığının, dolayısıyla tapu kaydına aile konutu şerhi konulup konulmayacağının tespitinin adli yargı hakiminin yetkisinde olduğuna karar vermişti.

10. Daire´nin bu kararı üzerine, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Dairesi Başkanlığı, tapu müdürlüklerine yazı göndererek, malik olmayan eşin talebi üzerine aile konutu şerhi işlenmesi için mahkeme kararı aranması gerektiğini bildirmişti.

Kurul´dan döndü

Daire kararına itiraz edilmesi üzerine dosya, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu´na geldi. Kurul, oybirliğiyle itirazı kabul etti.

Kurul, hakim kararına gerek kalmaksızın malik olmayan eşin isteği üzerine idarece aile konutu şerhi verilebileceği sonucuna vararak, şerh verilmesi isteminde, nüfus kayıt örneği veya evlilik cüzdanının aranmasına ilişkin yapılan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığına hükmetti.


 

NAFAKA BORCU-BANKADAN YAPILAN ÖDEME-İÇTİHAT DEĞİŞİKLİĞİ

T.C. YARGITAY

12.Hukuk Dairesi Esas: 2009/22641  Karar: 2010/3781 Karar Tarihi: 19.02.2010

İTİRAZIN KALDIRILMASI DAVASI - NAFAKA BORCUNDA BORÇLUNUN YAPTIĞI ÖDEME - ÖDEMELERİN NAFAKA DIŞINDAKİ BİR ALACAĞA İLİŞKİN OLDUĞUNUN İSPAT EDİLİP EDİLMEDİĞİ - YENİDEN ALINACAK EK RAPORUN İNCELENMESİ GEREĞİ - HÜKMÜN BOZULDUĞU

ÖZET: Somut olayda, birbirini takip eden tarihlerde, tüm nafaka borçlarını kapsamasa dahi birtakım ödemeler yaptığı ve yaptığı bu ödemelerin nafaka borcuna ilişkin olduğuna dair bir açıklama olmasa bile, ödenen miktar nispetinde nafaka borcundan kurtulacağına kabulü gerekmektedir. Zira işleyen nafaka borcu bulunan bir borçlunun yaptığı ödemelerin bu borç dışında, ahlaki bir ödeme olduğunu kabul etmek hak kaybına neden olmaktadır. Kaldı ki zorunlu olsa dahi, nafaka borcu da nitelik itibarıyla temelde ahlaki bir ödemedir. Bu sebeple borçlu tarafça yapılan tüm ödemelerin açıkça alacaklı tarafça nafaka dışındaki bir alacağa ilişkin olduğu ispat edilmediği sürece, nafaka borcuna mahsuben yapıldığının kabulü gereğinden, yeniden alınacak ek rapor sonunda oluşacak duruma göre bir karar vermekten ibarettir.

(4721 S. K. m. 175) (1086 S. K. m. 284) (2004 S. K. m. 67)

Dava ve Karar: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temziyen tetkiki taraf vekillerince istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü.

Alacakların takibine dayanarak yaptığı 09.07.2008 tarihli tedbir kararı gereğince, 04.04.2008 tarihinden itibaren takip alacaklısı kadın için aylık 2.500. TL. müşterek çocuklardan her biri için aylık 2.000. TL. tedbir nafakasına hükmedildiği anlaşılmaktadır. Genel haciz yolu ile başlatılan takipte borçlu bir takım ödemelerde bulunduğunu belirterek takibe itiraz etmiştir. İtirazın kaldırılması aşamasında mahkemece Dairemizin önceki içtihatları doğrultusunda inceleme yaptırılarak, ödeme belgelerinde “nafakaya ilişkindir” kaydını taşımayanlar nazara alınmayacak yazılı şekilde sonucu görülmektedir. Ancak Dairemizce oluşturulan yeni içtihat gereğince borçlunun somut olayda, gözlendiği gibi birbirini takip eden tarihlerde, tüm nafaka borçlarını kapsamasa dahi birtakım ödemeler yaptığı ve yaptığı bu ödemelerin nafaka borcuna ilişkin olduğuna dair bir açıklama olmasa bile, ödenen miktar nispetinde nafaka borcundan kurtulacağına kabulü gerekmektedir. Zira işleyen nafaka borcu bulunan bir borçlunun yaptığı ödemelerin bu borç dışında, ahlaki bir ödeme olduğunu kabul etmek hak kaybına neden olmaktadır. Kaldı ki zorunlu olsa dahi, nafaka borcu da nitelik itibarıyla temelde ahlaki bir ödemedir. Açıklanan nedenlerle Dairemizce içtihat değişikliğine gidilmiş ve az yukarıda belirlenen ilkeler kabul edilmiştir.

Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, borçlu tarafça yapılan tüm ödemelerin açıkça alacaklı tarafça nafaka dışındaki bir alacağa ilişkin olduğu ispat edilmediği sürece, nafaka borcuna mahsuben yapıldığının kabulü gereğinden, yeniden alınacak ek rapor sonunda oluşacak duruma göre bir karar vermekten ibarettir.

Sonuç: Taraf vekillerinin temyiz itirazların kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’in 366. ve HUMK’un 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 19.02.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.


 

ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA

Aile toplum için son derece önemlidir. Bunun içindir ki bir çok ülkede evlilik birlikteliğinin sonlandırılması, mahkeme kararı ile olması koşuluna bağlanmıştır. Türkiye’de de boşanmanın sebebe ve hükme dayanması koşulu benimsenmiştir. Medeni Kanunda, ailenin devamlılığı esas alınarak, boşanma sebepleri açıkça sayılmıştır. Buna göre boşanma davası açabilmek için, kanunda sayılmış olan nedenlerden en az birinin gerçekleşmiş olması gerekir. Bu yazımızda, kanunda sayılmış nedenlerden biri olan ‘’ZİNA’’y ı ele alacağız.

                                                                                   ZİNA

Zina; evli olan eşlerden birinin, karşı cinsten başka birisi ile bilerek ve isteyerek cinsel ilişkide bulunmaktır.

Eşler evlenmekle birbirlerine sadakat göstereceklerine dair yükümlülük altına girmiş olurlar. Zina yapan şahıs bu yükümlüğü ihlal etmiş olur. Bu da evlilik birlikteliğini sonlandıran mutlak nedenlerden biridir.            

                               ‘’TMK, MADDE 161 : Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma

                                  sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı 

                                  düşer.  Affeden tarafın dava hakkı yoktur. ‘’

Yasa maddesine göre, ‘evli olmak’, ‘eşinden başka karşı cinsten birisiyle cinsel ilişkide bulunmak’ ve ‘kusurlu olmak’ olmak üzere zinanın üç unsuru vardır.

1. EVLİ OLMAK

Evlilik, sözleşme ile kurulur ve tarafların boşanmalarına hükmedildiğine ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesine kadar devam eder. Boşanma davası devam ederken ya da mahkemece ayrılığa karar verilmesi halinde de eşler evlidir. Tarafların fiilen ayrı yaşamadıkları bu dönemlerde dahi, eşlerden birinin eşinden başka, karşı cinsten olan biriyle cinsel ilişkide bulunması zina olarak kabul edilecektir.

2. EŞİNDEN BAŞKA KARŞI CİNSTEN BİRİSİYLE CİNSEL İLİŞKİDE BULUNMAK

Zinanın unsurlarından biri de cinsel birleşmedir. Ama burada dikkat edilmesi gereken husus ise cinsel ilişkinin karşı cinsten biriyle yapılmış olması şartı aranmaktadır. Bir diğer tabirle eşlerin kendi cinslerinden biri ile (lezbiyen-sevicilik ya da homoseksüel ilişkiler) cinsi münasebet zina kapsamında değerlendirilemez. Bu tür ilişkilerde ‘Haysiyetsiz Yaşam Sürme’ sebebine dayanılarak boşanma talep edilebilir.

Cinsel ilişki gerçekleşmesi şarttır. Taraflardan birinin başkası ile kol kola gezmesi, yemek yemesi, öpüşmesi vs. durumlar zinanın gerçekleştiğini kanıtlamaz.

3. KUSURLU OLMAK

Kusurdan kasıt, davalı tarafın bunu bilerek, isteyerek yapmış olması, yani ilişkinin arzuya dayanmış olmasıdır. Bunun farkında olmayan ya da arzusu olmayan birinin zina yaptığından söz edemeyiz. Hayata kasıt tehditi altında, tecavüz, bilinci ortadan kaldıran alkol veya uyuşturucu maddenin istem dışında davalı tarafa verilmiş olması ve cinsi münasebetin bu durumdayken vuku bulmuş olması zina olmayan durumlara örnek olarak gösterilebilir.

                                                                   SÜRE ŞARTI

Zinanın mutlak boşanma sebebi olduğunu belirtmiştik. Bu sebebe dayanarak boşanmak isteyen tarafın ortak hayatın çekilmez hale geldiğini ispat etmesine gerek yoktur. Diğer şartların varlığı ile birlikte bu sebebe dayalı boşanma davasının süresi içerisinde açılmış olması gerekir

Yukarıda vermiş olduğumuz kanun maddesinden anlaşılacağı üzere davanın öğrenmeden itibaren 6 ay, her halde zinanın gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde açılmış olması gerekir. Süreye riayet edilmemesi dava hakkını düşüren iki sebepten biridir. Bu nedenle süre koşulunun özellikle göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

                                                                  ZİNA YAPAN EŞİN AFFEDİLMESİ

Zina yapan eşin affedilmesi dava hakkını düşüren sebeplerden ikincidir. Bu durum Medeni Kanun 161.maddede ‘’Affeden tarafın dava hakkı yoktur.’’ şeklinde belirtilmiştir. Affeden eşin dava hakkı düşer; affeden taraf daha sonra bu sebebe dayanamaz.

Af açık olabildiği gibi zımni de olabilir. Geçerliliği bu beyanın serbest bir iradenin ürünü olmasına bağlıdır. Aldatan eş tarafından korkutularak, aldatılarak elde edilen affetme beyanı affedilme olarak kabul edilemez.

                                                                  ZİNANIN İSPATI

Zina sebebine dayanarak boşanma davası açmış olan taraf iddiasın ispat etmekle yükümlüdür. Zinanın ispatı çok güç bir durumdur. Bu nedenle her türlü delil ileri sürülebilir. Aşağıda belirtmiş olduğumuz hususlar, zinanın vuku bulduğunun kanıtı olarak kabul edilmektedir.

1- Çocuk yapma kabiliyeti olmadığı tıbben sabit olan kocanın, karısının gebe kalmış olması,

2- Eşlerden birinin zührevi hastalıklarından(cinsel yolla bulaşıcı olan hastalıkların tümüne verilen ad) birine yakalanmış olması,

3- Kocanın izinli olarak 300 günden fazla eşinden ayrı olması ve evine döndüğünde kendisinden olmayacak doğum tarihi taşıyan çocuğun bulunması,

4- Karının, çocuğu başka bir kimseden olduğuna dair mektupla ikarı(açıkça söylemek, saklamadan beyan etmek) bulunması,

5- Karı kocadan birinin yabancı bir erkekle(karının) veya kadınla(kocanın) münasip olmayan yerlerde gezmeleri veya arabayla dolaşmaları,

6- Karı kocadan birinin yabancı bir erkekle veya kadınla bir odada yatmış veya kapanmış olmaları halinde,

7- Karının bir erkekle, erkeğin başka bir kadınla uygunsuz şekilde fotoğraf çektirmiş olması,

8-Karının bir başka erkekle yatak odasında yarı çıplak olarak yakalanması,

9- Karının veya kocanın başka bir erkekle cinsi ilişkide bulunduğunu itiraf etmesi,

10- Çocuğun kan gurubunun eşlerin kan gurubuna uygun olmaması,

11- Doktor raporu ile eşinin dışında cinsel ilişkide bulunduğunu belirleyen meni lekelerinin doktor raporu ile sabit olması.


 

TÜRKİYE´DE BOŞANMA, TANIMA, TENFİZ VE EVLİLİK MAL PAYLAŞILMASI

Anlaşmalı Boşanma

Eşler en az bir yıldır evliyse ve nafaka, velayet ve evlilik mallarının paylaşımı konusunda protokol yapmayı kabul ediyorlarsa, tek celsede ve hızlı şekilde boşanabilirler.

Çekişmeli Boşanma

Eşlerden biri boşanmak istemiyorsa, tazminat talep ediliyorsa, nafaka konusunda anlaşma sağlanamıyorsa, boşanma davası çekişmeli olarak yürür ve uzun sürer. Çünkü bu konularda hâkimin karar vermesi gerekir. Özellikle Türk Medeni Kanunu uyarınca, boşanma konusunda daha fazla kusuru olan eşin boşanma davası açmaya hakkı yoktur. Açmışsa, bu davayı kaybeder. Fakat kaybedilen bu dava üzerinden üç sene geçmişse ve eşler bu sürede bir araya gelememişse, tekrardan ikinci bir dava açılarak boşanma sağlanır.

Tanıma ve Tenfiz

Almanya’da boşanan Türk vatandaşları, Türk nüfus sicilinde doğrudan “bekar” olarak gözükmez. Bunun için Türkiye’de tanıma davası açmaları gerekir. Bu davanın açılmamasının getirdiği bazı riskler vardır. Örneğin, bu kişiler Türkiye’de hala evli gözüktüklerinden, içlerinden biri vefat ettiğinde, diğeri ona mirasçı olur. Veya kadın başka bir erkekten çocuk sahibi olduğunda, bu çocuk eski eşin nüfusuna kaydedilir. Bu da daha pahalı ve uzun süreli olan bir takım davaların açılmasına sebep olur. Almanya’da boşanan Türk vatandaşlarına nafaka bağlanması kararı da verilmişse, o zaman Türkiye’de tanıma ve tenfiz davaları birlikte açılır. Bu kararla nafaka borçlusu olan eş Türkiye’deyse ona karşı icra başlatılabilir veya bu kişinin Türkiye’deki mallarına haciz konabilir.

Evlilik Mallarının Paylaşılması

Evlilik mallarının paylaşılması davasının, boşanma bittikten sonra, bir sene içerisinde açılması gerekir. Eğer evlilik süresince Türkiye’de alınan ev, arsa varsa ya da açılmış olan bir banka hesabı varsa, bunlar eşler arasında paylaştırılır. Bu davayı, Türkiye’de gayrimenkulü olan hem Türk hem de Alman vatandaşları açabilir.​​


 

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA PROTOKOL

Evlilik birliğini anlaşarak sona erdirme iradesinde olan tarafların iradelerini ve anlaştıkları hususları gösteren protokolün hazırlanması ve tarafların imzaları ile birlikte mahkemeye sunulması gereklidir. Her ne kadar taraflarca hazırlanmış ve mutabakat sağlanmış bir protokol dahi olsa tarafların iradelerini duruşmada bizzat beyan etmeleri elzemdir.

Medeni Kanun’ a göre taraflarca hazırlanan protokol üzerinde davaya bakmak ile görevli Aile Mahkemesi Hâkiminin müdahalesi mümkün olabilmektedir. Medeni Kanun’ umuza baktığımızda kanunkoyucunun asıl amacının tarafların iradelerinin etkilenmesini engellemek, velayete ilişkin hususların titizlikle irdelenmesi sağlamak, tarafların ve çocukların aleyhine olabilecek afakî nitelikte hükümler içeren protokole Hâkim tarafından müdahalede bulunulmasını sağlamak olduğu görülmektedir.

Taraflarca hazırlanmış olan protokol için hâkimin tarafların veya taraflardan birinin yahut çocuğun velayetine ilişkin hususlarda aleyhe olan düzenlemelerin yeniden ele alınması konusunda karar vermesine rağmen tarafların yeni düzenlemeler ile ilgili olarak uzlaşamamış olması durumunda anlaşmalı boşanma davası çekişmeli(nizalı) boşanma davasına dönecektir.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA PROTOKOL METNİ HAZILANIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

1-) Evlilik birliğini anlaşmalı olarak sona erdirme saiki ile hareket eden tarafların kimlik bilgileri ve açık adresleri protokolde açıkça belirtilmelidir.

2-)Tarafların müşterek çocuklarının bulunması halinde çocuğun velayetinin hangi eşte kalacağı anlaşmalı boşanma davası için hazırlanan protokolde açıkça düzenlenmelidir.

3-)Müşterek çocukların velayetini karşı tarafa bırakmayı kabul eden tarafın çocuklar ile şahsi münasebet kuracağı zaman dilimi, nerede ve nasıl münasebet kuracağı protokolde yer almalıdır.

4-)Müşterek çocukların velayeti üzerinde olmayan tarafın iştirak nafakası ödeyip ödemeyeceği, ödeyecekse miktarı gelir düzeyi ile orantılı olarak kararlaştırılıp anlaşmalı boşanma davası içeriğindeki protokolde belirtilmelidir.

5-)Taraflardan müşkül duruma düşebilecek olan eşe yoksulluk nafakası ödenip ödenmeyeceği şayet ödenecek ise miktarı anlaşmalı boşanma davası protokolünde belirtilmelidir.

6-)Tarafların maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkin düzenleme anlaşmalı boşanma davası protokolünde mutlaka yer almalıdır.

7-)Tarafların mal paylaşımı hususundaki iradeleri açıkça protokol metninde yer almalıdır.

8-)Yargılama giderleri ve dava avukat aracılığı ile yürütülüyor ise karşı taraf vekâlet ücreti ödenip ödenmeyeceği protokol vasıtasıyla açıklığa kavuşturulmalıdır.

9-)Tarafların başkaca talepleri olup olmadığı, protokolün kaç maddeden ibaret olduğu, protokolün tarihi ve tarafların ıslak imzaları protokol sonunda düzenlenmelidir.

Anlaşmalı boşanma davasında hazırlanan protokol davanın kısa sürede bitirilebilmesi için ilk celse öncesinde mahkemeye ibraz edilmelidir. İlk celsede hazır bulunan taraflar protokoldeki hususları kabul ettiklerini şahsen hâkime beyan etmelidir.

"Anlaşma boşanma davaları ile ilgili detaylı bilgi edinmek için iletişim bilgilerimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz."


 

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI

Anlaşmalı boşanma davası Türk Medeni Kanunu’ nun 166. maddesinin 3. fıkrasında evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasının bir türü olarak düzenlenmiştir.

Anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi için Türk Medeni Kanunu’ nda belirtilmiş olan şartların varlığı aranmaktadır. Bu şartlar;

Anlaşmalı boşanma istemiyle dava açılabilmesi için tarafların evlilikleri en az 1 yıl sürmüş olmalıdır.

Anlaşmalı boşanmak isteyen taraflar evlilik birliğini sona erdirmek için her konuda mutabık kalmalıdır. Diğer bir deyişle, taraflar mal paylaşımı ve çocuğun velayeti hususları konusunda ortak karara varmış olmalıdır. Ortak karara bağlanmış olan hususların açık bir biçimde protokole bağlanmış olmasının mahkeme nezdinde fayda sağlayacağı unutulmamalıdır.

Anlaşmalı boşanma davası taraflarının duruşma gününde mahkeme huzurunda hazır bulunması şarttır. Zira hâkim protokolde mutabık kalan tarafların iradelerini duruşma esnasında da beyan etmelerini isteyecektir. Taraflardan birinin dahi duruşma gün ve saatinde mahkemede hazır bulunmaması durumunda anlaşmalı boşanma davası karara bağlanamayacaktır.

Anlaşmalı olarak boşanmak isteyen tarafların mutabık kaldığı hususları mahkemeye iletmesi bazı durumlarda yeterli olmayabilir. Çocuğun velayetinin söz konusu olduğu hususlarda hâkim, tarafların ve çocuğun menfaatini göz önüne alarak protokol üzerinde gerekli gördüğü hususları değiştirebilir. Bu değişikliklerin taraflarca kabulü halinde boşanmaya hükmolunur.

Yukarıda belirtilmiş olan şartların tamamının varlığı halinde tarafların anlaşmalı boşanma istemlerinin kabulü gerekmektedir. Bu nedenle hâkim başkaca bir delil aramaksızın evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesi ile tarafların boşanmalarına karar verir.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA SÜRE

Anlaşmalı boşanma davası çekişmeli boşanma davasına kıyasla daha kısa sürede sonuçlanır. Tarafların usuli işlemler bakımından hazır olmaları durumunda anlaşmalı boşanma davası tek celsede karara bağlanacaktır. Uygulamada genellikle dava açıldıktan sonra mahkemenin iş yoğunluğuna göre 1-2 ay sonrasına duruşma günü verilmektedir. Davanın bir avukat vasıtasıyla açılması ve takip edilmesi halinde mahkemenin iş yüküne göre 1-2 haftada sonuçlanması da mümkün olabilmektedir.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA BOŞANMA KARARININ KESİNLEŞMESİ

Tarafların boşanmalarına mahkemece hükmolunduktan sonra gerekçeli kararın mahkemece yazılarak taraflara tebliği ile birlikte 15 günlük temyiz süreci başlayacaktır. Bu sürenin başlangıcında tarafların karşılıklı olarak temyiz hakkından feragat etmesi kararın kesinleşme sürecini hızlandıracaktır.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA BOŞANMA KARARININ NÜFUS KÜTÜKLERİNE İŞLENMESİ

Kesinleşen boşanma kararı, mahkeme kalemince kararı vermiş olan mahkemenin bulunduğu yer nüfus müdürlüğüne gönderilir ve tarafların nüfus kütüklerine işletilir. Böylelikle taraflar yeni nüfus cüzdanlarını alabilecektir.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Boşanma davalarına bakmakla görevli olan mahkeme ‘’Aile Mahkemesi’’ dir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yargı çevresinde dava ‘’Asliye Hukuk Mahkemeleri’’ nde ‘’Aile Mahkemesi’’ sıfatıyla görülecektir.

Anlaşmalı boşanma davasında yetki kesin yetki niteliğinde değildir. Zira anlaşmalı boşanma davasında tarafların iradesi her anlamda ortak ve aynı doğrultuda olduğundan ve yetki itirazın bulunulması davanın mahiyeti ile örtüşmeyeceğinden kanaatimizce her yerde açılabilir.


 

TERK SEBEBİYLE BOŞANMA

Boşanma sebepleri 4721 sayılı Medeni Kanun’un İkinci Kitabının İkinci Bölümünde 161.vd.maddelerinde sayılmıştır. 161.maddede "Zina", 162.maddede "Hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış", 163.maddede "Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme", 164.maddede "Terk", 165.maddede "Akıl sağlığı" ve 166.maddede ise "Evlilik birliğinin sarsılması" boşanma sebepleri olarak sayılmıştır. Bu çalışmamızın konusunu 4721 sayılı Medeni Kanun’un 164.maddesinde boşanma sebebi olarak sayılmış "Terk" oluşturmaktadır.

"164.MADDE- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise;  terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

 

Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz."

Düzenlemeye göre terk nedeniyle boşanma davası açmak için;

1- Eşlerden birinin, haklı bir sebep olmaksızın müşterek konutu terk etmiş olması gerekmektedir.

Kanunda "evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmeme" den söz edilmişse de diğer eşi evi terke zorlayan ve haklı birsebep olmadan ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Bu durumda diğer eşi evden kovan ve dönmesini engelleyen eş için bu durum boşanma sebebi olarak değerlendirilemez. Ortak konutu terke zorlanan veya ortak konuta dönmesi engellenen eş bu durumda mahkemeye başvurarak eve dönmesinin önündeki engellerin kaldırılmasının ihtar edilmesini isteyebilir. Mahkeme bu talep karşısındadiğer eşe ihtar çekerek ihtara uymama durumunda aleyhine terk sebebiyle boşanma davası açılabileceğini bildirir.

Haklı bir sebebe dayanarak evi terk eden eş bu sebeplerin ortadankalkması halinde eve dönmek zorundadır. Diğer eşin çektiği ihtara karşı eve dönmeme konusunda haklı olduğu savunması ispata muhtaç birdurumdur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 24.01.2006 tarih, 2005/18362 esas ve 2006/253 karar sayılı kararında "Koca, 9.6.2003 tarihinde mahkemeye başvurarak eşinin eve dönmesi için ihtar edilmesini istemiş, istek doğrultusunda verilen ihtar kararı davalıya 23.6.2003 tarihinde tebliğ edilmiştir. Gerekli yol giderleri de karşılanmıştır. İhtar usule uygundur. Davalı, haklı bir sebeple davete uymadığını ispat edememiştir. Kocanın, ihtarının samimi bir arzunun ürünü olmadığı yönünde delil yoktur. Davalının annesi tanık Ümmühan’ın ifade ettiği olay, ihtar süresi içinde değil, ilk ayrıldıkları döneme ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 164. maddesi şartları gerçekleşmiştir "*diyerek "Davalının, ortak evi terkte haklı oluşu(nun) ona, hayat boyu eşinden ayrı yaşama hakkı bahşetmediğini" belirtmiştir.

Terk edilen eşin, diğer eşi ortak konuta davet etme isteğinde samimi olması gerekmektedir. Davet isteğinde samimi değilse; terk sebebine dayanarak açacağı boşanma davası reddedilecektir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bir kararında "Eve dön ihtarında davet edilen evin adresi, kapı numarasıyla birlikte açıkça gösterilmediğinden ihtarın bu haliyle geçerli kabul edilememesi"** gerektiğini belirtmiştir. Yine başka bir kararında ise; "İhtarda anahtar yerinin bildirilmemesi, ve masraflar için makul para yatırılmaması"*** sebebiyle çekilen ihtarın geçersiz olacağını belirtmiştir.

2- Müşterek konutun terk edilmesinden itibaren en az dört ayın geçmiş olması ve dört ay neticesinde çekilen ihtara rağmen terk eden eşin iki ay içinde eve dönmemiş olması gerekir.

Ortak konutu terk nedeniyle boşanma davası açmak için öncelikle evi terk eden eşe Aile Mahkemesi aracılığıyla İhtarname çekmek gerekir. Mahkeme, ihtar çekilmesini istemeye hakkı olan tarafın başvurusu üzerine işin esasına girmeden, terk eden eşe iki ay içerisinde eve dönmesini, dönmemesi halinde ortaya çıkacak sonuçları bildirir.

İhtarname çekildikten sonra iki aylık bekleme süresi bulunmaktadır. Eve dönmesi için ihtarnamede belirtilen iki aylık süre dolmadan açılan boşanma davaları, bu süreye riayet edilmediği için reddedilecektir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi T.10.03.2003, E. 2003/2033 ve K.2003/3193 sayılı kararında, "mahkemece davalıya gönderilen ihtarnamenin davalıya tebliği anından itibaren iki aylık süre dolmadan davanın açılmış olması sebebiyle davanın reddedilmesi gerektiğini"**** belirtmiştir.

Belirtmek istediğim bir husus da çekilen ihtarın samimi bir iradenin ürünü olması gerektiğidir. Eve davet eden eşin bu isteğinde samimi olması gerekir. İhtarname bu sebeple ilerde açılacak boşanma davasının koşulları oluşsun diye yahut başka sebeplerle çekilmişse ve durum ispat edilirse açılan dava reddedilecektir. Eşin ortak konut dışında başka bir yere çağrılması samimiyetsizliğe örnek gösterilebilir.

Uyulması gereken bir diğer husus da bağımsız ev koşuldur. Çağrılan ev, bağımsız, ihtiyaçları karşılayacak, güvenli ve sosyal yaşantıya uygun nitelikte olmalıdır. Bu nitelikleri barındırmayan evin bağımsız olduğundan söz edilemez.

Not: Bu makalede kullanılan resimler www.avukatlarimiz.com internet sitesine isanslı olup sayfaya webadmin tarafından eklenmiştir. Makale yazarının tercihi değillerdir. Kopyalanması yasaktır.

Dipnotlar:

* Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, T.24.01.2006., E.2005/18362, K.2006/253.

** Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, T.26.05.2003, E.2003/4676, K.2003/7547.

*** Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, T.20.02.2003, E.2003/219, K.2003/2180.

**** Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, T.10.03.2003, E.2003/2033, K.2003/3193.


 

MAL REJİMİ TASFİYESİ-KATILMA ALACAĞI-KATKI PAYI

Medeni Kanun’umuza göre eşler arasında Edinilmiş Mallara Katılma rejimi, yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Bu rejim,  evlilik süresince edinilmiş müşterek mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar. Boşanma ile birlikte ve boşanmanın gerçekleşmesi, kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren, 1 yıl içerisinde taraflar mal rejiminin tasfiyesini isteyebilirler.

Tasfiyenin yapılabilmesi için, mal rejiminin başlama ve bitiş tarihleri önem kazanır. Edinilmiş Mallara katılma rejimi evlenme ile yahut eşlerin noter vasıtasıyla mal rejimi sözleşmesi yapmasıyla başlar; Eşlerden birinin ölümü, eşin kaybolması ile nüfus kütüğüne ölüm kaydının düşüldüğü tarih, yeni bir mal rejimi sözleşmesi yapılası, evliliğin iptali ve boşanma, hakim kararıyla dönüştürme hallerinde ise sona erer.

Edinilmiş mal, her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettikleri malvarlığı değerini ifade eder. Bir eşin edinilmiş malları başlıca şunlardır:

1-Çalışma karşılığı olan edimler

2- Sosyal güvenlik kurumlarının yaptığı ödemeler

3-Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar

4- Kişisel malların gelirleri (faiz,kira vs)

5- Edinilmiş mal yerine geçen değerler.

Mal tasfiyesi sırasında eşlerden biri, paylı mülkiyete konu bir malvarlığı için üstün yararını ispat etmek koşuluyla ve diğerinin payını ödeyerek söz konusu malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir. Genel olarak tasfiye, mal rejimi yani evlilik süresince edinilmiş olan mallar ve eşlerin katkıları da dikkate alınarak yapılır. Yasal mal rejimi eşler ile birlikte tüm mirasçıları da ilgilendiren bir hukuki durumdur. Ölümle sona eren bir mal rejimi için, önce mal rejimi tasfiyesi sonrasında miras paylaşımı yapılır.

Boşanmadan sonra açılan Mal rejiminin tasfiyesinde, istenen katılma alacağı için mahkemeye nispi harç ödenerek dava açılır, katılma alacağının hesaplamasında denkleştirme ve eklemeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktar alacak miktarı olarak tespit edilir. Bu hesaplamalar mahkemelerin görevlendirdiği uzman bilirkişiler tarafından yapılarak, mahkemeye sunulmaktadır.

2002 yılında değişen yasa öncesinde Mal ayrılığı döneminde yapılmış bir katkının talep edimlesi durumunda ise, bu talep Katkı Payı olarak tabir edilecek ve eşlerin mal ayrılığı rejimine tabi oldukları dönemde davacının yaptığı katkıyı isteyebileceği bir talep olacaktır. İspat külfeti,dava açan tarafa yani, karşı tarafın mal varlığına katkı yaptığını iddia eden tarafa düşecektir.


 

YABANCI MAHKEME KARARLARININ TÜRKİYE´DE TANINMASINA DAİR SIKÇA SORULAN SORULAR

1) Boşanma kararımı Türkiye’de tanıtmak için hangi belgelere ihtiyaç vardır?

Türkiye’de bir tanıma davası açabilmek için öncelikle bir yabancı mahkeme kararına ihtiyaç vardır. Bu mahkemenin özel hukuk mahkemesi olması şarttır. Yani, yurt dışında ceza mahkemelerinden ya da idare mahkemelerinden alınan kararlar için Türkiye’de tanıma davası açılamaz. Belediye, nüfus dairesi veya valilik gibi makamlardan alınan kararlar, bir mahkeme kararı özelliğini taşımaklarından, bunlar için tanıma davası açılamaz. İkinci olarak, bu mahkeme kararının kesinleşmiş olması gerekir. Eğer yurtdışındaki mahkeme, Türkiye’deki bir gayrimenkul ile ilgili karar vermişse, bu karar Türkiye’de geçersiz olur. Çünkü, Türkiye’deki bir gayrimenkulün akıbeti konusunda ancak Türk Mahkemeleri karar verme yetkisine sahiptir. Bu nedenle yurtdışında yaşayan kişilerin Türkiye’de bir gayrimenkulü varsa, bunlarla ilgili davaları direkt Türkiye’de açmaları gerekir. Tanıma davaları için diğer bir şart ise, yurtdışındaki mahkemenin verdiği kararın, Türkiye’de kamu düzenine aykırı olmamasıdır. Örneğin, yurtdışından verilen boşanma kararlarının, Türk kamu düzenine aykırı olmadığı kabul edilir ve tanınması yapılır.

Yabancı mahkemeden verilen kararlar, yine mahkemesinden “Apostille” alınarak, yeminli tercümana tercüme ettirilir. Daha sonra bu tercüme Konsoloslukta ya da Türkiye’de yapılmışsa Noterlerde onaylattırılır. Sonra taraflar yurtdışında Konsolosluktan ya da Türkiye’de noterlerden, işlemlerin takibi ve hızlandırılması için Türkiye’de birer avukata vekâletname verirler. Bu vekâletnamede, yurtdışından verilen mahkeme kararlarının tanınması için yetki verilmesi şarttır. Arıca boşanma kararlarının tanınması için vekâletnameler fotoğraflı olarak çıkarttırılmalıdır. Bundan sonra, tanıma davası açılabilir.

2) Eğer taraflardan biri tanıma davasını istemezse, tek bir taraf bu davayı nasıl yürütebilir

Taraflardan biri, Türkiye’de tanıma davasını istemeyebilir, çünkü Türk vatandaşı olmadığından bu davaya ihtiyaç duymayabilir ya da tekrardan evlenmek istemeyebilir. Bu durumda, diğer taraf bu davayı tek başına açıp yürütebilir. Böyle bir dosyada, tanıma davasına katılmayan tarafa, uluslararası tebligat yapılır. Bu da en az altı ay ve normal bir tanıma davasından daha uzun sürer.

Ancak böyle bir durumda tanıma davasını istemeyen taraf dikkatli olmalıdır. Özellikle boşanma davaları Türkiye’de tanıtılmazsa ve eşlerden biri ölürse, diğer eş Türkiye’de onun mirasında 1/4 hak sahibi olur. Diğer bir örnek ise, boşanmalarını Türkiye’de tanıtmayan Türk vatandaşlarından bayan eş hamile kalır ve çocuk doğarsa, eski koca Türkiye kayıtlarında otomatik olarak baba gözükür.

3) Eğer eşlerden biri yurtdışındaki boşanma davasına katılmamışsa ve bu karar eline geçmemişse, yine de Türkiye’de tanıma davası açabilir mi?

Bu durumda bizler, yurtdışındaki ilgili mahkemeye başvurarak, mahkeme kararının onaylı bir suretini talep ederiz ve Apostille alarak olarak Türkiye’ye göndertiriz. Bununla ilgili masrafları sonradan yurtdışındaki mahkemenin banka hesabına yatırıyoruz. Sonuç olarak, mahkeme kararını alarak tanıma davasını açabiliyoruz.

4) Eğer taraflardan ikisi birlikte tanıma davasını açarlarsa, bu dava ne kadar sürer?

Bütün belgeler hazır olduğunda ve tarafların ikisi de bu davaya avukat yetkilendirerek katılırsa, bu dava en fazla 2 (iki) ay sürmektedir. Esasen tanıma davasının süresi değişkenlik arz etmektedir ve mahkemeden mahkemeye değişmektedir. Bazı mahkemeler duruşma günü verirken, bazıları dosya üzerinden evrakları tamamlayıp duruşmasız karar vermektedirler.

5) Tanıma davasının avukatlık ve mahkeme ücretleri ne kadardır?

Bir tanıma davasının mahkeme masrafları yaklaşık 230,00-TL tutmaktadır. Ancak eğer bir taraf davasını yalnız yürütüyorsa ve yurtdışına tebligat yapılacaksa, bu durumda ek olarak tebligat masrafları ve tercüme ücretleri ödenmektedir. Avukatlık ücretleri, tarafların bu davayı birlikte ya da ayrı yürütmelerine göre değişmektedir. Eğer taraflar bu davayı birlikte yürütüyorlarsa, avukatlık ücretleri daha düşük olmaktadır.


 

YURTDIŞINDA BOŞANDIM, TÜRKİYE’ DE BOŞANMIŞ SAYILMAZ MIYIM?

Yurtdışında(Avusturya, Almanya, Belçika, İngiltere, Amerika, Fransa vs.)resmi makamlar önünde evlilik birliğini sona erdirmeniz Türkiye’ de boşandığınız anlamına gelmez. Örneğin eşinizin Türk olup olmaması fark etmeksizin Türkiye’ de evlendiniz; ancak yurtdışında boşandınız, Türkiye’ de resmi kurumlar bakımından evli görünmeye devam edersiniz. Bu durumda ne yapmalısınız? Yurtdışında verilmiş mahkeme kararlarının tanınmasına ve tenfizine ilişkin dava açmalısınız.

TANIMA-TENFİZ DAVASI NE İŞE YARAR?

Mahkemelerin vermiş olduğu kararlar ‘ülkesellik prensibi’ gereği ancak ülke sınırları içerisinde sonuç doğurur. Yurtdışında verilmiş boşanma kararının Türkiye’ de nüfus kayıtlarınızda görünebilmesi için tanıma davası açmanız gerekir. Aksi takdirde nüfus kayıtlarında evli görünmeye devam edersiniz.

Tenfiz ise yurtdışında verilmiş mahkeme kararının icra edilebilir hükümlerinin Türkiye’de işletilmesine yöneliktir. Örneğin boşanma neticesinde çocukların velayeti, mal paylaşımı, nafaka gibi hususlarda boşanma kararının tanınmasının yanında tenfizi de dava konusu edilmelidir. 

YURTDIŞINDA BOŞANDIM VE TANIMA DAVASI AÇMADIM TÜRKİYE’DE EVLENEBİLİR MİYİM VEYA TEKRAR EVLENEBİLİR MİYİM?

Yurtdışında boşanmanıza rağmen, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tanınması ve tenfizi yönünde dava açmazsanız tekrar evlenemezsiniz. Çünkü nüfus kayıtlarınızda zaten evli gözüküyorsunuzdur. Evlenmek için yapacağınız müracaat bu nedenle reddedilmektedir.

TANIMA-TENFİZ DAVASINI HEMEN AÇMAZSAM NE OLUR?

Yukarıda da değindiğimiz gibi, tanıma-tenfiz davasını açmamanız ilgini nüfus kayıtlarında evli görünmenize neden olmaktadır. Bu davanın hemen açılmaması temin edilmesi gereken evrakların toparlanması sürecini zorlaştıracağı gibi miras paylaşımı gibi konularda da problemler doğuracaktır.

DAVA VE DURUŞMA İÇİN TÜRKİYE’ YE GELMEK ZORUNDA MIYIM?

Yurtdışındaki boşanmaya ilişkin mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi davasında, yurt dışında ikamet eden kişiler avukata vekâlet vermek suretiyle işlemlerini yürütebilir. Aksi takdirde dava işlemlerini bizzat yapmaları ve duruşmaya katılmaları gerekmektedir.

TANIMA-TENFİZ DAVASININ GENEL ÖZELLİKLERİ NEDİR?

Tanıma-tenfiz davası usulüne uygun tebligatın yapılması ve taraf teşkilinin sağlanması ile duruşmalı olarak görülmektedir. Dava basit usule tabidir ve adli tatillerde de görülebilir. Görevli mahkeme aile mahkemesi olup aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesidir. Dava, davalının ikametgâhında, ikametgâhı yok ise sakini olduğu yerde, sakini olduğu yer de yok ise İstanbul, Ankara, İzmir illerinden birinde açılabilir.

YURTDIŞINDA BOŞANDIM, TÜRKİYE’DE DE EN HIZLI NASIL BOŞANABİLİRİM?

Tanıma-tenfiz davasının süresi mahkeme yoğunluğuna göre değişmektedir.

Şayet boşanılan eş yurtdışında yaşıyor ise taraf teşkili sağlanması için tebligatlar yapılması gerektiğinden süre ortalama 1,5 yıldır. Bu süre boşanılan eşin yaşadığı ülkeye göre değişebilir. Örneğin Amerika’ ya yapılan tebligatlar yaklaşık 1 yıl sürmekte ve bir davada iki adet tebligat yapılması gerekmektedir. Almanya’ ya yapılan tebligatlar ise yaklaşık 5 ay sürmektedir.

Açılacak olan davayı hızlandırabilmek için iki tarafında avukatlara vekâlet vermesi mümkündür. ‘’Detaylı bilgi ve sürecin nasıl hızlandırılabileceğini öğrenmek için iletişim bilgilerimizden irtibat kurabilirsiniz.’’

TANIMA-TENFİZ DAVASI AÇMAK İÇİN HANGİ EVRAKLAR GEREKİYOR?

·         Yabancı mahkeme kararının(boşanma kararı) aslı

·         Yabancı mahkemenin boşanma kararının kesinleşmiş olduğunu gösterir şerh veya belge ve apostille

·         Yabancı mahkemenin vermiş olduğu boşanma kararının Türkçe’ ye yeminli tercüman tarafından tercüme edilmesi ve bu tercümenin Noter veya Konsolosluktan onaylatılması

·         Pasaport ve nüfus cüzdanı fotokopisi

·         Avukata vekâlet verilecek ise resimli boşanma vekâletnamesi ve vekâletnamede ‘’yurtdışında verilmiş boşanma kararına ilişkin tanıma ve tenfiz davası açmaya yetki’’

TANIMA-TENFİZ DAVASI AÇMAK İÇİN GEREKLİ EVRAKLARI TÜRKİYE’YE GETİRMEM GEREKİYOR MU?

Hayır, gerekmiyor. Tarafımıza güvenilir bir kargo firması ile göndermeniz yeterli.

HANGİ ÜLKELERDEKİ KİŞİLERE TANIMA-TENFİZ DAVALARINDA AVUKATLIK HİZMETİ VERİYORUZ?

Almanya, İngiltere, Amerika, Avusturya, Avustralya, Azerbaycan, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, Fransa, Danimarka, Hırvatistan, Hollanda, İrlanda, Portekiz, İspanya, İsrail, İsveç, İtalya, İzlanda, Norveç, Polonya, Romanya, Rusya, Sırbistan, Yunanistan, Ukrayna, Arnavutluk, Kanada, Litvanya, Luksemburg, Letonya, İsviçre, Slovenya

YURTDIŞINDA VERİLMİŞ BOŞANMA KARARLARININ TÜRKİYE’ DE TANINMASI VE TENFİZİ DAVASINDA NASIL ÇALIŞIYORUZ?

·         Müvekkillerimizi temin edecekleri evrakları ve nereden temin edebilecekleri konusunda bilgilendiriyoruz.

·         Zorunlu olarak temin edilmesi gereken evrakları kontrol ediyoruz. Evraklarda eksiklik veya yanlışlık olması dolayısıyla açılacak davanın uzaması ihtimalini mümkün mertebe ortadan kaldırıyoruz.

·         Islak imzalı ve mühürlü evrakların tarafımıza ulaşması ile dava işlemlerini tamamlıyoruz.

·         Dava dosyasının hazırlanmasından davanın bitimine kadar müvekkillerimizi periyodik olarak bilgilendiriyoruz.


 


 

ALDATILAN EŞİN TAZMİNAT HAKKI

Bugünlerde sıkça karşılan hukuki hadiselerden biri de aldatılan eşin, eşi ve eşinin birlikte olduğu kişiye (3.Kişi) karşı manevi tazminat istemiyle hukuk mahkemelerinde dava açmasıdır ki; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun  bu yönde vermiş olduğu kararından itibaren iki buçuk yıl geçmesine rağmen ilginçliğini muhafaza etmektedir. Bu üçlü ilişkinin taraflarının duruşma salonlarında bir araya gelmesi toplumun genel alışkanlıkları düşünüldüğünde bu durumun gündemi bir süre daha meşgul edeceği görülmektedir.

Aldatılan eş, eşi ve eşinin sevgilisinden tazminat isteyebilir mi? Hukuki dayanağı nedir? Bu sorularla başlamak istiyorum çalışmama.

Eşin Tazminat Sorumluluğu

Bilindiği üzere aldatma daha önceki dönemlerde uzunca bir süre ceza kanunumuzda suç (Zina Suçu) sayılmış daha sonra yapılan yasal değişiklik ile ceza kanunundan zina suçu çıkarılmıştır. Artık ‘‘ALDATMA’’, ceza hükümlerine göre suç olmaktan çıkmış, Medeni Kanunda ‘‘Boşanma Sebebi’’ olarak sayılır olmuştur.

Aile, Anayasa’da ve Medeni Kanun’da toplumun temeli olarak kabul edilmektedir. Ailenin korunması konusunda ,gerek Anayasa’da gerek Medeni Kanun’da çeşitli düzenlemelere de yer verilmiştir. Aileye bu kadar önem atfedilmesinin sebebi ise aile konusundaki düzensizliklerin doğrudan toplumun yapısına sirayet etmesidir.Bu nokta üzerinde durumu değerlendiren Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; 24.03.2010 tarih, Esas No: 2010/4-129, Karar No: 2010/173 nolu kararında:

‘‘ Zira, bir eylemin ceza kanununa göre suç teşkil etmemesi ve müeyyidesinin düzenlenmemiş olması, borçlar hukuku hükümlerine göre ahlaka ya da hukuka aykırı olarak kabul edilmesine engel teşkil etmemektedir.

Diğer taraftan, eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, mensubu oldukları aile birliğine karşı da sorumluluk altına girerler. Davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girmesi, evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir.’’denilerek eşlerin birbirlerini aldatmaları halinde Medeni Kanun’da yer verilmiş Sadakat Yükümlülüğü’ne aykırılığın yanı sıra, Borçlar Hukukunda ‘Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri’ başlığı altında düzenlenen HAKSIZ FİİL (Borçlar Kanunu, Madde 49*) hükümlerinden de sorumluluğunun doğacağına işaret edilmiştir.

Aldatılanın Eşi İle Birlikte Olan 3. Kişinin Sorumluluğu

Aldatan eşin sorumluluğunu Evlilik Sözleşmesi, Sadakat ve Haksız Fiile dayandıran Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; Aldatan eş ile birlikte olan 3.Kişinin sorumluluğunun, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olan, aldatan eşin evlilik dışı birlikteliğinden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek ‘’HAKSIZ FİİL’’ hükümlerinden doğduğunu belirtmiştir. Buna göre aldatan eş ile evli olduğunu bilerek birlikte olan 3.Kişi, aldatılan eşin uğramış olduğu zararlardan aldatan eş ile müteselsilen sorumlu olacaktır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.3.2010 tarihli kararı:   ” Evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu gibi, bu eyleme katılan kişinin eylemi de bundan ayrı düşünülemez. Dolayısıyla, bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur. Davalının davacının eşi ile evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğinin tarafların ve mahkemenin kabulünde olmasına göre; davalının sorumluluğu ahlaka ve adaba aykırılık nedeniyle gerçekleşen haksız fiilden kaynaklanmakta ; dava da yasal dayanağını haksız fiile ilişkin hükümlerden almaktadır”.

Görevli Mahkemeler

Bu tür davalarda sıkça karşılaşılan sorunlardan biri de görevli mahkemenin seçiminde hataya düşülmesi ya da davanın açıldığı mahkemenin kanunu farklı yorumla GÖREVSİZLİK kararı vermesidir. Husumetin aile hukukundan kaynaklandığı için görevli mahkemelerin ‘’Aile Mahkemeleri’’ olduğu görüşüne karşılık; davanın dayanağını Borçlar Kanununda düzenlenen ‘‘Haksız Fiil’’ hükümlerinden aldığını dolayısıyla ‘‘Asliye Hukuk Mahkemeleri’’nin görevli olduğunu savunan görüş bulunmaktadır.

Kanımca bu hususta görevli Mahkemeler duruma göre değişiklik gösterecektir. Aldatma fiiline dayalı olarak açılmış bir boşanma davası ile birlikte aldatan eşten manevi  tazminat davası talep edilmesi halinde Aile Mahkemeleri burada görevlidir, ancak bu davanın karşı tarafı sadece aldatan eş olabilir. 3. Kişiye karşı Asliye Hukuk Mahkemelerinde ayrıca tazminat davası açılmalıdır. Boşanma davası açılmamışsa ya da açılan boşanma davasında manevi tazminat talep edilmemişse; dava aldatan eş ve aldatan eş ile birlikte olan 3. Kişiye karşı Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılmalıdır. Ayrıca belirtmek isterim; boşanma davasının açılmamış olması tazminat istenmesine engel bir durum teşkil etmemektedir.

Zamanaşımı Süresi

Zamanaşımı Borçlar Kanunu 72. Maddeye ** göre belirlenecektir.Buna göre aldatma eylemi ve taraflarının öğrenilmesinden itibaren iki yıl her halde on yılda tazminat istemi zamanaşımına uğrayacaktır.

Zararın Belirlenmesi

Manevi Tazminat miktarı belirlenirken tarafların sıfatı, makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınır. Ancak belirlenecek manevi tazminat miktarı mağdur için zenginleşme aracı olacak tutarda olamaz.

Mahkemece bu tazminatın ödenmesi yerine başkaca bir tazmin sureti ikame veya ilave edilebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar verilip, bu kararın basın yolu ile ilanına  hükmedilmekle de yetinilebilir.

Avukat Salih Tekdemir

Adana Barosu

*BORÇLAR KANUNU MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

**BORÇLAR KANUNU MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.

Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.


 

FİİLİ AYRILIK GEREKÇELİ BOŞANMA DAVASI VE TAZMİNAT

Fiili ayrılık nedeniyle açılan bir boşanma davasında daha önce açılmış ve retle sonuçlanıp kesinleşmiş davanın mevcudiyeti ve kesinleşme tarihinden itibaren en az üç yıl süreyle evlilik birliğinin yeniden kurulamamış olması gerekli ve yeterlidir. Fiili ayrılık nedenine dayalı bu boşanma davasında boşanma kararı için kusur araştırılması gerekmez.

Kusur, boşanmanın eki olan nafaka ve tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde bir unsur olarak araştırılmaktadır.

Tarafların daha önce retle sonuçlanan boşanma davasında, genellikle taraflara yüklenebilecek bir kusurlu davranış belirlenmez zaten bu nedenle boşanma kararı verilmez. Yine, fiili ayrılık döneminde de taraflara yüklenebilecek bir kusurlu davranışın varlığı ve bunun ispatlanması da önemlidir. Fakat fiili ayrılık için de bunun olması şart değildir.

Boşanma sebebi yaratma bakımından da taraflardan sadece birine kusur yüklenemez. O halde, Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesine dayalı bu durumdaki davalarda, taraflara bir kusur yükleme imkanı yoktur ve boşanmaya yasal koşulların gerçekleşmiş olması nedeniyle karar verilir.

Boşanmanın eki olan maddi ve manevi tazminatlar ise kusurlu olan taraftan istenebilir ( TMK md. 174/1-2). Açıklandığı  gibi, taraflara yüklenecek bir kusur da olmayabilir. Bu durumda, Türk Medeni Kanunu’nun 174/1-2. maddesindeki koşulları oluşmadığı için; taraflardan birisi lehine de tazminat hükmedilmeyecektir.


 

YOKSULLUK VE İŞTİRAK NAFAKASI

Nafaka, boşanma davasının eki niteliğinde talep edildiği gibi boşanma davası gündeme gelmeden de istenebilmektedir.

Nafaka, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf lehine hükmedilmektedir. Bu şekilde istenen nafakanın türü yoksulluk nafakasıdır. Aynı zamanda boşanma

sonucunda çocukların velayeti kendisine bırakılan taraf, karşı taraftan çocukların giderleri için de nafaka talep edebilmektedir. Bu nafaka da iştirak nafakası olarak

adlandırılmaktadır. İştirak nafakası çocuk reşit oluncaya kadar ödenmektedir. Yoksulluk nafakası ise nafakayı alan tarafın evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü

ile sona ermektedir.

Her iki nafaka da boşanma kararı kesinleştiğinde hükme bağlanır. Kesinleşme öncesinde ise tedbir nafakası olarak tarafların talebi mümkündür. Bu durumda

boşanma davası devam etse dahi tedbir nafakası olarak bu ödemelerin alınması mümkündür. Müşterek çocuk için bağlanacak olan iştirak nafakası reşit olunması ile sona erer. Fakat reşit olan çocuğun eğitimi devam ediyor ise söz konusu iştirak nafakası yardım nafakası olarak talep edilebilir.

Boşanma Sırasında Talep Edilmeyen Nafakanın Daha Sonra İstenmesi:

Anlaşmalı boşanma davalarında dava dilekçesine ek olarak tarafların imzasını taşıyan bir protokol hazırlanır. Söz konusu protokolde taraflar, boşanmanın mali

sonuçları hakkında da anlaşmaya varmış olması aranır.

Yoksulluk nafakası mali sonuçlardan biri olmakla birlikte protokole eklenmemiş olan nafaka istemi daha sonra talep edilememektedir. Buna rağmen çocuk için iştirak

nafakası ister anlaşmalı ister çekişmeli davada talep edilmemiş ise kamu düzenini gerektirdiğinden karar kesinleşmiş olsa dahi velayet kendisine bırakılan taraf her

zaman bu nafakayı talep edebilmektedir.

Çekişmeli boşanma davalarında kesinleşme sonrasında çocuk için iştirak nafakası her zaman istenebilmekte iken yoksulluk nafakası kesinleşmeden itibaren bir yıl içinde istenebilmektedir. Bir yılın dolumu ile mali nitelikte bir talep olduğundan bu istem sona ermektedir.

 


 

 YOKSULLUK NAFAKASI

Medeni Kanunumuz da, her iki eş içinde eşit olarak bakım yükümlülüğü getirilmiştir. Bunun doğal sonucu olarak da nafaka ödeme yükümlülüğü her iki eş için söz konusu olmaktadır.

YOKSULLUK  NAFAKASININ ŞARTLARI VE HÜKÜMLERİ

  Yoksulluk nafakası, daha önce de belirttiğimiz üzere, boşanma davası ile birlikte istenebileceği gibi, boşanma davası devam ederken ve hatta boşanma davası sonuçlandıktan sonra dahi talep edilebilir. Boşanma kararından sonra nafakanın devamının istenmesi yoksulluk nafakası niteliğindedir.

Boşanma davası  kesinleştikten sonra açılan yoksulluk nafakasında davacının boşanma davasındaki kusur derecesinin, boşanma kararının kesinleştiği tarih ile yoksulluk nafakasının açıldığı tarihte boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmediğinin araştırılması gerekir.

Boşanma davasını kesinleşmesinden sonra da yoksulluk nafakası istenebilir. Ancak, bu nafaka boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten sonra bir yıl içinde istenmesi gerekmektedir. Bir yıllık süre sona erdikten sonra açılan yoksulluk nafakası davasında, davalı zamanaşımı def’i ileri sürebilir.

Yoksulluk nafakası boşanma davası ile talep edildiği taktirde, boşanma kararı ile yoksulluk nafakası konusunda da karar verilecektir. Bu durumda, yoksulluk nafakası ödemelerinin başlangıç tarihi boşanma hükmünün kesinleştiği tarihtir. Dolayısıyla, boşanma davası devam ederken yoksulluk nafakası talep edilemez. Dava devam ederken ancak, tedbir nafakasına karar verilebilir. Yoksulluk nafakası boşanmanın fer’i niteliğindedir. Bu nedenle boşanmanın hüküm ve sonuçlarına bağlıdır.

Boşanma Nedeniyle Yoksulluğa Düşme

  MK. Mad. 175/1’de açıkça belirtildiği üzere; nafaka isteyen eşin “yoksulluğa düğecek taraf ” olması gerekmektedir. Bu hüküm gereğince, henüz yoksulluğa düşmemiş ancak, yoksulluğa düşme olasılığının bulunduğu hallerde de yoksulluk nafakası talep edebilme imkanı tanınmıştır. Yoksulluğa düşme, boyanma sonucu olmalıdır. Yani, yoksulluğa düşme ile boşanma arasında illiyet bağı bulunmadır. Ancak, kendi kusuruyla yani, özensiz davranışları, kumar v.s sonucu yoksulluğa düşen eşin yoksulluk nafakası istemesi söz konusu değildir.

Boşanmış olan eş, çalışma yeteneğinden yoksun olmakla birlikte malvarlığı veya düzenli bir geliri varsa, bu sahip olduğu malvarlıkları veya gelirinin hayat boyunca nafaka talep edenin ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek derecede olması gerekmektedir.

ihtiyaçların karşılanmasından kasıt; yeme, içme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım ve kültür v.s harcamaları karşılayabilmektir. Bu tür harcamaların karşılanamaması halinde nafaka talebinde bulunan eş yoksulluk içindedir. Bu harcamalar asgari ücretin unsurlarıdır. Yani, asgari ücretin altında geliri olan kimse yoksuldur.

Yerleşik bu yargı kararlarına göre sürekli ve düzenli bir biçimde asgari ücret düzeyinde geliri olan kişi yoksul sayılmaz. Ancak, yoksulluğun göstergesi olarak Yargıtay’ca asgari ücretin altındaki gelirin kıstas olarak alınması kanaatimce uygun değildir. Zira hali hazırda ülkemizdeki ekonomik ve sosyal koşullar göz önüne alındığında asgari ücretle bireyler yukarıda belirtmiş olduğumuz ihtiyaçların bir kısmını dahi karşılamaları mümkün olmam aktadır. Bu gün itibariyle asgari ücret yine devlet tarafından belirlenen tespiti ülkemiz ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte değildir. Yoksulluğun tayininde, ülkemizdeki ekonomik koşullar, tarafların gelir düzeyleri ve ortalama hayat standartları göz önüne alınarak bir belirleme yapılması daha hakkaniyete uygun olacaktır.  Nitekim Bu konuda açıklamaya çalıştığım Örnek Yargıtay Kararı da yukarda anlatılan hususlara en güzel örnektir.

Nafaka Miktarında Eşlerin Kusuru

MK. mad. 175/1 gereğince; kusuru daha ağır olmamak koşuluyla diğer eşten nafaka talep edilebilir. Bu madde gereğince kendisinden nafaka istenecek eşin kusuru önemli değildir. Ancak nafaka talebinde bulunan eşin kusurunun diğer eşten ağır olmaması gerekir. Yani kural olarak bizzat kendi kusuru ile boşanmaya sebebiyet vermiş eş, tam kusurlu kabul edilerek yoksulluğa düşse dahi nafaka talebinde bulunamaz.

Yoksulluk nafakasındaki kusur kavramının irdelenmesinden kasıt hangi tarafın boşanma hükmünün verilmesinde kusurunun tam etkili olduğudur. Kusur oranı nafakadan indirim yapılmasını etkilemez.

Yoksulluk nafakasında nafaka yükümlüsü boşanmada kusursuz da olsa koşullar gerçekleşmişse nafaka ödemekle yükümlü tutulur. Akıl hastalığı sebebiyle boşanmaya karar verildiği takdirde, akıl hastası olan eş yoksulluk nafakası isteyebilir.

 

Nafaka Miktarı-Nafaka Yükümlüsünün Mali Gücü Arasındaki Orantı

Nafaka miktarı, yükümlüsünün mali gücü oranında olmalıdır. Bu hüküm uyarınca kusursuz olan veya eşit kusurlu olan veyahut da kusuru daha ağır olmayan eş boşanma neticesi yoksulluğa düşmüş veya düşecek olması halinde geçimini temin etmek için diğer eşten mali gücü oranında süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası talep edebilir.

Hakim yoksulluk nafakasını nafaka ödemekle yükümlü olan eşin mali gücü oranında saptayacaktır. Nafaka yükümlüsü olan eş kendisi yoksulsa yoksulluk nafakası ödemeye yükümlüğü yoktur.

Yoksulluk Nafakası Talebi

22.11.2001 tarihli halen yürürlükteki Medeni Kanun ile değiştirilerek karı ve koca arasında eşitlik ilkesi getirilmiştir. MK. mad. 175 ile, kocanın nafaka talebinde kadının refahta olması koşulu kaldırılmış ve eşit koşullarda yoksulluk nafakası talep edebilme imkanı getirilmiştir. yeni yasayla eşitlik ilkesi getirildiğinden bu şart kaldırılmıştır. Yeni yasadaki düzenleme, hakkaniyet ilkesinden hareket etmektedir ve bu ilkenin koca için ayrı, kadın için ayrı olması söz konusu değildir.

Yoksulluk Nafakasının Süresi

MK. mad. 175/1 ‘de açıkça belirtildiği üzere, yoksulluk nafakası süresiz olarak istenebilir.    Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eş, diğer şartlar da gerçekleştiği takdirde geçimi için diğer eşten mali gücü oranında her hangi bir süreye tabi olmaksızın nafaka isteyebilecektir.

Belli bir süre için yoksulluk nafakası istenmişse, istemle bağlılık kuralı gereğince istenilen süre dikkate alınarak yoksulluk nafakasına karar verilir. Sürenin sona ermesi ile yoksulluk nafakası da sona erer. Süresiz nafaka istemi olduğu halde yoksulluk nafakası belli bir süre ile sınırlı olarak hükme bağlanmış ve karar bu haliyle kesinleşmiş ise yeniden yoksulluk nafakası istenmesi bu kesin hüküm nedeniyle mümkün değildir.

Nafakanın süresi bakımından bir görüş, süresiz yoksulluk nafakasını evlilik birliğinin amacına aykırı olduğu ve evlilik birliğini bir çıkar sözleşmesine dönüştüreceğini ileri sürmüştür.

Yoksulluk nafakası  yaşam boyunca ödenecek değildir. Hakim , yoksul kalan eşin yeteneklerini, çalışabilme gücünü göz önünde tutarak yoksulluk halinin ne kadar devam edeceğini tespit edip, bu süre ile sınırlayabilir. Ayrıca, nafaka alacaklısının mali durumundaki değişiklikler üzerine sonradan yoksulluk nafakasını kaldırabilir.

Yoksulluk nafakasının süre ile sınırlı olması ülkemiz koşulları değerlendirildiğinde ve yoksulluk nafakasının amacını gerçekleştirmesi bakımından yerinde değildir

Medeni  Kanunumuz gereğince, mahkeme tarafından hükmedilen nafakanın, eşin yoksulluğunu ortadan kaldıran durumların gelişmesi halinde yine mahkemece kaldırılması söz konusu olduğundan süre ile sınırlandırılmasının uygun olmadığını düşünmekteyim.

Nafaka Miktarının Belirlenmesi

Yoksulluk nafakasının diğer koşulları oluşmasının yanında nafaka takdir edilirken diğer tarafın mali gücü göz önüne alınmaktadır. Nafaka takdirinde hakim, tarafların sosyal ve ekonomik durumunu, gelir düzeylerini araştırır ve bu duruma göre hakkaniyete uygun bir nafakaya hükmeder. Madde hükmünde açıkça anlaşılacağı üzere hakim yoksulluk nafakasının belirlenmesinde yapılacak araştırmalar sonucuna göre takdir yetkisi verilmiştir. Ayrıca, yoksulluk nafakası ödemekle yükümlü olan eşin, hasta, fiziksel özürlü olduğu ve çalışamadığı tespit edildiği takdirde, kendisi yoksul olduğundan yoksulluk nafakası ödemesi yükümlülüğü getirilemez. Hakimin bu hususu göz ardı ederek nafakaya  hükmetmesi bozma sebebi teşkil etmektedir.

Yoksulluk nafakasına karar verilirken, istemde bulunanın  zorunlu geçim ihtiyaçları göz önüne alınır. Bu ihtiyaçları karşılamaya yetecek miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekmektedir.

Nafaka Miktarının Artırılması Ve Azaltılması

Nafakanın ödenmesine ilişkin hüküm MK. 176/1 maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde gereğince, nafakanın ödenmesine irat şeklinde hükmedilebileceği gibi, istisnai olarak toptan şekilde ödenmesine de hükmedilebilir.

Nafakanın sermaye biçiminde ödenmesi halinde borç sona ereceğinden tarafların durumunda sonradan meydana gelen değişiklikler yoksulluk nafakasını etkilemeyecektir. Yoksulluk nafakasının irat şeklinde ödenmesine karar verildiğinde ise tarafların ekonomik durumlarındaki değişme ve hakkaniyet ilkesi gereğince bu miktarın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Nitekim MK 176/4 maddesinde bu husus açıkça düzenlenmiştir. Ayrıca yargı kararları da bu durumu desteklemektedir.

Yoksulluk nafakasının artırılması davasında davanın açıldığı tarihte davacının yoksulluğunun devam etmesi gerekir131. Yoksulluk nafakası artırımı davasında önceki davanın kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması gerekir. Karar kesinleşmeden yoksulluk nafakasının azaltılması veya artırılması davası açılmış ise önceki davanın bekletici mesele yapılarak ilk davanın neticesi beklenmelidir.

Yoksulluk nafakasına karar verildikten sonra, kesinleşen bu kararın akabinde açılacak nafakanın artırılması veya azaltılmasına ilişkin yeni bir davada kusur tartışması yapılamaz. Ancak, artırım talebinde bulunanın, boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmediği araştırılması gerekmektedir. Tarafların ekonomik durumlarında büyük bir değişikliğin ortaya çıkması, bu değişikliğin süreklilik arz etmesi ve öngörülemez olması halinde nafaka miktarının artırılması veya azaltılması isteminde bulunulabilir.   Mahkeme tarafından karar verilen yoksulluk nafakası ihtiyacı karşılıyorsa, nafakanın artırılmasına karar verilemez. Ayrıca yoksulluk nafakasının artırılması veya azaltılmasına ilişkin davalarda davalıya duruşma günü doğru olarak tebliğ edilmeden karar verilemez.

Ödeme Şekli Ve Zamanı

  MK. 176/1 maddesi yoksulluk nafakasının ödenme şekillerine ilişkin bir hüküm dür. Buna göre; “Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre, irat şeklinde ödenmesine karar verilebilir”. Yoksulluk nafakasının toptan ödenmesine öğretide, “sermaye” biçiminde ödeme, irat şeklinde ödenmesine ise, “dönemli gelir” biçiminde ödeme de denilmektedir.

  Yoksulluk nafakasının ödenme şekli taraflar arasında yapılacak bir sözleşme ile de belirlenebilir. Ancak, sözleşmenin geçerlilik kazanıp hukuki sonuç doğurabilmesi için, hakim tarafından onaylanması gerekmektedir. Hakime bu yetkinin verilmesindeki amaç, boşanma davasını getirdiği baskılar nedeniyle bunu almış tarafı korumak, ezilmeyi önlemek, haksız çıkar sağlamalarını önlemektir. Bu sözleşmelerde şekil şartı yoktur. Yazılı veya sözlü olarak tutanağa geçirilmesi akdin oluşması için yeterlidir.

  Taraflar arasında açıkça kararlaştırılmadıkça yoksulluk nafakasına döviz üzerinden karar verilemez. Hakim, tarafların anlaşması istisnai durumu dışında, nafakaya Türk Lirası olarak hükmetmelidir.

Nafakanın Sona Ermesi

Nafakanın hangi koşullarda sona ereceği, MK. 176/3 maddesinde belirtilmiştir. Taraflardan birinin ölümü, yeniden evlenme, fiilen evliymiş gibi yaşama, yoksulluğun ortadan kalkması, haysiyetsiz hayat sürme nafakayı sona erdiren sebepler olarak düzenlenmiştir.

Kural olarak, yoksulluk nafakası, taraflardan birinin ölümü ile kendiliğinden sona erer. Yoksulluk nafakasının irat biçiminde ödenmesine karar verildiği takdirde, nafaka alacağı kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, mirasçılara geçmez. Alacaklının ölümü anında kendiliğinden sona erer. Alacaklının mirasçıları nafakanın ödenmesini talep edemez. Ancak, ölüm tarihine kadar işlemiş ve tahsil edilmeyen nafaka alacaklarının ödenmesini talep edebilir.

Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi halinde, evlenme ile bakım yükümlülüğü yeni eşe geçeceğinden, yoksulluk nafakası kendiliğinden ortadan kalkar. Nafaka alacaklısının, yoksulluk nafakası takdir edildiği dönemdeki yoksulluğunun kalkarak asgari ücret düzeyinde düzenli  bir gelir elde etmesi veya nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün ortadan kalkması durumunda yoksulluk nafakası mahkeme kararı ile ortadan kaldırır.

Yoksulluk nafakası alan eşin, haysiyetsiz hayat sürmesi halinde de mahkeme kararı ile yoksulluk nafakası kaldırır.

Yoksulluk nafakasını bir diğer sona erme sebebi de zamanaşımıdır. Yoksulluk nafakası toptan veya irat olarak karara bağlandığı takdirde, nafaka alacaklısı, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren on yıl süre ile nafaka yükümlüsünden istemde bulunabilir.


 

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI

Türk Medeni Kanunu´ nun 166.maddesinin 3. fıkrasında evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasının bir türü olarak düzenlenen anlaşmalı boşanma davasının şartları da adı geçen maddede açıklanmıştır. 166. maddenin 3. fıkrası hükmü aşağıdaki gibidir.

“Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.”

Bu şartların hepsinin birlikte gerçekleşmiş olması durumunda evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır ve mahkemece başka bir delil aranmaksızın tarafların boşanmalarına karar verilir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?

Anlaşmalı boşanma davası genellikle oldukça hızlı bir şekilde sonuçlanmaktadır. Taraflar usuli işlemleri ve yukarıda bahsettiğimiz hususları bildikleri ve bunlara uygun davrandıkları takdirde dava bir oturumda sonuçlanabilir. Duruşma için genellikle dava açıldıktan 2 – 3 ay  sonrasına gün verilir ve her şey doğru yapılmışsa bu oturumda dosya karara çıkar. Davanın bir avukat vasıtası ile açılıp takip edilmesi halinde mahkemenin iş yüküne göre dosyanın bir haftada dahi sonuçlanması mümkündür.

Boşanma Kararının Kesinleşmesi:

Boşanma kararı verildikten sonra kararın yazılıp taraflara tebliğ edilmesi ile birlikte 15 günlük temyiz süresi başlar. Tarafların bu süreden ve temyiz hakkından feragat etmeleri, boşanma kararının ( gerekçeli kararın ) yazılmasından sonra mümkündür. Tarafların temyiz hakkından karşılıklı olarak feragati kararın kesinleşmesini çabuklaştırır.

Boşanma Kararının Nüfusa İşlenmesi:

Kesinleşen boşanma kararı, yönetmelik gereği yazı işleri müdürünce, kararı vermiş olan mahkemenin bulunduğu yer nüfus müdürlüğüne gönderilir ve online sistemle Türkiye’ nin her yerinde ve konsolosluklarda kısa sürede görülebilir. Bu sayede yeni nüfus cüzdanı almanız da mümkün olur.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Yetkili Mahkeme:

Anlaşmalı boşanma davasında yetki kesin yetki niteliğinde değildir. Anlaşmalı boşanma davası, tarafları zaten anlaşmış ve yetki konusunda itirazda bulunmayacakları için her yerde açılabilir. Bursa ´ da ikamet eden taraflar isterlerse Bursa´ nın herhangi bir ilçesinde veya İstanbul´da boşanma davası açabilirler. Özellikle avukat vasıtasıyla takip edilecek davalarda, taraf vekilleri müvekkilleri  nerede ikamet ederlerse etsinler, takip kolaylığı açısından, bürolarına en yakın mahkemede boşanma davası açmayı tercih edeceklerdir.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Görevli Mahkeme:

Boşanma davalarına bakmakla görevli olan mahkeme “ aile mahkemesi ” dir. Bu mahkemenin bulunmadığı adliyelerde “ asliye hukuk mahkemeleri ” aile mahkemesi sıfatıyla davalara bakmaktadır.


 

YABANCI ÜLKE VATANDAŞLARININ TÜRKİYE´DE BOŞANMALARI

Her iki eşin de yabancı bir ülke vatandaşı olduğu bir çift Türkiye´de boşanabilir mi?

Eşlerin yerleşim yeri Türkiye´de ise Türk Mahkemelerinde boşanabilirler. Örneğin sürekli yaşamak için Alanya´ya yerleşmiş bir Alman çift Türk Mahkemelerinde boşanma davası açabilir.

Eşlerin yerleşim yeri; Türkiye´de değilse;

5718 sayılı Milletler arası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun´un “Yabancıların kişi hallerine ilişkin bazı davalar” madde başlıklı 42. maddesinde;

“Madde 42 - (1) Türkiye´de yerleşim yeri bulunmayan yabancı hakkında vesayet, kayyımlık, kısıtlılık, gaiplik ve ölmüş sayılma kararları ilgilinin Türkiye´de sakin olduğu yer, sakin değilse mallarının bulunduğu yer mahkemesince verilir.”

Görüleceği üzere maddede sayılanlar çekişmesiz yargı işleridir. Yasa Türkiye´de yerleşim yeri bulunmayan yabancıların Türk Mahkemelerinde çekişmeli yargı davası açmalarını öngörmemiş gibidir. Ancak biz yerleşim yeri Türkiye´de bulunmayan yabancıların Türkiye´de “sakin” olmaları halinde sakin oldukları yer mahkemesinde boşanma davası açabileceklerini düşünüyoruz.

Bu durumda uyuşmazlığa uygulanacak hukuk, aynı yasanın 4. maddesine göre, eşlerin müşterek milli hukukudur. Eşler ayrı ülke vatandaşlığında iseler bu durumda mutad mesken hukuku (yani Türk Hukuku) uygulanacaktır.

Yabancıların taraf olduğu davalarda tebligat gibi sorunlar nedeniyle davalar uzun sürebilmektedir. Tarafların boşanmada anlaşmaları ve her ikisinin de bir avukatla temsil edilmeleri halinde tebligat sorun olmaktan çıkmakta ve dava daha kısa bir sürede sonuçlanmaktadır.


AİLE KONUTUNA ŞERH KOYULMASI

AİLE KONUTU:  Aile konutu, ailenin devamlı olarak ikametine ayrılan konuttur.

Madde 194 – ‘Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.

Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilir.

Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir.

Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.’

Ø  Davaya bakmakla aile mahkemesi görevlidir. (4787 S. K. m. 4, 2. HD. 2003/13150 E. 2003/14945 K.)

Ø  Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. (4721 S.K. m. 194)

Ø  Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilir. (4721 S.K. m. 194)

Ø  Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir. (4721 S.K. m. 194)

Ø  Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur. (4721 S.K. m. 194)

Danıştay 10. Dairesi’nin 13/06/2011 tarih ve 2010/11873 E. sayılı kararı ile Tapu Sicil Tüzüğü’nün 57. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi ile 11/06/2002 tarih ve 2002/7 sayılı genelgenin “Aile Konutu Şerhi” başlıklı bölümünün 1. maddesinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Yargısal süreç sonucunda mahkeme tarafından aksi yönde bir karar verilinceye kadar, Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Dairesi Başkanlığı’nın, 16.08.2011 tarih ve Aile Konutu Şerhi Hakkında Genelge isimli genelgesi gereğince, malik olmayan eşin talebi ile aile konutu şerhi işlenmesi için mahkeme kararı aranılması gerekmektedir.

Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:

a) Mahkemenin adı.

b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.

c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.

ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.

d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.

e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.

f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.

g) Dayanılan hukuki sebepler.

ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.

h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.

(a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması halinde, hakim davacıya eksikliği tamamlaması için süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde dava açılmamış sayılır.


 

BOŞANMANIN TANINMASI VE TENFİZİ

"Yurtdışında ikamet eden ve evlilik birliğinin devamının mümkün olmaması hasebiyle yaşadıkları ülkede boşanan T.C. vatandaşlarının yurt dışında verilmiş mahkeme kararlarının tanınması ve icra edilebilir hükümlerinin tenfizi istemiyle Türk mahkemeleri nezdinde dava açması gereklidir."

Eğitim, iş, yerleşme gibi nedenlerle günümüzde birçok T.C. vatandaşı yurt dışında ikamet etmektedir ve çeşitli nedenlerle boşanmaktadır. Yurtdışında evlilik birliğini bitirmek başka bir ifade ile boşanmış olmak T.C. vatandaşı olan eşin Türkiye’ deki nüfus kütüğünde herhangi bir değişikliğe yol açmayacaktır. Bu nedenle yurtdışında verilmiş boşanma kararının tanınması ve tenfizi amacıyla Türk mahkemelerinde dava açmak ve yurtdışında verilmiş boşanma kararını Türk mahkemeleri aracılığı ile tabiri caiz ise onaylatmak gerekmektedir. Böylelikle T.C. vatandaşı olan eşin nüfus kütüğünde boşanmış olduğuna değişikliklerin işletilmesi sağlanacaktır.

Yurtdışında ikamet eden ve çeşitli sebeplerle Türkiye’ de kısmen dahi bulunamayacak olan kişilerin yaşadıkları stres ve tereddütleri bir nebze dahi olsa gidermek maksadıyla kaleme almış olduğumuz diğer makalelerimizde izah ettiğimiz üzere boşanan tarafların vekâlet verdikleri takdirde tanıma ve tenfiz davası ile ilgili olarak Türkiye’ ye gelmelerine gerek bulunmamaktadır. Karşılıklı güven ilişkisinin kurulması, müvekkil adayının konuya vakıf bir hukukçuya ulaşması ile mümkün olabilmektedir.

Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere yurtdışında mahkemelerce verilmiş boşanma kararlarının tanınması ve tenfizi davalarında dava sürecini asıl uzatan husus davalının yurtdışında ikamet etmesi nedeniyle yurtdışına tebligatların gönderilmesi ve ilgiliye ulaşması için gereken süresinin beklenmesidir. Bu sorunun çözümü ancak tarafların her ikisinin de Türkiye’ den birer avukata vekâlet vermesi ile mümkündür. Böylelikle yurtdışına tebligat yapılmasına gerek kalmayacaktır.

Tanıma-tenfiz davasının ne işe yaradığı, tanıma-tenfiz davasının genel özellikleri, tanıma-tenfiz davası açılmaksızın yurtdışında boşanmış kişinin tekrar evlenip evlenemeyeceği, tanıma-tenfiz davasının neden hemen açılması gerektiği, tanıma-tenfiz davasında duruşmaya gelme zorunluluğunun bulunup bulunmadığı, tanıma-tenfiz davası açmak için gerekli evraklar, tanıma-tenfiz davası ile ilgili çalışma sistemimiz ile ilgili olarak merak edilen hususlar için soru-cevap şeklinde kaleme aldığımız ‘’YURTDIŞINDA BOŞANDIM, TÜRKİYE’ DE BOŞANMIŞ SAYILMAZ MIYIM?’’ başlıklı makalemize göz atabilir veya detaylı bilgi için bizimle irtibata geçebilirsiniz.


 

SADAKAT YÜKÜMÜNE AYKIRI DAVRANIŞ MANEVİ TAZMİNAT GEREKTİRİR

Evlilik birliği sürerken eşlerin birbirlerine karşı en önemli yükümlülüklerinden bir tanesi de evlilik süresince sadık olmaktır. Bu yüküm, boşanma davasının açılmasından sonra da sona ermez, eşler hakkında boşanma kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesine kadar devam eder. Peki ama sadakat yükümüne uymamış eş aleyhine manevi tazminata hükmedilmesi gerekir mi?

Bu sorunun cevabı bu günlerde basit gibi gelse de bundan 20-30 yıl önce Yargıtay farklı düşünüyordu. Yargıtay, sadakatsizlik fiilinin, diğer eşin şahsına yönelik bir fiil olmadığı bu nedenle de manevi tazminat gerektirmediği görüşündeydi.

Son 10-15 yıldır Yargıtay bu görüşünü değiştirmiş durumda. Yargıtay, sadakat yükümüne uymadığı tespit olunan bu nedenle kusurlu olduğu boşanma davasında belirlenen eşin, diğer eşin kişiliğini zedelediğini düşüncesinde ve bu nedenle manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini uzun zamandır karara bağlıyor. Yargıtay’ın bu görüşü yerleşmiş ve istikrar kazanmış olsa da yerel mahkemeler bazen aldatılan eşe tazminat vermeyi ihmal edebiliyorlar. Bu durumda Yargıtay yerel mahkemenin kararını bozarak tazminat verilmesi için geri gönderiyor ( Karar için bkz: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2012/11802 K. 2012/17554 T. 25.6.2012)


 

YABANCI ÜLKE VATANDAŞLARININ TÜRKİYE´DE BOŞANMALARI

Her iki eşin de yabancı bir ülke vatandaşı olduğu bir çift Türkiye´de boşanabilir mi?

Bu konuyu birkaç ihtimalde ele almak uygun olacaktır.

Eşlerin yerleşim yeri Türkiye´de ise Türk Mahkemelerinde boşanabilirler. Örneğin sürekli yaşamak için Alanya´ya yerleşmiş bir Alman çift Türk Mahkemelerinde boşanma davası açabilir.

Eşlerin yerleşim yeri; Türkiye´de değilse;

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun´un “Yabancıların kişi hallerine ilişkin bazı davalar” madde başlıklı 42. maddesinde;

“Madde 42 - (1) Türkiye´de yerleşim yeri bulunmayan yabancı hakkında vesayet, kayyımlık, kısıtlılık, gaiplik ve ölmüş sayılma kararları ilgilinin Türkiye´de sakin olduğu yer, sakin değilse mallarının bulunduğu yer mahkemesince verilir.”

Görüleceği üzere maddede sayılanlar çekişmesiz yargı işleridir. Yasa Türkiye´de yerleşim yeri bulunmayan yabancıların Türk Mahkemelerinde çekişmeli yargı davası açmalarını öngörmemiş gibidir. Ancak biz yerleşim yeri Türkiye´de bulunmayan yabancıların Türkiye´de “sakin” olmaları halinde sakin oldukları yer mahkemesinde boşanma davası açabileceklerini düşünüyoruz.

Bu durumda uyuşmazlığa uygulanacak hukuk, aynı yasanın 4. maddesine göre, eşlerin müşterek milli hukukudur. Eşler ayrı ülke vatandaşlığında iseler bu durumda mutad mesken hukuku (yani Türk Hukuku) uygulanacaktır.


EŞİNE APTAL DİYEN KOCA MANEVİ TAZMİNAT DAVASI YARGITAY KARARI

T.C.

YARGITAY 2. Hukuk Dairesi

Esas: 2006/13493 Karar: 2007/1344 Tarih: 07.02.2007

Eşine Aptal Diyen Koca

Boşanma

Manevi Tazminat

KARAR METNİ:

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda  gün ve numarası gösterilen hüküm tazminatlar ve nafaka yönünden temyiz edilmekle evrak okunarak gereği düşünüldü.

1- Dosyadaki yazılarla kararın dayandığı delillerle yasal gerektirici sebepler ve özellikle davacının maddi tazminat isteğinin bulunmamasına, 3.3.2005 günlü oturumda hükmedilen tedbir nafakasının boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar devam edeceğinin tabii bulunmasına göre davacının aşağıdaki bend kapsam dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- Toplanan delillerden davalının birlik görevini yerine getirmediği (TMK. 185/3.m) ve eşine "...aptal mısın niçin... anlamıyorsun..." dediği anlaşılmaktadır.

Türk Medeni Yasasının 174/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylardan tazminat isteyen kadının ağır yada eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O durumda mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK. 4 BK. 42, 43, 44, 49) dikkate alınarak davacı yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Hükmün 2.bentte açıklanan sebeple manevi tazminat yönünde bozulmasına, hükmün bozma kapsamı dışında kalan sair bölümlerin 1.bentte açıklanan nedenle onanmasına, Temyiz peşin harcı yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 tarih  içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi. 07.02.2007 Çarşamba.


 

BOŞANMA DAVASINDA MADDİ MANEVİ TAZMİNAT

Boşanma davası, içinde genellikle boşanmanın fer´ileri denilen tazminat davasını,velayet davasını ve nafaka davasını da barındırır. Bu davalar bazı durumlarda ayrı olarak açılabilirse de genellikle bir boşanma davasının içinde görülüp karara bağlanırlar. Bu nedenle bu yazımızda boşanma davasındaki tazminat taleplerini ele acağız başka yazı veya yazılarımızda ise nafaka ve velayet konularına yer vereceğiz.

Boşanmanın fer´isi niteliğindeki tazminat talepleri Borçlar Kanunun´ nda yer alan haksız fiil tazminatından farklıdır.

Evlilik birliğinin devam etmesi halinde sahip olacağı muhtemel menfaatlerin boşanma nedeniyle kazanılamayacak olması nedeniyle maddi tazminat istenebilir.

Boşanma davası içinde istenen maddi tazminat ve manevi tazminat talepleri için boşanma davası harcından başka harç alınmaz.

Boşanma davası içinde istenen ve karara bağlanan maddi tazminat ve manevi tazminat talepleri için ayrıca avukatlık ücretine hükmedilemez.

Boşanma davası kesinleşmeden, boşanma davası içinde verilmiş olunan maddi tazminat ve manevi tazminat talepleri icraya konulamaz.


 

 

 
Bugün Tekil: 346 Bugün Çoğul: 1023 Dün Tekil: 698 Toplam Tekil: 1584617 Toplam Çoğul: 3933188
        Dataişlem